Orijinalini görmek için tıklayınız : Hz.Mevlana'nın mezar odasının gerçek ve İnanılmaz Olayı


Cem_Alim
17.10.2007, 16:12
O müzenin kapısından içeri girerken, karşıma 'Da Vinci şifresi' gibi esrarengiz bir hikáyenin çıkacağını bilmiyordum.
Bu, bir sanduka ve onun altındaki mezarın hikáyesi.
Ama öyle basit bir hikáye değil.
Hikáye 13'üncü yüzyılda başlıyor ve 1930'da esrarengiz bir aile trajedisine kadar uzanıyor.
Hikáye beni çok etkiledi.
Sizi de etkileyeceğini tahmin ediyorum.

SAF TUTMUŞ SANDUKALAR ARASINDA
Geçen salı günüydü.
Hayatımda ilk defa Konya'ya gitmiştim.
Konya'da Mevlana Müzesi'nin kapısından ilk adımımı attığımda, belki de sadece benim hissettiğim mistik bir rüzgár esti ve beni içine alıp ???ürdü.
Hayatımda hiçbir mekán daha ilk anda beni bu kadar etkilememişti.
İçerden çok hafif bir ney müziği geliyordu.
Sağ tarafta, sanki saf tutmuş sandukaları görüyordum.
Yanımda Mevlana Müzesi Müdür Yardımcısı Dr. Naci Bakırcı vardı.
Mevlana'nın sandukasının önüne gelinceye kadar, mistik bir turistten farklı değildim.
Ancak o sandukanın önünde Dr. Bakırcı'nın anlattığı o müthiş hikáye başladı.
Daha doğrusu, o sandukanın altındaki 'mezar odasının sırrı'...
500 METREYİ SEKİZ SAATTE ALAN CENAZE
Nefesimi kestim ve onu dinledim.
İşte ondan dinlediklerim.
Anlatldığına göre her şey 1273'te Konya'da kaldırılan bir cenazeden sonra başladı.
Mevlana Celaleddin-i Rumi, 17 Aralık 1273 günü vefat ediyor.
Cenzesine yüzbinlerce insan katılmış. Naaşı, İplikçi Camii'nden, 500 metre ilerdeki bu türbeye 8 saatte getirilebilmiş.
Müslümanlar Mevlana'nın naaşını defnedebilmek için gayrimüslimlerin cenaze cemaatinden çıkmasını istemiş. Ancak onlar, 'Bize İsa'yı da Musa'yı da Mevlana öğretti' diyerek bunu reddetmişler.
Mevlana'nın kabrinin altına bir 'mezar odası' bulunuyor.

MEZAR ODASINA 700 YILDA 1 KİŞİ İNDİ

Eski Türklerde mezarların altına Farsça 'zir-i zemin' yani 'zeminin altı' denilen bir mezar odası yapılırmış.
Mevlana'nın naaşı da böyle 4 metrelik bir mezar odasına konmuş.
Ancak o tarihten bu yana mezar odasına kimse inmemiş.
Sadece bir kişi hariç.
Rivayte göre Sultan Dördüncü Murad, Mevlana'nın türbesini ziyarete geldiğinde, mezar odasının içinde ne olduğunu çok merak etmiş ve bu odaya girmek istemiş.
Ancak dönemin Mevlevi büyükleri, buna kesinlikle karşı çıkmış ve girmesini engellemişler.
Bunun üzerine Sultan, elindeki tespihi, ağzı açık odanın içine atmış.
Veya düşürmüş.
Bu tespihi almak üzere 7 yaşında bir kız çocuğu mezar odasına indirilmiş.
Bilinen tek şey, odanın iki tarafından aşağı doğru merdivenlerin indiğiymiş.
Kız çocuğu mezara inip çıktıktan sonra dili tutulmuş.
Dr. Naci Bakırcı, 'Çocuğun dilinin neden tutulduğu hálá bilinmiyor' diyor.

KÜÇÜK KIZ MEZAR ODASINDA NE GÖRMÜŞTÜ
İşte bu olaydan sonra 'mezar odasının sırrı' iyice merak edilmeye başlanmış.
Acaba kız çocuğu orada ne görmüştü de dili tutulmuştu?
Bir iddiaya göre, oda çok karanlık olduğu için çocuk çok korkmuş ve geçirdiği travmadan dolayı dili tutulmuştu.
Ancak bir başka iddia daha var ki, o 'mezar odasının sırrını' daha da koyulaştırıyordu.
Selçuklu Türkleri o tarihte mumyalama tekniğini biliyorlarmış. Fatih Sultan Mehmed dahil 7 padişahın naaşı mumyalanmış.
Mevlana'nın naaşı da mumyalandığı için muhtemelen öyle duruyordu.
Kız çocuğu orada yatan Mevlana'yı görünce bu hale gelmiş olabilirdi.
Bu olay dönemin önde gelen Mevlevilerini harekete geçiriyor ve 1640 yılında mezar odasının ağzı tuğlayla örülüp üzeri kurşunla kaplanıyor.
O tarihten sonra mezar odasının ağzındaki kurşun hiçbir zaman kaldırılmadı.
Mezar odası, sırlarıyla birlikte belki de ebediyete kadar sessizliğe gömüldü.
1930'LU YILLARDA MÜZE MÜDÜRÜNÜN ODASINDA
Ancak odanın hikáyesi burada bitmiyor.
Aradan 300 yıl geçtikten sonra, Mısır'daki piramit sırlarına benzeyen bir dizi olay daha yaşanacaktı.
Bu olayın iki tanığı vardı.
Biri olayı yaşayan Yusuf Akyurt isimli biri.
Öteki de onun yaşadığını Murat Bardakçı'ya anlatan Abdülbaki Gölpınarlı Hoca.
1930'lu yılların güzel bir gününde, Mevlana Müzesi'nin Müdürü Yusuf Akyurt odasında tek başına otururken, aklına sandukanın altındaki mezar odası gelir.
İçinden 'Acaba şu odaya bir girsem de içinde ne olduğunu görsem' diye geçirir.
Ancak tepki çekeceğini düşündüğü için kararsızdır.

O AN KAPI ÇALINDI YAŞLI ADAM GİRDİ

Tam o esnada kapı çalınır ve içeri, müzenin yaşlı odacısı girer.
Bu Yaşlı adam aslında, Mevlevi dedesidir. Cumhuriyetin ilanından sonra tekke ve zaviyeler kapandığı için müzeye çevrilen türbede odacı olarak çalışmayı kabul etmiştir.
Yaşlı Mevlevi dedesi saygılı bir şekilde içeri girer ve Yusuf Akyurt'un tüylerini diken diken eden şu cümleyi söyler
'Sakın oraya inmeyi düşünmeyin...'
Ancak bu şaşkınlık, müdürü kararından vazgeçirmez. Mezara inmek üzere kurşunla kaplı kapağın önüne gelir.
Halıyı kaldırır. Tam kapağı açmak üzereyken, bir adam haykırarak içeri girer:
'Müdür bey, yetiş evin yanıyor...'
Yusuf Akyurt gelinceye kadar evi kül olmuştur.
İşte tam o sırada eline bir telgraf tutuşturulur.
Müze müdürü başka bir yere tayin edilmiştir.

KONYA-ANKARA YOLUNDAKİ KAZA
Konya-Ankara yolu o gün çok ıssızdı.
Gün batmış, alacakaranlık etrafa hákim olmaya başlamıştı.
Uzaktan gelen kamyonun farları, henüz tam karanlık hale gelmemiş ufukta cılız iki nokta gibi duruyordu.
Şoförün yanında kapıya dayanmış şekilde oturan çocuk kimbilir hangi hayallere dalmıştı.
Kamyon bir kavise girdiği sırada kapı aniden açılır ve çocuk alacakaranlığın içinde kaybolur.
Kamyon durup, içindeki iki adam kapıdan uçan çocuğa ulaştıklarında iş işten geçmiştir.
ÇOcuk öteki dünyaya göçmüştür.
Çocuğun başında duran ikinci adam, başı ellerinin arasında hüngür hüngür ağlamaktadır.
O adam, Konya'dan tayini çıkan Müze Müdürü Yusuf Akyurt'tur.
Kimine göre, mezar odasının sırrı, onu hálá takip etmektedir.

MEZARIN BAŞINDA SÖYLENEN SON SÖZLER
Yusuf Akyurt oğlunun cenazesini alıp Konya'ya döner. Cenaze töreninden sonra doğruca Mevlana Müzesi'ne gider ve sandukanın başında ellerini açıp haykırmaya başlar:
'Yetmedi mi? Affet artık...'
Bütün bunlar neydi? Efsane mi? Gerçek mi?
Küçük kızın dili niye tutulmuştu? Yaşlı odacı, müdürün kafasından geçen düşünceyi nasıl anlamıştı?
Bunların cevabı yok.
Ben bunları anlatan insanlardan dinledim.
Bildiğimiz tek şey var. Mezar odası 731 yıldan bu yana sırrını muhafaza ediyor.
Umarım bundan sonra da muhafaza etmeye devam eder.
Çünkü bilinmezliğin yarattığı bazı mistik duygulara ebediyen ihtiyacımız olacak.
Çünkü hepimizin içinde, sadece kendimize ait sırların saklandığı küçücük odalar var.
Üzerleri kurşunla kaplı küçücük odalar...

Cem_Alim
17.10.2007, 16:14
yazıyı okuyunca cok etkilendim ne kadar doğru bilemem ama siizinle paylaşmak istedim

barısyıldırım
17.10.2007, 18:41
SIRRI SIR EDENİN DEMİNE HÜÜ!

devrim69
17.10.2007, 19:13
İnsanlar,nedense böyle mistik hikayelere hep inanmışlardır ve hala inanmaya devam ediyorlar.Buna benzer hikayeler o kadar çoktur ki...bu tür söylencelerle kafamızı meşgul edeceğimize dünyadaki ve ülkemizdeki gerçeklerle meşgul olmak daha faydalı olur diye düşünüyorum

alenya
17.10.2007, 19:14
Bütün bunlar neydi? Efsane mi? Gerçek mi?
Küçük kızın dili niye tutulmuştu? Yaşlı odacı, müdürün kafasından geçen düşünceyi nasıl anlamıştı?
Bunların cevabı yok.




paylaşım için teşekkürler.soruların mantıklı bi cevabı var aslında.7 yaşında küçük bi çocuk ki o dönemlerde olduğunu düşünürsek.odaya bi şekilde indirilmiş karanlık olması belki orda sandukayı görmesi çocukta bi tavma meydana getirmiş ve çocuk buna bağlı konuşma yeteneğini kaybetmiş olabilir. yaşlı odacıya gelince bu hikayenin etkisiyle müdürün yetkilerini kullanarak o odaya girebileceğini tahmin etmiştir.yasaklar ilgi çeker.özellikle mistik fenomenler olunca bı ilgi ikiye katlanır.
aslında bu anlamdada bazı şeylerin böyle kalmasıda gerekir.önemli olan mevlananın mezar odasını görmek değil mevlana öğretisindeki insaniyeti ve hoşgürüyü yaşamak ve yaşatmaktır.

vitamin
17.10.2007, 20:01
daha öncede okumuştum bu tür şeyler inandırıcı gelmesede birçoğumuza ,dolaylı yönden insana etki eden şeylerdir
tutankamonun mezarını açan gören orda olan herkes çeşitli sebeplerden dolayı ölmüştü rastlantısal olamaz

İliryali
18.10.2007, 18:10
Değerli Canlar;

Bu tür “hikaye”leri dillendirenlerin mantığını anlamakta güçlük çekiyorum. Öveyim derken, yeriyorlar mı? Yani, “kaş yapayım derken, göz mü çıkarıyorlar?”

“Hikaye” okunduğundan zavallı adamın başına gelenler içler acısı. Bunu yapan, daha doğrusu vesile olan “hoşgörü ve sevgi dolu” olduğu iddia edilenen Mevlana. Vesile olan diyorum, çünkü Mevlana’yı korumak için bunlar Allah tarafından gerçekleştiriliyor.

“Hikaye”de yaşlı “derviş”in kalbine “mezarı açmayı” düşündüğünü malum eden, zavallı adamın niye kalbine malum etmiyor?
O adamın kalbi “mühürlenenlerden” olduğunu varsaysak, adam “kurşun kapağı” açsa altında “tuğla ile örülmüş duvar” çıkacak, duvarı kırmaya çalışsa (balyozla) etraftan diğer görevliler gelecek, adamı engelleyecekler.
Ama hikaye o zaman bu kadar gizemli olmayacak tabi ki. Adamın “evinin yanması”, “tayin edilmesi” oradan uzaklaştırılması gerekli. Bunlar da oluyor.
Bunlarda zavallı adamcağızın yaptığını anlamasına yeterli.. Ama iş bununla da kalmıyor. Adam belki de uzun yıllar veya hiç dönmemek üzere Konya’dan gitmesine rağmen, yolda “tamamen kül olan evinden” kurtarabildiği “bir kamyon dolusu eşya” ile bir “çocuğunu” yanına alarak yola çıkıyor. “Kamyonun kapısı açılıyor….çocuk düşüp ölüyor”. Oğlunun “cenazesi” ile geri dönüp, Mevlana’dan “af diliyor”. Dilenen “af’ın” kabul edilip, edilmediği de belli değil, hikaye burada bitiyor.

“Hoşgörü ve sevgi dolu” Mevlana, “evinin yanması” “başka yere tayin edilmesi” gibi cezalarla yetinmeyip, suçu “TEŞEBBÜS SAFHASINDA KALAN ve KALACAK OLAN” bir adama, nasıl oluyor da acıların en büyüğü EVLAT ACISI ile cezalandırıyor veya cezalandırılmasına vesile oluyor. Bu nasıl bir intikam duygusudur. Bu nasıl “sevgi ve hoşgörü”dür.

Burada açıkça Tanrı’yı ve Mevlana’yı acımasız ve intikam ateşi ile yananlar olarak göstermekten başka bir anlam yüklenmiyor. Burada Mevlana’yı yüceltmek adına, intikamcı ve acımasız, intikam için (veya ders vermek için), küçücük bir çocuğun katili konumuna düşürülüyor. Mevlana’yı “yüceltmek” adına Allah’ta suç ortağı yapılıp “küfür” ediliyor.

Başta da belirttiğim gibi, bu hikayeyi dillendirenleri anlamak gerçekten güç.


Saygılarımla..

sausen
18.10.2007, 19:07
Merhaba,

Bence bu mistikliğin devam etmesi gerekir.
Bir şeyde kapalı kalsın...

Saygılarımla...