Orijinalini görmek için tıklayınız : Hücre-revir-hastane üçgeni
spartacus 29.10.2007, 21:15 F tipler ülkemizin kanayan yarası olduğunu dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık. F tiplerindeki devrimci tutsakların yaşadıklarını bir nebze anlayabilmek adına Sincan F tipinde tutuklu bulunan Yaşar İnce ile yapılan röportajı sizlerle paylaşmak istiyorum.
- Şu an sağlığınız nasıl?
- Esasta Hepatit B’den kaynaklanan bazı rahatsızlıklarla mücadele ediyorum. Haziran başında yapılan tetkiklerde karaciğerde enfeksiyon oluştuğu ortaya çıkmıştı. Enfeksiyona neden olan HBV’nin oldukça yüksek seyreden değerlerini düşürmek için bir ilaç verildi. Aylık olarak kontrole gidiyorum. Şu ana kadar ilacın olumlu bir etkisi oluşmadı. Değerler hala çok yüksek.
Ayrıca, var olan başka rahatsızlıklarımın yarattığı olumsuzluklarla birlikte, hem Hepatit’in etkilerini, hem de Hepatit için kullandığım ilacın yan etkilerini yaşıyorum. Halsizlik, bitkinlik, baş-karın ağrıları, zaman zaman ishal gibi yan etkileri var. Okumak-yazmak ve düşünsel anlamda üretimde bulunmak gibi yaşamımızın en temel uğraşlarından bile uzak kalıyorum. Büyük bölümünü yatakta geçirmek zorunda kaldığım günler çok.
- Hastalığınızın bu kadar boyutlanmasına neden kaldığınız F tipi hapishane. Burada uygulanan politikalar hakkında neler söylemek istersiniz.
- Asıl meselemiz bu zaten. Belki hasta olan tutsaklar olarak bazı sorunlarla daha fazla yüz yüze geliyoruz ama, sorun köklü. Faşizm 19 Aralık katliamıyla asıl niyetini açık etmişti. Devamı da olmalıydı bunun. 19 Aralık, zamana yayılmış biçimde, sessizce, parça parça sürdürülmeliydi. Bu da F tipi ve uygulamalarıyla yapılmaya çalışılıyor. Amaç teslim almak ya da imha etmek. İmha etmenin de birçok yolunu kullanıyor. En belli başlılarından biri “sessiz imha”dır.
Böyle bir politikanın egemen olduğu yerde, hasta mahkumların tedavisi mümkün mü? Elbette ki hayır. Baştan, bir şekilde ortadan kaldırılması gerekenler olarak görülmekteyiz. En son Sincan Kadın Hapishanesinde Nevin arkadaşın yaşadıkları somut ve sıcak bir örnektir.
- Verilen yemekler tedavinize uygun mu?
- Sağlıklı bir insan bile hapishane yemekleriyle bir süre sonra erozyona uğrar. Tedbir almayanlar için sonuçlar iç açıcı olmaz. Aşırı yağlı, salçalı, acılı yemekler veriliyor. Çoğunlukla da hiçbir besleyiciliği olmayan yemekler. Bunlar hapishanede hastalıklara davetiye çıkartıyorlar. Bu çerçevede bir sürü girişimde bulunduk, mücadelesini verdik. Ama ciddi hiçbir adım atılmadı. F tipleri öncesi, ailelerimizin getirdikleri ve dışarıdan aldırabildiğimiz yiyecekler oluyordu. Ama F tipleriyle birlikte “güvenlik” vb. denilerek bu da “yasaklandı”. Güvenlik bahane, işin kılıfı. Beslenme politikalarının yaratacaklarını, sonuçlarını gayet iyi biliyorlar. Tutsakları çürütmenin bu etkili yoluna oynuyorlar.
- Siz hastane revirinde de kaldınız, orayı anlatır mısınız biraz.
- Revir, hastanın tedavisi amaçlı kullanılan bir yerden ziyade, hapishanenin tredman mantığının hüküm sürdüğü bir alan. Revire gelen “doktor” hekimliğini bir giysi gibi dışarıda bırakarak geliyor. Hastayı dinleme, anlama gibi bir zahmete dahi girmiyor. Zindan havasını içine çektiği, idarece yönlendirilip, kimi zaman da baskıya uğradığı, kiminde zindancı kafası olduğu için mahkumun da hasta olabileceğini göz önünde bulundurmuyor. Bunlar bilinçli yaklaşımlar. Sistemin bütünlüklü çalışmasını sağlayan dişlileridir.
- Hastaneye gidişlerde ne gibi sıkıntılar yaşıyorsunuz?
- F tipi zindan gerçekliğini, uygulamalarını zindan dışına çıkıldığında da yaşatmak istiyorlar. Mahkeme, hastane gibi yerlere götürülürken yapılanlar buna göre şekillendiriliyor. Ringler hücrelere bölünmüştür. 6 kişilik, 3 kişilik gibi. Her hücrede de kamera vardır. Kelepçeler, kilitli kapılar, ringin içinde-dışında onlarca asker bulunmasına rağmen “güvenlik” bahanesiyle konmuştur bu kameralar. Açık ki yapılanın “güvenlikle” hiçbir alakası yoktur. Her yerde, her mekanda egemenliğinin, gözünün, denetiminin olduğunu hissettirmek, sürekli izleniyor olmanın insan psikolojisi üzerinde yarattığı yıkıcı etkileri yaşatmaktır amaç. İnsan onuru, kimliğiyle bağdaşmayan bir uygulamadır dayatılan. Bizler de bu uygulamayı kabul etmiyoruz, tavır alıyoruz. Ringin kameralı olduğu bilgisini öğrenebilsek, kameralı ringle sevke karşı olduğumuzu anlatıp, kameralı ringe kendi isteğimizle binmeyeceğimizi belirtiyoruz. Mahkemeye götürülme ise söz konusu olan, tekmeler, yumruklar eşliğinde saldırarak, zorla bindiriyorlar ringe. Biz de direniyoruz. Zorla bindirildikten sonra da kameraları selpak veya elimizle kapatıyoruz.
- Tüm bu rahatsızlıklarınızın hastanede gerçek bir tedavisinin yapılıp yapılmadığınıza değinir misiniz?
- Biz devrimci tutsaklara “özel” muamele hastanelerde de devam ettiriliyor. Her adımda “terörist” muamelesine tabi tutulmaktayız. Basit gibi görülebilir ama normalde muayene odasına girdiğimizde kelepçeler açılmalıyken, askerin açmayıp, sessiz kalması doktor için başlangıç noktası oluyor. Güvenlik sorunu varmışçasına bir ruh haline giren doktor, kelepçeleri açtırmaya ya hiç yanaşmıyor ya da uzun bir ikna çabası sonrası korkarak “açın” diyor. Tabi bu hali bile, bizden kurtulmak için baştan savmacı yaklaşımlara sebep oluyor. Çok kaba bir muayene ile geçiştirirler.
Zaten hastaneye yatmış olmanıza rağmen doktor ilgisine mazhar olamazsınız. Muayenelerde yaşananlar, aynen devam eder. Mahkum koğuşu ise hasta olman gerçekliği üzerine biçimlendirilmiş bir yer değildir. Mahkum için gerekli zindan koşulları oluşturulur, onun içinde biraz hastane havası serpiştirilir. Mahkum koğuşu denen yer budur.
Örneğin bir hastanede normal koşullarda hijyen sorununun olmaması gerekir. Oysa kaldığımız yerin adından anlaşılıyor: Mahkum Koğuşu. Yani mahkum bölümü, hastanesi bile denmez. Onun için ya, hastanenin bir bölümünde zemin kata yapılmış bir yerdir.
- Bu koşullarda tedavi olmanız konusu gündeme geliyor, akla takılıyor. Ne diyorsunuz, böyle bir imkan var mı?
- Kronik hastalığı olan birçok mahkum-tutsak var. Kronik ve ciddi hastalıkların mevcut zeminde ve uygulamalar çerçevesinde tedavi imkanı bulunmuyor. Sistemli ve sürekli tedavi-bakıma ihtiyaç duyan çok sayıda arkadaşımız var. Bunun için de yapılması gereken, böylesi hastaların çıkarılmasıdır. Aksi takdirde bu şartlarda tedavileri, iyileşmeleri, yaşamlarını sürdürmeleri mümkün değil.
- Son olarak okuyucularımıza ya da gazetemiz aracılığıyla kamuoyuna söylemek istediğiniz bir şey var mı?
- Burada yaşananların halkımıza taşınması çok önemlidir. Ve yaşananları biraz olsun yansıtabilmişsem, bundan mutluluk duyarım. Sonuç olarak birkaç şey söyleyeyim. Yaşadıklarımız, karşılaştığımız uygulamalar esas olarak yıldırmayı, pes ettirmeyi hedefliyor. “Boşa uğraştığın” düşüncesi yaratılmak isteniyor. Zamanla direnme gücünü kırarak, artık hastaneye gitmeme noktasına getirmeye çabalıyorlar. Biz devrimci kimliğimiz ve irademizle, her şeye rağmen direnme gücümüzü koruyoruz elbette ki. Tedavi olmabilme süreci bir irade savaşına dönüştürülmüş durumda. Hastalıkla savaşmak bir yanı, uygulamalarla savaşmak diğer yanı.
Bizim faşizmle savaşmaktan sakındığımızı, çekindiğimizi gören olmamıştır. Binlerce şehit verdik, bir tanesi de biz olmaktan onur duyarız. Önemli olan hem devrim mücadelesinin, hem de F tipi zindanlara karşı mücadelenin sürdürülmesidir. Bunun için hayatımıza, insan olma onurumuza kasteden her şeye karşı durmak, mücadele etmek, daha fazla özveri, çaba ve katılımda bulunmak gerekiyor.
İşçi Köylü Gazetesi
spartacus 29.10.2007, 23:06 Faşizm halkımızın üzerine bir karabasan gibi çökmüş. Halkımız faşizmin azgın, gerici ve ırçkı propagandasıyla adeta dumura uğratılmış durumda. Geniş halk yığınları yoksulluk ve zenginliğe bağlı ezen-ezilen sorununu unutmuş faşizm tarafından manüpüle edilen şöven dalganın istikametinde sürüklenmektedir. Bunda hiç kuşku yokki 19 Aralık katliamının etkisi büyüktür. Çünkü sokaklara hakim olmanın yolu devrimci muhalefeti bastırmak ve yok etmek olarak adlandırıyordu faşist Ecevit hükümeti. 19-22 Aralık katliamı adeta Nazi almanyası dönemindeki süreci hatırlatıyordu bana. Bu dönemde toplumsal sorunlara karşı duyarsızlığı en iyi anlatan birine sözü bırakayım:
Rahip Niedermeyer Nazi Almanyası’nda yaşadıklarını şöyle anlatır:
"Hitler iktidara geldi. Önce Yahudileri götürdüler, ben sustum, hepimiz sustuk... Karşı çıkamadık.Sonra komünistleri götürdüler. Biz yine sustuk karşı çıkamadık. Sosyal demokratlar, demokratları götürdüler yine sustum. Hıristiyan demokratları götürdüler yine sustum. Ben bir din adamıydım, politikayla ilgilenmiyordum, karşı çıkamadım. En sonunda beni götürmek için geldiler... Kimse karşı çıkmadı... Çünkü, karşı çıkacak kimse kalmamıştı!..."
19-22 Aralık katliamı yaşandığında içerde bulunan yurtsever tutsaklar aynen rahip Niedermeyer yaptığı gibi devrimcileri ve komünistleri yalnız bıraktılar. Bugün korkunç bir şövenizm dalgasıyla kürtler alışılagelmiş faşizan-ırkçı saldırılara maruz kalıyor ve toplumun öteki kesimi suskun. Bu suskunluk devam ederse yarın yeni Sivas'lar, Maraş'lar, Gazi'ler yaşandığında tepki verecek toplumun dinamiği kalmayacaktır.
Devrimci tutsakların sesine kulak verelim.
devrim69 29.10.2007, 23:24 Bu sesisizliğimiz devam ederse biz diye bir şey kalmıyacak çok haklısın.F tipi cezaevi konusu bu forumda tartışıldı ve bir çok üye paşalar gibi yaşıyorlar dedi.Medyanın o cezaevlerini saray gibi göstermesinden sonra oradaki mahkumlarda paşa oluyor doğal olarak.Ne acıki bizler hala susuyoruz.Umudunu kaybetme demiştin spartaküs ama kalmadı bende hiç umut
spartacus 30.10.2007, 00:06 http://www.youtube.com/watch?v=y-MvWF7TBO4&eurl=http://www.sosyalistforum.org/showthread.php?t=840
selam
Bizden sonra doganlara
Gercekten karanlik günlerde yasiyorum
Dogru söz delilik.Düz alin
Kaniti vurdumduymazin.Gülen ki
Korkunc haberi
Henüz almamis.
Ne günlerde kaldik ki
neredeyse suctur agac üzerine bir konusma...
icerir cünkü susmayi bunca kötülük üstüne!
Orda agirdan caddeye gecen
Erisilmez mi dara düsen
Arkadaslari icin?
Dogrudur.Gecimimi sagliyorum daha
ama inanin:bu bir rastlanti yalniz.Yaptigim
hicbir is doyma hakkini vermiyor bana...
Rasgele korunmusum (Talihim dönüverse,Yokum)
Bana diyorlar ki ye ic! Bak keyfine!
Nasil yer icerim,kaparsam
Yiyecegimi bir acin elinden ve
Bardaktaki suyum bir susuzda yoksa?
Ve yiyip iciyorum gene de........
Isterdim bilge olmak
Eski kitaplarda yazili nedir bilge....
Kavga disi kalmak dünyada ve kisa yasamimi
Korkusuz gecirmek...
Zora basvrumadan edebilmek
Kötülügü iyilikle karsilik vermek
Isteklerine ermeyip,unutmak
Isi bilgenin....
YApamam bütün bunlari:
Gercekten,Karanlik günlerde yasiyorum!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Bertold Brecht-Nazi dönemleri .....
Saygilar
Canan
devrim69 30.10.2007, 00:32 Bermuda şeytan üçgeni gibi.
hani türkiye'deki f tipleri dünya standartlarındaydı? hani f tipleri otel odaları gibiydi...
f tiplerinde kalan özgürlük mahkumları, çakıcı veya onun gibi oligarşinin maşaları durumundaki insanlar gibi buzdolaplı, televizyonlu oldalarda kalmıyor!!!
Merhaba,
Bu ülkenin en büyük ayıbıdır F Tipleri...
Ve insanlar hala bu gerçeği görmekten kaçmaya devam ediyor...
Halkım artık haykır acını...
Yoksa bu sessizlik seninde tecritin olacaktır...
Sağolasın Spartacus....
Saygılarımla...
anti-fasist 31.10.2007, 01:02 Hepatit B bulaşıcı bir hastalıktır.O yüzden o kişinin kalabalık yerlerde bulunması sakıncalı ama ben F tiplerine karşı değilim tabiki koşulları bu şekilde olmamalı eskiden baktığımızda nasıldı??
Birisi sıradan bir şeyden hapse giriyordu sonra dışarıya pkk militanı olarak çıkıyordu.Bunu asıl istemeyenler pkk lılar çünkü içerde çrgütlenmeleri çöktü.
Gerçek devrimciler için ise gerçekten çok üzülüyorum.Ama faşist ve etnik milliyetçilerin üzrene neon gazı vermek lazım!!
sivaslı_sevda 31.10.2007, 01:30 Şuan sincan F tipi cezaevinde yatan eniştemin geçen hafta yazdıgı son mektubundan ( iyi olmaya çalışıyoruz burası malum pis bunaltıcı ve hastalık saçıcı 10 gündür müthiş bi basagrısı çekiyorum hani sana geçen bi can yoldaşım var diye bahsetmiştim ya cengiz çok fena agırlaşmıştı 2 aydır. Sevki çıktı sürdüler dün kırsehire ) diye devam ediyor. F tipi cezaevlerine avrupa standartlarına uygun yapıldı ulucanlara benzemiyor lüx ve konforlu deniyordu değilmiş demekki orada yaşam zor. Allah yardımcıları olsun çok zor bi durum güzel bi konuya değinmişsiniz teşekkürler ...
devrim69 31.10.2007, 10:36 Hepatit B bulaşıcı bir hastalıktır.O yüzden o kişinin kalabalık yerlerde bulunması sakıncalı ama ben F tiplerine karşı değilim tabiki koşulları bu şekilde olmamalı eskiden baktığımızda nasıldı??
Birisi sıradan bir şeyden hapse giriyordu sonra dışarıya pkk militanı olarak çıkıyordu.Bunu asıl istemeyenler pkk lılar çünkü içerde çrgütlenmeleri çöktü.
Gerçek devrimciler için ise gerçekten çok üzülüyorum.Ama faşist ve etnik milliyetçilerin üzrene neon gazı vermek lazım!!
Nickin anti faşist ama söylemlerin hiç öyle değil
spartacus 31.10.2007, 14:47 Hepatit B bulaşıcı bir hastalıktır.O yüzden o kişinin kalabalık yerlerde bulunması sakıncalı ama ben F tiplerine karşı değilim tabiki koşulları bu şekilde olmamalı eskiden baktığımızda nasıldı??
Birisi sıradan bir şeyden hapse giriyordu sonra dışarıya pkk militanı olarak çıkıyordu.Bunu asıl istemeyenler pkk lılar çünkü içerde çrgütlenmeleri çöktü.
Gerçek devrimciler için ise gerçekten çok üzülüyorum.Ama faşist ve etnik milliyetçilerin üzrene neon gazı vermek lazım!!
Sizin yazılarınızı takip etmekteyim. Malesef sizin anti faşist olduğunuz bir hayli muamma. Şekere bulamış bir zehirli fikirleriniz anti faşist olmadığınızın kanıtıdır.
Faşist dahi olsanız sizde tutsak düşerseniz (olmaz ya hücreye konulduğunuzda) sizin yaşama hakkınızı sonuna kadar savunacağım. Fikirleri, suçları ve yaptıkları ne olursa olsun, hiç bir tutuklu ve hükümlünün üzerine neon gazı atılması tasvip edilemez.
anti-fasist 01.11.2007, 00:49 Tabiki bu da bir fikir ancak şerden ve beladan onu yok ederek kurtulursunuz şimdi bana böyle özgürlükçü konuşmalar falan yapmayın eşit özgür bir dünya için devrim şehitlerimiz öldüler tabiki öldürdüler de..
Ben de hiç kimsenin ölmesini öldürülmesini istemem!!
Ancak bunun başka türlü bir yolunu biliyorsanız bana onu anlatın sizden rica ediyorum..
Türkiye de şu anki sorun gerçek sosyalizmin bilinmemesidir.
Sosyalizm sınıf mücadelesidir.Kürt halkının bağımsızlığı falan için mücadele etmek solculuk asla değildir.
Ha MHP ha DTP ikiside aynı şey benim için ve bunlar benim düşmanlarım!!
Ben insanım derim onlar milliyetlerini söylerler bu iki kere iki dört le aynı şeydir!!Yani nesnel gerçekliktir.
Madem bu Ahmet Türk solcu o zaman Mardindeki 80.000 dönüm arazisini halka dağıtsa ya???
Benim için öldürülen ki öldürülmesi gerekiyordu Özdemir sabancı nasılsa Ahmet Türk de aynıdır.İkisi de ağa dır ikiside patrondur ikiside halkı sömürür!!!
Sosyalizm zengin-fakir mücadelesidir.Kürt-Türk mücadelesi değildir.
spartacus 01.11.2007, 00:54 Tabiki bu da bir fikir ancak şerden ve beladan onu yok ederek kurtulursunuz şimdi bana böyle özgürlükçü konuşmalar falan yapmayın eşit özgür bir dünya için devrim şehitlerimiz öldüler tabiki öldürdüler de..
Ben de hiç kimsenin ölmesini öldürülmesini istemem!!
Ancak bunun başka türlü bir yolunu biliyorsanız bana onu anlatın sizden rica ediyorum..
Türkiye de şu anki sorun gerçek sosyalizmin bilinmemesidir.
Sosyalizm sınıf mücadelesidir.Kürt halkının bağımsızlığı falan için mücadele etmek solculuk asla değildir.
Ha MHP ha DTP ikiside aynı şey benim için ve bunlar benim düşmanlarım!!
Ben insanım derim onlar milliyetlerini söylerler bu iki kere iki dört le aynı şeydir!!Yani nesnel gerçekliktir.
Madem bu Ahmet Türk solcu o zaman Mardindeki 80.000 dönüm arazisini halka dağıtsa ya???
Benim için öldürülen ki öldürülmesi gerekiyordu Özdemir sabancı nasılsa Ahmet Türk de aynıdır.İkisi de ağa dır ikiside patrondur ikiside halkı sömürür!!!
Sosyalizm zengin-fakir mücadelesidir.Kürt-Türk mücadelesi değildir.
Öncelikle konumuzla kürt meselesi arasında bir bağ kurmuş değilim.
Ancak size kısa da olsa cevap vermek isterim.
Lenin derki, hiç bir ulus başka bir ulus ezilirken özgür olamaz. Yani Türk ulusu kürt ulusu ezildikçe hiç birisinin özgürlüğünden bahs edilemez. Sınıf bilinçli proleterya meseleye bu temelde yaklaşır.
Ve Türk, Kürt emekçilerinin ortak kurtuluşu demokratik halk devrimindedir.
Neyse konumuz bu olmadığı için F tiplerine geri dönsek iyi olur.
Serhatlı 01.11.2007, 01:03 Tabiki bu da bir fikir ancak şerden ve beladan onu yok ederek kurtulursunuz şimdi bana böyle özgürlükçü konuşmalar falan yapmayın eşit özgür bir dünya için devrim şehitlerimiz öldüler tabiki öldürdüler de..
Ben de hiç kimsenin ölmesini öldürülmesini istemem!!
Ancak bunun başka türlü bir yolunu biliyorsanız bana onu anlatın sizden rica ediyorum..
Türkiye de şu anki sorun gerçek sosyalizmin bilinmemesidir.
Sosyalizm sınıf mücadelesidir.Kürt halkının bağımsızlığı falan için mücadele etmek solculuk asla değildir.
Ha MHP ha DTP ikiside aynı şey benim için ve bunlar benim düşmanlarım!!
Ben insanım derim onlar milliyetlerini söylerler bu iki kere iki dört le aynı şeydir!!Yani nesnel gerçekliktir.
Madem bu Ahmet Türk solcu o zaman Mardindeki 80.000 dönüm arazisini halka dağıtsa ya???
Benim için öldürülen ki öldürülmesi gerekiyordu Özdemir sabancı nasılsa Ahmet Türk de aynıdır.İkisi de ağa dır ikiside patrondur ikiside halkı sömürür!!!
Sosyalizm zengin-fakir mücadelesidir.Kürt-Türk mücadelesi değildir.
Senin bu yazın bir terörle mucadele veya siyasi şube polis inin konuşmasıyla aynı hemen hemen ama az eksik ayrıca Ahmet Türk ün Kıbrıs da kumarhaneleride olduğunu söylendiğini söylememişsin Babasının malımı tek başına onun değil kuzu faşist Aşiretinin
f tipi cezaevleri bence en büyük insanlık ayıbıdır.mahkumuları tamamen yanlızlaştırmayı amaçlamıştır.mahkumların her türlü özgürlüğünü elinden almaya yönelik kokuşmuş uygulamadır.düşünün o mahkumun psikolojisini?ruhi dengesi alt üst olur dakikalar saat gibi yıl gibi gecer.bu en büyük işkence değilmidir?bence en büyük suç budur.niye bu tecrit?niye f tipi gibi?bu ülkede 5 yıldızlı oteller gibi koğuşlarda yatmak için siyah takım elbiselilerden,racon kesenlerden,sermaye hizmetcilerinden olmak gerekiyor.f tipi cezaevine gitmemek için ölüm orucu eyleminde ve 'hayata dönüş 'operasyonunda hayatını kaybedenleride rahmetle anıyorum.
spartacus 02.11.2007, 00:33 f tipi cezaevleri bence en büyük insanlık ayıbıdır.mahkumuları tamamen yanlızlaştırmayı amaçlamıştır.mahkumların her türlü özgürlüğünü elinden almaya yönelik kokuşmuş uygulamadır.düşünün o mahkumun psikolojisini?ruhi dengesi alt üst olur dakikalar saat gibi yıl gibi gecer.bu en büyük işkence değilmidir?bence en büyük suç budur.niye bu tecrit?niye f tipi gibi?bu ülkede 5 yıldızlı oteller gibi koğuşlarda yatmak için siyah takım elbiselilerden,racon kesenlerden,sermaye hizmetcilerinden olmak gerekiyor.f tipi cezaevine gitmemek için ölüm orucu eyleminde ve hayata dönüş operasyonunda hayatını kaybedenleride rahmetle anıyorum.
Alenya genel olarak söylemlerine katılıyorum. F tipleri esasta beyaz ölüm olduğu ve tutsakları gıdım-gıdım, milim-milim bitirmek, çözmek ve teslim alma ve psikolojisini alt-üst etmek olduğunu biliyoruz. Hücrelerde yaşayıpta tutsaklık süresi sona ermiş her tutsakta ciddi anlamda sosyal uyumsuzluk görülmektedir. Çok ciddi psikolojik rahatsızlıklar ileriki yaşamlarında onları yiyip bitirmektedir. Bir yoldaşım 12 Eylül sürecinde Diyarbakır zindanında 4 yıl hücrede tek başına yattığı için aradan yıllar geçmesine rağmen yurt dışında intihar etmiştir. Hücrelerde hedeflenen bu sonuçtur.
Alenya arkadaş. 19-22 Aralık katliamından bahs ederken hayata dönüş operasyonu olarak bahs etmişsin. Sanırım tırnak içinde demek istedin. Hepimizinde bildiği gibi tutsakları diri-diri yakarak, yüksek kinetik enerjili silahlarla silahsız-savunmasız tutsakların üzerlerine ateş açılarak ancak hayatları karartılır. Bu nedenle buna hayat kurtarma değil, esasta hayat söndürme ve karartma operasyonu denilmelidir.
spartacus 02.11.2007, 00:58 Hücrede hedeflenen gerçekliği somut bir örnekle paylaşmak istiyorum. Hücrenin ne demek olduğunu Ramazan Kılavur'u tanıyarak izah edeyim.
Ramazan Kılavur
1959 Urfa Siverek doğumlu olan Ramazan Kılavur ‘75 yılında komünist düşüncelerle tanıştı. 80 Askeri faşist cuntası döneminde 4 yılı tecrit olmak üzere 11 yıl Diyarbakır zindanlarında tutsak kaldı. Hapishanedeki ağır fiziksel ve psikolojik işkencelerin yarattığı tahribat nedeniyle 1996 yılında Batı Avrupa’ya gitti. Mücadelesini burada devam ettiren Kılavur bir yandan da tecrit koşullarının ruhunda yarattığı izleri silebilmek için tedavi görmeye başladı. Ancak yaşadıklarının ağır etkisiyle 3 Haziran 2001’de intihar ederek yaşamına son verdi.
Alenya genel olarak söylemlerine katılıyorum. F tipleri esasta beyaz ölüm olduğu ve tutsakları gıdım-gıdım, milim-milim bitirmek, çözmek ve teslim alma ve psikolojisini alt-üst etmek olduğunu biliyoruz. Hücrelerde yaşayıpta tutsaklık süresi sona ermiş her tutsakta ciddi anlamda sosyal uyumsuzluk görülmektedir. Çok ciddi psikolojik rahatsızlıklar ileriki yaşamlarında onları yiyip bitirmektedir. Bir yoldaşım 12 Eylül sürecinde Diyarbakır zindanında 4 yıl hücrede tek başına yattığı için aradan yıllar geçmesine rağmen yurt dışında intihar etmiştir. Hücrelerde hedeflenen bu sonuçtur.
Alenya arkadaş. 19-22 Aralık katliamından bahs ederken hayata dönüş operasyonu olarak bahs etmişsin. Sanırım tırnak içinde demek istedin. Hepimizinde bildiği gibi tutsakları diri-diri yakarak, yüksek kinetik enerjili silahlarla silahsız-savunmasız tutsakların üzerlerine ateş açılarak ancak hayatları karartılır. Bu nedenle buna hayat kurtarma değil, esasta hayat söndürme ve karartma operasyonu denilmelidir.
sevgili spartakus evet tırnak içinde demek istedim.o operasyonun adı hayata dönüş değil hayatı yok ediş.bir cezaevi psikiyatrı bir dönemde milletvekilliği yapmış.onun bi yazısında okumuştum.ve kanım donmuştu.f tipinin amacı psikolojik işkence ben böyle tanımlıyorum.fiili işkencelere beden bi noktaya kadar dayanıyor ama ruhi işkencelerde durum bu değil.
Hücrede hedeflenen gerçekliği somut bir örnekle paylaşmak istiyorum. Hücrenin ne demek olduğunu Ramazan Kılavur'u tanıyarak izah edeyim.
Ramazan Kılavur
1959 Urfa Siverek doğumlu olan Ramazan Kılavur ‘75 yılında komünist düşüncelerle tanıştı. 80 Askeri faşist cuntası döneminde 4 yılı tecrit olmak üzere 11 yıl Diyarbakır zindanlarında tutsak kaldı. Hapishanedeki ağır fiziksel ve psikolojik işkencelerin yarattığı tahribat nedeniyle 1996 yılında Batı Avrupa’ya gitti. Mücadelesini burada devam ettiren Kılavur bir yandan da tecrit koşullarının ruhunda yarattığı izleri silebilmek için tedavi görmeye başladı. Ancak yaşadıklarının ağır etkisiyle 3 Haziran 2001’de intihar ederek yaşamına son verdi.
ramazan kılavuru rahmetle anıyorum.nsanlık suçu budur.bir insanın psikolojisiyle oynayıp kendi kendini yok etmesini sağlıyorlar.hangi yasa hangi kural bunu mantık ve insan haklarıyla açıklıyabilir?ne yazıkkı bu uygulama tüm şiddetinle devam ediyor.bir önceki msjımda bahsettiğim yazıyı buldum paylaşayım istedim.
F tipi küreselleşme
F tipi, sadece mahpuslar için değil derece derece tüm insanlar için öngörülen bir sesizleştirme ve dahil etme projesinin pilot uygulamasıdır
Türkiye'de 20 cezaevine 19 Aralık 2000 tarihinde yapılan ve 30'un üzerinde insanın ölümü ile sonuçlanan müdahaleye "Hayata Dönüş Operasyonu" adı verilmesi trajik bir ironiden başka bir şey değildi. Hatırlanacağı gibi, "Hayata Dönüş Operasyonu"nun amacı, F tipi cezaevlerine gitmemek için ölüm orucuna yatan mahpusların hayatını kurtarmak olarak açıklanmıştı. Operasyonla, mahpuslar F tipi cezaevlerine nakledilerek hücrelere yerleştirildiler ama ölümler artarak devam etti ve bugün itibariyle ölenlerin sayısı 121'i buldu. Hepsi genç, hayatının baharında 121 tabut var ortada.
Elbette 100'ün üzerinde insanın bu şekilde ölümü son derece trajik bir durumdur ama bu yazının konusu bu olmayacak. Bu yazı, F tipi cezaevlerindeki "tecrit" uygulamasından hareketle, post modern zamanlarda insanın, diğer insanlardan ve insan olma halinden nasıl "izole" edilerek nesneleştirildiği ile ilgilidir.
Sovyetlerin dağıldığı, dünyada özgürlük rüzgarlarının estiği yıllarda, TCK'nın 141, 142 ve 163. maddeleri, 12.04.1991 tarihinde 3713 Sayılı Yasa ile kaldırılırken, henüz bu yeni düzenlemelerin ne anlama geldiğini bilmediğimizden, birçoğumuz, ülkeye özgürlükler geldiği inancına kapılmıştık. 12 Eylül'ün baskıları öylesine ezip geçmişti ki, bu yapılanların 24 Ocak (1980) kararları ve yükselen birinci neoliberal dalga ile bir ilişkisinin olabileceğini aklımızdan bile geçirmemiştik. Oysa, özgürlükler(!) bir bütündü, gelince tam geliyordu.
Derviş-Türk yasaları
"Teşebbüs, inanç ve fikir hürriyeti" deniliyordu ama kısa süre içinde görüldü ki, Terörle Mücadele Yasası (TMY), baskı ve yasakları kaldırmıyor, sadece tanım ve biçimlerini değiştiriyordu. Daha sonra yapılan müdahalelerle tahkim edilerek daha da sofistike hale getirilen TMY ile, yeni bir yargılama usulü ve infaz rejimi geldi, "siyasi suç" ve "siyasi mahkûm" kavramları yerini "terör suçu" ve "terör nitelikli hükümlü" kavramlarına bıraktı. Görünürde "düşünce" suç olmaktan çıkarılıyordu, ama kaldırılan maddelerin yerini, bu yasanın 7. ve 8. maddeleri ve TCK'nın 159, 312 ve diğer maddeleri aldı, bu ülkede başbakan dahil pek çok insan, düşüncelerinden dolayı hüküm giymeye devam etti. Bu arada, Türkiye mahpushanelerinin prestijli mahpusları olan "siyasiler" de tarihe karıştı.
TMY'nın getirdiği yeni infaz sistemine göre, "terör suçu"ndan ceza alanlar, "yüksek güvenlikli cezaevleri"nde tek ve üç kişilik odalarda kalacaklardı. Öngörülen yüksek güvenlikli cezaevleri ancak 10 yılda hazır hale getirilebildi, dünya yeni bir milenyuma girmeye hazırlanırken biz, "F tipi cezaevleri" ve "tecrit"i tartışıyorduk. Anlamlı bir rastlantı olarak, ekonomik krizle cezaevleri krizi eşzamanlı gelmişti. Ne ilgisi var diye düşünenler olacak ama "çözümler" de eşzamanlı ve benzer şekilde oldu, TBMM, Kemal Derviş yasaları ile Hikmet Sami Türk yasalarını aynı tarihlerde çıkardı. Derviş yasaları malum, hani o 15 günde çıkmazsa Türkiye batar diye dayatılan 15 yasa, Türkiye'yi neo liberal dünya sistemine eklemleyen "yapısal" düzenlemeler. Derviş yasaları ile nasıl "bozuk, hantal, çağdışı ve işlemez" hale ge(tiri)len Türkiye ekonomisi dünya sistemine eklemlendiyse, Türk yasaları ile de, artık yönetilemeyen, ıslah etmesi şöyle dursun, suçlu/terörist üreten, Türk infaz sistemi küresel güvenlik konseptine uyduruldu. Buna göre F tipi cezaevlerinden başlayarak Türkiye cezaevlerindeki mahkûmlar tek ve üç kişilik "odalar"da tutulacaklar, spor alanları, kütüphane ve iş yurtlarından oluşan "ortak kullanım alanları"na ancak "treatment/iyileştirme" programlarını almayı kabul ettikleri takdirde çıkarılacaklardı.
Nesneleştirilmiş mahkûm
Hücreye kapatılarak tecrit edilme elbette ciddi bir durumdur, ama burada asıl üzerinde durulması gereken, hücreden çıkarılmanın maliyetidir. Hücreden çıkmaya karar verdiğiniz an, sadece "anormal, sorunlu, hasta, sakat, terörist" olmayı değil, bunlardan dolayı "ıslah/tedavi" edilmeyi de kabul etmiş oluyorsunuz. Hücrede iken özgürlükleriniz elinizden alınır, insanlarla temasınız yok, kimseyle konuşamıyorsunuz, dahası korkuyorsunuz, başınıza bir şey ge(tiri)lse sesinizi hiç kimseye duyuramayacaksınız. İşte tam da bu durumdayken "itiraf edin, teslim olun ve ortak kullanım alanlarına çıkın" diyorlar. F tipi cezaevleri, odaları/hücreleri ile bilinir ama buralarda esas olan ortak kullanım alanlarıdır. Mekân ve işleyiş olarak bütünüyle sizin normalleşmeniz ve yararlı bir mahkûm/yurttaş olmanız için düzenlenmiş olan ortak kullanım alanlarına çıktığınızda başka ve daha etkili/yıkıcı bir tecridin içine giriyorsunuz. Doğru, diğer insanlarla biraradasınız, ne var ki, serbest değilsiniz, onlarla temasınız, yönetimin koyduğu kurallar çerçevesindedir, bu çerçeveden çıkarsanız derhal hücreye konulma tehdidi ile karşı karşıyasınız. Bu bir çıkmazdır, insanın insan olma halinden "izole" edilmesi, nesneleştirilmesidir.
Bu şekilde nesneleştirilen mahkûmlar, sadece sistem için tehlike olmaktan çıkmıyor, aynı zamanda ucuz işgücü haline de geliyorlar. Cezaevlerinde spor alanları, okuma odaları gibi ortak alanlar da mevcut ama esas olan iş yurtlarıdır. Binlerce metrekarelik alanlar ayrılan iş yurtlarının zaman içinde özelleştirilerek çokuluslu şirketlere devredileceği ve buralarda atölye ve fabrikaların kurulacağından hiç kimsenin kuşkusu olmasın.
Biraz hayalgücü ile tüm dünyanın yavaş yavaş F tipine dönüştürüldüğünü iddia edebiliriz. Bu anlamda F tipi, sadece mahpuslar için değil derece derece tüm insanlar için öngörülen bir sesizleştirme ve dahil etme projesinin pilot uygulamasıdır.
Küresel F tipi ise şöyle kuruluyor: Tarihin sonuna gelindi, insanoğlu için en doğru ve iyi olan bulundu. "Liberal demokrasi"nin en doğru ve en iyi olduğu, tek değerlendirici olan "kutsal bilim" tarafından ifade ediliyor. Liberal demokrasilerde, demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi değerler de var ama tayin edici olan serbest piyasadır. Demokrasi, insan hakları ve özgürlükleri istemek yeterli değildir, bunları, yanlarına toplum bilimci, ruh bilimci, siyaset bilimci,... adı ile bir sürü uzman toplayan egemenlerin anladığı gibi anlamalısınız. Bu da yetmez, en birinci uzmanlar olan iktisatçıların, düzenlediği piyasalara inanmalısınız. Serbest piyasa "Allah birdir" hükmündedir, serbest piyasa ile ilgili en küçük bir falsonuz sizin uğursuz şeytan ilan edilmeniz için yeterlidir. Artık her an, her yerde kurulmuş olan F tipi cezaevlerine alınabilir, hücreye konulabilirsiniz. Evet, F tipleri her yere kuruldu; üniversitede, bürokraside, medyada, siyasi partilerde, sivil toplum örgütlerinde,... hatta evinizde bile F tipleri vardır. En önemlisi, F tipleri insanların kafalarında kuruldu, eğer tekfir edilmiş bir muhalifseniz tecrit edilmekten kurtulamazsınız; size bütün kapılar kapatılır, üzerinize kilit üstüne kilit vurulur. Tecritten çıkmanın tek yolu var, tövbe etmek, ancak o zaman ortak kullanım alanlarına girebilir, üniversiteye, bürokrasiye, medyaya, sivil topluma, hipermarkete,... dönebilirsiniz. Döndüğünüz anda da nesneleştirme süreci başlıyor, piyasanın dişlilerinden biri oluyorsunuz, artık sistemin yanlışlığını sorgulayacak, sizin olan bir aklınız yoktur. Zararsız hale getirilmişsinizdir ama bu yeterli değil, işleyen sisteme yararlı bir yurttaş olmalısınız. Bunun için de piyasa ile bir bağlantı kurmanız gerekir, size sunulan nimetleri(!) tatmalısınız. Örneğin, bankalara gidip 20 yıl vadeli konut ya da araç kredisi almalısınız. Bu şekilde neo liberal mekanizmaya kalıcı bir şekilde demir atmış/dahil edilmiş oluyorsunuz. Artık isteseniz de muhalif olamazsınız, çünkü muhalefet kriz demektir, kriz ise batmanız anlamına geliyor. Bundan sonra ömrünüzü neoliberal mekanizmanın sağlığı ve selameti için dua etmekle geçireceksiniz.
İçeride ya da dışarıda olun F tipi mantığı değişmez; yönetimin/iktidarın/egemenlerin doğru bildiğini reddedenler "sorunlu/hasta" mahkûmlar/yurttaşlardır, bunların iyileştirilmeleri/ıslah edilmeleri gerekir. Modern zamanlardan kalma olan sürekli kapatılma ve tecritte mantık, "normaller"in korunmasıydı, şimdiki mantık "sorunlu" olanların iyileştirilip dahil edilmeleridir, o nedenle "kapatılma ve tecrit", sadece "treatment/iyileştirme"yi kabul ettirmenin aracıdır. Şimdilerde egemenler, maliyet ve kâra daha çok önem veriyor; sorunlu mahkûm/yurttaşları kısa sürede tecritten çıkararak sadece onları kapatmanın getirdiği maliyetten kurtulmuyorlar, sistemin içine alarak onlardan kâr etmenin yoluna bakıyorlar.
MEHMET BEKAROĞLU: Psikiyatri Uzm., Rize eski milletvekili
|
|