Orijinalini görmek için tıklayınız : Ateizm


Ali Zülfikar
16.04.2005, 01:53
Ateizm, Tanrı inancının reddidir. Tanrı fikrine dayalı "Teist" dünya görüşünü kabul etmemek demektir. Yani "Tanrı'ya inanmamak", yada "Tanrı inancının yokluğu" anlamına geldiği söylenebilir. Ateizm Tanrı’nın "varolmadığına inanmak" demek değildir. Tanrı’nın "varolduğuna inanmamak" demektir. Bu noktaya dikkat ediniz, çünkü bu önemli bir fark. Ateizm bir "inanç" değildir. Fazladan bir açıklama, yada bir öneri sunmaz ateizm. Ateizm yalnızca, belli bir inancın yokluğu demektir.
· Ateizmin çeşitleri var mıdır? George H. Smith'in sınıflandırmasına göre ateizmin "negatif ateizm" ( ya da "zayıf ateizm") ve "pozitif ateizm" (ya da "güçlü ateizm") olarak iki çeşidi vardır. Negatif ateizm, Tanrı'nın varolmasını prensip olarak mümkün görmekle beraber, varolduğuna dair hiçbir gerekçe bulunmadığı gerekçesiyle Tanrı'yı reddeder. Pozitif ateizm ise, Tanrı'nın varolmasını mümkün görmez. (Bunu, Tanrı kavramının geçerli bir şekilde tanımlanmadığı, içinde çelişkiler taşıdığı veya absürd olduğu, vs. gibi gerekçelere dayanarak yapar). Yani negatif ateizmde bir iddia yoktur, sadece bir red vardır. Pozitif ateizmde ise hem bir red, hem de bir karşıt iddia vardır. Daha anlaşılır bir dille ifade edilirse, negatif ateist Tanrı kavramına "Varolabilir, fakat varolduğu kanıtlanmadığı sürece bu iddiayı kabul edemem" şeklinde yaklaşır. Pozitif ateistin yaklaşımı ise, "Tanrı'nın varolması mümkün değildir" şeklindedir. ?kisi de sonuçta Tanrı kavramını reddetmek noktasında birleştiğinden, ateizm tanımlanırken ikisinin ortak noktası olan "Tanrı'ya olan inançsızlık" kullanılır. Çünkü bu inançsızlığın sebebi ne olursa olsun, ister delil yetersizliği, ister Tanrı kavramının anlamsızlığı veya absürdlüğü, isterse Tanrı kavramıyla hiç karşılaşmamış olmak olsun, hepsinin ortak noktası kişide Tanrı inancının varolmamasıdır. Bir de ateizmden farklı olarak, inançsızlığın başka türleri kabul edilebilecek agnostisizm, deizm ve panteizm denen düşünceler vardır. Agnostisizm :Tanrı’nın ne varolduğuna ne de yok olduğuna inanmak için yeterince kanıt olmadığını, dolayısıyla bu konuda bir karar verilemeyeceğini söyler. Fakat agnostisizmin "teist agnostisizm" ve "ateist agnostisizm" olarak ikiye ayrılabileceğini söyleyen uzmanlar da vardır. Bu uzmanlara göre, teist agnostikler Tanrı’ya inanmak için yeterince kanıt olmadığını kabul etmekle beraber yine de Tanrı’ya inanmayı tercih ederken, ateist agnostikler Tanrı’ya inanmamayı seçer. Bu şekliyle ateist agnostisizm "zayıf" ateizm haline dönüşmektedir. Deizm:Deizm, evrenin bir yaratıcısı olduğunu kabul etmekle beraber, dinlerin ilahi olduğunu kabul etmez. Deizmin bakış açısına göre, Tanrı başlangıçta evreni yaratmış ve sonra işleyişine karışmamıştır. Dinler ilahi değil, insan yapısıdır. Panteizm : Bir de panteizm denen bir düşünce vardır ki, içinde Tanrı adı verilen bir kavram içermekle beraber, daha çok din dışı bir bakış açısı olduğu söylenebilir. Panteizme göre, Tanrı evrenin "tüm"ü, "bütün"üdür. Varolan her şey Tanrı'nın bir parçasıdır. Bu düşünce, Tanrı'yı doğaüstü bir metafizik kavram olmaktan çıkarıp, doğanın içine sokarak dinlerdeki tipik "Kişi Tanrı" anlayışından uzaklaşmaktadır.
· Ateizm evreni açıklamaya çalışan bir felsefi akım mıdır? Ateizm dünyayı açıklama iddiasında olan bir dünya görüşü ya da bir felsefi akım değildir. Ateistler dünyayı açıklama ile ilgili konularda birbirlerinden farklı görüşlere sahip olabilirler. Bir tibet rahibi, bir marksist, bir üniversite profesörü veya dünyadaki pek cok sırrı uzaylılarla açıklayan "yeni çağ" inanç sistemlerinden birine mensup bir kişi dünyanın açıklamasi ile ilgili pek çok noktada birbirlerinden çok farklı, hatta belki taban tabana zit düşüncelere sahip olabilirken, pekala da "ateizm" noktasında birleşiyor olabilirler. Dolayısıyla ateizmin ortak bir dünya açıklaması, değerler sistemi ya da ahlak felsefesi yoktur. Ateistlerin Tanrı konusu hariç diğer felsefi konulara ilişkin ortak bir dünya görüşü olmak zorunda değildir. Fakat ateistlerin büyük çoğunluğu bilimsel/materyalist dünya görüşüne sahip kişilerdir ve dünya ve evren açıklamaları konusunda çağdaş bilimin bulgularını kullanırlar. Dolayısıyla temel felsefi sorulara bilimin cevap verebildiği ölçüde cevap verirler. Başka bir ifadeyle, ateistler evrenin kökeni, canlılığın ortaya çıkışı, hayatın anlamı gibi temel felsefi konularda verilmesi gereken cevapları bilime havale etmişlerdir.

Ali Zülfikar
16.04.2005, 01:54
Neden ateist olunur? Ateist olmak için çeşitli sebepler olabilir. Ateizm Tanrı’ya olan inancın yokluğu demek olduğundan, Tanrı kavramıyla karşılaşmamış olmak bile teorik olarak ateist olarak nitelendirilmek için bir sebep olabilir. Fakat kendilerini ateist olarak nitelendiren insanlar genellikle bu konuda kafa yorup araştırma yapmış ve bilinçli bir şekilde Tanrı kavramına inanmamayı seçmiş kişilerdir. Dünyaya kızgın olduğu için veya Tanrı’dan nefret ettiği için ateist olmak ise sanılanın aksine çoğu ateist için geçerli değildir. Bu tür sebepler Tanrı konusunda kafa yorup araştırma yapmak için birer motivasyon kaynağı olabilirken, iddia edilenin aksine, Tanrı kavramının reddi için kullanılan sebepler değillerdir. Nitekim bir ateist dinin dünyaya zarar verdiğini düşündüğü için çevresindeki din figürlerinden ve dinsel düşünceyi temsil eden kavram ve kişilerden hoşlanmıyor olabilir. Fakat bir insan varlığına inanmadığı bir şeyden nefret edemez.
· Ateist ahlak var mıdır? ?yi ve kötüyü ayırt edebilmek için Tanrı inancının gerekli olduğu fikri de ateistlere göre geçersiz bir önyargıdır. ?yi ve kötünün tespitinde dinler ve Tanrı fikri haricinde herhangi bir prensibe dayanan her ahlak felsefesi "ateist" kabul edilebilir (teistik olmayan anlamında) ve bu tür pek çok örnek bulunmaktadır. Hatta teizmin dünyada genel olarak ateizmden daha fazla ahlaksızlığa sebep olduğu fikri ateistler arasında yaygındır.
· Ateistlerin sayısı nedir? Kendilerini ateist olarak tanımlayan insanların sayısı günümüzün modern toplumunda bile toplam nüfusa oranla çok küçük olmasına rağmen, Tanrı kavramının alışılmış şekline inanmayan fakat konunun bilimsel ve felsefi boyutuyla meşgul olmak için yeterince zamanı, motivasyonu ya da sebebi olmayan kişiler hesaba katıldığında, "teist olmayan" kesimin sayısı oldukça önemli oranlara ulaşabilmektedir.
· Bizi Tanrı yaratmadıysa kim yarattı? Bu soruda iki mantık yanlışı bulunmaktadır. Döngüsel akıl yürütme ve çelişki. Döngüsel akıl yürütme (ya da totoloji), bir noktadan başlayıp, dönüp dolaşıp yine o noktaya dönmek demektir. Evreni yarattığı söylenen bir şeyin tanımından yola çıkıp (Tanrı), sonra o yaratmadıysa kim yarattı diye soruluyor. "Yaratılmadıysa nasıl yaratıldı?" diye sormaktan bir farkı yok bunun. Bu soruyu soran kişilerin zihninde evren için yaratılması dışında düşünülebilecek başka bir seçenek olmamasının ve bu kişilerin yaratılma fikrini bu kadar doğal görmelerinin tek sebebi çocukluklarından beri yaratılma fikrine alıştırılmış olmalarıdır. Halbuki yaratılma (yoktan var edilme), çok alışılmışın dışında bir fikirdir. Kolay akla gelecek ve mantıklı bir şey değildir. Nitekim bu yüzden insanlığın düşünce tarihinde, "yaratılma" kavramı nispeten yeni bir kavramdır. (Birkaç bin yıllık). Ondan önce, daha çok "Bir şeyden başka bir şeye dönüşme" vardır eski mitolojilerde ve inançlarda. Çünkü bir şeyin yoktan ortaya çıkması pek kolay akla gelebilecek bir varsayım değildir. Bu konuda teistler tarafından sorulabilecek doğru soru “Evren nasıl ortaya çıktı?” sorusu bile değildir. Çünkü bu da evrenin önce yok, sonra var olduğunu kabul ediyor. Doğru soru “Evren hep var mıydı, yoksa sonradan mı ortaya çıkmıştır?” sorusudur. “Çıktıysa nasıl ve neden?” diye soru devam ettirilebilir. Ayrıca “Evrende neden hayat vardır?” sorusu da bunlara eklenebilir. Ki bu soruların bir kısmı bilimin (kozmoloji ve teorik fizik) alanına girmektedir. Girmeyen kısmı için ise dünya üzerinde hiç kimse güvenilir bir yargıda bulunamaz.

Ali Zülfikar
16.04.2005, 01:56
Varlığın kökeni nedir? Çoğu kişi, felsefeye yakınlıkları olmadığından, bu konularda fazla kafa yormaz ve toplumdan öğrendiği şekliyle, "varlık"ı 'tuhaf', 'doğaüstü', 'yapay' ve 'açıklanması gereken' bir şey olarak görür. "Yokluk" onlara göre doğaldır, başlangıçta olması gereken durumdur, fakat "varlık" yapaydır. Açıklanması gereken, sonradan meydana çıkmış olması gereken bir şeydir. Fakat, dikkat edilirse böyle bir kabulde bulunmak için geçerli bir sebep yoktur. "Yokluk"un temel durum olduğu ve varlığın ondan türetilmesi gerektiği dayanaksız bir kabuldür. Varlık ve yokluk durumlarının birini temel durum kabul etmeye bizi itecek mantıksal bir gerekçe yoktur, ve de zaten ne varlığın, ne de yokluğun, diğeri olmadan tek başına tahayyül edilmeleri dahi mümkün değildir. Yani bu ikisi aslında birbirlerine bağlı diyalektik bir bütündür, ve aslında mutlak yokluk diye bir şey tanımlanamaz. (Bu konuyla ilgili sitemizdeki "Varlığın Kökeni" yazısını okuyabilirsiniz).
· Eğer dinler yanlışsa niye bu kadar çok kişi inanıyor? Çünkü üç büyük din, aslında tek bir din sayılır. Hıristiyanlık ve Müslümanlık Tevrat'ı referans alır. Toplumdan topluma biraz farklılık gösteren bu inanç sistemi toprağa dayalı büyük imparatorluklar ortaya çıkmaya başladığında, bu imparatorluklarla birlikte yayıldı. Bu inanç sisteminin mensubu olan toplumlar, tarihte siyasi ve askeri açıdan daha başarılı oldular ve bu yüzden de inançları yayıldı. Eğer başka bir dinin mensupları Hıristiyan Avrupa ve Müslüman Türk ve Araplar kadar yayılmacı ve gaddar olsalardı, şu anda birileri eğer bu söz konusu din doğru değilse neden bu kadar kişi ona inanıyor diye soracaktı. Cennet, cehennem, Allah, ?eytan, Adem, Havva fikirlerine dayalı bu inanç sisteminin bu kadar yaygınlaşmasının sebebi odur. Fakat, "Neden tüm toplumların şu ya da bu şekilde bir dini vardır ve neden tümü doğaüstü güçlere, ruhlara, Tanrı ya da tanrılara inanır?" diye sorulursa, o zaman cevap değişir. Bunun sebebi dünyanın neresinde doğarsa doğsun, tüm insanların aslında bu evren denen bilinmezde aciz oluşu. Neden varolduğumuzu bilmiyoruz. Hayattaki amacımızı bilmiyoruz. Hayatta bir amacımız olup olmadığını bile bilmiyoruz. Kökenimizi zaten bilmiyoruz. Hele de geleceğimizi, ölümü ve ölümden sonrasını hiç bilmiyoruz. Dolayısıyla bu kadar boşluk içindeki bireyleri bir araya getirebilmek, bir amaç etrafında toplayabilmek ve onlara hayatta sağ kalıp bir şeyler yaratma ve bir şeyler başarma mücadelesinin içine çekebilmek için fikirsel olarak tutunacakları dallar göstermek gerekiyordu. Bazı ruhani liderler ve karizmatik toplum önderleri de insanlara bu tür gerekçeler verdiler. ?şte dinler bundan ibarettir diyebiliriz. Bu başka işlere de yaradı toplumda. Çünkü din öyle bir kontrol mekanizmasıdır ki, normalde bir amaç etrafında toplanamayacak binlerce değişik kişi ve karakteri kontrol etme imkanı veriyor. Dünya nimetlerinin haksız bölüşümünü de insanların kolay kabul etmelerini sağlayacak bir psikolojik kontrol mekanizmasıdır din örneğin. Bu amaç için idealler zaten. Hatta bazılarına göre dinlerin ortaya çıkış sebebi de odur, yeryüzündeki tek fonksiyonları da.
· Öbür dünya yoksa ölünce ne olacağız? Bilimsel açıdan cevaplayabildiğimiz kadarıyla, ölünce toprak olacağız ve azot ve karbon çevrimine gireceğiz. Ruh bedenle birlikte ölecek. Çünkü ruh günümüzün çağdaş bilimsel yorumuna göre beyin dediğimiz organın duygular, hafıza, akıl yürütme ve karar verme gibi bazı fonksiyonlarına verdiğimiz isimdir. Dolayısıyla, vücudu bir makine gibi düşünürsek, bu makine işlemez hale geldiğinde fonksiyonları da duracak. Artık hissetmeyeceğiz, bilinçli olmayacağız, hiçbir şeyin farkında olmayacağız. Çünkü bunu sağlayan organımız çalışmıyor olacak. Ruhun bedenden bağımsız olduğunu iddia eden hiçbir din ya da ruhsal inanç, örneğin neden içki içince hafızada ve zihinsel yeteneklerde azalma olduğunu tutarlı bir şekilde açıklayamaz. (?çki içmek gibi fiziksel bir etki ya da kişinin kafasını bir yere çarpması, nasıl ruh denen bedenden bağımsız bir varlığı etkiler konusu geçtiğimiz yüzyıllarda filozofları çok düşündürmüştür ve ruhu bedenden bağımsız gören hiçbir düşünce sistemi bu işin içinden tutarlı bir biçimde çıkamamıştır). Bunu bilim açıklar, çünkü bilim ruha atfedilen özelliklerin insan beyninin fonksiyonu olduğunu söyler.
· Big Bang teorisi yaratılışı ve Tanrı’nın varlığını desteklemiyor mu? Her şeyden önce, big bang modeli kesin olarak kanıtlanmış bir model değildir. Eldeki modellerden biridir ve günümüzde en popüler olanıdır. Ayrıca bu model yaratılışçı bir evren açıklaması gerektirmez. Bilimde, (teorik fizikte) big bang'in neden meydana gelmiş olabileceği ile ilgili de pek çok açıklama vardır. Bunların pek çoğu da bir sebebin varlığını gerektirmez. Bunlara bir örnek verecek olursak, ünlü fizikçi Stephan Hawking’in “Başlangıcı olmayan evren” modelini düşünebiliriz. Bu fikre göre evren kendi üzerine kapanan bir kapalı çevrim oluşturur (aynen iki boyutlu bir düzlemin üçüncü boyutta katlanarak bir küre haline getirilebilmesi gibi). Böyle bir modelde evrenin başlangıcını aramak anlamsız olmaktadır, çünkü Stephan Hawking’in kendi verdiği bir örneğe göre böyle bir evrende big bang’e neyin sebep olduğunu sormak, dünya üzerinde “Kuzey kutbunun 5 km kuzeyinde ne vardır?” sorusunu sormaya benzer. Yani anlamsızdır. Fakat bu noktalar bir yana, big bang modelinde sözü edilen şeyle, dinlerin yaratılış açıklamaları arasında hiçbir alaka yoktur. Big bang modelinde evren bir noktadan genişleyerek varolur ama evrene yayılan maddenin nereden geldiği konusunda bir yorum yapılmaz. Bu konuda yorum yapan başka fikirler varolmakla birlikte, bu konuda bağlayıcı bir sonuç yoktur. Dinlerin yaratılış hikayesinde ise Tanrı evreni 6 günde yaratmıştır ve yoktan var etmiştir . Neden bu işin 6 gün aldığı konusu bir yana, bu web sayfasındaki diğer yazıları okursanız, alıntı yapılmış çeşitli ayetlerden göreceksiniz ki, kutsal kitaplardaki yaratılış hikayesiyle, modern bilimdeki big bang teorisinin hiçbir ilgisi yoktur.

Ali Zülfikar
16.04.2005, 01:57
Ateizm de bir din sayılmaz mı? Doğaüstü güç ya da güçlere inanan, metafizik sorulara cevap vermeye çalışan (ölümden sonrası, evrenin kökeni veya hayatın anlamı vs gibi) ve kanıta değil imana dayanan (dogmatik) düşünce biçimlerine din denir. Ateizm, herhangi bir felsefi soruya cevap verme gayesindeki bir düşünce biçimi değildir. Ateizm, bir düşünce biçimi, inanç sistemi veya felsefi akım değildir. Ateizm, yalnızca, Tanrı’nın varlığını reddetmek demektir. Dinden bahsedilebilmesi için ortada inanç olması gerekir. ?nanç tanımı gereği kesin bir bilginin olmadığı durumda mümkün olabilecek bir şeydir. bir şey ya bilinir, ya da bilinmiyorsan o konuda bir şeye inanılır. Ya da bilemeyeceği kabul edilip bir şeye inanılmaz. Ateizm bu sonuncusunu yapar. Dolayısıyla ateizm bir inanç değildir, bir inançsızlığın adıdır.
· Evrende düzen var, canlılık var. Bu düzen nasıl kendiliğinden ortaya çıkabilir? Evren nasıl sahipsiz olabilir? Evren için kaos değil kozmos denir zaten. Yani adında bile düzen var. Bize düzenli gözüktüğü açık evrenin. Fakat ortada hala 3 sorun var: 1) Bütünü kaotik olan sistemlerin bile kurallara uyan (düzenli) alt parçalarının olabildiği saptanmış. Evrenin daha üst bir kaosun düzenli bir alt parçası olması teorik olarak mümkün. 2) Evren düzenlidir, doğru, ama düzenin ille de bir zekadan çıkması gerektiği mantıksal olarak gösterilemez. hiç kimse düzenin ille de zeka gerektirdiğini mantıksal olarak kanıtlayamaz. Bize düzen zeka gerektirirmiş gibi geliyor olsa da, bu pekala günlük düşünce alışkanlıklarımızdan ve şartlanmalarımızdan kaynaklanıyor olabilir. ?artlanmalarımızın bizi yanılttığı durum bilimde az değildir ve bir şeyin bize "öyleymiş gibi" geliyor olması hiçbir zaman bir bilimsel kanıt değildir.3) Evrendeki düzenin zeka gerektirdiği kabul edilse bile, bu zekanın belli bir dinin, ya da açıklamanın önerdiği zeka olması şart değildir. Bu zeka birden fazla olabilir, çok değişik formlarda olabilir, vs.Ayrıca, "Evrenin bir sebebi olmalı" demek, bu sebep Tanrı olmalıdır demek değildir. Kısacası, teist kesim ne yaparsa yapsın düzen akıl yürütmesinden giderek hipotezlerini kanıtlayamaz. Eğer bir sonucu, bir öncül önermeden doğrudan dedektif akıl yürütmeyle çıkaramıyorsam, o önerme a apriori doğru değildir, dolayısıyla kanıt gerektirir. Yani "Düzen=Zeka" gibi bir denklemi mantıksal olarak yazamıyorsam, ya da başka bir ifadeyle, "zeka" denen kavramı "düzen" denen kavramın tanımının içinden çıkaramıyorsam, bu zekanın mantıksal olarak düzenden doğrudan çıkarılamayacağını gösterir. Dolayısıyla, ortada bir kanıtlama yükümlülüğü vardır. Düzenin zeka gerektirdiğini söyleyenlerin sırtına binen bir kanıtlama yükümlülüğü. "Başka nasıl olacak ki?" demeyin. Bir şeyi sizin zihniniz göremiyorsa, bu onun olamayacağı anlamına gelmez. ?nsan zihni örneklere göre işler ve örneğini görmediği bir şeyi kavramakta güçlük çeker. Teist de, zekadan çıkmamış bir düzeni günlük hayatımızda pek görmediğimiz için, bunun aksinin olamayacağını düşünür. Bu yüzden günümüzde bilim adamları daha dikkatliler. ?yi bir bilimsel yöntem geliştirmişler ve bir şey eğer öncülünden mantıksal olarak dedektif bir akıl yürütmeyle çıkarılamıyorsa, bu şey doğru kabul edilemez, kanıt gerektiren hipotezler listesine eklenir. Düzenin zekadan çıkıp çıkmaması konusunda olduğu gibi.
· Her şeyin bir sebebi olduğuna göre, ilk şeyin sebebi Tanrı olmak zorunda değil midir? Her şeyin bir sebebi varsa, ilk şeyin sebebi nedir? ?lk şey eğer evrenin ortaya çıkışıysa, onun da sebebi Tanrıdır şeklindeki yaygın düşünce tarzı geçersiz bir mantık yürütmedir. Burada hemen akla "Peki Tanrı'nın sebebi neydi?" sorusu gelir. Nitekim küçük çocuklar genellikle sorarlar bu soruyu Tanrı konusunda. Zihinleri açıktır çünkü henüz. ?artlanmamıştır. "Tanrı'nın sebebi yoktur" veya "Tanrı kendi kendisinin sebebidir" açıklaması geçerli bir açıklamaysa, o zaman "Peki evrenin sebebini niye merak ediyorsun?" sorusu akla gelir. Belki de 'Evrenin sebebi yoktur' veya 'Evren kendi kendisinin sebebidir?'. Eğer evrenin sebebini merak etmek geçerli bir mantık yürütmeyse, Tanrı'nın sebebini merak etmek niye geçerli değil? Onun da sebebi daha büyük bir Tanrı, o Tanrı'nın da sebebi ondan büyük başka bir Tanrı dersem, bunun sonu gelir mi? Eğer bir açıklama yapabilmek için bir yerde durulması gerekiyorsa, o zaman nerede duracaklarına nasıl karar veriyorlar? Neden evrenin sebebinde değil de, Tanrı'nın sebebinde duruyorlar?
· Harun Yahya ve BAV'ın sitelerinde evrim teorisinin çöktüğü, bu teorinin ateizmin dayanağı olduğu, dolayısıyla ateizmin de çöktüğü söyleniyor. Bu konuda da bir sürü bilimsel alıntılar vermişler. Bunlara rağmen ateizmi nasıl savunabiliyorsunuz? Her şeyden önce, evrim ateizmin dayanağı değildir. Ateizm evrim teorisinden önce de vardı ve onunla birlikte doğmamıştır. Evrim teorisi bilimin yapıtaşlarından olan önemli bir teoridir ve yeryüzünde hayatın ortaya çıkışını ve çeşitlenmesini herhangi bir doğaüstü gücün müdahalesi fikrine gerek kalmadan başarıyla açıklayabilmektedir. Fakat bu teori bilimin bir teorisidir ve ateizmle ilgisi yoktur. Batı'da evrimi kabul eden pek çok inançlı kişi bulunmaktadır. Hatta Vatikan'daki Katolik kilisesi, bir süre önce bu konuda bir açıklama yapmış ve evrim teorisini kabul ettiklerini ve bu teorinin hristiyanlık inancıyla çelişmediğini beyan etmişlerdir. Fakat, evrim teorisinin yeryüzündeki canlılık ve özel olarak insanoğlunun ortaya çıkışıyla ilgili açıklamaları üç büyük dinin kutsal metinleriyle bağdaşmadığı için, doğal olarak pek çok dinsel kurumun bu teoriye karşı şiddetli tepkisi bulunmaktadır. Türkiye'de yaratılışçılık akımını yaygınlaştıranlar Harun Yahya ve BAV (Bilim Araştırma Vakfı) olmuştur. Pek çok eserini Harun Yahya takma adıyla yazan bu kurum, eserlerini Amerika Birleşik Devletleri kaynaklı ve kilise bağlantılı olan ICR (Institute for Creation Research) kurumunun çarpıtılmış ve sahte bilim örneği içeren bol miktardaki yazılarını türkçeye çevirerek hazırlamaktadır. ABD'de kilise kaynaklı çok sayıda "Scientific Creationism" (Bilimsel Yaratılışçılık) kurumu bulunmaktadır. ?yi finanse edilmiş bu kurumlara ait kitap ve web sayfalarında özellikle evrim teorisi aleyhinde çok sayıda çarpıtılmış ve yanlış bilgi içeren ifadeler bulunmaktadır. Bilimsel görünümlü ve hatta bazı bilim adamlarından alıntılar içeren bu kaynakların aslında gerçek bilim dünyasıyla bir ilgisi yoktur. Batı'da bilim adamları kendi yazılarından çarpıtılmış alıntılar yapan ve zaman zaman kendilerini evrim karşıtıymış gibi gösteren bu tip yaratılışçı yayınları kınayan kamuoyu açıklamaları yapmaktadırlar sık sık. Yaratılışçı kesim, neredeyse 100 yıldır ABD'de evrim teorisinin ders kitaplarından çıkartılması ve yerine dinsel yaratılışçılık öğretisinin konulması için uğraşmakta, fakat zaman zaman Alabama gibi bazı muhafazakar eyaletlerde yerel başarılar elde etseler de, talepleri üst mahkemeler tarafından her seferinde reddedilmektedir. Dolayısıyla, yaratılışçılık akımı, batı dünyasında bilimsel bir uğraş sayılmamakta ve ciddiye alınmamaktadır. Hele de Avrupa'da yaratılışçılığın etkisi çok daha azdır. Fakat protestan kilisesinin maddi gücü tarafından desteklenen Amerikan yaratılışçılığı, bilimin aşırı özelleşmiş bir alan olduğu günümüzde, özellikle muhafazakar yörelerde ortalama vatandaş üzerinde etkili olabilmektedir. Fakat buna rağmen bilimsel kamuoyunun güçlü olduğu batı ülkelerinde bu konunun eğitim sistemini etkileyecek ve kitlelere zarar verecek boyuta ulaşmasına engel olunmuştur. Asıl sorun ülkemiz gibi bilimin ve bilimsel kamuoyunun güçlü olmadığı ülkelerde bu akımın sebep olduğu sorunlardır. Özellikle Harun Yahya ve BAV, son 20 yıldır ülkemizde hemen hemen hiçbir engelleme girişimiyle karşılaşmadan, özellikle yeni yetişen nesle kolayca ulaşmakta ve bilimin halka indirilemediği ve yeterince bilinmediği toplumumuzda, bilimsel konularda insanların beynini yanlış ve çarpıtılmış bilgilerle doldurmaktadır. (Harun Yahya ve BAV'ın sitelerinde yer alan bazı sahte ve çarpıtılmış bilimsel alıntı örnekleri için sitemizdeki "Sahte Alıntılar" yazısına bakabilirsiniz).

Ali Zülfikar
16.04.2005, 01:59
Niye bu kadar çok bilim adamı dinsizdir? Bilimin yöntemini yeteri kadar bilen ve özümleyen kişi bunun sebebini anlamakta güçlük çekmez. Bilimde yeni bilgi bulmaktan çok doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayıklamak önemlidir. Bilim tarihinde en çok çaba buna gitmiş ve en fazla zorluk bu konuda çekilmiştir. Bu yüzden bilimin yöntemiyle ilgili kafa yoran bilim adamları bu konularda önlemler alma gereği duymuşlar ve örneğin "yanlışlanabilirlik" gibi kavramlar geliştirmişlerdir. Bir bilginin "yanlışlanabilir" olması, yanlışsa yanlışlığının ortaya çıkarılabilir olması demektir. Örneğin "Dışarıda yağmur yağıyor" yanlışlanabilir bir önermedir, çünkü eğer yanlışsa, yani dışarıda yağmur yağmıyorsa, bunu anlamak için pencereden bakmak yeterlidir. Fakat örneğin "Ölümden sonra hayat vardır" önermesi yanlışlanabilir değildir. Çünkü eğer yanlışsa, bunu ortaya çıkarmak mümkün değildir. Dolayısıyla bu bilimsel bir önerme değildir. Bugün artık herhangi bir iddiayı bilimde bu ve buna benzer yöntemlerle test edip, bilimsel olup olmadığına karar vermek mümkündür. Dinlerin iddiaları arasında ise yanlışlanabilir olanlar çok azdır ve onların da bir kısmı yanlışlanmıştır. Din ile bilim arasındaki bir başka fark, dinde yargıların testten önce, bilimde ise testten sonra, testin sonucuna göre verilmesidir. Dinde doğrular baştan bellidir. Testin sonucu bu doğrulara göre yorumlanır. Bilimde ise test, doğruya ulaşmak için kullanılır. Dolayısıyla, bilim ile din arasında, yöntem açısından da çok önemli bir fark vardır. Günümüzde bilim denen uğraşın en öncelikli aktivitesi "bilgi üretimi" değil, üretilen bilginin "testi" ve "doğrulanması"dır. Bir şeyi kanıtlayamıyorsanız, size ne kadar doğruymuş gibi gelse de bu bilginin bilimsel bir değeri yoktur. Dinlerde de eksik olan nokta budur. Dinde çok fazla kabul yapmak zorundadır insan. "?man" denen kavram, "kalp gözü" ya da "gönül gözü" denen kavramlar, zaten bu " kanıtlamadan inanma" aktivitesinin başka isimleridir. Dinlerin "dogmatik" olduğunu söylerken kastedilen de budur. Bu yüzden ?slam’ın veya herhangi bir dinin bilimle bağdaşması mümkün değildir. Çünkü bilimle din, yöntem olarak birebirlerinin neredeyse tamamen zıttı dır. Peygamber veya din adamlarının bilimi teşvik etmesi bu gerçeği değiştirmez, onlar yalnızca meseleyi kavramadaki yetersizlikleri yüzünden teorik olarak mümkün olmayacak bir şeyi istemektedirler. Yani bilimle bağdaşmayan bir şeyden bilim üretmesini.
· Bir şeyin varolmadığı nasıl söylenebilir? ?nançlılar, ateizmin "Tanrı'nın varolmadığı" iddiasında bulunduğunu düşündüklerinden, sıkça bu tür sorular sorarlar. Herhangi bir şeyin, hele de Tanrı gibi varlığın, varolmadığının kanıtlanamayacağını iddia ederler. Fakat kendileri günlük hayatlarında pek çok şeyin varolmadığı varsayımı altında yaşarlar. Örneğin: Noel baba var mıdır? Masallardaki 7 başlı ejderha ve kaf dağının ardındaki dev var mıdır? Ya da kanatlı at, veya anka kuşu? Ya da Süpermen, batman? Bu tür örnekler çoğaltılabilir. Öyle bazı olasılıklar akla gelebilir ki, varolmaları ihtimaline karşılık büyük önlemler almak, hayatımızı ve yaşam tarzımızı kökünden değiştirmek gerekir. Bunu kimse yapmadığına göre, bir şeyin yok olduğu nasıl kanıtlanabilir sorusunu soran kişiler de dahil olmak üzere herkes bazı şeylerin varolmadığı kabulü altında yaşar. Ya görünmez insanlar varsa ve beni izliyorlarsa deyip, yalnızken soyunmamazlık etmez. Ya atmosferi zehirleyen gazlar veya virüsler varsa deyip devamlı gaz maskesiyle dolaşmaya kalkmaz. Devamlı kendisini gizli servisten birilerinin takip ettiğine ve yakaladıkları anda işkence edeceklerine inanıp, buna göre yolunu veya bulunduğu yerleri sürekli değiştirmeye kalkmaz. Bunları neden yapmaz? Çünkü bir şeyin varolmasının mümkün olması varolduğu anlamına gelmediği gibi, varolduğunu kabul etmemiz veya farz etmemiz anlamına da gelmez. Her insan, ancak varlığına dair delil olan şeylerin varolma ihtimallerini ciddiye alır. Varolduklarına dair delil olmayan şeyleri ise yok kabul eder. Bir şeyin varolmadığını kabul etmek için, varolmadığını kanıtlamak şart değildir.
· Evrenin her noktasını araştırmadan bir şeyin varolmadığı nasıl söylenebilir? Tanımlanmış bir şey, evrenin henüz görmediğimiz bir yerlerinde varolabilir ve tüm evreni taramadan bundan emin olamayız bazı durumlarda. Fakat bu prensip "bir şeyin varolmadığı kanıtlanamaz" önermesini kanıtlamak için kullanılamaz. Sınırı çizili, gözlem altına alınabilecek bir yer ya da bölge için, o bölgeyle alakalı olan tanımlanmış kavramların varolup varolmadığı söylenebilir. Dünya gezegeninde şehirden şehir’e uçup, zor durumda kalan insanlara yardım eden bir "Süpermen" yoktur. Evrenin bir yerlerinde bir Süpermen’in olma ihtimali yüzde sıfır olmamasına rağmen, bizim ilgilendiğimiz anlamda bir Süpermen, (bizim hayatlarımıza karışan, hayatımızın ve gezegenimizin bir parçası olan) yoktur. Dolayısıyla, eğer uygun gerekçelerimiz varsa, en azından hayatlarımıza karışan, ve kitap, peygamber gönderen bir Tanrı'nın varolmadığını teorik olarak söylemek mümkündür. Ayrıca, evrensel bazı prensipler olduğundan, örneğin mantık ilkeleri gibi, bunlarla çelişen, örneğin tanımında bile paradokslar olan bir varlığın da, evrenin tamamını dolaşmaya gerek kalmadan varolmayacağını söyleyebiliriz. Fakat bu iki kritere de uymayan, yani bazı evrensel ilkeleri çiğnemeyen (bu yüzden de yokluğu "a apriori" olarak bilinemeyecek olan) veya hayatımıza karışmamasına rağmen evrenin bir yerlerinde varolan bir Tanrı fikrinin ise varolmadığı kanıtlanamaz. Sonsuz güçlü olmayan, ezeli ve ebedi olmayan, fakat bu evrenin varolmasından sorumlu, dünyaya da hiç karışmamış bir varlık olarak tanımlıyorsanız Tanrı'yı, o zaman varolmadığı kanıtlanamaz. Fakat bu tür kavramların bile, varolduklarını düşünmemiz için bir sebep ortaya çıkana kadar yok kabul edilmeleri mantık gereğidir. Yoksa, yukarıdaki soruda bahsettiğimiz paranoid düşüncelerle başa çıkamayız. Yani kısacası, bazı şeylerin varolmadığını kanıtlamak mümkündür. (Örneğin Süpermen ve dinlerin tanrısı). Tanrı eğer yaygın şekilde anlaşılan biçimiyle tanımlanmaz, varolma ihtimalini açık bırakacak türde bir tanımı yapılırsa, o zaman da böyle bir Tanrı'nın varolmadığı gösterilemez, fakat varolmadığı kabul edilebilir. Çünkü bizimle hiçbir bağlantısı olmayan, varolduğunu düşünmemiz için bize hiçbir işaret vermemiş olan bir şeyin varolduğunu düşünmek için hiçbir sebep yoktur.
· Tasarlanmış olduğu açık olan bu evrene bakıp da Tanrıya inanmamak çok mantıksız. Nasıl inanmayabiliyorsunuz? ?nançlılar, inanmak daha mantıklı olduğu için inanmaz. Böyle olduğuna inanmak isterler, ama aslında ikna oldukları için değil, hatta mantıklı buldukları için bile değil, sadece çevrelerindekiler inandığı için inanırlar. ?nanmanın en mantıklı çözüm olduğuna ikna etmişlerdir kendilerini, böylece sorgulama zorunluluğundan da kurtulurlar. Görünüşte ikna edici birkaç söylemi bellemişlerdir, ki bunlar genellikle doğanın altında bir denge, düzen ve zeka olduğu ve başka türlü açıklanamayacağını iddia eden "teleolojik" argümanın şu ya da bu formudur. Bu argüman için üretilmiş belli sayıda örneğin birkaçını ileri sürer pek çok kişi. Fakat eğer bilgili bir ateistle tartışıyorlarsa, bu argümanın aslında iddia ettikleri fikri kanıtlamada ne kadar çürük olduğunu görmeleri uzun sürmez. Çünkü doğada düzen ve bilinçli tasarım olmadığına işaret eden daha çok örnek vardır (Bkz. bu sitedeki "Doğa ve Tasarım" yazısı) ve onların düzen ve bilinçli tasarıma işaret ettiğini düşündükleri gözlemleri başka şekilde açıklamak her zaman mümkündür. Ayrıca, bir türlü göremedikleri bir başka gerçek, evrenin arkasında bir zeka olduğu gösterilse bile, bunun nasıl bir zeka olduğu bilinemeyeceğinden, göksel dinlerdeki Tanrı fikrinin kanıtlanamayacağıdır.

Ali Zülfikar
16.04.2005, 02:00
· Her şey tesadüfle nasıl açıklanabilir? Bilim hayatın tesadüf eseri olduğunu söylemez. Bilimin böyle söylediğini düşünmek sadece inançlı kesimden bazı kişilerin saplantısıdır. Bu saplantının da sorumlusu yaratılışçı fikirlerin propagandasını yapan kesimin (Harun Yahya, vs.) yanıltıcı beyanlarıdır. Hayat mevcut doğa yasalarının zorunlu bir sonucudur. ?artların uygun olduğu bir ortamda, evrendeki mevcut fizik ve kimya yasaları hayata yol açacaktır. Çeşitliliğin bu kadar fazla olduğu bir evrende ise buna uygun ortamlar şurada veya burada mevcut olacaktır. Asıl soru, evren neden böyle yasalara sahiptir sorusudur. (Yani bazı yerlerde hayatın oluşumuna yol açan yasalar). Bunun ise cevabı verilemez. Çünkü kimsenin elinde bu sorunun cevabını vermeye yetecek kadar veri yoktur. Verilebilecek tüm cevaplar spekülasyon olmaya mahkumdur. Fakat spekülasyon da olsa, bir cevap vermeye kalkarsak, bunun bir olası cevabı, yaşamın altında bir tür zeka arayan bir cevap olabilir elbette. Bu ihtimal dışı değildir. Fakat gerek bu zekanın ne olduğu, neye benzediği, kaç tane olduğu, tek mi, yoksa birden fazla mı, ya da büyük bir uygarlığın sahip olduğu kolektif zeka mı olduğu, gerekse, özgür olup olmadığı, koşullara bağlı olup olmadığı, gücünün neye yetip yetmeyeceği, fiziksel olup olmadığı, vs. gibi noktaların hiçbiri bilinemez. Dolayısıyla, evrendeki hayatın arkasında zeka gören bir spekülasyon bile, içerdiği neredeyse sonsuz sayıdaki olasılıklar ve değişik açıklama imkanları yüzünden, bir açıklama veya "hipotez" sayılabilecek bir netlikten yoksundur. Yani ortada, bırakın dinlerin yaratılışçılık açıklamasını, doğru dürüst bir açıklama bile yoktur. Bir açıklama olsa, bu açıklamanın deney ve gözlemle doğrulanabilecek bir şey olup olmadığına bakılır ve eğer bu koşullara uyan bir açıklamaysa, bunun bir "hipotez" olduğunu söylerdik. Bu hipotezi destekleyecek çeşitli deneysel ve gözlemsel kanıtlar bulduğumuz takdirde ise, bu hipotez bir teori olurdu. Daha fazla delil buldukça da teori güçlenirdi. Fakat, ortada bırakın teori veya hipotezi, hipotez olmaya aday bir açıklama bile yoktur. Evrenin ardında bir zeka vardır demek o kadar bulanık ve netlikten yoksun bir açıklamadır ki, hipotez olup olmadığını anlamak için dikkate alınması gereken diğer koşulu incelememize gerek bile bırakmaz. (Yani açıklamanın somut delillerle desteklenir olup olmadığını). Ortada bir hipotez değil, hipotez olma netliğinden yoksun bir açıklama bile değil, fakat biraz çabayla bir açıklamaya belki dönüştürülebilecek bir "fikir" vardır sadece. Evrenin altında zeka olduğunu söylemek bundan ibarettir. Bir "fikir", ya da biraz çabayla bir açıklamaya dönüşebilecek bir "bakış açısı"dır sadece. Öte yandan, ilk anda akla gelen diğer alternatif, yani doğa yasalarının, mevcut olasılıksal imkanların sonsuz çeşitliliği arasında, belli bazı durumlarda veya ortamlarda (örneğin evrenimiz), hayata sebebiyet verebilecek yapıya sahip olmasının teorik olarak mümkünlüğü, hem net bir açıklama, hem de somut verilerle desteklenebilecek bir hipotezdir. Evrende, karşımızda açıkça evrenin oluşumundan ve bizi yaratmaktan sorumlu bir şeyler görmediğimiz sürece, gördüklerimiz, sadece bomboş uzay ve akla hayale gelmeyecek çeşitlilikte ve zenginlikte gök cisimleri olduğu sürece, bu mantıksal verilerden çıkan sonuç, veya bu verilerin desteklediği sonuç, bu bahsettiğimiz hipotezdir. Dolayısıyla bu hipotez, gözlem verileriyle bile bir miktar desteklenmiş, bu yüzden belki aslında artık "teori" mertebesine yükselmiş bir açıklama dahi kabul edilebilir. Diğer seçenek ile kıyaslandığında, bilimsel bakış açısından, evrendeki zekaya sebep olan doğa yasalarının varlığından, evrenin veya evrenlerin (ya da üst evrenlerin, varsalar) teorik çeşitliliği ve imkansal zenginliğinin sorumlu olduğunu düşünmek, kesinlikle rakipsiz bir bakış açısıdır.
· Evrende hassas bir denge vardır. Güneşin dünyadan mesafesi, Planck sabitinin değeri ve pek çok başka şey sanki özel olarak tasarlanmış gibidir. Tüm bunlar evrenin ardında bir zeka olduğunu göstermiyor mu? Evren'in o derece hassas bir dengede olduğu doğru değildir. Daha doğrusu, o dengeler, kendilerinin oluşması için bir ayar yapıldığının göstergesi değildir. Herhangi bir süreç, mevcut doğa yasalarına göre eninde sonunda belli bir denge durumu oluşturur. Kuralları değiştirip, sistemi tekrar kendi haline bıraktığınızda, bu sefer başka bir denge durumu oluşur. Yeni kurallara, yeni duruma göre. Belli bir denge durumuna ve o duruma uygun olarak meydana gelmiş oluşumlara bakarak, bunun altında tasarım aramak, meseleyi tersinden görmektir. Burnumuz gözlük takmak için mi yaratılmıştır, yoksa burnumuzun şekline göre gözlük diye bir şeyi biz mi icat ettik? Atomlar bir arada kalabilsin ve bildiğimiz gerçeklik oluşabilsin diye mi Planck sabiti o değerdedir, yoksa Planck sabiti o değerde olduğu için mi atomlar bildiğimiz gibidir ve gerçeklik böyledir? Dünyada yaşam olsun diye mi dünyanın güneşten uzaklığı bildiğimiz mesafededir, yoksa dünyanın güneşten uzaklığı bildiğimiz mesafede olduğu için mi dünyada yaşamın olması mümkün olmuştur? (Nitekim başka mesafelerde gezegenler var ve onlarda yaşam yok). ?nançlıların bu mantığı çok ilginç bir kendini kandırma örneğidir. Meseleyi tepetaklak eder, tersinden görürler. Fok balıklarının derilerinin altında o kadar kalın bir yağ tabakası olmasını, üşümesinler diye öyle yaratılmalarına bağlayan bir açıklamadır bu. Yaşadıkları fiziksel ortama evrimsel adaptasyon yaptıkları için bu yapıya kavuştuklarını (çünkü başka türlü olanların o ortamda barınamayıp öleceğini) görmez bu mantık. Aradaki uyuma bakıp, sonuca göre sebep üretir. Komplo teorilerini üreten mantık da benzer bir mantıktır. ?artlanmış zihinde, olayların böyle tersinden görülmesi çok yaygın bir bakış açısıdır. Bunları destekleyen (desteklediği iddia edilen) olasılık hesaplarını da yine önyargılı ve yanlı yaparlar. Gökten düşen bir tek yağmur damlasının beni ıslatma olasılığı, sıfır denecek kadar düşüktür. Eğer gökten düşecek her yağmur damlası için bu hesabı tekrarlarsam, her damlanın beni ıslatma ihtimali sıfır çıkar. Tüm bu olasılıkları toplayıp, bu damlaların beni ıslatma ihtimali sıfır olur dersem, o zaman herhangi bir yağmurda ıslanma ihtimalimin hiç olmadığı sonucu çıkar ortaya. Peki kim buna güvenerek sağanak yağan yağmurda şemsiyesiz çıkar? Ve kim sağanak bir yağmurda ıslanmadan eve dönebilir? Burada problem nerededir? Burada problem, olasılık hesabının yapılış şeklindedir. DNA'nın oluşumu olsun, hayatın meydana çıkışı, vs. olsun, olasılığının çok düşük olduğunu iddia ettikleri durumların çoğunda, yaratılışçı kesim bu tür yanlışlar yaparlar hesaplarda.
· Evrim teorisi canlıların oluşumunu tesadüflerle açıkladığı için saçma değil midir? Evrim kuramının, türlerin oluşması ve evrimini rastlantıya bağladığı iddiası bir çarpıtmadan başka bir şey değildir. Rastlantı, evrim kuramının bir ayrıntısıdır yalnızca. Evrim kuramı, türlerin genetik malzemelerindeki rastlantısal mutasyonlardan yalnızca türün değişen koşullara daha uygun olmasını sağlayanların kuşaktan kuşağa aktarılabileceğini söyler. Evrim kuramının asıl temelini oluşturan eleme mekanizması olan doğal seçilim ise rastlantısal değil, zorunlu bir süreçtir. Doğal seçilim, acımasız bir düzenektir. Daha avantajlı olanı bırakır, daha az avantajlı ya da zararlı olanı yok eder. Canlılar dünyasında amansız bir rekabet, acımasız bir mücadele vardır. Herhangi bir konuda daha iyi uyum sağlayan, (daha iyi gören, daha iyi uçan, eşeyli türlerde karşı cinse daha çekici gelen...) bireyler hayatta kalır, diğerleri ise yok olur gider. Bu süreçte vicdan, merhamet yoktur. Böyle bir dünyayı bir yaratıcının yarattığını, tasarladığını söylemek ise, o yaratıcının aynı zamanda merhametsiz, vicdansız, esirgemez ve bağışlamaz bir varlık olduğunu söylemekle eşdeğerdir. Rastlantısal mutasyonların çoğu bozucu ve dolayısıyla bireyin yaşamı için zararlıdır. Bunlar oluştuğu anda gelecek kuşağa aktarılmaya fırsat bulamadan yok olur. Bunlar arasından bireyin hayatta kalmasına en ufak yararı olanlar ise, kuşaktan kuşağa aktarılarak birikir. Burada asıl belirleyici olan, şöyle ya da böyle olabilecek mutasyonlar değil, bunları eleyen koşullardır. Burada ise rastlantıya yer yoktur. Kural son derece sadedir: uyum sağlayan kalır, diğerleri yok olur. ?nsanlar bundan sadece on beş bin yıl kadar önce kurtları evcilleştirmeye başladı. Bunların yavrularından gözüne hoş gelenlerin, kendi amacına uyanların birbiriyle çiftleşmesini sağlayarak bugüne kadar yüzlerce köpek ırkını üretti. Aynı yolla, tavukları, koyunları, inekleri yabani ırklardan geliştirdi. Doğadaki eciş bücüş, tatsız, küçük meyveleri sebzeleri, bugünkü dolgun, tatlı, iri hallerine getirdi. ?nsanların kuşaktan kuşağa yaptığı bu eleme, yapay seçimdir. Doğal seçim ise temelde yapay seçim gibi işler. Birkaç farkla: yapay seçilim bilinçli ve kestirme eylemlerin sonucu olduğu için yüzyıllar, bin yıllar mertebesinde sonuç verir. Doğal seçilim ise kör ve amaçsız bir süreçtir. Sonucunu milyonlarca, yüz milyonlarca, milyarlarca yılda verir. Tüm bunları göz ardı edip, temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp, "Evrim türlerin rastlantıyla oluştuğunu iddia eder" demek, ya onulmaz bir cahillik ya da demagojik bir çarpıtmadır.

TheGodfather
16.04.2005, 18:30
Daha önce Ateizm'i araştırmıştım..ama buda gertçekten çok iyi anlatıyor ateizm'i.Bizimle ğpaylaştığın için teşekkür ederiz dostum...Benim yorumumua gelince valla aklı selim bir insan ateizmin tesdadüflerine prim vermez.....

saygılar

SERHAN
27.04.2005, 10:15
Zülfikar, kendi fikirlerini bize güzelce anlatmış. Bende ona cevaben diyorum ki:
Zerreden yıldızlara, sinek kanadından, güneşe kadar her şeyde hassas bir ölçü, ince bir intizam ve nihayetsiz hikmetlerin bulunması, nihayetsiz bir ilim ve hikmet sahibi bir zatın kudretini aklımıza gösteriyor. Çünkü, hepimiz biliyoruz ki, akılsız, şuursuz kör kuvveteler, intizamla ve ölçüyle hareket edemezler. Ölçülü ve intizamlı bir şeye müdahele etseler, karıştırır ve bozarlar. Bugün bilim ve fenler, birer casus gibi, kainatta ve canlıların vücudunda görülen ve akılları hayrette bırakan, ince intizamı, hassas mizanı ve nihayetsiz hikmetleri bize haber veriyorlar. Yani bilim ve fenler kainatta ve canlılarda bulunan intazam ve hikmetin birer dellalı ve ilancısı ve tercümanıdır. Hepimiz biliyoruz ki, bir şeyde intizam, ölçü, hikmet ve gayeler varsa, mutlaka o şeyde kast ve irade vardır. Yani o şey ilim ve iradenin eseridir. ?limsiz, şuursuz hiç bir eser meydana gelmez. Bu intizam ve ölçü, şuursuz, kör kuvvetlerin ve sebeplerin işi olamaz. Çünkü sebepler adi ve aciz, fakat yapılan işler harikadır. Öyle ise sebeplerin hakiki tesiri yoktur. Sadece bu kainatı idare eden zatın kudretine birer hikmet perdesidirler. Öyle ise, bu muntazam kainatı yaratan ve idare eden, nihayetsiz ilim ve kudret sahibi bir zat vardır. Evet, bir şeye, birden fazla eller, şuursuz olarak müdahele etseler, o şey karışır. Mesela, bir ordunun idaresi, eğer bir komutana verilse, intizam ve mizan olur ve o komutan, emirleri sadece kendisi verdiği için, orduyu kolayca yönetir. Fakat o ordunun idaresi başsız ve komutansız ordudaki askerlere havale edilse, ortada ordu kalmaz, herşey karmakarışık olur. Öyle de bu kainatın idaresi, bir zata varilse çok kolay olur. Fakat kainatın idare ve intizamı şuursuz, akılsız sebeplere ve kör kuvvetlere ve nihayetsiz zerrelere verilirse, kainatta intizam ve ölçü kalmaz. Çünkü kainattaki sebepler ve zerreler birbirleriyle anlaşıp, hikmet ve intizamı düşünüp, el ele vererek bilikte çalışamazlar. Mesela, bir bina yapılıyor. Bu binanın yapılmasında iki şıkkı kabul etmemiz gerekiyor:
1.) o binanın tuğlaları, demiri, suyu o binanın nasıl yapılacağını bilip, ona göre bir plan yapıp ve o plana göre hareket edip, intizam ve ölçüyle binayı yapmışlardır.
2.) Akıllı ve şuurlu bir usta o malzemeleri kullanıp, belirli bir planla o binayı yapmıştır.
Acaba 1. şıkkı kabul edecek bir insan var mıdır? Aynen öyle de, gözümüz önünde, insan bir nutfe suyundan, yani spremden harika bir şekilde yaratılıyor. Bunda da iki şık vardır:
1.) ?nsanın vücudundaki akılsız ve şuursuz zerreler, insanı ve insanın neye ihtiyacı olduğunu bilip ve ona göre hareket edip, akılları hayrette bırakan hassas ölçüyü ve nihayetsiz hikmetleri düşünüp, insanı meydana getiriyorlar.
2.) ?nsanın gören ve bilen ve insanın nelere ihtiyacı olduğunu bilen, nihayetsiz ilim ve kudret sahibi bir zat, insanı gözümüz önünde, anne karnında yaratıyor.
Acaba hangi fikri kabul etmek daha mantıklı? Evet Bir tane Allahı inkar eden, zerreler adedince ilahları kabul etmeye mecbur olur.
Elhasıl, bilim ve fenlerin beyan ettiği intizam ve ölçüyü herkes görüyor. Din ve felsefenin arasındaki fark ise şudur: Din, fenlerin ve bilimin beyan ettiği o hikmetleri ve intizamı, şuurlu bir kudrete, felsefe ise şuursuz ve kör kuvvetlere veriyor. Mesela,(temsilde hata aranmaz) gözümüz önünde bir elbise dikiliyor. Biz sadece makasın, iğnenin ve ipliğin muntazam hareketini görüyoruz. Usta ise gözümüze görünmüyor. Aklı başında olanlar diyorlar ki, ''bu makas, iğne ve ipler, elbiseyi ve elbisenin nasıl yapılacağını ve elbisenin ne işe yaradığını elbette bilmez ve ona göre birlikte hareket edemezler. Öyle ise bu makası ve iğneyi hareket ettiren, gizli bir zatın kudretidir. Ben, o ustayı gözümle görmesem bile, aklımla onun varlığını anlıyorum.'' Diğer bir grup ise şöyle diyor: '' Ben, bir ustayı kabul etmek istemiyorum. Öyle ise mecburen diyeceğim ki, bu şuursuz makas ve kör iğne ve ölü iplik bu elbiseyi yapıyor. Gerçi, makasın iğnenin ve ipliğin bu elbiseyi yapma kabiliyeti yok. Fakat ustayı kabul etmemek için bu elbiseyi, şuursuz makasın, iğne ve ipliğin yaptığını inanmak zorundayım.'' Aynen öyle de, bilimin ve fennin beyan ettiği intizam ve ölçüyü şuursuz, kör sebeplere veremeyiz. Çünkü sebepler, gayeleri ve hikmetleri, intizam ve ölçüyü düşünüp, ona göre hareket edemezler. Öyleyse, sebepler, Allahın kudretine birer perdedir. Sebeplerin icatta hakiki tesirleri yoktur. O sebepler arkasında iş yapan Allahın kudretidir.
Son olarak şunu söylemek istiyorum: Zerrelerden yıldızlara ve sinek kanadından güneş sistemimize kadar her şey nasıl ki bize Allahın varlığını ve birliğini gösteriyor. Öyle de bu kainatın sahibi ve mutasarrıfı, bize doğru ve sadık elçiler ve fermanlar göndererek varlığını ve birliğini bize bildiriyor.
SORU: Dünyaya yeni geldiğimiz bir zamanda, ancak ağzımızı kımıldatacak kadar bir gücümüz varken, annemizin şefkatli sinesine, o iki tulumbacığı yerleştirip, o iki çeşmeden gıdalı, safi, tatlı ve tam bizim ihtiyacımız olan bir sütü, tam zamanında ve kan ve fışkı ortasından bulandırmadan ve bulaştırmadan, en kolay bir şekilde bize veren hangi şuursuz sebep ve kör kuvvettir?
SORU: Kainatta bir süs ve güzellik vardır. Mesela, çiçekler, kuşlar meyveler, hayvanlar ve insanlar süslü ve güzel yaratılıyorlar. Acaba neden mahlukatta bir tezyin ve güzellik vardır. Bu süsü ve güzelliği nereden almışlar?
SORU:?nsan ve hayvanların vücudundaki aza ve aletlerin her biri, bir kalıptan çıkmış gibi bir muntazam bir şekilde üst üste, birbirinin içinde durdurulmuşlar. Acaba organlarımız bu şekli neden almış? Mesela, kalbimiz, böbreğimiz, gözümüz neden o şekilde? Hangi kalıba girmişler ki, o şekli almışlar? Tabiatta bir kalıp yoksa neden o şekli almışlar? Diyelim ki tabiatta görünmeyen kalıplar var. Fakat tabiattaki o kalıpları yapmak için hangi kalıp kullanılmış?
SORU:Neden gözümüz var? Bizim görmeye ihtiyacımız olduğunu ve gözün nasıl yapılacağını ve gözün ne işe yaradığını ve gözün nerede oalcağını kim biliyor? Kör tesadüf mü? ?uursuz, akılsız sebepler mi? Cahil tabiat mı?
Elbette bu soruları Zülfikar arkadaşımıza sormak ve mantıklı bir cevap almak hakkımızdır.

celikmslm
28.04.2005, 13:19
peki tanrının da bir yaradanı var mı? eğer yoksa kendi kendine mi yaratıldı?... S?zde bu sorunun cevabını verin SERHAN....

SERHAN
28.04.2005, 14:35
Sevgili arkadaşım, çok güzel bir soru sormuşsun seni kutlarım. Evvela, yukarıdaki yazdığım yazıdan elbette anladın ki, zerre miktar aklı ve şuuru bulunan bir insan Allahı inkar edemez. Etse bütün kainat onu yalanlıyacak. Çünkü zerrelerden yıdızlara kadar ve sinek kanadından güneşlere kadar her şeyde, ince bir intizam ve hassas bir mizan ve nihayetsiz hikmetler var. Elbette bu intizam ve nizam ve hikmetleri akılsız şuursuz kuvvetler ve sebepler düşünüp ve birlikte çalışıp yapamazlar. Öyle ise kainatı idare eden bir zat var. Peki ''Allahı kim yarattı''?
Bu sorunun cevabını şöyle verebiliriz: Allah, ezeli ve ebedidir. Yani sonradan olmuş bir varlık değildir. Zamanı ve mekanı o yaratmıştır. Madem zamanı ve mekanı o yaratmıştır, öyle ise zamandan ve mekandan münezzehtir. Düşün, kainatı yoktan yaratan ve zerrelerle yıldızları beraber kolayca idare eden, her şeyi bir anda gören ve bütün sesleri bir anda işiten, sonsuz bir kudreti ve sonsuz bir ilmi olan bir Allah, sonradan olmuş olur mu? Eğer bir şey sonradan olmuş olsa, yani yaratılsa, ona zaten ilah denmez. Çünkü başka birine muhtaçtır. Öyle ise, madem kainatın şehadetiyle, bir Allah vardır. Öyle ise ezelidir. Ezeli olmayan ?lah olmaz. Mesela, ''güneş'' deyince, hemen onun ışığı aklımıza geliyor. Yani güneşi ışıksız düşünemiyoruz. Öyle de ilah derken mutlaka ezeliyet lazımdır. Ezeli olmayan ilah olmaz. Mesela 200 kiloluk bir ağırlığı kaldıran insan, 25 kilo ağırlığındaki bir çocuk olamaz. 200 kiloyu ancak o kuvvete sahip olan bir adam kaldırabilir. Öyle de bütün bu kainatı birden yaratan ve idare eden ve bütün sesleri bir anda işiten ve her şeyi bir anda gören bir zat, elbette mutlaka ezeli olması lazımdır. Eğer ''Allahı kim yarattı'' dersek, onu yaratanı kim yarattı diye manasız ve sonuçsuz bir silsileye girmiş oluruz. Zaten yaratılan bir şey yaratan olamaz. Öyle ise, Allah bütün noksan sıfatlardan münezzeh olduğu gibi, sonradan yaratılmak gibi noksan bir sıfattan dahi münezzehtir. Kainat, zaman ve mekan yeridir ve bir başlangıcı vardır. Madem kainat yoktan yaratılmıştır. Öyle ise kainatı yaratan, kainatın içinde olamaz. Kainatta iş gören Allahın kudretidir. Kainat ise Allahtan nihayetsiz uzaktır. Fakat Allah ilmiyle ve kudretiyle kainata nihayetsiz yakındır.
Elhasıl, madem zamanı Allah yaratmıştır, onda zaman olamaz. Hem madem, zerrelerden yıldızlara kadar her şeyi o idare ediyor ve her şeyi görüyor ve biliyor. ?nsanı anne karnında bir nutfe suyundan yaratıyor ve bir işi diğer bir işe mani olmuyor. Elbette böyle bir Allah, ancak ezeli ve ebedi olabilir. Yoksa bu işleri yapamaz. Ezeliyeti tam olarak anlamadığımızın sebebi, Allahın eşi ve benzeri olmadığındandır. Fakat bunu biliyoruz ki ezeli ve ebedi bir Allah var.
Arkadaşım, eğer bu söylediklerim içinde izah etmemi istediğin bir nokta varsa mesajını beklerim. Saygılar....

celikmslm
30.04.2005, 08:47
Eğer ''Allahı kim yarattı'' dersek, onu yaratanı kim yarattı diye manasız ve sonuçsuz bir silsileye girmiş oluruz. Zaten yaratılan bir şey yaratan olamaz. .


insan doğruyu sorgu ile bulunabilir .sorgulanmadan bulunan hiçbirşey doğru oolamaz. ben allahın da sorgulanabileceğini ve onunda bir yaradanı olabileceği kanısındaydım. böyle bir sorunun cevabını verecek bir insan ve bilim yoktur herhalde... cevabın için teşekkürler

SERHAN
02.05.2005, 08:38
Arkadaşım, Allah elbette sorgulanabilir. Çünkü Allahın bir ismi de Hakîmdir.Allah, her şeyi nihayetsiz hikmetler ve gayelerle yaratıyor. Kur'an ise, kainattaki bu hikmetlerin tercümanıdır. Allah, bu kainatı, kendini bize tanıttırmak ve sevdirmek için yaratmış. Bizim vazifemiz de Allahı isim ve sıfatlarıyla tanıyıp, ona muhabbet etmektir. Ayrıca Allahın bu kainattaki hikmetlerini öğrenmektir. Fakat, benim ısrarla üzerinde durduğum şey, ''sonradan olan bir şey ilah olamaz'' Sen, ''Allahı da yaratan biri olmalı'' derken, senin bahsettiğine zaten ''Allah'' denmez. Yani ''yaratıldı'' veya ''sonradan oldu'' gibi tabirler ?lah için kullanılmaz. Allah, eğer yaratılmış olsaydı, yaratamazdı. Kudretinde sınır olurdu. Oysa ki Allah bütün noksan sıfatlardan münezzeh olduğu gibi, ''yaratılma'' gibi noksan bir sıfattan da münezzehtir. Biz Allahı, sadece gördüğümüz ve bildiğimiz şeylerle bir derece tanıyabiliriz. Mesela, bize Allah ilim vermiş. O cüz'i ilmimizle Allahın ilim sıfatını, görmemizle Allahın gördüğünü ve şefkatimizle Allahın şefkatini bir derece anlayabiliriz. Mesela, ben nasıl bu evi yaptım ve onu görüyorum ve idare ediyorum, öyle de Allah,bu kainat sarayını yapıyor ve idare ediyor. Allah bizdeki sıfatları ve duygularımızı, Allahın isim ve sıfatlarını anlayabilmemiz için vermiş. Mesela, bizde ilim sıfatı olmasaydı, Allahın ilim sıfatını anlayamazdık. Elbette, bize verilen bu sıfatlar, Allahın sıfatlarına benzemez. Çünkü bize bu sıfatlar sonradan verilmiş ve sınırlıdır. Allahın sıfatları ezeli ve sonsuzdur. ?şte arkadaşım, biz Allahı ancak ilim ve sıfatlarıyla bir derece tanıyabiliriz. Fakat, zatının ve vücudunun benzeri olmadığı için, zatını düşünemeyiz. Biz ne kadar Allahın zatını düşünsek, Allah, bizim düşündüğümüz şeyden sonsuz uzaktır. Mesela, (temsilde kusur aranmaz) Önündeki bilgisayar, insanların bir sanatıdır. Bu bilgisayara bakarak bana insanı tarif et. Elbette bu bilgisayar, insanın sadece bize ilmini ve diğer sıfatlarını anlatır. Fakat bilgisayar, insana benzemez. Öyle de kainatı Allah yaratmıştır. Kainat, bize Allahı isim ve sıfatlarıyla birlikte tanıtıyor. Fakat kainata bakarak Allahın zatını düşünemeyiz. Çünkü Allahın eşi ve benzeri yoktur. Mesela, kainat ''yaratılmış'' şeylerle doludur, fakat Allah ezelidir. Kainatta zaman ve mekan vardır, fakat Allah zaman ve mekandan münezzehtir. Bu sebeple Allahın zatını aklımız kavrayamaz. Fakat, varlığını ve birliğini, bu kainattaki tasarrufundan ve işlerinden ve icraatlarından anlayabiliriz. Allah, yarattığı her bir şeyin üstüne, takilt edilmez birer turra ve sikke koymuştur. Yani her bir şey, özellikle canlılar, bize Allahın varlığını ve birliğini ve sonsuz kudretini ve ilmini anlatıyor. Yani Allah, yarattığı her bir şeyin üstüne, kendini gösterecek ve bildirecek pencereler açmıştır. Bizim vazifemiz de, kainata ve kainatın hikmetlerinin tercümanı ve tebliğcisi olan Kur'ana bakarak, Allahı ''isim ve sıfatlarıyla'' tanımak ve ona iman etmek ve emir ve yasaklarına uymaktır.
Elhasıl, ''ezeliyet'' Allahın zaruri bir sıfatıdır. Ezeli olmayan bir şeye ''Allah'' denmez. Çünkü, bütün sıfatları sonradan verildiği için noksandır. Sıfatlarında noksanlık olan bir şey ilah değildir. Kainatı yaratamaz. Her şeyi bir anda göremez. Bütün sesleri bir anda işitemez. Evet, öyle bir Allah var ki, milyarlarca yıldızı bir anda idare ediyor. Aynı anda yağmuru yağdırıyor. Aynı anda kalbimizden geçen en gizli şeyleri biliyor ve görüyor. Elbette böyle bir Allahın hiçbir benzeri yoktur, ezeli ve ebedidir.
''Kul huvallahü Ehad, Allahü-Samed, LEM YEL?D VE LEM YÜLED ve lem yekün lehü küfüven ehad.''
saygılar ve sevgiler....

chatlakalper
25.05.2005, 10:05
Serhan ilk kez bir konuda seninle aynı görüşteyim :) saygılar...

SERHAN
01.06.2005, 17:58
Chatlakalper, aslında bizim fikirlerimizin yüzde doksanı aynı. Yani, Allahın varlığı ve birliği, ahiret,cennet ve cehennem, peygamberlik, melekler, kitaplar, Allahın isimleri ve sıfatları, adalet ve ibadet gibi konularda fikirlerimiz hep aynı. Çünkü, bu hakikatler Kur'anın esasını oluşturuyor. Kur'anın %99'u bu hakikatleri ders veriyor. Öyle ise, madem sen ve ben bu hakikatleri kabul ediyoruz, fikirlerimizin %99'u ortaktır diyebiliriz. Önemli olan bu hakikatleri taklitten tahkika çıkarmak. Yani bu hakikatlerin kainattaki delillerini görmek ve imanımızı arttırmaktır.

chatlakalper
02.06.2005, 10:11
Chatlakalper, aslında bizim fikirlerimizin yüzde doksanı aynı. Yani, Allahın varlığı ve birliği, ahiret,cennet ve cehennem, peygamberlik, melekler, kitaplar, Allahın isimleri ve sıfatları, adalet ve ibadet gibi konularda fikirlerimiz hep aynı. Çünkü, bu hakikatler Kur'anın esasını oluşturuyor. Kur'anın %99'u bu hakikatleri ders veriyor. Öyle ise, madem sen ve ben bu hakikatleri kabul ediyoruz, fikirlerimizin %99'u ortaktır diyebiliriz. Önemli olan bu hakikatleri taklitten tahkika çıkarmak. Yani bu hakikatlerin kainattaki delillerini görmek ve imanımızı arttırmaktır.

Tabii ki katılıyorum sana fakat sen Kuranın hakikatlerini emirlerini Risalei Nur a göre değerlendiriyorsun ben ona bozuluyorum bizim kitabımız Kuranı kerim Risalei Nur değil Genel ?slami Konular bölümünde ki görüşlerini bu kitaba dayandırmaktasın ben bunu sevmiyorum. canım kardeşim anlayabiliyor musun beni?

SERHAN
02.06.2005, 17:35
kardeşim, mesela sen, zengin bir kuyumcu dükkanının dellalı olsan, yani, o kuyumcu dükkanındaki mücevherleri insanlara tanıtsan... Onun gibi, bir ?slam alimi, Kur'andaki hakikatleri bize anlatıyor. Yani, Kur'andaki hakikatleri bize ders veriyor. Bundan önce de bir çok ?slam alimi gelmiş, hepsi da Kur'anı tefsir etmişlerdir. Mesela Mevlana ve ?mam-ı Cafer-i Sadık gibi zatlar bile Kur'an hakikatlerini bir kitapta anlatmışlardır. Nasıl ki, hasta olsan bir tabibe gidersin, bir bina yapmak için bir mühendise gidersin. Çünkü, bu konularda ihtisas sahibi onlardır. Öyle de din ciddi bir meseledir. Din meselesinde de, ihtisas sahibi olmuş ve peygamberin ve ehl-i beytin izinden gittiğini hayatıyla yaşayışıyla göstermiş ve dünyanın maddiyatına tenezzül etmemiş alimlerin ilminden faydalanmamız lazımdır.

kardeşim mesela, senin ''beğendim'' ve ''sana katılıyorum'' dediğin hakikatleri de Risale-i Nur'dan istifade etmişim. Bak sen de beğendin. Neden beğendin biliyor musun. Çünkü bu hakikat, Kur'anın bir hakikatidir. Fakat Risale-i Nur, Kur'andan bize bu hakikati ders vermiş. Elhasıl, risale-i nur iman ve Kur'an hakikatlerini bize anlattığı için, ona düşman olmamamız lazımdır. Çünkü tek gayesi iman ve Kur'andır....

chatlakalper
03.06.2005, 13:28
?mam Caferi sadık a saygım sonsuz, bazı alevilerin onun buyruğunu Kuran gibi görmelerinede karşıyım sünnilerde risalei nur gibi alevilerdede buyruk var

SERHAN
09.06.2005, 18:18
Arkadaşım, Risale-i Nur imanın esaslarını ve temellerini ispat ediyor. Yani, hem sünni ve hem alevilerin ortak kabul ettikleri meseleleri anlatıp, ispat ediyor. Mesela, Allahın varlığı ve birliği, ahiret, peygamberlik, melekler, kitaplar gibi meseleleri ispat ediyor. Bu sebeple mesele alevi- sünni meselesi değildir. ?manı kurtarmak meselesidir. Yani, Risale-i Nur, Kur'an değildir. Fakat, Kur'anın bize anlatmak istediği hakikatleri ispat eden bir Kur'an tefsiridir. Yani, Kur'anın içindekileri bize ders veren bir kitaptır.

chatlakalper
09.06.2005, 18:37
Arkadaşım, Risale-i Nur imanın esaslarını ve temellerini ispat ediyor. Yani, hem sünni ve hem alevilerin ortak kabul ettikleri meseleleri anlatıp, ispat ediyor. Mesela, Allahın varlığı ve birliği, ahiret, peygamberlik, melekler, kitaplar gibi meseleleri ispat ediyor. Bu sebeple mesele alevi- sünni meselesi değildir. ?manı kurtarmak meselesidir. Yani, Risale-i Nur, Kur'an değildir. Fakat, Kur'anın bize anlatmak istediği hakikatleri ispat eden bir Kur'an tefsiridir. Yani, Kur'anın içindekileri bize ders veren bir kitaptır.

Peki serhan kabul ediyorum düşüncelerini.... saygılar

SERHAN
10.06.2005, 15:51
Arkadaşım, hakikatperverliğinden dolayı seni tebrik ediyorum.

Duncan
10.06.2005, 23:23
yoneticiler uyuyor sanırım konu sapmıs tek uyarı yok ayıp oluyor yapamıyorsanız yapamıyoruz diyeceksiniz

chatlakalper
11.06.2005, 14:04
yoneticiler uyuyor sanırım konu sapmıs tek uyarı yok ayıp oluyor yapamıyorsanız yapamıyoruz diyeceksiniz

Duncan bu ara yöneticilerden çok biz uğruyoruz foruma :dilli:
Alevimen tatilde zaten diğer arkadaşlar geliyor arada valla konunun seyri değişmiş uyarıların için sağol dostum

munzur_hozat
18.06.2005, 01:14
birilerine keşke geçici olarak modluk verilseydi :) , bazi mesajlarda gerçekten inançları yaralıyıcı yorumlar yapılıyor, yanlış yapmayalım arkadaşlar.
Allah birdir, dengi yoktur yartandan üstün varlık olamaz.Uzaydan bakarsanız noktadan küçük varlıklarız.Nasıl alemleri içinde barındıran Allah'a şirk koşarız.

chatlakalper
18.06.2005, 21:42
Alevimen kardeşim foruma geri dönüş yaptığında çok şaşıracak :) o yüzden eski düzene dönelim arkadaşlar

ALUNDRA
04.08.2005, 03:33
peki tanrının da bir yaradanı var mı? eğer yoksa kendi kendine mi yaratıldı?... S?zde bu sorunun cevabını verin SERHAN....
/hasa) Allahin yaradani olsaydi onu yaradani kim yaratti diye soracaktin..
o da olsaydi onu yaradan yaradani kim yaratti diye sorardin... ve bu böyle sürüp giderdi...
Onun varligi her yerde , atomlardan tut yildizlarda ,fezada her yerde... tabi bunu görene...
Ama kudretini anlamaya gelince buna insanoglunun akli ermez... akil sinirlidir.
Umarim dediklerimden birseyler cikarmissindir...

chatlakalper
04.08.2005, 09:29
Bu bir paradox değil. Herşeyin bir sebebi var

furkan
05.08.2005, 22:08
Bu bir paradox değil. Herşeyin bir sebebi var
iyi günler çalışmalarınızda başarılar dilerim.
ben herşeyin sebebi olduğuna inanmıyorum.
hayatta bazı şeyleri başka bir dayanak noktasına bağlamak zorundasınız.sebepler zinciri sonsuza gidemez.
saygılar

zapatistas
30.09.2005, 01:22
allahın varlığına inanmamak o kişiye hiç bir şey kazandırmaz ama inanırsa en azından hiçbir şey kaybetmez derim ben

alamut
06.04.2006, 21:34
ateizm üzerine harika bi yazıydı bence yapılan tartışmalar çok havada kaldı ayrıca

teşekkürler

erayY
05.05.2006, 18:11
Niye bu kadar çok bilim adamı dinsizdir?

tüm dinlerin ortak özelliği şudur "sorgulamayacaksın" daha doğrusu katii bir inanma sistemi haizdir bilim ise temeli araştırmadır. Araştırmadan sorgulamadan bilim olmaz bu noktaya ben böyle bakıyorum.Bu sebeble bazı bilim adamları ateistliğe meyilli olmuşlardır.

şunu belirtmeden geçemeyeceğim bazı arkadaşlar yine tepkilerde bulunmuşlar bugüne kadar okuduğum ateist likle ilgili tam bir taraf olmadan yazılmış en iyi yazılardan biriydi sadece neyin ne olduğu aktarılmış herhangi bir fikrin empoze edilimeye çalışıldığı kanısında değilim insanların belli bir inancı olacağı gibi bir inancı da olmayabilir önemli olan insanın insana saygı duymasıdır diye düşünüyorum.

canugur
05.05.2006, 19:26
tüm dinlerin ortak özelliği şudur "sorgulamayacaksın" daha doğrusu katii bir inanma sistemi haizdir bilim ise temeli araştırmadır. Araştırmadan sorgulamadan bilim olmaz bu noktaya ben böyle bakıyorum.Bu sebeble bazı bilim adamları ateistliğe meyilli olmuşlardır.

şunu belirtmeden geçemeyeceğim bazı arkadaşlar yine tepkilerde bulunmuşlar bugüne kadar okuduğum ateist likle ilgili tam bir taraf olmadan yazılmış en iyi yazılardan biriydi sadece neyin ne olduğu aktarılmış herhangi bir fikrin empoze edilimeye çalışıldığı kanısında değilim insanların belli bir inancı olacağı gibi bir inancı da olmayabilir önemli olan insanın insana saygı duymasıdır diye düşünüyorum.
Sayin eray, yorumunuza katiliyorum.
Cünkü, biimsel olmayan kavramlar, bilim yoluyla aciklanamazlar.
Nedeni de subjektif olmalari, yani insanin ic dünyasi ile ilgili olmasidir.

Bakalim, ABD nin en büyük test modlarindan LEUBA testleri bilimadamlari hakkinda nasil sonuclar vemis:

Oxford Universitesi bilim adamlarindan Peter Atkins , 1996 yili anketimiz sirasinda Bilim adami olup ta, ayni zamanda dini inanclara da sahip olanlara kelimenin en derin anlamiyla bu sekilde inanclar tasiyarak bilim adami olmaniz olanaksizdir demistir.


simdi de sonuclara bakalim:

Bu konudaki arastirmalar, 1914 yilinda ABD'li psikolog James H. Leuba ile basladi. Leuba gelisguzel secilmis 1000 Amerikali bilim adamindan % 8'inin inancsiz oldugunu belirledi.


1996 yilinda Leuba'nin 1914 yilindaki arastirmasini tekrar ettik ve Nature dergisinde sonuclarimizi yayinladik. Bu yil, Leuba'ninki gibi onde gelen bilimciler arasinda yaptigimiz anketsonuclari, inanclilarin oraninin % 4'lere dustugunu ortaya cikardi.

Alinti:Leuba testleri.Web´lerden isteyen buralara girer.

saygilar

alamut
07.05.2006, 11:56
ali zülfikar yazı çok güzeldi ve ben sana birşey sormak istiyorum. Ateistler kbazı kesimin mucizeleri var dediği kur'an hakkında ne düşünüyolar acaba ya da bu konuya nasıl bi yorum getiriyolar. soruyu gerçekten merak ettiğim içim soruyorum. teşekkkür edrim şimdiden

Nesimi
07.05.2006, 12:00
Turan Dursun'un görüşleri bence bu açıdan önemli. Turan Dursun'un Din bu kitabını okumalısınız bu konuda fikir sahibi olmak için

canugur
07.05.2006, 12:19
ali zülfikar yazı çok güzeldi ve ben sana birşey sormak istiyorum. Ateistler kbazı kesimin mucizeleri var dediği kur'an hakkında ne düşünüyolar acaba ya da bu konuya nasıl bi yorum getiriyolar. soruyu gerçekten merak ettiğim içim soruyorum. teşekkkür edrim şimdiden

Kendimi soruya muhattap kilarak yanitlamak isterim.
Ateistler, icin mucize diye bir kavram yoktur.
Mucizeler, bir olay gectikten sonra halkin ona yükledigi mistik misyonlar sonucu hikaye edilmis yüceltmelerden baska bir sey degildir.
saygilar

Enbaba24
14.05.2006, 14:48
serhan kardeşim din bilgine hayran kaldım gerçekten seni canı gönülden tebrik ediyorum. bilmediğim yada eksik kaldığım birçok konuda beni güzel bi lisanla aydınlattın sağol !..

reel_el
10.06.2006, 10:34
Arkadaslar bu konuyla belki alakalı olabilir ama konu başlıgı açabilen arkadaşların Materyalizm ile ilgili bir başlık açabilirlermi belki ateizm ve din konusuna birazdaha farklı açıdan bakmamıza neden olabilir
Materyalizm Somut ve maddi olani, soyut ve manevi olandan daha one koyan, daha oncelikli goren ve soyut ve manevi olanin somut ve maddi olandan ciktigini soyleyen dusunce bicimlerine materyalist adi verilir. Idealist ise bunun tersi anlasilacagi uzere. Yani soyut olani somut olandan daha oncelikli goren ve maddi ve somut olanin, manevi ve soyut olandan ciktigini soyleyen dusunce bicimidir
Bire diyalektik materyalizm vardır herhangi bir din düşmanlıgı içerisinde olmadıklarını bilen varmı çünkü var olan madenin evrim içinde oldugunu düşünüp bunun bir gelişmeyle ancak sonuçlana bilecegini savunur

akaya67
10.06.2006, 22:14
ali zülfikar arkadaş yazın için yüzlerce kez kutlarım.
özellikle BAV cılarla mücadele her alanda şart. düşünmekten ve bilimden bilinçli bir şekilde uzaklaştırılan halkımızı, temelsiz uyduruk (onlarda çalıntı) fikirlerle üzerinden rant sağlayan bu kişilerle peşkeş çektirmemek tarihsel bir görevdir.
sağlıcakla kalın

erayY
11.06.2006, 13:05
Turan Dursun'un görüşleri bence bu açıdan önemli. Turan Dursun'un Din bu kitabını okumalısınız bu konuda fikir sahibi olmak için

hmm.. Turan Dursun katledilen Turan Dursun

kesinlikle katılıyorum kitapları okunmalı...

Siya Saperen
13.06.2006, 05:39
Ateist çoğu zaman yanlış ifade edildiği şekli ile tanrıyı inkar eden kişi değildir.

Ateist'in tanrıyı inkar eden olarak adlandırılması; dinlerin, her insanın anne-babalarının kabul etmiş olduğu dini inanışların mensubu olarak doğduğu kabulune göre, önceden tanrı varlığını tanırken, daha sonra reddeden gibi düşünülmesinden kaynaklanır. Sözlüklerde anlamının "tanrı tanımaz", "tanrıyı inkar eden" şeklinde verilmesi de bundan kaynaklanır.

Ateist'in çevresinde olan biteni anlaması için gereksinimi olmadığından Tanrı'yı reddetmek gibi bir anlayışa da ihtiyacı yoktur. Yani ateist durup dururken Tanrı'yı inkar eden insan değildir.

Ateist aslında sadece materyalisttir. O'nu idealistler bu şekilde adlandırma gereksinimi duyarlar. Kavramın sözlük anlamı yukarıda anlatıldığı şekilde yerleştiğinden , bazen de kendisi de kendini ifade etmek için bu tanımı kullanır.

:p

bıçakcı
14.06.2006, 00:08
Sevgili Serhan,
Verdiğin bilgilere teşekkürler.
İnsanoğlu bilgilerinde tıkandığında, ilerisini göremediğinde, çıkar yol bulamadığında bir yaratıcının olduğu inancını hep korumuştur. Yoksa amiyane tabiriyle kafayı yiyecektir. Ancak İslam; akıl ve mantık dinidir. Bilimle çelişmez. Her bilimsel sonucun dinsel bir açıklaması vardır. Bulunuyorda. Kur-an'da halen açıklanamayan konular var.
Yine ancak diyorum ki!
Bilimsel olarak evrenin sonsuz olmadığı ve halen genişlemeye devam ettiği kanıtlanmıştır. Mantık olarak genişleyen bir varlığın, genişlediği bir dış kabuğun olması gerekmektedir. Bu dış kabuk neresidir? Kim yaratmıştır? Aklıma gelen bir kaç sorudan biridir bu. Sorulacak sorulara akıl ve mantık dahilinde yanıtlar verirsek sorular birbirini kovalamayacaktır. Yoksa bu sürümceme devam eder gider. Tabii ki açıklanamayan, anlaşılamayan, bilimsel verilere dayandırılamayacak alanlar vardır. Yanlış anlaşılmakta istemem...

Allah'ın varlığı konusunda Aşık İHSANİ'nin şu dizelerini hep sevmişimdir.

........

İhsani'yem için için
Şimdi anlıyorum niçin
Allah'sız olduğun için
Ben ölüyom sen ölmüyon

manifesto
14.06.2006, 00:17
Onu bunu bilmem de Bir Yaratıcının varlığını kabul etmemek onun varlığını kabul etmekden daha zor.
Zira Yaratıcıyı inkar eden veya zaten olmadığına inandığı için inkar denmez zaten,insanı,dünya hayatını gezegenleri evreni kainatı,protonu,hücreyi,geni...vesair yaratılış ile ilgili onbinlerce başlığı açıklamaları oldukça zor görünüyor
Zira işleri kör tesadüflere havale etmek bilimsellik değil cehalet olsa gerek.