freelens
07.12.2007, 18:00
İleri derecede hasta iki adam aynı hastane odasındaydılar. Adamlardan birinin her öğleden sonra bir saatliğine oturmasına izin veriliyordu, ciğerlerindeki suyun süzülmesi için...Bu hastanın yatağı odadaki tek pencerenin tam yanındaydı. Öteki hasta ise hep sırtüstü yatmak zorundaydı.
Bu iki hasta saatlerce birbirleriyle konuşur,eşlerini,ailelerini,evlerini,işlerini,aske rlik anılarını,tatilde gittikleri yerleri anlatırlardı birbirlerine.
Pencerenin yanındaki hasta her öğleden sonra oturmasına izin verdikleri saati öteki hastaya pencereden görebildiklerini anlatarak geçiriyordu. Öteki hasta bir sonraki günü iple çekmeye başladı, dışarıdaki renkli ve hareketli dünyayı dinlemek için...
Pencere, içinde çok güzel bir göl olan parka bakıyordu. Ördekler ve kuğular gölde yüzerken çocuklar kayıklarını suda yüzdürüyorlardı. Genç aşıklar, gökkuşağının tüm renklerindeki çiçeklerin arasında kol kola dolaşıyorlardı. Ulu ağaçlar çevreyi süslüyor, uzaktan kentin silueti görülebiliyordu.
Pencere kenarındaki adam bunları olağanüstü bir detayla anlatırken, odanın öteki ucunda yatan adam gözlerini kapar ve bu muhteşem manzarayı düşünde canlandırırdı.
Sıcak bir öğleden sonra pencerenin yanındaki adam geçmekte olan bir şenlik alayını tanımladı. öteki adam bando seslerini duyamasa bile düşünde canlandırabiliyordu, pencere kenarındaki adamın anlatımıyla...
Günler ve haftalar geçti.
Bir sabah banyo yaptırmak için su getiren hemşire, pencere kenarındaki yatan adamın cansız bedeniyle karşılaştı. Hasta uykusunda huzur içinde ölmüştü.
Öteki hasta uygun zaman geçtiğine karar verince, pencerenin kenarındaki yatağa taşınmasının olanaklı olup olamayacağını sordu. Hemşire memnuniyetle isteğini yerine getirdi, hastanın rahat olduğundan emin olduktan sonra da onu yalnız bıraktı.
Yavaşça, duyduğu acıya aldırmadan, bir dirseğine yaslanarak dışarıdaki dünyaya bakmak üzere yatağından doğruldu adam. Sonunda dışarıyı kendi gözleriyle görme zevkini yaşayabilecekti. Pencereden dışarı bakabilmek için yavaşça dönmeye zorladı kendisini. Pencere, boş bir duvara bakıyordu. Adam hemşireye, ölen oda arkadaşının pencerenin dışında görünen harika şeylerden söz etmesine neden olan şeyin ne olabileceğini sordu.
Hemşirenin yanıtı, ölen adamın görme engelli olduğu ve pencerenin önündeki duvarı göremediğiydi.
''Sanırım sana biraz cesaret vermek istemişti'' dedi
Bu görmeyen adam yine hic görmedigi birine iyi niyetli yaklasip hayatta yasamak adina onu ayakta tutmak icin sözleriyle destek veriyor. Belki Polyanacilik oynuyor, belki kendi ütopyasini anlatiyor. Ama burada asil olan ne Polyanacilik, nede ütopya, asil olan görmeyen gözlerin ne kadar aydinlik oldugu..!
Aslinda bu yazidan cikarilmasi gereken o kadar cok ders varki, kim kime cesaret veriyor, kim kimin kuyusunu kaziyor belli degil, belki bu yazi biraz irkilmemize neden olur diye dusundum.
Bu iki hasta saatlerce birbirleriyle konuşur,eşlerini,ailelerini,evlerini,işlerini,aske rlik anılarını,tatilde gittikleri yerleri anlatırlardı birbirlerine.
Pencerenin yanındaki hasta her öğleden sonra oturmasına izin verdikleri saati öteki hastaya pencereden görebildiklerini anlatarak geçiriyordu. Öteki hasta bir sonraki günü iple çekmeye başladı, dışarıdaki renkli ve hareketli dünyayı dinlemek için...
Pencere, içinde çok güzel bir göl olan parka bakıyordu. Ördekler ve kuğular gölde yüzerken çocuklar kayıklarını suda yüzdürüyorlardı. Genç aşıklar, gökkuşağının tüm renklerindeki çiçeklerin arasında kol kola dolaşıyorlardı. Ulu ağaçlar çevreyi süslüyor, uzaktan kentin silueti görülebiliyordu.
Pencere kenarındaki adam bunları olağanüstü bir detayla anlatırken, odanın öteki ucunda yatan adam gözlerini kapar ve bu muhteşem manzarayı düşünde canlandırırdı.
Sıcak bir öğleden sonra pencerenin yanındaki adam geçmekte olan bir şenlik alayını tanımladı. öteki adam bando seslerini duyamasa bile düşünde canlandırabiliyordu, pencere kenarındaki adamın anlatımıyla...
Günler ve haftalar geçti.
Bir sabah banyo yaptırmak için su getiren hemşire, pencere kenarındaki yatan adamın cansız bedeniyle karşılaştı. Hasta uykusunda huzur içinde ölmüştü.
Öteki hasta uygun zaman geçtiğine karar verince, pencerenin kenarındaki yatağa taşınmasının olanaklı olup olamayacağını sordu. Hemşire memnuniyetle isteğini yerine getirdi, hastanın rahat olduğundan emin olduktan sonra da onu yalnız bıraktı.
Yavaşça, duyduğu acıya aldırmadan, bir dirseğine yaslanarak dışarıdaki dünyaya bakmak üzere yatağından doğruldu adam. Sonunda dışarıyı kendi gözleriyle görme zevkini yaşayabilecekti. Pencereden dışarı bakabilmek için yavaşça dönmeye zorladı kendisini. Pencere, boş bir duvara bakıyordu. Adam hemşireye, ölen oda arkadaşının pencerenin dışında görünen harika şeylerden söz etmesine neden olan şeyin ne olabileceğini sordu.
Hemşirenin yanıtı, ölen adamın görme engelli olduğu ve pencerenin önündeki duvarı göremediğiydi.
''Sanırım sana biraz cesaret vermek istemişti'' dedi
Bu görmeyen adam yine hic görmedigi birine iyi niyetli yaklasip hayatta yasamak adina onu ayakta tutmak icin sözleriyle destek veriyor. Belki Polyanacilik oynuyor, belki kendi ütopyasini anlatiyor. Ama burada asil olan ne Polyanacilik, nede ütopya, asil olan görmeyen gözlerin ne kadar aydinlik oldugu..!
Aslinda bu yazidan cikarilmasi gereken o kadar cok ders varki, kim kime cesaret veriyor, kim kimin kuyusunu kaziyor belli degil, belki bu yazi biraz irkilmemize neden olur diye dusundum.