Orijinalini görmek için tıklayınız : bu polisler insan olamaz


spartacus
08.12.2007, 01:42
Sevgili Canlar!

Demokratlar ve devrimciler "Susma sustukça sıra sana gelecek" dediler. Toplumdaki büyük sessizlik ve suskunluk hız kaybetmeden devam etti.

Komünistleri vurdular, sustuk!
Devrimcileri vurdular, sustuk!
Demokratları vurdular, sustuk!
Gazetecileri vurdular, sustuk!
Alevileri vurdular, sustuk!
Kürtleri vurdular, sustuk!
Şimdi herkesi vuruyorlar, sıra şimdi sende!
Hala susacak mısın?

Polis son 5 ay içinde 5 insanı vurduğunu defalarca yazıp çizdim. Bunlara yeni bir halka daha eklendi. İzmir'de kırmızı ışık ihlali yaptığı iddia edilen bir kişi polis tarafından pervasızca ve kalleşçe vuruldu.

Polislerin kan dökme ve can alma yetkisi polis vazife ve selayetleri yasasına dayanıyor. Hiç bir siyasi olaya adı karışmayan 6 insanı vuran polislere karşı demokratik tepkimizi gösteremiyoruz.

http://www.aleviforum.com/attachment.php?attachmentid=15027&stc=1&d=1197066667



İnanılması güç ama gerçek; Türk Polisi son iki haftada İzmir'de trafik ihlalinden ötürü iki kişiyi vurdu.
Hatırlayacağınız gibi Baran Dursun yine İzmir'de, trafikte kural ihlali nedeniyle başında vurulmuştu. 5 gün kadar komada kalan Baran'ın durumu tam kamuoyu oluşturuyorken, Isparta'da meydana gelen hazin uçak kazasıyla gündem değişti. Polisin yerde-gökte arayıp bulamayacağı türden gündemi değiştirme manevrası kalmamışken gökte bir uçak kazası oldu ve Isparta'da uçak yere çakıldı. Isparta'daki olaya üzülen kamuoyu öte yandan Baran Tursun'u unuttu. Unutması bir hafta sürdü yada sürmedi. İşte yine İzmir polisi, yine kırmızı ışık ihlali ve bir kişi daha vuruldu. Bu kez tek fark Baran Dursun beyninden, MG olarak lanse edilen kişi göğsünden hedef alınarak vuruldu. Her iki trafik infazında dikkatimi çeken şey, kırmızı ışık ihlalinin hukuktaki cezası öldürücü yerleri hedef alarak tetiğe basmak olmuş.

Kırmızı ışık ihlalinin normalde en büyük cezası trafikte men etmekken, Türk polisi yaşamdan men etmeyi uygun görüyor.

Yukarıdaki yazı alıntı değildir.
Spartacus

http://www.atilim.org/haberler/2007/12/07/resimler/_Sinirsiz_yetkili__polis_yine_vurdu_20071207_12405 3.jpg

renat
08.12.2007, 01:49
devlet k. ırak ı bıraksın asıl terör devletin içinde son bir ay için üçüncü polis vukuatı polislere bir kısıtlama getilirmesi gerek devletin resmi terör örgütü olacak yoksa

alenya
08.12.2007, 01:53
malesef bilindik olaylar.normalde polis sucluların korkulu rüyası olmalı bizde tam tersi masum vatandaşların kabusu olmuş durumda.

firariHH
08.12.2007, 02:19
Polİs Terörüne Son!!!


Polis terörüne karşı sokağa, eyleme, mücadeleye!

Polisin yetkilerini genişleten yasa, sınırsız/sorumsuz kullanılan terör yetkisine kılıf oluşturdu. Polis hep terör estiriyordu, bu yasayla devlet, bu terörü onaylamış oldu. Yani ‘benim polisimden kimse hesap soramaz’ demeye getirdi.


Gün geçmiyor ki, bir vatandaş polis dayağı, polis kurşunuyla öldürülmesin. Buna, devlet başta olmak üzere hiç kimsenin bir bahane bulma imkanı da yok. Çünkü son aylardaki ölümlerin büyük çoğunluğu devlet ve düzenle temelden bir sorunu bulunmayan, sıradan vatandaşların başına gelmiştir




Son 7 ayda, 7’si ölümle sonuçlanan polis saldırılarının muhatapları arasında sadece biri, Yürüyüş dergisi sattığı sırada kurşunlanan ve şimdi felçli olan 16 yaşındaki Ferhat Gerçek siyasi bir kimliğe sahip. Saldırıya uğrayanların kimi gazeteci, kimi avukat, çoğu her hangi bir sabıkası bulunmayan insanlar. Kaldı ki, hırsızlık ya da travestilikten sabıkası olmanın cezası ölüm veya dayak değil.


Daha doğrusu öyle zannediliyor. Ancak bu terör tablosunun da ortaya koyduğu gibi, bu devlet ve düzende bu suçların cezası ölümdür, hatta polis terörüyle gelen ölüm için herhangi bir suç işlemek, işlediği zannedilmek de gerekmemektedir.


Polis selahiyeti denen yasa, polis keyfiliğinden başka bir anlama gelmiyor. Dayak atıp atmamak, kurşun sıkıp sıkmamak tümüyle polisin keyfine bırakılmış durumda.


Yaşanan bu terör olayları ve bu olaylarda yaşamını kaybeden gencecik insanlar, kurulu düzenin zulmünden hiç kimsenin kendini koruyamayacağının kanıtları durumundadır. O zaman, hiç kimse, bu zulüm düzeninin yerine insanca yaşanacak bir düzen kurma mücadelesinden geri duramaz, durmamalıdır.


24 Kasım’da, beyninden tek kurşunla vurulan ve halen ileri derecede koma hali süren 20 yaşındaki Baran Tursun, 16 yaşında felçli kalan Ferhat Gerçek ve daha niceleri, yaşamayı, bu zulüm düzeninin sahiplerinden ve eli kanlı uşaklarından daha fazla hak ediyor. Ancak, onların başına gelenler, artık yaşama hakkının bile mücadele etmeksizin korunamayacağını gösteriyor.


Sermaye düzeni, işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin kazanılmış ekonomik, demokratik, sosyal, siyasal haklarını gaspetmek için azgınca saldırmakla yetinmiyor. Bu saldırılarına zemin hazırlamak üzere, kitleleri terörize ederek sindirmeye, susturmaya çalışıyor. Devlet terörünün amacını önlemenin tek yolu da, sinmemek, susmamaktan geçiyor.


Kitleler, hak ve özgürlükler mücadelesini yükselttiği takdirde, devletin terör örgütleri bu derece pervasız davranamayacaktır. Devlet terörünü dizginlemenin tek yolu sınıf ve kitle mücadelesini yükseltmektir.

spartacus
08.12.2007, 02:26
İzmir polisi yine vurdu!


İzmir'in Konak ilçesinde, polisin “Dur” uyarısına uymayan otomobil sürücüsü barikatla durduruldu. Bu arada polis memuruyla boğuşan otomobildeki bir kişi, polisin ateş alan tabancasından çıkan mermiyle yaralandı.

http://www.aleviforum.com/attachment.php?attachmentid=15027&stc=1&d=1197066667

Eşrefpaşa Caddesi'nde devriye görevi yapan güvenlik güçleri, kırmızı ışık ihlali yapan 35 Y 4656 plakalı otomobili durdurmak istedi. Otomobil sürücüsü, uyarılara karşın durmayarak kaçmaya başladı. Cumhuriyet Bulvarı'na ters yönden giren otomobil, Basmane Meydanı'na dönüş yaptıktan sonra, Basmane 9 Eylül Meydanı'nda emniyet güçlerinin kurduğu barikatla durduruldu. Durdurulan otomobilde bulunan “Melisa” takma isimli Erdinç Yaraşık (29), kimlik soran polis memuru H.Y'ye maket bıçağı çekerek karşı koydu. Polis memuru H.Y. de tabancasını çekip Yaraşık'ın yere yatmasını söyledi. Polis memuru ile Yaraşık boğuşmaya başladı. Boğuşma sırasında ateş alan tabancadan çıkan mermi, Yaraşık'ın sol omuzundan yaralanmasına neden oldu. İlk tedavisi özel hastanede yapılan Yaraşık, daha sonra 9 Eylül Üniversitesi Hastanesine sevk edildi. Yaraşık'ın hayati tehlikesinin olmadığı öğrenildi.

http://www.aleviforum.com/attachment.php?attachmentid=15028&stc=1&d=1197066684
Yaraşık'ın arkadaşları, Ege Üniversitesi Hastanesi önünde toplanarak olaya tepki gösterdi.

Öte yandan, güvenlik güçlerinin uyarılarına uymayan otomobilin sürücüsü M.G. (36), emniyet güçlerine direnince, ekipler tarafından etkisiz hale getirilerek gözaltına alındı.

Ekiplerden kaçan M.G'nin kullandığı Otomobilde bir içimlik esrar maddesi ve maket bıçağı bulundu. M.G. hakkında “kırmızı ışık ihlali”, “dur ihtarına uymamak” ve “ehliyetsiz araç kullanmak” suçlarından trafik cezası uygulanırken, “görevli memura mukavemet” ve “narkotik madde bulundurmak” suçlarından adliyeye sevk edileceği belirtildi. Yaraşık'ın yaralanmasına neden olan polis memuru H.Y. hakkında soruşturma başlatıldığı öğrenildi.

Kaynak:
Anadolu Ajansı

lion12
08.12.2007, 02:38
Gerçektende rezil bir durum ne diyeyim yani diyecek birşey bulamıyorum.
Hiç bilmiyorlar kime ne yapmlaıar gerektiğini ancak bildiğim tek birşey var ki;o da gidip ellerine 2-3 kuruş para sıkıştıran adamların peşine düşmezler.Bilakis onlara destekte çıkarlar:wink:
Çok fazla zamanında içlerinde ve ortamlarında bulunduğum için oradan biliyorum.
Yazık ne diyeyim!
Ölen canlara üzülüyorum sadece.Yetkilerini kötüye kullananlara lanet olsun.Yazıklar olsun böylesi bir ülkenin polisine.
Demek hepimiz bir pamuk ipliğine bağlı yaşıyormuşuzda haberimiz yokmuş.:thumpdown:

ErCaN_Wien
08.12.2007, 02:40
bu nasil bir ülke ya anlamiyorum
yahudileri, homosexuelleri, cingeneleri, vs öldürdügü icin bütün dünya nazileri kiniyor
bizim polislerimizin yaptiklari nazilerden ne farki var
birde polis olacaklar biz güvenligimizi onlara teslim ediyoruz ama emanete ihanet ediyorlar :thumbdown

devrim69
08.12.2007, 03:08
Sivil toplum kuruluşlarının acilen kamuoyu oluşturması lazım.Artık bu tür olaylar örbas edilip unutturulmamalı.Biz unututtukça onlar öldürmeye devam edecekler

TuFaN58
08.12.2007, 10:55
CHP Merkez Yönetim Kurulu'nun (MYK) hazırladığı rapora göre, son iki yılda 34 kişi polis müdahalesiyle hayatını kaybetti.

MYK raporunda, son haftalarda polisin neden olduğu ölümlü olaylar üzerinde yapılan bir araştırmaya yer verildi.

Raporda söz konusu araştırmaya göre, ölenlerden 8'inin polis takibinde, 16'sının polis cinneti ya da polisle çıkan tartışmada, 3'ünün polisin yaptığı suçüstünde, 2'sinin suçlu takip eden polisin kurşununun hedef şaşırmasında, 2'sinin maganda polisin kurşununda, 3'ünün de gözaltında hayatını kaybettiği kaydedildi.
____________________________

Göz altın'da döverek öldürmüş olabilirler...:confused1

spartacus
08.12.2007, 16:00
Vazife ve Salahiyet"le gelen polis şiddeti

Hükümetin polislerin yetkilerini insan hakları ihlallerine zemin hazırlayan şekilde değiştirmeyi gündeme almasından bu yana, polislerin fiziksel şiddet kullanımı arttı.

Polis Vazife ve Salahiyet Yasası'ndaki (PVSK) değişiklik haziranda yürürlüğe girince, polislerin istediğini durdurup kimlik sorma, zor kullanmaya ve kuvvetin derecesini kendi belirleme yetkileri yasalaşmış oldu.

Fiziksel şiddet vakalarının çoğu da bu tür olaylarla meydana geldi. İnsan hakları savunucuları değişiklikle fiziksel şiddetin, işkencenin, gözaltında ölümlerin ve yargısız infazların artabileceğini hükümete her defasında bildirmiş, uyarmıştı. Hâlâ bu yetkilerin geri alınması gerektiğini vurguluyorlar.

1 Mayıs'tan beri polis şiddeti vakaları

24 Kasım: İzmir'de polisin dur ihtarına uymadı, barikatta durmadı diyerek ateş açtığı arabayı kullanan 20 yaşındaki Baran Tursun, kafatasına giren mermi nedeniyle ileri derecede komada. Arabada bulunan arkadaşları Emre Ökçelik ve Atilla Doğan, kendilerine siren veya megafonla uyarı yapılmadığını, önlerine barikat kurulmadığını sadece tek el ateş edildiğini söylüyor.

24 Kasım: Posta Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Mehmet Coşkundeniz, kız arkadaşı Derya Özel'in kullandığı araçla bir eğlenceden dönüşte kendilerini durduran trafik polisi tarafından yere yatırılıp kelepçelendi ve dövüldü. İstanbul Emniyet Müdürlüğü "kademeli kuvvet kullanılarak etkisiz hale getirilen" Coşkundeniz'in de polislere saldırdığını öne sürüyor.

21 Kasım: Avcılar'da Feyzullah Ete bir polisin göğsüne attığı tekme sonucu öldü. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Ete'nin polislere saldırdığını, itişme sırasında yere düşüp kalkmadığını savundu. Olayla ilgili şüpheli polis Ali M. tutuklandı.

17 Kasım: Muzaffer Ateş'e Taksim'de yürüdüğü sırada kimlik soran polise "Siz kimsiniz" diye sorunca polis tarafından kendisine yumruk atıldı. Ateş, şikayet için gittiği Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde de "Kimi kime şikayet ediyorsun" denilerek benzer muameleye maruz kaldığını söyledi; hastaneden aldığı raporla savcılığa şikayette bulundu.

14 Ekim: Sertan Çelik, Taksim'de müziğin sesini kısmadı diye trafik polisince darp edildi. Tutuklandı.

7 Ekim: 19 yaşındaki Ferhat Gerçek, Yenibosna'da Yürüyüş dergisi satarken çıkan arbede sonrası polis kurşunuyla vuruldu. Felç oldu.

24 Eylül: Şişli'de bir kuyumcuda hırsızlık şüphelisi genç bir kadını önce kelepçeleyip sonra fiziksel şiddet uygulaması mağazanın güvenlik kameralarınca kaydedildi.

18 Eylül: Polonyalı Dariusz Witek, Yabancılar Şubesi misafirhanesinde intihar etti. Kimse görmedi.

9 Eylül: İzmir'de hukukçu Mustafa Rollas, gözaltındaki iki müvekkiline hukuki yardım götürmek isterken Fuar Asayiş Ekipler Amirliği önünde polislerin saldırısına ve fiziksel şiddetine uğradı. Rollas müvekkileriyle görüştürülmezken gözaltına alındı; gözaltına alındığı inkar edildi. Amirlikte düzenlenen ifade tutanağı daha sonra götürüldüğü Basmane Polis Karakolu'nda imha edilerek yenisi kaleme alındı.

20 Ağustos: Nijeryalı Festus (Fastos) Okey, Taksim Polis Merkezi'nde polis tarafından vurularak öldürüldü.

10 Ağustos: Taksim Polis Merkezi'de dövülüp yola atılan Mehmet Nezir Çirik'in dalağı alındı.

2 Ağustos: Mardin Kızıltepe'de evine gitmek için otostop yapan Eyyüp Doğan, işaret ettiği, polis aracı olduğunu bilmediği minibüsten çıkan polislerce dövüldü; İnsan Hakları Derneği'ne başvurdu.

29 Temmuz: Avukat Muammer Öz, Moda'da kimlik soran polisle tartışınca dövüldü; burnu kırıldı.

26 Temmuz: Gazeteci Serkan Tekpetek, zorla sokulduğu polis aracında dövüldü, araçtan atıldı.

17 Haziran: Hırsızlık iddiasıyla gözaltına alınan 24 yaşındaki Mustafa Kükçe, üç karakol gezdirildikten, avcılığa gösterildikten ve işkence iddiası soruşturulmadıktan sonra Ümraniye E Tipi Cezaevi'nde öldü.

8 Haziran: Taksim Polis Merkezi'nde dövülen Sezai Yakar'ın burnu ve eli kırıldı.

6 Haziran: İzmir Alsancak Polis Karakolu'nda hırsızlık iddiasıyla gözaltında tutulan E.T'nin 6 Haziran'da kendini astığı açıklandı.

5 Haziran: Transseksüel Esmeray, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü önünde bekleyen iki polisçe "Geçmek yasak" diye dövüldü.

4 Haziran: Çanakkale'de hırsızlık iddiasıyla gözaltına alınan Hakkı Çancı'nın Çanakkale Emniyet Müdürlüğü'nde kendini astığı iddia edildi.

26 Mayıs: Ferhat Yalçınkaya, Galatasaray Meydanı'nda çıkan bir tartışma sonrasında kimliği olmadığı ve üzerinden bıçak çıktığı gerekçesiyle alınıp tahta coplarla dövüldü, yüzüne sprey sıkılıp Yedikule'ye atıldı.

22 Mayıs: Taksici Engin Topal ve Topal'ı döven polislere itiraz eden Ali Bakça, tahta cop, yumruk ve tekmelerle dövüldü.

1 Mayıs: Polisler 1 Mayıs kutlamaları için toplanan yüzlerce kişiye ve gazetecilere fiziksel şiddet uyguladı. Binlerce kişiyi ya gözaltına aldı ya da özgürlüğünden alıkoydu. Otobüslerde bekletilenlere biber gazı sıktı. Bir polis lokantada oturan Masis Kürkçügil'e tokat attı.

Bianet / 27.11.07

başkabirdünya
08.12.2007, 16:36
bu videoyu izleyince bu polislerin psikolojik olarak rahatsız olduklarını düşündüm

çünkü bir insana böylesine vahşice vuran akıldan ve vicdandan yoksundur




http://www.youtube.com/watch?v=8ZR0h9WxWbE

renat
08.12.2007, 16:39
gazi olaylarını hatırlayınca hiçte şaşırmadım bunlar değilmiydi olayların baş aktörü.
resmen rinç ediyorlar

RaİNbow
08.12.2007, 16:53
iğrençç yaratıklar işte..yaptıklarıı olaylarla çoğu insanların iğrenerek ve vebalı gibi baktığı ..... aşşağılık komplekslerini tatmin etmek için bu gibi sahnelerle çıkıyorlar herkesin karşısına ....tabi burda aldıkları eğitiminde çok önemi var..insanlarla diyalog kurmak yerine iki cop vurup susturmak daha kolaylarına geliyor.. ve farkındaysanız bu mesleği seçenlerin büyük bir kısmının ailevi sorunları vardır.... çoğu kin duygusuyla büyüdüğünde ben polis olup işte şunu şunu yapıcam düşüncesiyle seçtiği bir meslek ...bunlardan başka ne beklenir ki...

eda_deniz
08.12.2007, 19:07
sözde güvenlik bunlardan soruluyo öyle mi? o canı sen mi verdin ki alabilme hakkına sahipsin:( yazık böyle masum insanları öldüren düşüncesizlere...

AnGeNehM
08.12.2007, 21:14
bu videoyu izleyince bu polislerin psikolojik olarak rahatsız olduklarını düşündüm

çünkü bir insana böylesine vahşice vuran akıldan ve vicdandan yoksundur




http://www.youtube.com/watch?v=8ZR0h9WxWbE

Bence bu video gerçekten herşeyi tüm açıklığıyla anlatmaktadır.

Trafik ihlali yapan bir sürücüyü binbirtürlü durdurma yönetimi vardır.Gerekirse lastiğine ateş edecekler.Gerekirse polis arabasıyla çarpacaklar,gerekirsede barikat kuracaklar.Ama söz konusu yer Türkiye olunca malesef kurallar çiğnenmek içindir sözü akla geliyor.Sürücüler kuralları çiğniyor bunlar insanlığı çiğniyor.Namusu şerefini kaybediyor ve insanları vuruyor.

Bunlar videodakine bakmayın arkadaşlar,ben bunları çok iyi bilirim.Hepsi korkak bunların hepsi silahına ve birbirine devletine güveniyorlar.Yukarıdaki videoda izlediğiniz gibi güçleri savunmasız insanlara yetiyor bunların.Oysa o adam zaten yatmış teslim olmuş,tutupta götürsenize merkeze.Neden bu görüntü kirliliğine insan ayıbına sebep oluyorsunizki

Hangi birinizin içinde 1gm insanlık var söylermisiniz.Evinize gittiğinizde başınızı yastığa koyduktan sonra.Böyle bir günün sonunda ne yapıyorsunuz?Nasıl uyuyorsunuz?Siz insalık nedir bilmezmisiniz ya.Yazıklar olsun!

spartacus
09.12.2007, 00:55
Faşist polislere ilişkin usta şair Hasan Hüseyin Korkmazgil'in şiiri durum yeterince anlattığı için sözü Hasan Hüseyin'e bırakmak en doğrusu...


Onlar için her şey bitti
Her şey bitti onlar için
anaları yoktur onların
kardeşleri yoktur
yavruları yoktur onların
aşkları özlemleri bekledikleri yoktur

kime diyecekler güzelim diye
kime diyecekler yiğidim diye
kime diyecekler gözümün nuru
ciğerimin köşesi
ömrümün varı diye

sarmak için değil artık bu kollar
bu dudaklar uzanamaz artık hiçbir alına
korkuyu kambur gibi taşıyacaklar sevgisiz bedenlerinde
korkarak içecekler bir bardak suyu
ölüme gider gibi varacaklar uykuya
taş taş dökülüp giden duvar
damla damla biten su
hiçbir şey kurtaramaz artık onları

onlar için her şey bitti
sabah yoktur onlar için
yağmur sonu yaz öğleleri
bozulmuş bağların hüznü
ve balıklı gülüşü kapalı denizlerin
ormanların soluyuşu
haykırışı inanmanın
kolkolalığın gücü
umudu kurtuluşun
yok
yok
her şey bitti onlar için
onlar için her şey bitti

su değil içtikleri artık onların
yedikleri ekmek değil
el değil sıktıkları
onlar için her şey bitti
bu törenler bu cayırtı
bu ipekler bu altınlar bu yaldız
bu koşum saltanatı
yalan yalan hepsi yalan
korkudur bayrakları
korkudur urubular gibi dönen tepelerinde

onlar için herşey bitti
her şey bitti onlar için
değil mi ki kırdılar bu fidanları
değil mi ki ağlattılar bu anaları
onlar için bitti her şey
ne bir tutunacak dal
ne bir dayanacak duvar
bir kara haberin ölü yankısıdır onlar gözlerimizde
demir parmaklıklar arkasından bakar gibi bakan gözlerimizde

sausen
09.12.2007, 01:15
Merhaba,

Bu vatandaşlara verilen haklar geri alınmadıkça,
ve kolluk kuvvetlerine ayrımcılık kalkmadıkça,
özünde düzen değişmedikçe daha çok insan ölecek.
Ve sevgili canlar,
Artık susma zamanı değildir,
Çünkü inanın sustukça bunlar daha da azar.
Sanmayın ki birgün o kurşunlardan biri gelip bizi bulmaz...
Kurşun hiçte uzak değil...

Saygılarımla...

cemahir
09.12.2007, 01:27
Bu polis üniformasının içine giren cani olup çıkıyor . Eğitim şart desek o da boş üniversite mesunu poliste aynı davranışı sergiliyor . İlginç insanlar acaba eve gittiklerinde nasıl huzur buluyorlar .

pazarcıklı
09.12.2007, 01:48
polisler cezaları kendileri vermeye başladı resmen, kabul edilemez bir durum, nerede kaldı kanunlar mahkemeler, gerçi mahkemelere çıkan katil öğretmenlerinde, nasıl akli dengesi bozuk bahanesiyle salındığını gördük...çok yazık...bu zihniyetteki polisleri şiddetle kınıyorum...

spartacus
09.12.2007, 01:50
Bu polis üniformasının içine giren cani olup çıkıyor . Eğitim şart desek o da boş üniversite mesunu poliste aynı davranışı sergiliyor . İlginç insanlar acaba eve gittiklerinde nasıl huzur buluyorlar .


Haklısınız o üniformayı giymek için önce insani olan tüm değerleri çıkartmak gerekiyor. Bunun başında vicdan gelmektedir. O üniformayı giyinen, vicdanını kaybetmektedir. Dolayısıyla onlar kafalarını yastığa koyup yattıklarında en ufak bir huzursuzluk duymazlar. Zaten duysaydı başka bir meslek seçerdi. Bu gönüllü ve bilinçli bir tercihtir. Çünkü polis sermayenin, zenginin ve faşizmin çıkarlarını savunmak ve onun kolluk kuvveti olmak demektir. Bu doğrultuda kolay bir şekilde halka jop vurmakta, kurşun atmakta, biber gazı sıkmakta ve panzerlerle üzerlerine yürümektedir. Polis halkın düşmanı demektir.

Gecekonduları üzerlerimize yıkarken polis gücüyle bu iş yapılır, grev çadırları dağıtılırken patron polis çağırır, MHP'liler devrimcilere saldırırken polis eşliğinde bıçaklanır, yumruklanır, işçilerin ve memurların demokratik yürüyüşleri polis tarafından dağıtılır. Dünyanın her tarafında halk polisten korkar, çünkü polis halkın çıkarlarını savunmaz, zenginin yani burjuvanın çıkarını savunur.

Spartacus

kreşmir
09.12.2007, 02:09
polis olmanın gerektirdiği üstün faşistlik,saldırganlık,iş birlikçilk,işkencecilik faaliyetlerini yerini getirmeniz o mevkide bir yer elde edebilme şansını arttırır....

zamanında pol-der vardı ülkemizde sol düşenceli polislerin oluşturduğu bir dernekti.....anladılar ki bilimsel düşüncenin topluma zincir vurulacak bir mevkide yeri yok dağıttılar bu oluşumu.....ve yerine akıl ve mantığı zorlayamayan zavallıları yığdılar.....


herşey bu ülkede düşünceleri bir noktada kesintiye uğratan 80 darbesiyle gelişti....düşünen insanlar bastırıldı....düşünmeye ve kendi olabilmeye çalışanlar ise yetkileri genişletilmiş bir avuç eğitim özürlüsü elinde baskıya uğradı......

yasaların koruyucusu polisler ,bu yasaları oluşturanların fedaileridir....yasalar bizleri bastırmak ve hiçleştirmek için konulan kurallar bütünüdür....polislerde gözü kapalı bekçileri.....


eline silahı almakla hüküm kurulmaz....asıl hüküm akıldan geçer......

spartacus
29.12.2007, 23:37
14 yaşındaki işportacıyı öldüren polislere beraat

14 yaşındaki ortaokul öğrencisi Şaban Cadıroğlu'nu seyyar satıcılık yaptığı sırada tablalarını kaldırması yönünde uyaran iki polisin tekmelemesi sonucu öldürülmesi olayıyla ilgili 3 yıldır süren dava polislerin beraatıyla sonuçlandı. Kararı Yargıtay'a götüren Cadıroğlu'nun avukatı Menaf Kıran, "Bir çok davada olduğu gibi bu davada da Adli Tıp Kurumu bağımsız bir karar veremedi, baskı altında karar verdi. Olay yerindeki tanıkların beyanları mahkeme tarafından dikkate alınmadı. Yani dosyamızda tanıkların beyanları gayet açıktır. Bu çocuk polislerin tekmesiyle öldürülmüştür" dedi.
Vanda'da 8 yıl önce seyyar satıcılık yaptığı sırada polis tarafından tekmelenerek öldürülen Şaban Cadıroğlu'nun öldürülmesi olayıyla ilgili TCK'nın 455. maddesi gereğince 'Dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu adam öldürmek' iddiasıyla Van 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanan polis memurları Seyit Demir ile Sabri Sıvacı, Diyarbakır ve İstanbul Adli Tıp Kurumlarının 'Önceden kafasında var olan ödem nedeniyle hayatını kaybettiği' yönünde verilen raporlar esas alınarak beraat etti.

'Adli Tıp Kurumu bağımsız karar veremedi'

Cadıroğlu ailesinin avukatı Menaf Kıran, dönemin koşulları nedeniyle Adli Tıp Kurumu'nun bağımsız bir karar veremediğine dikkat çekerek, "Bir çok davada olduğu gibi bu davada da Adli Tıp Kurumu bağımsız bir karar veremedi, baskı altında karar verdi. Olay yerindeki tanıkların beyanları mahkeme tarafından dikkate alınmadı. Dava 'Kasten adam öldürmek' suçundan açılması gerekiyordu" dedi.

'Bu çocuk polislerin tekmesiyle öldürülmüştür'

Dosyada adil yargılama hakkının engellendiğini belirten Kıran, "Yani dosyamızda tanıkların beyanları gayet açıktır. Bu çocuk polislerin tekmesiyle öldürülmüştür. Adli Tıp Kurumu'nun beyinde, akciğerde, şişkinliklerin ve ödemlerin geçmişten bu yana var olduğu yönündeki raporu tabiki gerçeği yansıtmamaktadır" dedi. Kıran, davanın sanıkları olan polislerin beraatlarının Yargıtay'a taşıdıklarını belirterek, olumsuz bir sonuç çıkması durumunda AİHM'e başvuracaklarını söyledi.

Köylerinin yakılmasıyla Van'a göç eden aile Şaban'ın ölümüyle yıkıldı

1993 yılında köylerinin yakılmasıyla Van'a göç etmek zorunda kaldıklarını anlatan baba Süleyman Cadıroğlu, büyük acılar yaşadıklarını, onlara ait olan her şeyin yakıldığını ve çaresiz Van'a geldiklerini söyledi. Van'da kurdukları düzenlerinin oğlu Şaban'ın öldürülmesiyle dağıldığını anlatan baba Cadıroğlu, şunları söyledi: "Şaban en küçük çocuğumuzdu. Oğlunun tek suçu ailesinin geçimine katkı sağlamak için seyyar satıcılık yapmaktı. Bir sürü tanık vardı o dönem. Kahvelerdeki, dışarıdaki insanların gözünün önünde 2 polis tarafından tekmelerle öldürüldü oğlum. Oğlumun ölümü üzerinden 8 yıl geçti. Ancak hala ölümüne alışamadık. Olayın sonuna kadar takipçisi olacağız."

Olay şu şekilde gelişti:

Okuldan arta kalan zamanında seyyar satıcılık yapan Şaban Cadıroğlu, 16 Ağustos 1999 tarihinde de kentin en işlek caddesi olan Cumhuriyet Caddesi'nde kurduğu tablada güneş gözlüğü satıyordu. Van Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı Seyit Demir ve Sabri Sıvacı adlı polislerin, tablalarını kaldırması yönünde Cadıroğlu'nu uyardığ, Cadıroğlu'nun tablalarını kaldırdığı sırada polislerin tekmelemesi sonucu yere yığıldığı, polislerin yerde de tekmelemeye devam ettiği öne sürülen Çadıroğlu, aldığı darbeler sonucu olay yerinde hayatını kaybetti. Cadıroğlu'un cenazesi otopsi yapılmak üzere Van Devlet Hastanesi'ne kaldırılırken, onbinlerce kişinin olaya tepki göstermesi nedeniyle Cadıroğlu'nun cenazesi otopsi yapılmak üzere Diyarbakır Adlı Tıp Kurumu'na gönderildi. Burada verilen otopsi raporunda Cadıroğlu'nun 'geçmişte var olan hastalığı nedeniyle' hayatını kaybettiği belirtilirken, Cadıroğlu, Van'da binlerce kişinin katılımıyla defnedilir.

4 yıl sonra dava açıldı

Cadıroğlu ailesi, oğullarının ölümünün ardından 2 gün sonra iki polis memuru hakkında Van Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Savcılık 4 yıl sonra TCK'nın 455. maddesi gereğince iki polis hakkında 'Dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu adam öldürmek' iddiasıyla Van 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açtı. 10 Ekim 2003 tarihinde görülen ilk duruşmada, tanıklar, polislerin Cadıroğlu'nun tablalarını kaldırmasını istediğini, Cadıroğlu'nun tablalarını kaldırdığı sırada polislerin tekmelemesiyle yere yığıldığını ancak polislerin tekmelemeye devam ettiği yönünde ifade verdi.

BERGÜZAR ORUÇ-DİHA

başkabirdünya
03.01.2008, 16:30
Sınırsız yetkili cinayete tanık


İZMİR (03.01.2008)- "Dur" ihtarına uymadığı iddiasıyla vurulan Baran Tursun olayında tukulu polisin ilk duruşmasına 10 gün kala sürpriz bir tanık ortaya çıktı. Yetkili polis cinayetini gördüğünü aileye bildiren bir Astsubay, mahkemede tanıklık yapmak istediğini açıkladı.

Aracıyla giderken Baran Tursun'a ateş ederek öldüren yetkili katil polis hakkında "kasten adam öldürme" gerekçesiyle 25 yıl hapis cezası istemiyle dava açıldı. Davanın ilk duruşması ise 14 Ocak'ta.


Polis memuru O.A. hakkında, Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nce “kasten adam öldürmekten” 25 yıl hapis istemiyle açılan davanın ilk duruşması öncesinde ise bir tanık olduğu ortaya çıktı. İzmir'e olayı soruşturması için gönderilen bakanlık müfettişlerinin kusurlu bulmadığı ve yetkisini aşmadığını iddia ederek hazırladığı rapora rağmen, olayın sürpriz tanığı gerçeklerin ortaya çıkmasına yardımcı olabileceğini söyledi. Tursun ailesine mahkemede tanıklık yapmak istediğini iletti.


Bu arada olayı gördüğünü belirten Astsubay M.Ş. Daha önce görev yaptığı İzmir'deki bir icra takibi için İzmir'e geldiğini taksiyle Bayraklı'ya gittikten sonra araçtan inince, yaşanan cinayete tanık olduğunu söyledi.


'Polis arabayı hedef seçmişti... dur ihtarı olmadı...'


Astsubay M.Ş. aile ile yaptığı görüşmede; “Yaya olarak yürüdüğüm sırada birden bir aracın hızla geçtiğini gördüm, ardından da polis olduğunu anladığım kişi, tabancasıyla ateş açtı. Tek el ateş edildi ve tabancanın namlusu direk hedef gözetir durumdaydı. Tanıklığı da vicdanım el vermediği için kabul ediyorum. Doğruların ortaya çıkmasını istiyorum'' dedi.


Astsubay M.Ş olayı şöyle anlattı; “Bir arkadaşımla Bayraklı Kavşağı'nda bekliyorduk. Önümüzdeki araba kısa bir süre sonra hareket etti ve 20-30 saniye sonra polisin tek el ateş ettiğini gördüm. Polis o arabayı hedef seçmişti. Polisin ateş etmesinden sonra araba birkaç metre sağa sola savrulduktan sonra durdu. O süre içinde polis tarafından herhangi bir uyarı ve dur ihtarı olmadı. Olayı bir gün sonra gazetelerde okudum ve yazılardan çok rahatsız oldum. Yok polis ihtar etmiş. Yok sarhoş idi. 'Polise mukavemet etti ve uyarı ateşi yapıldı' gibi haberler beni son derece rahatsız etti. Bundan dolayı mahkemede yaşananları tek tek anlatmak istiyorum. Hemde üniformamla. Eğer beni siz tanık olarak yazmazsanız, kendim mahkemeye müracaat edip yaşananları tek tek anlatırım. Çünkü vicdan azabı yaşıyorum”.


'Bonus cinayeti'


Öte yandan Tursun ailesinin avukatı Alper Bağıran, olayın bir 'bonus cinayeti' olduğunu belirtti. “İzmir Emniyet Müdürlüğü olaylara müdahale ve suçlu yakalama durumuna göre polis memurlarına 'bonus' denilen puan veriyor. Puan sistemi polisleri bu tür suçlara itiyor.” dedi.


Baba Tursun: Tutanaklar çelişkilerle dolu


Bu arada oğlu polis tarafından katledilen Mehmet Dursun ise olayın her aşamasının ve polis tutanaklarının çelişkilerle dolu olduğunu belirtti. Tursun, "Olay saat 03.13'te başlıyor, 03.19'da bitiyor. Toplam 6 dakikada telsiz görüşmelerinin olayla ilgili kayıtları 2 dakika 20 saniyedir. Geri kalan 3 dakika 40 saniye, 'Araba kaza yaptı, ambulans çağırın, direk devrildi, TEDAŞ'a haber verin' konuşmalarıyla geçiyor. Polislerin ifadeleri ve tutanaklarda ise altı yedi caddede kovalamaca olduğu belirtiliyor. 2 dakika 20 saniye içinde nasıl bu kadar cadde ve bulvar katedildiğini emniyet açıklayamıyor. Olay yerinde yaptığımız tatbikatta, altı yedi cadde ve bulvardan bir arabanın 2 dakika 20 saniye içinde geçmesi için saatte 600 km. hızla gitmesi gerektiği ortaya çıktı. Olay yeri inceleme raporu düzenlenmemiş, çünkü dosyada öyle bir belge yok. Onun yerine maddi hasarlı kazada hasar tespit tutanağı var. Tutanak da Bayraklı Polis Karakolu önünde düzenlenmiş, yani olay yerine 1 km. Uzaklıkta.


Savcı bey olay yerine gitmiyor, onun yerine arabayı kurtarıcının üstüne koyup karakola götürüyorlar. Savcı yerine polis hasar tespiti yapıyor. Oğlum hastaneye, trafik kazası geçirmiş diye götürülüyor. Olay, hastane tutanaklarına yaralanmalı trafik kazası olarak geçiyor. Baran'ı hastaneye götüren polisler de tutanaklara imza atmadan ayrılıyor. Sonra Baran'ın kafasında bir kurşun olduğu anlaşılıyor ve görevli doktorla hastane polisi tutanak tutup imzalıyor.


Önce trafik kazası dediler, sonra düşüp vurdum diyorlar. Önce havaya, sonra arabanın lastiklerine ateş edildi de diyorlar ama tutanaklar öyle söylemiyor. Altı polis imza atıyor, bir de fezleke düzenleniyor. 'Kaydım düştüm, silahım ateş aldı, merminin nereye gittiğini bilmiyorum.' diyorlar. Polislerin avukatları, 'Kafadaki mermi çekirdeği kırıktır.' diyor. Balistik inceleme yapılmadan bunu nereden biliyorlar? Bütün polisler sanki ağız birliği yapmış gibi aynı ifadeyi veriyor, sadece imzalar farklı.


Tutuklanan poliste barut izi yok, tutuksuzda ise var. Bu el svapları da olaydan 6 saat sonra alınmış. Polisler, 13 saat sonra alkol kontrolüne götürülmüş. Hani tek el ateş edilmişti? Nasıl elinde barut izi olmayan biri tutuklandı?"

kaynak: ATILIM www.atilim.org