Orijinalini görmek için tıklayınız : sosyalizm ve din


spartacus
22.12.2007, 14:05
Sosyalizm ve Din

Bugünkü toplum, tamamen geniş emekçi kitlelerin nüfusunun ufak bir azınlığı; yani toprak sahipleri ve kapitalistler sınıfı tarafından sömürülmesi esası üzerine kurulmuştur. Bütün yaşamları boyunca kapitalistler hesabına çalışan "özgür" işçilere sadece kazanç sağlayan kölelerin yaşamını sürdürmeye, kapitalist köleliğin güvenini ve sürekliliğini sağlamaya yetecek oranda geçim olanağı "tanındığından", bu toplum bir köle toplumudur.

İşçilerin ekonomik baskı altında olmaları, kaçınılmaz biçimde her türlü siyasal baskıya, toplumsal aşağılanmaya, kitlelerin ruhsal ve moral çöküntüsünün artmasına yol açar. İşçiler ekonomik kurtuluşları adına az ya da çok ölçüde siyasal özgürlük elde etmek için savaşabilirler. Ne var ki, kapital gücü yönetimden yok edilmedikçe ne oranda olursa olsun elde edilecek siyasal özgürlük, işçileri yoksulluktan, işsizlikten ve baskıdan kurtaramayacaktır.

Başkaları hesabına çalışmaktan, yerine getirilmeyen isteklerden ve yalnız bırakılmışlıktan yılmış halk kitleleri üzerine her yerde büyük ağırlıkla yüklenen ruhsal baskı biçimlerinden biri dindir. Doğaya yenik düşen ilk insanların tanrılara, şeytanlara, mucizelere ve benzeri şeylere inanmasına yol açışı gibi, sömürülen sınıfların sömürenlere karşı mücadeledeki yetersizliği de kaçınılmaz olarak ölümden sonra daha iyi bir yaşamın varlığına inanmalarına yol açar. Din, bütün yaşamı boyunca çalışan ve yokluk çekenlere, bu dünyada azla yetinmeyi, kısmete boyun eğmeyi, sabırlı olmayı ve öteki dünyada bir cennet umudunu sürdürmeyi öğretir. Oysa yine din, başkalarının emeğinin sırtından geçinenlere bu dünyada hayırseverlik yapmayı öğreterek, sömürücü varlıklarının ceremesini pek ucuza ödemek kolaylığını gösterir ve cenette de rahat yaşamaları için ehven fiyatlı bilet satmaya bakar. Böylelikle din, halkı uyutmak için afyon niteliğindedir. Din, sermaye kölelerinin insancıl düşlerini, insana daha yaraşan bir yaşam isteklerini içinde boğdukları bir çeşit ruhsal içkidir.

Ne var ki, köleliğinin bilincine varmış ve kurtuluşu için mücadeleye başlamış köle, kölelikten yarı yarıya çıkmış demektir. Fabrika endüstrisinin yetiştirdiği ve kent yaşamının aydınlattığı modern, sınıf bilinçli işçi, dinsel önyargıları bir yana atar, cenneti papazlara ve burjuva bağnazlarına bırakır ve bu dünyada kendisi için daha iyi bir yaşam elde etmeye çalışır. Bugünün proletaryası, din bulutuna karşı savaşta bilimden yararlanan ve işçileri bu dünyada daha iyi bir yaşam adına kavga vermek için birleştirerek öteki dünya inancından kurtaran sosyalizmin yanında yer alır.

Din, kişinin özel sorunu olarak kabul edilmelidir. Sosyalistler, din konusundaki tavırlarını genellikle bu sözlerle belirtirler. Oysa herhangi bir yanlış anlamaya yol açmamak için bu sözlerin anlamı kesinlikle açıklanmalıdır. Devlet açısından ele alındığı sürece, dinin kişisel bir sorun olarak kalmasını isteriz. Ancak, Partimiz açısından dini kişisel bir sorun olarak göremeyiz. Dinin devletle ilişkisi olmaması, dinsel kurumların hükümete değin yetkileri bulunmaması gerekir. Herkes istediği dini izlemek ya da dinsiz, yani kural olarak bütün sosyalistler gibi ateist olmakta tamamen özgür olmalıdır. Vatandaşlar arasında dinsel inançları nedeniyle ayrım yapılmasına kesinlikle göz yumulamaz. Resmi belgelerde bir vatandaşın dininden söz edilmesine de son verilmelidir. Kiliseye ve dinsel kurumlara hiçbir devlet yardımı yapılmamalı, hiçbir ödenek verilmemelidir. Bunlar, devletten tamamen bağımsız, aynı düşüncedeki kişilerin oluşturduğu kurumlar niteliğinde olmalıdır. Ancak bu isteklerin kesinlikle yerine gelmesi halinde, kilisenin devlete Rus vatandaşların ise kiliseye feodal bağımlılıklarının sürdüğü, (bügüne kadar ceza yasalarımızda ve hukuk kitaplarımızda yer alan) engizisyon yasalarının var olduğu ve uygulandığı, insanları inançları ya da inançsızlıkları nedeniyle cezalandırdığı, insanların vicdan özgürlüğünü baltaladığı ve kilisenin şu ya da bu afyonlamasıyla hükümetten gelir ya da mevki sağladığı utanç verici geçmişe son verilebilir. Sosyalist proletaryanın modern devlet ve modern kiliseden istediği, kilise ile devletin birbirlerinden kesinlikle ayrılmasıdır.


V. İ. Lenin
Novaya Zihn, Sayı: 28, 3 Aralık 1905

spartacus
22.12.2007, 14:09
Komünistler Dini Proğramına Koymazlar

Sosyalist proletaryanın partisi açısından, din kişisel bir konu değildir. Partimiz, işçi sınıfının kurtuluşu adına bir araya gelmiş sınıf bilinçli, ileri savaşçıların toplandıkları bir yerdir. Böylesi bir birlik dinsel inanç biçiminde ortaya sürülen sınıf bilinci yoksunluğuna, bilgisizliğe ve geri kafalılığa kayıtsız kalamaz ve kalmamalıdır. Din diye tanımlanan ve halkın üzerine indirilen koyu sisle, sözlerimizi ve yazılarımızı kullanarak tamamen ideolojik silahlarla savaşabilmek için kilisenin kaldırılmasını istiyoruz. Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisini, işçilerin her türlü dinsel uyutmacadan kurtulması adına mücadele etmek için kurduk. Bizim için ideolojik mücadele kişisel bir sorun değil, bütün Partinin, bütün proletaryanın sorunudur.

Madem ki durum böyledir, o halde Programımızda ateist olduğumuzu neden açıklamıyoruz? Hıristiyanların ve öteki dinlere inananların partimize girmesini neden yasaklamıyoruz?

Bu soruya verilecek cevap, din sorununun burjuva demokratları tarafından ortaya konuluşu ile Sosyal Demokratlar tarafından ortaya konuluşu arasındaki ayrımı belirleyecektir.

Bizim Programımız tamamen bilimsel, dahası materyalist dünya görüşü temeli üzerindedir. Bu nedenle Programımızın açıklanması demek, din sisinin gerçek tarihsel ve ekonomik kökenlerinin açıklanmasını da zorunlu kılacak demektir. Propagandamız kaçınılmaz olarak ateizm propagandasını, gerekli bilimsel yayımların yapılmasını, otokrat feodal hükümetin bugüne kadar yasakladığı ve kovuşturduğu yazıların Parti çalışmalarımızın bir dalı haline getirilmesini de içermektedir. Bir zamanlar Engels'in Alman sosyalistlerine verdiği öğüdü şimdi bizim izlememiz gerekebilir: Onsekizinci yüzyıl Fransız Aydınlanma dönemi düşünür ve ateistlerinin yazıları çevirilmeli ve geniş ölçüde yayılmalıdır.

Ancak, hiçbir koşulda din sorununu burjuva radikal demokratlarının sık sık yaptığı gibi, soyut, ülkücü bir biçimde, sınıf mücadelesinden kopuk "entellektüel" bir sorun olarak ortaya koymak yanlışına düşmememiz gerekir. Aşırı baskı temeline oturan ve işçilerin eğitilmediği bir toplumda, dinsel önyargıların sadece propaganda yöntemleriyle yok edilebileceğini sanmak budalalık olur. İnsanlığın üzerindeki din boyunduruğunun, toplumdaki ekonomik boyunduruğun bir sonucu ve yansıması olduğunu akıldan çıkarmak burjuva dar görüşlülüğünden başka birşey değildir. Proletarya kapitalizmin karanlık güçlerine karşı kendi mücadelesiyle aydınlanmadıkça, ne kadar bildiri dağıtılırsa dağıtılsın, ne kadar söz söylenirse söylensin proletaryayı aydınlatmak olanaksızdır. Bizim açımızdan ezilen sınıfın bu dünyada bir cennet yaratmak adına gerçek devrimci mücadelede birleşmesi, öteki dünya cenneti konusunda proletaryanın görüş birliğine gelmesinden daha önemlidir.

İşte bu nedenle Programımızda ateist olduğumuzu belirtmiyoruz ve böyle davranmak zorundayız. İşte bu nedenle, eski önyargılarını henüz sürdüren proleterlerin Partimize katılmalarını engellemiyoruz ve engellememek zorundayız. Biz her zaman bilimsel dünya görüşünü öğütleyeceğiz ve çeşitli "Hıristiyanlar"ın tutarsızlıklarıyla savaşacağız. Fakat bu hiçbir zaman, yeri olmadığı halde din sorununun birinci plana alınması demek değildir. Yine bu hiçbir zaman, gerçekten devrimci ekonomik ve siyasal mücadele güçlerinin üçüncü sınıf görüşler ya da anlamsız fikirler nedeniyle birbirlerinden kopmasına, siyasal önemlerini kaybetmesine, ekonomik gelişim karşısında bir yana itilivermesine göz yummamız da demek değildir.

Her yerde ve şimdilerde de Rusya'da reaksiyoner burjuvazi, gerçekten önemli, temel ekonomik ve siyasal sorunlardan, yani Rus proletaryasının devrimci mücadelede birleşmesiyle bugünlerde çözümlenmeye başlanmış olan sorunlardan kitlelerin dikkatini uzaklaştırmak amacıyla din adına mücadeleyi kendine uğraş edinmiştir. Bugün kendini Kara Yüzler kıyımlarında gösteren ve devrimci mücadeleyi bölmeyi amaçlayan bu reaksiyoner tutum, yarın çok başka ve çok ustalıklı biçimler alabilir. Biz, durum ne olursa olsun, bu reaksiyoner tutum karşısında serinkanlı, dirençli olacağız ve temelde olmayan ayrımların etkilemeyeceği bir öğretiyi, bilimsel dünya görüşünü ve proleter dayanışmasını öğreteceğiz.

Dinin devletten ayrılması açısından, devrimci proletarya dini gerçekten kişisel bir sorun durumuna getirmeyi başaracaktır. Ve ortaçağ kalıntısı küflenmiş görüşlerden arınmış, bu siyasal düzende, proletarya, din aldatmacasının gerçek kaynağı olan ekonomik köleliğin kalkması için açık ve yaygın mücadele verecektir.
V. İ. Lenin
Novaya Zihn, Sayı: 28, 3 Aralık 1905

huseyn
22.12.2007, 15:16
işçi sınıfını sömürmek için kapitalist düzen; işçi sınıfına kaybedeceği ve onu korkutacağı şeyler yaratmak zorundadır.
günümüzden örnekler verecek olursam;
kapitalist düzen bankaları aracılığıyla işçilere ev kredisi; köylülere araç kredisi açarak onları onyıllar boyunca ağır şartlarda ödeyebileceği ve sisteme itiraz etme hakkı olmaksızın yaşamayı (köleleştirmeyi) şart koşar! elbetteki işçi sınıfının ev alma hakkı vardır; elbette köyülerin traktör alması gerekir ama kapitalistler (para babaları) kendi işlerine gelmeden işçilere ve köylülere BİR ÇÖPÜNÜ DAHİ VERMEZ!
ikinci örneğim; spartacus'un da değindiği "din"...
işte din ikinci hanede ortaya çıkar. diyelim ki işçilerin ve köylülerin "borçları" bitti. eee onları kölleştirmeye hangi yolla devam edecekler? tabi ki önlerine görmeyecekleri ve çok korkacakları bişey koymak zorundalar. ve bu noktada allah ve din konusu girer devreye. allah her zaman bağışlayıcıdır; esirgeyendir; öfkelidir ve güçlüdür. peki neden? daha kolay korkutmak için; daha kolay sömürmek için...

kreşmir
22.12.2007, 19:55
insanları belirli konularda baskı altına almanın en güzel yolu onları korktukları konu üzerinde baskı altına almaktır.....görsel olmayan kim tarafından ve hangi nedenle oluşturulduğu bilinmeyen,kabullenmeyi ve itaat etmeyi hedef edinen din olgusu bu noktada en önemli silahtır.....

hepimiz az çok yaşadığımız ülkeden dinin toplumsal ve siyasal yaşantıda etkisi olduğunu biliriz....bunu hissetmek ve yaşamak bizi değil ancak bu senaryoyu üretenleri desteklemektedir.....

kişi hakları ve toplumsal diyalektiği yakalama ve geliştirme belirli bir akıl çizgisinin takip edilmesiyle oluşur......kabullenmiş olduğumuz kurallar bizi değil yine belirtmek gerekirse insanların zayıf yönleriyle ele geçirmeye çalışanları temsil eder.....

şu utulmamalı ki artık dünya üzerinde en önemli güç din değil paradır....gelişmiş ülkeler emperyalist emelleri gerçekleştirecekleri ülkelerde hakimiyeti iktidar üzerinden alır....iktidar belirli bir menfaat karşılığı halkın üzerinde etki edeceği kurumu emperyelistler adına kullanır.....bu olay ortadoğuda ve afrikada en güzel biçimde işlemektedir..... halkın yüzde 99 u müslüman olan ve yine halkının yüzde 92 si amerikan karşıtı olan bir ülkede bu sömürüye ne için katlanılıyor acaba demiyormuyuz...bu noktada devreye din giriyor.....

ve sürünüyoruz ;diğer dünyada mutluluğa erişmek için.....(keşke öyle olmasaydı)

readme
22.12.2007, 20:16
bütün bir toplum bir ulus bile yada eşzamanlı olarak var olan bütün toplumların tümü birden bile yeryüzünün sahipleri değildir. bunlar onun yalnızca zilyetleri(sahibi olsun yada olması bütün malları elinde bulunduran), yararlanma hakkı sahipleridirler. demiş karl marx.
öyleyse herkes bu dünya hak sahibi, adil olma hakkına sahip ihtiras dolu ve güçlü olmaya aday kazanma potansiyeline sahiptir.

bütün sosyal ve fiziki bilimlerin ortaya koyduğu en temel veri her şeyin değiştiği hayatın, kainatın bir yerlere sürüklendiğidir (akıllı tasarım ideolacyası bunu böyle öğütler). değişmeyen şey değişimin kendisidir. akan nehir sahibi denize ulaşacak, deniz buharlanıp atmosfere karışacak, atmosferde yoğunlaşan denizin zerreleri yağmur olarak dönecek v. v.s her şey.. neticede malın sahibine ulaşacaktır.

göklerde ve yerde ne varsa hepsi allahındır. kuran söylüyor bunu.

düşünmenin bir boyututuyla emperyalizm küreselleşme, dinler arası diyalog gibi yollarla, sürekli kendisini yeniden üretirken, bazı özgürlük savaşçılarının ilkelilik adı altında diyalektiği inkar etmeleri ve güçler arası rekabette savrularak kaçınılmaz sonlarım beklemeleri yerine, insanlığın ortak kazanımlarını harmanlayarak paylaşmaya buradan başlamaları bir erdem ve samimiyet göstergesidir aslında. fakat bu bile sosyalizmin din i dışlamasıyla ne kadar donuk ve ölüme hazırlıksız olduğunu gösteriyor. itici tarafıda bu sosyalizmin.

ben hayatın en büyük erdeminin çalışmak olduğunu ve çalışmadan gectiğine inananlardanım. değerler çalışmaktan türer. en büyük şeytan tembelliktir. sosyalizmde tembelliğin, ateletin vurguları sonu gelmeyen bir melonkoliye sürüklemektedir insanı. değişebilenler, düşüncelerini değiştirebilenler müstesna.

bir din, ideoloji, felsefe, siyasal hareket veya bilim, bir amaç için vardır ve meşruiyetini de buradan alır. toplumun bir arada yaşamasını sağlamak, insanların birbirlerinin özgürlüklerim ihlal etmeden ve biri diğerini sömürmeden, ezmeden yaşadığı, eşitlikçi, sınıfsız bir toplumsal düzeni gerçekleştirmek. zira, toplumların siyasal (yönetsel) problemleri, bu hak ve özgürlük ihlallerinden ve bazılarının diğerlerine tahakküm ederek onların kimliklerini. benliklerini ezmek ve onları köleleştirmek istemelerinden kaynaklanmaktadır.

din aksini söyler. sadece allaha kulluk edeceksiniz der. biz insanoğulları olarak ya cennet avcısı yada cehennem avı olacagız. bu durumda ya inanacagız yada milyonlarca şeye (meta'a) inandırılacagız.

biz sizleri toplum toplum yarattıkki birbirinizi anlayasınız, tanıyasınız diye.(kuran)

tarih boyunca insan dünyasını insanlar, kendileri, dil, edebiyat, düşünce, iş, maddi ve zihinsel üretim gibi, ellerinde bulundurdukları araçlarla yaratır. insan dünyasını insanlar, kendileri yaratmıştır. bu insan dünyası ne maddi ne de manevidir. öyleyse nedir? eylemsel duyumsanırdır. tarih boyunca, insan dünyası duyumsanırdır ve insan elinin ürünüdür.

islam ise, insanlık tarihinin bütün dönemleri ve düzenlerinde adalet, şereflilik, hidayet, bilinç, sorumluluk, ahlaki değerler, insani nitelikler adı alımda bir takım temellerin savunusunu yapar. bunların sistemleştirilip uygulamaya konulması asla buhar makinesinin keşfine bağlanamaz. çünkü islam kaynağını vahiyde almıştır.

sosyalizm ve din (islam) arasındaki nitelikli farkta budur.

konuyla alakasız olarak ben islamiyet ile katolosizmin (katolik mezhebi anlayışı, pragmatizmi) aynı kulvarda, rekabetci düzen ile yürüyeceklerine inananlardanım.

katolosizme iman etmesemde. beğenmesemde..

kreşmir
22.12.2007, 20:33
islam ise, insanlık tarihinin bütün dönemleri ve düzenlerinde adalet, şereflilik, hidayet, bilinç, sorumluluk, ahlaki değerler, insani nitelikler adı alımda bir takım temellerin savunusunu yapar. bunların sistemleştirilip uygulamaya konulması asla buhar makinesinin keşfine bağlanamaz. çünkü islam kaynağını vahiyde almıştır.




söylemiş olduğun ve belirmiş olduğun konular temel olarak ele alınanların sadece (yaşanmamasına rağmen) yansımasıdır.....kabullenmeci anlayış ve şükretme psikolojisi bizi görünenden yani maddeden alıp uzaklaştırandır....

biz neden bu dünyada bazı şeylere kendimiz sahip olmayacağız ki elbetteki bu dünyadakiler bu dünyada kalır.....fakat sırf bir düzen var diye o düzene adepte olmak ve onu körükörüne kabul etmek mantıksal düşünceye karşı gelir...

aklın alamadığı kimi konular için toplumsal,ekonomik ve siyasal yaşantımızı belirli kalıplara göre yaşamak bizi farklı olabilmek yerine basitleştirir....

din olgusu allah ile kul arasında hiçbir aracı olmadan ve yalın bir şekilde yaşanmaladır....

ben şu düzende bunun gerçekleşeceği pek beklemediğim için tümden karşı olmayı daha mantıklı görüyorum.......

siyasal islam,islami yargılama,arabistan modelli yaşam modeli,bu alanları oluşturan kuralların hangileri bizler yani dünyanın asıl sahipleri tarafından oluşturulmuştur.....?

readme
22.12.2007, 20:43
ben şu düzende bunun gerçekleşeceği pek beklemediğim için tümden karşı olmayı daha mantıklı görüyorum.......

.....?

sosyalist mantığın avutucu halide malasef nezdindeki bu praksidir. bir şey bütün bütün elde edilmezse, bütün bütün elden kaçırılmaz. sosyalizm ve eleştiri ne kakadar tuhaf sözcükler. öyleki birbirini tamamlayarak cazibe kazanıyor. sosyalizm varoluşunu tepki, eleştiri ötesi anarşiden sağlamak zorundamıdır.

oysa her şey, her atom bireyin ve toplumların varoluşlarına birer katkıdır.

bir ferdin en ufak hareketi diğerlerini de etkileyecek, hele o fert aşağıya atlayacak olsa, bütün diğer fertler sahneden aşağı yuvarlanıp darmadağın olacaktır. bu sahnede herkes istediği gibi hareket edemeyecek, her hareket çok dikkatli ve sahnedeki diğer insanların pozisyonu göz önüne alınarak yapılacaktır.
işin şakasını bir bir yana koyalım. bu dengenin kıvamı biraz glokoz ve oksijenden geciyor):

işin ciddi tarafı birileri ve bir şeylar olmadan saksı çalışmıyor.


bütün atomların birbiri ile bağlı olduğu bir sahnede atomlar tanesince ipler hükmü çok akılcı değil. ancak, gizli bir el hükmü bana daha doğru ve akılcı geliyor. yeterki varya; tuğla üstüne tuğla örelim (feridüddin attar)

kreşmir
22.12.2007, 21:44
sosyalist anlayış hiçbirşekilde anarşiden beslenmez....bunlar birbirlerini destekleyen farklı akımlardır.....dinsel anlayış insanları tasavvufi bir zihniyete yönelterek aslında gerçekle ilişiklerinin kesilmesine neden olur....ve çözüm getirdiği yerler bakımından çok kıt bir çerçevesi vardır.....

bir beynin oksijen alması düşünmesi,efor sarfetmesi durumunda önemlidir.....dinde ise sizlerin beyinlerine pek ihtiyaç olmadığı için oksijende gereksiz kalıyor....

sosyalizmde hareket ve gelişim elbetteki belirli bir çerçevede olacak ama bu sizin belirttiğiniz birbirini engelleme şeklinde değil....birbirini tamamlama amacıyla yapılacak.....dünya üzerinde ki diğer sistemlerin getirmiş olduğu hiyerarşiden uzak herkesin bir tutulduğu alan amaçlanır....
sosyalizm elbetteki dine baştan karşı değildir.....din kendisini kullananların elinde güzelleşir veya hiçleştirme aracı olarak kullanılır .......yaşadığımız süreçte ikincisi söz konusudur bu yüzyıllardır kullanıcılarının başvurduğu ilk yol olmuştur.....

evrende ki dengenin nasıl kurulduğunu ve bu dengenin nasıl işlediğini bırakalımda uzmanları bilimsel olarak çözsün.....

suveydiyeli
22.12.2007, 23:32
sosyalist mantığın avutucu halide malasef nezdindeki bu praksidir. bir şey bütün bütün elde edilmezse, bütün bütün elden kaçırılmaz. sosyalizm ve eleştiri ne kakadar tuhaf sözcükler. öyleki birbirini tamamlayarak cazibe kazanıyor. sosyalizm varoluşunu tepki, eleştiri ötesi anarşiden sağlamak zorundamıdır.

oysa her şey, her atom bireyin ve toplumların varoluşlarına birer katkıdır.

bir ferdin en ufak hareketi diğerlerini de etkileyecek, hele o fert aşağıya atlayacak olsa, bütün diğer fertler sahneden aşağı yuvarlanıp darmadağın olacaktır. bu sahnede herkes istediği gibi hareket edemeyecek, her hareket çok dikkatli ve sahnedeki diğer insanların pozisyonu göz önüne alınarak yapılacaktır.
işin şakasını bir bir yana koyalım. bu dengenin kıvamı biraz glokoz ve oksijenden geciyor):

işin ciddi tarafı birileri ve bir şeylar olmadan saksı çalışmıyor.


bütün atomların birbiri ile bağlı olduğu bir sahnede atomlar tanesince ipler hükmü çok akılcı değil. ancak, gizli bir el hükmü bana daha doğru ve akılcı geliyor. yeterki varya; tuğla üstüne tuğla örelim (feridüddin attar)
............
............
Sizinle Bilim-Din çelişkisi konusunda alıntılı olarak tartışmıştık (Müslüman Astronotlar..)..Burada da Sosyalizm-Din tartışması yapıyorsunuz..

Aynı şekilde Din ve eleştiri ne kadar tuhaf sözcükler? değil mi? bunlar sizin cümlelerinizin geri dönüş versiyonu..Din üzerinden yapılan anarşi hakkında ne düşünüyorsunuz?..

Feridüddin Attar'dan (1120-1194) alıntı yapmışsınız...Nişabur'da doğan, Evliya olarak anılan bir tasavvuf şairi...Atomların arasındaki bağlar yeterince akılcı ve parçalanan atomun yıkıcı gücü de ortadadır..(Hiroşima ve Nagazaki...), Bu anlamda bilim görüldüğü gibi gelişmelerle yeterince cevap vermeye çalışmaktadır doğaya ve yapısındaki sorulara..Bilim elinden geldiğince tuğla üstüne tuğla örüyor....Buna emin olun, saygılar...

spartacus
23.12.2007, 00:14
Komünistlerin felsefi dünya görüşü materyalist olmasına rağmen Komünist Parti (KP) proğramına dini koymaz. Çünkü işçilerin ve köylülerin birlikteliği din veya ateizm üzerine bina edilmemiştir. Burjuvazi geniş halk yığınlarının geri duygularına hitap ederek bu konu üzerinde uğraşmaktadır. İşçilerin ve köylülerin devrimci saflara girmesi için ateist olması şart değildir. Anti faşis, anti-emperyalist asgari kriterler üzerinde netlik sağlandıktan sonra KP örgütlülüğü içinde yer alabilir.
Buz tutan derin göller ne bir günde buz tutmuştur, nede bir günde eriyecektir. Bunlar aşamalı ve belirli evreleri olan süreçle çözümlenir. Komünistler bu sorunu ancak kültür devrimiyle çözümleyebilir. Ancak bu kültür devrimleri kesintisiz veya sürecin gereklerine uygun yapılabilir.
İnsanlık tarihi incelendiğinde bu mücadelenin ezen-ezilen mücadelesi olduğu görülecektir. İlk sınıflı toplum olarak gördüğümüz köleci toplumda kralların durumu çok düşündürücüdür. Hemen hemen bütün krallar kendini tanrı ilan etmektedir. Köleci toplumda bu sisteme kölelerin baş kaldırmaması için kraliyet kendini tanrı ilan etmiştir.
Latin kökenli dillerde tanrı ne demektir? Ayrıca bu dillerde Kral'a ne denilir?
Tanrı ve krala senyör denilir. Yani bütün senyörler yani krallar kendilerini tanrılaştırmışlardır.
Kölelik sisteminin devamı ve çelişkilerin görülmemesi için öteki dünya vaad edilir. Ve kendilerini tanrı veya tanrının elçisi olarak yansıttığı için yaptığı her şeyi halkın gözünde meşru kılmak istemektedirler. Bugün ABD başkan G.Bush 11 Eylül saldırıları ardından tanrının kendisini görevlendirdiğini söylerken tamda sistemin dini sömürme ve ezme temelinde kullandığı yönündedir.
Emperyalizm özellikle 21. yüz yılda emek-sermaye çelişkisini veya emperyalizmle geniş halk yığınları arasındaki çelişkileri silikleştirmek için suni din çelişkileri oluşturur. Dünyada genel hatlarıyla müslümanın karşısına hristiyanlığı, hristiyanlığın karşısına yahudiliği koyarak yapay çelişkiler oluşturmaktadır. Oysa ezilen halkların dini her ne olursa olsun, bu çelişkilerin sınıf birlikteliğinin önünde en ufak bir engeli yoktur.
Din emperyalizm için bir afyondur. Bunu Marx yüz yıllar önce söylemiştir. Ancak bu düşünceler hala cap canlı... Şöyle bakalım meseleye. Irak'ın işgal edilmesi ardında ABD şiilerin onları güllerle karşılyacağını zan ediyordu. Olmadı. Evdeki hesap çarşıya uymadı. Şiiler yıllarca sorunlar yaşadığı sünni kardeşleriyle ilk defa aynı camide namaz kılarak emperyalizmin oyunununu bozmak istedi. Çok güzel bir taktikti. İlerleyen yıllarda bu birliktelik ABD'nin İmam Ali Camisi ve sünnilerin camilerine yerleştirdiği (El kaide eliyle) bombaların patlatılması nedeniyle tekrar güvensizlik ve kaos oluşmuştur. Tekrar mezhep çatışmasının başlaması ABD'nin işini kolaylaştırdı. Daha önce yek vucut olan sunniler ve şiiler, ABD'yi tali plana atıp bir müddet birbirlerine yöneldiler.
Bugün hepinizin malumu dünyada ABD patenli bir global şeriatçi örgüt var. Bu örgütün başında malum kişi Bin Laden gelmektedir. Bu kişini ne denli emperyalizm tarafından kullanıldığı, palazlandığı bilnmektedir. ABD emperyalist çıkarları uğruna dünyayı yeniden şekillendiriyorsa bunu yükselme çıtası olarak kullanmaktadır. Dolayısıyla dinin nasıl sömürme ve ezme politikası haline getirildiği çok net açığa çıkmıştır. Kısacası dini emperyalizm kendi çıkarları uğruna çok bariz bir şekilde kullanmaktadır.
Komünistler insanları dine göre değil, emek ve kollektivizm üzerine örgütlerler...Spartacus

lion12
23.12.2007, 00:35
Süper bir konu olmuş değerli spartacus gerçektende yazılı olanlar çok doğru.

readme
25.12.2007, 15:00
sosyalist anlayış hiçbirşekilde anarşiden beslenmez....bunlar birbirlerini destekleyen farklı akımlardır.....dinsel anlayış insanları tasavvufi bir zihniyete yönelterek aslında gerçekle ilişiklerinin kesilmesine neden olur....ve çözüm getirdiği yerler bakımından çok kıt bir çerçevesi vardır.....

bir beynin oksijen alması düşünmesi,efor sarfetmesi durumunda önemlidir.....dinde ise sizlerin beyinlerine pek ihtiyaç olmadığı için oksijende gereksiz kalıyor....

sosyalizmde hareket ve gelişim elbetteki belirli bir çerçevede olacak ama bu sizin belirttiğiniz birbirini engelleme şeklinde değil....birbirini tamamlama amacıyla yapılacak.....dünya üzerinde ki diğer sistemlerin getirmiş olduğu hiyerarşiden uzak herkesin bir tutulduğu alan amaçlanır....
sosyalizm elbetteki dine baştan karşı değildir.....din kendisini kullananların elinde güzelleşir veya hiçleştirme aracı olarak kullanılır .......yaşadığımız süreçte ikincisi söz konusudur bu yüzyıllardır kullanıcılarının başvurduğu ilk yol olmuştur.....

evrende ki dengenin nasıl kurulduğunu ve bu dengenin nasıl işlediğini bırakalımda uzmanları bilimsel olarak çözsün.....
sosyalizm elbette dine en baştan karşıdır. sosyalizm dine karşı din oluşturmuştur.
çevreye isyan eden bir aklın; bilinçten bilinçaltına sızmış koşullamalardan kurtulamayan vicdana söz geçirememesi durumudur sosyalist haleti ruhiyeler.
insan, doğduğu andan itibaren din, özellikle de allah düşüncesi ile karşı karşıya kalır. birde dini yaşamı çevresinde görüyorsa artık din onun yaşam mihenklerinden biri olacaktır. anlık keşmekeşkleri, çelişkileri ve sakıncıları olacaktır elbette. fakat kimse dünyaya yaşamak içinde gönderilmemiştir.
ame her ideolojinin emrettikleri, öngördükleri şeyler vardır.
islam felsefesinde allah kulunu kul (sahiplik) ile yahut yokluk ile sınadığından mutlak bir eşitlik anlayışından bahsetmek mümkün değildir fakat "komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir" şeklindeki hadisin yanısıra kuran daki "ihtiyacınızdan fazlasını infak edin" ayeti, kısacası zekat anlayışı kapitalist ülkelerde var olan sınıflar arası uçurumu yok edip bir orta sınıf oluşturmaya götürür. insanlar paylaştıkça düzenler doğallıkla oluşacaktır. sizin kastettiğiniz gibi şu bu oluşturalurakk değil. sosyalizm insan ruh unu intisap etmez. uğraştığı şey planlamacılık ve devletciliktir. sosyalizm; toplumsallaşma hareketini, güzel sanatlardan dine kadar hayatın her kademesine yaymayı amaçlayan bir sistemdir. toplumu sıfır görüp onu yeniden inşaa etme gayesini güder ki; toplumlar hiç bir zaman sıfır değildi.
oysaki toplumsallaşma islamiyetin sadece bir yönüdür.
akabinde...sosyalizmdeki bu toplumsallık nasıl olmalıdır? birlikte yaşamanın ilkesi ne­dir? insanlar birbirlerinin hakkını ihlal etmeden bir arada nasıl yaşayabilirler? bu birliktelik, melekleri (en önemlisi azraili) haklı çıkarmadan, nasıl sağlanır? yer­yüzünde bozgunculuk yapmayan ve kan dökmeyen vasat bir toplum olmanın sırrı nedir? fıtrat insanına belletilen o bilgiye (sosyoloji) nasıl ulaşılır? nasıl bir sözleşme etrafında birleşilmelidir? ofazilet şehrinin anahtarı nedir?... gibi sorularda sorulabilinir.