spartacus
25.12.2007, 00:42
Elektriğe zam: Faturaları ödemeyelim!
Su ve ulaşımdan sonra elektriğe de zam bindirildi. 1 Ocak'tan itibaren geçerli olacak zammın oranı 15!
Faturalar ve vergiler
Günümüzü karakterize eden en temel özelliklerden biri, “her şeyin metalaşması”dır. Kapitalist meta üretim ve ilişkilerinin toplumsal yaşamın hiçbir alanını boş bırakmayacak ölçüde yaygınlaşması ve derinleşmesi, tüm toplumsal ilişkilerin karlılık-meta-para dolayımına bağlanması, en temel toplumsal ihtiyaçların bile tekelci kapitalist piyasaya tabi kılınmasıdır.
Bu, kendini işçi ve emekçilerin yaşamında nasıl gösteriyor? Birincisi, eskiden emekçi aile bütçesinde görece küçük bir yer tutan, elektrik, doğal gaz, su, ulaşım, iletişim faturalarının, giderek zorlayıcı, tahammül edilmez bir yekün tutmasında gösteriyor. Ödenenemeyen faturalar, kesilen elektrik, su ve telefonlar, yüksek faizli cezalar, emekçilerin kabusu oluyor. İkincisi, sosyal güvenlik sisteminin tasfiyesinde, sağlık ve eğitimin özelleştirilmesinde, derinlemesine ticarileşmesinde yıkıcı bir etki gösteriyor. Üçüncüsü, konut sorunu, kentsel (rantsal) dönüşüm uygulamaları, otomatiğe bağlanmış gecekondu yıkımları, emlak spekülasyonu, mortgage kapanı, görülmemiş ölçüde yükselen konut fiyatları ve kiraları ile başlıbaşına bir toplumsal kriz konusu olma yolunda ilerliyor. Dördüncüsü, temel gıda ürünleri başta olmak üzere, diğer zorunlu tüketim mal ve hizmetlerinde de subvansiyonların kaldırılarak tekelci piyasanın azami kar iştahasına bırakılması, tarım ve hayvancılık ürünlerinde yüksek tekelleşme oranları, aynı yönde etkide bulunmaktadır.
Bunları yalnızca ev içi tüketim açısından değil, aynı zamanda işyerlerinde, okullardaki faturalar olarak düşünmek gerekir. Nitekim, bu durum orta sınıfları bile ciddi biçimde etkilemeye ve sarsmaya başlamıştır. Son dönemde okullarda yemekhane ve kantinlerin kapatılması ve özelleştirilmesine, öğrenci kentlerinde aşırı kira artışlarına, bazı organize sanayi bölgelerinde ve öğrenci merkezlerinde ulaşım fiyatlarına karşı kitlesel eylem dinamiklerinin başgöstermesi ve sıklaşmaya başlaması raslantı değildir.
Beşincisi, hepsinin üstüne, emperyalist ve işbirlikçi burjuvazinin vergiden neredeyse bağışık kılınmasıyla (en son yabancı sermayeye stopaj vergisi kaldırıldı) devleşen cari açıklar ve bütçe açıkları, olduğu gibi temel geçim mal ve hizmetlerine dolaylı vergiler yoluyla bindirilmektedir. Türkiye, verginin en alçakça biçimi olarak bilinen dolaylı vergilerde dünya şampiyonudur!
Sistem enflasyonun düşmüş, hayat pahalılığının ortadan kalkmış olduğunu telkin etmekte, böylelikle ücretleri de dondurmaktadır. Sendika-toplu sözleşme mekanizmasının, yarı yıl zamlarının, giderek asgari ücretin tasfiye edilmesi de bu izlenimi doğurmaktadır. Gerçekten de, geleneksel “hayat pahalılığı”, geleneksel sınıf mücadelesini gündelik olarak dinamize eden önemli etkenlerden biriydi.
Ne var ki “hayat pahalılığı” sorunu enflasyonun (tabii ki işçi ve emekçilerin sefalet birikimi temelinde) düşmüş görünmesiyle ortadan kalkmamakta, tam tersine biçim ve içerik değiştirerek, çok daha yıkıcı bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Ücretler, her türlü sosyal hak, güvence ve sübvansiyondan soyularak çıplak ücrete indirgenmekte, (ki bu, emekçinin de her türlü toplumsal-manevi yeniden üretim olanağından soyularak çıplak emekçi -iş aleti- derekesine alçaltılması anlamına gelir), buna karşılık, bırakalım büyüyen ve çeşitlenen ihtiyaçları, konut, elektrik, su, ulaşım, sağlık, eğitim gibi en temel -ve ancak toplumsal olarak karşılanabilir- ihtiyaçlar bile tekelci piyasa rayicinden bireysel olarak satın almak zorunda bırakılmakta, dolayısıyla karşılanamaz hale gelmektedir. Bu da eskiden bölüşüm sorunu sınırları içerisinde popülist tınlamalar yapan “hayat pahalılığı” sorununun da yeni bir düzlemde, kapitalist meta üretim ve ilişkilerinin, yaşamın hiç bir alanını boş bırakmadan her şeyi kuşatması sorununa dönüştüğünü ve artık ancak, antikapitalist bir eksende ele alınabileceğini gösterir. Bugün kendisini, proleterleşme sürecine itilen orta sınıfları da içine çekmeye başlayan, temel geçim mal ve hizmetleri, sağlık, eğitim, konut, ulaşım, iletişim, elektrik, su, çevre gibi sorunlar küçük küçük kıpırdanmalara yol açsa da ilerleyen süreçte daha yığınsal eylemlere dönüşme potansiyeli taşımakla kalmamakta, toplamda bir düzlem farklılaşmasıyla programatik bir içerik de kazanmaktadır. Bu, aynı zamanda proleterleşme sürecinde olan kesimleri ve proletaryanın yakın ittifaklarını, onun öncülüğünde toplamak, birleştirmek ve kapitalizme karşı cepheleştirmek açısından önemli bir dinamiktir.
- Dolaylı vergiler kaldırılsın!
- Artan oranlı vergi sistemi!
- Temel geçim mal ve hizmetlerine sübvansiyon uygulansın!
- Konut kiraları ücretin beşte biri ile sınırlansın!
- Parasız eğitim ve sağlık!
- Tüm çalışanlara ve öğrencilere indirimli ulaşım sistemi!
- Faturaları ödemeyelim!
Alınteri /Ufuk Çizgisi
Su ve ulaşımdan sonra elektriğe de zam bindirildi. 1 Ocak'tan itibaren geçerli olacak zammın oranı 15!
Faturalar ve vergiler
Günümüzü karakterize eden en temel özelliklerden biri, “her şeyin metalaşması”dır. Kapitalist meta üretim ve ilişkilerinin toplumsal yaşamın hiçbir alanını boş bırakmayacak ölçüde yaygınlaşması ve derinleşmesi, tüm toplumsal ilişkilerin karlılık-meta-para dolayımına bağlanması, en temel toplumsal ihtiyaçların bile tekelci kapitalist piyasaya tabi kılınmasıdır.
Bu, kendini işçi ve emekçilerin yaşamında nasıl gösteriyor? Birincisi, eskiden emekçi aile bütçesinde görece küçük bir yer tutan, elektrik, doğal gaz, su, ulaşım, iletişim faturalarının, giderek zorlayıcı, tahammül edilmez bir yekün tutmasında gösteriyor. Ödenenemeyen faturalar, kesilen elektrik, su ve telefonlar, yüksek faizli cezalar, emekçilerin kabusu oluyor. İkincisi, sosyal güvenlik sisteminin tasfiyesinde, sağlık ve eğitimin özelleştirilmesinde, derinlemesine ticarileşmesinde yıkıcı bir etki gösteriyor. Üçüncüsü, konut sorunu, kentsel (rantsal) dönüşüm uygulamaları, otomatiğe bağlanmış gecekondu yıkımları, emlak spekülasyonu, mortgage kapanı, görülmemiş ölçüde yükselen konut fiyatları ve kiraları ile başlıbaşına bir toplumsal kriz konusu olma yolunda ilerliyor. Dördüncüsü, temel gıda ürünleri başta olmak üzere, diğer zorunlu tüketim mal ve hizmetlerinde de subvansiyonların kaldırılarak tekelci piyasanın azami kar iştahasına bırakılması, tarım ve hayvancılık ürünlerinde yüksek tekelleşme oranları, aynı yönde etkide bulunmaktadır.
Bunları yalnızca ev içi tüketim açısından değil, aynı zamanda işyerlerinde, okullardaki faturalar olarak düşünmek gerekir. Nitekim, bu durum orta sınıfları bile ciddi biçimde etkilemeye ve sarsmaya başlamıştır. Son dönemde okullarda yemekhane ve kantinlerin kapatılması ve özelleştirilmesine, öğrenci kentlerinde aşırı kira artışlarına, bazı organize sanayi bölgelerinde ve öğrenci merkezlerinde ulaşım fiyatlarına karşı kitlesel eylem dinamiklerinin başgöstermesi ve sıklaşmaya başlaması raslantı değildir.
Beşincisi, hepsinin üstüne, emperyalist ve işbirlikçi burjuvazinin vergiden neredeyse bağışık kılınmasıyla (en son yabancı sermayeye stopaj vergisi kaldırıldı) devleşen cari açıklar ve bütçe açıkları, olduğu gibi temel geçim mal ve hizmetlerine dolaylı vergiler yoluyla bindirilmektedir. Türkiye, verginin en alçakça biçimi olarak bilinen dolaylı vergilerde dünya şampiyonudur!
Sistem enflasyonun düşmüş, hayat pahalılığının ortadan kalkmış olduğunu telkin etmekte, böylelikle ücretleri de dondurmaktadır. Sendika-toplu sözleşme mekanizmasının, yarı yıl zamlarının, giderek asgari ücretin tasfiye edilmesi de bu izlenimi doğurmaktadır. Gerçekten de, geleneksel “hayat pahalılığı”, geleneksel sınıf mücadelesini gündelik olarak dinamize eden önemli etkenlerden biriydi.
Ne var ki “hayat pahalılığı” sorunu enflasyonun (tabii ki işçi ve emekçilerin sefalet birikimi temelinde) düşmüş görünmesiyle ortadan kalkmamakta, tam tersine biçim ve içerik değiştirerek, çok daha yıkıcı bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Ücretler, her türlü sosyal hak, güvence ve sübvansiyondan soyularak çıplak ücrete indirgenmekte, (ki bu, emekçinin de her türlü toplumsal-manevi yeniden üretim olanağından soyularak çıplak emekçi -iş aleti- derekesine alçaltılması anlamına gelir), buna karşılık, bırakalım büyüyen ve çeşitlenen ihtiyaçları, konut, elektrik, su, ulaşım, sağlık, eğitim gibi en temel -ve ancak toplumsal olarak karşılanabilir- ihtiyaçlar bile tekelci piyasa rayicinden bireysel olarak satın almak zorunda bırakılmakta, dolayısıyla karşılanamaz hale gelmektedir. Bu da eskiden bölüşüm sorunu sınırları içerisinde popülist tınlamalar yapan “hayat pahalılığı” sorununun da yeni bir düzlemde, kapitalist meta üretim ve ilişkilerinin, yaşamın hiç bir alanını boş bırakmadan her şeyi kuşatması sorununa dönüştüğünü ve artık ancak, antikapitalist bir eksende ele alınabileceğini gösterir. Bugün kendisini, proleterleşme sürecine itilen orta sınıfları da içine çekmeye başlayan, temel geçim mal ve hizmetleri, sağlık, eğitim, konut, ulaşım, iletişim, elektrik, su, çevre gibi sorunlar küçük küçük kıpırdanmalara yol açsa da ilerleyen süreçte daha yığınsal eylemlere dönüşme potansiyeli taşımakla kalmamakta, toplamda bir düzlem farklılaşmasıyla programatik bir içerik de kazanmaktadır. Bu, aynı zamanda proleterleşme sürecinde olan kesimleri ve proletaryanın yakın ittifaklarını, onun öncülüğünde toplamak, birleştirmek ve kapitalizme karşı cepheleştirmek açısından önemli bir dinamiktir.
- Dolaylı vergiler kaldırılsın!
- Artan oranlı vergi sistemi!
- Temel geçim mal ve hizmetlerine sübvansiyon uygulansın!
- Konut kiraları ücretin beşte biri ile sınırlansın!
- Parasız eğitim ve sağlık!
- Tüm çalışanlara ve öğrencilere indirimli ulaşım sistemi!
- Faturaları ödemeyelim!
Alınteri /Ufuk Çizgisi