Orijinalini görmek için tıklayınız : Hatay Alevilerinin (Nusayriler) Dini Bayramları
Nusayrilerin kutsal kabul ettiği belli başlı günler ve bu günlerin dini-geleneksel önemlerine atfen kutlanan epeyce bayram vardır. Arife günü öğle vakti başlayıp ertesi gün gece yarısına kadar süren zamana ‘ğid’ (bayram) , sadece bir gün içerisinde yapılan ve o gün güneşin doğuşundan gece yarısına kadar süren zamana ‘leyl-i’ (Arapça’da ‘lel’ gece anlamına gelir ve bir gün sürer ) denir. Bunun bayram gününden farkı, namazın güneş battıktan sonra kılınmasıdır. Bu kutsal günlerde yemek pişirme işini ve ondan önceki günkü ev temizliğini kadınlar, ‘Hırisi’ denen kutsal günün asıl yemeğini de erkekler yaparlar. Bayram sabahında önce tandırda ekmek pişirilir ve bayram yerinde çocuklara dağıtılır. Bayramda çalışacak erkekle kadınların dürüst ve ahlaklı olmasına, dul ve ikinci kez evlenmemiş olmasına dikkat edilir.
Gündüz adaklar kesilir ve büyük kazanlarda dövülmüş buğdaydan ‘hırisi’ denen etli aşure ya da bulgur pilavı yapılır. Bu geleneksel yemekler leyl-i’lerde akşam üstü, ‘ğid’lerde sabahleyin bayram yerinde çocuklara dağıtılır. Çocuğu olmayanların ve muhtaçların evlerine bayram sahipleri tarafından yemek gönderilir. Namaz kılındıktan sonra cemaat bu geleneksel yemeklerden yer ve bayram sahiplerine yaptıkları ğid’inin Allah tarafından kabul edilmesi için dua ederler.
Nusayrilerin kutladıkları dini bayramlar, inançlarının temel motifleri olup, inancın kesintisiz bir şekilde devamını sağladığı gibi, dini bir kimlik olarak grup ruhunu pekiştiren ritüellerdir.
Gündüz kesilen adakların/kurbanların bir kısmı ise konu-komşuya, akrabaya ve fakirlere dağıtılır. Fakirlere de bugünlerde zekat verilir. Bayram günlerinde isteyenler bayram sahibine ‘bayrama katkı’ amacıyla zekat verirler. Bu gelenekler, Nusayri inancında bir nevi sosyal yardımlaşma ve dayanışma kurumu işlevini görerek toplumsal bütünleşmeyi sağlamaktadır.
Nusayrilerde genelde bayrama tahsis edilen tarla ya da bahçeler vardır. Bayram masrafları genelde bunların gelirlerinden karşılanır. Toplumda bayrama vakfedilen tarla ve bahçeler çoğu ailede mirasçılardan sadece bir tanesine verilir ve o mirasçıdan bayramın gereklerini yapması ve geleneği aynı şekilde devam ettirmesi istenir. Eğer miras kardeşler arasında bölüştürülmüşse bayramı kardeşler ortaklaşa ya da herkes kendi başına yapar. Nusayri toplumunda, özellikle bayrama tahsil edilen arsaların satılmasına ve satın alınmasına pek sıcak bakılmaz.
Nusayrilerde dini bayramlar her sene 10 gün ilerlemek şartıyla ay (kameri) takvimine göre kutlanırken, bazı bayramlar ise güneş takvimine göre kutlanır ve bu bayramların günleri değişmez.
KUTSAL BAYRAMLAR
- Ğadir Bayramı
- Kurban Bayramı
- Aşure Bayramı
- Mübahale Bayramı
- Firaş Bayramı
- Nevruz Bayramı
- Salib Bayramı
- Tecelli Bayramı
- Mihrican Bayramı
- Hz. Muhammed’in Doğumunun Bayramı
- Tirsin Bayramı
- 15 Nisan Bayramı,
- Fatır (Ramazan) Bayramı olarak sıralabilir.
KUTSAL GECELER
1. Kadir Gecesi
2. Leylıt Nıs Min Şaban ( Şaban ayının ortanca gecesi)
3. Milad Gecesi
1. Ğadir Bayramı:
Peygamberin Veda Haccı, Ârife günü 632 yılı Mart ayının 7. gününe (Cuma) rastlamıştı. Hacdan dönerken, “Ey peygamber sana indirileni tebliğ et, tebliğ hizmetini yapmazsan onun elçiliğini yapmamış olursun”, mealindeki ayet (Maide Sûresi’nin, 3. ayeti) inmişti. Bunun üzerine, Mekke ile Medine arasında Cuhfe denilen yerde Hum denilen kuyunun yanında konakladılar. Bu kuyuya Hum kuyusu anlamına gelen ‘Ğadir-u Hum’ denirdi. Oraya Zilhiccenin 18.günü (16 Mart 632), öğleye yakın bir vakitte eriştiler. Kuyunun yanında ağaçlar vardı. Yükleri ağaçların altına koydular, deve semerlerinden minberimsi bir şey yaptılar. Namaz için nida ettiler. Herkes toplandı. (Gölpınarlı,1990;51).
Peygamber, minberin üstüne çıktı, Ali’yi de yanına aldı. Halka öğütler verdi, sonra buyurdu ki:
“Ey insanlar, ben size Allah’ın kitabıyla Ehli Beyt’imi bırakıyorum, onlara yapışırsanız benden sonra ebediyen sapıklığa düşmezsiniz; bu ikisi, havuz kıyısında bana ulaşıncaya, benimle buluşuncaya dek birbirinden ayrılmazlar”.
Sonra yüksek sesle, “Ey insanlar bilmez misiniz ki ben, inananlara nefislerinden evlayım (önceyim) ve bilmez misiniz ki her erkek müminin ve kadın müminin nefsinden evlayım”, dedi.
Ashabın hepsi birden, “Evet ey Tanrı elçisi”, dedi. Bunun üzerine Peygamber sağ elinin şahadet parmağını göğe kaldırıp üç kere “Allah’ım şahit ol, Allah’ım şahit ol, Allah’ım şahit ol” dedi. Sonra Ali’nin sağ elini,sağ eliyle tutup, her ikisinin koltuklarının beyazlığı görününceye kadar kaldırarak, “Ben kimin mevlasıysam bu Ali, onun mevlasıdır. Allah’ım onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol, ona yardım edene yardım et, onu horlayanı horla, nereye yönelirse hak onunla olsun”, diye buyurdu. Sonra inip iki rekat namaz kıldılar. (Gölpınarlı, 1990:51-52). Bu olay sonucunda herkes Ali’yi Peygamberin ifadelerinden ve vasi tayin edilmesinden dolayı kutladı.
Peygamberin Ehli Beyt ve Kur’an hakkındaki bu hadisine ‘Sekaleyn Hadisi’ denir. Mal, ağırlık ve kıymetli eşya anlamına gelen ‘sekal’ kelimesinin ikili anlamı olan ‘sekaleyn’, insan ve cin için kullanılan bir terimdir. Kur’an’da “Ey insan ve cin toplulukları! Sizin de hesabınızı ele alacağız”(Rahman Süresi:31) denilerek insan ve cinlere sekaleyn diye hitap edilmektedir (İstanbullu,2003:73). Vurgulama Kur’an ile Ehli Beyt ve onların yoluna yapılmıştır.
İşte bu olay ve kutsallığından ötürü, Aleviliğin tüm fırkalarında her yıl (Zilhicce ayının 18’inde) ‘Ğadir Hum Bayramı’ kutlanır. Alevilere göre, bu bayram kendilerinin icat etmiş olduğu bir bayram değildir. Çoğu Ehli Sünnetin kitabında bu bayramdan bahsedilir. İslam ülkelerinin büyük kesiminde bu bayram 1400 yıldan beri kutlanmaktadır ve o gün tatil ilan edilmiştir (Türkiye bu ülkeler arasında değil). Nusayriler, kutsal olarak kabul edilen bu günde, tüm dini bayramlarında yaptıkları gibi, kazan kaynatır, kurban keser, yemek yaparlar; fakirlere ve muhtaçlara yemek ve zekat dağıtırlar. Kur’an-ı Kerim okur, dua ederler. Evliyaları ziyaret ederler; özellikle bu bayramda ziyeretler dolar taşar. Bayram iki gün devam eder ve dini tatildir. Nusayrilere göre, bu iki gün cehennemin ateşi bile sönmektedir. Onun için bütün Nusayri işyerleri bu günde kapalıdır.
Antakya’da kurulan Ehli Beyt Kültür ve Dayanışma Vakfı, 1999’dan beri, Antakya’da milletvekillerinden bürokratlara kadar herkesin davetli olduğu ve ilahiyatçılarla konunun uzmanı yazar ve şeyhlerin konuşmacı olarak katıldğı ‘Hz.Ali Ğadir Hum ve Kardeşlik Bayramı’ adlı konferanslar düzenlenmektedir.
2. Kurban Bayramı:
Kurban Bayramı, tüm İslam aleminde kabul edilen ortak bayramlardan olup, Nusayrilerde Ğadir Bayramı’ndan sonraki en büyük bayramdır. Kurban Bayramı, Kur’an-ı Kerim’de İslam dininin babası olarak anılan, İbrahim peygamberin anısına yapılmaktadır.
Kur’an ve tefsir kitaplarında anlatıldığına göre Hz. İbrahim, bir gün rüyasında oyun çağındaki çocuğu Hz. İsmail’i boğazladığını görür. Gördüğü rüyayı çocuğu İsmail’e anlatır. İsmail de babasına, “Beni keseceğin bıçak keskin olsun ki zorlanmayasın, gözlerimi bağla ki onlara bakıp da bu ilahi emri çiğnemesin, elbiselerini kanıma bulaşmasın diye topla ki onları annem görüp de üzüntüden kahrolmasın der”, der.
Bulundukları yerden çocuğunu kuytu bir yere götüren İbrahim, bu konuda İsmail’den tam teslimiyet ve rıza alınca onu boğazlamaya yeltenir. İsmail, burada, babasına yine aynı şeyleri söyler. İbrahim bu durum karşısında gözyaşı döker, oyun çağındaki çocuğu kendini Allah’ın emrine feda edince, o da aynı uğurda ciğer paresi oğlunu feda etmeye kalkar. Fakat o sırada bıçak ters döner ve bu olay üç kez aynen tekrarlanır. Bu arada ilahi bir nida İbrahim’e şöyle der: “Ey İbrahim, rüyanı gerçekleştirdin, sevgili oğlunu kurban etmeye kalktın ve Allah’ın emrini uygulayarak ne kadar salih, büyük ve sabırlı bir peygamber olduğunu çok çetin bir imtihanla ispatladın”.
Sonrasında, Cebrail ilahi bir emirle cennetten bir koçu İsmail’in yerine feda etmek üzere İbrahim’e getirir. Bu olay böyle olmasaydı, İslam’ın babası sayılan peygamber İbrahim’in bu sünnetine uyarak her Müslüman, çocuğunu İsmail gibi kurban edecekti. Ama kullarını bağışlayan Allah, bu koçu feda etmiş ve buna binaen varlıklı her Müslüman’ın Zilhicce ayının onunda, gücünün yettiği oranda kurban kesmesini bildirmiştir.
Bu bayram günlerinde doğan çocuklara genelde İsmail adı verilir. Kurban gününde doğanlar, eğer maddi durumları el verir ve bayram yapmaya niyetlenirlerse, kendi adlarına bayram yapabilirler. Kurban gününde doğanlar kurban kesmezse bile, adak kesip bayram yapanlara zekat verirler.
3. Aşure Bayramı “Dini Yas Günü”:
Alevilere göre, Muharrem ayının 10. gününe denk gelen bugün de Hz. Muhammed’in torunu Hüseyin ve 72 efradı, o zamanın en güçlü devleti ve ordusuna sahip Muaviye’nin oğlu Yezid tarafından aç susuz bırakılıp, Kerbela’da şehit edilmiştir. Arap Alevileri, Aşure Günü’nde Hüseyin ve Ehli Beyt’i, onların çektikleri eziyet ve işkenceyi anarlar. Aleviler, bu olaydan Ehli Beyt, din, inanç, şeref uğruna gerektiğinde canlarını feda etmekten kaçınmamaları yönünde bir mesaj çıkarırlar. Bu günü tüm Alevi inançlarında olduğu gibi Nusayriler de efsanevi bir anlatım tarzıyla dile getirirler.
İmam Hüseyin, dosdoğru, şerefli ve cesurca bir yaşamı savunur. Zillet, alçaklık ve körükörüne biat’ı reddeder. Çoğunluğun, kalabalığın yanında değil, hakkın yanında yer alınması gerektiğini savunur. O gün cuzi bir azınlığın donanımlı bir orduya, 72 ferdin 30bin kişilik bir orduya karşı mücadele verdiği gündür. Alevilere göre o gün; mazlumun zalime, hakkın batıla, kanın kılıca karşı zafer kazandığı gündür.
Aleviler, diğer Ehli Beyt imamları gibi, Hz. Hüseyin’in masum, tutsak ve yüce bir sembol olduğuna inanır ve öyle kabul ederler. Hüseyin’in, Yezid gibi İslam tarihini lekelemiş zalime yenilip, çiğnenmediğine inanırlar. Arap Alevileri, onun için Muharrem ayının 10. gününde Hüseyin’i anar ve kurban keserek diğer bayramlarda olduğu gibi namaz kılarlar.
Aşure bayramı ile ilgili diğer bir görüş de şudur: İslam alemi, çok eskiye dayanarak Adem’den Muhammed’e kadar bütün peygamberlerin Muharrem ayının10. gününde çok önemli olaylar gerçekleştirdiğine inanır. Her sene o günün meziyetlerini anlatan hutbeler okunur ve aşurenin önemi anlatılır. Yine rivayete göre bugün, peygamberlerin tümünün düşmanları veya tehlikelerden kurtuldukları gündür.
4. Mübahale Bayramı:
Mübahale, Allah’tan yabancıların üstüne lanet etmek demektir. Hicret’in 10. yılının İslam tarihinde elçiler yılı olarak ( senet’ül vûfûd) anıldığı bilinmektedir. Muhammed, bu yılın sonlarına doğru Arap Yarımadası çevresi ve dışındaki gayrimüslüm kabilelere yönelttiği İslam’a çağrıyı, Necran Hıristiyanlarına da yöneltmiş ve “Mübahale Olayı” Necranlıların Medine’ye geldikleri sırada vuku bulmuştur. Peygamber, Necran halkına bir mektup yazarak onları İslam’a davet eder. Mektubu alışlarından kısa bir süre sonra Necran Hıristiyanları, 60 kişilik bir heyeti peygamberle görüşmek üzere Medine’ye gönderirler. Heyettekilerin ondördü dini liderdir. Gelen heyet kabul edilir ve peygamberle görüşürüz. Peygamber, bunlara Kur’an-ı Kerim’den ayetler okuyarak kendilerini İslam’a davet eder. Onlarsa biz senden önce Müslüman’ız, diye ters bir karşılık verirler. Peygamber bunlara, “Vallahi yalan söylüyorsunuz. Sizi engelleyen; Allah’a çocuk isnat etmeniz, Hac’a tapmanız ve domuz eti yemenizdir” der. Bu münakaşa başladığı sırada Ali İmran Sûresi’nin 61. ayeti iner. Ayet şu mealdedir: “sana İsa’nın Allah’ın kulu ve resulü olduğuna dair bilgi geldikten sonra bu konuda seninle tartışmaya girene de ki; gelin biz oğullarımızı, siz oğullarınızı; biz kadınlarımızı, siz kadınlarınızı; biz nefeslerimizi, siz nefeslerinizi, yani bizleri ve sizleri çağıralım. Sonra hepimiz niyazda bulunup yalvaralım Allah’ın laneti yalancıların üzerine olsun.”
Peygamberin bu teklifi Necranlıları endişelendirir ve ondan mühlet isterler. Kararı bildirmek üzere yarın geliriz, derler. Ertesi gün Muhammed kucağında Hüseyin, elinde Hasan, arkasında Ali ve Fatma olduğu halde el-Bakiyi denilen buluşma yerine gelir. Peygamber, böylece ayette geçen çocuklarımızı karşılamak üzere torunlarını; kadınlarımızı karşılamak üzere Fatma’yı; kendimizi, yani nefislerimizi karşılamak üzere kendisiyle Ali’yi getirmiş oluyordu.
Necranlıların reisi Ebu Harise başta olmak üzere heyetin ileri gelenleri, Muhammed’i Ehli Beyt’i ile birlikte yere çökmüş ve Allah’ın lanetini yalancıların üstüne dilemek üzere bekler halde görünce şöyle derler: “vallahi peygamberlerin çöktüğü gibi çökmüş”. Ve eklerler: “şu yüzler öyle yüzler ki, eğer onların hürmetine dağların yerinden söküleceğine yemin etseniz yalancı olmazsınız”.
Peygamber, Ehli Beyt’i ile birlikte aba ile örtünür ve duaya şu şekilde başlar: “Ey Allah’ım bunlar benim Ehli Beyt’imdir, benim nefsim, kadınlarım ve çocuklarımdır. Bunların hürmeti için ortaya çıkart, yalancıya azap yağdır”.
Bu sıralarda el-Bakiye’de yer sarsılmaya başlar. Gökten aba üzerine melekler iner.
Necran papazı Ebu Harise bu durumu görünce dehşete kapılır ve şöyle der: “biz yer ehliyle mubahale etmeye geldik, gök ehliyle değil. Vallahi bunlara karşı koyarsak yeryüzünde tek bir Hıristiyan kalmayacaktır”.
İşte bu esnada hadiseyi teyit eden ve Ehli Beyt’in erdemini gösteren Ali İmran Sûresi’nin 61. ayeti inmiştir. Nusayriler bütün bu münasebetler nedeniyle her yıl Zilhicce ayının 21’inde Mübahale Bayramı’nı kutlarlar. ( Eskiocak, 1997:18-20)
5. Firaş Bayramı:
Bu bayram, Muharrem ayının birinci gecesinde yaşanır. Bu bayramın meziyeti ve özelliği Muhammed’in Kureyş müşrüklerinden kurtuluşunu muştulamasıdır (Mullaoğlu, 2000:194).
Muhammed peygamber, Ebu Talib’in vefatından sonra Mekke’de rahat değildir. Müşrikler devamlı olarak peygamberin sıkıştırmakta ve ona karşı saldırılar düzenlemektedirler. Bunun üzerine peygamber Mekke’den Medine’ye göç etmeye karar verir. Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç edeceği Akşam Hz. Ali onun yatağında fedai ve diğer ev halkının koruyucusu olarak kalır( Eskiocak, 1997:15-16).
O gece, peygamberin Ali’yi yatağına yatırarak ‘Hicret’ ettiği gecedir. Böylece peygamber, hem canına kastedenlerden kurtulmuş hem de İslam aleminde büyük bir önemi olan Hicret’i gerçekleştirmiş olur. (Mullaoğlu, 2000: 194).
Müşrikler peygamberin evini bastıklarında, Ali’yi Muhammed’in yatağında görür ve şaşkına dönerler. Muhammed nerede, diye sorarlar; Ali de “Muhammed’i kastediyorsanız O gitti. Beni kastediyorsanız ben buradayım”, der.
Cebrail ve Mikail’in her biri uzun ömrü tercih etmiştir. Allah kendilerine, “Ali gibi olsaydınız. O’nu Muhammed ile kardeşleştirdim. Şu anda Muhammed’e canını feda etmesi için onun yatağında yatmaktadır. Yere inin ve onu koruyun”, diye buyurur. Cebrail ve Mikail yere inerler. Hz. Ali’nin yanına gelerek “ne mutlu sana ya Ali! Allah seninle iftihar ediyor” , derler. Gerçekten de Ali o gece Muhammed’in yatağında sabaha kadar kalarak büyük bir fedakarlık yapmıştır (Mullaoğlu, 2000:195). Bundan dolayı, önemli ve kutsal bir gündür.
6. Nevruz Bayramı:
Nevruz; yenilenme, yeniden doğuş, yeni gün ya da kurtuluşun habercisi anlamında kullanılan bir sözcüktür. Bu nedenle Nevruz’un kutlanma sebebinin birden fazla olduğunu göstermekteyiz. Tarihi çok eski olan bir bayramdır. Nusayrilere göre Nevruz’u şöyle ifade edebiliriz:
Nevruz, Hz. Adem’in Allah’tan af dilediği ve tövbesinin kabul edildiği gündür.
Nevruz, Hz. Nuh’un gemisinin Cudi Dağı’na yerleştiği gündür.
Hz. İbrahim’in Nemrut ateşinden kurtulup, Allah’ın ateşine: ‘Ey ateş! İbrahim’e soğuk ve selamet ol’, dediği gündür.
Nevruz, Allah’ın Musa’ya Tur Dağı’nda tecelli ettiği gündür.
Nevruz, Hz. Davut’un Calud’u öldürdüğü gündür.
Nevruz, Hz. Asaf’ın, Hz. Süleyman’a Belkıs’ın arşını Yemen’den getirdiği gündür.
Nevruz, İsa’nın göğe yükseldiği gündür.
Nevruz, Muhammed’in Medine’ye göç ettikten sonra Mekke’yi fethettiği gündür.
Bunların dışında Nevruz baharın gelmesi ve doğanın canlanması anlamında da kutlanır. Bundan ötürü Arapça’da tomurcukların açması anlamında , Zuhûr bayramı olarak da anılır.
7. Salip Bayramı:
Arap Alevilerinde kutlanan bir diğer bayram Salip Bayramı’dır. Nusayriler bu bayramı şu vesileyle kutlarlar; Yahudiler, Hz. İsa’nın çarmıhta öldüğüne inanırlar. Halbuki Kur’an-ı Kerim’in Nisa Sûresi’nin 157. ve 158. ayetlerinde şöyle buyrulur: “ ‘ve Allah’ın elçisi Meryem oğlu İsa’yı öldürdük ‘demeleri yüzünden… halbuki onu, ne öldürdüler ne de astılar; fakat öldürdükleri onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında ihtilafa düşenler bu yüzden tam bir kararsızlık içindedirler. Bu hususta zanna uymak dışında hiçbir bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler. Bilakis, Allah onu kendisine kaldırmıştır. Allah büyük bir izzet ve hikmet sahibidir”, demektedirler.
Allah, Nuh’u tufandan, İbrahim’i ateşten Musa’yı Firavun’dan, Yusuf’u kuyudan, Yunus’u balinanın karnından, Eyüb’ü hastalıktan, Muhammed’i müşriklerin tuzağından koruyup kurtardığı gibi, İsa’yı da onu öldürmek isteyen Yahudilerden kurtarmıştır. İsa’ya ihanet ederek bulunduğu yeri gösteren kişiyi, İsa’ya benzeterek onu öldürtmüştür.( Mullaoğlu, 2000:196). Bu vesileyle Arap Alevileri bunu bayram olarak kutlarlar.
8. Tecelli Bayramı:
Bu bayram Allah’ın Musa’ya Tur Dağı’nda tecelli (görünme) etmesinden dolayı kutlanır. Allah’ın Musa’ya tecelli ettiği Kur’an’da A’raf Sûresi’nin 143. ayetinde ifade edilmektedir. Nusayriler bunu bayram olarak kutlarlar.
9. Mihrican Bayramı:
Mihrican kelimesi Farsça bir kelime olup aslı mihr-gan/mihregandır. Mihrican sonbahar manasına gelmektedir. Bu bayram her yıl Tişrin-i evvel’in 16’sında kutlanır. Sonbaharın bitip kışın başlaması vesilesiyle kutlanan bir bayramdır. Bu bayram dini olmaktan çok, İslamiyet öncesi kültürün ürünü olan bir bayramdır.
10. Muhammed’in Doğum Bayramı:
Muhammed’in dünyaya teşrif ettiği günün bayramıdır. Muhammed’in doğumu, İslam aleminin tümü tarafından kutlanmaktadır. Aleviler de onun dünyaya teşrif ettiği günün anısına bayram yaparak bu günü kutlarlar.
11. Tisrin Bayramı
Tisrin ayının 4’ünde kutlanan bu bayram, Nusayrilerdeki beş masum ( Muhammed, Fatr, Hasan, Hüseyin ve Muhsin) ile Allah adına kutlanır.
12. Nisan Bayramı:
Muhammed’in Selman-ı Farisi ile buluştuğu günün anısıdır. Selman-ı Farisi, hakikati ararken Mecusilikten Hıristiyanlığa meyleder. Ancak bu sırada Filistin’den gelen zengin bir tacir ile tanışır. Tacir, papazların ilhamı ile Selman’ın ruhu üzerinde işlemeye başlar; fakat Selman bir türlü Hıristiyan olmaz. Çünkü Selman gönlündeki dini aramaktadır. Sonunda bilgin bir rahiple tanışır ve o rahip kendisine şöyle der:
“ey hakikati arayan çocuk! Sana bir sır vereceğim. Yakında Arabistan’a bir peygamber gelecek ve bu peygamber İbrahim’in dinini ihya edecek, insanlığa saadet getirecektir. Bizim kitabımızda böyle yazılıdır. Ona kavuşmak istersen hemen Arabistan’a git, çünkü alemetlere göre, bu peygamberlerin gelmesi bu zamandadır”. Selman, yıllardır aradığı hakikate, o maşukane kavuşması için sabırsızlanır. O sırada Beni Kelb kabilesine mensup bir Arap taciri Amruye’ye gelir. Selman, bu tacirin yanına gidip ondan yardım ister. Tacir, Selman’ı yanına alarak Arabistan’a götürür; ama orada onu bir Yahudi’ye satar. Bir gün, o Yahudi’nin amcası, ticaret için Medine’ye giderken Selman’ı kendisine hizmet etmek için beraberinde götürür. Selman Medine’ye vardığında Muhammed de Medine’ye gelmiştir. Selman, Hz. Muhammed’le görüşür ve kelime-i şahadet getirip Müslüman olur (Mullaoğlu, 2000:188)
Muhammed, Selman’ın efendisi olan Yahudi’ye 40 okka gümüş vererek onu kölelikten azat eder. Peygamber, “Selman bizden; Ehli Beyt’tendir”, diye buyurur. Bu hadisler nedeniyle Arap Alevileri, bu güne özel bir önem verir ve bunu bayram olarak kutlar.
13. Fat’r (Ramazan) Bayramı:
Bu bayramın Aleviler için en büyük özelliği, orucun yanında insanın bütün organlarıyla haram ve çirkin olan şeylerden uzak durup, orucu bunlarda tamamlayarak nefsinin kemale ermesini sağlamaktır. Alevilere göre, haram ve çirkin şeylerden uzaklaşmadan tutulan oruç çok önemli değildir; önemli olan insanın sadece Ramazan ayında değil, hayat boyu çirkin ve kötü olan haram şeylerden uzak durmasıdır. (Sertel, 2005:124)
buradaki oruçtan kasıt batıni oruçtur. tutulan oruç batıni anlamdadır. yani orucun sembolik olduğunu asıl orucun kötülüklerden arınmak olduğunu arap alevilerinin açlık alamındaki orucu tutmadıklarını ifade etmektedir.
1. Kadir Gecesi:
Ramazan ayının 27. gecesidir. Bu gece İslam aleminin en kutsal gecesi olarak kabul edilir. İnanışa göre Kur’an-ı Kerim, külli (toplu)olarak peygamberin kalbine indirilir; diğer bir görüşe göre, semadan dünyaya bu gecede indirilir.
Akşamdan sabah tanyeline kadar hayır, bereket ve marifet dolu meleklerin dua ve bağışlama müjdeleriyle inip çıktığı bir gece olduğuna inanılır. Gecenin önemini kanıtlayan şey ise, Allah tarafından Kadir Sûresi’nin inmesi olarak kabul edilir. Bu sûre Kur’an’da Sûret’ül Kadir (97) diye geçer.
Bir görüşe göre, insanların kaderleri bu gecede çizilir. Kadir gecesinin Allah katında yüksek kadir ve kıymetinden dolayı bu adı alır.
Alevilere göre bu gecenin en belirgin özelliği Ehli Beyt’i ve Fatimatü’l Zehra’yı temsil etmesidir. Bunun içindir ki Kur’an’da “Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır”, şeklinde bir ifade geçer. Nusayriler, bu günü bin ay hüküm süren Emevi iktidarından daha hayırlı bir olay olarak yorumlar.
2. Leylıt Nıs Min Şaban ( Şaban ayının ortanca gecesi):
Şaban ayının 14. gecesine denk gelen bu kutlu gece, Nusayrilikte Kadir Gecesi’nden sonraki en büyük ve en kutsal gecedir. Zulüm, işkence, haksızlık, adaletsizlikle dolan dünyayı adalet, iyilik, barış ve eşitlikle dolduracak olan on ikinci imam Mehdi’nin doğum gecesidir. Ayrıca Alevilerin çoğu peygamberin zafer ve mucizelerinin bu gecede gerçekleştiğine inanır.
Tan vaktine kadar süren bu gece de dua edilir, yemekler pişirilir, Kur’an’dan ayetler okunarak güzel olan her şey icra edilmeye çalışılır.
Bu gecenin en sevaplı amellerinden biri de imam Hüseyin’in mezarının bizzat ziyaret edilmesi ya da uzaktan ziyaret duasının okunmasıdır. Nusayriler, bu kutsal geceyi her sene dini bayram olarak kutlarlar.
3. Milad Gecesi:
24. Kanun-i Evvel Rumi yılın sonu ve İsa’nın doğumu vesilesiyle kutlanan bir gecedir. Bu ve buna benzer bayramları kutladıklarından Nusayrilik, Hıristiyanlıktan esinlenen bir mezhep olduğu yollu eleştirilere uğramıştır. Nusayri din adamları bu eleştirilere, İsa ya da diğer peygamberlerin kutsallıklarının bir din veya mezhebe özgü olmadığını, tüm inanan insanların bu ayinleri kutlaması gerektiğini belirterek cevap verirler.
Bu gecelerin dışında Arap Alevileri, Ramazan ayının 1, 17, 19, 21 ve 23. gecelerinde çeşitli ibadetler gerçekleştirerek Ehli Beyt’i zikrederler. İnanca göre bu geceler, Kur’an- Kerim’in indirilişini, Muhammed’in müşriklere karşı zaferini ve Ehli Beyt’in zûhur ve şahadetlerinin kerameti ve mucizelerini içerir.
************************************************** ******
Kaynaklar: Mehmet Mullaoğlu , Nasreddin Eskiocak, Abdülbaki Gölpınarlı, Mehmet İstanbullu, Ergin Sertel,
Mahir_86 28.12.2007, 20:18 allah sellem diyettik :)
ilkay123 05.01.2008, 23:41 allah sellem diyettik :)
Emin ALLAH emin...
eline saglik leyla.bunun gibi bilgileri tum nusayri genclerinin oyrenmesi lazim.
arap holding 06.01.2008, 01:38 ellerine saglik harika bilgiler tesekkurler
ellerine sağlık. bu bilgileri bizimle paylaştığın için teşekkürler...
canan_ing 06.01.2008, 18:09 ellerine sağlık nusayri olmama rağmen çoğunu bilmiyordum :S
birde bu bayramlarda ve kutsal günlerde neler yapılır neler yapılmaz yani mesela ğadir bayramında iş falan yapılmazmış bildiğim kadarıyla onun gibi özellikler varmı diğerlerindede?
Mahir_86 07.01.2008, 04:33 5. Firaş Bayramı:
Bu bayram, Muharrem ayının birinci gecesinde yaşanır. Bu bayramın meziyeti ve özelliği Muhammed’in Kureyş müşrüklerinden kurtuluşunu muştulamasıdır (Mullaoğlu, 2000:194).
Muhammed peygamber, Ebu Talib’in vefatından sonra Mekke’de rahat değildir. Müşrikler devamlı olarak peygamberin sıkıştırmakta ve ona karşı saldırılar düzenlemektedirler. Bunun üzerine peygamber Mekke’den Medine’ye göç etmeye karar verir. Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç edeceği Akşam Hz. Ali onun yatağında fedai ve diğer ev halkının koruyucusu olarak kalır( Eskiocak, 1997:15-16).
O gece, peygamberin Ali’yi yatağına yatırarak ‘Hicret’ ettiği gecedir. Böylece peygamber, hem canına kastedenlerden kurtulmuş hem de İslam aleminde büyük bir önemi olan Hicret’i gerçekleştirmiş olur. (Mullaoğlu, 2000: 194).
Müşrikler peygamberin evini bastıklarında, Ali’yi Muhammed’in yatağında görür ve şaşkına dönerler. Muhammed nerede, diye sorarlar; Ali de “Muhammed’i kastediyorsanız O gitti. Beni kastediyorsanız ben buradayım”, der.
Cebrail ve Mikail’in her biri uzun ömrü tercih etmiştir. Allah kendilerine, “Ali gibi olsaydınız. O’nu Muhammed ile kardeşleştirdim. Şu anda Muhammed’e canını feda etmesi için onun yatağında yatmaktadır. Yere inin ve onu koruyun”, diye buyurur. Cebrail ve Mikail yere inerler. Hz. Ali’nin yanına gelerek “ne mutlu sana ya Ali! Allah seninle iftihar ediyor” , derler. Gerçekten de Ali o gece Muhammed’in yatağında sabaha kadar kalarak büyük bir fedakarlık yapmıştır (Mullaoğlu, 2000:195). Bundan dolayı, önemli ve kutsal bir gündür.
Dün Firaş Bayramıydı, yani Hz. Muhammed' i öldürmek isteyenler olur ve bunun farkına varırlar.. Hz. Muhammed Ebu Bekir ile Medineye giderler ve Hz. Ali suikastçilerin, bunun farkına varmamaları için Hz. Muhammed' in yatağında yatar.. Suikastçi Hz. Muhammed' i öldürmeye geldiğinde yatakta Hz. Ali' yi görünce birşey yapmadan döner... Firaş demek Yatak demektir... Firaş Bayramı ismi oradan gelir..
Bu olay olurken, suikastı hazırlatanlar arasında Ebu Bekir' de varmış.. Yatakta Hz. Ali' yi görünce suikastçiler hemen Hz. Muhammed' in ardından onu öldürmeye giderler.. Takip edildiklerini gören Hz. Muhammed Ebu Bekirle beraber mağaraya saklanır ve Allah' ın kudreti ile örümcek hemen mağara ağzına ağ örer güvercinde yuva yapar...
Suikastçiler Hz. Muhammed ve Ebu Bekir' in saklandıkları mağara ağzına kadar gelirler ve aralarında geçen konuşmada (güvercin yuvası ile örümcek ağını gördükten sonra) " Bu mağarada olamaz" geçer.. Bunu duyan ve suikastı düzenleyenler arasında bulunan Ebu Bekir yerlerini belli etmek için ayağını yere vurmak ve ses çıkarmak üzere kaldırdığı anda yılan onu ısırır. Hz. Muhammed tükürüyü ile yaraya merhem olur..
Sonuç olarak Hz. Muhammed bu suikast girişiminden sağ salim kurtulur...
İşte bu sebeple Nusayrilerde bu günün anısında Ğid-el Freş (Firaş Bayramı) yapılır...
Dün Firaş Bayramıydı, yani Hz. Muhammed' i öldürmek isteyenler olur ve bunun farkına varırlar.. Hz. Muhammed Ebu Bekir ile Medineye giderler ve Hz. Ali suikastçilerin, bunun farkına varmamaları için Hz. Muhammed' in yatağında yatar.. Suikastçi Hz. Muhammed' i öldürmeye geldiğinde yatakta Hz. Ali' yi görünce birşey yapmadan döner... Firaş demek Yatak demektir... Firaş Bayramı ismi oradan gelir..
Bu olay olurken, suikastı hazırlatanlar arasında Ebu Bekir' de varmış.. Yatakta Hz. Ali' yi görünce suikastçiler hemen Hz. Muhammed' in ardından onu öldürmeye giderler.. Takip edildiklerini gören Hz. Muhammed Ebu Bekirle beraber mağaraya saklanır ve Allah' ın kudreti ile örümcek hemen mağara ağzına ağ örer güvercinde yuva yapar...
Suikastçiler Hz. Muhammed ve Ebu Bekir' in saklandıkları mağara ağzına kadar gelirler ve aralarında geçen konuşmada (güvercin yuvası ile örümcek ağını gördükten sonra) " Bu mağarada olamaz" geçer.. Bunu duyan ve suikastı düzenleyenler arasında bulunan Ebu Bekir yerlerini belli etmek için ayağını yere vurmak ve ses çıkarmak üzere kaldırdığı anda yılan onu ısırır. Hz. Muhammed tükürüyü ile yaraya merhem olur..
Sonuç olarak Hz. Muhammed bu suikast girişiminden sağ salim kurtulur...
İşte bu sebeple Nusayrilerde bu günün anısında Ğid-el Freş (Firaş Bayramı) yapılır...
Aynı zamanda Milad Gecesiydi :)
ekonuralp 16.01.2008, 18:08 Hatay'da yaşayan alevi kardeşlerimizin hepsi nusayri değildir. Bu genelleme doğru değil. umarım düzeltilir.
xolxol_12 16.01.2008, 19:36 Vallahi nusayrilik zor işmiş doğrusu bu kadar bayramı benim bünyem kaldıramaz ya :D
Rüzgar.Aras 16.01.2008, 20:06 Ablam ellerine sağlık.Yine çok güzel açıklamışsın herşeyi
Senin sayende birçok bilgiye sahip oldum Nusayriler hakkında
Devamını bekliyoruz :D
1. Ğadir Bayramı:
Peygamberin Veda Haccı, Ârife günü 632 yılı Mart ayının 7. gününe (Cuma) rastlamıştı. Hacdan dönerken, “Ey peygamber sana indirileni tebliğ et, tebliğ hizmetini yapmazsan onun elçiliğini yapmamış olursun”, mealindeki ayet (Maide Sûresi’nin, 3. ayeti) inmişti. Bunun üzerine, Mekke ile Medine arasında Cuhfe denilen yerde Hum denilen kuyunun yanında konakladılar. Bu kuyuya Hum kuyusu anlamına gelen ‘Ğadir-u Hum’ denirdi. Oraya Zilhiccenin 18.günü (16 Mart 632), öğleye yakın bir vakitte eriştiler. Kuyunun yanında ağaçlar vardı. Yükleri ağaçların altına koydular, deve semerlerinden minberimsi bir şey yaptılar. Namaz için nida ettiler. Herkes toplandı. (Gölpınarlı,1990;51).
Peygamber, minberin üstüne çıktı, Ali’yi de yanına aldı. Halka öğütler verdi, sonra buyurdu ki:
“Ey insanlar, ben size Allah’ın kitabıyla Ehli Beyt’imi bırakıyorum, onlara yapışırsanız benden sonra ebediyen sapıklığa düşmezsiniz; bu ikisi, havuz kıyısında bana ulaşıncaya, benimle buluşuncaya dek birbirinden ayrılmazlar”.
Sonra yüksek sesle, “Ey insanlar bilmez misiniz ki ben, inananlara nefislerinden evlayım (önceyim) ve bilmez misiniz ki her erkek müminin ve kadın müminin nefsinden evlayım”, dedi.
Ashabın hepsi birden, “Evet ey Tanrı elçisi”, dedi. Bunun üzerine Peygamber sağ elinin şahadet parmağını göğe kaldırıp üç kere “Allah’ım şahit ol, Allah’ım şahit ol, Allah’ım şahit ol” dedi. Sonra Ali’nin sağ elini,sağ eliyle tutup, her ikisinin koltuklarının beyazlığı görününceye kadar kaldırarak, “Ben kimin mevlasıysam bu Ali, onun mevlasıdır. Allah’ım onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol, ona yardım edene yardım et, onu horlayanı horla, nereye yönelirse hak onunla olsun”, diye buyurdu. Sonra inip iki rekat namaz kıldılar. (Gölpınarlı, 1990:51-52). Bu olay sonucunda herkes Ali’yi Peygamberin ifadelerinden ve vasi tayin edilmesinden dolayı kutladı.
Peygamberin Ehli Beyt ve Kur’an hakkındaki bu hadisine ‘Sekaleyn Hadisi’ denir. Mal, ağırlık ve kıymetli eşya anlamına gelen ‘sekal’ kelimesinin ikili anlamı olan ‘sekaleyn’, insan ve cin için kullanılan bir terimdir. Kur’an’da “Ey insan ve cin toplulukları! Sizin de hesabınızı ele alacağız”(Rahman Süresi:31) denilerek insan ve cinlere sekaleyn diye hitap edilmektedir (İstanbullu,2003:73). Vurgulama Kur’an ile Ehli Beyt ve onların yoluna yapılmıştır.
İşte bu olay ve kutsallığından ötürü, Aleviliğin tüm fırkalarında her yıl (Zilhicce ayının 18’inde) ‘Ğadir Hum Bayramı’ kutlanır. Alevilere göre, bu bayram kendilerinin icat etmiş olduğu bir bayram değildir. Çoğu Ehli Sünnetin kitabında bu bayramdan bahsedilir. İslam ülkelerinin büyük kesiminde bu bayram 1400 yıldan beri kutlanmaktadır ve o gün tatil ilan edilmiştir (Türkiye bu ülkeler arasında değil). Nusayriler, kutsal olarak kabul edilen bu günde, tüm dini bayramlarında yaptıkları gibi, kazan kaynatır, kurban keser, yemek yaparlar; fakirlere ve muhtaçlara yemek ve zekat dağıtırlar. Kur’an-ı Kerim okur, dua ederler. Evliyaları ziyaret ederler; özellikle bu bayramda ziyeretler dolar taşar. Bayram iki gün devam eder ve dini tatildir. Nusayrilere göre, bu iki gün cehennemin ateşi bile sönmektedir. Onun için bütün Nusayri işyerleri bu günde kapalıdır.
Antakya’da kurulan Ehli Beyt Kültür ve Dayanışma Vakfı, 1999’dan beri, Antakya’da milletvekillerinden bürokratlara kadar herkesin davetli olduğu ve ilahiyatçılarla konunun uzmanı yazar ve şeyhlerin konuşmacı olarak katıldğı ‘Hz.Ali Ğadir Hum ve Kardeşlik Bayramı’ adlı konferanslar düzenlenmektedir.
bu benim doğdugum gün adım da ordan gelir çok güzel anlatmışsın yüreğüne sağlık ablam
|
|