Orijinalini görmek için tıklayınız : Hatay'da Ziyaretler (Türbeler)


LaDY
30.12.2007, 13:39
Ziyaretler; içinde evliya ya da büyük pirlerin mezarlarının bulunduğu geleneksel mimari yapılar olup, insan ziyaretine açık kutsal mekanlar olarak kabul edilir. Nusayrilerde ömrünü ibadetle, gösterişten uzak, dinen yasak şeylerden kaçınmış ve kimseye kötülük yapmadan geçirmiş kişi ve dini önderlerin mezarını –bazı alametler sonucu- türbe haline getirme inancı vardır. Ayrıca bir evliyanın bir süre ikamet ettiği veya sadece uğradığı yerlere adına türbe yapılıp, içine boş bir sanduka yerleştirilerek ziyarete dönüştürüldüğü görülmektedir.
Nusayriler, ziyaretlerin çoğunlukla Suriye-Antakya yöresinde bulunmasını, bu bölgenin kitabi dinlerin tümüne ev sahipliği yapmasına ve dini önderlerin buraya gelmiş olmasına yorarlar. Ziyaret edilen din önderlerinin hepsi Nusayri değildir. Nusayri olması gibi bir zorunluluk da yoktur. Nusayrilere göre, bu üstün yaratışlı evliyalar, Allah’ın varlığı çerçevesinde dini yaymaya çalışan ve kutsallaşan pirlerdir, dinleri de Allah’ın dinidir. Bu nedenle mezhebe indirgenip dışlanamazlar.
Nusayrilerde, ziyaret yerlerinin en belirgin özelliği, beyaz renkte oluşlarıdır. Çoğunlukla ziyaret olarak kabul edilen yerlerin pencereleri yeşile boyanır. Ziyaretler genelde kubbeli olarak inşa edilir. Ancak kubbesiz inşa edilmiş ya da hiç inşa edilmemiş ziyaretler de vardır; yapı biçimleri genelde birbirine benzer. Ziyaretlerin yapıldığı yerlerin ağaçlık ya da tepe başında olmaları konusunda bir gereklilik z,söz konusu değildir. Nusayrilere ait ziyaretlerden bir kısmı deniz kenarında, bir kısmı tepe üzerine kurulmuştur. Bir kısmı köylerde, bir kısmı şehir içinde ve ağaçlarla çevriliyken, bir kısmı ise boş araziler üzerine kurulmuştur.
Ziyaretlerin yapılacağı yerler konusunda halkça belirlenmiş ya da dinin getirdiği kesin bir hüküm olmamakla beraber, dini öğretice kabul edilen bazı kıstaslar vardır. Ziyaretler daha çok ölmüş bir din büyüğünün mezarına- Hıdır hariç- ve kutsal olduğuna inanılan yerlere yapılmaktadır. Toplum tarafından oturdukları yerin ziyaret olduğunu gösteren ya da inanılan alametler, rüyalar vardır. Ev içinde sürekli ekonomik ya da sağlıkla ilgili sorunlar yaşanması, aile içi huzursuzluk ve kavgaların olması bunun belirtisi olarak kabul edilir. Son dönemde evlerde ziyaret olduğuna inanılması ve bunların türbe şeklinde inşa edilmesi, Nusayrilerle din adamlarında farklı görüşlere yol açmıştır. Kimisi, esas ziyaret yerleri daha önce ki Nusayri kaynaklarında belirtildiği için bu yerler ziyaret değildir ya da ziyaret olabilecek alametleri teşkil etmemekte diye muhalefet etmekte; kimisi de bu yerlerin ziyaret olduğuna inanmaktadır. Son zamanlarda ziyaret yapımının artmasını açıklamakta din adamları da zorlanmakta ve bazıları bunu tasvip etmemektedir.

LaDY
30.12.2007, 13:40
Ziyaret yerlerini her yıl binlerce kişi ziyaret eder. Ziyaretçilerin yerli halk oluştururken, alevi olmayanların ve başka illerden insanların da ziyaretlere geldikleri gözlenmektedir. Ziyarete gelenlerin geliş sebeplerini şu şekilde sıralayabiliriz.
a) hem tarihi eser hem de dini ziyaret için gelenler
b) dualar, evliyanın yüzü suyu hürmetine kabul edilir ümidiyle gelenler
c) hastalıklar için medet umanlar
d) rüyalarında ziyarete gittiklerini gören ve bunu gerçekleştirmeyi bir zorunluluk olarak hissedenler
e) her Cuma ziyarete gitmeyi alışkanlık edinenler
f) bayram vesilesiyle gidenler
g) askerdeki oğlunun sağlıkla dönmesi için duaya gidenler
h) psikolojik sorunu olanların tedavi amaçlı ziyarete götürülmeleri
i) ana babaların çocuklarının iş güç sahibi olması için dilekte bulunmak amacıyla gitmeleri
j) yoksulluktan kurtulmak için gidenler
k) hastalıktan kurtulmak, iyileşmek için adağı kurban etmek için gelenler

ziyarete adaklarını kurban etmek için gelenler adaklarını adar, namaz kılar, Kur’an okur, dua eder, dilekte bulunurlar. Adağı olanların ziyarete adağı kendilerinin getirmesi adettendir. Adak olarak genelde dana ve koç kurban edilmektedir. Kurban etleri orada bulunanlara ya da fakirlere dağıtılır. Kurbanın derisi ziyaretin ihtiyaçlarının giderilmesi için zekat olarak verilir.
Nusayrilerde ziyaretlerde adak adama işi yaygın olan bir gelenektir. Adak adayan kişinin maddi durumu el verdiği anda, adağı yerine getirmesi dini bir zorunluluk olarak kabul edilir. Adağı yapmadığı zaman başına bir felaket geleceği korkusuyla yaşar ve mümkün olduğunca verilmiş adak sözü yerine getirilmeye çalışılır. Adağı olanların karşılaştığı kaza ve felaketlerden sonra ilk işleri adaklarını yerine getirmektir.
Nusayriler, ziyaret yerlerinin kutsallığı konusunda ortak bir inancı paylaşırlar. Bu ziyaretlerin kutsiyeti orada yatmakta olan kişinin (evliya,pir) yaşamı boyunca iyilik yapmasından, o kişinin inanmışlığından ve tanrının yanındaki yerinin diğer insanlardan farklı olmasından kaynaklanır. Onun için Arap Alevileri fırsat buldukça kutsallık atfettikleri bu mekanları ziyaret ederler. Bu mekanların temizliğine çok önem verilir. Halkın çoğunluğunun ziyaretlere inanmasına karşılık, az da olsa inanmayanlara da –özellikle yeni yapılan ziyaretlere- rastlanmaktadır.

LaDY
30.12.2007, 13:42
Ziyarete gelen herkes abdest alıp, namaz kılar, dua eder, oradaki evliyanın ve tüm ölenlerin ruhuna fatiha okur. Ziyaretlerden alınan yeşil –On İki İmam’ın rengi olarak kabul edilen renk- çaput çocukların kol ya da boyunlarına bağlanır.
Ziyaret mekanına gelen ziyaretçiler, buralara açık saçık gelinmesi ya da örtünmeden ziyarete girilmesini, eğlence ve gürültü yapılmasını büyük bir saygısızlık olarak addederler.
Ziyaret yerleri yörede huzur ve birliğin sembolü, dini ve manevi vecibelerin yerine getirildiği ve de geleneksel ve kültürel bir çok öğenin korunduğu bir mekan olarak görülür.

LaDY
30.12.2007, 13:43
- Samandağ ilçesinde deniz kıyısındaki Hıdır Makamı
- Samandağ ilçesindeki el-Arab’i Türbesi
- Antakya’da bulunan Şeyh Hasan el-Ğevci Türbesi
- Küçükdalyan Beldesindeki Hıdır el-Ğilven Türbesi
- Harbiye Beldesindeki Şeyh Yusuf el-Hekim Türbesi
- Harbiye’deki el-Mıkded Türbesi
- Antakya’da bulunan Habib-i Neccar Türbesi
- Serinyol’da Hasan Emir Mekzüm es-Sincari Türbesi

Bu saydığımız ziyaretler en önemli ziyaret yerleridir; haklarında toplumda bilinen ve kısmen dini kaynaklara geçen menkıbeleri ve anlatılanlar şöyledir:

LaDY
30.12.2007, 13:44
Asi nehrinin Akdeniz’e döküldüğü Samandağ’dan başlayarak diğer bölgelere kadar yayılan bir çok Hıdır Makamı bulunmaktadır. Fakat bunların en büyüğü Samandağ’da deniz kıyısında bulunan ziyarettir. Hıdır başta olmak üzere ziyaretlerin izahı konusunda halkın sağlam ve sistematik bir bilgiye sahip olmadığı göze çarpmaktadır, bundan dolayı bu konuda farklı bilgiler mevcuttur.
Antakya’da Hıdırbey Köyü’ndeki iri gövdeli çınar ağacının Hıdır’ın yere sapladığı bastonundan yeşerip dallanıp budaklandığı nakledilir. Sıkıntıya düşen kişi ‘ya Hıdır!’ diye feryat eder; içinde Hıdır’ın geçtiği bir çok değiş ve atasözü vardır: “Hıdır yanında olsun” denir. Bir işe başlarken “ ya Allah ya Hıdır!” denilerek başlanır. Nusayrilerde bu ve bunun gibi ifadeler çok yaygındır.

Hıdır Kimdir !
Hıdır’ın kimliğine ilişkin soruya alevi din adamları Hıdır’ın üstün bir insan olduğu cevabını verirler; onlara göre Hıdır, embiya zincirinin önemli halkalarından biridir. Peygamberler tarihine göre resulün ceddi olan İbrahim’den sonra yaşamış bir nebidir. Hıdır, Arapça’da had-r kökünden gelen yeşil, yeşillik anlamındadır.
Musa peygamberle yolculuk eden ve O’nu sabır imtihanından geçirendir. Adem’in Kabil soyundan ilk nesil torunudur.
Bazılarına göre Hıdır’ın yaşadığı çağ ve kimliği üzerindeki ihtilaf ve karmaşıklık, onun kıyamete kadar ölümsüzlüğünün ( leyemut ) kanıtıdır. İlahi öğretiye göre, baki ve leyemut olan yalnız Allah’tır. Her canlı gibi o doğmuş, büyümüş, var oluş misyonunu tamamlamış ve ölmüştür. Yalnız her şeye kadir olan Allah, onun ruhuna da kıyamete kadar istediğinde insan şeklinde görünebilme ve dara üşen iyilere, Salihlere ve mazlumlara yardım etme kudreti bağışlamıştır. Konuşabildiği, ilim öğrenip öğretebildiği ve yaşayan bir insanda bulunan bütün hallerin kendisinde görülebildiği için yaşıyor kabul edilir. Tanrının izniyle metafiziğe ve batın ile zahiri ilimlere vakıftır. ( Sılay, 1989; 10-11)
Halk inançlarına göre düşmana,zalime,hırsıza, yalana ve akla gelebilecek tüm kötülüklere karşı ismi çağrıldığında koruyuculuk yapar. Hıdır’ın ayaklarının değdiği yerde bol yeşillik, elinin değdiği eşyada bereket olur.

Efsanelerde Hıdır
Hıdır’ın en belirgin özelliği bilgisidir. Kitab-ı Mukaddes’ten (Tevrat) başlayarak Hıdır hakkında verilen bilgiler şöyledir:
Musa peygamber engin bilgisiyle İsraoğulları’na vaaz ve nasihatlerde bulunurken ona bir dinleyici sorar:
-Ya Musa! Bu dünyada senden daha bilgili insan var mıdır?
Musa cevap verir:
-Yok
Fakat Allah Musa’ya vahiy yoluyla bildirir ki: “katımdan kendisine rahmet verdiğim Hıdır senden daha alimdir”. Bunun üzerine Musa, Hıdır’ı bulmaya ve ne biliyorsa ondan öğrenmeye karar verir. O’nu arar ve sonunda bulur. Aralarındaki konuşmalar bir çok kaynakta geçmektedir.

Musa ile Hıdır bir büyük su kıyısına gelirler demirleşmiş bir kadırganın suya değen kısmına bir serçe gelir ve konar, gagasıyla bir kere su içer ve gider. Hıdır Musa’ya döner ve “ ya Musa! Benim ve senin ilminin toplamı Allah’ın ilmi yanında ancak serçenin sudan aldığı kadardır” der. (Sılay,1989:12).

Kur’an’da Hıdır

Kur’an-ı Kerim’de Hıdır ile Musa arasında geçen sabır imtihanı Keyf Sûresi’nin 60-82. ayetlerinde izah edilmektedir. Kur’an’a dayanarak olayı şöyle özetleyebiliriz:
Musa, Hıdır’ı bulur ve kendisine doğru yolu, bildiklerini öğretmesini ister. Hıdır bu beraberliğe bir şart getirir. Musa, Hıdır’ın yaptıklarına karışmayacak, soru sormayacak, izah istemeyecektir. Hıdır, Musa ile anlaşır ve birlikte yola koyulurlar. Seyahetin seyri esnasında Hıdır, dıştan bakıldığında sıradan insana normal görünmeyen işler yapar. Bunlar sahilde demirlemiş olan bir gemiyi delmesi ve geminin hafif yan batması, sokakta oynayan küçük bir çocuğu tokatla öldürmesi ve istedikleri halde kendilerine ekmek vermeyen bir şehrin çıkışında harap bir duvarı tamir etmesidir. Musa her üç olayda sabredememiş, müdahale etmiş, işlerin manasını sormuştur. Hıdır, antlaşmayı bozan yol arkadaşını üç olayın açıklamasını yaptıktan sonra terk etmiştir.
Birincisi, sağlam gemilere el koyan zalim bir kral vardır. Kıyısındaki gemi ise bir grup fakir insana aittir. Onu hafif yaralamakla zalim kralın gaspından kurtarmıştır. Küçük bir tamirden sonra tekrar eskisi gibi işe yarayacak olan gemiyi fakir halka yeniden kazandırmıştır.
İkincisi, ebeveyni mümin olan bu çocuk ileride zalim ve kafir olacak ve ana-babasını güç durumda bırakacaktır.
Üçüncüsü ise bir yıkıntı duvarın temelinde iki yetim çocuğa ait olması gereken bir altın gömü vardır. Çocuklar henüz ona sahip olup, onu kullanabilecek yaşta değillerdir. Duvar ilk yağmurda yıkılırsa yetimlerin malı talan olacaktır. Onun için Allah katında istikbali görebilme izni verilen Hıdır, yaptıklarını bilerek ve şuurlu olarak yapmıştır.


“Evliyalar Diyarı:Hatay” adlı topikten alıntı.

Hızır A.S.



günün birinde Musa Peygamber, Tanrı'ya "evrenin en akıllı adamı kimdir?" diye sorar. Tanrı:"Hıdır Bey'dir" diye yanıtlar. Musa onu nasıl bulacağını sorar. Tanrı:"değneğini yere sapladığında büyür,ağaç olur, torbandaki ölü balıklar canlanır, gökyüzü açıkken birden yağmur yağarsa, bulunduğun yer iki deniz kavuşturuyorsa işte orası Hıdır'ın ülkesidir." der.
Musa, torbasını tuzlu balıkla doldurup değneğini alır, yola düşer. dağ taş dolaşır ama bir türlü aradığı ülkeyi bulamaz. sonunda Samandağ açıklarında bir kayaya varır, yorgunluktan uyuyakalır. uyanınca yere sapladığı değneyin ulu bir ağaç olup kendisine gölge verdiğini görür. torbasındaki balıklar da canlanmış, bir bir denize fırlamaktadır. gökte bulut yoktur, ama sırılsıklam ıslanmıştır. aradığı ülkeyi bulmanın sevinciyle çevresine göz gezdirirken, yanına bir balıkçı yaklaşır. "hoş geldiniz ya Musa"der. Musa:"hoşbulduk, ben Hıdır Bey'i arıyorum onu nasıl bulurum?" diye sorar. adam, işine karışmamak, soru sormamak koşuluyla onu Hıdır Bey'e götürmeye söz verir. Birlikte yola koyulurlar.
biraz gidince adam kıyıdaki kayıkları delmeye başlar. Musa meraklanıp nedenini sorar, ama adam yanıtlamaz. bu kez küçük bir çocuğu öldürür. Musa karşı çıkar ve nedenini öğrenmek ister ama, adam yine yanıtlamaz. Asi Irmağı'nı izleyerek yollarına devam ederler. konakladıkları her yerde bir ziyaret(türbe) yaparak ilerlerken bir köye varırlar. balıkçı, kollarını sıvayıp yıkılmakta olan bir duvarı onarmaya koyulur. Musa gene dayanamaz ve nedenini sorar. balıkçı öfkelenir. "artık benim de sabrım kalmadı, anlaşmayı sen bozdun. kayıkları deldim, düşman gelip almasın diye. çocuğu öldürdüm, büyüyünce çok kötü bir insan olacaktı, bu duvarı da onardım çünkü sahipleri yetim ve yoksul kişiler. duvar altında bir gömü var, büyüdüklerinde bulsunlar diye... bunları anlattım, ama artık beni göremeyeceksin. aradığın adam bendim." der ve yiter.


( Musa ile Hıdır'ın buluştukları yer, günümüzde de bir ziyaret(türbe) yeridir. Samandağ'a ait bir köyde bulunan türbe ve Musa'nın ağaca dönüşen değneğinin bulunduğu yer günümüzde "Hıdır Bey" adıyla anılmaktadır. bu şirin köy her yıl turist akınına uğramaktadır)



Hıdır’ın dini ve efsanevi konumundan dolayı -Hıdır’a mahsus olmak üzere- birkaç yerde ziyaret makamı bulunduğu inancı vardır. Onun için diğer ziyaretler tek bir yerde bulunurken, Hıdır makamı birkaç yerde olabiliyor. İnanışa göre Hıdır’ın farklı yerlerde 365 makamının bulunması, yılın her gününe denk gelecek şekilde makamı olduğu inancından gelmektedir. Ayrıca Hıdır’ın ölümsüz olmasından dolayı mezarının olmadığı inancı vardır. Mezarı olmayan tek makam Hıdır ziyaretleridir.
Ayrıca Kur’an dışında, Tevrat’ta anlatılan İlya ve Elişa hikayeleri Hıdır ile Musa’nın seyahatine benzetilmektedir. İlya ve Elişa gittikleri yerlerde fakir insanlara bereket getirmiş, şifa dağıtmışlardır: dul bir kadının yiyecek fıçısını ve yağ küpünü tükenmez kılmışlardır. İlya suları ikiye bölecek güce sahiptir ve daha önemlisi ölümsüzdür. İlya mucizevi şekilde göğe yükseldikten sonra ruhunu ikiye katlayarak Elişa’nın üzerine koyar. Bunun üzerine Elişa’ya peygamberlik görevi verilir. İlya göğe yükseldiği için ölümsüz olduğu ve dünyaya döneceğine inanılır. Bazı antropologlara göre bu inanış, Müslümanlığa değişerek geçmiştir (Türk,2002:33).

“Söylencelerde Memleketim” adlı topikten alıntı
Teodor ve Didim Söylencesi

bir zamanlar Antakya'da Teodor adında, Hz.İsa'ya iman etmiş ve Hıristiyanlığı kabul etmiş olan çok güzel bir kız yaşarmış. Teodor büyümüş ve gelinlik çağına gelmiş. onu Antakya'nın en zengin adamına istemişler fakat Teodor Hıristiyan olmayan birisiyle evlenmek istememiş. bu durum zengin adamın gücüne gitmiş ve Teodor'u şikayet etmiş. sonuçta Teodor'un Hıristiyan olduğu anlaşılır. cezasını çekmek üzere Defne'deki(Harbiye'deki) Diana Mabedi'ne gönderilir. mabedin muhafızı Didim adlı yakışıklı bir gençtir. Teodor'a aşık olur ve Hıristiyanlığı kabul eder. elbiselerini Teodor'a verip kaçmasını sağlar. her ikisi de yakalanır ve kafaları kesilerek cezalandırılırlar. başları, Herkül heykelinin yanına atılır.
zaman geçer, Hıristiyanlık yayılır ve Teodor ile Didim aziz ilan edilir.

Not: bir rivayete göre Hz. Ali, Hızır şeklinde zuhur edip Teodor ve Didim'in başlarının bulunduğu yeri fethedince burasının adı Hıdır ziyareti (türbesi) olur. türbe Hatay'ın Harbiye beldesinde bulunmaktadır.

LaDY
30.12.2007, 13:45
Şeyh Yusuf’un ünü Türkiye sınırlarının dışına taşmıştır. Harbiye’ye nereden ve ne zaman geldiği kesin olarak bilinmemektedir. Tahminlere göre 15. yy da Lazkiye’den göç etmiş ve Harbiye’ye yerleşmiştir; hekimdir ve yaşamı boyunca şifa dağıtmıştır. Kendisi gibi çok sayıda hekim yetiştirmiştir. Bunların en ünlüsü Şeyh Davut el-Antaki’dir ( Karasu, 2002:46).
Şeyh Yusuf ile ilgili şöyle efsanevi bir olay anlatılır.
“Şeyh Yusuf herkese şifa dağıtmakta fakat yoksul bir yaşam sürmekteydi. Hekimliğini bir çıkar için yapmıyordu. Şenköyü (Harbiye yakınlarında bir köy) beylerinden biri, yoksul olduğunu bilmesine rağmen O’nun yanına adamlarını gönderir ve O’ndan buğday ister. Şeyh Yusuf, eşine ‘kalk, beylere buğday ver’, diye seslenir. Eşi biraz tuhaf bakınca, bir kez daha seslenir, ‘kalk, Allah’tan bereket dile ve beylerin istediği buğdayı ver’, der. Eşi besmele çeker çekmez ambardan buğday dökülmeye başlar ve adamların çuvallarını doldurarak köylerine gönderir” (Karasu,2002:47).
Vefat tarihi bilinmemekle birlikte, türbesi hala il merkezine 7 km uzaklıktaki Harbiye’nin (Antakya) sulak ve zümrüt yeşili serin vadisinde bulunmaktadır. Halk arasında Yusuf el-Hekim’in hastalıkları iyileştirdiği yolunda bir inanış mevcuttur.
Adana, Antakya ve çevre illerden her yıl binlerce kişi tarafından ziyaretçi akınına uğrar. Özellikle Cuma ve bayram günlerinde türbe dolup taşar.
Halk arasında yaygın inanışa göre, tıp iliminin çözemediği sorunları, hastalıkları Yusuf el-Hekim çözmektedir. Bu tür inançlar eskiden daha da yaygındı.
Yusuf el-Hekim, Habib-i Neccar’da ömer ağanın yaptırdığı zincirli medresede eğitim görmüş ve Kur’an’ı da ezberlemiştir. Bilgin Muhammed Şerif’ten özel eğitimle tıp ve ilaç ilmini öğrenmiştir. Sağlığında bir çok hastayı iyileştirdiği rivayeti yaygındır (Sılay,1989:56-58).

LaDY
30.12.2007, 13:47
Habib-i Neccar’ın yaşadığı dönemde, Antakya şehrinde, hem Museviler hem de putperestler vardı. Bir çok puthane mevcuttu ve roma döneminin tüm ahlaki çöküntüleri Antakya’ya da yansımıştı.
Bu nedenlerle kutsal kitaplara göre, Allah’ın peygamberlerinden İsa, şehir halkına, yeniden doğuş anlamına gelen vahdeti hatırlatmak, onları uyarıp doğruya güzele yöneltmek için elçilerini gönderdi. Kudüs’ten gönderilen iki nur elçisinin Antakya’ya gelişleriyle Habib-i Neccar gün ışığına çıkmıştır.
Tevhit inancının temsilcileri ve tebliğcileri olan bu iki elçi, daha sonra Müslümanların Yahya ve Yunus olarak anacağı İsa’nın iki havarisidir. Bunların Antakya’ya gelişlerinde ilk tanışıp görüştükleri kişi Habib-i Neccar’dır. (Sılay,1989:18).
Habib-i Neccar bu iki havariyle tanıştıktan sonra onlara ne amaçla geldiklerini, davalarının ne olduğunu sorar. Elçiler de boş ve bayağı zevklerden uzaklaşmanız, kendi ellerinizle yaptığınız put ve heykellere tapmamanız için sizleri uyarmaya geldik, derler. Habib-i Neccar yine sorar:
-bir peygamberin elçileri olduğunuza ve sözlerinizin doğruluğuna nasıl inanayım, kendinizi ve sözlerinizi nasıl ispat edebilirsiniz?
-Allah’ın izniyle hastalıklıları kısa zamanda tedavi ederiz.
–neleri, hangi hastalıkları?
–mesela hiç görmeyenlerin gözlerini açarız, cilt hastalıklarını(cüzamlıları) ortadan kaldırırız ve bir olan Allah’ın izni ve yardımıyla ölmüş insanı da diriltiriz.
Habib-i Neccar bu sözleri duyduktan sonra oğlunun hasta olduğunu, son iki yıldır yatağa mahkum olduğunu söyler. Havariler de o zaman bizi evine götür, derler.
İki havari İsa Mesih’in Kadir-i Mutlak’tan vahiy yoluyla öğrenip havarilerine öğrettiği ilahi kelam ile eve girer. Esirgeyen, bağışlayan, tek ve rahman olan Allah’ın adıyla yatalak çocuğa eğilip okurlar. Onu kollarından tutup ayağa kaldırırlar. Habib-i Neccar iki yıldır yatağa çakılı, iki ayağı felçli olan oğlunu ayakta yürürken görünce büyük bir sevinç ve heyecana kapılır. Yaptıklarınıza gözlerimle şahit oldum, yemin ederim ki sizler doğru söyleyenlerdensiniz. Ben bunun üzerine bir olan Allah’a inandım. Sizlere ve sizleri şehrimize gönderen peygamberlere inandım, diyerek secdeye varır. Böylece Habib-i Neccar Allaha iman eden ilk Antakyalı mümin olur. (Sılay,1989:18).
Habib-i Neccar, mümin olduktan sonra puta tapmayı bırakır. Şehrin dışındaki evinde, bazen sur dışındaki bir mağarada Allaha tövbe eder, dua eder ve niyaz eder. İki elçinin Antakya’ya geldiği ve onların Allah’ın emirlerini iletmekte olduğu haberi şehrin her yanında konuşuluyordu. Habib-i Neccar, yakın akrabalarına, tanıdıklarına başından geçenleri, elçilerin davetini, felçli oğlunu tedavi ettiklerini anlatıyor, artık putlara değil de Allaha tapmalarını bildiriyordu.
Anlattıklarına ilgi duyan çoktu, ama eski inançlarını terk edenlerin sayısı çok azdı. Kısa bir süre sonra kral Antioch da olaylardan haberdar oldu. Elçileri huzuruna çağırdı. Uzun uzun konuşuldu, tartışıldı ama görüşme neticesiz kaldı. Kral elçilere inanmadığı gibi, mevcut inanç ve ibadet düzenine ve tapınaklara yüz çevirmelerini istemeleri nedeniyle onları zindana attı.
Yahya ve Yunus dönmeyince Hz. İsa, yakın havarilerinden Şem’un üs-Safa’yı üçüncü elçi olarak Antakya halkına gönderdi. Şem’un halkla iyi ilişkiler kurarak kısa sürede kendisini sevdirdi. Bir süre inançlarını gizledi, kısa sürede, kralın sohbetlerine katılan, danışılan, güvenilir biri oldu. Şem’un kraldan, Kudüs’ten gelen iki mahkumu huzuruna alıp onları bir kere dinlemesini istedi. Elçiler, Şem’un’u görür görmez tanıdılar, sevindiler ve güçlendiler. Kral onlardan yedi gün önce ölen şehrin ileri gelenlerinden İbn-i Dekka’nın oğlunu diriltmelerini istedi, onlara:
-başarırsanız rabbinize inanırız, dedi.
–Allah her şeye kadirdir. Biz ancak onun izin verdiği ve yardım ettiği kadar yaparız.
Cenaze ortaya getirildi, Yahya ve yunus dua etmeğe başladılar. Şem’un da bu arada içinden dua etmekteydi. Bir süre sonra cenazenin kıpırdadığı, canlandığı ve ayağa kalktığı hayretle görüldü. Dirilen kişi “ben bir hafta önce ölmüştüm. Putperest olarak ebedi aleme göçtüğümden ateş dolu bir vadiye atıldım;bana yedi semanın kapıları açıldığında İsa’nın şu üç kişiyle şefaat ettiğini gördüm”, diyerek işaret parmağıyla iki elçiyle Şem’un üs-Safa’yı gösterdi. Cemaat, tüm gördükleri ve işittiklerine rağmen eski inançlarının etkisinden bir türlü kurtulamıyor, mucizeleri kabullenemiyordu.
-bize uğursuzluk, kıtlık getirdiniz. Siz de bizim gibi insanlarsınız, Rahman hiçbir şey indirmemiştir. Ne vahiy ne peygamber ne de kitap, dediler.
–bize inanmazsanız da Allah biliyor ki biz size gönderilmiş elçileriz. Biz sadece ilahi mesajları iletmekle görevliyiz. Sizler inanır ve ibadetle hareketlerinize çeki düzen verirseniz iki cihanda saadete erersiniz.
Kalabalık öfkelenmişti. Her kafadan bir ses çıkıyordu.
–bunlar yüzünden uğursuzluk bindi üstümüze.
–rıskımız daraldı, yağmur yağmaz oldu.
–susmazsanız sizi öldüreceğiz.
Üç elçi için karar kesinleşmişti, öldürüleceklerdi. Olay şehrin her yanında duyuldu. Bu kötü haberi işiten Habib-i Neccar koşa koşa geldi ve Antakya halkına:
-ey halkım! Lütfen bize gönderilen ve doğru söyleyen bu elçilere uyun, dedikleri yoldan gidin, dedi.
Bu kızgın kalabalığın şaşkın bakışları altında elçilere döndü ve “anlattıklarınız ve yaptıklarınıza karşılık bizden bir ücret istiyor musunuz?”, diye sordu.
–hayır, dedi elçiler.
–bizi kötü alışkanlıklardan kurtarıp iyi ve doğru yola çevirmek isteyen ve bunun karşılığında hiçbir şey istemeyen elçilere inanmakla, dünyamızdan bir şey kaybetmeyeceğimiz gibi, ahiret açısından da ebedi mutluluğa ulaşacaz.
Kalabalık Habib-i Neccar’ın sözünü kesip büyük bir uğultuyla üzerine yürüdü.
–yoksa sen de mi bizim putlarımıza karşısın, sen de mi bu adamların dinini kabul edip, Rab’larına iman ettin? –evet, Allaha şükür ben sizleri yaratan ve beşer sûreti veren güce iman ettim. Çünkü elçiler bizi puthaneleri bırakıp, bir olan Allaha ibadet etmeye davet ediyorlar. Hemşerilerim! Ben sizi kendim gibi düşünüyorum. Ben sizleri yaratan Allaha kulluk etmeyi borç ve vazife bilirim. bu vazifemi yapmak için hiçbir özrüm ve engelim yok.
Yine inanmayan kalabalık, inançları değişecek diye onu öldürmek için kılıç, mızrak ve taşlarla saldırırken ağzından şu son cümleler çıkmıştır: -ey mürselin, ben sizin rabbinize cidden iman ettim, beni işiten ve yaratan Allahın huzurunda bana şahit olun.
Şimdiki adı Habib-i Neccar olan dağda, yani eski Antakya’da, kızgın kalabalık Habib-i Neccar’ın üstüne saldırdı, vücudu kalabalığın ayakları altında çiğnendi, cesedi de dar ağacına asıldı. Kafasını bedeninden ayırıp dağın eteklerinden şehre kadar yuvarladılar. Bedeni dağda kafası da şu anda Habib-i Neccar Camisinin olduğu yerdedir. İnanışa göre gördüğü işkence, Allahın yardımıyla ona hiç hissettirilmemiştir.
Habib-i Neccar’ın Allah yolunda öldüğü bütün eylemleri ve cennetle müjdelenişi Kur’an’da Yasin Sûresi’nin 13,14,15,20 ve 26. ayetlerinde de anlatılır. (Eskiocak,1998:48).

LaDY
30.12.2007, 13:49
El-Â’rabî’nin yaşadığı dönemde, Samandağ yolu üzerindeki Simon katedraline dönemin papası gelir. Papa ayindeyken kalabalığın içinde bir Müslüman olduğunu ve bu kişinin ortaya çıkmasını ister. El-Â’rabî papanın karşısına çıkar. Papa kendisine birkaç soru sorar:
-havadan yaratılan kimdir?
–İsa, diye cevap verir El-Â’rabî.
Papa buna benzer birkaç soru daha sorar. El-Â’rabî bütün sorulara doğru cevap verdikten sonra, kendisinin de papaya bir sorusunun olduğunu bildirir. Soru şöyledir:
-cennetin kapısının anahtarı nedir?
Papa cevap veremez. Kalabalık huzursuzlanmaya başlar. Papanın nasıl olup da cevap veremediğine akıl erdilemezler. Papa şu açıklamayı yapar:
-eğer cevap verirsem hepimiz Müslüman olacağız.
Onlarsa rezil olmaktansa cevabın verilmesini yeğ tuttuklarını söylerler.
Papa da yanıt olarak “kelime-i şahadet” getirir ve hepsi Müslüman olur. İşte bu izahlardan dolayı bu kişinin kutsallığına inanılır. Mekanı da ziyaret yeri olarak kabul edilir.



Kaynaklar: Mehmet Karasu, Nasreddin Eskiocak, Mehmet Sılay, Hüseyin Türk ve yöre halkı

( DEVAM EDECEK :) )

gökyüzü
30.12.2007, 14:44
eline sağlık lady verdiğin bilgiler için yalnız burada nusayra kelimesini kullanmışsın bizler yani ALEVİLER,HZ MUHAMMED'İN(s.a.v) irşadı ile HZ.ALİ'nin velayetini kabul ettikleri zamandan beri,ALEVİ ismin almış ve tesmiye ile uzun asırlardan beri şimdiye kadar gelmişlerdir.Bizim rehberimiz KURAN lakabımız ALEVİ mezhebimiz CAFERİ'dir.

özcan1
30.12.2007, 15:55
Bizler Halen nuseyri, caferi............Tahtacilar,Deynekciler ve tenekeciler..vs anlasmazligini kamciliyalim sinifta kalalim, Temeldeki Alevilik saflarinda birlesmek yerine ...

Cok güzel Günlere Deyerli CAN

Mahir_86
30.12.2007, 16:22
Bizler Halen nuseyri, caferi............Tahtacilar,Deynekciler ve tenekeciler..vs anlasmazligini kamciliyalim sinifta kalalim, Temeldeki Alevilik saflarinda birlesmek yerine ...

Cok güzel Günlere Deyerli CAN

Nusayri' ler hakkında ne biliyorsun? ne kadar çok şey biliyorsun? ve en önemlisi ne kadar DOĞRU ŞEYLER biliyorsun?..

yenisin forumda.. hoşgelmişsin.. biraz araştırma iyi gelir sana..

momo01
30.12.2007, 19:13
arkadaşlar nusayrilik aleviliğin özüdür her isteyen nusayri olamaz

cavgani
30.12.2007, 23:10
işte aleviliğin özü budur
eline saglık guzel bı konu acmıssın

onur melis
30.12.2007, 23:58
arkadaşlar nusayrilik aleviliğin özüdür her isteyen nusayri olamaz

söylediyin cümleyi tam olarak açıklarmısın her isteyen nasıl nusayri olmaz diye:confused1

ilkay123
31.12.2007, 15:13
Paylasimlarindan dolayi Tesekkürler.LEYLA..Allah seni anne ve babana BAGISLASIN....emegine,yazina saglik basarilarinin devamini dilerim.Allah her seyi gönlüne göre versin..saglicakla kal...

zeytinağaçları
01.01.2008, 21:30
yazıyı kısmen okudum gerçekten özenilmeye çalışılmış ki yaşantım boyunca duyduğum şeyler yani doğruluk içerisinde yazılmış tebrik ederim
ben bir kaç kitapta da nusayriliği okudum genelde hatay mersin adana çevrelerinde yaşamlarını sürdürürler hala da etkin durumdalar

özcan1
03.01.2008, 17:23
--------------------------------------------------------------------------------

Alıntı:
özcan1 yazmış:
Bizler Halen nuseyri, caferi............Tahtacilar,Deynekciler ve tenekeciler..vs anlasmazligini kamciliyalim sinifta kalalim, Temeldeki Alevilik saflarinda birlesmek yerine ...

Cok güzel Günlere Deyerli CAN

Nusayri' ler hakkında ne biliyorsun? ne kadar çok şey biliyorsun? ve en önemlisi ne kadar DOĞRU ŞEYLER biliyorsun?..

yenisin forumda.. hoşgelmişsin.. biraz araştırma iyi gelir sana..
__________________
Ama Dağlarda Çocuklar Ölüyor!


------------------------------------------------

Sevgili dostum ben Antakya Dörtyak _ Affandanim yani Nuseyriyim.

Nuseyriliyin ne oldugunu Daha kavramamis Canlara sözüm. Ben daha Alevi forum sitesine yeni üye oldum. Alevilik ile ilgili saptirilmak istenen konulari okudukca üzülüyorum.Tabiki bu sitede Alevilikle ilgili cok güzel bilgisi olan arkadaslarin yazilarini okudukca mutlu oluyorum. Bizlerin su ana kadar yazdigimiz cizdiyimiz yerinde sayan bando takimina benziyor, Iste bize güzel örnek Alevi forum sayesinde ne yapabiliriz konularina isik tutalim

benim söylemek istediyim buydu --.kimseyi kirmak veya incitmek deyil benim amacim.
_________________________________

SAYGILAR

ilkay123
04.01.2008, 14:18
Bu ugurda LEYLA yi göreve davet etmek gerek..b u ugurda Hatay gurubu ile bir calisma gerceklestirip,kültürümüzü büyklerimizden en dogru sekilde ögrenip bizerle baylassa ne iyi olur.Haydi Hatay gurubu bu yolda calismalariizi bekliyoruz ...saygilar..