Orijinalini görmek için tıklayınız : Tıp Sözlüğü


LaDY
13.01.2008, 16:03
ABDOMEN: Karın,batın.

ABORTUS:Çocuk düşürme,düşük.

ABSANS:Kısa süreli şuur kaybı.

ABSE: Çevre dokulardan kese tarzında doku ile sınırlı içerisi cerahat ile dolu oluşum.

ABSORBSİYON: Emilme, örn.sindirim, gıdaların barsaklarda absorbsiyonudur denilebilir.

ADRENALİN: Böbreküstü bezlerinin iç kısımları tarafından salgılanan bir hormondur. Tabiatta bu hormonun görevi, organizmayı acil harekete hazırlamaktır ve etkisini, nabzın atışı, kanın iç organlar ve deriden kaslara sevk edilmesi, karaciğerdeki glikojenin glikoza değişmesi ve böylelikle acil bir enerji kaynağı sağlanması şeklinde gösterir.

AFAKİ: Gözde, lensin olmaması.

AFAZİ: Beyindeki ilgili alanların tahribi sonucu, konuşma veya konuşulanı anlama yeteneğinin kaybı. Disfazi, aynı durumun daha hafif bir formudur.

AFRODİZYAK: Cinsi arzuyu artırıcı maddeler, ilaçlara verilen isim.

AFONİ: Ses kaybı. Kısmi veya tam olabilir. Afoni sebepleri, genellikle konuşma kaslarını kontrol eden sinirlerin hastalığı veya zedelenmesi, boğaz, gırtlak hastalıkları veya nörozdur. Histerik afoninin nedeni, şuuraltı, hiç konuşamamak veya özel bir durumda konuşmamamk arzusudur.

AGLÜTİNASYON: Sıvı bir süspansiyonda, ufak cisimciklerin bir araya gelip birbirlerine yapışmasıdır.

AGORAFOBİ: Geniş, açık bir sahada yalnız kalınca hissedilen, kontrol edilemeyen bir korkudur.

AJİTASYON: Kişinin etrafa saldırganlığı, aşırı aktivitesi ile karakterize durum.

AJİTE: Rahatsız, huzursuz, taşkınlık yapan.

AKNE: Yüz, omuzlar, sırt ve göğüsteki yağ bezleriyle ilgili kronik bir deri hastalığıdır. En çok 14-20 yaşlar arasında görülür ve bu hastalığın tipik belirtileri olan siyah noktalar, sivilceler, gençlerin bu en hassas devirlerinde genellikle psikolojik rahatsızlıklara yol açar. Yağ bezlerinin kanalında bir tıkaç oluşur ve bu tıkacın başı sertleşip siyahlaşır. Bazen, kanal tıkalı olduğu halde, bez yağ salgılamaya devam eder ve böylece içi yağ dolu bir kist oluşur. Siyah noktalara tıpta komedon adı verilir.

AKONDROPLAZİ: Tedavisi olmayan, sebebi bilinmeyen kalıtsal bir cücelik tipidir. Gövde normal büyüklüte olup, kol ve bacaklar anormal derecede kısa ve baş normalden büyüktür.

AKOMODASYON: Gözün optik sisteminin çeşitli uzaklıklara uyum yaparak net görmenin sağlanması.

AKROMEGALİ: Beyin tabanında bulunan hipofiz bezinin ön bölümünün aşırı çalışmasına bağlı bir durumdur. Büyüme tamamlanmadan, kemiklerin uzaması sona ermeden erken çağlarda baş gösterirse jigantism adı verilen dev görünüm oluşur. Bozukluk büyüme çağının bitiminden sonra baş gösterirse, el ve ayakların genişlemesi, çene ve burnun büyümesi ve sesin kalınlaştığı görülür.

AKUSTİK SİNİR: İşitme siniri.

AMBLİYOPİ: Gözde belirli bir bozukluk olmaksızın oluşan görme tembelliği.

AMNEZİ: Hafızanın kısmen veya tamamen kaybolması.

ANALJEZİK: Ağrı kesici.

ANEMİ: Kısaca, halk arasında kansızlık olarak bilinen anemi, alyuvarların sayı olarak az olması ve alyuvarların içerisinde bulunan hemoglobin adı verilen maddenin miktarının azlığıdır.

ANEMİK: Kan değerleri düşük olan, yani kan sayımında eritrosit sayıları ve hemoglobin miktarı düşük olan kişi.

ANERJİ: Özel bir antijene cevap verilmemesi hali. Organizmanın savunma yeteneğinin kaybolması.

ANESTEZİ: Doktorlar, ameliyat sırasında ağrı duymaması için, ameliyattan önce hastaya bir iğne yapar ya da solunum yoluyla bir gaz verirler. Hastanın bilincini yitirerek uykuya geçmesine narkoz, böylece vücudundaki ağrıları duyamayacak duruma gelmesine anestezi, bu duyu yitimine yol açan maddelere de anestezik denir.

ANKSİETE: İç sıkıntısı, iç daralması.

ANOSMİ: Koku alamama, nezle grip gibi enfeksiyonlarda olabildiği gibi koku siniri ile ilgili beyin bölgesindeki patolojilerde de görülebilir.

ANOREKSİ: Anorexia Nervosa, özellikle genç kadınlarda görülebilen, yemek yememek, çok az uyumak, buna rağmen çok aktif olmakla beliren psikolojik bir bozukluktur. Bu durum genellikle kişinin çok şişmanladığı kanısı ile mübalağalı bir şekilde rejim uygulaması ile başlar, önceleri kontrol edilebilen iştah bir süre sonra hakikaten yok olur ve zayıflama normal ölçüleri aşar.

ANSEFALİT: Beyin iltihabı.

ANTİENFLAMATUAR: İltihabi reaksiyonu önleyen madde, ilaç...

ANTİSEPTİK: Mikropları, yani insan, hayvan ve bitkilerin dokularına yerleşerek hastalığa yol açan bakteri, virüs, mantar gibi tek hücreli asalak canlıları yok etmek sağlıklı yaşamın temel koşullarından biridir. Antiseptik, antibiyotik ve dezenfektan gibi değişik adlarla anılan birçok madde bu amaçla geliştirilmiştir. Ama genel olarak "mikrop" öldürücüler denen bütün bu maddelerin bazı özellikleri ve kullanımları farklıdır.

ANTİSEPTİKLERİN TARİHİ: İnsanlar, "mikrop kuramının" bulunmasından yüzyıllarca önce neden ve nasıl etki yaptığını bilmeksizin antiseptikleri kullanıyorlardı. Örneğin çiğ etin bol tuz ve baharatla yoğrularak sucuk biçiminde saklanması, sebzelerin yoğun bir tuz ve limon ya da sirke çözeltisi içinde bekletilerek turşu yapılması, bakterileri büyük ölçüde yok ederek bu besinlerin bozulmasını önlüyordu. Bugünkü antiseptikler ise Louis Pasteur'ün değerli çalışmalarının ürünüdür.

ANTİSEPTİKLER NASIL ETKİ YAPAR?Kimyasal antiseptiklerin mikroplar üzerinde nasıl etkili oldukları tam olarak açıklanamamıştır. Bu maddeler doğrudan doğruya mikrop hücresine girerek yaşamsal işlevlerini engelleyebileceği gibi, mikrop hücresinin dış zarını eriterek de yıkıcı etki gösterebilir. Ne var ki birçok antiseptik normal hücreler üzerinde de ayn etkiyi yapar. Bu yüzden bu maddelerin dikkatli kullanılması gerekir. Bazı antiseptikler ağızdan alındığında ya da vücuda şırınga edildiğinde ağır sonuçlara, hatta ölüme yol açabilir.

ANTİSPAZMODİK: Spazm çözücü, daha çok iç organlardaki düz kasların kasılmalarını çözen ilaç grubuna verilen isim.

ANTİSTATİK: Statik elektrik birikimini önleyen madde.

ANTİTOKSİK: Toksin giderici.

ANTİTÜSSİF: Öksürük giderici.

ANTİVİRAL: Virüslara etkili, virusların zararlı etkilerini önleyen.

ANÜLER: Halka şeklinde.

ANÜRİ: İdrar çıkaramama.

ANÜS: Makat, sindirim kanalının bitiş kısmı.

AORTA: Kalpten çıkan, vücudun en büyük damarı, kalpten çıktıktan sonraki kavisli bölümüne arcus aorta, göğüs kafesi içersinde seyreden kısmına torasik aorta ve karın içersinde seyreden bölümüne de abdominal aorta denir.

AORTİK ANEVRİZMA: Aort damarının her hangi bir bölümünde görülen genişleme.

APANDİSİT: Kör barsak (apendiks) iltihabı.

APATİ: Çevre ile anormal derecede ilgisizlik, duygusuzluk, kayıtsızlık.

APEKS: Uç, tepe, zirve.

APİROJEN: Ateş yükselmesine neden olan herhangi bir madde taşımayan.

APNE: Solunumun geçici bir zaman içinde durması.

APOPLEKSİ: Felç, inme.

ARAKNOİD: Beynin üzerinin örten ince zar.

ASETABULUM: Uyluk kemiğinin başının, kalça kemiği ile eklem yaptığı çukurluk

ASETİLSALİSİLİK ASİT: Yaygın olarak kullanılan ve bilinen aspirinin kimyasal adı.

ASİDOZ: Organizmanın asit baz dengesinde asit istikametinde bozulma sonucu ortaya çıkan entoksikasyon tablosu.

ASO: "Antistreptolizin O" için kullanılan kısaltma. Streptolizin, "Hemolitik Streptokok" adı verilen bakterilerin salgıladığı toksinin adıdır. Bu toksinin varlığını tespit için yapılan tetkike de kısaca ASO adı verilir. ASO, romatizma gibi bazı Hemolitik Streptokok enfeksiyonlarında yükselir bu açıdan teşhis te ASO değerleri önem taşır.

AŞİL TENDONU: Baldır arka kısmındaki kas grubunun, topuk kemiğine birleşmesini ve ayağın aşağı yukarı hareketini sağlayan yapı(kiriş).

ATROPİN: Belladonna (Güzel Avrat Otu) adlı bitkiden elde edilen bir alkaloiddir. Tıpta çok değişik kullanım alanları vardır. Örneğin, göz dibinin muayenesinde, göz bebeğinin genişletilmesi için, ayrıca anesteziden önce üst solunum yollarında salgıların azaltılması için kullanılır.

LaDY
13.01.2008, 16:04
BAĞIŞIKLIK: Belirli bir mikroorganizmaya karşı vücudun direncidir. Aktif ve pasif olmak üzere iki tip bağışıklık (immünite) vardır. Aktif immünite, hastalığın, çok hafif de olsa, bizzat geçirilmesiyle oluşur. Hastalığa neden olan organizmalar, vücutta antikor reaksiyonları uyandırırlar ve bu reaksiyonlar, bazı vakalarda, hayat boyu devam eder. Pasif immünite ise, antikor reaksiyonu uyandırıcak nitelikte, fakat kuvveti azaltılmış veya değiştirilmiş olan mikropların vücuda aşılanmasıyla oluşur.

BAKTERİ:Tek hücreli mikroorganizmalardır. Bunlar, mantarlardan küçük, fakat virüslerden büyüktürler. Bazıları hastalık yapıcı, bazıları zararsızdır; bazı bakteriler ise, faydalıdırlar: Örneğin, toprağın nitrojen yapıcı bakterileri. Bakteriler, şekillerine göre sınıflandırılabilirler: Coccus'lar yuvarlak, bacillus'lar çubuksu, vibrio'lar virgül şeklinde, spirillum'lar dalgalıdır.

BAKTERİYEMİ: Bakterilerin veya bakteri toksinlerinin kana geçmesiyle oluşan ateş, titreme ile seyreden klinik tablonun adıdır. Eş anlamlı olarak septisemi de kullanılır.

BALLİSMUS: Kol ve bacakların, istemsiz, şiddetli, atıcı hareketleridir. Bu durum, gövdenin yarısında görüldüğü takdirde, "hemiballismus" adını alır.

BANDAJ: Yara sarmaya veya yaraları kapatan gazları ve tespit edici tahtaları yerinde tutmaya yarayan kumaş parçasıdır.

BARBİTÜRAT'LAR: Sinir sistemini uyuşturucu etkileri olan maddelerdir.

BASİL: Çomak şeklindeki mikroorganizmalardır. Örneğin Tüberküloz'un etkeni Koch adı verilen basildir.

BAZAL METABOLİZMA: Vücut yüzeyi birimine göre hesap edilen, istirahat anında sarf edilen enerji miktarıdır.Vücut yüzeyi şahsın, boyu ve kilosundan hesap edilir.Troid bezinin fazla çalışmasında, bazal metabolizma yükselir.

BATIN: Gövdenin, göğüs ve pelvis bölgeleri arasındaki kısmıdır. Göğüsten, bir kas bölme teşkil eden diafragma ile ayrılmış olan batının, alt kısmında pelvis boşluğu ile devamlılığı vardır.

BELL PARALİZİSİ: Yüz siniri felcidir.

BENCE-JONES PROTEİNİ: Myelomatosis gibi kemik iliğini ilgilendiren hastalıklarda, idrarla çıkartılan bir cins protein.

BENİGN: İyi huylu.

BERİBERİ: B vitamini noksanlığında meydana gelen ağır bir polinevrit.

BİKONKAV: Her iki yüzeyide konkav, iç bükey veya oyuk olan.

BİFİD: İki bölüme ayrılmış durumda olan, çatallı, yarık.

BİFURKASYON: İki dala ayrılma yeri.

BİLATERAL: Her iki tarafa ait olan, iki taraflı.

BİLİRUBİN: Hemoglobinin yıkılmasından açığa çıkan kırmızı boya.

BİLİRUBİNEMİ: Kanda bilüribinin artması.

BİYOPSİ: Canlı bir dokudan muayene edilmek üzere küçük bir parça alınması.

BİSEKSÜEL: İki cinsiyetli, hem erkek hem dişi.

BLEFARİT: Göz kapaklarının, özellikle kenar bölümlerinin iltihabı.

BONE: Kemik.

BOTULİSMUS: Basillus Botulismus toksinleri ile meydana gelen zehirlenme.

BRAKİYALJİ: Kol ağrısı.

BRADİKARDİ: Kalbin dakikadaki atım sayısının azalması.

BRONCHİOLİTİS: Solunum sisteminin en küçük fonksiyonel üniteleri olan bronşiollerin iltihabına denir.

BÜL: Ciltte içi sıvı dolu kabarık oluşumlar. Çapları 0.5 cm'den büyüktür. Küçük olanlarına vezikül denir.

BÜLLÖZ: Büllerden oluşan lezyon.

LaDY
13.01.2008, 16:05
CADUCEUS: Mitolojide Tanrı'nın habercisi olan Merkür'ün asasıdır. ABD ordusu tıp mensuplarının sembolü olup, tıp biliminin sembolü olan Eskülap asaından farklıdır. Merkür asaının çevresinde iki yılan vardır, Eskülap'ta ise, bir yılan bulunur.

CAISSON HASTALIĞI: Vurgun. Dalgıçlarda ve çok yükselen havacılarda atmosfer basıncının ani değişimlerine bağlı olarak meydana gelir.

CALCANEUS: Topuk kemiği.

CANDIDA: Bir mantar çeşidi.

CERAHAT: Alyuvarlar, bakteri ve yıkılmış doku kalıntıları gibi iltihap ürünlerini kapsayan doku sıvısıdır.

CERRAHİ: Tıbbın en eski dallarından biridir. İlaçla ya da başka tedavi yöntemleriyle iyileştirilemeyen hastalıkların, yaralanmaların, vücuttaki yapı bozukluklarının ameliyatla onarılmasına ya da hastalıklı organı kesip çıkararak iyileştirilmesine dayanır.

CERUMEN: Kulak kiri. İnsan kulağında normal olarak bulunan balmumu kıvamındaki salgıdır. Bu salgının fazlalığı, kulak tıkanması ve geçici sağırlığa yol açar.

CESTODIASIS: Yassı solucan enfeksiyonudur.

CLAVİCULA: Köprücük kemiği.

COR: Kalp.

COXAE: Kalça kemiği.

LaDY
13.01.2008, 16:06
ÇEKUM (Caecum): İncebarsakla kalınbarsağın birleştiği yerdeki kesedir. Bu bölgede, iltihaplanma, ülserasyon veya kanser görülebilir.

ÇIBAN: Çıbanlar, derideki ter bezleri veya kıl keselerinin enfeksiyonlarıdır.

ÇİÇEK: Akut, enfeksiyöz bir hastalıktır. Her yaşta ve her cinsten kişiler bu hastalığa yakalanabilir. İki tipi vardır: Variola major ve variola minor.

ÇİL: Deride, güneşe maruz kalma sonucu beliren, ufak lekelerdir. Bunlar, daha fazla, lokalize güneş yanıklarına benzetilebilir ve ekseriyetle sarışın veya kızıl saçlılarda görülen melanin pigmenti birikimidir.

LaDY
13.01.2008, 16:06
DAKRİYOADENİT: Gözyaşı bezi iltihabı.

DAKRİYOSİSTİT: Gözyaşı kesesi iltihabı.

DAKRİYOSİSTEKTOMİ: Gözyaşı kesesinin ameliyatla çıkartılması.

DAKRİYOSİSTOGRAFİ: Kontrast madde verilerek gözyaşı kesesi ve kanalının radyolojik olarak incelenmesi.

DAKRİYOSİSTORİNOSTOMİ: Gözyaşı kanalının tıkalı olduğu durumlarda uygulanan, kesenin burun boşluğuna diranajını sağlayan ameliyat.

DAKRİYOLİT: Gözyaşı taşı.

DALTONİZM: Renk körlüğü.

DEBİLİTE: Zeka geriliği.

DEFEKASYON: Dışkının dışarı atılması.

DEFEKT: Eksiklik, kusur.

DEFİBRİLATÖR: Kalbin normal dışı hızlı atımını durdurarak tekrar normal kalp ritmine dönmesini sağlayan araç.

DEFLORASYON: Kızlık zarının yırtılması.

DEFORMİTE: Şekil bozukluğu.

DEFORMASYON: Şeklini bozma.

DEKÜBİTİS: Yatalak olanlarda hareketsizlik sonucu sırtta ve kalçalarda açılan yaralar.

DEKOMPRESYON: Baskı yapan gücün veya baskının kaldırılması.

DEKONJESTAN: Konjesyonu (şişme) azaltan, dekonjessif.

DELİRİUM: Zehirlenmeler, ateşli hastalıklar, epilepsi, histeri ve akıl hastalıklarında görülebilen, titreme, hallüsinasyonlar ve saldırganlıkla birlikte bilincin kaybolması tablosuna verilen isim.

DEMANS: Bunama, muhtelif formları vardır.Senil Demans, Presenil Demans, Toxic Demans.

DEMONSTRASYON: Göstererek öğretme.

DEJENERASYON: Dokuların normal yapılarının bozulup normal fonksiyonlarını yapamıyacak hale gelmeleri.

DEMORALİZASYON: Moral çöküntü.

DEMİYELİNİZASYON: Sinir liflerinin etrafını saran myelin tabakasının kaybı.

DANSİMETRE: Yoğunluk ölçen cihaz.

DEONTOLOJİ: Aynı meslek grubunda olan insanların birbirleri ile olan ilişkilerinde uyulması öngörülen ahlaki, moral değerler.

DEPİLASYON: Kılların çıkartılması işlemi.

DEPRESYON: Ruhsal ve bedensel çöküntü, isteksizlik.

DERMABRAZYON: Deri üzerindeki benler veya yara izlerini ortadan kaldırma amacı ile yapılan kazıma işlemi.

DERMATİT: Cildin iltihabi durumu.

DERMATOLOJİ: Cildiye, cilt hastalıklarını inceleyen bilim dalı.

DERMİS: Ciltte en üst tabaka olan Epidermis'in altındaki tabakaya dermis adı verilir.

DÜŞÜK: Fetusun, gebeliğin 28. haftasından önce ölümü, ve rahmin dışa atılmasıdır.

LaDY
13.01.2008, 16:07
EDEMA: Ödem, vücudun her hangi bir yerinde hücre dışında anormal su birikmesi.

E.E.G: Elektroansefalografi kelimesi için kullanılan kısaltma.

EFFEKT: Tesir, etki.

EFFEKTİF: Etkili, tesirli.

EFERVESAN: Suya atıldığı zaman küçük gaz kabarcıkları çıkartarak köpüren, eriyen.

EFFÜZYON: Vücut boşluklarında veya doku içerisinde sıvı birikmesi. "Plevral effüzyon" iki plevra yaprağı arasında sıvı birikmesidir.

E.K.G: Elektrokardiogram kelimesi için kullanılan kısaltma.

EKİNOKOK: Köpek ve kurtlar, nadiren kedilerde bulunan bir parazit olup larvaları memeli canlılarda büyüyerek hidatik kistleri yaparlar.

EKLAMPSİ: İlerlemiş gebeliklerde veya doğumdan hemen sonra yüksek kan basıncı, ödem ve idrarda protein yükselmesi ile karekterize nöbetler ve önlem alınmazsa bilincin kaybolması hali.

EKO: Yankı.

Kalp, damar sisteminin teşhisinde kullanılan ultrasonik bir yöntem.

EKOKARDİYOGRAM: Ekokardiyografi yoluyla elde edilen çizelge.

EKOENSEFALOGRAM: Beynin ekoensefalografi ile elde edilen çizelgesi.

EKOLALİ: Hastanın kendisine söylenilen sözleri anlamsız şekilde aynen tekrarlaması.

EKSİZYON: Bir dokunun çıkartılıp atılması.

EKTAZİ: Genişleme. Örn. Bronşektazi.

EKTODERM: Derinin en dış tabakası.

EKTOPİ: Her hangi bir organın normal bulunması gereken yerde değilde, vücudun başka bir yerinde olması hali.

EKTROPİON: Göz kapaklarının serbest kenarlarının dış tarafa kıvrılmaları.

EKZEMA: Deride kızarıklık, şişme, veziküller, kaşıntı gibi belirtilerle görülen daha çok psikosomatik nedenli cilt rahatsızlığı. Akut ve Kronik diye ayrıldığı gibi Yaş ve Kuru ekzema cinsleri de vardır.

ELEKTROANSEFALOGRAFİ: Beynin elektriki faaliyetlerinin grafik olarak gösterilmesi.

ELEKTROKARDİOGRAFİ: Kalp adelesinin faaliyetlerinin grafik olarak gösterilmesi.

ENDOKRİNOLOJİ: İç salgı bezlerinin fonksiyonlarını, normal dışı çalışma sonucu oluşan hastalıklarını ve bunların tedavilerini inceleyen tıp dalıdır.

ENDOKRİNOLOG: Endokrin sistemin yapı, patolojileri ve tedavisi konusunda uzman kişi.

ENSEFALON: Beyin.

ENVAZYON: Yayılma, örneğin kafatasındaki bir tümörün beyin dokusuna envazyonu denince tümörün beyine yayılması kastedilir.

EPİTEL: Organ ve vücut yüzeylerini örten hücre tabakası.

EROZYON: Deri veya mukozada görülen, sınırlı bir bölgede epitel kaybı, yüzeyel yaralar. Örneğin; Cervical erozyon, halk arasında rahim ağzında yara olarak bilinir.

LaDY
13.01.2008, 16:08
FALLOP TÜPLERİ: Her biri yaklaşık 10 ar cm. uzunluğunda, uterusun üst köşelerinden yumurtalıklara kadar uzanan iki borudur. Tuba uterina veya uterus tüpleri de denir.

FALLOT'S TETRALOGY: Kalbin doğumsal bir anomalisine verilen isim.

FALKS SEREBRİ: Beynin sağ ve sol yarı kürelerini birbirinden ayıran, orağa benzediği için bu isim verilen kalın zar.

FAMİLYAL: Irsi, kalıtsal, herediter.

FARİNKS:Yutak.

FASİAL SİNİR:Yüz siniri, yedinci kafa çifti.

FASİAL PARALİZİ:Yüz siniri felci, bu sinirin felcinde yüzün yarısı kısmen hareketsiz ve ifadesiz kalır. Santral ve Periferik olmak üzere iki türlü olur.

FAT:Yağ.

FATAL:Öldürücü, ölümle sonuçlanan.

FEBRİL:Ateşli, hummalı.

FEKALİT:Barsakta bir kısım dışkının sertleşmesi sonucu oluşan dışkı taşı.

FEÇES: Dışkı.

FEMUR: Uyluk kemiği.

FERMENT: Bazı organların salgılarında bulunup kimyasal değişikliklere etki eden maddeler.

FERMENTASYON: Mayalanma.

FERRİTİN: Demir elementinin vücutta depo edilen şekli.

FERTİL: Gelişme yeteneği olan, doğurabilen.

FERTİLİTE: Doğurma yeteneği, verimlilik.

FETUS: Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen isim.

FETAL: Fetus'a ait.

FİBRİN: Kanın pıhtılaşmasına yarayan albumin cinsinden bir madde.

FİBRİNEMİ: Kanda fibrin bulunması.

FİBRİNÜRİ: İdrarda fidrin çıkması.

FİBROM: İyi huylu bağ dokusu uru.

FİBRO-SARKOM: Bağ dokusunun kötü huylu tümörü.

FİBRÖZ: Lif dokusu

FİBULA: Bacaktaki iki kemikten dış kısımda olanıdır. Üstte Tibia ile eklem yapar diz eklemi yapısına girmez, altta ise ayak bileği eklemine iştirak eder.

FİLARİA: Omurgalı canlıların kanında ve dokularında yaşayan kıl kurdu cinsi parazit. Elefantiazis denilen rahatsızlığa neden olur.

FRENİK SİNİR: Nervus Frenicus. Göğüs boşluğu ile karın boşluğunu birbirinden ayıran diafragmanın sinirine verilen addır

LaDY
13.01.2008, 16:09
GALAKTEMİ: Kanda süt bulunması.

GALAKTOSEL: Memede, içi süt dolu kist.

GALAKTORE: Memeden kendiliğinden süt gelmesi.

GALAKTOZ: Süt şekeri.

GALAKTOZÜRİ: Gebelerde idrarla galaktoz çıkması.

GALAKTÜRİ: İdrarın süt görünümünde çıkması.

GANGLİON: Lenf bezi, bazı ufak urlara verilen isim.

GANGREN: Dokunun ölmesidir, ancak halk arasında daha çok bir uzvun vücuda bağlıyken ölmesi anlaşılır.

GASTRİT: Mide iltihabı.

GASTRODÜODENİT: Mide ve onikiparmak barsağının iltihabı.

GASTROENTERİT: İshalle seyreden mide barsak iltihabı.

GASTROENTEROLOJİ: Mide, barsak hastalıkları bilgisi.

GASTROENTERELOG: Mide, barsak hastalıkları mütehassısı.

GASTROSKOPİ: Hastaya yutturulan bir kamera ile midenin görerek muayene edilmesi.

GASTROİNTESTİNAL: Mide - barsak.

GASTROLİT: Mide taşı.

GASTROMEGALİ: Midenin genişlemesi.

GASTRONOMİ: İyi yemek yeme bilimi.

GASTROPTOZİS: Mide düşüklüğü.

GİARDİA: Tek hücreli organizmalardandır. Esas adı Giardia Lamblialis olup, sindirim sisteminde yerleşir.

GİARDİASİS: Giardia İntestinalis adlı mikroorgnizmanın sebep olduğu hastalık.

LaDY
13.01.2008, 16:09
HABİTÜEL: İtiyadi, alışkanlığa bağlı.

HALLÜSİNASYON: Gerçekte olmayan şeyleri algılamak.

HALLUKS: Ayak başparmağı.

HALOTAN: Anestezik bir madde.

HAMARTOM:Yeni oluşmuş kan damarlarında meydana gelen tümör.

HAMARTROZ: Eklem boşluğuna kan dolması.

HAŞİŞ: Esrar, haşhaş.

HEMATOM: Organ içerisinde veya aralarında kan birikmesi.

HEMORAJİ: Kanama.

HEMAGLÜTİNASYON: Kan yuvarlarının aglütinasyonu.

HEMANJİEKTAZİ : Kan damarlarının genişlemesi.

HEMANJİOM: Kan damarlarından dogan urlar.

HEMATEMEZ: Kan kusma.

HEMATOSEL: Testis torbalarında kan birikmesi.

HEMATOLOG: Kan hastalıkları uzmanı.

HEMATOMİYELİ:Omurilikte kanama.

HERPES: Uçuk, içi sivi dolu vezikül.

HERPES SIMPLEKS: Ayni adi tasiyan virüsün sebep oldugu çesitli deri ve mukoza bölgelerinde yaygin, küçük, içi sivi dolu olusumlar ile belirgin virütik enfeksiyon.

HILER: Hilus'a ait. Örnegin, Hiler Lenf Adenopati denildigi zaman Hilus'a komsu lenf bezlerinde büyüme anlasilir.

HILUS: Organlarda büyük damar ve sinirlerin, akcigerlerde solunum yollarinin giris kapisi.

HIPERKROMAZI: Pigment fazlaligi gösteren.

HIPOFIZ: Beyin tabaninda burun arkasinin üst kismina uyan bölgede hormon salgilayan bir bezdir.

HIPOSPADIAS: Penisin dogumsal bir sekil bozuklugudur. Idrar yolunun son kismi olan üretra'nin disa açilan deliginin normal yerinde degil, penisin alt yüzünde herhangi bir yerde olmasi halidir.

LaDY
13.01.2008, 16:10
IHTIYOZIS: Cildin pul pul ve kuru olusu ile kendini gösteren bir hastalik.

IDIOPATIK: Olusumunda bir sebeb gösterilemeyen.

IKTER: Sarilik.

IKTUS: Inme. darbe.

IDIOT: Dogustan aptal.

ILEITIS: Ince barsak iltihabi.

ILEUM: Ince barsagin son bölümü.

ILEUS: Barsak tikanmasi.

ILLUZYON: Disaridan gelen görsel uyarilarin olduklarindan fakli algilanmasi.

IMBESIL: Geri zekali.

IMITASYON: Taklit.

IMMATÜR: Tam gelismemis.

IMMINENT: Tehdit eden.

IMMINENT ABORTUS: Düsük tehdidi altindaki gebelik.

IMMOBIL: Hareketsiz.

IMMÜN: Bagisik,bulasici hastaliktan muaf.

IMMÜNITE: Bagisiklik,muafiyet.

IMMÜNIZE: Bagisik kilmak.

IMMÜNOLOJI: Bagisikligi inceleyen bilim.

IMMÜNOLOG: Bagisiklik uzmani.

INFLAMASYON: Çesitli mikrobik ajanlar veya toksinlerine karsi vücudun göstermis oldugu; hararet artmasi, kizariklik ile karakterize iltihabi reaksiyon.

INTERMEDIER: Arada olusan, meydana gelen.

INTRAEPITELIAL: Epital hücreleri içerisinde.

LaDY
13.01.2008, 16:10
KAKOZMI: Pis koku.

KALYUM: Potasyum.

KARDIAK: Kalbe ait.

KARINA: Trakeanin (nefes borusu), sag ve sol akcigerlere girmeden önce ikiye ayrildigi kisima verilen ad.

KASEKSI: Genel saglik durumunun bozuklugu ile ilgili ileri derecede zayiflama hali.

KATABOLIZMA: Maddelerin yüksek terkiplerinin, dokularda yakilarak daha basit terkipte maddeler meydana gelmesi.

KELOID: Eski bir kesi veya ameliyat yerinde asiri nedbe dokusu olusmasidir.

KERATIN: Tirnak ve boynuzun ana maddesi.

KERATINIZASYON: Boynuzlasma.

KERATIT: Kornea iltihabi.

KERATOMA: Nasir.

KERATOMETRE: Kornea kavislerini ölçmekte kullanilan alet.

KERATOPLASTI: Matlasmis korneanin yerine baskasindan alinan korneanin konulmasi ameliyati.

KERATOSKOP: Korneayi muayene aleti.

KERNICTERUS: Yeni doganin siddetli ikterinde beynin bazi çekirdeklerinin bilüribinin etkisiyle toksik degenerasyonudur.Çocukta zeka geriligi ve spastisite görülebilir.

KETONEMI: Kanda keton cisimciklerinin bulunmasi.

KETONÜRI: Idrarla keton çikarilmasi.

KIZAMIK: Salgin yapan virütik bir çocukluk çagi hastaligidir.

KIFOZ: Omurganin açikligi öne bakan kanburluguna verilen ad.

KIST: Etrafi membranla (zar) çevrili içi sivi dolu olusumlar. Büyüklükleri muhtelif olup vücüdun her tarafinda olusabilir.

KIST HIDATIK: Bazi organlarda (daha çok karaciger, akciger , beyin) ekinokok adi verilen parazitlerin neden oldugu içi berrak su görünümünde kistler.

KIST SEBASE: Yag bezlerinin büyümesi sonucu deri altinda olusan kistler.

KLOSTROFOBI: Kapali yerlerden sebebsiz yere korkma reaksiyonudur.

KLEPTOMANI: Ihtiyaci olmaksizin patalojik çalma dürtüsüne verilen addir.

KOCH BASILI: Tüberküloz basiline, bulanin adina izafeten verilen ad.

KOLESTEROL: Hayvansal ve bitkisel yaglarin içerisinde bulunan, karaciger tarafindan sentez edilen bir maddedir. Kanda normalden fazla bulunmasi halinde, damar sertligine neden olur, ve bazanda safra pigmentleri ile birleserek safra taslarinin olusumunda rol oynar.

KORPUS: Gövde.

KÜRTAJ: Küretajin kelime anlami kazimaktir. Ama burada adi geçen Kürtaj halk arasinda, küçük hamileliklerde rahim içerisindeki ceninin tibbi müdahele ile alinmasi kastedilmektedir. Kürtaj ayrica teshis amaçli da yapilabilir. Yani rahim iç duvarindan kazinarak örnek alinip incelenmeside kürtaj olarak adlandirilir.

LaDY
13.01.2008, 16:11
LABIL: Kararsiz, çabuk degisen.

LAKTASYON: Annenin süt verme devresi.

LAKRIMA: Göz yasi.

LAKÜN: Küçük bosluk, delik.

LAGOFTALMI: Göz kapaklarindaki bozukluk nedeniyle gözlerin tam kapanmamasi hali.

LAP: Lenfadenopati'nin kisaltilmis seklidir. Lenfadenopati, lenf bezlerinde büyüme anlamina gelir.

LAPARATOMI: Teshis amaçli veya ameliyat için karin boslugunun açilmasi.

LAPAROSKOPI: Ucunda kamera olan, laparoskop denilen aletle karin boslugunun endoskopik incelenmesi.

LARVA: Tirtil, kurtçuk.

LARENKS: Girtlak.

LARENJIT: Larenks iltihabi.

LARENGOSKOP: Bogazin muayenesine yarayan aynali isikli alet.

LARENGOSKOPI: Girtlagin içinin larengoskop ile muayenesi.

LENFOMA: Baslangicini lenfoid dokudan almis ur.

LEZYON: Genel anlamda henüz tam olarak niteligi tespit edilmemis bozukluk.

LIGAMENT: Vücudun muhtelif eklemlerinde, organlarinda bulunan baglara verilen isimdir.

LaDY
13.01.2008, 16:12
MAKRO: Büyük.

MAKROSEFALI: Basin (beynin) normalden büyük olmasi.

MAGNET: Miknatis.

MALABSORBSIYON: Emilimin bozuk olusu.

MALADI: Hastalik.

MALASI: Keyifsizlik, kiriklik.

MALARYA: Sitma.

MALE: Erkek.

MALFORMASYON: Kusurlu olus, sakatlik.

MALFONKSIYON: Her hangi bir organin yetersiz veya dengesiz görev yapmasi.

MALIGN: Habis, kötü huylu.

MALLEOL: Ayak ekleminin her iki tarafindaki kemik çikintilarina verilen isim.

MALLEUS: Orta kulaktaki çekiç kemik.

MALNUTRISYON: Saglik için sart olan, vitamin, mineral, protein ve benzeri maddelerin yetersiz alinmasindan dogan hastaliklari tanimlayan bir terimdir.

MALPRAKTIS: Tipta yanlis, özensiz tedavi.

MASTEKTOMI: Ameliyatla memenin alinmasi.

MAMILLA: Meme basi.

MAMOGRAFI: Meme filmi.

MANDIBULA: Alt çene kemigi.

MANI: Asiri nese seklinde beliren psisik hastalik.

MANIFEST: Asikar, gizli olmayan.

MARFAN SENDROMU: Sebebi bilinmeyen herediter genetik bir hastalik.

MARIHUANA: Esrar.

MASTEKTOMI: Memenin her hangi bir rahatsizlik nedeniyle alinmasidir. Basit mastektomi sadece meme dokusunun çikartilmasidir. Radikal mastektomi ise, kanser vakalarinda bas vurulan memeyle birlikte, memenin altindaki kaslarin ve koltuk altindaki lenf bezlerinin de çikartilmasidir.

MASTITIS: Memenin iltihabidir, emziren annelerde sütün birikmesi nedeniyle veya meme basindaki çatlak nedeniyle *** rastlanan bir durumdur.

MASTOIDEKTOMI: Mastoid hücrelerin iltihaplanmasi nedeniyle mastoid kemigin çikartilmasi ameliyatidir.

MASTOIDIT: Kulak arkasinda bulunan mastoid kemikteki,mastoid hücrelerinin iltihabidir. Genellikle orta kulak iltihaplarini takip eder.

MAZOHIST: Iskenceden zevk alan, iskence tarzi hareketlerden cinsel haz duyan.

MENENJIT: Beyin zarlarinin (Meninkslerin) iltihabidir.

MENOPOZ: Adetten kesilme.

MENSTRUAL: Menstruasyonla ile ilgili, adet görme ile ilgili.

MENSTRUAL SIKLUS: Adet görme dönemleri, iki adet arasi.

MENTRUASYON: Adet görme, ay basi. (bayanlarda periodik kanama)

MENTAL RETARDASYON: Zeka gelisiminde gerilik.

METASTATIK: Metastaz yapmis lezyona verilen isim. (Baska bir organdan atlamis tümöral olusum)

METASTAZ: Herhangi bir organdaki kanser hücrelerinin, vücudun baska bir bölümüne atlamasidir.

MITOZ: Hücre bölünmesi.

MIYOM: Uterus adalesinin iyi huylu tümörüdür.

MUKOLITIK: Mukus'u eriten anlamindadir. Yani, akcigerlerde olusan ve katiligi nedeniyle çikarilmakta güçlükle karsilasilan mukus'un (balgam) kivamini azaltarak, atilmasini saglayan ilaçlar.

MUKOZA: Bazi organlarin iç yüzlerini kaplayan ve salgi üreten doku tabakasi

LaDY
13.01.2008, 16:12
NARKOANALIZ: Psikanalize yardimci olmak amaciyla, bir narkotik ilacin kullanilmasidir.

NARKOLEPSI: Önüne geçilemiyecek kadar siddetli uyuma egilimi.

NARKOZ: Ameliyat yapmak için duyu, hareket ve bilincin damar yolu veya solunum yolu ile narkotik madde verilerek uyusturulmasidir.

NARKOTIK: Uyutucu, uyusturucu.

NARSIZM: Kendi kendini sevmek anlamina gelir.Aslinda gelisimin normal bir safhasini teskil eder,ancak hayatin ileri devrelerinde varligi anormal sayilir.

NATAL: Dogusa ait.

NAZAL KEMIK: Burun kemigi.

NAZOFARINKS: Burnun arka kismi ile yutagin komsuluk yaptigi bölge.

NATRIUM: Sodyum.

NATUREL: Normal, tabii.

NAUSEA: Mide bulantisi.

NEBULIZER: Siviyi püskürterek uygulamaya yarayan alet.

NEONATAL: Yeni dogana ait.

NEOPLAZI: Patalojik anlamda yeni doku olusumu.

NÖROLOJI: Asabiye, sinir hastaliklari.

NÖROSIRÜRJI: Beyin cerrahisi.

NODÜL: Yuvarlak, çapi 1 cm'den küçük patolojik olusumlar.

LaDY
13.01.2008, 16:13
OBDUKSIYON: Otopsi.

OBEZ: Sisman.

OBEZITE: Sismanlik.

OBJE: Görülebilen veya dokunulanilen herhangi bir sey.

OBJEKTIF: Duyulup, görülebilen, idrak edilebilen.

OBLITERASYON: Vücuttaki bosluklarin tikanmasi.

OBSERVASYON: Müsahade.

OBSESYON: Daimi endise,fikri sabit, nöroz.

OBSTRÜKSIYON: Tikanma, engel.

OBSTETRI: Dogum bilgisi.

ODIOGRAM: Kulagin isitme gücünün kaydidir, odiometri cihazi ile ölçülür.

OEDIPUS KOMPLEKSI: Erkek çocugun annesine karsi duydugu bilinçsiz yakinlik nedeniyle babasini kiskanmasi ve bununla ilgili ruhsal bozukluklar kompleksine verilen isimdir.

ODONTOID: Dis seklinde.

OFTALMIK: Göze ait.

OFTALMOPLEJI: Göze ait sinirlerin felci sonucu göz kapaginin düsmesi ve gözün hareket edememesi ile birlikte olusan tablo.

OFTALMOLOJI: Göz ve göz hastaliklari ile ugrasan bilim dali.

OFTALMOSKOP: Göz içi muayenesinde kullanilan bir alet.

OFTALMOSKOPI: Oftalmoskop ile gözün içinin muayene edilmesi.

OFTALMOLOJIST: Göz hastaliklari uzmani, göz mütehassisi.

OFTALMOTONOMETRI: Göz içi basincin ölçülmesi.

OKKULT: Gizli, kapali.

OKLUDE: Kapali, tikali.

OKSIPUT: Basin arka kismi.

OKULOMOTORYUS: Gözü hareket ettiren sinirlerden birisidir.(3.kafa çifti Nervus Oculomotorius)

OKÜLER: Göze ait.

OLEKRANON: Dirsekteki çikinti.

OLFAKTORYUS: Koku siniri.(Nervus Olfactorius)

OLIGÜRI: Idrarin normalden az çikartilmasi

OLIGO: Geri,küçük.

OLIGODENDROGLIOMA: Sinir sistemi destek dokusuna ait, özellikle beyincikte görülen kötü huylu tümör.

OLIGOSPERMI: Menide spermatozoidlerin normalden az olusu.

OMENTUM: Karin içerisinde, barsaklari örten olusum.

ONANIZM: Genital organlar ile oynayarak kendi kendine tatmin.

ONKOLOJI: Tümöral olusumlarla ilgili bilim dali.

OPAK: Donuk, seffaf olmayan.

OPERABL: Ameliyat edilebilir, ameliyat edilmekle halen bir sansi olan. ( aksi; inoperabl )

OPERASYON: Cerrahi müdahale, ameliyat.

OPIAT: Afyonlu ilaç, uyusturucu.

OPISTOTONUS: Bazi hastaliklarda vücudun ekstansör (gerici ) kaslarinin gerilmesi sonucu gövdenin yay biçimi alarak kasilmis hali. ( Örn. Tetanozda )

OSTEOGENESIS: Kemik olusumu, kemiklerin gelisimi.

OSTEOGENESIS IMPERFEKTA: Kemiklerin kolayca kirilacak sekilde gevrek olusu ile karekterize kalitsal nitelik gösteren hastalik.

OSTEOJENIK: Kemik yapici.

OSTEOID: Kemik gibi, kemigimsi.

OSTEOLIZ: Kemigin çürümesi, nekrozu, erimesi.

OSTEOMALASI: Kemiklerin yumusamasi ile karekterize bir hastalik.

OSTEOMIYELIT: Kemik iltihabi.

OSTEOFIT: Kemiklerde patalojik olarak olusan çikinti seklindeki olusumlar.

OSTEOPLASTI: Kusurrlu kemigi düzeltme veya saglam kemikle degistirme ameliyati.

OVOBLAST: Yumurtanin gelistigi hücre, yumurta hücresi.

OVOSIT: Olgunlasma devresinden önceki disi cinsiyet hücresi.

OVÜLASYON: Kadinlarda yumurtaliklarda ovüm'ün (Yumurtanin) atilmasidir. Ovülasyon genellikle adet dönemlerinin ortasina rastlayan 11-14. günler arasinda olur.

LaDY
13.01.2008, 16:14
ÖDEM: Vücutta anormal miktarda su toplanmasidir.Kalp, damar ve böbrek hastaliklarinin bir belirtisi olabildigi gibi bazi allerjik durumlarda ve beyin travmalarinda ciddi sonuçlar dogurabilir.

ÖDIPUS KOMPLEKSI: Bkz. ODIPUS KOMPLEKSI.

ÖSTAKI BORUSU: Orta kulakla nazofarenksi birlestiren, atmosfer basinci ile orta kulak içi basinci dengeliyen yola verilen isimdir.

ÖSTROJEN: Yumurtaliklardan salgilanan ve insanlarda sekonder cinsel karakterlerin gelismesini sagliyan hormondur.

ÖTENAZI: Kisaca ölüm hakki da denilebilir.Tedavisi mümkün olmayan kronik hastaliklarda, hayattan umudunu kesmis hastanin agrisiz bir metotla ölümüne izin verilmesidir.Yasal degildir.

ÖZEFAGUS: Yemek borusuna verilen isimdir, yutak ile mideyi birlestirir.

LaDY
13.01.2008, 16:14
PAKIMENENJIT: Beynin en dis zarinin (dura mater) iltihabidir.

PANDEMI: Salgin bir hastaligin kita düzeyinde çok genis bir alana yayilmasina verilen isimdir.

PALILALI: Psikolojik bir bozukluk olup, ayni cümle veya kelimenin bir çok defa tekrarlanmasidir.

PALYATIF: Hafifletici.

PALPASYON: Elle dokunularak yapilan muayene.

PALPITASYON: Kalp çarpintisi.

PALSY: Felç, inme.

PAN: Bütün.

PANARTERIT: Bütün arterleri kapsayan iltihabi durum.

PANKARDIT: Kalbin bütün zarlarinin iltihabi.

PANKREAS: Karin boslugunun üst tarafinda ve bel omurlarinin ön kisminda yerlesik bir organdir.Salgilariyla sindirm fonksiyonuna yardimci olur ve kan sekerini düzenler.

PANKREATIT: Pankreas iltihabidir.

PANOFTALMI: Gözün bütün tabakalarinin iltihabi.

PANSINÜZIT: Bütün yüz sinüslerinin iltihabi.

PAPILLOM: Meme basi gibi çikintilar yapan iyi huylu tümörler.

PAPILLOKARSINOM: Kötü huylu papillom.

PAPAVERIN: Opiumdan elde edilen, düz kaslarin spazmini çözücüetkiye sahip bir alkaloid.

PAPILLIT: Görme sinirinin retinaya girdigi yerin(optik papilla)ödemli iltihabi.

PAPÜL: Ciltteki, sinirlari belirgin, kabarik, 1 cm'den küçük çapli lezyonlardir.

PARA: Yaninda, yan. Örn. (Para-aortik aortun yaninda)

PARAKARDIAK: Kalbin yaninda, kalbe komsu.

PARALITIK: Felç olan, felçli kisi.

PARALIZI: Felç.

PARAMEDIAN: Orta hattin yaninda, orta hatta yakin.

PARAMEDIKAL: Bir dereceye kadar tipla ilgili, hekimligi kismen ilgilendiren.

PARANAZAL: Burun boslugunun yaninda, buruna komsu.

PARANKIM: Bir organ yada bezin görev gören dokusudur. Örnegin, karaciger parankimi denildigi zaman, karacigerin bütünü anlasilir.

PARAOZEFAGEAL: Özefagusun ( yemek borusu ) yaninda yer alan.

PARAPLEJI: Belden asagi her, iki bacagin tutmamasi, felç hali.

PARAPAREZI: Belden asagi her iki bacagin kismi felci, örn. hareket olup, yardimsiz yürüyecek kadar güç olmamasi.

PARATIROID: Tiroid bezi arkasinda bulunan dört adet küçük beze verilen isim.

PARATIROIDEKTOMI: Paratiroidlerin ameliyatla çikartilmasi.

PARATRAKEAL: Nefes borusunun yaninda yer alan.

PARAVERTEBRAL: Omurganin ( Vertebral Kolon ) yaninda yer alan.

PARAZITEMI: Kanda parazit bulunmasi.

PARAZIT: Asalak.

PARASENTEZ: Içinde su veya cerahat toplanmis bir vücut boslugundaki siviyi çikarmak için yapilan delme ameliyati.

PARENKIM: Organin kendine özel doku yapisi.

PARENTERAL: Ilaç veya serumlarin agiz yolu ile degil damar yolu, adele içi gibi yollarla verilmesi.

PARESTEZI: Uyusma, karincalanma veya yanma hissi gibi duyusal bozukluklar.

PARIETAL KEMIK: Kafatasinin her iki yan tarafindaki kemiklere verilen isim.

PAROKSISMAL: Ani ve geçici krizler halinde gelen.

PARONISI: Tirnak yatagi iltihabi, dolama.

PARSIYEL: Bütününü kapsamayan, tam olmayan, kismi.

PARTIKÜL: Parçacik, zerre.

PARTUS: Dogum.

PAROTIS BEZI: Kulak alti tükrük bezi.

PAROTITIS: Kabakulak.

PATELLA: Diz kapagi kemigi.

PATOJEN: Hastalik yapan madde veya mikroorganizmalar.

PATOGENEZ: Hastaligin esas ve gelisimi.

PATOGNOMONIK: Bir hastalik için çok özel belirti, bu varsa mutlaka o hastalik akla gelmelidir gibi.

PATOLOJIK: Normal olmayan, hastalikli.

PATOLOG: Hastalik nedeni ile dokularda meydana gelen degisimleri inceleyen bilimle ugrasan kisi.

PEDIATRI: Çocuk hastaliklari ile ugrasan tip dali.

PEDIATRIST: Çocuk hastaliklari uzmani.

PELVIS: Legen kemigi.

PENIS: Erkek cinsel organi.

PERITON: Karin içi organlari çepeçevre saran, karin boslugunun iç yüzünü örten zardir.

PERITONIT: Peritonun iltihabidir.

PERORAL: Agiz yolu ile.

PETESI: Ciltte nokta biçiminde kanamalar. (Damar disina kan çikmasi)

PHENOTYPE: Kisinin kalitsal yapisinin disa akseden görünümü, ayni tür fertlerini belirleyen, gözle görülebilen özelliklerin tümü.

PITRIASIS: Daha çok gövdede ve uzuvlarin gövdeye yakin yerlerinde yerlesen, bazan kepeklenme gösteren bir cilt hastaligidir. Çesitli türleri vardir, bunlardan PITRIASIS VERSICOLOR'da deniz mevsimlerinde hasta olan bölge günes isini almadigi için daha belirgin hale gelir.

PLAK: Plak, dermatologlar için açik bir anlami olan ancak baskalari tarafindan genellikle anlasilmayan bir terimdir. Yüksekligine oranla kapladigi alan genistir ve keskin bir kenari vardir. Plaklar en *** sedef hastaliginda (psöriasis) görülür.

PLEVRA: Akcigerleri ve gögüs kafesinin iç yüzünü örten zar.

PLEVRAL: Plevraya ait.

PLÖREZI: Plevra iltihabi. Akcigerin üzerini örten plevra ile gögüs duvarini örten iki plevra yapragi arasinda sivi birikmesi.

PLÖRIT: Plevranin, sivi birikmeksizin kuru iltihabi.

POLIKISTIK: Bazi organlarda çok sayida içi sivi ile dolu olusumlara verilen addir. Polikistik böbrek, polikistik meme gibi.

POLIP: Organlarin ve vücut bosluklarinin iç yüzünü kapsayan mukoza adi verilen tabakadan menseini almis, sapli iyi huylu küçük ur.

PROSTAT: Erkeklerde mesanenin altinda ve idar yolunun baslangicinda bulunan genital sisteme ait bir bez.

PROSTATIT: Prostat iltihabi.

PSORIASIS: Halk arasinda sedef hastaligi olarak bilinir. *** rastlanan, özellikle diz ve dirseklerde ve vücudun diger bölgelerinde rastlanan simetrik, kirmizi, kabuklanma ve pullanma gösteren bir cilt hastaligidir. Sebebi bilinmemektedir.

PULMONER: Akciger veya akcigerlerle ilgili.

PULMONER ARTER: Akcigerin büyük besleyici arteri.

PÜSTÜL: Ciltte, içerisinde cerahat bulunan kabarik lezyonlardir.

LaDY
13.01.2008, 16:15
RABIES: Kuduz.

RADIUS: Ön kolun dis tarafinda (bas parmak tarafinda) bulunan kemiktir.

RADIKAL: Sebebe yönelik, köklü.

RADIKÜL: Ince dal, küçük kök.

RADIKÜLIT: Omurilikten çikan sinirlerin (spinal sinir) kök iltihabidir.

RADIKÜLOPATI: Spinal sinir köklerini tutan herhangi bir hastalik.

RADYOAKTIF: Radyasyon yayan özellige sahip.

RADYODERMATIT: Isina maruz kalmis ciltte meydana gelen dermatit.

RADYOLOJI: Genel anlamda X isinlari,ses dalgalari veya diger yöntemleri kullanarak teshis hizmetleri veren tip dalidir.

RADYOTERAPI: Isinlama kullanilarak yapilan tedavi yöntemi.

RAHIM: Uterus, döl yatagi.

RASITIZM: D vitamini eksikliginin neden oldugu, çocuklarda görülen bir hastaliktir.Kemik tesekkülünün tam olmamasi nedeniyle tedavisi geciktirilmis, ihmal edilmis vakalarda uzun kemiklerde deformiteler tesekkül eder.

RAYNAUD: Sebebi bilinmeyen, daha çok orta yasli kadinlarda rastlanan bir rahatsizlik olup, özellikle soguga maruz kalinca parmaklarda morarma ve hissizlesme ile karakterize bir damar rahatsizligidir.

REFRAKSIYON: Kirilma.

REFRAKTOMETRE: Görme bozuklukluklarini ölçen cihaz.

REJENERASYON: Harap olmus bir dokunun kendini yenilemesi, tamiri.

REJIONAL: Bir bölgeye ait.

REGRESYON: Bir hastalik belirtisinin gerilemesi, siddetinin azalmasi.

REGURJITASYON: Yenilen yiyecek ve içeceklerin, kusma olmaksizin agiza geri gelmesi.

REHABILITASYON: Fiziki hareket kusurlarini düzeltme, yeniden kazandirma.

RELAKSIN: Gebelik esnasinda meydana gelen ve dogum islevinde gevsetici rol oynayan hormon.

REMISYON: Hastalik belirtilerinin sönmesi.

RENAL: Böbrekle ilgili.

RENAL ARTER: Böbrek arteri.

REPRODUKTIF : Çogalabilen.

RESPIRASYON: Solunum, nefes almak.

RESPIRATUVAR SISTEM: Solunum sistemi.

RETANSIYON: Birikme, toplanip kalma. ( Örn. Idrar retansiyonu;idrar tutulmasi, idrar yapamama.)

RETIKÜLER: Ag gibi, ag biçiminde.

RETINA: Gözün en iç tabakasi, ag tabaka.

RETINIT: Retina iltihabi.

RETROBULBER: Göz küresinin arka kismi.

RETROBULBER NÖRIT: Görme sinirinin, gözün arka kismindaki bölümünün ani görme kaybi ile karekterize iltihabi durumu.

RETROGRESSIV: Gerileyen.

RETROPERITONEAL: Periton zarinin arkasinda.

RETROVERSI: Bir organin normal konumda degil arkaya dogru egik durumda olmasi.

REVASKÜLARIZASYON: Yeniden damarlanma.

REZEKSIYON: Bir organ veya vücut kisminin bir bölümünün veya tamaminin çikartilmasi.

REZIDÜ: Artik, bakiye.

REZIDÜEL: Kalan, artan. ( Örn. Rezidüel Idrar; Idrar yapildiktan sonra çikartilamiyarak geride kalan idrar.)

REZISTAN: Mukavim, dirençli.

REZISTANS: Direnç, mukavemet.

REZORBSIYON: Emilme.

LaDY
13.01.2008, 16:15
SAFRA: Karaciger tarafindan salgilanan, yesilimsi kahverengi bir sividir.Safra, kismen yag sindirimine yarayan bir salgi, kismende eskimis alyuvarlarin tahrip olmalari sonucu olusmus bir atilma ürünüdür.

SAFRA KESESI: Karacigerden salgilanan safranin toplandigi, karacigerin alt kisminda bulunan torba seklinde bir organ-dir.Kesenin görevi, safrayi depolayip, yogunlastirmak, ve gerekli araliklarla oniki parmak barsagina safra salgilamaktir.

SAK: Kese, torba.

SAKKÜLER: Keseye benzer, torba gibi.

SAKRUM: Kuyruk sokumu.

SAKRALIZASYON: Besinci bel omuru ile kuyruk sokumu kemiginin birlesik olmasina verilen isim.Yapisal bir farkliliktir.

SAKROILIAK EKLEM: Sakrumla kalça kemiginin, sagda ve solda yapmis oldugu eklem.

SADIZM: Baskalarina aci vermekten cinsel haz duyma.

SADIST: Baskasina iskence etmekten zevk alan kisi.

SAGITTAL: Vücudu sol, sag seklinde ortadan ayiran düzlem.

SALISILIK ASIT: Ates düsürücü etkisi olan ve aspirin yapiminda kullanilan bir madde.

SALMONELLA: Bir bakteri türü.

SALPINKS: Tuba uterina, rahimle yumurtaliklar arasindaki geçisi saglayan, sagli sollu iki tarafta bulunan tüpler.Tüplerin tikali olmasi kisirliga neden olur.

SALPENJIT: Tuba uterinalarin iltihabi.

SEDASYON: Hastanin sakinlestirilmesi.

SIMPLEKS: Tek maddeden olusmus, basit, sade.

SINÜZIT: Sinüs adi verilen yüzdeki kemik bosluklarin iç yüzünü kaplayan mukoza iltihabina ve boslukta cerahat toplanmasina sinüzit adi verilir.

SIROZ: Bir organda sertlesme ve nedbelesme ile karakterize fibröz doku olusumuna verilen isimdir. Ancak bu terim hemen her zaman karacigerin görevini yapamamasiyla ilgili, kronik karaciger iltihabi için kullanilir.

SITOLOJI: Hücre bilimi.

SKOLYOZ (SKOLIOSIS): Omurganin sag veya sola dogru egrilikleri ile karakterize sekil bozuklugu.

STERNUM: Iman kemigi.

SUBKARINAL: Karinanin altinda. (Karina: Trakea'nin ikiye ayrildigi yere verilen isim)

SUBPLEVRAL: Akciger zarinin altinda.

SÜT BEZESI: Meme dokusu içerisindeki süt üreten bezler.

LaDY
13.01.2008, 16:17
TABES DORSALIS: Sfilizin ilerlemis döneminde sinir sistemi tutulumuna bagli olarak dengesizlik, yürüme güçlügü görme bozukluklari ile seyreden tabloya verilen isimdir.

TALAMUS: Orta beyindeki bir cekirdek grubuna verilen addir.

TALASEMI: Kalitsal bir kan hastaligidir.akdeniz kiyilarinda yasayanlarda daha sık görülür.

TAKIPNE: Çok hizli solunum.

TARTAR: Dis tasi.

TELENJIEKTAZI: Deride veya mukozalarda kirmizi lekeler seklinde görülen kilcal, arteriol ve venüllerin genislemesinden olusan lezyonlar.

TELEKARDIOFON: Kalp seslerini hastadan uzakta dinleten alet.

TELEPATI: Bes duyu ise karismaksizin düsüncelerin, bu duyularin üstünde bir yolla aktarilmasi.

TEMPORAL BÖLGE: Sakak bölgesi.

TENDINIT: Tendon iltihabi.

TENDON: Kaslarin kemiklere yapismasini saglayan yapilar.

TENESMUS: Rektum veya mesanenin iltihapli durumlarinda görülen, agrili iseme veya defekasyon duygusu.

TENYA: Barsak paraziti, serit, yassi solucan.

TESTOSTERON: Erkek seks hormonuna verilen addir.

TREMOR: Irade disi titremelere verilen addir. Örnegin, Hipertiroidi (Tiroid bezinin fazla çalismasi) adi verilen rahatsizlikta ellerde görülen ince amplitüdlü titremelere tremor adi verildigi gibi, Parkinson da görülen kaba ve büyük amplitüdlü titremelere de tremor denir.

TROMBOZ: Kan damarlarinin pihti veya ateron (kolesterol) plaklari olusarak tikanmasidir.

LaDY
13.01.2008, 16:17
ULNA: Önkolun iki kemiginden içte (serçe parmagi tarafinda)bulunanidir.

ULTRASOUND: Insan kulaginin duyamiyacagi kadar yüksek frekansli ses dalgalari.Ultra-ses.

ULTRASONOGRAFI: Ultra-ses kullanilarak elde edilen görüntüler.Bir çok hastaligin ön teshisinde kullanilan, ancak daha çok karin organlari gibi ses dalgalarinin kolayca geçebilecegi konumdaki organlarin tetkikinde etkili bir inceleme yöntemidir.Sua söz konusu degildir.

ULTRAVIOLE: Dalga boyu 2000-4000 arasi olan mor ötesi isinlar.

UTERUS: Rahim, döl yatagi.

UTERUS BICORNIS: Uterusun iki boynuzlu olmasi anlaminda bir terimdir.Uterusun üst kisminin çökük olmasi nedeniyle her iki uç kisimlarinin beligin hal almasi sonucu ortaya çikan görünümdür.

UVULA: Küçük dil.

LaDY
13.01.2008, 16:18
ÜLSER: Genis anlamiyla deri ya da mukoza alti dokulari meydanda birakan kronik yaralardir.

ÜLSERATIF KOLIT: Kalin barsakla rektumun, kronik iltihabi ve ülserasyonudur.

ÜREMI: Kandaki üre oraninin normalin üzerinde olmasi halidir.

ÜRETER: Böbreklerle idrar torbasini birlestiren, idrarin torbaya ulasimini saglayan tüptür.Her iki tarafta birbirinden baglantisiz olarak bulunur.

ÜRETRA: Idrarin disariya atilmasini saglayan ve idrar torbasindan sonraki idrar yoluna verilen isim.

ÜRETRIT: Üretranin iltihabidir.

ÜROLOJI: Kadin ve erkeklerdeki idrar yollari ve üreme sistemleri ile ilgili hastaliklari inceleyen bilim dalidir.Bevliye.

ÜRTIKER: Hassasiyet sonucu ortaya çikan deri döküntüleri ve kasinti ile belirgin bir durumdur.

ÜRIN: Idrar.

ÜROGENITAL: Genital ve idrar yollari sistemi ile ilgili.

ÜROGRAFI: Damardan kontrast madde verilerek böbrekler,idrar torbasi ve idrar yollarinin belirli zaman araliklari ile filmlerinin çekilmesidir.Üriner sistem hakkinda teshis amaçli yapilan islemdir.

LaDY
13.01.2008, 16:18
VAGOTOMI: Vagus sinirinin etkisini ortadan kaldirmak amaciyla dallarindan birisinin kesilmesidir.

VAGUS: Nervus Vagus onuncu kafa siniridir, kafatasindan çiktiktan sonra mide , barsak sisteminin bir kismina, kalp ve akcigerlere dallar verir.Bu sistemlerin fonksiyonlarinda önemli rol oynayan bir sinirdir.

VAJEN: Kadin cinsel organi.

VAJINIT: Vajina iltihabi.

VAKSIN: Asi

VARIS: Kirli kan tasiyan damarlarin, fonksiyonel bozukluklari sonucu ya da kan akiminin önündeki bir engel nedeniyle genisliyerek kivrimli bir hal almasidir.Yüzeyel oldugu gibi derin venlerde de varis gelisebilir.

VARIKOSEL: Erkeklerde spermatik kordon venlerinin genislemesi sonucu torbalar içersinde varis olusumu.

VASKÜLIT: Damar iltihabi.

VAZODILATASYON: Damar genislemesi.

VAZODILATATÖR: Damar genisletici etkiye sahip ilaç, madde.

VAZOKONSTRÜKSIYON: Damarlari büzülmesi, kasilmasi.

VAZOKONSTRÜKTÖR: Damarlari büzen etkiye sahip ilaç, madde.

VAZOSPAZM: Damar kasilmasi, büzülmesi.

VEJETERYAN: Bitkisel gidalarla beslenen, etyemez.

VEN: Kirli kani kalbe tasiyan damarlar.

VERTIGO: Genel anlamda bas dönmesi, hareket duygusu demektir. Ancak tansiyon düsmesi ile ilgili bas dönmeleri bu kapsamda degildir. Vertigodan kastedilen labirentit, iç kulak iltihabi, Meniere hastaligi gibi durumlarda olan bas dönmesi hissi Vertigo diye adlandirilir.

VITILIGO: Bir cilt hastaligi olup, vücudun çesitli bölgelerinde, yer yer renk (pigment) kaybi ile karakterize, normal bölgelerden keskin sinirlarla ayrilan beyaz lekeler.

LaDY
13.01.2008, 16:19
YABANCI CİSİMLER: Vücudun belirli bir yerinde, normalde bulunmayan her hangi bir madde yabancı cisimdir. Bunlara özellikle çocuklarda, barsaklar, kulak ve burunda rastlanır. Yutulan yabancı cisimler, yemek borusunda takılabilir, ya da tehlikeli olabilir.Bu nedenle bazen ameliyatla çıkartılmaları gerekebilir.

YAĞ EMBOLİSİ: Büyük kemik kırıklarında görülebilen bir komplikasyondur. Kemik iliğindeki yağın bir kısmı açığa çıkar ve yağ damlaları kan dolaşımına karışıp damar tıkanmasına neden olur.

YAĞLI DEJENERASYON: En çok kalp, karaciğer ve böbreklerde görülür. Bu organlarda, hücreler normal çalışma yeteneklerini kaybederler ve içlerinde yağ tanecikleri birikir.

YALANCI GEBELİK: Tüm gebelik belirtilerinin olmasına rağmen, uterus boştur. Bu duruma yalancı gebelik denir. Daha çok psikolojik menşelidir.

LaDY
13.01.2008, 16:20
ZAR: Anatomide makroskopik ya da mikroskopik boyutlu, az ya da çok farklılaşmış ya da karmaşık yapıda, geniş ve yassı katman biçimli oluşumların genel adıdır.

ZATÜRREE (PNÖMONİ): Akciğer dokusunun iltihabı. Çeşitli etkenlere bağlı olarak gelişmekle birlikte, genellikle birincil ya da ikincil mikrobik etkenlerin yol açtığı akut ya da subakut hastalık tablolarını belirten bir terimdir.

ZAYIFLIK: Kişinin vücut ağırlığının yaşına, cinsiyetine ve boyuna göre hesaplanmış normal değerlerden daha düşük olması.

ZEHİR: Hücrelere ve yaşayan dokulara kimyasal ya da biyokimyasal nitelikte zararlar veren her türlü madde. Zehrin en tipik özelliği bu zararlı etkisini en küçükdozlarda bile göstermesidir.

ZEHİRLENME: Bir zehrin vücutta emilmesiyle ortaya çıkan belirtileri anlatan genel terim. Görece küçük miktarlarda kimyasal ya da biyokimyasal etki gösteren zehir, süresi ve ağırlığı değişebilen bir hastalıkhaline ya da ölüme yol açar.

ZEKA: Yeni sorunları karşılayarak uygun çözümler bulmak amacıyla, zihnin tüm ögelerini amaca uygun kullanabilme yeteneği ya da gücü.

ZEKA GERİLİĞİ: Zihinsel gelişmenin yavaşlığı. Doğuştan gelen ya da bebeklik çağında ortaya çıkan zihinsel yetersizliğe bağlı olarak ruhsal gelişimi duraklayan kişilerde görülür.

ZEKA YAŞI: Psikolojide, zeka testleriyle saptanan ve takvim yaşından farklı olarak belirli bir yaş grubuna özgü becerilerle zihinsel yetkinliği ifade eden ölçü.

ZİGOMA: Gözlerin alt ve yan kısımlarında, elmacık kemiklerine karşılık düşen yüz bölgesi.

ZİGOT: Döllenme sırasında spermatozoitin yumurtayla birleşmesi sonucu oluşan hücre.

ZONA: Etkeni su çiçeğine de yol açan virüs hastalığı. Herpesvirüs.

ZOOFİLİ: Hayvanlara karşı aşırı düşkünlükle belirlenen hafif bir duygulanım bozukluğu. Genellikle aşırı duygusal, destek konusunda saplantılı ve normal yoldan bu desteği sağlayamamış kişilerde (bekarlar, çocuksuz çiftler vb.) görülür.

PoyrazıM_24
13.01.2008, 16:28
ablacım paylaşımın çok güzel olmuş ..yanlız tedavi yöntemlerinide istiyoruz:D

LaDY
13.01.2008, 16:35
Sametçim, onları da ekleriz yavaş yavaş :)

cangüdaz
13.01.2008, 17:00
canlar aranızda analjezik'i olan var mı? brakiyaljim var da:) lady cana sonsuz teşekkürler.

LaDY
13.01.2008, 17:36
canlar aranızda analjezik'i olan var mı? brakiyaljim var da:) lady cana sonsuz teşekkürler.

Xefo (500mg) öneririm ablam :)

cangüdaz
14.01.2008, 20:37
Xefo (500mg) öneririm ablam :)

sağol can.2 haftadır ağrıyordu tavsiyene uyacağım sevgiyle kal...

ecolis
15.01.2008, 01:20
bilgilendirdiyin icin tesekkurler leylacim.bu sozcuklerin icinden tek bildiyim tansu cillerin biturlu soyleyemediyi halusulasyon:biggrin:

cangüdaz
16.01.2008, 16:01
bilgilendirdiyin icin tesekkurler leylacim.bu sozcuklerin icinden tek bildiyim tansu cillerin biturlu soyleyemediyi halusulasyon:biggrin:

sanırım sen de söyleyememişsin ve de yazamamışsın.doğrusu hallüsinasyon olacak:biggrin:
amma da zor şu tıpçıların dili.yeni bir dil gibi:)

shahrud
16.01.2008, 16:54
Xefo (500mg) öneririm ablam :)

Arkadasim doktor musunuz acaba?

LaDY
16.01.2008, 17:21
Arkadasim doktor musunuz acaba?

Biyolouğum ve Tıp Uzmanlık Sınavına gireceğim bu yıl... Doktor adayıyım yani... Onun ötesinde geçirmediğim ya da ilgilenmediğim hastalık ağrı kalmadı gibi...
Niye sordunun merak ettim?

shahrud
16.01.2008, 17:50
Biyolouğum ve Tıp Uzmanlık Sınavına gireceğim bu yıl... Doktor adayıyım yani... Onun ötesinde geçirmediğim ya da ilgilenmediğim hastalık ağrı kalmadı gibi...
Niye sordunun merak ettim?

Doktor olmadan bu tur ilac onermelerinin yanlis bir hareket oldugunu dusunuyorum.
Biyolog olup nasil doktor adayi olabilirsiniz?
Neyse, size en icten basari dileklerimle.