aytek
03.02.2008, 02:43
"Şahımın kuluyum, Hay'dan geldim, Hu'yu özlerim. Şah'tan geldim, Şah'a giderim...
Benim Şah'ım Şahlar Şahıdır. Yerde ve gökte ne varsa O'ndan parçadır. O bizim öncemiz ve son halimizdir. Her şey O'ndan varolmuştur. O'na dönecektir! Benim Şah'ım alemlerin evveli ve ahiridir!
Bizim canımız o Şah'tan kopmuştur, O'na dönecektir. Canımız o ulu ruhtan gelme olduğundan ilahidir. Tenimiz ölür ama bizim canımızda ölüm yoktur. Ölüm bize göre değildir. Şahımıza, geldiğimiz ışığa dönene kadar bedenden bedene gezer, bin bir donda baş gösteririz.
Yaratandan geldik ama O'ndan başka değiliz. Yaratılmış hiçbir nesne yaratandan ayrı değildir. Yaratan ve yaratılanı birbirinden ayrı görmek bu yüce hikmete karşı gelmektir.
Varlığın birliğinin ve ahenginin yüzü suyu hürmetinedir ki alemler bir kararda durmakta ve yürümektedirler. Varlıkta birlik olmazsa bütün kararlar bozulur, cümle nizamlar dağılırlar...
Hü gerçeğin demine..."
Bu anlatım, günümüzde bir Alevi dedesinde ses bulmuş sözlerdir! Ama aynı sözlere, Anadolu'da, İslamiyetten önce, bir pirin nefesiyle can verdiğini biliyor muyuz!? Belki de bu yüzden alevi mürşitleri "sözün canı vardır" derler. Onlara göre söz kutlu ağızlardan doğar, tatlı dillerden dökülür. Söz sesin içinde yaşar. Ses değişir, biçimden biçime girer, söz baki kalır, zamana direnir. Çünkü söz gerçektir! Hüü gerçeğin demine...
Anadolu coğrafyasında, İslamiyetten önce, yani Anadolu, Bizans toprağı iken, yaşayan ve hayatlarını Bizans'a bağlı yaşamak zorunda kalan, ancak Hristıyan olmayan insanlar yaşardı... Bu insanlar Hristiyan olmamalarına rağmen, toplum içinde ve din konusunda baskıcı Bizans devletine karşı, canlarını ve mallarını korumak adına,kendilerini Hristiyan gibi gösterir, öyle yaşardı...
Ancak bu insanların, bugünkü alevi inanışında olduğu gibi, ocakları, pirleri, mürşitleri, rehberleri ve talip sistemleri vardı... Onlar birden, nurdan geldiklerine, tekrar O'na döneceklerine inanırlardı... Aynı alevi inancında olduğu gibi...
Daha sonraları, İslamın Anadolu coğrafyasında egemen olmasıyla, bu insanlar bu seferde Müslüman gibi yaşamaya başladılar... Ancak bir farkla... İslamiyeti, Ali, Hasan, Hüseyin tarafından yakalayıp, Ehlibeyt'in çektiği acıların yüzü suyu hürmetine, Ehlibeyt'e inanarak ama kendi yaşamlarından vazgeçmeyerek kabul ettiler...
Şimdi, Anadolu coğrafyasında yaşayan, kökü neredeyse, Orta Asya yaşayışına, inanışına kadar uzanan ve kendi inanç sistemlerinden vazgeçmeden ama tohumları bu coğrafyada atılan,Ali'nin al kanı için, Hüseyin'in kerbela acısı için, 12 İmam yüzü suyu hürmeti için Onlara inanan ama aslında Kuran'la, namazla, İslamiyetle bir ilgisi olmayan Aleviler mi? Bu tanım Kızılbaş'tır. Bu tanım Tahtıcı'dır. Bu tanım Alevilik'tir. İslamiyetten öncede vardı, bundan sonra da olacak!
Yoksa Hz. Muhammed'le yeryüzüne inen İslam dininden sonra, Müslüman olup, kökü arabistan'a uzanan, şeriat devleti içinde Ali yandaşı olan aleviler mi? Bu tanım İslamiyet içinde bir mezhep olan Caferiliktir! İslamiyetten önce yoktu, bunda sonra olacak!
Konu hakkında ve Pir Sultan hakkında, Erdoğan Çınar'ın yazdığı, Kalkedon yayınlarından, KAYIP BİR ALEVİ EFSANESİ, kitabını okumanızı öneririm...
Saygılar
Benim Şah'ım Şahlar Şahıdır. Yerde ve gökte ne varsa O'ndan parçadır. O bizim öncemiz ve son halimizdir. Her şey O'ndan varolmuştur. O'na dönecektir! Benim Şah'ım alemlerin evveli ve ahiridir!
Bizim canımız o Şah'tan kopmuştur, O'na dönecektir. Canımız o ulu ruhtan gelme olduğundan ilahidir. Tenimiz ölür ama bizim canımızda ölüm yoktur. Ölüm bize göre değildir. Şahımıza, geldiğimiz ışığa dönene kadar bedenden bedene gezer, bin bir donda baş gösteririz.
Yaratandan geldik ama O'ndan başka değiliz. Yaratılmış hiçbir nesne yaratandan ayrı değildir. Yaratan ve yaratılanı birbirinden ayrı görmek bu yüce hikmete karşı gelmektir.
Varlığın birliğinin ve ahenginin yüzü suyu hürmetinedir ki alemler bir kararda durmakta ve yürümektedirler. Varlıkta birlik olmazsa bütün kararlar bozulur, cümle nizamlar dağılırlar...
Hü gerçeğin demine..."
Bu anlatım, günümüzde bir Alevi dedesinde ses bulmuş sözlerdir! Ama aynı sözlere, Anadolu'da, İslamiyetten önce, bir pirin nefesiyle can verdiğini biliyor muyuz!? Belki de bu yüzden alevi mürşitleri "sözün canı vardır" derler. Onlara göre söz kutlu ağızlardan doğar, tatlı dillerden dökülür. Söz sesin içinde yaşar. Ses değişir, biçimden biçime girer, söz baki kalır, zamana direnir. Çünkü söz gerçektir! Hüü gerçeğin demine...
Anadolu coğrafyasında, İslamiyetten önce, yani Anadolu, Bizans toprağı iken, yaşayan ve hayatlarını Bizans'a bağlı yaşamak zorunda kalan, ancak Hristıyan olmayan insanlar yaşardı... Bu insanlar Hristiyan olmamalarına rağmen, toplum içinde ve din konusunda baskıcı Bizans devletine karşı, canlarını ve mallarını korumak adına,kendilerini Hristiyan gibi gösterir, öyle yaşardı...
Ancak bu insanların, bugünkü alevi inanışında olduğu gibi, ocakları, pirleri, mürşitleri, rehberleri ve talip sistemleri vardı... Onlar birden, nurdan geldiklerine, tekrar O'na döneceklerine inanırlardı... Aynı alevi inancında olduğu gibi...
Daha sonraları, İslamın Anadolu coğrafyasında egemen olmasıyla, bu insanlar bu seferde Müslüman gibi yaşamaya başladılar... Ancak bir farkla... İslamiyeti, Ali, Hasan, Hüseyin tarafından yakalayıp, Ehlibeyt'in çektiği acıların yüzü suyu hürmetine, Ehlibeyt'e inanarak ama kendi yaşamlarından vazgeçmeyerek kabul ettiler...
Şimdi, Anadolu coğrafyasında yaşayan, kökü neredeyse, Orta Asya yaşayışına, inanışına kadar uzanan ve kendi inanç sistemlerinden vazgeçmeden ama tohumları bu coğrafyada atılan,Ali'nin al kanı için, Hüseyin'in kerbela acısı için, 12 İmam yüzü suyu hürmeti için Onlara inanan ama aslında Kuran'la, namazla, İslamiyetle bir ilgisi olmayan Aleviler mi? Bu tanım Kızılbaş'tır. Bu tanım Tahtıcı'dır. Bu tanım Alevilik'tir. İslamiyetten öncede vardı, bundan sonra da olacak!
Yoksa Hz. Muhammed'le yeryüzüne inen İslam dininden sonra, Müslüman olup, kökü arabistan'a uzanan, şeriat devleti içinde Ali yandaşı olan aleviler mi? Bu tanım İslamiyet içinde bir mezhep olan Caferiliktir! İslamiyetten önce yoktu, bunda sonra olacak!
Konu hakkında ve Pir Sultan hakkında, Erdoğan Çınar'ın yazdığı, Kalkedon yayınlarından, KAYIP BİR ALEVİ EFSANESİ, kitabını okumanızı öneririm...
Saygılar