Orijinalini görmek için tıklayınız : 'Celal Abbas Ocağı' Pir-i Ocağan
Dede-baba 10.02.2008, 15:42 Hz. Celal Abbas...Hz. Ali’nin.. bir Türkmen kızı Olan ve Ümmül Benin olarak bilinen Hüzam kızı Fatma'dan olan oğludur..
Celal abbas.... 15 mayıs 647 salı günü Medine'de doğmuş...10 Ekim 680 de Kerbela'da abisi İmam HÜSEYİN ile beraber şehit olmuştur. Türbesi bugün Irak'ın Kerbela şehrinde kendi adı ile anılan mekanındadır.
Bütün dünyada ki Şii ve Alevi-Bektaşilerin... en önemli... 3. büyük Türbesidir.
Celal Abbas Ocağı Dedeleri Tunceli Ovacık’ta bulunurlar. Ancak Erzincan ( Ocak dedeleri'nin bir kısmı Erzincan /Çağlayan Beldesi'nde da bulunur...) Ayrıca Elazığ yörelerinde de bu soydan Ocakzadelere raslamak olanaklıdır.
Celal abbas Ocağı... Anadolu'daki en eski ocaklardan biridir....
Ocak mensupları kendilerini... Hz. Alinin Ümmül-Benin olarak bilinen Hüzam kızı Fatma'dan olan oğlu Ebu'l Fazl Abbas soyundan gelenler olarak kabul ederler.
Celal-abbas Ocağı Pir ocağı sınıfından olup...Ocakların "Tarıklı" (erkanlı) ve Pençeli olarak sınıflanması içerisinde Celal-abbas ocağı... Tarklı ocaklar sınıfına girer...
Celal-abbas Ocağı... Yolunu ve erkanını aktif olarak yürüten ender ocaklardan biridir...Ocak mensupları daha çok Erzincan ve Dersim ovacık merkezli olsa da buralar dışında... Elazığ (El-Aziz), Çorum, Çankırı, Konya ereğli, Eskişehir, Kars ve Erzurum'da bulunurlar...
Bugün kentleşme ile beraber.. Alevi kesimin yaşamış olduğu sıkıntıları celal abbas ocağı talibleri ve dedeleri de görmüştür.
bursa,istanbul ve izmir yoğunluklu yaşayan talibler.... Çorum ve Erzincan'daki dedeleri vasıtası ile yollarını sürdürmektedirler.
Hak-Muhammed- Ali Aşkı
Sen bir serapsın hiç ulaşılamayan
Görülen ama yaklaşılamayan
Ab-ı kevsersin içildikçe kanılmayan
Sen hiç var olmadın ki ezelden var olan
Yazan: Dede-baba
Saygılarımla..
Dede-baba 10.02.2008, 18:12 ***Kerbela şehitlerinden Olan..Celal Abbas'ın soyu.. Hz. Zeynep ve Zeynelabidin ile birlikte Şama sürülen.. Ubeydullah üzerinden yürümüştür..
1-İmam-ı Ali-el Mürteza
2-Celal Abbas ( 5 evladı olmuştur..)
1-fazl bin Celal Abbas.........soyu sonradan kesilmiş...
2-kasım bin Celal Abbas........
3-Hasan bin Celal Abbas.......
4-Ubeydullah bin Celal Abbas.......soyunu devam etiren evladı.
5-Muhammed bin Celal Abbas......Kerbelada şehit..
Ubeydullah bin Celal Abbas'ın...Hasan isimli oğlu ve 2 kızı olduğu biliniyor...
Hasan bin Ubeydullah'ın ise :6 oğlu olmuştur.
1-Cafer bin Hasan
2-Abbas bin Hasan
3-Ubeydullah bin Hasan
4-İbrahim bin Hasan
5-fazl bin Hasan
6-Hamza bin hasan
Abbas'tan,
Hamza'dan
Fazl dan
İbrahim'den... Nurlu soyun günümüze kadar geldiği biliniyor..
Erzincan....(Kalececik köyü.. sonradan çağlayan köyü'den olanlar Abbas soyundan gelirler...)
Ocağın Yakın zaman Erzincan Kanadı...
*** II. Abdülhamid döneminde... Alevi dedeleri hakkında çıkarılan idam fermanları nedeniyle Ocak ileri gelenlerinden bir kısmı..Önce Erzincan'nın kalecik Köyüne.. daha sonra ise çağlayan köyüne yerleşmişlerdir...
** Kalecik köyünde.. Seyid Hüseyin (Sed Hüseyin)
** Seyid Mü'min Dede
** Seyid Halil ve İbrahim Dede'ler.
** Ocak Cumhuriyet ilanıyla daha sonra Horoz/ Horuz soyadını aldı...
**Ocağın 1920- ile 1950 arası dede-baba- postunda oturan seyidler... Seyid Zeynel abidin dede- (Seyid zeynal dede)..Seyid Mehmet Dede... Seyid Hüseyin Dede'dir..
***Seyid Hasan (Horoz) dede..Seyid Veli dede (Horoz)...Seyid Cemal dede (Horoz) 1970'lere kadar yaşayan ve Ayin-i Cem yürüten dede'lerdir..
** 1900'lü yıllarda Halil ve İbrahim dede'ler Manisa'nın soma ilçesine bağlı Kozağaç beldesine göç eyledi.. Adlarına Türbe vardır.. ve Ziyaretgahdır..
** Ocağın bir Koluda Çorum'a göçmüştür... Buradakiler ise "Erzincan" soyadını almışlardır..
Saygılarımla..
Dede-baba 10.02.2008, 18:25 Hz. Celal Abbas ın şehit oluşu....
Hz Celal Abbas Islam dininin bayraktarı olan Cafer Tayyar´dan sonra o kutsal görevi kendisi almıştı.Babası Imam Ali zamanında meydana gelen savaşlarda bayraktarlık yapıyor ve kahramanca savaşıyordu.
Düşman askerleri genç Kasım´ın Şehit düştügünden sonra kahkaha atarak sizinde sonunuz işte böyle olacak diyerek Ehli-Beyit yarenlerine dil uzatıyorlardı.Celal Abbas kardeşi Imam Hüseyin´den izin almak istedi.Artık dayanamıyorum gidip onlar ile savaşacagım bizler her zaman haklının ve mazlumun yanında olduk babam kardeşim Imam Hasan,babam Imam Ali,dedem Hz Peygamber bize bu yolu ögretdi.inançımiz için canımızı veririz,çünkü bu yolun sonu yücelikdir.
Imam Hüseyin kardeşi ,Celal Abbas´in o zalim acımasız düşman elinde öldürülmesini istemiyordu.Kalbi onun gitmesini hiç istemiyordu.Celal Abbas bir kez daha izin istedi.Imam Hüseyin ey Abbas canım sana feda olsun gitme dedi.Sevgili canlar tüm Ehli-Beyit kervanındakiler canımız sana feda olsun ya Imam Hüseyin derken neden Imam Hüseyin ise canım sana feda olsun ya Abbas diyordu.Belkide onu sadece imam Hüseyin kendisi biliyordu.Celal Abbas babasından almış oldugu bilgi cesaret ve yigitligi ile o zamanların en büyük kahramanlarından biri idi.Celal Abbas Ya Hüseyin benim bilgim cesaretim sizden babam Imam Ali´den Kardeşim Imam Hasan ve senden aldığım bilgilerdir.Benim sonumun nasıl olacağını biliyorum.
Abbas, aldığı ilimlerin kaynağını böyle dile getiriyordu. Kerbela hadisesini, o gün neler olacağını daha önceden duymuş; babasından işitmiş, ceddi Resul-u Ekrem’in dilinden bu olayı nakledenleri de dinlemişti. Anlatılanları bir bir yaşadıkça inancı daha da artıyor, yakını daha da kuvvetleniyordu...
Hele annesi Ümmül Benin’in anlattıkları hâla aklından çıkmış değildi:
-Yavrum! Henüz sen daha küçük bir çocukken bir gün baban seni kucağına almış; ellerini, kollarını öpmüş; sonra da ağlamıştı. Onu bu halde görünce yüreğim yandı, ciğerim parçalandı. Zira, ömrüm boyunca güzel ve şirin bir yavruyu kucağına alıp da ağlayan bir baba ne görmüş, ne de duymuştum. Kendi kendime; “Bunun bir sebebi olmalı” dedim. Bu yüzden babana dönerek niçin ağladığını sordum. Baban bir yandan ağlıyor, bir yandan da cevap veriyordu: “Bu yavrumun kolları Hüseyin’ime edeceği yarenlik uğrunda kesilecek!” Kollarının kesileceği haberini alır almaz dayanamayıp feryat ettim. Benimle birlikte ev halkı da ağladı, sızladı.
Baban bizi bu halde görünce ikinci ama, güzel bir haberle bize teselli verdi: “Bilesiniz ki gözümüzün nuru Abbas, Hak Teala katında yüksek derecelere sahip olacak. Hak Teala, daha önce kardeşim Cafer’e (Cafer-i Tayyar) nasıl iki kanat hediye ettiyse, ona da iki elinin karşılığı olarak iki kanat bağışlayacak ve Abbas da bu kanatlarla, cennette meleklerle birlikte uçacak!”
Peygamber Efendimiz Hakka yürüdükten sonra Ehli-Beyit´in başına öyle belalar geldiki bunları yazmaya okyanuslar mürekkep agaclar ise kalem olsa yetmez imkansız birşeydir.Emevi Islamı kendi saltanatına almış istedigi gibi kullanıyor ve buna karşı çıkanları ise öldürüyordu.On Iki Imamların hiç bir normal bir şekilde hakka yürümedi hepsi lanet Emevi,Abbası devletleri tarafından Öldürüldü.
Hz Celal Abbas Küfe halkının ne kadar dönek oldugunu babası zamanında yaşamıştı.Bunu Imam Hasan´a yapılanlarda eklenince bunu tam olarak anlamıştı.Ehli-Beyit kervani Küfe´ye gelmek için yola çıkdıktan sonra kendilerine haber gelmiştiki.Küfe halkı Yezit´e biat etmiş diye,o zaman hemen her şeyi daha fazla anlamıştı.Küfe´iler yaşamları için herşeyi yapabilen sahte insanlardı nasıl birden ve nasıl çabuk degişebiliyorlardı.
Ömer bin Sa´´d Celal Abbas´ın ne kadar büyük bir kahraman olduğunu çok iyi biliyordu.Bazı kaynaklarda şöyle yazar Rivayet edilirki Ehli-Beyit kervanı yola çıktıgında Celal Abbası Imam Hüseyin´den nasıl ayıracaklarına dair plan kuran Ömer bin Sa´d çözüm bulamıyordu.Celal Abbasın dayısı olan Abdullah bin Hizam Küfe halkının isteği var diye Ubeydullah´dan Celal Abbas´a dokunulmazlık istemiş,Ubeydullah ise bunu kabul ederek.Kerbela´da buluna Ibni bin Sa´d ve Ömer bin Sa´da mektup göndererek bu olayı yazar.Ibni Sa´´din askerleri bu olayı Celal Abbas´a anlatırlar.Yezit´e biat etmesi beklenilir. Abbas, Şimr melununun bu sözlerine daha fazla dayanamayıp sert bir dille çıkıştı:
-Allah sana da, mektubunuza da lânet etsin! Bizden, lânete uğrayan lânetlenmiş insanların çocuğuna itaat etmeyi mi bekliyorsun?! Git efendilerine söyle: Biz Ehli-Beyitiz ve sonsuza kadar da öyle kalacağız!
Muarrem ayının yedinci günü olmuştu.Yezit´in ordusu komutanlarının emirleri ile Fırat nehrinin etrafını kuş bile uçmayacak bir hale getirmişlerdi.Ehli-Beyit´e bir damla su vermiyorlardı.Hasta halde olan zeynelabidin küçük kardeşi daha altı aylık olan Ali asker´e su lazımdı.ama lanet Yezitin ordusu vermiyordu. İşte o gün Hüseyin (a.s), birkaç kişiyi de yanına vererek Fırat'a gitmesi ve kamplarındaki su ihtiyaçlarını giderecek derecede su getirmesi için Abbas'ı görevlendirmişti.
Abbas yanında buluna dostlari ile birlikde boş su tutumlarını alarak hızlı bir şekilde Fırat´a dogru gidiyordu.O gece Askerlerin komutanı Amr.bin Haccac´dir.Bir kaç atlının hızlı birşekilde Fıratın yanına kadar geldikleri görür,ve hemen askerlerini buraya yoğunlaştırır.Amr yüksek bir ses ile siz kimsiniz diyince Abbas´ın öncü olarak gönderdigi dostu olan Nafi bin Hellal bize vermediginiz ve yasak etdiginiz bu sudan içmeye geldik.
Komutan Amr gelin istediginiz kadar içebilirsiniz dedi.Nafi yemin olsunki Ehli-Beyit yarenleri bir damla su içmedikce biz bu sudan içmeyiz.Su Hüseyin ve ailesine yasaktır,onlar içemezler.Bu yasagı koyan kimdirki bir damla suyu vermiyor.Amr Yezit bin Muaviyedir. Sen ona biat et istedigin kadar su iç.
Nafi,bir zamanlar Peygamber efendimizi öldürmek isteyen Hz Hamza´yı şehit eden ve ciğerlerini ciğ ciğ yiyen Ebu Süfyan torunu.Imam Ali ve Imam Hasan´ı öldürten Muaviye oglu.babasına ve dedesine küfreden köpekler ile yatan eseklere namaz kıldırmaya çalışan sarayını harem haline getirip aklı ve fikri zina yapmak olan lanet Yezidemi biat edecegim.Lane olsun ona ve ceddine
devam edecek...
Dede-baba 10.02.2008, 18:26 Imam Hüseyin bin Ali Mürteza gibi pak,adil,dürüst,masum,cennet gençlerinin efendisi birine biat eder onun ugruna canımı seve seve veririm.Sizler ise ne cabuk dininizi ve imanınızı sattıverdiniz.Yazıklar olsun size.Tartışma fazla sürünce Gece ordu komutanı Haccac emir vererek derhal saldırıya geçmelerini söyledi.Iste o emirden sonra lanet düşman ordusu ile mücadele başladı.Celal Abbas arkadaşlarının su tutumlarını doldurabilmeleri için düşman ordusunun içine girerek kahramanca savaştı.Celal Abbas´ın içinde biriktirdigi öfke birden patlamıştı,düşmanların korkulu rüyası olmuştu.
Askerler bu kahraman ile savaşmanın ne kadar zor olduğunu anlamış ve kaçmaya başlamışlardı.Nafi ve arkadaşları çoktan su tulumlarını doldurmuşlardı.Komutan büyük bir asker ile bir daha Celal Abbas´ın yüzerine yürüdü.Almış oldukları su Ehli-Beyit yarenlerine getiremeden başarısız bir şekilde sonuçlandı.Celal Abbas çadıra dogru gitti.çocuklar ve bebeler susuzlukdan dayanamayacak bir hale gelmişlerdi.Imam Hüseyin sordu ne oldu diye Celal Abbas konuşmadı,Çocuklar ve bebeler hep bir agızdan Amca su Amca su getir bize
Bu çocukların ve bebelerin ağlaması Celal Abbas´ında ağlamasına sebeb olmuştu,çok öfkeli bir çekilde oraya tekrar gitti.Aklında çocukların amca su sözleri hiç çıkmıyordu.Büyük ve hızlı adımlar ile atına binerek Fırat nehrine ilerledi.Düşman her tarafı sarmış,Dünyanın her tarafı tatlı su olsa Hüseyin ve yarenlerine bir damla su yok,onlara su vermiyecegiz diye bagırıyorlardı.Celal Abbas düşmana nasıl olurda böyle sapık bir düşüncenin içinde olduklarını sordu.Hanı her seferinde bize mektuplar yazarak Imam Hüseyin´e biat ettik,Ne olur gelin bizi bu Yezit bin Muaviye zaliminden kurtarın diye bulunmuş oldugun vaatleri ne cabuk unuttunuz.Yezit gibi sapık bir insanı nasıl olurda
Peygemberimizin ciğerparesine tercih ediyorsunuz.Öldükten sonra dirileceginize inanıyormusunuz? Peygamber efendimizin karşısına çıkıpda hangi yüzle senin yarenlerini biz öldürdük diyeceksiniz.Yezit laneti sizi açıkca büyük bir ateşin içine atıyor.Dogruları görmek bu kadar zormu diyordu.Celal Abbas konuştukça düşman askerleri hep bir ağız ile bagırıyorlardi ki dedikleri anlaşılmasın diye.Celal Abbas kendisinin dinlenmedigini anlamıştı,ve aklında hiç çıkmayan çocukların amca su lafları onu daha güçlendiriyordu.
Düşman ordusunun içine girerek,onları saf dışı etti.Sonunda atı ile birlikte Fırat nehrine girmişti.Fırat nehri ki Dört büyük kitapda kutsal bir nehir olarak geçiyor Yüce Allah dünyayı yaratdıgı zaman ilk olarak Fırat nehrini yaratmıştı.Incil,Tevrat ve Kuran bu konuda hep aynı fikir.Celal Abbas nehrin içinde çocuklara ve yarenlerine su getirecegini umut ederek seviniyordu.Biran aklından bu sudan içmek geldi.Allahıma yemin ederimki çocuklar,kadınlar ve Imam Hüseyin bir damla su içmedikce bu su haramdır bana diyerek içmedi.
Elinde bulunan su tulumlarını doldurarak,Ehli-Beyit yarenlerinin bulundugu çadıra doğru ilerliyor bir tarafdanda kaharamanca savaşıyordu.Hızlı bir çekilde olay yerinden uzaklaşması gerekiyordu,ve şöyle diyordu sanmayın ki ben kaçıyorum.Ehli-Beyit yarenleri beni çağırıyor o masumlar bir damla su istiyor,sizinle ölümüne kadar savaşacagım.Düşman askerlerini gerisinde bırakan Celal Abbas hurma ağaçlarının arkasına girerek saklandı.Düşman askerleri ise onun gelecegini çok iyi bildikleri için ilerde bulunan ağaçların arasında pusu kurdular.
O masum Ehli-Beyit evladı Imam Ali´nın evladı,Imam Hüseyin sana canım feda olsun diyordu onun için büyük yüce insan ben buraya canımı vermeye geldim diyor kahramanca savaşıyordu.Bulundugu hurma ağaçlarının arasından çıkıp çadırlara doğru ilerlerken bir düşman askeri tarafından atının karnına bir kılıç darbesi vuruldu.At büyük bir acı çekerek yere yığıldı.
Atın yüzerindeki o büyük insan yere düştü.Çocukların su getir bize amca demeleri aklından çıkmıyordu.Onun için canı değil,Çocuklara su götürmek önemli idi.Celal Abbas su tulumlarını eline aldı.O lanet olası Nevfal bin Ezrak kılıçı ile Celal Abbas´ın sag kolunu vurdugu darbe ile vucüdundan ayırmıştı.Celal Abbas kolunun olmaması nedeni ile su tutumlarını sol koluna aldı ve söyle dedi
Yemin ederim ki her ne kadar sag kolum olmasa bile yine de sizinle dinim ve imanım için savaşcağım.Hüseyin yolu için canımı veririm ben onu kendime Imam olarak aldım,ve o benim önderimdir.
Celal Abbas Islamiyet için canını seve seve verdi.
Bir tarafdan savaşıyor bir tarafdan ise elinde buluna su tutumlarına sahip çıkıyordu.Kendisi ile teke tek savaşmaktan korkan Küfe ordusunun askerinden biri olan Hekim bin Tafil,uygun bir fırsat bulup kahpece arkasından yaklaşmış ve o masum insanın sol omzuna büyük bir kılıç darbesi vurmuştu.Celal Abbas iki kolu olmamasına hiç üzünmüyor acı çekmiyor ve çocuklara size su getirecegim dedigi sözü aklına getirken.Su tutumlarını aradı ve onları bulduktan sonra dizleri üzerine çökerek agzı ile su tutularını aldı ve hızlı adımlar ile koşmaya başladı.
Ömer bin Sa´d askerlerine emir veriyordu.Abbas canını korumak için degil yarenlerine su götürmek için mücadele ediyor,Hüseyinler bu sudan içerse bizim sonumuz gelir okçular,okçular su tulumlarını ve Abbası hedef alın dedi.Okçular okları ile o masum Celal Abbas ve yu tutumlarını ok yagmuruna tutturmuşlardı.Elinde bulunan bir su tulumu dışında diger tulumlar delinmiş ve içlerinde su kalmamıştı.Abbas diger tulumu başı ile korumaya çalıştı.Fakat lanet bir asker oku ile Abbas´ın basını hedef aldı.Fırlattığı ok Abbas´ın gözüne girmiş idi.Elleri olmadığı için dizleri ile oku çıkarmaya çalıştı.Ama vucüduna saplanmış olan yüzlerce ok onu agır yaralamıştı.
Son olarak Selam olsun sana ya Hüseyin diye bağırınca Imam Hüseyin atına binerek hurmalıkların oraya gitti.Kardeşi cok sevdigi canım sana feda olsun diye bilecek kadar sevdigi Celal Abbas şehtiler mertebesine ulaşmıştı.Imam Hüseyin cok ağlamış işte şimdi belim bükündü demişti.Ağlaya ağlaya geri geldigi çadırdaki Ehli-Beyit yarenleri sordu Baba Amcamız nerde diye Imam Hüseyin ağlıyordu sadece,kııi Sakine terkar sorunca kızım amcan Şehit düştü dedi.
[COLOR="red"](erenlerin yolu dergisi kerbela şehitleri yazısından alıntı)[/COLOR
Dede-baba 10.02.2008, 21:06 Celal-Abbas... Hz.Alinin Ümmül benin ( 4 oğlu olduğu için oğullar anası anlamında ) olarak bilinen hüzam kızı fatmadan olmuştur.
Hz.Ali ümmül benin fatma ile 645 yılında evlendi.bu hanımından sırasıyla abbas (647), cafer ( 648 ), osman ( 650 ), abdullah (653 ) ve hatice isimli evlatları olmuştur.hz.Alinin vefatından sonra ümmül benin ve evlatlarına hz.Ali ailesinin büyüğü olan imam HASAN bakmış celal abbasıda imam Hasan evlendirmiştir.
Celal-abbas imam Hasanın himayesinde hz.Alinin ve hz. PEYGAMBERİN amcası olan hz. abbasın oğlu abdullahın (ubeydullahda olabilir ) kızı lübabe ile evlenmiştir.665 yılında gerçekleşen bu evlilikten Celal Abbasın sırasıyla fazl,kasım,hasan,ubeydullah ve muhammed isimli 5 oğlu ve ismini bügün için bilemediğimiz 2 de kızı oldu.
Celal Abbas kerbela olayının gelişiminde ve sonuçlanmasında hep imam Hüseyin'in yanında bulunmuş sonunu bile bile imamına abisine yardımdan geri durmamıştır.o zamanın tarihini yazan tarihçiler Celal Abbasın çok yiğit bir savaşçı olduğunu söylerler.boylu poslu olan Celal Abbasın babası ile 13-14 yaşında iki savaşa katıldığını tarihçiler yazarlar.hatta bir alman araştırmacı
19 .yy. başlarında yaptığı bir araştırmada o zamana kadar araplar içinde bilinmeyen savaş tekniklerinin celal abbas tarafından uygulandığını bu bilinmeyen savaş tekniklerine karşı o dönemin savaşçılarının aciz kaldığı anlatır.
Celal Abbas İmam Hüseyin'in sancaktarı , kerbelada ki insanların komutanı idi.yezit ordusu içinde bulunan ana tarafından akrabaları kendisini imam hüseyinin yanından ayırmak için türlü sözler sarfetmiş,türlü payeler teklif etmiş ama Celal Abbas hiç birini kabul etmemiş ve sonunu bile bile abisi ve imamı imam Hüseyinin yanından ayrılmamıştır.
kerbelada şehit olan Celal Abbas bugün ırakın kerbela kentinde kendi ismi ile bilinen türbesinde yatıyor.
Celal-abbas'ın Türkiye'deki soyu oğlu Ubeydullah'ın oğlu... Hasan'ın oğlu... İbrahim'in oğlu.. Şah Seyit Ali'den gelmektedir. Şah Seyit Ali'nin Türbesi... İran'ın Kum kentindedir ve İran'ın önemli ziyaretgahlarından birisidir.
Celal Abbasa Ait Bir şecere
E'bul hasan Ali ibn ebu Talib
onun oğlu ebul fazl Abbas Alemdar
onun oğlu seyit ubeydullah medeni
onun oğlu seyit ebul Abbas Hasan
onun oğlu seyit ebul Kasım Hamza el ekber
onun oğlu seyit Cafer
onun oğlu seyit Ali
onun oğlu seyit Kasım
onun oğlu seyit Tayyar (ben bunun isminin cafer olduğunu tahmin ediyorum)
onun oğlu seyit Hamza sani
onun oğlu seyit ebul ya'la Kasım
onun oğlu seyit ebul Ali Avn
onun oğlu seyit Ali şah muhsin
onun oğlu seyit ebul hakk secan
onun oğlu seyit cemaleddin ishak
onun oğlu seyit aizzettin İzzet
onun oğlu seyit celaleddin guher Ali
onun oğlu seyit Burhaneddin hubayra
onun oğlu seyit sadettin sikandar şah enver
onun oğlu seyit Muhammed münevver bahtmand
onun oğlu seyit ebul mansur celaleddin sultan
onun oğlu seyit kemaleddin Ahmet zakir
onun oğlu seyit Mahmud şah (PİR CALİB)
onun oğlu seyit abdul evvel Zahid
onun oğlu seyit Ataullah
onun oğlu seyit Abdussamed Arif
onun oğlu seyit Muizuddin
onun oğlu seyit Muhammed gulam
onun oğluseyit Muhammed şah sahibuddin
onun oğlu seyit Abdullah zakir-i Hu
onun oğlu seyit ebu süleyman celalüddin Muhammed
onun oğlu seyit ebul Ala şemsuddin şehit
onun oğlu seyit ebu ismail Alauddin Hüseyin
onun oğlu seyit Muhammed nevşani 21 ağustos 1552---
........................
Allah Eyvallah
Dede-baba 10.02.2008, 21:30 Celal Abbas.. Hz. Peygamber'in ve velayetin nuru Ali-el Mürteza'nın Sancaktarıdır..
** Kerbela İmam Hüsyin 'in Ordusunun Komutanı ve Sancaktarıdır...
Celal -abbas soyundan seyidlerden bir kısmı da Erzincan Ilıç ilçesinde bulunur... adına Türbe de bulunuan leşker baba türbesi bunlardan biridir..
Seyid'in Künyesi ise şöyledir..
LEŞGER BABA
Baba adı Seyyid Abbas Ana Adı Fadik Ana’dır.Soy Kökeni Celal Abbas Ehli Beyt 12 İmama bağlıdır.Horasan Erenlerindendir.Batın ismi Seyyid Muzaffer,zahir ismi Leşger Baba’dır.Kendisi Asker şehididir. Şehit düştüğü dönem Bizanslılar dönemidir. İErzincan İliç İlçemizin Bağıştaş Köyü Kabristanında yatmaktadır.
CELAL ABBAS
Günahkar kulunam kapına geldim
Ya hüseyni celal Abbas el aman
Cümle günahımı elime aldım
Ya hüseyni celal Abbas el aman
El aman aman Mürvet el aman
Ahtim olsun kabrine geleyim
Haki payınıza yüzlerim süreyim
Sizden başka kimden derman arayım
Ya hüseyni celal Abbas el aman
El aman aman Mürvet el aman
Ah eyledim haki canın livası
Giyeyim karayı tutayım yası
Sizi sevenlerin yoktur cezası,
Ya hüseyni celal Abbas el aman
El aman aman Mürvet el aman
Mustafa haydarın mühübbiyari
Hatice fatıma ser çeşmi zarı
Sizi sevenlere çektirme zoru
Ya hüseyni celal Abbas el aman
El aman aman Mürvet el aman
Hasan hüseyinde sırrı pederden
Zeynel bakır Cafer nuru alametten
Şu gamlı gönlümü kurtar zahmetten
Ya hüseyni celal Abbas el aman
El aman aman Mürvet el aman
Aşiyen efendim günahım çoktur
Aradım derdimin dermanı yoktur
Yalvaracak başka kimsem yoktur
Ya hüseyni celal Abbas el aman
El aman aman Mürvet el aman
Mahsuni perişan bugün gamım var
Azdı yarem bugün sizde acım var
Sizden başka yalvaracak kimim var
Ya hüseyni celal Abbas el aman
El aman aman Mürvet el aman
Mahsuniden
Ali kutlu
Dede-baba 11.02.2008, 14:24 http://www.aleviforum.com/photoplog/images/14757/medium/1_celalabbas1kh1_1_.jpg
Dede-baba 11.02.2008, 14:41 AĞLADILAR ŞAH HÜSEYİN'E
Akrabalar çocuklar ve kadınlar
Yanlarında elli dört savaşçı var
Küfe’ye doğru çekmişler katar
Eğlendiği konaklar yollar ağladı
Küfe yolunun tam ortasındaydı
Müslim’in katlinin haberin aldı
Üzüldü sızlandı, yoldan kalmadı
Ayağı altında çöller ağladı
Hür bin askerle peşinde idi
Dört bin Kerbela’da onu bekledi
Fırat’a ulaşması engellendi
Bağrı yanan kız gelinler ağladı
Dönek Küfeliler utanmadılar
Yezid’in ordusunda yer aldılar
Sözde Ali Şiası müslümandılar
Ali’yi candan sevenler ağladı
Celal Abbas o ne yiğit eridi
Aldı kırbaları suya yürüdü
Kestiler kolların’ yine durmadı
Kırbadan dökülen sular ağladı
Savaşan güçler genelde eşittir
İnsanlık tarihi hiç görmemiştir
Beş bin zalim yetmiş mazlum ne iştir
Tarihteki tüm dengeler ağladı
İmam Al’ Asgar’ı havada tuttu
Ona İbn-i Sad’dan su talep etti
Zalim su yerine bir ok göndertti
Masumun boğaz’na, yaylar ağladı
Eli silah tutanlar şehit oldu
Hüseyin tek, asker içine daldı
Mübarek bedeni çok yara aldı
Düştü toprağa yerler ağladı
Şimr lain geldi oturdu göğsüne
Kesti kafasını aldı eline
Onlar nasıl İslamız der kendine
Peygamberini sevenler ağladı
Derviş Baba lanet ehl-i Yezid’e
Bizim tevellamız ol Ehl-i Beyt’e
Tam yetmiş üç şehit, o susuz çölde
Aşura gününde tarih ağladı
YAZAN:Ismail Kaygusuz
Dede-baba 11.02.2008, 14:53 Derviş Ali
Celal-abbas neslinden gelen bir başka ulu ise... Elazıg'da (El-Aziz) bulunmaktadır..Baskil Tabanbükü (Şeyh - Hasan) Köyü Garipler (Ahmet Yesevi) Mezarlığı: Selçuklu mimari üslubundandırlar köyün en eski mezarlığıdır.
Mezarlığın ortasında Ahmet Yesevi ve onun soyundan gelen Derviş Ali’ye ait yan yana kare planlı iki türbe bulunmaktadır.... Mezar taşında Hz. Ali oğlu Celal Abbas neslinden “Horasanlı Hoca Ahmet Yesevi” yazısı bulunmaktadır.
Zeynel dede
*** 1952 Ovacık Kedek (Koyun Gölü) doğumlu. Halen köyünde yaşayan Zeynel Dede, Alevilik felsefesi gereği, dünyevi tercihlerini, mal mülk olarak değil de Alevilik inancı ve onun sözlü ürünü olan deyişlerden yana kullanıyor. Arazi sahibi olmadığı için Ovacık merkez ve köylerinde inşaat işçiliği ve rençberlik ile geçimini sağlıyor.
Hz. Ali'nin ikinci eşinden olan Celal Abbas (Ali Abbas) soyundan geldiklerine inanılan Zeynel Dede,
Çevresinde saygınlık kazanmış bir pir. Babası ve dedesinden kalan deyişleri üç telli curasıyla şelpe tekniğiyle çalan Zeynel Dede'den,
Başta Arif Sağ.... olmak üzere Tolğa Sağ...., Yılmaz Çelik..., Süleyman Yıldız.... gibi halk müziği sanatçıları eser alarak albümlerinde okumuş
CELAL ABBAS GEL YETİŞ
Halim arzeyledim Celal -Abbas'a
Bİr elinde kılınc birinde asa
Seni sevenler Çekmiyor tasa
Elim Yetmez Celal-abbas gel YETİŞ
Bilirsin sultanım kulun halini
Feda edem dost yoluna malımı
Sana arz eyledim müşkül halimi
Müşkülümü halletmeye gel yetiş
Ceddin hakki içİn unutma bizİ
Gündüzde gecede zikredem sizİ
Sİze yol değİldİr dağ-ova-yazı
Çagirdiğim Celal-abbas gel yetiş
Senin aslın On İkİ İmam ASLINDAN
Cara yetişmek Senin neslinden
Uruf Çıkmadan can kafesinden
Çikan 0 cana uruf alda, gel yetiş
Sen'in aslin Peygamber'e dayanir
Nurlarin evvelİ sizde uyanir
Sizi Seven durmuş nura boyanir
Gücüm sİze yetmez aman gel YEtİş
Dursun dede
Dede-baba 11.02.2008, 15:51 **** AŞIK MÜCRİMİ***
Asıl adı Mehmet Özbozok olan Âşık Mücrimî, bugün Malatya ilinin Doğanşehir ilçesine bağlı olan Karaterzi Köyü’nde 1882 yılında doğmuştur. Çocuk yaşlarda eli yandığı için parmakları bir top halinde birbirine bağlanmış, bu dönemden sonra lakabı “çolak” olarak kalmıştır. Çocuklarının anlattığına göre, İmâm Mûsâ’l-Kâzım evlatlarından bir seyit tarafından, çolaklığı sebebiyle kendisine “Mücrimî” mahlası verilmiştir. Yine çocuklarının anlatımına göre Mücrimî, Celâl Abbas Ocağı’na mensup bir aileden gelmektedir.
Maraş, Malatya, Antep yörelerinde yaşayan Alevi – Bektaşi toplumunun yakından tanıdığı Âşık Mücrimî (1882 – 1970), ne yazık ki günümüzde yayınlanan hiçbir Alevi – Bektaşi şiir antolojisinde kendisine yer bulamamış bir halk ozandır. Özellikle müzik dünyasında, “Şu diyâr-ı gurbet elde”, “Yüce dağ başında kar yağmış gibi”, “Gönlüm sağ yâre”, “Aşkınla perîşân oldum” gibi deyişleri pek çok sanatçı tarafından okunmuş olsa da, hakkında yazılı hiçbir belge bulunmayan Âşık Mücrim'nin..yasamı ve şiirleri. Ulaş ÖZDEMİR tarafından derlenerek kitap haline getirilmiştir.
Aşık Mücrimi'nin hayatıda bir o kadar renkli geçmiştir.. başından gecen bir hadiseyi.. oğlu şöyle anlatmaktadır..
Cemal Özbozok’un anlattığına göre, Keferdiz’e yakın bir köyde şıhlık yapıp halkın inancını kötüye kullanan birisi, bir yanlışlık sonucu Mücrimî hakkında bir şikayet yapar.
Bu kişi ve Mücrimî, “Tekke ve Zaviyeler Kanunu”na karşı gelmek suçundan mahkemeye çağırılır. Mücrimî, İslahiye’de mahkeme önünde beklerken, bir arkadaşını görür. Arkadaşı orada ne beklediğini sorar. Mücrimî cevap olarak “Ben burada mahşeri seyrediyorum” der,“kimi cennete (evine) kimisi de cehenneme (hapise) gidiyor...”. Mahkemede şıhlık yapmak, dernek kurup toplantı düzenlemekle suçlanır.
Mücrimî, hakime döner,
“Eğer ben o Allah’ı, keçinin oğlağını,
Koyunun kuzusunu sevdiği kadar sevseydim,
Beni bu zalimler giriftarına dahil etmezdi” der.
O sırada yanında, Hurşit Ağa’nın dostlarından Talat Bey vardır ve hemen söz alır:
“Bir şıh rakı içer mi? Haşa!
Esrar içer mi? Haşa!
Saz çalar mı? Haşa!
Yahu ben bu adamı her gün görürüm, gündüz davar güdüp çobanlık yapar; akşam masasına varır rakı, esrar içer, saz çalar, deyişlerini söyler. Ayrıca, o ‘şıh’ diye gezenler, bu adamı tenha bir yerde görseler kör bıçakla öldürürler. Mücrimî deyişlerinde hep o adamları anlatmış, onları suçlamıştır” der.
Mahkeme karşılıklı sohbete döner, hakim Mücrimî’den bir şiir okumasını ister. Mücrimî şu şiire başlar:
“Bu dünyaya fesâd veren dört kişi,
Bunlar varken bu dünyamız düzelmez
Tasrîh ettim insanların kalleşi,
Bunlar varken bu dünyamız düzelmez…”
Mücrimî, elimizde tamamı bulunmayan bu şiirinde “dede, derviş, hoca, keşiş” kılığına girip insanlardan çıkar sağlayanları ağır bir dille eleştirir.
Mücrimî atışmayı çok seven bir âşıktır. Cemal Özbozok’un hatırladığı kadarıyla, Âşık Veysel iki kez Mücrimî’yi ziyarete gelmiştir. Ancak onunla atışmamıştır..
Mücrimî. Âşık Davut Sulari de Âşık Veysel gibi ziyarete gelen âşıklardan birisidir. Davut Sulari köye ilk geldiğinde Mücrimî’yi muhabbete çağıranlar, “hele takıl şu âşığa bakalım ne söyleyecek” derler. Davut Sulari de muhabbette, Mücrimî’ye dokunan sözler söyler. Mücrimî curasını ister ve söylemeye başlar:
Behey âşık yalan yumru söyleme
Otur edebinle haddini tanı
Kocamış aklını talan eyleme
Otur edebinle haddini tanı
Bilmezsin ârifler seni tartarlar
Azarsın yalına zehir katarlar
Kuyruğundan tutar dışarı atarlar
Otur edebinle haddini tanı
Sen bir tüccar değil çerçi bakkalsın
İleşlere dönen karga kartalsın
Ne aslan ne kaplan sarı çakalsın
Otur edebinle haddini tanı
Mücrimî’yem sofu hacı değilim
Dilbazlar gibi falcı değilim
Boşa sıkan ahmak avcı değilim
Otur edebinle haddini tanı
Bu sözlerden sonra muhabbete katılanlardan bir alkış duyulur. Davut Sulari hemen kalkıp Mücrimî’nin eline sarılır, “özür dilerim, ama ben seni taşlamasaydım senin armutların düşmezdi” der.
kaynak :
http://kanalkultur.com/de/content/view/111/1/
Dede-baba 12.02.2008, 14:22 http://www.aleviforum.com/photoplog/index.php?n=292
Hızır orucu vesilesiyle yazmış olduğum birkaç değişi affınıza sığınarak sizinle paylaşmak istedim..
Ya Boz atlı Hızır..
Darda kalanın yardımına..
Gözü yaşlının imdadına
Nerde çağırsan o anda
gelir dediler...
Ya Boz Atlı Hızır
Yolarda kaldık
Edep erkan gitti dillerde kaldık
Bendelerin zayıf hallerde kaldık
Yetiş carımıza Ya Boz Atlı Hızır!
Seyyid Serkani'yem böyle Bir zamana düştük
Küffar elinden nicedir çeker olduk
Güruhu Nacilerdendik kafir sayıldık
Özü çürüklere Hakk dedikte inandıramadık
Medet-Mürvet senden ey Kerem Kani
Dile geldi bu Ehli Beyt yari
Sensin ilm-i Ledun sahibi
El-aman ya Hızır Nebi
Yazan Dede-baba
delidervis 12.02.2008, 23:27 ***Kerbela şehitlerinden Olan..Celal Abbas'ın soyu.. Hz. Zeynep ve Zeynelabidin ile birlikte Şama sürülen.. Ubeydullah üzerinden yürümüştür..
1-İmam-ı Ali-el Mürteza
2-Celal Abbas ( 5 evladı olmuştur..)
1-fazl bin Celal Abbas.........soyu sonradan kesilmiş...
2-kasım bin Celal Abbas........
3-Hasan bin Celal Abbas.......
4-Ubeydullah bin Celal Abbas.......soyunu devam etiren evladı.
5-Muhammed bin Celal Abbas......Kerbelada şehit..
Ubeydullah bin Celal Abbas'ın...Hasan isimli oğlu ve 2 kızı olduğu biliniyor...
Hasan bin Ubeydullah'ın ise :6 oğlu olmuştur.
1-Cafer bin Hasan
2-Abbas bin Hasan
3-Ubeydullah bin Hasan
4-İbrahim bin Hasan
5-fazl bin Hasan
6-Hamza bin hasan
Abbas'tan,
Hamza'dan
Fazl dan
İbrahim'den... Nurlu soyun günümüze kadar geldiği biliniyor..
Erzincan....(Kalececik köyü.. sonradan çağlayan köyü'den olanlar Abbas soyundan gelirler...)
Ocağın Yakın zaman Erzincan Kanadı...
*** II. Abdülhamid döneminde... Alevi dedeleri hakkında çıkarılan idam fermanları nedeniyle Ocak ileri gelenlerinden bir kısmı..Önce Erzincan'nın kalecik Köyüne.. daha sonra ise çağlayan köyüne yerleşmişlerdir...
** Kalecik köyünde.. Seyid Hüseyin (Sed Hüseyin)
** Mü'min Dede
** Halil ve İbrahim Dede'ler.
** Ocak Cumhuriyet ilanıyla daha sonra Horoz/ Horuz soyadını aldı...
**Ocağın 1920- ile 1950 arası dede-baba- postunda oturan seyidler... Zeynel abidin dede- (zeynal dede).. Mehmet Dede.. Hüseyin Dede'dir..
*** Hasan (Horoz) dede.. Veli dede (Horoz)... Cemal dede (Horoz) 1970'lere kadar yaşayan ve Ayin-i Cem yürüten dede'lerdir..
** 1900'lü yıllarda Halil ve İbrahim dede'ler Manisa'nın soma ilçesine bağlı Kozağaç beldesine göç eyledi.. Adlarına Türbe vardır.. ve Ziyaretgahdır..
** Ocağın bir Koluda Çorum'a göçmüştür... Buradakiler ise "Erzincan" soyadını almışlardır..
Saygılarımla..
degerli can,
bu güzel arastırma icin tesekkür ederim Celal Abbas ocagı ile ilgili baya bilgi yazmıssın hatta dedigin gibi Tarık vardır (gerci simdi istanbula götürmüsler Tarık'ı su anda) merak ettim acaba Horozlar'dan tanıdıgın varmı bu kadar biliyorsun onları hatta bir kısmının Soma'ya gittiklerini filan ??
öz dedem Horoz'lardandır Mustafa Horoz malesef bir kac yıl önce Hak rahmetine ulastı.. yazınıza bir ek yapmak istedim. soyadı kanunu ile Horoz soy ismini almaları söyle olmustur.. birgün dergahta yemek yapılıyorken taliplerden biri dedemin babasından yada dedesinden (simdi tam hatırlamıyorum hangisi oldugunu) bir hikmet göstermesini istemis.. bunun üzerine Pir iki rekat namazdan sonra kolunu sıyırıp pisen pilava daldırmıs ve pisen pilavın icinden canlı bir Horoz cıkartmıstır.. bunu gören talipler ondan sonra Horoz demeye baslamıs ve soy adı zamanıda direkt Horoz soyadı verilmistir dedemlere.. yazın Caglayan'dayım insallah bakalım dedelerden kimler kalmıs en son cocukken oradaydım..
Dede-baba 13.02.2008, 15:32 degerli can,
bu güzel arastırma icin tesekkür ederim Celal Abbas ocagı ile ilgili baya bilgi yazmıssın hatta dedigin gibi Tarık vardır (gerci simdi istanbula götürmüsler Tarık'ı su anda) merak ettim acaba Horozlar'dan tanıdıgın varmı bu kadar biliyorsun onları hatta bir kısmının Soma'ya gittiklerini filan ??
öz dedem Horoz'lardandır Mustafa Horoz malesef bir kac yıl önce Hak rahmetine ulastı.. yazınıza bir ek yapmak istedim. soyadı kanunu ile Horoz soy ismini almaları söyle olmustur.. birgün dergahta yemek yapılıyorken taliplerden biri dedemin babasından yada dedesinden (simdi tam hatırlamıyorum hangisi oldugunu) bir hikmet göstermesini istemis.. bunun üzerine Pir iki rekat namazdan sonra kolunu sıyırıp pisen pilava daldırmıs ve pisen pilavın icinden canlı bir Horoz cıkartmıstır.. bunu gören talipler ondan sonra Horoz demeye baslamıs ve soy adı zamanıda direkt Horoz soyadı verilmistir dedemlere.. yazın Caglayan'dayım insallah bakalım dedelerden kimler kalmıs en son cocukken oradaydım..
***Degerli canlar.. Bu ocak kerametleriyle ünlüdür..
**Soyadı kanunu verileceği zamanlarmış.. Celal-abbas.. Ocağı.. Postnişininde Seyid Mü'min dede oturuyormuş...
**Tunceli Ovacık ve yakın çevrelerdeki.. Seyid nesli Dede-babaları.. Celal-abbas ocağı mihmandarlığında (misafir ağırlığan) toplanmışlar..
***Her Ocak sahibi..bir Keramet göstermiş... kimisi içinde yemek pişirilen kazanın altına elini atmış.. kor halindeki narı eline almış... Kimisi kaynar şekildeki kazanın içine elini sokmuş yanmadan çıkarabilme kerametini göstermiş...
*** ve sonunda sofraya oturulmuş.... Herkes.. Pir-i Ocağan.. posnişinde oturam Mü'min Dede-baba'nın kerametini bekliyormuş... Rivayet edilir kii.. O gün kazanda kaynayan.. bir kaç parça Horozmuş.. ve misafirlere bu horozlar sunulacakmış.. ve sonunda pişmiş Horoz sofraya gelmiş..
Mü'min Dede-... Sofra duası etmeye kalmadan... Birden bire Pişmiş Horoz Ötmeye canlanmaya başlamış..
Bütün Ocak sahipleri Bir kez daha Pir-i Ocağan Postuna niyaz eylemiş...."Saddaksın ya Veliullah Ali-el Mürteza nesli" demişler.. önünde saygı ile eğilmişler....
işte bu zamanlarda soyadı kanunu için memurlar gelmiş... Ocağa önce Horasan soy ismi layik görülmüş... Fakat Mucizeye tanıklık edenler.. "horoz " soyadını daha uygun bulmuşlar.. ve Bu soyad verilmiştir..
Saygılarımla..
Dede-baba 19.02.2008, 22:54 ***Degerli canlar.. Bu ocak kerametleriyle ünlüdür..
**Soyadı kanunu verileceği zamanlarmış.. Celal-abbas.. Ocağı.. Postnişininde Seyid Mü'min dede oturuyormuş...
**Tunceli Ovacık ve yakın çevrelerdeki.. Seyid nesli Dede-babaları.. Celal-abbas ocağı mihmandarlığında (misafir ağırlığan) toplanmışlar..
***Her Ocak sahibi..bir Keramet göstermiş... kimisi içinde yemek pişirilen kazanın altına elini atmış.. kor halindeki narı eline almış... Kimisi kaynar şekildeki kazanın içine elini sokmuş yanmadan çıkarabilme kerametini göstermiş...
*** ve sonunda sofraya oturulmuş.... Herkes.. Pir-i Ocağan.. posnişinde oturam Mü'min Dede-baba'nın kerametini bekliyormuş... Rivayet edilir kii.. O gün kazanda kaynayan.. bir kaç parça Horozmuş.. ve misafirlere bu horozlar sunulacakmış.. ve sonunda pişmiş Horoz sofraya gelmiş..
Mü'min Dede-... Sofra duası etmeye kalmadan... Birden bire Pişmiş Horoz Ötmeye canlanmaya başlamış..
Bütün Ocak sahipleri Bir kez daha Pir-i Ocağan Postuna niyaz eylemiş...."Saddaksın ya Veliullah Ali-el Mürteza nesli" demişler.. önünde saygı ile eğilmişler....
işte bu zamanlarda soyadı kanunu için memurlar gelmiş... Ocağa önce Horasan soy ismi layik görülmüş... Fakat Mucizeye tanıklık edenler.. "horoz " soyadını daha uygun bulmuşlar.. ve Bu soyad verilmiştir..
Saygılarımla..
HAKK-MUHAMMED -ALİ AŞKI
Kendimi vurdum Hakk kantarına
Özümü çektim Mansur darına
Ali-el mürteza, Hayder'inin varına
El-amana geldim, Ya Allah!
Özüm indirdim Ayin-i Cem de secdeye
Gözüm yaşı akar. Her dem Hüseyin'e
Acep nasıl varam. Ol yüce divana
El amana geldim, Ya Muhammed!
Seyid Serkaniyem yar elinden
Bizde çeker olduk, Kafir dilinden
Haber beklerim Mehdi dedemden
El amana geldim, Ya Ali-el Mürteza!
yazan: Dede -baba
delidervis 20.02.2008, 13:23 balcık ile su idim,
ademle sekle girdim,
bende yürümeye kalktım,
bu yolu bilen gelsin.
daglar asar yolumuz,
yarıda sasar kulunuz,
mutlaka birehber bulunuz,
Pirini bilen gelsin.
Pir elinden su ictim,
verdim serim canım gectim,
günahım sevabım bildim,
sırattan gecen gelsin.
sıratın sonu cennetle cehennem,
kalırsın birinde eger cahil isen,
sah damarından yakın madem,
duraklardan gecen gelsin.
delidervisim yazar oldum,
her sorana cevap oldum,
ayaklara turab oldum,
Hak Muhammed Ali diyen gelsin.
Dede-baba 20.02.2008, 14:40 balcık ile su idim,
ademle sekle girdim,
bende yürümeye kalktım,
bu yolu bilen gelsin.
daglar asar yolumuz,
yarıda sasar kulunuz,
mutlaka birehber bulunuz,
Pirini bilen gelsin.
Pir elinden su ictim,
verdim serim canım gectim,
günahım sevabım bildim,
sırattan gecen gelsin.
sıratın sonu cennetle cehennem,
kalırsın birinde eger cahil isen,
sah damarından yakın madem,
duraklardan gecen gelsin.
delidervisim yazar oldum,
her sorana cevap oldum,
ayaklara turab oldum,
Hak Muhammed Ali diyen gelsin.
Degerli can...
Foruma yapmış olduğunuz katkı ve Güzel deyişiniz için teşekkür ederim..
delidervis 20.02.2008, 18:40 Degerli can...
Foruma yapmış olduğunuz katkı ve Güzel deyişiniz için teşekkür ederim..
Degerli can,
esas böyle bir konu actıgınız icin ve güzel deyisiniz icin ben size tesekkür ederim
saygılar...
Dede-baba 21.02.2008, 15:46 HAKK-MUHAMMED -ALİ AŞKI
Kendimi vurdum Hakk kantarına
Özümü çektim Mansur darına
Ali-el mürteza, Hayder'inin varına
El-amana geldim, Ya Allah!
Özüm indirdim Ayin-i Cem de secdeye
Gözüm yaşı akar. Her dem Hüseyin'e
Acep nasıl varam. Ol yüce divana
El amana geldim, Ya Muhammed!
Seyid Serkaniyem yar elinden
Bizde çeker olduk, Kafir dilinden
Haber beklerim Mehdi dedemden
El amana geldim, Ya Ali-el Mürteza!
yazan: Dede -baba
Degerli Canlar...
Sizde mutlaka duymuşsunuzdur... bizler hakkındaki şu iftiraları...
"... Aleviler kafirdir..., Bunlar topu kızlbaştır.. Bunlar öyle insanlardır ki kırmızılar giyinirler... kadınlarını kızlarını ortak kullanıllırlar.. namus ardan bihaberdirler... gecenin geç vakitlerinde.. saz çalarlar.. cümbüş eylerler.. içki içip.. mum söndürüp.. kadınlı erkekli zina ederler... Bu kimselerin görüldükleri yerde öldürülmeleri... mallarının talan edilmesi helaldir... ve dahi bunlardan 7 taneyi öldürmek cennet ehlinden olmak için kafidir..."
Bu iftiralar daha sonra öyle bir hal aldıki halen top kapı sarayında kızlbaş ve alevilerin öldürülmeleri ile ilgili fermanlar vardır.. ve Abdülhamite "Kızıl sultan"" lakabı bu nedenle verildi.. ve dahi yavuz sultan selime " YAVUZ = KAN İÇİÇİ ZALİM" LAKABI BU yüzden verildi...
Degerli canlar Kızılbaşlık nerden bize miras kaldı dinleyin şimdi...
"... Uhut savaşıydı... nice peygamber dostu .. peygamberi düşman ortasında bıraktılar... peygamber bir kuyuya düştü.. ve dahi iki dişi şehid oldu.. başı yarıldı.. peygamber Allah'tan yardım diledi... Cibril-i Emin yetişti.. Ya Resulullah Ali'yi çağır diye söyledi..
Peygamber;
--- Ali çok uzaklarda dedi
Cibril-i Emin, sen çağır dedi
Peygamber;
--Yetiş Ya Ali, dedi...
Çok uzaklarda olan Hz. Ali,, peygamberin yanına geldi.. beyaz gömleğini yırttı.. başına sardı.. Peygamberin başındaki beyaz gömlek kırmızıya boyandı...ve Hz. Ali düşman çemberini yardı, peygamberi kurtardı.. Bu esnada Hz. Ali'nin kılıcı ikiye bölündü.. Peygamber kendi kılıcı olan Zülfikar'ı Hz. Ali'nin eline verdi...
Aradan çok zaman geçti... ceddi Peygamberin düşmanı olan Muaviye.. asker topladı.. Hz. Ali'nin karşısına geçti.. İki ordu birbirine karışmasın diye... Muaviye askerleri başlarına siyah örtüler geçirdiler.. Hz. Ali'nin taraftarları ise Kırmızılar geçirdiler.. Bu olaydan sonradır kiii Peygamber ve dahi Hz. Ali' taraftarları.. saflar ayrıldığında başlarına Kırmızılar giyerler...
Allah Eyvallah...
Dede-baba 01.03.2008, 11:21 Degerli canlar Hz. Ali.. Ramazanın 18. günü Küfe'de sabah namazı sırasında aldığı zehirli hançer yarası nediyle.. ağır yaralanmıştı.. kendisine sadıranın kendi ölmediği müddetce öldürülmesini istemedi...
Ramazanın 21. günü ise Hakk'a yürüdü...
Ölürken ogullarına şu vasiyette buluındu...
HZ. ALİNİN SON SÖZLERİ
****Size vasiyetim Allah'tan çekinmenizdir.
Dünya sizi arasa istese bile, onu aramamayı,istememeyi vasiyet ederim.ona ait bir şeyi elde edemediğiniz.... Elinizdekini yitirdiğiniz içinde hayıflanmayın. Gerçeği söyleyin,ahiret ecri için iş görün,
Zalime düşman olun,mazluma yardımcı kesilin,bütün evladıma ehlibeytime ve bu sözlerim kime ulaşırsa ona, Allah'tan çekinmeyi, işlerinizi düzene koymayı, aranızı uzlaştırmayı vasiyet ederim.
Allahın salatı.... Muhammed'e ve soyuna olsun. Muhammed şöyle buyurdu, iki kişinin arasını bulmak bütün salatlardan ve oruçlardan üstündür. Yetimleri koruyun ... Size verilen haklarını yitirmeyin onların. Komşularınızı görün... gözetin bu Peygamber'iniz Muhammed'in vasiyetidir.
Komşular hakkında öylesine vasiyetlerde bulunduki onlarda mirasa girecekler sandık. kur an a riayet edin onunla amel etmekte başkaları sizi geçmesin. Salatı bırakmayın...
İyiliği buyurmayı... Kötülükten sakındırmayı bırakmayın, sonra kötüleriniz başınıza geçer.... Sonrada dua edersiniz icabet edilmez size. Allah'ın Resulü'nden duydum, sakının eziyetten işkenceden.... Öldüreceğiniz kuduz köpek bile olsa...
Allah'ın Selam'ı ve salat Muhammed Mustafa'ya.... Ali-el Mürteza'ya ve onların yolunda gidenlere olsun...
YA ALİ
Dipsiz ummanlardayım
Ya Ali mürvete geldim
Coşkun akan bulanık sellerdeyim
Ya Ali mürvete geldim
Yezit şad olup gülerken, her dem ağladım
Yetiş ya Ali mürvete geldim
Yazan : dede-baba
Cahil-i nadan ehli ne anlar
Zanneder ki sen Haktan ayrısın
Bilmezki sen ezelde, O nurdan varolansın
Her ne yana baksam ya Ali yanlız sen varsın
Yazan: Dede- baba
Seyid serkani de bulundu
mana aleminde
HU deyince perde aralandı
Cem-i Ayinde
Gördüki Hakkın yarattığı herşey
yerli yerinde
Eksiklik noksanlık hep kendi
Özünde
Yazan : Dede-baba
Saygılarımla..
Dede-baba 07.03.2008, 00:05 Degerli can,
esas böyle bir konu actıgınız icin ve güzel deyisiniz icin ben size tesekkür ederim
saygılar...
Forum'a katıldığınız ve yapmış olduğunuz katkılardan dolayı tesekkür ederim
emekli95 07.03.2008, 10:47 eksiklik=noksanlık?
Dede-baba 30.03.2008, 23:34 Degerli canlar...
Celal Abbas ve Ali Abbas ocaklarının aynı soydan geldiklerini.. veya Aynı kişi olduklarını ortaya koyan araştırmalar vardır... Bu konuda iki görüş olduğunu belirtmekte fayda var...
1- Ali Abbas..Hazreti Abbas neslindendir... Celal Abbas ile aynı ailedendir....
2- Hem Ali Abbas hem Celal Abbas olarak aynı kişi olabilir...Celal Abbas ve Ali Abbas Ocağı'nın aynı ocak olduğu söylenmektedir...
*** Her İki Ocak Dede ve Pirleri...Çıkış yeri ve orjin olarak.. Erzincan ve Tunceli yörelerinde bulunur..
Saygılarımla..
Dede-baba 02.04.2008, 13:04 Degerli Canlar...
Kur'an-ı Kerim'de, "Ey iman edenler! Allah karşısında takvaya sarılın ve ona varmak için vesileler arayın, vesileyi kullanın (Maide suresi 5/35) denmektedir..
" ...Kendi yüzünü görmek için bile bir aynaya muhtaç olan insan, iç yüzünü görmek için gönlü Hakk'la cilalanmış bir rehbere nasıl muhtaç olmaz. Bir hadiste ise, "Mümin, Müminin aynasıdır" denilmektedir. İnsanın mürşit aynasında kefş edeceği yine kendisidir. Mürşit sadece vesilesidir. Vesilenin meydana gelmesi ise, Ancak Allah'ın inayeti iledir. Çünkü bütün varlıkların çıkış yeri Allah'ın zatından başka bir yer değildir. (Bektaşi Erkannamesi'nden) "
"... Sana bağlılıklarını bildirenler, Allah'a bağlılıklarını göstermiş olurlar: Allah'ın eli onların elleri üzerinedir. O halde, kim ahdini bozarsa yanlızca kendi alehine bozmuş olur. Ve kim Allah'a karşı taahüdüne uyarsa, Allah ona büyük bir ödül ihsan edecektir. ( Fetih Suresi 48/10)"
Degerli Canlar..
Alevi-Bektaşilikte Ayin-i Cem'lerde ikrar verirken, Pire niyaz... ve Pir huzurunda ikrar verme yukarıdaki Ayeti Kerime'ye dayanır... (Niyaz ise, bir başka değişle Dede-Baba'nın yada mürşidin önünde eğilmek) Burada ki eğilme, mürşitte tecilli eden Hakk'adır, yoksa kendisi de fani olan bir bedene değildir.
Bu Alevi- Bektaşi inancında "El Ele, El Hakk'a" desturuyla bilinir.. Burada şunu da belirtmek gerekir ki buradaki Pir ya da mürşitler... 12 İmam nesli Ehl-i Beyt Dede-Baba'larıdır... Secere-i Nur zinciri soyu Ehl-i Beyt'e dayanmayan dede-baba önünde niyaz olunmaz...
Savm-ı salat ü hac sanma biter zahit işin,
İnsan-ı kamil olmaya lazım olan irfan imiş.
Mürşit gerektir bildire hakk'ı sana Hakk'el yakin,
Mürşidi olmayanların bildikleri güman imiş.
Her mürşide dil verme kim kimi yolunu sarpa uğradır,
Mürşidi kamil olanın gayet yolu asan imiş
yazar (Niyazi Mısri)
Evliyadan gelen kelam,
Okunan Kur'an değil mi?
Gerçek evliyanın sözü
Sureyi Rahman değil mi?
(Kaygusuz Abdal)
Saygı ve Sevgilerimle...
Dede-baba 09.04.2008, 19:27 Degerli canlar...
Celal Abbas ve Ali Abbas ocaklarının aynı soydan geldiklerini.. veya Aynı kişi olduklarını ortaya koyan araştırmalar vardır... Bu konuda iki görüş olduğunu belirtmekte fayda var...
1- Ali Abbas..Hazreti Abbas neslindendir... Celal Abbas ile aynı ailedendir....
2- Hem Ali Abbas hem Celal Abbas olarak aynı kişi olabilir...Celal Abbas ve Ali Abbas Ocağı'nın aynı ocak olduğu söylenmektedir...
*** Her İki Ocak Dede ve Pirleri...Çıkış yeri ve orjin olarak.. Erzincan ve Tunceli yörelerinde bulunur..
Saygılarımla..
****Erdebil Dergahı’na bağlı olan bu ocağın, kutsal silsilesinde Sarı Saltuk, Garib Musa Sultan, Hubyar Abdal, şu anda Tunceli ve yöresinin önemli ocaklarından olan Ağuiçen, Garib Musa Sultan gibi uluların bulunduğu secerelerden anlaşılmaktadır..
Dede-baba 30.04.2008, 11:12 Dede-baba: Ayin-i cem'lerde on iki hizmet sıralamasında birinci sırada olan Mürşitlik makamına gelmiş.. Dini Ruhani önderdir.
Doğrudan doğruya soya bağlıdır. Seyid olduklarına inanılır. Yani Hz. Muhammed'in kızı hz. Fatıma-ül Zehra ile Hz. Ali'nin soyundan gelen Ehl-i Beyt neslidir. Kimi yörelerde dedelerin yaptıkları işler arasında görülen; hastalıkların tedavisi, doğaüstü mucizeler gibi olgulara bakıldığında nnesilden gelme bir ruhaniyet taşıklarına inanılır.
Dede'nin temel görevi ise toplumu aydınlatmak ve örnek oluşturmaktır.
Dede'nin soy şartına dayanarak üstlendiği Ayin-i Cem'deki görevinin yanı sıra aydınlatma görevini yerine getirebilmesi için "adil, bilgili,erdemli,gözü gönlü tok,kapısı ve sofrası açık olması gerekir. Çünkü dede-baba...yol açar,talipleri irşat eder,bilmeyene öğretir,aydınlatır
İmam Cafer-i Sadık'ın Buyruk'unda: Bir padişah tarafından yaptırılan ve içinde acı-tatlı meyvelerin yenildiğinde insanı öldüren yada delirten meyvelerin bulunduğu örneği kullanılarak, mürşitlik rolünün altını çizer. Mürşitler; bahçenin bahçıvanıdırlar ve zehirli meyveden yiyenlere panzehirdir, delirtici meyveden yiyenlere de aklı başa getirici ilaçlar vermek temel görevleridir. Bu bahçe ise dünyadır. Dolayısıyla dedeler alemle, ruhsal alemin keşişme noktasındadırlar. Ancak işlevleri bu dünya ile sınırlıdır. İşlevlerini yerine getirebilmek için ise, adalet, erdem gibi değerlere sahip olmalıdırlar...
Allah Eyvallah
Degerli canlar...
Dede-baba Makamı hakkkında Bu özlü bilgileri verdikten sonra .. dede-baba'lığın olmazsa olmazları üzerinde durmak istedim...
1-Dede-baba Tarikatın en ulusudur... Görev itibariyle Muhammed ile Ali'yi, Pir Hacı Bektaş-ı Veli'yi temsil edendir.
2- Ol kimseler adına ikrar alan ve nasip verendir
3- Dede-baba'nın olmazsa olmaz koşulu Nesli-Saada olmasıdır... yani seyid olması diğer bir değişle Hz. Muhammed ile Hz. Ali'nin soyundan olmalıdır..
Nitekem Kur'an-ı Kerim'de
"... Peygamber ve emir sahiplerine itaat, Allah'a itaattir" [/COLOR](Nisa Suresi, 59, 69, 80, Maide 92)
Burada bahsedilen "Emir sahipleri" Peygamber'in vekili ve Nübevvetin devamı olan "İmamet" Ali-el Mürteza ve sonrasında gelen 12 İmam'lar ve onların soyundan gelen seyid Dede-baba'lardır.
4- Dede-baba'lığın diğer bir şartı ise "ARINMIŞ" olmasıdır. dede-baba'lık makamını bir çıkarı amacı için kullanmaması, Toplumun çıkarlarını koruması ve kollamasıdır.. Diğer bir değişle nefsine hakim olmasıdır. kendi öz nefsi için çalışmaması, dünyevi isteklerinden arınmış olması ez-cümle.. "Ölmeden ölmek" makamına erişmesi gerekir.
5- Dede-baba evvel emirde.. 4 Hakk kitabını bilmeli, Dört Kapı Kırk makam sırrına ermelidir.. Tasavvuf tabiriyle söylersek... ilim sahibi olmalı "İlmel yakın" ve hakkı görmeye "Aynel yakın" yani Hakk içinde eriyip yok olmaya, Hakk ile Hakk olmaya "Hakkel yakın" olmalıdır...
[COLOR="red"]İmam Cafer Buyruğuna göre:
Dede-baba'lık postuna, Ehli Beyt neslinden olmayan oturamaz... Hakk-Muhammed-Ali adına İkrar ve Biat alamaz... Muhammed-Ali soyunda nasibi olmayana yapılan ikrar ve biat haramdır...
Bu ez Cümle Kur'an Emridir...
Kur'an-ı Azimüsan Buyuruyorki...
" Deki; Ben bu tebliğime karşılık sizden Allah'a ve Ehl-i Beyt'ime sevginizden başka bir şey istemiyorum.."
Yani ez-cümle Peygamber'in ümmetinden istediği tek şey; soyuma sahip çıkın! Ben Peygamber'im nübüvvet bende biter... Benden sonra vasiim ve halifem, nübüvvetin devamı benim soyumla olacaktır.... Benim adıma ikrarı biatı'da benim soyumdan gelen imamlar gerçekleştirecektir. diyor...
Allah hepimizi..." Doğru bildiği insanların yoluna iletsin yanlış bildiklerinin, yoldan çıkanların, sapıkların değil..."
Allah Eyvallah
Dede-baba 30.04.2008, 13:40 MUSAHİPLİK CEMİ:
Degerli canlar, musahip arapca kardes demektir. musayip tutma her aleviye şart koşulmuştur. Şöyle ki Bu ibadet... Peygamber Efendimizden kalan bir sünnettir; Müslümanlar Mekke'den Medine'ye hicret ettiklerinde... Mekke'li ve Medineli müslümanlar bir araya toplanmışlardı... Bütün müslümanların hicretinden sonra Ve Allah emri.... Cibril-i Emin nefesiyle Hz. Muhammed Mustafa'ya 'da Hicret emri geldi... Ve yine Hz. Muhammed Allah'ın emriyle Hz. Ali'yi kendi yatağına yatırdı... Medine'ye hicret etti...
Peygamber Medine'ye ulaştığında aşağıdaki Ayet-i Kerime nail oldu...
İsmişah! Bismişah Allah Allah...
Hakk, Dost, Zahir, Batın, Hazır, Gaib. Sırr-ül Sır Erenlerinin Gülcemallerine aşk...
Ber-Cemal-i Muhammed, Kemal-i İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali ra Bülende salavat...
Allahümme salli ala seyyidina Muhammed-in ve ala Ali Muhammed...
"Onlar ki Hakk'a bağlanıp hicret ettiler...
Mallarıyla canlarıyla Allah yolunda savaştılar
Onlar ki (hicret edenleri) barındırıp yardımda bulundular
İşte bunlar, birbirilerinin dostu ve yâridirler
O kimseler ki İnkâr edip küfre saparlar
Hiç şüphesiz onlarda birbirilerinin yâridirler
Eğer böyle yapmaz (birbirinize dost ve yakın olmaz) iseniz
Her zaman yeryüzünde fitne ve fesata izin verirsiniz...
(Enfal suresi ayet 72-73)
Ve böylece Hakk emri... Peygamber sünnetiyle Muhacir ile Ensar birbiriyle kardes kılındı.
Medine'ye En son. gelen ise... Peygamber'i Mekke'li müşriklerden korumak için O'nun yatağına yatan Hz. Ali idi.... ve kendisine kardes kalmamıştı. Üzgün olan Hz. Ali Peygamber'in yanına gitti... Herkesin bir kardeşi olduğunu kendisinin ise bulunmadığını söyledi..
Peygamber Hz. Ali'ye hitaben dediki;
"Ya Ali sen benim dünya ahret kardesimsin, Musa'ya Harun neyse sende bana Öylesin",ve sonrasında orada bulunan bütün müslümanlara hitaben, bu Allah'ın isteğidir. Diye Buyurdu.
Değerli canlar, bu tarihten sonra Alevi-islam inancına sahip kimseler, Hakk emri... Peygamber'imizin sünneti İmam Caferi Sadık'ın Erkanı üzre kendi akrabaları dışında bir kimseyi kendine kardeş kıldı.
Musahipler:
1-Dünya- ahret kardes olup iki cihandada birbirinden sorumludur.
2-Musahiplik evli çiftler arasında ise. ve bu kimselerin kızları birbiriyle evlenemez...
3- Birbirlerine ihtiyaç duyduklarında yanlarında olmaları gerekir.
4- Müsahiplik... Kişilerin kendilerinin karar vereceği bir şey olmayıp... dede-baba'nın izni ve Müsahiplik Ayin-i Cemi ile olur...
5-Kimler bibiriyle müsahip olamaz;..
Dede-baba ve Pir, Taliple
Alim, cahille...
Mü'min ile Münafık& İnanan ile İnanmayan
Piri olan ile Pirsiz olan& düşkün
Evli kimseler bekar ile
Genç ile yaşlı
Zalim, mazlum ile
MÜHAİP OLAMAZ...
Müsahiplerin hem kendileri hemde aileleri birbirlerinin dünya-ahret kardeşidirler... bekar kimseler arasında olan Müsahiplikler de ise.. sonradan evlilik yada cinsellik içeren her türlü ilişki yasaktır... düşkünlük sebebi saylır.. yoldan düşer..
Allah Eyvallah
Dede-baba 12.05.2008, 18:50 Dedelerimden Bu Konuya Cevap Bekliyorum
Bir dede, dede soyundan olmayan ( taliple ) biriyle evlenebilirmi ?
Yada evlense bile bu doğrumudur ?
Cevaplarınız için şimdiden teşekkür ediyorum.
Degerli canlar..
Alevi-Bektaşi islam anlayışında Toplumun Dini Ruhani Lideri Konumundaki dede-baba kesinlikle başka bir Ocak vede dede-baba kızıyla evlenir.. yani Ocak Ocakla evlenir ilkesi vardır..
Bu şekilde evlilik yapmayan dede-baba yoldan düşmüş sayılır.. ve
Dede-baba makamını kaybeder.. halka dede yada babalık yapamaz...
Nedenleri
Bunun birçok nedeni olmakla birlikte gerçek neden şudur.
1- Alevi-bektaşi islam anlayışında dede-baba... Din-i islamı anlattığı talibine cinsel yada benzeri bir duygu besleyemez...(Hatta bunu dahada ileri görürüp Mücerretlik (Hiç Evlenmeme) ilkesini bile kabul eden ocaklar vardır...
2- En önemli neden ise... Alevi bektaşi inancında dede-baba'ının eşinin taşıdığı Kutsallık ve ve öneminden kaynaklanır..
Bilindiği gibi sünni ve diğer islam anlayışında kadının hiçbir söz hakkı olmayıp... tarikat liderinin eşi.. hareminde bulunan onlarca kadından sadece biridir.. hiçbir söz hakkı yoktur.. Erkek içine çıkmaz.. el veremez...(şeyhin cinsel hizmetini yapar o kadar) daha doğrusu insan bile değil değersiz bir varlıktır..
3- Oysaki Alevi-bektaşi islam anlayışında Dede-baba'nın eşine "ANA" denir ve Dede Baba kadar kutsaldır.. Ruhanidir... Herkes saygı duymak durumundadır... Eli Öpülür.. Evlad-ı resul olduğu için Ceddi Muhammed adına şefaat ve dua etmesi istenir..
Dede-baba"'nın eşi "ANA" dede-baba'nın olmadığı durumlarda Ayin-i cem'i yürütür.. Ocağa bağlı taliplere Hakk-Muhammed-Ali yolunu anlatırdı..
"ANA" nın sözünün dinlenmemesi yada kaile alınmaması gibi bir durum söz konusu bile olamaz.. Dede-baba'nın yokluğunda Dini anlamda tek otoritedir..
4- İşte bu nedenlerden dolayı Dede-baba'nın eşi olan "ANA" 4 Kapı Kırk Makam'ı bilmiş ve sırlara ermiş olmalıdır... Aksi takdirde toplumu yönetmesi ve Dede-Baba'nın yerine vekil olması mümkün olamaz...Bu ise ancak başka bir ocakta Edeb-erkanı görmüş öğrenmiş ve sırlara ermiş olmakla mümkündür.. Yani yetiştiği baba'nın bulunduğu dergahta dede yada baba oğullarıyla birlikte aynı önem ve değerde kızınıda yetiştirmek duruundadır...
dede baba kadar toplumu irşat ve bilgilendirme görevi "ANA" yada verilmiştir... "ANA" nın bilgisiz olması düşünülemeyeceğinden dede-baba'lar ancak bu sırlara vakıf başka bir ocak kızyla evlendirilirdi
5- Bu vasıflara sahip olmayan talip veya başka inançtan kimse ile dede-baba'nın evlenmesi aslen yasak olmayıp.. Sadece Dede-baba'yı makamından düşürürmesi nedeniyle yasaktır...
6- Bir başka önemli neden ise... Mehdi İnancıdır.. Bilindiği gibi Bütün Peygamberler tek bir Nur'lu soydan gelir.. ve Bu Nurlu soy Peygamberimizden sonra Hz. Fatıma-ı Zehradan yürümüştür... İşte O soyun devamı bugünkü seyid nesli Dede- ve Baba'lar... ve Mehdi bu Nurlu soydan çıkacaktır.. Bu nedenle geçmişte bazı ocaklar Nur'un kaybolmaması ve sırlanmaması için Ocak-Ocak evliliğine gitmiştir...(Fakat hakikat bu olmayıp yukardaki nedenle dedenin taliple evlenmesi yasaklanmasıdır.)
Allah Eyvallah
Dede-baba 12.05.2008, 18:52 Degerli canlar...
Gerek İmam-ı Ali.... Gerekse 12 İmam...ve de Ehli Beyt olmayan dışarıdan yabancı kimselerle evlenmiştir...Örneğin Celal-abbas Hz. Ali'nin bir Türkmen kızı olan Ümmül beninden doğan oğludur... Yine İmam Hüseyin'in eşi Hz. Şehrebanu Hatun mecusi İran şahının kızıdır..
Nitekim 12 İmam Efendilerimizin Horasan'dan Türklerle evlenmeleri sonucunda seyid nesli dede ve babalar doğmuş bu insanlar Anadoluyu irşar için gelmişlerdir...
Anadoludaki seyid nesli dede-baba'ların sadece ocak kızları yani yine dede ve baba kızıyla evlenmesi..
Ocağın hem erkek olan dede yada babasının irşat görevi olması hemde "ANA" olarak anılan ve saygı gösterilen eşinde irşad ve bilgilendirme görevi olmasından dolayıdır...
Alevi-bektaşi islam anlayışında Dede-baba'nın eşine "ANA" denir ve Dede Baba kadar kutsaldır.. Ruhanidir... Herkes saygı duymak durumundadır... Eli Öpülür.. Evlad-ı resul olduğu için Ceddi Muhammed adına şefaat ve dua etmesi istenir..
Dede-baba"'nın eşi "ANA" dede-baba'nın olmadığı durumlarda Ayin-i cem'i yürütür.. Ocağa bağlı taliplere Hakk-Muhammed-Ali yolunu anlatırdı..
"ANA" nın sözünün dinlenmemesi yada kaile alınmaması gibi bir durum söz konusu bile olamaz.. Dede-baba'nın yokluğunda Dini anlamda tek otoritedir..
İşte bu nedenlerden dolayı Dede-baba'nın eşi olan "ANA" 4 Kapı Kırk Makam'ı bilmiş ve sırlara ermiş olmalıdır... Aksi takdirde toplumu yönetmesi ve Dede-Baba'nın yerine vekil olması mümkün olamaz...Bu ise ancak başka bir ocakta Edeb-erkanı görmüş öğrenmiş ve sırlara ermiş olmakla mümkündür.. Yani yetiştiği baba'nın bulunduğu dergahta dede yada baba oğullarıyla birlikte aynı önem ve değerde kızında yetiştirmesi asıldır.. Ve dede yada baba ancak bu şekilde eğitim almış bir Ocakzade Kız ile evlenebilir...
Bu vasıflara sahip olmayan talip veya başka inançtan kimse ile dede-baba'nın evlenmesi aslen yasak olmayıp.. Sadece Dede-baba'yı makamından düşürürmesi nedeniyle yasaktır...
Yine bu bağlamda talipler açısından ise.. Alevi-bektaşi olan ve ikrar veren bir can.. yine ikrar vermiş ve Hakk-Muhammed-Ali yolunu kabul etmiş bir kadın ile evlenmesi Hakk'tır.. ve önerilirdi..
İşin hakikati budur..
Allah Eyvallah
Hz. Celal Abbas...Hz. Ali?nin.. bir Türkmen kızı Olan ve Ümmül Benin olarak bilinen Hüzam kızı Fatma'dan olan oğludur..
ozur dilerim anlamaya calisiyorum, o tarihte turkmenler daha horasana gelmemislerdi, ve o tarihlerde araplarlan turkmenler arasinda nasil bir bag olabilirki?
turkmenler 1050 ile 1150 sene arasinda horasana gelmeye basladilar :pinch:
AleviKürt 15.05.2008, 01:16 Cünkü Celal Abbas'in annesi bir Türk degildi. Zaten Türk olmasi mantikli da degil.
Celal Abbas'in annesi, Umm al-Banin (Fatima bint Hizam al-Kilabiyya) bir arap idi. Bani Kilab kabilesinden.
Dede-baba 15.05.2008, 01:22 ozur dilerim anlamaya calisiyorum, o tarihte turkmenler daha horasana gelmemislerdi, ve o tarihlerde araplarlan turkmenler arasinda nasil bir bag olabilirki?
turkmenler 1050 ile 1150 sene arasinda horasana gelmeye basladilar :pinch:
Degerli can
Foruma katıldığın ve katkı sağladığın için öncelikle tesekkür ederim...
Türklerin Arap kavimleriyle ve Rumlarla yani Bizansla tanışmları sadece Talas savaşıyla değildir... Bu yanılgıdır... bu gün elimizdeki birçok belge 1071'den öncede Anadoluda Türklerin varlığını bize bildirmektedir...
Yine Kerbelanın İntikamının alınmasında yardımları olan ve İmam Zeynel Abidin'e yardım onu emevilerden kaçıran Türkler yani Türkmenlerdir..
Bu konuda İran kaynaklı fakat İslam öncesi Türklerdende bahseden bir kitap var...
Emrullah ERASLAN'NIN günümüz türkçesine çevirdiği MESRURİ GEDA'nın Eba müslüm Horasani'nin Tabutu adlı kitabı sana önerebilirim... Burada semerkantaa ebu turabilerden ve Türklerden bahseder.. İmam zeynel abdine ve sonrasında 12 İmam'a kimlerin sahip çıktığını görebilirsin..
Bunları Menakıbnamelerden (örneğin Ebu'l Vefa 970'li yıllarda yaşamıştır.. Müridlerinden Türk ve Türkmen olanlar vardır..)Hz. Muhammed Mustafa'nın Türkler hakkındaki sözlerinden... anlamaktayız... yani Büyük kabileler halinde islamiyetin kabulü öncesinde de Türkler Araplarla ilikisi vardı..
Örneğin eskişehirdeki Sücaattin Veli dergahı... Battal gazi bunlardan bir kaçıdır... Yine İmam Hüseyin'in Türkler hakkında sözleride vardır... Hatta kendi çocuklarına ve Ehl-i Beyt'ine Horasan'a gitmelerini önermiştir... (yani o dönemdede Türkler biliniyordu..)
Hatta.. Samarra (Küfe şehrine yakın bir yerleşim yeri) şehri tamamen savaşçı Türkler için kurulmuştu.... İslamiyeti kabul eden Türkler bu şehre yerleştirilmişti...
Yine Celal-abbas ile ilgili elimize geçen belgeler.. Hz. Ali'nin bir Türkmen kızı olan Ümmül Benin ile evlenmesi sonucu doğmuş olduğudur.. bununla ilgili Google arama motorlarından sende birçok belgeye erişebilirsin..
Saygı ve Sevgilerimle..
Dede-baba 15.05.2008, 01:58 Cünkü Celal Abbas'in annesi bir Türk degildi. Zaten Türk olmasi mantikli da degil.
Celal Abbas'in annesi, Umm al-Banin (Fatima bint Hizam al-Kilabiyya) bir arap idi. Bani Kilab kabilesinden.
Degerli can...
Öncelikle Foruma katıldığın ve görüşlerini bizimle paylaştığın için tesekkür ederiz...
Celal Abbas'ın annesinin Türmen olduğuına ilişkin belge ve kanıtlara ilişkin bilgi Aşağıdaki linkten alınmıştır...
Site alalade bir tatışma ve fikir alışverişinin yapıldığı bir forum sitesi değil...
Aksine Alevi-Bektaşilik üzerine bilimsel araştırmaların yapıldığı Gazi üniversitesi
TÜRK KÜLTÜRÜ HACI BEKTAŞ-I VELİ ARAŞTIRMA MERZİNDEN alıntıdır...
http://www.hbektas.gazi.edu.tr/portal/html/modules.php?name=News&file=article&sid=227
Saygı ve Sevgilerimle
Dede-baba 23.05.2008, 21:00 Degerli canlar...
Bugün sizlerle Ehl-i Beyt'in nurlu soyundan gelen Es-Seyyid Ebu'l Vefa ve Halife Kaim bi-Emrillah'ın sarayındaki münazarayı ve bundan önceki yolculuğundan söz söyleyeceğim..
İsmi Şah Bism-i Şah Allah Allah, hayırlar fet ola, şerler def ola Hak-Muhammed-Ali yol göstericimiz ola, Gerçeğin demine hu diyelim...
Evvelden Hakk' a selam getirelim... Peygamber ve nesli al-i abaya salavat getirelim...
Allahümme Salli Ala Seyyid'ina Muhammed-in ve Al'a Ali Muhammed...
"....Vakit tamam oldu...Ol yüceler yücesi Allah küfre sapmış halka acıdı... İçlerinden sıdk ile iman edenlerin.. Dualarına ve salatlarına karşılık verdi .. Gayp alemi Erenlerinden, bir kulunu gönderdi... Ceddi Muhammed... Nesli Ali'den... İmam Zeynel Abidin oğullarından Es-seyid Ebu'l Vefa, batın aleminden zahire doğdu...
Tac-ül arifin derledi Künyesine ... Sene tamam olunca Hakk'tan emroldu geldi fena alemine... Konuşurdu sadece lisanı Kürtçe, bilmezdi hem yoktu nasibi başkada ilimde ...
Bir gece rüyasına girdi ceddi Muhammed.. Ağzından verdi hem nasibini de.. gözünden perdeler kalktı... cümle eşya sırrını O'na açtı... hakikat ilminde bahri ummana daldı... Bir gece vaktiyde Ali sırrı verildiğinde...
Hakk'tan emrolunca cümle sırlar açığa vuruldu... Pek çok kürt mecusi, dini Muhammedi'yeye girip... Ehli Beyt'e gönül verip etrafında toplandı...Nerde kelam eylese.. Ceddi Ehli Beyt'en söylese, birçokları imana gelip tövbe ederdi...
İşte bu zamanlarda Halife, Kaim bi-Emrillah idi...Çevresindeki münkirler vede gerçekleri göremeyen Ehl-i Beyt düşmanı pek çoktu...Ebu'l Vefa'yı kötülediler halifeye... akıllarınca saraya davet edip rezil edeceklerdi Ehli sünnetin en tanımış alimlerince..
Halife Kaim bi-Emrillah'ın huzuruna çıktılar bu gösteriş islamını benimseyen küfr ehli ve dediler ki...
---"... Zeynel Âbidin oğlullarından bir kimse zahir oldu.. cümle ahali O'nunla Ehli Beyt'e iman eyledi... ve hilafet dahi benim atalarımınder imiş..Eğer şimdiden buna bir çare bulmazsak. fitne çıkar.. halifeliğin tehlikeye girer dediler...
Halife merak eyledi.. Es-seyidi görmek diledi.. haberciler gönderdiler.. Davete icabet dilediler...
Hazreti Seyid de davete icabet lazımdır diyerek... halifeden gelen bu daveti kabul eylediler.... Bu yolculuğa bir çok kabileden kimse de çıkmak diledi.. Hazret halkı men eyledi ama ne çare, birini men ederdi başka kabile daha gelirdi...
Seyyid dicle nehrinin yanına geldiğinde takip eden taliplerinin sayı için, kimisi der on bin idi, kimisi der onbinden fazla idi.. . sözün özü peşi sıra pek insan cem olmuş Hazretin izindeydi...
Ol sıralar Dicle nehrinden... öte tarafı ahaliyi geçiren gemiciler var idi...Cümle gemiciler bu kalabalığı görünce korkup kaçtı...gemicilerden "Osman Mabeyrâni" derledi... Bir er vardı... O'nun dışında kimse kalmadı... yerinden kımıldamadı.. merak eyledi.. Bu kimse kimdir? Bu kadar ahali peşindedir...Ve de gerçekten Hakk velisi midir, tecrübe eylemek diledi?...
Osman ileri geldi, Seyyid'e selam verdi:
--- Ya Seyyid! Ücreti peşin verin ondan sonra geçin... Dedi.
Ebu'l Vefa, hademine işaret eyledi.:
--- Hazırda ne varsa ver dedi... Hademi, yüz elli dinar var deyip...Yüz elli dinarı Osman'ın önüne koydu.. Fakat Osman onu almadı..
Osman:
--- Ben bu ücreti istemem dedi..
Hazret:
---Ya ne kadar ücret istersin? dedi
Osman:
---Ya Seyyit, isterim ki yarın sırratı geçirmeye kefil olasın... Ve bunun içinde bana ayrıca delil sunasın...
Hazret:
Osmanın bu kelamını işitti... Cenab-ı Hakk'a, hakkında dua ve salat eyledi..
----Hakk Teala'nın isminde ibret vardır...Sıratı geçersin inşallah dedi...
Osman:
---Ya Seyyid! Delil görmek isterim
Seyyid:
Mübarek dudaklarını kımıldattı...Bir takım sözler söyledi...Birden Osman'a bi haller oldu... Nara attı... Aklı başından gitti...Bir zaman sonra aklı başına geldi... Seyid'i ve cümle halkı geçirmeye razı oldu....
-- Rivayet odur ki..Seyyid'in beraberindeki kavimler üç türlü geçtiler... Bazısı su üzeri yürüyerek, bazısı hava üzreri yürüyerek, bazısı ise Es-Seyid ile bir adımda geçtiler....
Osman Maberani, Hazreti Seyid'den sonra tövbe etti... Ehl-i Beyt yarenleri arasına katıldı... Ömrü hayatını Ta'at ve ibadetle geçirdi... Sonunda ermişler arasına karıştı....Hakkında hikaye dillendi....Dicle kenarında Kummeti vardır... Oraya defnedilmiştir.... Kabri ulu bir ziyaretgahtır.
Bu mucizattan pek sonraları... Osman Muueyra'nın bir oğlu var idi O'ndan rivayet edilir ki....
"... Babamdan sordum ki, sana ne oldu da nara atıp yere düştün? Aklın başından gitti, ne gördün?
--".. Ya oğul gördüm ki... Kıyamet kopmuş, halk mahşere toplanmış, kimisinin yüzü kara ve kimisinin yüzü apak.. ve başta otururlar cümle erenler...Acep kime şefaat edecekler... Mizan kuruldu ve Sırrat gerildi, halk durmayıp geçer idi.. Ama çok az kimse geçebildi... Çoğu ayağını koyduğu gibi kaydı. cehenneme düştü.. Bu hali görüp korktum... Ansızın Tacu'l Arifin gelip elime yapıştı. Sırat katına getirdi ve dediki..
---"Bismillahirrahmanirrahim" de durma geç... Seyid'den bu kelamı işittikten sonra bir nida işittim ki, geçsin Osman Maberanı ve onun zürriyeti... Tacu'l arifin Ebu'l Vefa hürmetine...
Birinci bölüm sonu... (Devam edecek)
(Yazın oluşturulurken, Celal-Abbas Erenler Cemi ve Ebu'l Vefa Menakıpnamesinden Faydanılmıştır..)
Dede-baba 29.05.2008, 20:20 Degerli canlar... Bugün sizlere güzel bi kıssa paylaşmak istedim..
Bir hikaye vardır, eskilerden kalma... şöyle başlar
"... Talibin biri... bi gün Pirine varır... Muhammed-Ali'nin aşkıyla yandığını beyan eder.. Ol uluları bir gececik rüyamda nasıl görürüm der..
Pir...talibine, döner derki.. Bu gece hiç su içme.. bol bol Turşu ye!
Talip bir anlam veremez Bu anlatılana... amma Pir nefesidir.. tutmamak olmaz der... hiç su içmez.. bolca turşu yer, Akşam olur.. Hakk-Muhammed-Ali niyetiyle yatar yatağa...
Sabah olmuştur, Talip kanter içinde bırak Muhammd-Ali'yi.. Sabaha kadar rüyasında çeşme çeşme gezmiştir... biraz morali bozuk koşar Pir'ne Talip...
Ey Ulular ulusu Pir der...
Dediğinizi yaptım amma ne çare... Bırakın Muhammed-Ali'yi Görmeyi...çeşme çeşme gezmekten gayrısını göremedim...
Pir derki..
".. Ey Talip! yanmadan Hakk-Muhammed-Ali aşkına, düşmeden erenler narı ateşine... Serin koymadan erenler meydanına.. görünür mü sandın Muhammed-Ali sana... Durmadan Hakk'ın darına... açılır mı sandın gözündeki Perdeler bir anda sana..."
"... Ey Yüceler Yücesi Allah'ım, bizleri masumluğuna şehadet getirdiğin, dosdoğru bildirdiğin Ehl-i Beyt'in ve cümle Seyid Nesli Veli Kullarının... Evlad-ı Resullerinin izinden,yolundan ayırma... Onların yoluna ilet... yanlış bildilerinin yoldan çıkanlarının sapıkların değil..."
Allah Eyvallah... Şeyhen İlallah[/QUOTE]
Dede-baba 17.06.2008, 15:16 Degerli canlar..
"....Semâ kelime olarak “işetmek ve dinlemek” mânâlarına gelmektedir. Güzel sesle ve musikî refakatinde coşmak mânâsında da kullanılır.
Tasavvufta Semâ bir vasıtadır. Semâdan gaye ise, ondan meşru olarak faydalanmak ve bu vesile ile insanlara Hakkın kelâmını dinletmektir...
Mevlana'nın dediği gibi....
"... Ol Semâ Hakk âşıklarının gıdasıdır, onda Canan ile (hakikî dost ile) buluşup kavuşmanın lâtif bir hayali bulunur. Ve semâ manevî hal sahibi olan gönüller için bir döşek gibidir..."
Bu manada Alevi-bektaşi Ayin-i cemlerinde Semah, İbadetin bir parçasıdır...Semah; Kişinin Hakk-Muhammed-Ali aşkıyla kendisinden geçmesini, çoşmasını ifade eder.... Semah bu manada bir yüceliştir... Allah'a yöneliştir...Adeta kanat çırparak Hakk'a doğru yönelişin manevi bir yolculuktur...
Semah bir dans veya folklorik bir gösteri değildir...Aksine kaynağını Kur'an-ı Kerim'den alan bir ibadettir...
İsmişah! Bismişah Allah Allah...
Hakk, Dost, Zahir, Batın, Hazır, Gaib. Sırr-ül Sır Erenlerinin Gülcemallerine aşk...
Ber-Cemal-i Muhammed, Kemal-i İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali ra Bülende salavat...
Allahümme salli ala seyyidina Muhammed-in ve ala Ali Muhammed...
"And olsun o saf bağlayıp dizilenlere,
O Kanatlarını açıp toplayarak uçanlara,
O haykırarak zikir okuyanlara..."
(SAFFAT SURESİ: 1-2-3)
Alevi-Bektaşi Ayin-i Cem'inde Semah'a duranlar... Hakk-Muhammed-Ali postu önünde... önce saf bağlayıp, dizilirler.... Destur verilince... Hakk-Muhammed-Ali aşkıyla kanatlarını açıp, toplayarak uçarcasına kendilerinden geçip Ol Hakk'ı zikrederler...
Bütün Semah'larda kollar açlıp kapanır...ve Böylece Kur'an hükmü yerine gelsin istenir... Şüphesiz Ol Hakk'ı şeksiz gümansız zikredenleriz biz... O'nu yücelten, ve her dem ananlarız biz...Daim salat ve Zikir üzre olanlarız biz...
Allah Eyvallah Şeyhen İlallah
Dede-baba 11.07.2008, 09:55 ***Degerli canlar.. Bu ocak kerametleriyle ünlüdür..
**Soyadı kanunu verileceği zamanlarmış.. Celal-abbas.. Ocağı.. Postnişininde Seyid Mü'min dede oturuyormuş...
**Tunceli Ovacık ve yakın çevrelerdeki.. Seyid nesli Dede-babaları.. Celal-abbas ocağı mihmandarlığında (misafir ağırlığan) toplanmışlar..
***Her Ocak sahibi..bir Keramet göstermiş... kimisi içinde yemek pişirilen kazanın altına elini atmış.. kor halindeki narı eline almış... Kimisi kaynar şekildeki kazanın içine elini sokmuş yanmadan çıkarabilme kerametini göstermiş...
*** ve sonunda sofraya oturulmuş.... Herkes.. Pir-i Ocağan.. posnişinde oturam Mü'min Dede-baba'nın kerametini bekliyormuş... Rivayet edilir kii.. O gün kazanda kaynayan.. bir kaç parça Horozmuş.. ve misafirlere bu horozlar sunulacakmış.. ve sonunda pişmiş Horoz sofraya gelmiş..
Mü'min Dede-... Sofra duası etmeye kalmadan... Birden bire Pişmiş Horoz Ötmeye canlanmaya başlamış..
Bütün Ocak sahipleri Bir kez daha Pir-i Ocağan Postuna niyaz eylemiş...."Saddaksın ya Veliullah Ali-el Mürteza nesli" demişler.. önünde saygı ile eğilmişler....
işte bu zamanlarda soyadı kanunu için memurlar gelmiş... Ocağa önce Horasan soy ismi layik görülmüş... Fakat Mucizeye tanıklık edenler.. "horoz " soyadını daha uygun bulmuşlar.. ve Bu soyad verilmiştir..
Saygılarımla..
Ey sofu, Eldedir külli varımız
Cümleden uludur yolumuz
Her suale vardır cevabımız
Ol Kur'an-ı natıktır Sırrımız
Dede-baba 02.08.2008, 17:38 Hakk-Muhammed-Ali Aşkı[B]
[B]Ol Aşkın ile girdik biz bu meydana
Zincir ile kılınçtan, zordan bize ne
Ene'l Hakk dedikte, bir olduk Hakla
Cehennemin kor narından bize ne
Hiç pazarlık yapmadık biz Yaradan ile
Hesap tutmadık ne secde, ne oruc ile
Hurili cennet varsın, ol sofunun olsun
Biz ol Hakk'ın aşkına yandık, kime ne
Ezelden yolundayız ya Veliullah
12 İmam’a beli dedik, Eyvallah
Bektaşiyiz Hû inkar etmeyiz billah
Tarikat babında Caferiyiz İlallah
Seyyid Serkaniyem yar elinden
Bizde çeker olduk, Kafir dilinden
Haber beklerim Mehdi dedemden
El amana geldim, Ya Habibullah
(Yazan Dede-baba)
Dede-baba 03.08.2008, 20:43 Hazreti Ademin yaradılışı:
Ol vakit, Yüceler yücesi Allah, Ademi yaratmayı murat etti. Cebrail a.s emretti, Arza git bir avuç toprak al.
Cebrail hemen yedi kat gökten yer yüzüne indi. İndiği yer Mekke de Kabe'nin bulunduğu yerdi.
Toprak almak için eğildi, fakat arz titredi: Olur ki bu mahluk itaatsizlik eder dedi niyaz etti ve toprağından vermedi. Bunun üzerine Hz. Cebrail geri döndü ve durumu arz eyledi.
Cenabı Rabbül Gafur olan Allah, Hz. Mikail-i gönderdi.. Arz Ona'da niyaz etti toprağını vermedi.
Yüce Allah üçüncü defa İsrafil a.s. gönderdi.. O'da elleri boş döndü.
Nihayet emr-i bari ile Azrail a.s. Arza indi. Arz onada niyaz etti,
Fakat Azrail:
-- Ben Allahü Tealanın emrini yapmamazlık edemem dedi. Hemen yer yüzüne el attı...Her çeşit topraktan aldı ve getirdi.
Rab olan Allah, Ademi işte bu topraktan yarattı. Sonra Meleklere emir buyurdu;
Onu Rıza suyu ile yıkadılar. Başına hilafet tacını koydular. Keramet hil'atı giydirip, yücelik kürsüsü üzerine oturttular.
Ve: Sen yerde, gökte halifesin dediler.
Yerde yatıyordu. Henüz ruh verilmemiş idi. Fakat böyle iken bile çok güzel idi. Kendisini gören Melekler, kuşlar, bütün canlılar hayran kalıyordu. O zamana kadar böyle güzel mahluk görülmemişti.
Sonra O'na ruh verildi. Adem yattığı yerden kalktı. Oturdu ve aksırdı:
-- "Elhamdülillah (Şükür olsun Yaradan'a dedi.
Bunun üzerine Kaadiri Kayyum:" Yerhakemullah ya Adem"dedi. (Allahtan sana rahmet gelsin) demektir.
Sonra:-- Ya Adem! İzzim Celalim hakkı için, seni bu kelime için halk ettim dedi.
Ve buyurdu:
Yukarı bak! O da başını kaldırıp baktı.
Arşta: La İlahe İllallah Muhammeden Resulullah. Yazılı olduğunu gördü.
Ve sordu:
-- Ya Rab! "La İlahe İllallah" senin birliğindir amma, (Muhammeden Resulullah kim?)
Ol Hakk'tan Nida geldi:
-- O benim habibimin adıdır. Ve senin oğlundur, buyurdu.
Bu esnada Adem a.s. havaya baktı, üç sevimli kuş gördü. Hepsi birbirinden güzeldi. Fakat bilhassa biri pek zarifti. Adlarını ve makamlarının neresi olduğunu sordu.
İlkin en zarifi:
-- Ben akılım, diye cevap verdi. Makamım insanların başıdır.
Adem a.s. "Cenabı Hakkın halk ettikleri arasında en üstünü" diye düşündü.
Sonra ikincisine döndü. Çok güzel bir yüzü vardı.
O da :
-- Adım edep ve hayadır ve makamım insanların yüzü ve gözüdür dedi.
Üçüncüsü pek babacan bir kuştu. Yumuk, yumuk gözleri vardı. Kanatları pek parlak değil, ama temizdi.
-- Adım ilim ve şevkat, makamım insanların göğsüdür diye kendisini taktim etti.
Adem:
-- O halde gelin yerlerinize girin! teklifinde bulundu. Üç kuş yerli yerine yerleşince Hz. Adem kalbinde büyük bir huzur ve ferahlık hissetti.
Sonra sol tarafına baktı, orada da birbirinden çirkin üç kuş gördü. Onlarada adlarının ve makamlarının neresi olduğunu sordu.
İlki pek kurumlu bir kuştu.kimse ile pek meşkul görünmüyordu. Sadece benim diyen bir hali vardı. Kanatları, süslü ve parlaktı öyle yapmacık halleri vardı ki, gerçekten görülmeğe değerdi.
Adım Kibir ve makamım insanların başıdır. dedi.
Adem -- Fakat o aklın yeridir dedi. Sen orada nasıl durursun?
Kibir gülümsedi -- Aklı oradan çıkarır yerine ben girerim. Ben gelince akıl oradan gider, diye cevap verdi.
İkincisi:-- Adım Tamahdır ve makamım insanların yüzü ve gözüdür dedi.
Adem:-- Fakat bu edep ve hayanın yeridir dedi.
Tamah:-- Ben gelince edep ve haya gider, diye cevap verdi.
Üçüncüsü:-- Benimde adım hased,dedi ve makamım insanların göhsüdür.
Adem:-- Ama, bu ilm ve şefkatin yeridir, dedi.
Hased:-- Ben gelince, ilim ve şefkat gider.
Hz. Adem yüzünü buruşturdu ve düşünceye daldı. Bunun üzerine iyi kabul görmeyen üç sevimsiz, daha fazla orada duramadılar ve ayrılıp gittiler.
Hak Teala bütün ruhları da Ademe gösterdi. Ve sağ yanına iyman edenlerin, sol yanına da kafirlerin ruhlarını koydui
Sonra şöyle buyurdu: "Elestü birabbiküm" Allah Tealaya layık olan kular: " Beli" dediler.
Hakka layık olmayanlar da: "La" dediler. Bir kısmıda aldırış etmediler.
Yine buyurdu: "Elestü birabbiküm" Budefa: "Beli" diyenlerin bir çoğu "La" Aldırış etmeyenlerin de bir çoğu "Beli" dedi. Bir kısmı yine aldırış etmedi.
İki kere "Beli" diyenler Mü'min ve de doğru Mü'min olacaklardı.
İki kere "La" diyenler kafir doğup kafir öleceklerdi.
İki kere aldırış etmeyenlere gelince; onlarda neüzübillah şaki ve azgın olacak olanlardır.
İlkin "Beli" sonra "La" diyenler Mü'min doğup kafir ölecekler.
İlkin "La" sonra "Beli" diyenler ise kafir doğup Mü'min ölecek olanlardır.
ERKAN-I İMAM-I CAFER-İ SADIK
Allah Eyvallah
Dede-baba 04.08.2008, 12:45 Dayılarımın geldiği Ocak olan Ali Abbas (veya Celal Abbas) Ocağı köken olarak Ocaklar arasında ki sınıflandırmalarda dikkati çeken ocaktır.
(Dayılarım Kemah'tan 19. YY.de Erzincan /Avcılar -eski adı ile Kiştim- köyüne gelmişlerdir ve burada kalabalık bir topluluk oluşturmuşlardır)
Alevi Ocakları ikiye ayrılılırlar.
A- Evladı Resul olanlar,
B- Evladı Ali olanlar
A- Evladı Resul olanlar Köken olarak Hz. Muhammed'e dayanan Ocaklardır.
Kendilerine - Biz Evladı Resül Seyyid-i Saadetiz - derler.
Açıklama -
1- Resul . Kendisine kitap inan Peygamber. Peygamberler kendi içinde ikiye ayrılırlar. Kendilerine kitap inenler. Bunlara Resül denir. Kendilerine kitap inmeyenlere de Nebi denir. Ayrıca kendilerine Suhuf (sayfa) inen Peygamberler de Nebi kapsamındadırlar.
2- Seyyid(t) - Kökleri Hz. Muhammed'de ulaşanlar. Bunların tümüne erkeklerine Seyyid(t), Kadınlarına Seyyide denir. Bu tanım sadece Türkiye'de değil tüm Arap İslam topluluklarında halen kullanılan kavramdır.
3- Saadet. Hidayet anlamında gelir. Yani Saadet gösteren, saadete çıkaran, Hidayete erdiren kişi anlamındadır. Bu vesile ile Hz. Muhammed Hidayete erdirici, kurtarıcı, yol gösterici anlamına gelir. Evladı Resül olanlar bu kapsama girerler.
B- Evladı Ali olanlar.
Bunlar köken olarak Hz. Ali'ye uzanan ocaklardır. Celall Abbas ocağı bunun örneklerinden biridir. Bu kapsama ayrıca Dikme ocaklarda girerler. Bunlar kendilerine ''Biz Evladı Ali'yiz '' derler.
Evladı Ali ocaklarında belirgin olan özellik ,gizemi halen tam olarak tarafımdan çözül(e)meyen Tarık / Pençe ibadetinde Tarık özelliğini canlı olarak sürdüren ocaklardır. (Tarık - Cem'de Tarikat ibadetini delil (hüccet) sürdürmeden yerine getirenlerdir)
(Pençe- Cem'lerde Evliya denilen kutsal çubuklarla (Asa'larla ibadeti yapanlar)
Evladı ALi olanlar da bu özellik daha fazla göze çarpar.
Bilginize.
k.balaban
Not. Celal Abbas Fırat'tan su almak için gittiğinde kollarını kaybeder. Yezid'in askerleri tulumlarla su almaya gelen Celal Abbas'ın kollarını kılıç darbeleri ile keserler. Celal Abbas tulumları ağzı ile çadırlara götürmek ister. Askerler ok ve kılıç darbeleri ile tulumları parçalayıp suyu yere dökerler. Celal Abbas çadırlara kollarını kaybederek çaresiz bir şekilde döner. Ve bu dram Cem ibadetlerimizde Düvazlara konu olmuştur. Düvazlarda bu konu böyle işlenmektedir.
Degerli can..
Öncelikle Foruma katıldığınız ve katkı sağladığınız için Tesekkür ederim..
1-Al-i Abbas ve Celal Abbas aynı ocaktır.. seceleri aynıdır... Amcazadelerdir.. Bu ocağın erzincan kolunun bir kısmıda kiştim Köyünde bulunur... Buradaki dedelerin bir kısmının soyadı Ağyüz bir kızmının ise yine Horozdur...(ocaklar sahip oldukları Hüccetlerden tanınır, bu genellikle TARIKTIR.. Bir araya getirildiklerinde birbirini tamamlarlar..)
2- Çok enderde olmakla birlikte, Dedeler...Yılda bi iki kez de olsa bir araya gelinir.. Fakat aktif olarak cem yürüten Ocağın Çorum ve eskişehir koludur.. Bunlar ise soyadlarını Erzincan olarak değiştirmişlerdir... eskişehir, konya, çankırı çorumda binlerce Türkmen alevi Ocağa bağlıdır.. Cemler yapılır.
3- Celal Abbas Evlad-ı Ali soyundan gelir,, Hz. Ali'nin Türkmen eşi Ümmül beninden gelirler ... Celal Abbasın annesinin, adıda FATIMA dır.. ama İmam Hasan ve Hüseyin'in annesi olan Fatıma-yı Zehra değildir... Bu ikisi genellikle karıştırılır.
4- Celal Abbas ayin-i cem'lerinde, TARIK ÇIKARILIR... Bu TARIKların görünen ve görünmeyen mucizeleri vardır... ve Bu cemlere tanık olanlar.. Bir çok mucizeyede şahitlik ederler.. Ocak kerametleriyle ünlüdür.... Bu özellik Celal Abbas ocağının Piri Ocağan .. ocakların Piri olmasından ileri gelir...
Eğerki Bir Ocak Hz. Ali'nin Soyundan, neslinden geliyorsa, Bu şekilde, şekilde nişaneler olması gerekir..
5- Ancak hemen belirtmek gerekirki, TARIK YADA ASA, ancak, Yılda Bir iki kez Musahiplik ceminde yada Hızır ceminde.. Ama genellikle,, ERENLER CEMİNDE, özel bir dua ile çıkarılar... Birçok mucizeye yüzlerce kişi tanık olur.. olmuşturda.. Bu ayin-i cemlere sünni giremez.. musahipsiz girilmez...
Erenler cemine ise Evlad-ı Resul olmayan, Evladı Ali olmayan kesinlikle alınmaz.. Hüccet (DELİL İSTENİR VE SORULUR) ÇOK GİZLİ yapılan cemlerdir...
6- Tv'lerde görülen cemlerden oldukça farklıdır.. Hem içerik olarak.. hemde biçimsel olarak, kendine has ibadetleri ve erkanı vardır.. bu anlamda Celal Abbas ocağı kendine has erkanı olan, Pir-i Ocağan sınıfındadır..Anadoludaki bir çok Dede-baba'yı geçmişte yetiştirendir..
7- Dikme dedeler denilen, rehberlerde bu ocaklarda Ceddi Muhammed neslinden olan dede'lerce Pirlerce yetiştirilirdi.... Fakat bu dikme dedelare Biat olunmaz.. sadece dede olmadığı zamanlarca dede'nin Buyruklarını ileten, ve uygulayandır..
Saygı ve Sevgilerimle
sır_kapısı 04.08.2008, 15:15 Hz. Celal Abbas ve soyunu okumama vesile olan dede-baba ya teşekkür ederim.
Bilindiği gibi insanlar Erenler cemine giremeyenler ve sırlara vakıf olamayan aleviler inançlarını alevlendirecek ve imanının derecesini arttıracak kerametlere artık şahit olamıyorlar ve bu yüzden bir inanç soğuması meydana gelmektedir. Hz Musa bile peygamber iken Yarab bana görün ki imanım artsın diye dua ediyorsa Talipler görmeden bilmeden sadece ilmel yakin olarak iman etmeye ve imanlarını zar zor devam ettirmeye çabalıyorlar.
Dede-baba soruyorum biz normal insanların bu cemlere ve sırlara şahit olup imanımızı canlandırmak ve o sıcaklığı devam ettirmek hakkı değil midir?
Buzamana kadar böyle gelmiş ama gerçek inananlarıda teker teker yitirmekteyiz.
Aleviliğin ortak bir duyguda birleşmesi ve geleceğe taşınması için bu istek çok mudur?
Saygı ve sevgilerimle
Dede-baba 03.09.2008, 18:57 Derviş Ali
Celal-abbas neslinden gelen bir başka ulu ise... Elazıg'da (El-Aziz) bulunmaktadır..Baskil Tabanbükü (Şeyh - Hasan) Köyü Garipler (Ahmet Yesevi) Mezarlığı: Selçuklu mimari üslubundandırlar köyün en eski mezarlığıdır.
Mezarlığın ortasında Ahmet Yesevi ve onun soyundan gelen Derviş Ali’ye ait yan yana kare planlı iki türbe bulunmaktadır.... Mezar taşında Hz. Ali oğlu Celal Abbas neslinden “Horasanlı Hoca Ahmet Yesevi” yazısı bulunmaktadır.
Zeynel dede
*** 1952 Ovacık Kedek (Koyun Gölü) doğumlu. Halen köyünde yaşayan Zeynel Dede, Alevilik felsefesi gereği, dünyevi tercihlerini, mal mülk olarak değil de Alevilik inancı ve onun sözlü ürünü olan deyişlerden yana kullanıyor. Arazi sahibi olmadığı için Ovacık merkez ve köylerinde inşaat işçiliği ve rençberlik ile geçimini sağlıyor.
Hz. Ali'nin ikinci eşinden olan Celal Abbas (Ali Abbas) soyundan geldiklerine inanılan Zeynel Dede,
Çevresinde saygınlık kazanmış bir pir. Babası ve dedesinden kalan deyişleri üç telli curasıyla şelpe tekniğiyle çalan Zeynel Dede'den,
Başta Arif Sağ.... olmak üzere Tolğa Sağ...., Yılmaz Çelik..., Süleyman Yıldız.... gibi halk müziği sanatçıları eser alarak albümlerinde okumuş
CELAL ABBAS GEL YETİŞ
Halim arzeyledim Celal -Abbas'a
Bİr elinde kılınc birinde asa
Seni sevenler Çekmiyor tasa
Elim Yetmez Celal-abbas gel YETİŞ
Bilirsin sultanım kulun halini
Feda edem dost yoluna malımı
Sana arz eyledim müşkül halimi
Müşkülümü halletmeye gel yetiş
Ceddin hakki içİn unutma bizİ
Gündüzde gecede zikredem sizİ
Sİze yol değİldİr dağ-ova-yazı
Çagirdiğim Celal-abbas gel yetiş
Senin aslın On İkİ İmam ASLINDAN
Cara yetişmek Senin neslinden
Uruf Çıkmadan can kafesinden
Çikan 0 cana uruf alda, gel yetiş
Sen'in aslin Peygamber'e dayanir
Nurlarin evvelİ sizde uyanir
Sizi Seven durmuş nura boyanir
Gücüm sİze yetmez aman gel YEtİş
Dursun dede
Dede-baba 06.09.2008, 21:45 [B]Celal Abbas'ı evlendiren yetiştiren İmam Hasandır.. İmam Hüseyin ile birlite kerbelada şeyid olmuştur.. fakat soyu oğulları yoluyla yürümüştür... bu konuda geçmiş sayfalarda bilgiler var.. Aynı şekilde başta Şahkulu Web sitesi olmak üzere birçok alevi derneğinin sitelerindede bilgi vardır...
Celal abbas Ocağı Al-i Abbas ve Celal Abbas olarakta bilinir.. bu iki ocakta aynıdır...
Celal Abbas ocağı Hacı Bektaş'tan önce Anadoluda var olan ocaklardandır.
Pir Ocağı sınıfındandır.. dede ve Mürşitlerin eğiltildiği Ocaktır..
Kendine has Erkanı, Cemi olan,, ve Tarık bulunan bir ocaktır.. Tarık hala Ocak neslinden gelen dedelerdedir...
1980 yıllara kadar aktif olarak cem yürüten Celal Abbas dedeleri, ercancan Kolu Günümüzde cem yürütmezken, Çorum, Elazığ ve Tunceli kolları yürütmektedir..
Dede soyundan gelen seyidler cunhuriyetin ilanıyla Horoz/Horuz soyadını aldı... Eskişehir ve Çorum kol dedeleri ise Erzincan soyadını taşımaktalar.
Bir kaç belge daha var elimde ancak yazı eski türkçe ve günümüze çevrilmesi gerekir.. yazıyı güncellemek biraz zaman alacak ama bunuda sizlerle paylaşacağım..
Saygı ve sevgilerimle
Ey nûr-ı dîdem,
Âl-i Abbas olasın,
Kimseye eyleme sitem,
Âl-i Abbas olasın.
Cihangir pehlivan olan,
Nefsin bendi esir kılan,
Bende-i Ehlibeyt olan,
Âl-i Abbas olasın.
Niyet ise, Pire gidem,
Ceddinizdir Hasan Dedem,
An bu andır, Dem de bu dem,
Âl-i Abbas olasın.
Sensin aradığım yazı,
Derde ilaç arif sözü,
Pîr eşiğine sür yüzü,
Âl-i Abbas olasın.
Zeynel sözün hoş cânedir,
Saman içre bi dânedir,
Aşk içinde pervânedir,
Âl-i Abbas olasın.
(Zeynel Baba)
Kaynak: Abdulrahman, Güzel, Zeynel Baba, hayatı, sanatı ve Şiirleri s. 64
|
|