metin EL-ALEVI
27.01.2006, 14:08
EMİR’ÜL MÜMİMİN HZ. ALİ’Yİ NURANİYETLE TANIMA HUTBESİ
Muhammed b. Sadaka’dan rivâyet edildi ki, Allah onlardan razı olsun, Ebû Zerr el-Gıfârî,
Selmân el-Fârisî’ye sordu: “Ey Ebû Abdullâh! Emîr’ül Müminîn Ali aleyhisselâmı nuraniyetiyle tanımak (bilmek) nedir?”
Selman Dedi ki: “Ey Cündüb,(1)hadi gidip bunu ona soralım”
Dedi ki: “Geldiğimizde onu göremedik, onu gelinceye dek bekledik.”
Geldiğinde Allah’ın salavatı üzerine olsun, bize buyurdu ki: “Sizi buraya getiren nedir” diye sordu.
Dedik ki: “Nuraniyet bakımından seni tanımak nedir diye sana sormaya geldik ya Emîr’ül Müminîn”
Allah’ın salavatı üzerine olsun buyurdu ki: “Hoş geldiniz, siz ki dinine bağlı, ihmalkâr olmayan iki velisiniz. Hayatım üstüne yemin ederim ki böylesi her mümin ve müminenin üzerine farzdır.” Sonra Allah’ın salavatı üzerine olsun buyurdu ki: “Eya Selman ve ey Cündüb!”
“Lebbeyk ey Emir’ül Müminin!” dediler.
İmam aleyhisselam buyurdu ki: “Beni nuraniyetin geçek bilgisiyle tanıyıncaya dek hiç kimsenin imanı tam olamaz ve beni bu bilgiyle bildiğinde Allah onun kalbini imanla sınamış, göğsünü İslam’a açmıştır, ve o, ârif ve uzgörülü olmuş demektir, kim ki bunun bilgisini ihmal eder, o şüpheci ve kuşkucudur. Ey Selman ve ey Cündüb!”
İkisi dediler ki: “Lebbeyk! Ey Emîr’ül Müminîn”
İmam aleyhisselam buyurdu ki: “Beni nuraniyet bakımından tanımak izzet ve celal sahibi olan Allah’ı tanımaktır ve izzet ve celal sahibi olan Allah’ı tanımak da beni nuraniyet bakımından tanımaktır ve yüce olan Allah’ın: ‘Allah’a, dini ona halis kılan hanifler olarak tapmaları, namazı kılmaları ve zekâtı vermelerinden başkasıyla emredilmediler ve işte dosdoğru topluluğun dini budur.’(2) dediği halis dindir, yani, Muhammed’in, Allah ona ve ailesine salat ve selam etsin, nübüvvetinden başkasıyla emredilmediler ve bu, hanîfî, Muhammedî, müsamahakâr dindir. ‘Ve namazı kılmaları’(3) sözü şudur ki benim velayetimi geçerli kılan namazı kılmış demektir ve benim velayetimi geçerli kılmaksa bir zorlu zordur ki bunu ancak yakınlaştırılmış bir melek ya da gönderilmiş bir peygamber ya da Allah’ın kalbini iman için sınamış olduğu mümin bir kul taşıyabilir, öyle ki melek eğer yakınlaştırılmış değilse bunu taşıyamaz ve nebi eğer gönderilmiş bir peygamber değilse bunu taşıyamaz ve mümin eğer sınanmış değilse bunu taşıyamaz.
Dedim ki: “Ey Emîr’ül Müminîn! Mümin kimdir, sonu nedir, sınırı nedir? Onu tanıyabileyim”
İmam aleyhisselam buyurdu ki: “Ya Ebu Abdullah!”
“Lebbeyk, ey! Resulullahın kardeşi” dedim.
İmam aleyhisselam buyurdu ki: “Sınanmış mümin odur ki ona bizim emrimizden bir şey gelmeyegörsün bir şüphe ve kuşku duymadan göğsü onu kabule mutlaka açılır. Şunu bil ki, ya Ebu Zerr!, ben izzet ve celal sahibi olan Allah’ın kulu ve onun kulları arasındaki halifesiyim; bizi erbâb(4) edinmeyin ve üstünlüğümüz hakkında istediğinizi söyleyin, yine de içimizdekinin künhüne ve sonuna ulaşamazsınız, çünkü izzet ve celal sahibi olan Allah’ın bize verdikleri, anlatanınızın nitelediklerinden ya da birinizin kalbine doğandan daha büyük ve daha uludur; imdi eğer bizi böyle tanırsanız siz müminsinizdir.”
Selman dedi ki: “Ey Resulullahın kardeşi!, namazı kılan velayetini mi geçerli kılmıştır? Dedim.
İmam aleyhisselam buyurdu ki: “Evet, ey Selman bunun teyidi de yüce olanın aziz kitabındaki şu sözüdür: ‘Sabır ve namaz ile yardım dileyin ve elbette o ağırdır, huşu edenler için hariç.’(5) Buradaki ‘sabır’ Allah ona ve ailesine salat ve selam etsin, Resulullah’tır, ‘namaz’ ise benim velayetimi geçerli kılmaktır ve yüce olan Allah burada, ‘elbette o, ağırdır’ demiştir, ‘elbette onlar, ağırdır’ dememiştir, çünkü velayetin taşınması ağırdır, huşu edenler için hariç ve huşu edenler uzgörülü Şiilerdir;(6) bu böyledir, çünkü, Mürcie, Kaderiyye, Hâricîler ve diğer Nâsıbiyye’den(7) olan diğerleri, Allah ona ve ailesine salat ve selam etsin, Muhammed’e ıkrar verdikleri ve aralarında bir ayrılık olmadığı halde, onlar benim velayetim konusunda çelişki içindedirler, onu inkâr ve reddederler, pek az kişi dışında. -Ki Allah onları aziz kitabında nitelemiş ve buyurmuştur ki: ‘Ve elbette o ağırdır, ama huşu edenler için hariç.’ Ve yüce olan Allah aziz kitabının bir başka yerinde, Allah ona ve ailesine salat ve selam etsin, Muhammedin nübüvveti ve benim velayetim için buyurmuştur ki: ‘Ve nice terk edilmiş kuyu ve yükseltilmiş kasır’(8) kasır Muhammed’dir ve terk edilmiş kuyu benim velayetimdir ki onu terk edip inkar ettiler, benim velayetimi inkar edenin Muhammed’in, Allah ona ve ailesine salat ve selam etsin, nübüvvetini ıkrar etmesinin kendisine bir faydası olmaz; bilin ki kesinlikle ikisi birbirine bağlanmıştır. Nitekim Allah’ın salatı ve selamı onun ve ailesinin üzerine olsun ki Nebi, mürsel (gönderilmiş) nebidir ve kendisi yaratılmışların imamıdır, Ali de ondan sonra yaratılmışların imamı ve Muhammed’in, Allah ona ve ailesine salat ve selam etsin, vasisidir(9); Peygamberin buyurduğu gibi: ‘Sen benim için Musa’ya nazaran Harun gibisin, şu farkla ki benden sonra nebi yoktur.’(10) Bizim ilkimiz Muhammed, ortancamız Muhammed ve sonuncumuz Muhammed’dir; kim benimle ilgili bilgisini tamama erdirirse kendisi dosdoğru topluluğun dini üzeredir, Allah’ın buyurduğu gibi: ‘Ve işte dosdoğru topluluğun dini budur’(11) ve bunu Allah’ın yardım ve yönlendirmesiyle açıklayacağım. Ey Selman ve ey Cündüb!”
“Lebbeyk, ey Emîr’ül Müminîn! Allah’ın salavatı üzerine olsun” dediler.
İmam aleyhisselam buyurdu ki: “Ben ve Muhammed izzet ve celal sahibi olan Allah’ın nurundan tek bir nur idik, kutlu ve yüce olan Allah o nura yarılmasını emretti, ardından bir yarısına: Muhammed, ol, dedi ve öteki yarısına da: Ali, ol, dedi. Bu nedenle Allah’ın salatı ve selamı onun ve ailesinin üzerine olsun Resulullah: ‘Ali bendendir, ben Alidenim ve benim adıma yalnızca Ali tebliğ edebilir’(12) demişti. Nitekim Ebu Bekr’i Mekke’ye bir uyarıyla gönderdiğinde Cebrail aleyhisselam inip, ‘Ey! Muhammed’ dedi, ‘Lebbeyk’ diye karşılık verdi.’ ‘Allah, onu senin ya da senden birinin götürmesini emrediyor sana’ dedi. Bunun üzerine Ebu Bekr’i geri getirmemi istedi, geri getirdim, o da buna içerleyip ‘Ya Resulullah, bu Kuran’a mı indi?’ dedi. Resulullah: ‘Hayır, ama yalnızca ben veya Ali tebliğ edebilir’(13) buyurdu. Ey Selman ve ey Cündüb!”
“Lebbeyk ey Resulullahın kardeşi” dediler.
Muhammed b. Sadaka’dan rivâyet edildi ki, Allah onlardan razı olsun, Ebû Zerr el-Gıfârî,
Selmân el-Fârisî’ye sordu: “Ey Ebû Abdullâh! Emîr’ül Müminîn Ali aleyhisselâmı nuraniyetiyle tanımak (bilmek) nedir?”
Selman Dedi ki: “Ey Cündüb,(1)hadi gidip bunu ona soralım”
Dedi ki: “Geldiğimizde onu göremedik, onu gelinceye dek bekledik.”
Geldiğinde Allah’ın salavatı üzerine olsun, bize buyurdu ki: “Sizi buraya getiren nedir” diye sordu.
Dedik ki: “Nuraniyet bakımından seni tanımak nedir diye sana sormaya geldik ya Emîr’ül Müminîn”
Allah’ın salavatı üzerine olsun buyurdu ki: “Hoş geldiniz, siz ki dinine bağlı, ihmalkâr olmayan iki velisiniz. Hayatım üstüne yemin ederim ki böylesi her mümin ve müminenin üzerine farzdır.” Sonra Allah’ın salavatı üzerine olsun buyurdu ki: “Eya Selman ve ey Cündüb!”
“Lebbeyk ey Emir’ül Müminin!” dediler.
İmam aleyhisselam buyurdu ki: “Beni nuraniyetin geçek bilgisiyle tanıyıncaya dek hiç kimsenin imanı tam olamaz ve beni bu bilgiyle bildiğinde Allah onun kalbini imanla sınamış, göğsünü İslam’a açmıştır, ve o, ârif ve uzgörülü olmuş demektir, kim ki bunun bilgisini ihmal eder, o şüpheci ve kuşkucudur. Ey Selman ve ey Cündüb!”
İkisi dediler ki: “Lebbeyk! Ey Emîr’ül Müminîn”
İmam aleyhisselam buyurdu ki: “Beni nuraniyet bakımından tanımak izzet ve celal sahibi olan Allah’ı tanımaktır ve izzet ve celal sahibi olan Allah’ı tanımak da beni nuraniyet bakımından tanımaktır ve yüce olan Allah’ın: ‘Allah’a, dini ona halis kılan hanifler olarak tapmaları, namazı kılmaları ve zekâtı vermelerinden başkasıyla emredilmediler ve işte dosdoğru topluluğun dini budur.’(2) dediği halis dindir, yani, Muhammed’in, Allah ona ve ailesine salat ve selam etsin, nübüvvetinden başkasıyla emredilmediler ve bu, hanîfî, Muhammedî, müsamahakâr dindir. ‘Ve namazı kılmaları’(3) sözü şudur ki benim velayetimi geçerli kılan namazı kılmış demektir ve benim velayetimi geçerli kılmaksa bir zorlu zordur ki bunu ancak yakınlaştırılmış bir melek ya da gönderilmiş bir peygamber ya da Allah’ın kalbini iman için sınamış olduğu mümin bir kul taşıyabilir, öyle ki melek eğer yakınlaştırılmış değilse bunu taşıyamaz ve nebi eğer gönderilmiş bir peygamber değilse bunu taşıyamaz ve mümin eğer sınanmış değilse bunu taşıyamaz.
Dedim ki: “Ey Emîr’ül Müminîn! Mümin kimdir, sonu nedir, sınırı nedir? Onu tanıyabileyim”
İmam aleyhisselam buyurdu ki: “Ya Ebu Abdullah!”
“Lebbeyk, ey! Resulullahın kardeşi” dedim.
İmam aleyhisselam buyurdu ki: “Sınanmış mümin odur ki ona bizim emrimizden bir şey gelmeyegörsün bir şüphe ve kuşku duymadan göğsü onu kabule mutlaka açılır. Şunu bil ki, ya Ebu Zerr!, ben izzet ve celal sahibi olan Allah’ın kulu ve onun kulları arasındaki halifesiyim; bizi erbâb(4) edinmeyin ve üstünlüğümüz hakkında istediğinizi söyleyin, yine de içimizdekinin künhüne ve sonuna ulaşamazsınız, çünkü izzet ve celal sahibi olan Allah’ın bize verdikleri, anlatanınızın nitelediklerinden ya da birinizin kalbine doğandan daha büyük ve daha uludur; imdi eğer bizi böyle tanırsanız siz müminsinizdir.”
Selman dedi ki: “Ey Resulullahın kardeşi!, namazı kılan velayetini mi geçerli kılmıştır? Dedim.
İmam aleyhisselam buyurdu ki: “Evet, ey Selman bunun teyidi de yüce olanın aziz kitabındaki şu sözüdür: ‘Sabır ve namaz ile yardım dileyin ve elbette o ağırdır, huşu edenler için hariç.’(5) Buradaki ‘sabır’ Allah ona ve ailesine salat ve selam etsin, Resulullah’tır, ‘namaz’ ise benim velayetimi geçerli kılmaktır ve yüce olan Allah burada, ‘elbette o, ağırdır’ demiştir, ‘elbette onlar, ağırdır’ dememiştir, çünkü velayetin taşınması ağırdır, huşu edenler için hariç ve huşu edenler uzgörülü Şiilerdir;(6) bu böyledir, çünkü, Mürcie, Kaderiyye, Hâricîler ve diğer Nâsıbiyye’den(7) olan diğerleri, Allah ona ve ailesine salat ve selam etsin, Muhammed’e ıkrar verdikleri ve aralarında bir ayrılık olmadığı halde, onlar benim velayetim konusunda çelişki içindedirler, onu inkâr ve reddederler, pek az kişi dışında. -Ki Allah onları aziz kitabında nitelemiş ve buyurmuştur ki: ‘Ve elbette o ağırdır, ama huşu edenler için hariç.’ Ve yüce olan Allah aziz kitabının bir başka yerinde, Allah ona ve ailesine salat ve selam etsin, Muhammedin nübüvveti ve benim velayetim için buyurmuştur ki: ‘Ve nice terk edilmiş kuyu ve yükseltilmiş kasır’(8) kasır Muhammed’dir ve terk edilmiş kuyu benim velayetimdir ki onu terk edip inkar ettiler, benim velayetimi inkar edenin Muhammed’in, Allah ona ve ailesine salat ve selam etsin, nübüvvetini ıkrar etmesinin kendisine bir faydası olmaz; bilin ki kesinlikle ikisi birbirine bağlanmıştır. Nitekim Allah’ın salatı ve selamı onun ve ailesinin üzerine olsun ki Nebi, mürsel (gönderilmiş) nebidir ve kendisi yaratılmışların imamıdır, Ali de ondan sonra yaratılmışların imamı ve Muhammed’in, Allah ona ve ailesine salat ve selam etsin, vasisidir(9); Peygamberin buyurduğu gibi: ‘Sen benim için Musa’ya nazaran Harun gibisin, şu farkla ki benden sonra nebi yoktur.’(10) Bizim ilkimiz Muhammed, ortancamız Muhammed ve sonuncumuz Muhammed’dir; kim benimle ilgili bilgisini tamama erdirirse kendisi dosdoğru topluluğun dini üzeredir, Allah’ın buyurduğu gibi: ‘Ve işte dosdoğru topluluğun dini budur’(11) ve bunu Allah’ın yardım ve yönlendirmesiyle açıklayacağım. Ey Selman ve ey Cündüb!”
“Lebbeyk, ey Emîr’ül Müminîn! Allah’ın salavatı üzerine olsun” dediler.
İmam aleyhisselam buyurdu ki: “Ben ve Muhammed izzet ve celal sahibi olan Allah’ın nurundan tek bir nur idik, kutlu ve yüce olan Allah o nura yarılmasını emretti, ardından bir yarısına: Muhammed, ol, dedi ve öteki yarısına da: Ali, ol, dedi. Bu nedenle Allah’ın salatı ve selamı onun ve ailesinin üzerine olsun Resulullah: ‘Ali bendendir, ben Alidenim ve benim adıma yalnızca Ali tebliğ edebilir’(12) demişti. Nitekim Ebu Bekr’i Mekke’ye bir uyarıyla gönderdiğinde Cebrail aleyhisselam inip, ‘Ey! Muhammed’ dedi, ‘Lebbeyk’ diye karşılık verdi.’ ‘Allah, onu senin ya da senden birinin götürmesini emrediyor sana’ dedi. Bunun üzerine Ebu Bekr’i geri getirmemi istedi, geri getirdim, o da buna içerleyip ‘Ya Resulullah, bu Kuran’a mı indi?’ dedi. Resulullah: ‘Hayır, ama yalnızca ben veya Ali tebliğ edebilir’(13) buyurdu. Ey Selman ve ey Cündüb!”
“Lebbeyk ey Resulullahın kardeşi” dediler.