Orijinalini görmek için tıklayınız : nuraniyye hutbesi


metin EL-ALEVI
27.01.2006, 14:08
EMİR’ÜL MÜMİMİN HZ. ALİ’Yİ NURANİYETLE TANIMA HUTBESİ


Muhammed b. Sadaka’dan rivâyet edildi ki, Allah onlardan razı olsun, Ebû Zerr el-Gıfârî,
Selmân el-Fârisî’ye sordu: “Ey Ebû Abdullâh! Emîr’ül Müminîn Ali aleyhisselâmı nuraniyetiyle tanımak (bilmek) nedir?”
Selman Dedi ki: “Ey Cündüb,(1)hadi gidip bunu ona soralım”
Dedi ki: “Geldiğimizde onu göremedik, onu gelinceye dek bekledik.”
Geldiğinde Allah’ın salavatı üzerine olsun, bize buyurdu ki: “Sizi buraya getiren nedir” diye sordu.
Dedik ki: “Nuraniyet bakımından seni tanımak nedir diye sana sormaya geldik ya Emîr’ül Müminîn”
Allah’ın salavatı üzerine olsun buyurdu ki: “Hoş geldiniz, siz ki dinine bağlı, ihmalkâr olmayan iki velisiniz. Hayatım üstüne yemin ederim ki böylesi her mümin ve müminenin üzerine farzdır.” Sonra Allah’ın salavatı üzerine olsun buyurdu ki: “Eya Selman ve ey Cündüb!”
“Lebbeyk ey Emir’ül Müminin!” dediler.
İmam aleyhisselam buyurdu ki: “Beni nuraniyetin geçek bilgisiyle tanıyıncaya dek hiç kimsenin imanı tam olamaz ve beni bu bilgiyle bildiğinde Allah onun kalbini imanla sınamış, göğsünü İslam’a açmıştır, ve o, ârif ve uzgörülü olmuş demektir, kim ki bunun bilgisini ihmal eder, o şüpheci ve kuşkucudur. Ey Selman ve ey Cündüb!”
İkisi dediler ki: “Lebbeyk! Ey Emîr’ül Müminîn”
İmam aleyhisselam buyurdu ki: “Beni nuraniyet bakımından tanımak izzet ve celal sahibi olan Allah’ı tanımaktır ve izzet ve celal sahibi olan Allah’ı tanımak da beni nuraniyet bakımından tanımaktır ve yüce olan Allah’ın: ‘Allah’a, dini ona halis kılan hanifler olarak tapmaları, namazı kılmaları ve zekâtı vermelerinden başkasıyla emredilmediler ve işte dosdoğru topluluğun dini budur.’(2) dediği halis dindir, yani, Muhammed’in, Allah ona ve ailesine salat ve selam etsin, nübüvvetinden başkasıyla emredilmediler ve bu, hanîfî, Muhammedî, müsamahakâr dindir. ‘Ve namazı kılmaları’(3) sözü şudur ki benim velayetimi geçerli kılan namazı kılmış demektir ve benim velayetimi geçerli kılmaksa bir zorlu zordur ki bunu ancak yakınlaştırılmış bir melek ya da gönderilmiş bir peygamber ya da Allah’ın kalbini iman için sınamış olduğu mümin bir kul taşıyabilir, öyle ki melek eğer yakınlaştırılmış değilse bunu taşıyamaz ve nebi eğer gönderilmiş bir peygamber değilse bunu taşıyamaz ve mümin eğer sınanmış değilse bunu taşıyamaz.
Dedim ki: “Ey Emîr’ül Müminîn! Mümin kimdir, sonu nedir, sınırı nedir? Onu tanıyabileyim”
İmam aleyhisselam buyurdu ki: “Ya Ebu Abdullah!”
“Lebbeyk, ey! Resulullahın kardeşi” dedim.
İmam aleyhisselam buyurdu ki: “Sınanmış mümin odur ki ona bizim emrimizden bir şey gelmeyegörsün bir şüphe ve kuşku duymadan göğsü onu kabule mutlaka açılır. Şunu bil ki, ya Ebu Zerr!, ben izzet ve celal sahibi olan Allah’ın kulu ve onun kulları arasındaki halifesiyim; bizi erbâb(4) edinmeyin ve üstünlüğümüz hakkında istediğinizi söyleyin, yine de içimizdekinin künhüne ve sonuna ulaşamazsınız, çünkü izzet ve celal sahibi olan Allah’ın bize verdikleri, anlatanınızın nitelediklerinden ya da birinizin kalbine doğandan daha büyük ve daha uludur; imdi eğer bizi böyle tanırsanız siz müminsinizdir.”
Selman dedi ki: “Ey Resulullahın kardeşi!, namazı kılan velayetini mi geçerli kılmıştır? Dedim.
İmam aleyhisselam buyurdu ki: “Evet, ey Selman bunun teyidi de yüce olanın aziz kitabındaki şu sözüdür: ‘Sabır ve namaz ile yardım dileyin ve elbette o ağırdır, huşu edenler için hariç.’(5) Buradaki ‘sabır’ Allah ona ve ailesine salat ve selam etsin, Resulullah’tır, ‘namaz’ ise benim velayetimi geçerli kılmaktır ve yüce olan Allah burada, ‘elbette o, ağırdır’ demiştir, ‘elbette onlar, ağırdır’ dememiştir, çünkü velayetin taşınması ağırdır, huşu edenler için hariç ve huşu edenler uzgörülü Şiilerdir;(6) bu böyledir, çünkü, Mürcie, Kaderiyye, Hâricîler ve diğer Nâsıbiyye’den(7) olan diğerleri, Allah ona ve ailesine salat ve selam etsin, Muhammed’e ıkrar verdikleri ve aralarında bir ayrılık olmadığı halde, onlar benim velayetim konusunda çelişki içindedirler, onu inkâr ve reddederler, pek az kişi dışında. -Ki Allah onları aziz kitabında nitelemiş ve buyurmuştur ki: ‘Ve elbette o ağırdır, ama huşu edenler için hariç.’ Ve yüce olan Allah aziz kitabının bir başka yerinde, Allah ona ve ailesine salat ve selam etsin, Muhammedin nübüvveti ve benim velayetim için buyurmuştur ki: ‘Ve nice terk edilmiş kuyu ve yükseltilmiş kasır’(8) kasır Muhammed’dir ve terk edilmiş kuyu benim velayetimdir ki onu terk edip inkar ettiler, benim velayetimi inkar edenin Muhammed’in, Allah ona ve ailesine salat ve selam etsin, nübüvvetini ıkrar etmesinin kendisine bir faydası olmaz; bilin ki kesinlikle ikisi birbirine bağlanmıştır. Nitekim Allah’ın salatı ve selamı onun ve ailesinin üzerine olsun ki Nebi, mürsel (gönderilmiş) nebidir ve kendisi yaratılmışların imamıdır, Ali de ondan sonra yaratılmışların imamı ve Muhammed’in, Allah ona ve ailesine salat ve selam etsin, vasisidir(9); Peygamberin buyurduğu gibi: ‘Sen benim için Musa’ya nazaran Harun gibisin, şu farkla ki benden sonra nebi yoktur.’(10) Bizim ilkimiz Muhammed, ortancamız Muhammed ve sonuncumuz Muhammed’dir; kim benimle ilgili bilgisini tamama erdirirse kendisi dosdoğru topluluğun dini üzeredir, Allah’ın buyurduğu gibi: ‘Ve işte dosdoğru topluluğun dini budur’(11) ve bunu Allah’ın yardım ve yönlendirmesiyle açıklayacağım. Ey Selman ve ey Cündüb!”
“Lebbeyk, ey Emîr’ül Müminîn! Allah’ın salavatı üzerine olsun” dediler.
İmam aleyhisselam buyurdu ki: “Ben ve Muhammed izzet ve celal sahibi olan Allah’ın nurundan tek bir nur idik, kutlu ve yüce olan Allah o nura yarılmasını emretti, ardından bir yarısına: Muhammed, ol, dedi ve öteki yarısına da: Ali, ol, dedi. Bu nedenle Allah’ın salatı ve selamı onun ve ailesinin üzerine olsun Resulullah: ‘Ali bendendir, ben Alidenim ve benim adıma yalnızca Ali tebliğ edebilir’(12) demişti. Nitekim Ebu Bekr’i Mekke’ye bir uyarıyla gönderdiğinde Cebrail aleyhisselam inip, ‘Ey! Muhammed’ dedi, ‘Lebbeyk’ diye karşılık verdi.’ ‘Allah, onu senin ya da senden birinin götürmesini emrediyor sana’ dedi. Bunun üzerine Ebu Bekr’i geri getirmemi istedi, geri getirdim, o da buna içerleyip ‘Ya Resulullah, bu Kuran’a mı indi?’ dedi. Resulullah: ‘Hayır, ama yalnızca ben veya Ali tebliğ edebilir’(13) buyurdu. Ey Selman ve ey Cündüb!”
“Lebbeyk ey Resulullahın kardeşi” dediler.

metin EL-ALEVI
27.01.2006, 14:10
İmam aleyhisselam buyurdu ki: “Allah ona ve ailesine salat ve selam etsin Resulullah’ın adına bir sayfayı taşıyıp tebliğe uygun olmayan biri nasıl imamete uygun olabilir?!

Ey Selman ve ey Cündüb! Ben ve Resulullah, Allah’ın salatı ve selamı üzerine olsun tek bir nur idik,(14) Resulullah, Allah’ın salatı ve selamı onun ve ailesinin üzerine olsun, Muhammed’ül Mustafa oldu ben de onun vasisi el-Murtada oldum, Muhammed konuşkan oldu, ben suskun oldum, ve mutlaka çağlardan her bir çağda bir konuşkanın ve bir suskunun olması gerekir.

Ey, Selman! Muhammed uyaran oldu, ben hidayete erdiren oldum ki bu izzet ve celal sahibi olanın şu sözüyledir: ‘Sen yalnızca bir uyarıcısın ve her kavmin bir hidayete erdireni vardır’(15) Allah’ın salatı ve selamı onun ve ailesinin üzerine olsun, Resulullah uyarandır ve ben hidayete erdirenim.(16) ‘Allah her dişinin ne taşıdığını ve rahimlerin neyle eksilip neyle çoğaldığını bilir, onun katında her şey bir miktar iledir. Gaybı ve görüleni bilen, büyük, yüce olandır. İçinizden sözü gizleyen de onu açığa vuran da geceleyin saklanan da gündüzün dolaşan da birdir. Onun önünde ve arkasında izleyenleri vardır, Allah’ın emriyle onu korurlar, elbette Allah kendi nefislerindekini değiştirmedikçe bir kavimde olanı değiştirmez.’(17)
İmam aleyhisselam sonra bir eliyle diğerine vurup şöyle buyurdu: “Muhammed toplamanın sorumlusu oldu, bense diriltmenin sorumlusu oldum , Muhammed cennetin sahibi oldu bense ateşin (cehennemin) sahibi oldum ki ona: ‘Bunu al, bunu bırak!’ derim ve Muhammed, Alllahın salatı ve selamı onun üzerine ve ailesine olsun, sarsıntının sahibi oldu bense yıkışın sahibi oldum, ben Levh-i Mahfuz’un sahibiyim, izzet ve celal sahibi olan Allah, içinde olanları bana ilham etti. Evet, ey, Selman ve ey Cündüb! Muhammed ‘Yâsin ve’l- Kur’anil hakiym’(18) oldu ve Muhammed ‘Nûn ve’l-kalem’(19) oldu ve Muhammed ‘Tâhâ ve mâ enzalnâ ‘aleyke’l-Kur’âne li teşkâ’ (20) oldu, Muhammed delâletlerin sahibi oldu, Muhammed nebilerin sonuncusu oldu; ben de vasilerin sonuncusu oldum, ve doğru olan yol (Sırât-ı müstakîm)(21) benim ve ‘Çelişkide oldukları büyük haber’(22) benim ve herkes çelişkiye yalnızca velayetim konusunda düştü. Muhammed davetin sahibi oldu, bense kılıcın sahibi oldum, Muhammed mürsel nebi oldu, bense, Allah ona ve ailesine salat ve selam eylesin, Nebi’nin işinin sahibi oldum. İzzet ve celal sahibi olan Allah buyurdu ki: ‘Kendi emrinden olan ruhu kullarından dilediğine indirir’(23) ve o Allah’ın ruhudur , bunu yakınlaştırılmış bir melek ya da gönderilmiş bir nebi ya da seçilmiş bir vasiden başkasına vermez ve indirmez. Allah kime bu ruhu verirse onu insanlardan ayırmış ve ona kudreti tahvil etmiştir ki o ölüleri diriltir, olmuş ve olacakları bilir ve doğudan batıya, batıdan, doğuya bir göz kırpışı sürede gidebilir, vicdanlarda ve kalplerde olanı bilir ve yerde ve gökte olanları bilir.
Ey Selman ve ey Cündüb! İzzet ve celal sahibi olan Allah’ın: ‘Doğrusu Allah size bir zikir bir indirmiştir, bir resul, size Allah’ın ayetlerini okur’(24) buyurduğu gibi Muhammed zikir oldu. Ant olsun ki bana ölümlerin ve belaların ilmi ve kesin hüküm verildi ve Kuran’ın ve kıyamete dek olacak olanın ilmi emanet edildi ve Muhammed, Allah ona ve ailesine salat ve selam etsin, insanlara karşı hücceti hüccet olarak dikti, izzet ve celal sahibi olan Allah’ın hücceti ise ben oldum. Allah benim için öncekilerden ve sonrakilerden hiç kimse için, ne bir gönderilmiş peygamber ne de yakınlıştırılmış bir melek için yapmadığını yaptı. Ey Selman ve ey Cündüb!”
“Lebbeyk ey Emîr’ül Müminîn!” dediler.
İmam aleyhisselam buyurdu ki: “Nuh’u gemide rabbimin izniyle taşıyan benim, Yunus’u rabbimin izniyle balığın içinden çıkaran benim, İmrân’ın oğlu Musa’yı rabbimin izniyle denizden geçiren benim, İbrahim’i rabbimin izniyle ateşten çıkaran benim, rabbimin izniyle arzın nehirlerini çıkartan benim, pınarlarını fışkırtan benim, ağaçlarını diken benim, Zulla gününün azabı benim ve yakın bir yerden seslenen benim ki, iki topluluk, in ve cin, duyar ve bir kavim anlar. Ben her zorbalar ve münafıklar kavmini kendi dilleriyle işitirim. Musa’nın öğretmeni Hızır benim, Davud’un oğlu Süleyman’ın öğretmeni benim ve Zülkarneyn benim. Ben izzet ve celal sahibi olan Allah’ın kudretiyim. Ey Selman ve ey Cündüb! Muhammed benim ve ben Muhammed’im, ve Muhammed bendendir, ben de Muhammed’tenim. Allah buyurmuştur ki: ‘İki denizi salmıştır, bitişmişler, aralarında bir berzah vardır, birbirlerine karışamazlar’(25) Ey Selman ve ey Cündüb!”
“‘Lebbeyk, ey, Emîr’ül Müminîn” dediler.
İmam aleyhisselam buyurdu ki: “Kesinlikle bizim ölümüz ölmemiştir, kaybımız kaybolmamıştır ve maktulümüz katledilmemiştir. Ey Selman ve ey Cündüb!”
“Lebbeyk, Allah’ın salavatı üzerine olsun” dediler.
İmam Aleyhisselam buyurdu ki: “Ben geçmişlerden ve kalanlardan her mümin ve müminenin emîriyim, azamet ruhuyla teyid edildim, ben yalnızca Allah’ın kullarından bir kulum, bizi erbâb olarak adlandırmayın ve bizim üstünlüğümüz hakkında istediğinizi söyleyin, yine de üstünlüğümüz konusunda Allah’ın bize verdiklerinin künhüne varamazsınız, onda birine bile, çünkü Allah’ın ayetleri ve delaletleri biziz, Allah’ın hüccetleri ve halifeleri biziz, Allah’ın emanetçileri ve imamları biziz, biz Allah’ın yüzü,(26) Allah’ın gözü(27) ve Allah’ın diliyiz;(28) Allah kullarını bizimle cezalandırır ve bizimle ödüllendirir ve halkının içinden bizi temiz kılıp bizi seçip ayıkladı ve bir diyecek olan, niye, nasıl, nerede dese, küfür ve şirke düşmüş olur, çünkü elbette ‘O yaptıkları yüzünden sorgulanamaz, onlarsa sorgulanır.’(29) Ey Selman ve ey Cündüb!”
“Lebbeyk, ey Emîr’ül Müminîn! Allah’ın salavatı üzerine olsun,” dediler.
İmam aleyhisselam buyurdu ki: “ Kim bu söylediklerime, açıklayıp tefsir, şerh ve tavzih ettiklerime, aydınlatıp kanıtladıklarıma iman ederse, işte o, Allah’ın kalbini iman için sınadığı ve göğsünü İslama açtığı sınanmış bir mümindir ve o, ârif ve basiret sahibidir; ve kim kuşkulanır, inat edip reddeder ve duraksayıp şaşırırsa, işte o, mukassır (kusur eden) ve nâsıbtır (İmam Ali ve Ehlibeyt’in düşmanı). Ey Selman ve ey Cündüb!”
“Lebbeyk, ey Emîr’ül Müminîn! Allah’ın salavatı üzerine olsun” dediler.

İmam aleyhisselam buyurdu ki: “Ben rabbimin izniyle öldürüp diriltirim, ben rabbimin izniyle evlerinizde ne yediğinizi ne biriktirdiğinizi size haber verebilirim, ben kalplerinizin içindekileri bilenim ve evladımdan olan imamlar da selam üzerlerine olsun, eğer arzu eder ve isterlerse, bunu bilir ve yapabilirler, bu, çünkü hepimiz biriz: İlkimiz Muhammed, sonuncumuz Muhammed ve ortancamız Muhammed’dir ve hepimiz Muhammediz; sakın aramızda ayrım yapmayın. Biz istediğimizde Allah ister ve nefret ettiğimizde Allah nefret eder, bizim üstünlüğümüzü ve özelliğimizi ve rabbimizin bize verdiklerini inkar edenlerin vay haline, hem de hepten vay haline. Çünkü Allah’ın bize verdiklerinden bir şeyi inkar eden, izzet ve celal sahibi olan Allah’ın kudretini ve isteğini inkar etmiş olur. Ey Selman ve ey Cündüb!”
“Lebbeyk, ey Emir’ül Müminin, Allah’ın salavatı üzerine olsun” dediler.
İmam aleyhisselam buyurdu ki: “Allahu Teala, bize tüm bunlardan daha önemli, yüce, ulu ve büyük olanını verdi.
Dediler ki: “Ey Emîr’ül Müminîn! Size bütün bunlardan daha büyük ve daha yüce ne verdi?”
İmam aleyhisselam buyurdu ki: “İzzet ve celal sahibi olan rabbimiz bize İsm-i azam’ın bilgisini verdi ki onunla istesek gökleri ve yeri, cenneti ve cehennemi yararız, göğe yükselir, yere ineriz, batı ve doğuya gideriz ve izzet ve celal sahibi olan Allah’ın huzurunda, arşa ulaşıp üzerine otururuz; yerler , gökler, güneş, ay ve yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar, denizler, cennet ve cehenneme varıncaya kadar her şey bize boyun eğer(30) Allah bunu bize öğretip has kıldığı İsm-i azam ile bahşetti. Bütün bunlarla birlikte biz yer içer ve çarşılarda yürürüz, bunları rabbimizin emriyle yaparız ve biz onun sözünün önüne geçmeyen ve emriyle eyleyen Allah’ın değerli kullarıyız. Allah bizi, masum ve temizlenmiş kılıp mümin kullarının çoğuna üstün kıldı. Biz deriz ki: ‘Bizi hidayete erdirene hamd ederiz ve Allah hidayete erdirmeseydi hidayete eremezdik.’(31) Ve kâfirlerin üzerine, yani Allah’ın üstünlük ve ihsan olarak bize verdiklerini inkâr edenlerin üzerine azap sözü hak oldu artık. Ey Selman ve ey Cündüb! İşte, beni nurâniyet ile tanımak budur ki bir râşid olarak buna tutun. İmdi şiamızdan (yandaşlarımdan) ancak beni nuraniyetimle tanıyan uzgörü katına ulaşabilir ve beni böyle tanıdığında bilgi denizine dalarak uzgörülü, kâmil bir erişkin olur ve üstünlük basamaklarını çıkıp Allah’ın sırlarından ve gizli hazinelerinden bir sırra erer.”

(Allâmet’ül Meclisi “Bihâr’ül Envâr” C.26, S.1-7 Müesseset’ül Vefâ H.1404 Beyrut Bas. / Hüccet’ül İslam el-Mirza Muhammed Taki Şerif “Sahifet’ül Ebrâr” C.1, S.130-134 / eş-Şeyh Ali el-Yezdi el-Hâiri “İlzâm’ün Nâsib Fi İsbât el-Hüccet’ül Gâib” C.1, S.32-36 / es-Seyyid Radî el-Mûsevî “el-Katra Fi Menâkıb en-Nebî Vel-İtra” C.1, S.74-79)

metin EL-ALEVI
27.01.2006, 14:11
Dipnotlar:

(1) Cündüb, Ebu Zer el-Gaffâri radiyallahu anhünün adıdır.
(2) Beyyine 5. Ayet
(3) Beyyine 5. Ayetin devamı.
(4) Erbâb: Yetiştiriciler, besleyiciler.
(5) Bakara 45. Ayet
(6) Şiîler: Hz. Ali yandaşları, aleviler.
(7) Nasıbiyye: Ehlibeyt’in düşmanları, Ehli beyt’e sövenler ve onlardan razı olanlardır.
(8) Hac 45. Ayet
(9) Resulullah (saa) şöyle buyurdu: "Her Peygamberin bir vasisi ve varisi olur, benim vasim ve varisim de Ali'dir"
(İbn-i Asakir "Tarih-i Dimaşk" c.3, s.5 / el-Tabari "Zehair'ul Ukba" s.71 / el-Zehebi "Mizan'ül İtidal" c.2, s.273 / el-Münavi "Künüz el-Hakaik" c.2, s.69)

(10) Sahih-i Buhâri c.5, s.129 Dar’ül Fikir bas. / Sahih-i Müslim c.7, s.120 / Sahih-i Tirmizi c.5, s.301, Hadis No: 3808 / Sünen-i İbn-i Mâce c.1, s.42, Hadis No: 115

(11) Beyyine 5. Ayet
(12) Sahih-i Tirmizi c.2, s.299 / Sünen-i İbn-i Mace c.1, s.44 / Hasais en-Nisai s.19 / Müsned-i Ahmet bin Hanbel c.4, s.164-165
(13) Müsned-i Ahmet bin Hanbel c.1, s.151 / Tefsir-i İbn-i Kesir c.2, s.333 / Siret-i İbn-i Hişam c.3, s.545

(14) Resulullah (saa) şöyle buyurdu: “Ben ve Ali, şanı yüce olan Allah'ın elinde ona itaat edip onu tesbih ve takdis eden bir nur idik. Bu durum Allah, Adem’i yaratmadan on dört bin yıl önce idi. Sonra Allah, Adem’i yarattığında, bu nuru , onun sulbüne yerleştirdi. O nur, sulbden sulbe intikal edip Abdülmüttalib’e kadar vardı. Abdülmüttalib’de bu nur ikiye ayrıldı: O nurun bir kısmı ben ve öbür kısmı ise Ali’dir”

(İbn-i Hacer el-Askalani “Lisan’ül Mizan” c.2, s.229 / ed-Deylemi “el-Firdevs” c.3, s.332 / Cemalettin Muhammed bin Mekrem el-Ansari “Muhatasar Tarih-i Dimaşk” c.17, s.123 / Menakıb-ı Hüvarezmi s.88 / el-Künci eş-Şafii “Kifayet’üt Talib” s.176 / et-Tüsteri “Şerh-i İhkâk’ul Hak” c.5, s.243-244)

(15) Rad 7. Ayet
(16) “Sen ancak ve ancak bir uyarıcı-korkutucusun ve her kavmin bir hidayete eriştiricisi vardır” (Rad Süresi 7. Ayet)
Hz. Ali (as) bu ayet için şöyle buyurdu: “Uyarıcı Resulullah (saa)’dır, hidayete eriştiren de benim.”

(el-Hakim Nişaburi “el-Müstedrek ala Sahihayn” c.3, s.129 el-Hakim burada diyor ki: Bu hadisin isnadı sahihtir. / el-Tabari “Cami’ul Beyan” tefsiri c.8, s.108 / el-Suyuti “ed-Derr’ül Mensur” tefsiri c.4, s.608 / el-Heysemi "Mecma'üz Zevaid" c.7, s.41 / el-Müttaki el-Hindi "Kenz'ul Ummal" c.1, s.251 / İbn-i Asakir "Tarih-i Dimaşk" c.2, s.416)

(17) Rad 8-11.Ayetler
(18) Yasin 1-2. Ayetler
(19) Kalem 1. Ayet
(20) Taha 1-2. Ayetler
(21) Fatiha 6. Ayete işaret
(22) Nebe 2-3. Ayetler
(23) Mümin 15. Ayet
(24) Talak 10-11. Ayetler
(25) Rahman 19-20. Ayetler
(26) Hz. Ali aleyhisselam şöyle buyurdu: “Ena vechullah ve aynullah ve yedullah ve kalbullah.”

Meali: “Ben Allah’ın yüzü, gözü, eli ve kalbiyim”

(Et-Tebrizi el-Ansâri “el-Lemat’ül Beydâ” S.72-73)

(27) Haşim bin Ebi Ammar dedi ki: Hz. Ali’nin şöyle buyurduğunu duydum:
“Enâ aynullâh, ve enâ yedüllâh, ve enâ cenbullâh, ve enâ bâbullâh”

Meali: “Ben Allah’ın gözüyüm, ben Allah’ın eliyim, ben Allah’ın yanıyım, ben Allah’ın kapısıyım”

(el-Meclisi “Bihâr’ül Envâr” C.24, S.194 / Muhammed er-Rişehri “Mizân’ül Hikme” C.1, S.143-144 / Mevla Muhammed Salih el-Mazenderani “Şerh-i Usul’ul Kâfi” C.4, S.225 / Muhammed bin Hasan el-Saffar “Besâir’üd Derecât” S.81 / Şeyh el-Hüveyzi “Tefsir-i Nur es-Sıkleyn” C.4, S.494; C.5, S.61 / el-Küleyni “el-Kâfi” C.1, S.145)

(28) İmam Ebi Abdullah (Cafer es-Sâdık) şöyle buyurdu: İmam Ali Aleyhisselam şöyle derdi:

“Enâ ilmullâh, ve enâ kalbullâhil vâi, ve lisânullâhin nâtik, ve aynullâhin nâzira, ve enâ cenbullâh ve enâ yedullâh”

Meali: “Ben Allah’ın ilmiyim, ben her şeyin üstünde duran Allah’ın kalbiyim, ben Allah’ın konuşan diliyim, ben Allah’ın gören gözüyüm, ben Allah’ın tarafı (yanı)’yım, ben Allah’ın eliyim”

(el-Meclisi “Bihâr ’ül Envâr” C.24, S.198 / Muhammed bin el-Hasan bin Furuh es- Saffâr “Besâir’üd Deracât” S.64 / Şeyh Saduk “et-Tevhîd” S.164 / Nimetullah el-Cezâiri “Nur’ül Berâhin” C.1, S.414 / Şeyh Ali en-Nimâzi “Müstedrek Sefinet’ül Bihâr” C.8, S.568 / Muhammedi er-Rişehri “Mizân’ül Hikme” C.1, S.143-144 / es-Seyyid Radi el-Musevi el-Müstanbat “el-Katra fi Menâkıb en-Nebi vel-İtra” C.1, S.135 Mektebeti Neynova al-Hadisa Tahran Bas.)

(29) Enbiya 23. Ayet
(30) Hac 18. Ayete işaret etmiştir.
(31) Araf 43. Ayet

müttaki
27.01.2006, 14:31
Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile, neredeyse aydınlatacak (kadar berrak) tır. Nur üstüne nur. Allah dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah insanlar için misaller verir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir. (nur-35)

valla bu nur ütüne nurdur. Allah dilediğine verir. dilemediği ise alamaz.
ilk nur Hz. Muhammedin nurudur.yer gök bu nurdan yaratılmıştır. Hz. Muhammed mustafanın niyetine. ve Hz. Muhammed Ali birdir. çünkü Allah'ın birliğinde olmayan nerdedir? birliğinde olan için ayrılık söz konusumudur? en son da onun nuru olacaktır.

valla metin- EL-ALEVİ kardeş Allah razı olsun. nurlandırdın bizi.

OzBektasi
27.01.2006, 16:38
Sana olsun Selam Metin agabey!

Aslinda bu gibi sirr-i Hutbeleri internete tasimani olumlu bulmuyorum ama senin iyi niyetli oldugundan emin olarak seni yinede tebrik ediyorum...

Hoscakal!



NOT: Zamaninda Fakiyr bu Hutbeden farkli bir konu üzere tartisirken alinti yaparken Fakiyre "senin Alevligin Siilesmis" gibi temelsiz laf atanlar bu Hutbeyi iyi okumalarini arz ederim!

metin EL-ALEVI
18.02.2006, 21:10
Sevgili Müttaki, adından da anlaşılacağı gibi bu hutbe nuraniyye hutbesidir ki, dikkat edilirse Hz. Muhammed, Fatıma ve oniki imamın tamamı nurlar alemindendirler.

müttaki
18.02.2006, 23:49
sayın metin abi

bu nurlar alemi öyle geniş bir alemdir ki oradakilerin hepsi bu nurun birliğindedir. bu nur Allahın nurudur. zatını Allahın birliğinde yok edenler bu nurullaha terfi ederler. Allah bir ve tektir ya orada bir olurlar. nur ala nur budur. ilk nur Allahın nuru ikinci nur kula verilen nurdur.

Hz. Ademden bugüne binlerce gönüle girmiştir. bu nur babadan oğula geçmez, baştan gönüle geçer. Hz. Muhammed bu nura ulaşandır hemde öyle bir ulaşmıştır ki hepsi kendi varlığının eseridir hakkıdır. Allah adildir hiçbir kulunu diğer kulundan üstün tutmaz. bu hz. Muhammed olsa bile bu nura ulaşan hakkı ile ulaşmıştır.

hz. Muhammed bunun sırrını beytine vermiştir. ama bu sır mehdi hz. lerinde kaybolmuştur.

hz. Muhammedin iki mirasından biri Kurandır diğeri beytidir. bugün beyti gayb alemindedir. Kuranı ise aşikardır.

bu nur Kuranın içinde saklıdır. Allah nurunu tamamladı. kullarına düşen bu nuru rıza lokması ile yemektir. rıza ise cahillerin işi değil, gönül susuzlarının harcıdır.

ben mehdi hz. lerinin zuhurunun Kurandan olacağına inanıyorum. yani mehdi Kuranın sırrına vakıf olarak bu nura ulaşacaktır. saygılar.