soulgod
08.03.2008, 01:01
Türk derin devletinin MİT, Kontrgerilla, JİTEM, Terörle Mücadele Dairesi ve benzeri gizli açık örgütleri eliyle 1960´lı yıllardan bu yana icra ettiği marifetlerini bilen bilir. Bu işin başta gelen sorumlularından Mehmet Ağar´ın deyişiyle, onlar,“risklerini de göze alarak binlerce eylem yaptılar.” Bu eylemler içinde neler yok ki!
Yurt dışında, Asala´nın yanısıra Kürt ve Türk devrimcilerine yönelik cinayetler...
Papa Suikasti ve büyük ihtimalle Palme olayı...
Azerbaycan ve Gürcistan´da darbe gerişimleri...
Yurt dışına yönelik uyuşturucu trafiği...
Yurt içinde, suçu solculara yüklemek üzere, Marmara Gemisi´ni batırma, Kültür Sarayı´nı yakma, 1977 kanlı 1 Mayısı...
Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Musa Anter cinayetleri dahil, binlerce yargısız infaz, “faili meçhul” cinayet...
Ecevit´e suikast girişimi ve büyük ihtimalle Özal´ın zehirlenmesi...
PKK´yı bu derin devlet kurdu, onun eliyle Kürt yurtsever örgütlerine karşı terör estirdi! Üstelik PKK terörünü 12 Eylül darbesine bir gerekçe yaptı... Bir dönem ipi elinden kaçırdı, onu Suriye´ye kaptırdı; ama şimdi ip yine elinde ve şu anda da PKK´yı İmralı yoluyla yine o yönetiyor!
Türk Hizbullahını bu derin devlet örgütledi; onun eliyle Kürt yurtseverlerine ve Türk aydınlarına karşı yüzlerce cinayet işledi; işi bitince defterini dürdü!
Daha neler neler!..
Bütün bunları kilit noktalardaki herkes bilmekteydi: Ecevit, Demirel, Özal, Yılmaz, Çiller, Erbakan, Baykal; generaller, polis şefleri, valiler; Türk medyasının köşebaşlarını tutanlar...
Ama kimse üzerine gidemedi. Ya “devlet sırrı” deyip korudular, ya da korktular.
Yine Mehmet Ağar´ın deyişiyle, bu derin devletin duvarından “bir tuğla çeksen herkes altında kalır!”
Kimse o tuğlayı çekmedi.
Bir keresinde, ellerinde olmadan, Susurluk´ta duvardan bir tuğla koptu, kokular pislikler ortaya saçıldı. Toplum belki her şey açığa çıkar, bu pislik temizlenir diye umutlara kapıldı; ama düzenin sahip ve sorumluları ne yapıp edip üstünü örttüler, külle kapladılar...
Şimdi, Şemdinli olayları nedeniyle bir kez daha duvardan tuğla koptu ve derin devletin melanetleri ortalığa saçıldı.
Şemdinli´de olup bitenler şaşırtıcı değil. “Jandarma istihbaratı”ndan, yani JİTEM´den bombacılar halk tarafından suçüstü yakalanmasalardı da, aylardır bölgede estirilen terörün derin devlet kaynaklı olduğu biliniyordu. Biz dilimizde tüy bitercesine yazdık, söyledik. Daha iki ay öncesi, www.kurdistan.nu da çıkan “Bir Aydın İçin Asıl Ölüm Susmaktır” başlıklı yazımda şöyle diyordum:
“Rejimin hükümeti de aşan gizli güçleri, derin devlet, ortalığı terörize etmek için epeyce bir zamandan beri büyük bir gayret içinde. PKK’yı İmralı’daki Öcalan eliyle yeniden hareketlendirenler onlar. Sağda solda patlayan bombaların hangisi PKK’lı militanlar, hangisi derin devlet ajanları eliyle yerleştiriliyor belli değil. Örneğin şu bazı valilere yönelik, kazasız belasız atlatılan uzaktan patlamalı bambalar… Ya da Beytüşşebap’ta hükümet konağında gece yarısı patlayıp da hiç kimseyi yaralamayan bomba… Bunların devlete bağlı özel adamlar, Kontrgerilla, JİTEM ve benzeri örgütler, yani Türk Gladyosu tarafından yerleştirildiğine, “kontrollü terör” olduğuna kalıbımı basarım.”
Aynı günlerde yine aynı sitede yayınlanan “Provokasyon Dumanları” başlıklı yazımda, derin devletin PKK´yı taşeron olarak kullanıp bölgede estirdiği teröre ve bununla, AB sürecini bloke etme çabası dahil, gizli planlarına değinmiş, şöyle demiştim:
“Bugün de böylesi bir provokasyon havası var. dörtbir yanda provokasyonun dumanları yükseliyor. Kürt ve Türk herkese duyurulur!”
Şemdinli´de ortaya dökülenler ne derece haklı olduğumuzu gösteriyor. Şemdinli halkı da, bölgedeki hemen herkes gibi, bu oyunun farkındaydı. Birbirini izleyen bombalamaların, cinayetlerin kaynağını sezmişti. Son olayda katilleri suçüstü yakaladı, tüm suç kanıtlarıyla birlikte. Bombacılar JİTEM mensubu üç subay: Bir üsteğmen, bir başçavuş, bir çavuş.
Bir de PKK itirafçısı.. Hakkari Jandarma Alay Komutanlığı´ndan görevlendirilmişler. Soruştursan kim bilir ucu nerelere varır...
Peki bu kez ne olacak, her şey yine örtbas edilecek mi?
Düzenin sahip ve sorumlularının, derin devlet ve suç ortaklarının yine toplumun gözüne kül serpmeye çalışacaklarına kuşku yok. Ki bunlar az buz değiller, her yere dal budak salmışlar; kirli eller devletin zirvelerine uzanıyor.
Savcı, halkın yakalayıp kendisine teslim ettiği üç kişiyi de serbest bıraktı ve onca suç kanıtı için ”önemsiz, normal!” deyip geçti.. Onlar ”güvenlikli bir yere” götürüldüler.. Tepkiler üzerine, bir çavuşla PKK itirafçısı gözaltına alındılar; ama subayla assubay ortada yok.. Bir yandan Mehmet Ağar kurtarıcı pozlarında devreye girdi, diğer yandan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgenaral Büyükanıt, bombacı assubay Ali Kaya´yı aklamak için konuşmakta sakınca görmedi: ”Fotoğraftaki assubay Kürtçe bilen, Kuzey Irak´ta görev almış, bölgede yanı başımda görev yapan değerli bir askerdir!” deyiverdi.
Düzen medyasının terör çığırtkanları ise şimdilik sus puslar, eğer bir kez daha gerçekleri çarpıtmak için seferber olmazlarsa..
Şimdi bu ülkenin tüm namuslu insanlarına düşen seslerini yükseltip bu tazgahın üstünü daha da açmaktır. Toplumun aydınlanması için bu iyi bir fırsattır.
Gerçek suçlular, katiller ortaya çıkarılmalı, hesap sorulmalı. Suç örgütleri dağıtılmalı.
Barışın, demokrasinin gerçek engellerini, dökülen kanın gerçek sorumlularını Türk halkı da tanımalı.
Ülke ancak böyle temizlenir. Kürt ve Türk halkının önü ancak böyle açılır.
.................................................. .........................................
Hrant Dink suikastinin baş aktörlerinden Erhan Tuncel’in hem emniyet hem de JİTEM için muhbirlik yaptığı ve halkın vergileriyle çalışan bu kurumlardan para aldığı ortaya çıktı.Başka işi olmayan birçok çakalın ve itin bu şekilde devletle ilişkili olduğu artık zaten bilinen bir gerçekti; sadece devletin bunu doğrulaması ‘’solcular bok atıyor” yaftasına mağruz kalmamaya neden oldu.
.................................................. ................................................
Hrant Dink suikastinin baş aktörlerinden Erhan Tuncel’in hem emniyet hem de JİTEM için muhbirlik yaptığı ve halkın vergileriyle çalışan bu kurumlardan para aldığı ortaya çıktı.Başka işi olmayan birçok çakalın ve itin bu şekilde devletle ilişkili olduğu artık zaten bilinen bir gerçekti; sadece devletin bunu doğrulaması ‘’solcular bok atıyor” yaftasına mağruz kalmamaya neden oldu.
.................................................. ...................................
İlginç olan bir başka nokta aslında devlet görevlilerin benzeri eylemlikleri gerçekletirdikten ve bunların da bir şekilde açığa çıkmasından sonra, bu olayların bizlere ”münferit olaylar” olarak sunulmasıdır. Dikkat edin bir emniyet mensubu çete içine girer olay münferittir; ordu mensubu ya da emekli olmuş bir subay-astsubay çete içinden çıkar olay münferittir; bürokratlar bir yolsuzluğa ya da benzeri çeteleşme olaylarına karışır olay münferittir; insanların üzerine ordunun elindeki bombalar bizzat ordu mensuplarınca atılır olay münferittir ve sair. Yani devlet tüzel kişisi ve onun statükocu yapısından beslenen leş kargaları bunu bize hep bu şekilde sunmaktadır.
Hrant Dink suikasti de tam bu noktada önem taşıyor. Devletin (MİT, JİTEM, Jandarma ve Emniyet) nerdeyse her kesiminin haberdar olmasına rağmen bu suikasti önlemeye bile çalışmadığı gün gibi ortada duruyor delillere azıcık bakıldığında. Bu nedenle suikast sonrası milliyetçi (ulusalcı) cephelerin gündeme getirdiği ”ermeni lobisini güçlendirme maksatlı dış güçler tarafından yapılan bir suikast” söylemi de yalanlanmış ve kendisini kurtarma ve hoş göterme anlamında kullanılan bir nara olarak akıllarımızda yer ediyor.
.................................................. ......................................
Şemdinli’de
"Çete" Edebiyatı
9 Kasım günü Şemdinli'de bir kitapçıya elbombası atılmasıyla birlikte başlayan olaylar, giderek "II. Susurluk olayı" olarak sunulmaya başlanmıştır. Başta AB propagandisti, neo-liberal ve eski "solcu" döneklerin köşe tuttuğu Radikal gazetesi Şemdinli olayını "II. Susurluk" gibi manşetlerine taşırken, diğer "medya"nın tavrı "derin devlet" edebiyatı etrafında şekillenmiştir.
Elbombası olayından sonra halkın "özel görevliler"e ait otomobili kuşatması ve içindeki eşyalara el koymasıyla birlikte "ele geçen evraklar" Radikal gazetesinde manşetlere çıkartılırken, bu "evraklar"la başka ilgilenen çıkmamıştır.
Legal ve legalleşmeye çalışan sol kesimin Şemdinli olayı karşısındaki tutumu Radikal'den çok farklı değildir: II. Susurluk.
Bir kez olay "teşhis" edilmiş ve "II. Susurluk" olarak tanımlanınca, artık yapılacak tek şey "birinci" Susurluk'ta yapılanları yinelemekten ibarettir: Akşamın karanlığında "meşaleli" "aydınlık" istemini dile getirmek, "hesap sorulmalı" ya da "hesabı sorulacaktır" sloganları eşliğinde protesto eylemleri düzenlemek.
"Susurluk çetesi"nin ardından şimdi Şemdinli "çetesi" çıkmıştır. TCK'nın eski 168. maddesinden alınma savcı ağzıyla "çetelerden hesap sorma" sloganları eşliğinde yapılan protesto eylemleri, bir taraftan "derin devlet" söylemini bir kez daha güncelleştirmiştir..
.................................................. ......................................
Kontrgerilla Çete Elemanları itiraşarını sürdürüyor
Kamuoyuna daha önce "Yüksekova Çetesi" olarak yansıyan ve JİTEM tarafından oluşturulan çetenin varlığı ortaya çıkınca ordu ve özel tim bu işin dışında tutularak sadece birkaç korucu ve PKK itirafçısı Kahraman Bilgiç işin içindeymiş şeklinde iş kapatılmıştı. 18 Şubat'ta Susurluk Komisyonu'na ifade veren Jandarma Astsubay Hüseyin Oğuz, Yüksekova ya da Hakkari çetesi olarak adlandırılan çetenin Susurluk çetesinin bir devamı olduğunu belirtti. Devlet çetesinin boyutlarını Mehmet Ağar'a kadar dayandıran daha ilerisiyle bağlantı kurmak istemeyen, bu yönüyle de devleti aklamayı da hedeşeyen Astsubay Oğuz'un bilgi vermemesi için ordu tarafından uyarıldığını avukatı Yaşar Altürk açıkladı. Astsubay Hüseyin Oğuz'un Komisyondaki itiraşarından;
-Yüksekova'da Abdullah Canan'ı Ankara'dan gelen iki kişi Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul'un emriyle öldürdü.
-Adam kaçırma, fidye isteme, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı faaliyetlerinde emir Tabur Komutanı Binbaşı Yurdakul'dan geliyordu.
-Bir sığınakta 13 kilo eroin, 4 tabanca yakalandı. Yurdakul bu tabancalardan birini, Yüksekova Belediye Başkanının karısına hediye etti. Bundan sonra kendisine hemşerilik beratı verildi.
-Hakkari Alay Komutanı Albay Hamdi Poyraz çuvalla Suriye'ye silah gönderdi. Yüksekova Emniyet Müdürü Necati Gür de olaylardan haberdardı.
- Üç çobanın kaçırılması olayında ikisini Kahraman Bilgiç, birini Mehmet Emin Yurdakul'un kendisi "Öyle değil, böyle vurulur" diyerek öldürdü.
- Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ı örgütleyen Tuğgeneral Veli Küçük'tür. Bingöl'de MHP İl Başkanlığı da yaptı. Çakıcı, Çatlı ve özel timciler bunlarla ekip halinde çalışır.
- Sedat Bucak ile tanışırlar. Bucak'ın uyuşturucu işinde olduğunu sanıyorum.
-Bu silsileyi devam ettirirseniz Mehmet Ağar'a varırsınız.
-Cem Ersever'i Ali Balkan'ın oğlu öldürdü....
Ne yazıkki bu ve bunlar gibi olaylarda;Ülkemizde Kontrgerilla, JİTEM ne olduğu kabul edilen nede inkar edilen illegal ve legal olarak kurulmuş diğer kurumların neler yaptıkları veya içinde bulundukları olaylara değinilmiştir... Bazı gruplar veya topluluklar bunu inkar politikası ile bizleri sağır dilsiz oynamamızı isteselerde herşey gün gibi oratadadır... peki ne yapılabilinir?? aslında ülke gerçeklerine karşı neler yapıllıyor... aydın kesimler neden bu konulara ağırlık vermiyor yada neden bu konulara ses getirmeye çalışan halkı desteklerken bu olayların son bulunması sağlanmıyor... benim en çok takıldığım nokta terör olarak adlandırdığı bir örgütü çökertmek adına neden kendi elleri ile illegal oluşumlara girilmiştir... peki bu yapılanların terörden farkı nedir?? devletin içinde olması bu grupların yaptıklarını meşrumu kılıyor?? aslında olayların ve bu oluşumlar hakkında sorulacak her sorunun cevabıda ne yazıkki çok DERİN sanırım !!!!!......
Yurt dışında, Asala´nın yanısıra Kürt ve Türk devrimcilerine yönelik cinayetler...
Papa Suikasti ve büyük ihtimalle Palme olayı...
Azerbaycan ve Gürcistan´da darbe gerişimleri...
Yurt dışına yönelik uyuşturucu trafiği...
Yurt içinde, suçu solculara yüklemek üzere, Marmara Gemisi´ni batırma, Kültür Sarayı´nı yakma, 1977 kanlı 1 Mayısı...
Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Musa Anter cinayetleri dahil, binlerce yargısız infaz, “faili meçhul” cinayet...
Ecevit´e suikast girişimi ve büyük ihtimalle Özal´ın zehirlenmesi...
PKK´yı bu derin devlet kurdu, onun eliyle Kürt yurtsever örgütlerine karşı terör estirdi! Üstelik PKK terörünü 12 Eylül darbesine bir gerekçe yaptı... Bir dönem ipi elinden kaçırdı, onu Suriye´ye kaptırdı; ama şimdi ip yine elinde ve şu anda da PKK´yı İmralı yoluyla yine o yönetiyor!
Türk Hizbullahını bu derin devlet örgütledi; onun eliyle Kürt yurtseverlerine ve Türk aydınlarına karşı yüzlerce cinayet işledi; işi bitince defterini dürdü!
Daha neler neler!..
Bütün bunları kilit noktalardaki herkes bilmekteydi: Ecevit, Demirel, Özal, Yılmaz, Çiller, Erbakan, Baykal; generaller, polis şefleri, valiler; Türk medyasının köşebaşlarını tutanlar...
Ama kimse üzerine gidemedi. Ya “devlet sırrı” deyip korudular, ya da korktular.
Yine Mehmet Ağar´ın deyişiyle, bu derin devletin duvarından “bir tuğla çeksen herkes altında kalır!”
Kimse o tuğlayı çekmedi.
Bir keresinde, ellerinde olmadan, Susurluk´ta duvardan bir tuğla koptu, kokular pislikler ortaya saçıldı. Toplum belki her şey açığa çıkar, bu pislik temizlenir diye umutlara kapıldı; ama düzenin sahip ve sorumluları ne yapıp edip üstünü örttüler, külle kapladılar...
Şimdi, Şemdinli olayları nedeniyle bir kez daha duvardan tuğla koptu ve derin devletin melanetleri ortalığa saçıldı.
Şemdinli´de olup bitenler şaşırtıcı değil. “Jandarma istihbaratı”ndan, yani JİTEM´den bombacılar halk tarafından suçüstü yakalanmasalardı da, aylardır bölgede estirilen terörün derin devlet kaynaklı olduğu biliniyordu. Biz dilimizde tüy bitercesine yazdık, söyledik. Daha iki ay öncesi, www.kurdistan.nu da çıkan “Bir Aydın İçin Asıl Ölüm Susmaktır” başlıklı yazımda şöyle diyordum:
“Rejimin hükümeti de aşan gizli güçleri, derin devlet, ortalığı terörize etmek için epeyce bir zamandan beri büyük bir gayret içinde. PKK’yı İmralı’daki Öcalan eliyle yeniden hareketlendirenler onlar. Sağda solda patlayan bombaların hangisi PKK’lı militanlar, hangisi derin devlet ajanları eliyle yerleştiriliyor belli değil. Örneğin şu bazı valilere yönelik, kazasız belasız atlatılan uzaktan patlamalı bambalar… Ya da Beytüşşebap’ta hükümet konağında gece yarısı patlayıp da hiç kimseyi yaralamayan bomba… Bunların devlete bağlı özel adamlar, Kontrgerilla, JİTEM ve benzeri örgütler, yani Türk Gladyosu tarafından yerleştirildiğine, “kontrollü terör” olduğuna kalıbımı basarım.”
Aynı günlerde yine aynı sitede yayınlanan “Provokasyon Dumanları” başlıklı yazımda, derin devletin PKK´yı taşeron olarak kullanıp bölgede estirdiği teröre ve bununla, AB sürecini bloke etme çabası dahil, gizli planlarına değinmiş, şöyle demiştim:
“Bugün de böylesi bir provokasyon havası var. dörtbir yanda provokasyonun dumanları yükseliyor. Kürt ve Türk herkese duyurulur!”
Şemdinli´de ortaya dökülenler ne derece haklı olduğumuzu gösteriyor. Şemdinli halkı da, bölgedeki hemen herkes gibi, bu oyunun farkındaydı. Birbirini izleyen bombalamaların, cinayetlerin kaynağını sezmişti. Son olayda katilleri suçüstü yakaladı, tüm suç kanıtlarıyla birlikte. Bombacılar JİTEM mensubu üç subay: Bir üsteğmen, bir başçavuş, bir çavuş.
Bir de PKK itirafçısı.. Hakkari Jandarma Alay Komutanlığı´ndan görevlendirilmişler. Soruştursan kim bilir ucu nerelere varır...
Peki bu kez ne olacak, her şey yine örtbas edilecek mi?
Düzenin sahip ve sorumlularının, derin devlet ve suç ortaklarının yine toplumun gözüne kül serpmeye çalışacaklarına kuşku yok. Ki bunlar az buz değiller, her yere dal budak salmışlar; kirli eller devletin zirvelerine uzanıyor.
Savcı, halkın yakalayıp kendisine teslim ettiği üç kişiyi de serbest bıraktı ve onca suç kanıtı için ”önemsiz, normal!” deyip geçti.. Onlar ”güvenlikli bir yere” götürüldüler.. Tepkiler üzerine, bir çavuşla PKK itirafçısı gözaltına alındılar; ama subayla assubay ortada yok.. Bir yandan Mehmet Ağar kurtarıcı pozlarında devreye girdi, diğer yandan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgenaral Büyükanıt, bombacı assubay Ali Kaya´yı aklamak için konuşmakta sakınca görmedi: ”Fotoğraftaki assubay Kürtçe bilen, Kuzey Irak´ta görev almış, bölgede yanı başımda görev yapan değerli bir askerdir!” deyiverdi.
Düzen medyasının terör çığırtkanları ise şimdilik sus puslar, eğer bir kez daha gerçekleri çarpıtmak için seferber olmazlarsa..
Şimdi bu ülkenin tüm namuslu insanlarına düşen seslerini yükseltip bu tazgahın üstünü daha da açmaktır. Toplumun aydınlanması için bu iyi bir fırsattır.
Gerçek suçlular, katiller ortaya çıkarılmalı, hesap sorulmalı. Suç örgütleri dağıtılmalı.
Barışın, demokrasinin gerçek engellerini, dökülen kanın gerçek sorumlularını Türk halkı da tanımalı.
Ülke ancak böyle temizlenir. Kürt ve Türk halkının önü ancak böyle açılır.
.................................................. .........................................
Hrant Dink suikastinin baş aktörlerinden Erhan Tuncel’in hem emniyet hem de JİTEM için muhbirlik yaptığı ve halkın vergileriyle çalışan bu kurumlardan para aldığı ortaya çıktı.Başka işi olmayan birçok çakalın ve itin bu şekilde devletle ilişkili olduğu artık zaten bilinen bir gerçekti; sadece devletin bunu doğrulaması ‘’solcular bok atıyor” yaftasına mağruz kalmamaya neden oldu.
.................................................. ................................................
Hrant Dink suikastinin baş aktörlerinden Erhan Tuncel’in hem emniyet hem de JİTEM için muhbirlik yaptığı ve halkın vergileriyle çalışan bu kurumlardan para aldığı ortaya çıktı.Başka işi olmayan birçok çakalın ve itin bu şekilde devletle ilişkili olduğu artık zaten bilinen bir gerçekti; sadece devletin bunu doğrulaması ‘’solcular bok atıyor” yaftasına mağruz kalmamaya neden oldu.
.................................................. ...................................
İlginç olan bir başka nokta aslında devlet görevlilerin benzeri eylemlikleri gerçekletirdikten ve bunların da bir şekilde açığa çıkmasından sonra, bu olayların bizlere ”münferit olaylar” olarak sunulmasıdır. Dikkat edin bir emniyet mensubu çete içine girer olay münferittir; ordu mensubu ya da emekli olmuş bir subay-astsubay çete içinden çıkar olay münferittir; bürokratlar bir yolsuzluğa ya da benzeri çeteleşme olaylarına karışır olay münferittir; insanların üzerine ordunun elindeki bombalar bizzat ordu mensuplarınca atılır olay münferittir ve sair. Yani devlet tüzel kişisi ve onun statükocu yapısından beslenen leş kargaları bunu bize hep bu şekilde sunmaktadır.
Hrant Dink suikasti de tam bu noktada önem taşıyor. Devletin (MİT, JİTEM, Jandarma ve Emniyet) nerdeyse her kesiminin haberdar olmasına rağmen bu suikasti önlemeye bile çalışmadığı gün gibi ortada duruyor delillere azıcık bakıldığında. Bu nedenle suikast sonrası milliyetçi (ulusalcı) cephelerin gündeme getirdiği ”ermeni lobisini güçlendirme maksatlı dış güçler tarafından yapılan bir suikast” söylemi de yalanlanmış ve kendisini kurtarma ve hoş göterme anlamında kullanılan bir nara olarak akıllarımızda yer ediyor.
.................................................. ......................................
Şemdinli’de
"Çete" Edebiyatı
9 Kasım günü Şemdinli'de bir kitapçıya elbombası atılmasıyla birlikte başlayan olaylar, giderek "II. Susurluk olayı" olarak sunulmaya başlanmıştır. Başta AB propagandisti, neo-liberal ve eski "solcu" döneklerin köşe tuttuğu Radikal gazetesi Şemdinli olayını "II. Susurluk" gibi manşetlerine taşırken, diğer "medya"nın tavrı "derin devlet" edebiyatı etrafında şekillenmiştir.
Elbombası olayından sonra halkın "özel görevliler"e ait otomobili kuşatması ve içindeki eşyalara el koymasıyla birlikte "ele geçen evraklar" Radikal gazetesinde manşetlere çıkartılırken, bu "evraklar"la başka ilgilenen çıkmamıştır.
Legal ve legalleşmeye çalışan sol kesimin Şemdinli olayı karşısındaki tutumu Radikal'den çok farklı değildir: II. Susurluk.
Bir kez olay "teşhis" edilmiş ve "II. Susurluk" olarak tanımlanınca, artık yapılacak tek şey "birinci" Susurluk'ta yapılanları yinelemekten ibarettir: Akşamın karanlığında "meşaleli" "aydınlık" istemini dile getirmek, "hesap sorulmalı" ya da "hesabı sorulacaktır" sloganları eşliğinde protesto eylemleri düzenlemek.
"Susurluk çetesi"nin ardından şimdi Şemdinli "çetesi" çıkmıştır. TCK'nın eski 168. maddesinden alınma savcı ağzıyla "çetelerden hesap sorma" sloganları eşliğinde yapılan protesto eylemleri, bir taraftan "derin devlet" söylemini bir kez daha güncelleştirmiştir..
.................................................. ......................................
Kontrgerilla Çete Elemanları itiraşarını sürdürüyor
Kamuoyuna daha önce "Yüksekova Çetesi" olarak yansıyan ve JİTEM tarafından oluşturulan çetenin varlığı ortaya çıkınca ordu ve özel tim bu işin dışında tutularak sadece birkaç korucu ve PKK itirafçısı Kahraman Bilgiç işin içindeymiş şeklinde iş kapatılmıştı. 18 Şubat'ta Susurluk Komisyonu'na ifade veren Jandarma Astsubay Hüseyin Oğuz, Yüksekova ya da Hakkari çetesi olarak adlandırılan çetenin Susurluk çetesinin bir devamı olduğunu belirtti. Devlet çetesinin boyutlarını Mehmet Ağar'a kadar dayandıran daha ilerisiyle bağlantı kurmak istemeyen, bu yönüyle de devleti aklamayı da hedeşeyen Astsubay Oğuz'un bilgi vermemesi için ordu tarafından uyarıldığını avukatı Yaşar Altürk açıkladı. Astsubay Hüseyin Oğuz'un Komisyondaki itiraşarından;
-Yüksekova'da Abdullah Canan'ı Ankara'dan gelen iki kişi Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul'un emriyle öldürdü.
-Adam kaçırma, fidye isteme, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı faaliyetlerinde emir Tabur Komutanı Binbaşı Yurdakul'dan geliyordu.
-Bir sığınakta 13 kilo eroin, 4 tabanca yakalandı. Yurdakul bu tabancalardan birini, Yüksekova Belediye Başkanının karısına hediye etti. Bundan sonra kendisine hemşerilik beratı verildi.
-Hakkari Alay Komutanı Albay Hamdi Poyraz çuvalla Suriye'ye silah gönderdi. Yüksekova Emniyet Müdürü Necati Gür de olaylardan haberdardı.
- Üç çobanın kaçırılması olayında ikisini Kahraman Bilgiç, birini Mehmet Emin Yurdakul'un kendisi "Öyle değil, böyle vurulur" diyerek öldürdü.
- Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ı örgütleyen Tuğgeneral Veli Küçük'tür. Bingöl'de MHP İl Başkanlığı da yaptı. Çakıcı, Çatlı ve özel timciler bunlarla ekip halinde çalışır.
- Sedat Bucak ile tanışırlar. Bucak'ın uyuşturucu işinde olduğunu sanıyorum.
-Bu silsileyi devam ettirirseniz Mehmet Ağar'a varırsınız.
-Cem Ersever'i Ali Balkan'ın oğlu öldürdü....
Ne yazıkki bu ve bunlar gibi olaylarda;Ülkemizde Kontrgerilla, JİTEM ne olduğu kabul edilen nede inkar edilen illegal ve legal olarak kurulmuş diğer kurumların neler yaptıkları veya içinde bulundukları olaylara değinilmiştir... Bazı gruplar veya topluluklar bunu inkar politikası ile bizleri sağır dilsiz oynamamızı isteselerde herşey gün gibi oratadadır... peki ne yapılabilinir?? aslında ülke gerçeklerine karşı neler yapıllıyor... aydın kesimler neden bu konulara ağırlık vermiyor yada neden bu konulara ses getirmeye çalışan halkı desteklerken bu olayların son bulunması sağlanmıyor... benim en çok takıldığım nokta terör olarak adlandırdığı bir örgütü çökertmek adına neden kendi elleri ile illegal oluşumlara girilmiştir... peki bu yapılanların terörden farkı nedir?? devletin içinde olması bu grupların yaptıklarını meşrumu kılıyor?? aslında olayların ve bu oluşumlar hakkında sorulacak her sorunun cevabıda ne yazıkki çok DERİN sanırım !!!!!......