Orijinalini görmek için tıklayınız : Çözülüş sürecinde ittifaklar ve siyaset


Şirin Baba
13.03.2008, 22:27
Çözülüş sürecinde ittifaklar ve siyaset- Fatih Yaşlı
08 Mart 2008 -

Türkiye siyasi tarihi açısından bir ilk gerçekleşiyor ve CHP’yle MHP, TSK ile kavga ediyor. Güneş Operasyonu’nun bitirilişinin zamanlaması ve bundaki ABD etkisi, düzenin aktörlerini, geçmişte bekli de hiç yaşanmamış bir kavganın içerisine itiyor, üstelik yeni ve elbette ki geçici ve her an değişebilecek ittifaklarla birlikte.

Dolmabahçe mutabakatı neydi, bu noktada bunu hatırlamak gerekiyor.

4 Mayıs 2007 günü Yaşar Büyükanıt ile Tayyip Erdoğan bir araya geliyorlar ve ne konuştuklarını “Allahtan başka kimsenin bilmediği” bir görüşme yapıyorlar. Ortaya bir mutabakat çıkıyor. Muhtemelen Erdoğan, Büyükanıt’a kimi vaatlerde bulunuyor ve karşılığında bir şeyler istiyor. Tahminen söyleyebiliyoruz ki, Erdoğan, AKP’yi Milli Görüş çizgisinden uzaklaştırmayı ve Kürt sorununu Gülenist hareketle birlikte “ümmet kardeşliği” ekseninde çözerek DTP/PKK çizgisini tasfiye etmeyi vaat ediyor. Karşılığında istediği ise, yine tahminen söyleyebiliyoruz ki, 27 Nisan muhtırasının yol açabileceği politik sonuçların bertaraf edilmesi, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini öngören anayasa değişikliğinin yapılmasına izin verilmesi ve hemen seçime gidilmesi için bir kamuoyu baskısı yaratılmaması. Çünkü hukuksal olarak, cumhurbaşkanını seçemeyen meclisin fesholması ve seçime gitmesi gerekiyor, meclisin anayasa değişikliği yapma hakkı bulunmuyor.

Taraflar mutabakata sadık kalıyor. AKP, Gülenistlerle beraber Doğu ve Güneydoğu’da, KÖYDES projesi, yoksullara iaşe dağıtımı, ücretsiz doktor taraması gibi enstrümanlarla etkinliğini artırıyor, Erdoğan “Diyarbakır’ı almak”tan bahsediyor. Seçim öncesinde, çoğunluğu Milli Görüş kökenli 90 milletvekili yeniden aday gösterilmiyor ve AKP merkeze doğru hızlı bir şekilde yürümeye devam ediyor. Ordu da, 27 Nisan’da muhtıra vermemiş gibi davranmayı seçiyor, Büyükanıt bunu “dükkân kapandı” gibi veciz bir ifadeye başvurarak açıklıyor.

Seçimlerden AKP’nin % 47’lik bir oy oranı ile çıkması, ancak Cumhurbaşkanını tek başına seçebilecek sayıda milletvekili çıkaramaması, yeni bir siyasal krizin habercisi gibi görünürken, devreye MHP giriyor ve AKP Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı seçtirerek politik anlamda çok önemli bir başarı sağlıyor: Çankaya düşüyor.

Böylelikle, 2000’li yıllara damgasını vuran ve ulusalcılarla milliyetçileri asgari müştereklerde birleştiren Kızıl Elma koalisyonunun seçimden önceki CHP-MHP koalisyonu öngörüsü seçimde boş çıktığı gibi, muhalefetteki işbirliği umutları da suya düşüyor. Türban yasası ile birlikte çoktan unutulmuş olan Türk-İslam sentezi akıllara geliyor ve MHP’nin politik olarak nasıl bir yerde durduğu tekrar hatırlanmış oluyor, tüm bunların üzerine gelen Ergenekon operasyonu ile birlikte Kızıl Elma koalisyonu hayalleri sona eriyor. Geçerken not düşelim, hem Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesinde, hem de türbanla ilgili anayasa değişikliğinde AKP-MHP ittifakına, mecliste DTP ve meclis dışında liberal sol destek veriyor, bunun Türkiye siyasi tarihinin gördüğü görebileceği en “melez” koalisyon olduğunu kaydetmek gerekiyor.

Ancak, AKP iktidarının, türban sevdası ile ekonomiyi ve uzunca bir süredir de Avrupa Birliği’ni boşlamış olması, TÜSİAD’ın uyarıları ile birlikte, kimi liberalleri ayaklandırıyor. Liberal-muhafazakâr ittifak çatırdama sinyalleri veriyor. Serbest piyasaya iman etmiş isimlerden Mehmet Altan, birdenbire yoksullaşan yığınlardan ve Tuzla’daki işçi cinayetlerinden bahsetmeye başlıyor, kardeşi ise “siz bizi emir eriniz mi sandınız” babında yazılar yazıyor, çünkü “istikrar” liberal-muhafazakâr ittifakın zihninde bir fetiş nesnesi işlevi görmeye devam ediyor. Türbanın bir krize ve istikrarsızlık nedenine dönüşmesi, liberalleri korkutuyor. Ancak çatlak fazla büyümüyor, Güneş Operasyonu’nun birlik ve beraberlik ruhu içerisinde, ittifak yola devam ediyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimi ve türbanla ilgili anayasa değişikliğinde AKP ile aynı safta yer alan MHP’nin, kara harekâtının ABD’nin direktifleri ile erken bitirildiği iddiasıyla hükümete ve orduya saldırısına CHP de destek verince, seçim öncesi tabloya benzer bir tablo ortaya çıkıyor ve CHP-MHP ittifakı, karşısında AKP’yi buluyor, üstelik bu sefer operasyon bağlamında AKP’nin savunuculuğunu yapan ordu ile birlikte.

Ulusalcılar açıkça büyük bir panik yaşıyor, “son kale”nin de düşmüş ya da yakında düşecek olması karamsarlığı büyütüyor, ulusalcılar kendilerini “ordu Büyükanıt’tan ibaret değil diyerek avutuyor, Hilmi Özkök döneminde Büyükanıt’ın başkanlığa gelişini dört gözle bekleyenler, şimdi de İlker Başbuğ’u bekliyor. AKP, liberaller ve Gülenist hareket ise ellerini ovuşturuyor, geçmişte ordunun siyasete bulaşmasından rahatsız olanlar olan bitene adet yerini bulsun, maksat liberallik olsun kabilinden tepkiler veriyorlar, ordu bir anlamda bulunduğu cepheyi açıklamış oluyor, Dolmabahçe mutabakatı tescilleniyor.

Güneş Operasyonu’nun bitişinin ardından Kürt sorununun ABD menşeli çözümü projesi ise hız kazanmışa benziyor. Talabani’nin Türkiye’ye gelecek ve kimi jestler karşılığında PKK’yı “ortak düşman” ilan edecek olması, uzun vadede, Türkiye ile Irak Kürdistan’ı arasında bir federatif yapının oluşturulması çabalarının ilk adımını oluşturuyor. Kürt hareketinin legal kanadı ise meclisteki grup toplantısında sarı yeşil ve kırmızı türbanlı kızları yan yana oturtarak ya da protesto eylemlerinde elinde kuran bulunan imamlar konuşturarak siyaset yaptığını zannetmeye devam ediyor. Yerel seçimlerin, bu siyasetin iflası anlamına geleceğini görmek içinse kâhin olmak gerekmiyor.

Çözülüş, ittifakları da yavaş yavaş çözündürüyor, öznelerin ani saf değişikleri yapmalarını beraberinde getiriyor, hiç beklenmedik tarafları karşı karşıya ve yan yana konumlandırabiliyor. İkinci AKP hükümeti tamamlanmadan, ekonomik bir krizin eşlik ettiği siyasi bir krizin vuku bulması kuvvetle muhtemel görünüyor.

Bu noktada, “ne yapmalı” sorusuna verebileceğimiz bir yanıt bulunuyor. Konjonktür, sınıf-merkezci bakış açısını ve anti-emperyalizmi terk etmemiş bir solun, bu süreçte kendisini etkili bir politik özne kılabilmesi için uygun görünüyor. Solun, bir yandan her zamanki görevine, sınıfı örgütleme görevine devam ederken, bir yandan da kendi müttefiklerini yaratması gerekiyor. Yükselen gericiliğin karşısında konumlanan ve yüzünü sola dönmekten başka bir çaresi kalmamış olan kemalist-cumhuriyetçilerin kesinlikle bu ittifaka dâhil edilmesi gerekiyor, dâhil edilmesi gereken bir başka kesim ise “birlikçi” bir projenin içerisinde yer alıp, bir emekçi cumhuriyetinde Türklerle eşit özneler olarak bir arada yaşama iradesini beyan eden Kürtler. Çünkü yalnızca sol hem cumhuriyetin ilerici değerlerini korumayı hem de bunu yaparken Türklerle Kürtlerin bir arada yaşayabilmesi için ortak bir kimlik yaratabilme kudretini elinde tutuyor. Kemalistlerin, Kürt düşmanlığından vazgeçmeleri ve Kürtlerin cumhuriyetçi bir paradigmadan yola çıkmaları için emek eksenli ve anti-emperyalist bir sol hareketin birleştiriciliğinden başkaca bir seçenek bulunmuyor. Bu, sol için de yaşamsal öneme sahip, çünkü solun iktidar olması, kesin olarak, böylesi bir birleştirici ve aynı zamanda dönüştürücü rolü oynayabilmesinden geçiyor.

İttifakların karşısına, yeni ittifaklarla çıkmak gerekiyor.
------------------------------------------------------------------------
Evet,çok doğru ve olması gereken bir açılım ortaya atılmış burda.Solcuların ve Kürtlerin Akp ve ülkücü cepheye karşı Cumhuriyet ekseninde ortak bir birlikteliğe girmesi şarttır.
Bence herşey Cumhuriyet rejiminin içinde çözüme ulaşacaktır.
Artık solun, bende bu ülkeyi şeriata teslim etmem deme vakti gelmiştir.

Oldukça etkili bir makale olmuş ,paylaşmakta ve tartışılmasında yarar görüyorum...

iyi forumlar


şirin baba

nupelda
13.03.2008, 22:54
Bütün bu çözünmelerin birleşmelerin siyaset arenasının yönlendirilmesi malesefki başrol oyuncularının insiyatifinde değildir.Onlar sadece ve sadece ellerine tutuşturulmuş bir seneryoyu oynamaya çalışıyorlar ,oynarken bazren insiyatif dahilinde kendi doğaçlamalarınıda ekliyorlar.
Siyaset artık özgür bir zeminde yapılmıyor,bu aslında hepte böyle oldu.Dünya ve ülke dengelerini ölçer biçer tartar bunların 50 yıl sonrasını hesaplar destekler bölyönet politikasını uygular yani kısacası elindeki malzemeye olabildiğince şekil vererek oyunu kurar.
Sıra oyuncuların maharetinde çıkan çatlak sesleri nasıl bertaraf ederim diye kaygıyla elindeki bütün imkanları insan onurunu hiçe sayarak kullanır.Bütün bunları malesefki daha ayşamın baharındaki genceçik bedenler üzerinde yaparlar.
Dostçakalın

özcan1
13.03.2008, 23:41
Aradan geçen dönemde AKP hükümeti iktidar olanaklarını, özellikle dış politika alanında ısrarlı bir biçimde kullanarak, “Kürt Sorunu”na ilişkin yaklaşımını Washington arabuluculuğuyla Genelkurmay’a benimsetmeyi başardı. Yeni bir denge oluşuncaya kadar Silahlı Kuvvetler ile hükümet artık elele yürüyecekleri muhakkak.

Tek parti devleti

Bu sonuç, bir cümlede özetlememiz gerekirse ordunun gücüyle paranın ve dinin gücünün halkın tepesinde birleşmesi demek. Geçmişte bu güçler arasında belli bir gerilimin mevcudiyeti, kırılgan da olsa bir denge olanağı sunuyordu. Bu aralıktan işçi hareketi ve öteki ezilenlerin toplumsal muhalefeti uç verebiliyordu. Oysa şimdi bütün çatlakların ta en aşağıdan muhtarlıklar düzeyinden başlayarak Siyasal İslam’ın gökkuşağı koalisyonunun oluşturduğu dokuyla tıkanacağı, sıvanacağı bir yeni sürece evriliyoruz: Bir kez daha 1930-45 ve 1950-60 arasındaki statükoya farklı koşullarda iade oluyoruz. Bir tek parti devleti kuruluyor tepemizde.

Milli görüş tabanindan kopmus Gülenist hareketle varlik gösteren Cumhurbaşkanlığı, hükümet, emniyet, bürokrasi, üniversite, diyanet, yerel yönetimler, medya, sermaye tek bir politik gücün yekpare iktidarı altında, dinsel coşkunun cezbesinde birbirinin içinde eritiliyor. Başbakanın milliyetçi-mukaddesatçı safsata cephaneliğinden her gün bir yeni bir inci yumurtlaması bundan; artık yukarıdan tutulamayacağını hissediyor, adı gibi biliyor: Dolmabahçe Protokolu yürüyor,ergenekon ise irtibatlı bir olay.

Yeni muhalefet dinamikleri

Bu sonuçta, sadece öznel etmenlerden söz edeceksek, Deniz Baykal’ın CHP’sinin baş rolü oynadığını söylemek yersiz olmaz elbette.
Bütün bir muhalefet dönemi boyunca ve seçim sürecinde, kendi partisinden başka herkese, orduya, MHP'ye çalışarak kendi tabanına ihanet eden Deniz Baykal ve adamlarının özellikle taşrada ve Aleviler ile kadınlar arasında AKP’ye karşı muhalefeti yönünden saptırıp ultra-milliyetçi, proto-faşist bir hezeyan içine yuvarladığı apaçık ortada.

Emekçi kitlelerin, Deniz Baykal’ın, emekli paşaların, komplocu profesörlerin, ırkçı katillerin başını çektiği sözümona “Cumhuriyetçi” militarist muhalefetin yörüngesinden kurtulmalarına yardımcı olma ve kendi öz çıkarlarının ifadesi olan bir politik muhalefet kutbu oluşturma görevi yerli yerinde duruyor.

Sosyalistler, her türden emek dinamiğini, kadınları, Alevileri ve Kürtleri, neo-liberalizm bütün mağdurlarını mücadele ortaklığı içine sokmak iktidardaki militarist-İslamcı koalisyonuna karşı yeni bir politik hat oluşturmakla yükümlü.

22 Temmuz seçimlerinde İstanbul 1. ve 3. Bölgede oluşan “binumut” ittifakının başarısı olumlu bir örnek sunuyor. 2009 Mart (belki de 2008 Kasım) yerel seçimleri bu modeli bütün Türkiye’ye yaymak için paha biçilmez bir fırsata dönüşebilir.
Yeter ki, herkes üzerine düşen özgül rolü oynamaya girişsin, militarist, kalpaklı muhalefetin sosyalist hareket içindeki yansımalarının yol açtığı yalpalamalara son verilsin. O zaman sosyalistler hızla Türkiye ölçeğinde yeni bir heyecan dalgasının, bir kurtuluş dinamiğinin başlıca itici gücü haline gelecektir,
yeterki Baykal`sız çatlak solda birleşme olsun.

Birlik ve beraberlik için

saygilarimla

Kara Davut
14.03.2008, 00:05
son günlerde birde Abdüllatif Şener başkanlığında ve alt kanadında hüsamettin cindoruk,mesut yılmaz ve eski bir takım chp ve dsp milletvekillerinin üzerinde çalıştığı yeni bir oluşumdan bahsedilmekte.ancak içindeki çürük elmalardan dolayı,bu oluşumun tutmayaağı kesin.akp'ye oy kaybettirir mi,zannetmem.ben şuna inanıyorumki,aynı cumhurbaşkanlığı sürecinde yaşananlar gibi türban meselesindede chp ve diğer partilerin sert tutumu,akp'ye oy kazandıracaktır.genel olarak topluma bakılıp bir değerlendirme yapıldığında,başı açık olduğu halde özgürlükten yana olan pekçok insan var.ve türk halkının nabzını çok iyi tutan abd,akp'yi sürekli bu kanala taşıyor.yüksek mahkemeden türbanın reddine dair bir karar daha çıkarsa,halkın buna tepkisi daha ağır olacaktır.gerçekten bir şeyler yapılması gerekiyorsa,aynı satrançtaki gibi akıllı hamleler yapılmalı,gerektiği yerde piyonlar harcanmalıdır.bence harcanacak ilk piyon D.Baykal olmalıdır.CHP,baykal'ın feodalitesine son verir halkın geneline inerse,çevresindede tüm ulusalcı yapıları toplarsa,hem akp'nin hemde abd'nin egemenliğini bitirebilir.ancak unutulmaması gereken bir şey daha varki,oluşumun başındaki insanlar satın alınamayacak karakterde sağlam insanlar olmalıdır.yoksa düzen aynen devam eder.