Orijinalini görmek için tıklayınız : İnkar,Tehcir,Asimilasyon ve İmha


Bakır
18.03.2008, 20:25
TÜRK SÖMÜRGECİLİĞİNİN DEĞİŞMEZ UNSURLARI: İNKÂR, TEHCİR,ASİMİLASYON VE İMHA!


Milliyet Gazetesinde 22 Ocak 2008 tarihinde Can Dündar / Rıdvan Akar imzalı,
"Ecevit'in Gizli Arşivi'nden çıkan inanılmaz belge" adıyla bir belgenin özeti yayınlandı. Aktarılan özetin kendisi bile Türk sömürgeciliğinin özünü ve Kürtlerin yıllardır maruz kaldıkları egemenlik siteminin ana çizgilerini ortaya koymaya yeterlidir.

Yayınlanan bu özette, yıllardır Kürdistan üzerinde kurumlaştırılan ve her geçen gün derinleştirilen sömürgeci inkâr ve imha sisteminin temel unsurları var: İnkâr, tehcir, asimilasyon, imha ve bunların araçları...

Özetin özeti bazı notlar:

"b) Bölgeye diğer bölgelerden nüfus çekmek veya bölge nüfusunun bir kısmını iktisadi teşvik tedbirleriyle- diğer bölgelere göndermek suretiyle, bölgenin nüfus kompozisyonunu değiştirmek."

c) Sosyolojik ve antropolojik araştırmalara dayanarak, bölgenin sosyal yapısını temsili sağlayacak yönde- değiştirmek..." (...)

ASİMİLASYON: Hâlihazır İskân Kanunu ve tatbikatını, tespit edilen politika ihtiyaçlarını karşılayacak ve asimilasyon temin edecek şekilde incelemek ve tadil etmek...

HİCRET: Bölgenin, kendilerini Kürt sananlar lehindeki nüfus strüktürünü, Türk lehine çevirmek için, bölgelerindeki iktisadi şartların zorluğu karşısında başka taraflara hicrete mecbur kalan Karadeniz sahillerindeki fazla nüfusla, memleket dışından gelen Türkleri bu bölgeye yerleştirmek, bölgedeki kendilerini Kürt sananları bölge dışına hicrete teşvik ve bu hicreti finanse ederek, memleketin Türk çocuğu bulunan yerlerine iskân etmek...

IRAK KÜRTLERİNDEN AYIRMAK: Türkiye'de kendilerini Kürt sananlarla İran ve Irak'taki Kürtlerin irtibatını kesme bakımından bölgeyi, kendilerini Kürt sananların çoğunluğunu dağıtmak üzere, sistemli bir şekilde bölecek iskân sahalarına ayırmak...

KONTENJAN KADRO: Bölgeden batıya ve batıdan bölgeye nüfus akışını temin maksadıyla, doğu ve batıda resmi ve özel sektöre ait sınaî, zirai ve ticari tesislerin personel kadrosunun muayyen bir nisbetini, diğer bölge halkından olan işçiler için kontenjan olarak tefrik etmek...

MİSYONER YETİŞTİRMEK: Planlanan bölge okulları, köy okulları ve meslek okullarının faaliyete geçirilmesi... Kız ve erkek misyoner yetiştirilmesi ve bunun için hususi müessese kurulması... Bölge halkından kabiliyetli ve küçükten asimile edilen gençlere yüksek tahsil imkânları sağlanması...

KÜRT MEMURLAR: Doğuya kendilerini Kürt sananlardan vali, kaymakam, hâkim, jandarma subayı, ordu subayı, astsubay, öğretmen, memur gönderilmesi...

RADYODA PROPAGANDA: Radyo vasıtasıyla Türkçe güfteleriyle mahalli havaların çalınması ve mahalli radyoların, bölge için, propaganda uzmanlarından müteşekkil gruplar tarafından hazırlanacak programları yayması...

İNANDIRMA FAALİYETİ: Irk bakımından, Türk siyasi düzeninin kendi menfaatleri bakımından en elverişli, en emin ve en çok imkân sağlayan düzen olduğunu telkin eden bir inandırma faaliyetine girişilmesi...

TİYATROCULAR, ÂŞIKLAR: Uzmanlar tarafından hazırlanmış skeçler oynayacak küçük tiyatro ekiplerine, bölgenin lisanına vakıf saz şairlerine yukarıdaki fikirlerin aşılanması...

KÜRT MESELESİ YOKTUR: Dünya entelektüel muhitine Türkiye'de bir Kürt meselesinin mevcut olmadığının anlatılması...

DOĞUNUN TÜRK TARİHİ: Bir üniversiteye bağlı derhal bir Türkoloji Enstitüsü kurularak, kendini Kürt sananların menşelerinin Türk olduğunun ispat olunarak yayınlanması... Doğunun Türk tarihinin yazılarak neşredilmesi...

DAĞLI TÜRKLER: İslam Ansiklopedisi, Rus âlim ve politikacısı Minovski'nin tarafgirane bir surette, kendini Kürt sananların menşeinin İrani olduğunu iddia eden yazısını alarak, kendilerini Kürt sananlar kısmında neşretmekle, Lozan'da delegelere kabul ettirilen, kendilerini Kürt sananların dağlı Türkler olup, menşelerinin Turanî olduğu tezi ile de tezada düşülmüştür. Doğulu münevverler arasında münakaşayı mucip olan ve ayrılık taraftarlarına tutamak veren bu hatanın, derhal tashih edilmesi...

MENŞELERİ TURAN: Kendilerini Kürt sananların, menşelerinin Turanî kavimlere dayandığı hakkında, çeşitli yönlerden arayışlar yapılmaya ve neticelerinin türlü neşir vasıtalarıyla yayılması..." ...

1961 yılında Askeri cunta tarafından hazırlatılan ve kendisinden sonra gelen hükümete uygulanmak üzere tebliğ edilen Raporun temel unsurları yeni değil, 24 Eylül 1925 tarihinde kaleme alınan "Şark Islahat Planı"nın, 1935 yılında İsmet İnönü'nün Kürdistan Gezisini raporlaştırdığı "Şark Seyahati Raporu"nun güncelleştirilmiş, derinleştirilmiş ve sistemleştirilmiş bir versiyonudur; aynı zamanda, TC'nin Kürdistan politikasının özü ve özeti niteliğindedir.

TC, anılan Plan ve Raporlarda ifade ettiği Kürdistan politikasını her dönemde uygulama alanına koymuştur ve 1970'li yıllara gelindiğinde önemli bir başarı da kazanmıştır. Ama karşısında çok ciddi ve engelleyici bir direnişle karşılaşmadan yoluna devam eden inkâr ve imhayı esas alan sömürgeci sistem, esas olarak, 1970'li yıllarla birlikte örgütlü bir direniş hareketiyle karşılamıştır. Bu, işini son derece zora sokmuştur. Öyle olmakla birlikte TC, anayasal ve yasal, kurumsal, ideolojik, politik ve kültürel güvencelere bağladığı Kürdistan politikasını esnetmek bir yana, daha da derinleştirme yoluna gitmiştir. Özellikle 1990'lı yıllarda köy boşaltma yöntemiyle Kürdistan'ın ulusal ve demografik yapısını değiştirmeye çalışmış, bunun sonucu milyonlarca Kürdü Türkiye kentlerine göçertmeyi başarmıştır. İnkâr ideolojisi iflas etmekle birlikte asimilasyoncu eğitim ve kültür politikası hızından ve derinliğinden bir şey kaybetmeden devam etmektedir. Kısacası sömürgeci sistem ve onun belli başlı unsurları derinleştirilmiş ve ağırlaştırılmış olarak devam ettirilse de bunun karşısında Kürtlerin uyanışı ve ulusal bilinci bir eğilim ve hareket olarak, karşıt bir kutup olarak gelişmiş ve her şeye rağmen bugün varlığını sürdürmektedir...

Yeniden 1960 Askeri darbesinin Kürdistan politikasına dönecek olursak;

Bilindiği gibi, 1925-40 yılları arası Kürdistan tarihi, haklı isyanlar ve bunları çok kanlı, resmi adı "Tedip ve Tenkil Harekâtları", bastırma ve imha hareketleri, Kürdistan'ın yeniden işgali ve denetim altına alınması tarihidir! Bu dönem, aynı zamanda askeri işgal ve siyasal denetim ve egemenliğin bu askeri işgal temelinde yeniden kurumlaştırılması tarihidir! Bir tür Genel Valilik kurumlaşmasını andıran, her açıdan tam yetkili, astığı astık, kestiği kestik "Umumi Müfettişlik" kurumlaşması, hem bu TC'nin sömürgeci kurumlaşmanın ilk biçimi, aynı zamanda sömürgeciliğin en temel aracı niteliğindedir! Bu gerçekliği İ. İnönü'nün "Şark Seyahat Raporu"nda görmek mümkündür!

1960'a gelindiğinde Kürdistan'daki isyanlar ve direnişler bastırılmış, askeri işgal ve siyasal-idari kurumlaşma baskı, zor ve şiddet temelinde oturtulmuş, direniş öğeleri bastırılmış ve susturulmuş, dahası yeniden direnme potansiyelleri sürgün ve tehcir uygulamaları ile dağıtılmıştır! Yani sömürgeciliğin derinleştirilmesi, yaygınlaştırılması, nihai olarak sökülmemecesine oturtulması aşamasına geçilebilirdi... 1960 Darbesi uygulamaları ve devlet politikası olarak güncellediği çizgi, bu aşamaya oturuyor, onun somut bir ifadesi oluyor!

İnkâr ve imha çizgisi anılan politikanın her zerresine sinmiştir. Gizli bir devlet raporunda bile Kürt kavramının kullanılmasından özenle kaçınılıyor, onun yerine "Kendilerini Kürt sananlar" kavramı uyduruluyor. Kürtlerin inkârı ve tarihten silinmesi ve Kürdistan ülkesinin hem tarihten, hem de hafızalardan ve günlük dilden sökülüp atılması için her şey yapılıyor. 1960 Askeri Darbesiyle Kürdistan'daki bütün köy, dağ, ova, nehir ve coğrafik alanların Kürtçe ve Ermenice olan adları yasaklanıyor, Türkçe adlarla değiştiriliyor. Kabul etmek gerekir ki, 40 yılı aşkın bir süredir gerçekleştirilen bu Türkleştirme pratiği Kürtçe köy adlarının hafızalardan ve günlük dilden silinmesini önemli ölçüde başarmıştır. Son bir iki kuşaktan kaç kişi köylerinin Kürtçe veya Ermenice adlarını bilmekte ve hatırlamaktadır? Ya bir 50 yıl sonra kaç kişi hatırlayacak?

Yatılı Bölge Okulları, yine 1960'lardan sonra Kürdistan'da yaygınlaştırıldı, bunlara, Türkleştirme ve özünden uzaklaştırma, başkalaşıma uğratma misyonu biçildi...

Kürdistan'ı Türkiye'ye bağlayan, TC'nin askeri, siyasal-idari egemenliğini sağlama bağlayan, ekonomik olarak Türkiye pazarının bir uzantısı haline getiren temel kara ve demir yolları da 1960 darbesinden sonra hemen hemen tamamlanmıştır. Kuzeyde Erzurum üzerinden Kars'a; ortada Malatya ve Elazığ üzerinden bir kolu Diyarbakır, bir kolu Bingöl ve Muş üzerinden Van'a; Güneyden Antep, Urfa üzerinden Diyarbakır'a uzanan yolların anılan temel işlevleri vardır!

Yine bu dönemde uygulanan sürgün uygulamalarıyla Kürt egemenleri daha da iğdiş edilir ve sistemin uysal ve aşağılanarak bağlanmış dayanağı haline getirilir!

Kısacası, 1960'lı yıllar, Türk sömürgeciliğinin "ikinci aşamasına" denk geliyor; kurumlaşma, kurumlaştırmayı çeşitli düzeylerde sağlama alma ve nihai amaca varmak için çok kapsamlı bir atağa geçme dönemine denk geliyor: Askeri darbe tarafından hazırlatılan ve devlet politikası haline getirilen planın özü ve özeti de bunları anlatmaktadır!

Sömürgeciliğin bu "olgun" aşaması, kuşkusuz kendi "Mezar kazıyıcılarının" temellerini de döşemeden edemezdi! Yoğun ve yaygın Türkleştirme, yollar ve kapitalizme açma, Türkleştirme temelinde de olsa "modern" sınıf ve tabakaların gelişmeye başlaması, aynı zamanda modern ulusal kurtuluşçuluğun da nesnel toplumsal temellerinin boy vermesine neden olmuştur! Bu nesnel sosyal gelişmeye denk ve ona dayanan devrimci ulusal kurtuluşun ortaya çıkması sömürgeci inkâr siteminin nihai ve ölümcül hamlesinin de önünde aşılmaz bir barikat işlevini görmüştür!

Kısaca özetlemek gerekirse; Kürdistan ülkesi ve Kürt halkının karşı karşıya kaldığı yaşamsal tehlike ortadadır, günlük olarak yaşanmaktadır! Kimi zaman ortaya dökülen resmi belgelerdeki politikaların yeniden okunması, yaşamla elde edilen bilgi ve deneyimi her noktası ruhumuzu ayaklandıran bir bilince dönüştürmede bir işlev gördüğünde anlamlıdır. Yoksa bir kâğıt parçasından öte bir anlamı olabilir mi?

Peki, deşifre edilen belgedeki politikalar sadece tarihte mi kaldı? Ya güncelde yaşananlar, yaşatılanlar, bu belgelerde dile getirilen politikaların daha katmerlisi, daha derinleştirilmiş biçimi değil mi?

Peki, tarih bilincimizi köreltmeye, ulusal ve sınıfsal gerçekliğimizi çarpıtanlar, bizi devrimci bilincimizden soyundurmak isteyenlere ne demeli, onlara ne yapmalı?

Tarih ve güncel gerçekliğin bilinci, işte, Kürt halkının yaşadığı sorunların çözümünde kuşanması gereken en temel silahlar bunlardır!

M. Can Yüce

rozerin62
18.03.2008, 20:36
Benzer bir konuyu daha önce Cezam arkadaş açmıştı yinede teşekkürler Bakır.

http://www.aleviforum.com/showthread.php?t=38001

Bakır
18.03.2008, 20:37
halkları ve topraklarını;

kendi ekonomilerini canlı tutabilmek ve diktalarını sağlamlaştırmak için

vahşice azgınca sömüren,katleden,köleleştiren sömürgeci işgalciler kendi yarattıkları öfkede boğulacaklar.

dünyada ki tüm sömürgeci emperyalistlere karşı yeryüzünün her tarafını onlara karşı bir savaş alanı bir direniş alanı haline getirmek zorundayız....

Teyna
18.03.2008, 20:56
Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırları bellidir. Memleketin doğusunu ve güney doğusunu ayrı bir toprak parçası gibi gösterip, orada yaşayan halkı ayrı bir ülke vatandaşı gibi göstermek TMK'nun 8. Maddesince suçtur.

Bakır
18.03.2008, 21:09
Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırları bellidir. Memleketin doğusunu ve güney doğusunu ayrı bir toprak parçası gibi gösterip, orada yaşayan halkı ayrı bir ülke vatandaşı gibi göstermek TMK'nun 8. Maddesince suçtur.

o muhteşem(!) ve süper(!) TC!(!) Yasaları zengin burjuvazinin ve faşist,kapitalist,dinci sisteminin zorbaların anayasasıdır.insanlara zorla dayatılmıştır,bir meşruluğu yoktur.çoğu maddesi zaten uygulanmıyor.uygulanan maddeleri ise halkı ezmek ve sindirmek üzere olan vahşi yasalardır.asıl bunları savunmak suçtur.bu anayasayı masallarla yalanla dolanla meşru göstermek ve savunmak suçtur.

halk düşmanı anayasası her ne kadar da kitleleri soyutlaştırmak imha ve inkar etmek için varsa ve bunun resmi belgesi ise bunları reddecek halk iradesi de mevcuttur.

azınlığın anayasasının,çoğunluğu,onmilyonlarca insanı hapse atacak hapishanesi var mı acaba?

Teyna
18.03.2008, 21:16
Tayyip Erdoğan'ı çok dinlemişsin ;)

turnalı
18.03.2008, 22:17
Tayyip Erdoğan'ı çok dinlemişsin ;)

teyna kardeş tayip çorap çıkarır gibi yasa çıkarıyor.belki bu yasayıda çıkarmıştır.artık ülkemiz adına kim ne derse desin suç olmuyor.atatürke hakaret edecekkadar ileri gidenler bile demokrasının arkasına sığınıyorlar.nasıl bir demokrasi ise artık.hakaretleri içinde barındıran demokrası olmaz olsun..

0nurr
18.03.2008, 23:18
Ah yine M.Can Yüce yine bir demet saçmalık.. Bu yazıları taşıyan arkadaşta altına imzasını koyarak taşıyor buraya... Kürdistan neresi ? Türkiye nin içinde böyle bir bölge olmadı olmazda böyle bir şeyi istemek bölünmeyi istemek ancak savaş çığırtkanlarını işidir. Eğer belli bir grup bu Türkiye içindeki Kürdistan 'nın hayallerini kurmaya devam ederse Pkk 'nında savaşında biteceği yok..
Birde heryerde Türkiyenin bütünlüğünü Halkların Kardeşliğini ağızlarına dolayanlarla. Türkiyenin bölünmesini Kürdistan diye biryerin olması hayallerini kurarak savaşa destek verenlerde aynı kişiler. Kardeşlik lafı bunların ağzında değerini yitiriyor. Gerçekten bu kadar da yüzsüz olabilirmi insan.

alican19
20.03.2008, 17:31
ben kürdistanı tanımıyorum ,ama güneydoğu insanını tanıyorum
bir olay anlatmak istiyorum
bir askeri konvoy giderken bir kürt düğünü oluyor komutan gidip damadın babasını ,gelinin babasını kutluyor ve devriyesine devam ediyor tam düğün evinden çıkıp arabayla biraz ilerleyince düğün evinden çatılardan teröristler ateşe başlıyor öbür aracın etrafındaki bütün evlerden ateş başlıyor ve ogün 15 asker 1 astsubay şehit oluyor
burda şu mesajı vermek istiyorum hani diyorlar ya zorunlu tehcir veya türkleştirme politikası faşsittir diye işte bu tür olaylardan yapıyor halkın büyük bölümü terörizme ateş destek vasıtası lojjistik destek vede yardım ve yataklık ediyorsa bu aşiretler bulunuyor sonra ya aşireti dağıtıyolar yada bu aşireti göçe zorluyolar
eğer sen benim askerimi şehit edersen benim sana tehcir uygulama hakkım vardır
siz bu kadar mağdursunuz ozaman herfırsatta bize ceza veren avrupa insan hakları mahkemesine neden başvurmadınız,çünkü devletlerin savaş veya isyan gibi olaylara yardım yataklık eden kişileri ferdi veya toplu olarak tehcir etmesi kendi bünyesinde haktır maddesi sizi durdurdu
olayları emrah gözlüğü ile bakmayın ,siz hükümetin politikaları için devlete küsüyorsunuz
eğer güneydoğuda bir ateş yanıyorsa bu ateş hem kürtleri hem türkleri yakar devletimizin askerimizin ve bölge halkının işbirliği olmadan bu ateş sönmez sönmezse baranlarda gider mehmetlerde
osman öcalanın açıklamalarını dinleyin ben kazanılması imkansızdı bu yüzden davadan ayrıldım
tsk ortdaoğunun en güçlü ordusudur
pkk son askeri harekatla çok fazla zahiat verdi , moralleri çok bozuk
ve daha binlercesi ,olaylara tek bir bakış açısıyla bakmayın ,

Kara Davut
20.03.2008, 18:11
ortada türk sömürgeciliği denilen bir olay yoktur.iktidara gelmiş olan partilerin sömürgeci anlayışı vardır ki,bugün kürt ulusal hareketi denilen siyasi oluşumların ve silahlı oluşumların kürt halkına yaptığı sömürgede ortadadır.dün akşam kanal d'de osman öcalan'la yapılan röportajda,osman öcalan pkk ve destekçisi konumundaki partilerin neye ve kime hizmet ettiği konusunda çarpıcı açıklamalarda bulunmuştur.biliyorsunuz ki,osman öcalan pkk içinde yüksek mevkiide birisiydi.ancak şuanda pkk ile tüm ilişkilerini kesmiş ve K.Irak'ta fırıncılık yapmaktadır.pkk içindeki ranttan bahseden osman öcalan,K.Irak yönetimiyle şuanda toplantıda olan Baydemir'ide eleştirmiş ve emperyalizme uşak olmakla suçlamıştı.yine son dönemde Abdullah Öcalan'ın imralı'dan dtp'ye yapmış olduğu tehdit dolu mesajlarda,sözde demokrasi ve sosyalizm yolunda olduğunu belirten dtp'nin,emperyalizme maşa olduğunu,hızla çizgisinden uzaklaştığını ortaya koymaktadır.geçmiş dönemlerde pkk militanlarının,dağdan köylere inerek bölge halkının neyi varsa gasp ettiğini,evlerinde yiyecek olmayan insanların bir dilim ekmeğine bile göz koyduklarını ve bunu,bölge halkını türk ordusundan koruduklarına karşılık aldıklarını (resmen haraç) her fırsatta bölge halkı beyanlarında belirtmişlerdir.ancak yine dün televizyonda bölgeye yönelik asker sevkiyatında (hakkari)bölge halkının çocuklarının mehmetçiğe gösterdikleri sevgi selide görmeye değer bir tabloydu.içlerinden bir çocuğun söylediği mehmetçikler bizi teröristlerden korumak için savaşıyor sözü,gerçekten alkışa değer bir sözdür.tüm bunlar ortadayken,kimin sömürgeci bir toplum olduğu daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.bir tarafta kendi halkının yiyeceği ekmeği bile gasp eden bir terörist oluşum ve onlara kardeşimiz diyen bir parti,diğer tarafta onlara yardım eden ve halkı terör belasından koruyan bir halkın evlatları.olayları türk halkının üzerine yıkmak ve kardeşliği baltalamak bu güruha ne kazandıracak?kızgınlığınız sömürgecilikse,yıllardır etnisitenizi sömüren partilerin sizlere neler kaybettirdiğinide bir hesaplayın.ülkemiz iran olmasın diye uğraş verirken bir taraftanda bu ülkeyi rusya ve doğu bloku ülkelerine çevirmek isteyenleride görmek lazım.amerikan sömürgesi altındaki ülkelerin durumları ortada,ya rus sömürgesi altındaki doğu bloku ülkelerinin hali?polonya'ya,romanya'ya,ukrayna'ya,moldovya'ya bir bakın bakalım.halkının ne halde olduğunu görün.yine ermenistan'ın,gürcistan'ın hali içler acısıdır.halkı türkiye ve avrupa ülkelerine göç ederek refah peşine düşmüştür.yani tek taraflı bir sömürgecilik yoktur.yeryüzünde güçlü olanın zayıf olanı ezdiği bir anlayış egemen olmuştur.bu sol içinde böyledir,sağ içinde.hakezâ,1939-1950 arasında Türkiye'nin sosyo ekonomik koşulları incelenirse tablo ortaya dökülecektir.halk o zamanlardada çeşitli baskılara uğramıştır.yani bu ülkede demokrasi ortamı hiçbir zaman tam olarak oturmamıştır.her iktidar partisi,ülkeyi bir taraflara yamamaya çalışarak,ulusal bütünlük çizgisinden bu ülkeyi çıkarmıştır.kısacası her başa geçen,diğer tarafı sömürmüştür.olaylara daha objektif bakarsak gerçekler görülecektir.lakin bazı kişilerin üstlendikleri misyondan ötürü,bunları görmeye niyetleri yoktur.

Bakır
20.03.2008, 18:30
makaleyi okumadan,makelenin şu sözüne karşı çıkıyorum şu sebeplerden dolayı demeden,önüne gelen konu dışı mantıksız yorumlar yapmış.gerçi,makelenin bir paragrafını dahi bilimsel olarak eleştiremeyip konuyu başka yerlere çeken arkadaşlar makeledeki düşünceleri inkar edememekte,kabullenmekteler bir nevi..

1)Kürdistan,kürtlerin yaşadığı coğrafyaya verilen isimdir.ve onların anayurdudur.mesela biz bugün batıda belli yerlerde çoğunluk olan kürtlerin yaşadığı yerlere kürdistan diyemeyiz.çünkü sonradan göç yolu ile gitmişler ya da zorunlu olarak göç ettirilmişlerdir.yani herhangi bir siyasi coğrafya değildir.siyasal coğrafya türkiyedir.bahsedilende türkiye kürdistanıdır.

2)Kürdistan'ı savunmak bölücülük değildir aksine birleştiriciliktir.Kürdistan halkı yani kürtler;katliamlara uğramış,sürgünlere yollanmış,yollarda sefil kalmış,dili ve kültürü yasaklanmış,yüzyıllardır yaşadıkları yerlerin isimleri yabancılaştırılmış,kendilerine zorlan başka değerler dayatılmış,kapitalist-emperyalist-faşist sistem tarafından sömürgeleştirilmişlerdir.bunları inkar etmek vicdanıma sığmaz.

3)Kürdistan ve kürt demek PKK demek değildir.gerek PKK'dan önce gerekse sonra bunlar zaten savunulmaktaydı ve savunulmaktadır.yani herşeyi PKK'ya bağlamanız saçma.bugün Kürdistan ve oranın yerli halkı kürtler için mücadele eden PKK'dan başka dinci,milliyetçi,komünist vs bir sürü fikirden oluşumlar mevcut.

4)elbette ki halkların kardeşliğinden yanayım.olan haksızlıklardan türkiye coğrafyasını ve türkleri sorumlu tutmak gibi bir niyetim yok.suçlu olan siyasi iktidarlar,hükümetlerdir.

5)kürtleri sömürgeleştiren,inkar ve asimile eden devlet ve sistemi aynı zamanda işçileri,köylüleri azgınca sömürmekte ve köleleştirmektedir.insanların arasına dinsel ve milliyetsel gerici düşünceler ağı oluşturarak birbirlerine düşman olmasını istemektedir.bu sayede egemenler kendilerini daha sağlama alıyorlar.emperyalizmin yerli işbirlikçilerine karşı;gerek milliyetsel,gerekse sınıfsal,gereksede dinsel ! olarak ezilen halklar ortak hareket etmeli.ben bunu savunuyorum.

Kara Davut
20.03.2008, 19:22
bu yazıyı buraya taşırken daha açık örnekler vermenizi beklerdim.zira boşaltılıp,yerlerine batıdan kadırılan türk köyleri hangileri,bölgeye nüfus çekmek maksatlı olarak devlet tarafından yapılan tesisler ve imkanlar neler(?),doğudaki resmi ve özel sektör(!)'deki kontenjan meselesi nedir;misyoner faaliyet olarak gördüğünüz okulların hangileri olduğunu açıklamanız daha aydınlatıcı olurdu.yine türkoloji enstitüsünün bilimsel araştırmasının,gerçeklere ışık tutmaktan başka bir amaç gütmediği ortadadır.ancak;M.Can Yüce'nin saçma sapan bir yazısını alıp,altına kendi kişisel görüşlerinden bir paragrafla süsleyerek,mesnetsiz ve tutarsız bir yazıyı burada paylaşmak,sizin araştırmadan ve körü körüne yalan yanlış bilgileri burada dayattığınız anlamından öteye gitmez.misyoner faaliyet yürütüldüğünü iddaa ettiğiniz okullar devlet okullarıysa,bu ülkenin batısında bulunan kürt vatandaşlarda aynı okullarda aynı müfredatı paylaşmaktadırlar.ben doğudaki özel sektörde çalışan tek bir türk tanımıyorum,varsa örnekleyiniz.yine doğuda devlet sektöründe çalışan pek çok kürt vatandaşımız vardır.sizinde belirttiğiniz gibi;
"4)elbette ki halkların kardeşliğinden yanayım.olan haksızlıklardan türkiye coğrafyasını ve türkleri sorumlu tutmak gibi bir niyetim yok.suçlu olan siyasi iktidarlar,hükümetlerdir." diyerek,arkasındanda kürtlerin asimile edildiğini iddaa etmek,sizin önce kendinizle çeliştiğini ortaya koymaktadır.yazıyı üç defa ve dikkatle okudum.yani okumadan hiçbir yazının altına yazı yazmak adetim değildir.yine sizin belirttiğiniz;
"5)kürtleri sömürgeleştiren,inkar ve asimile eden devlet ve sistemi aynı zamanda işçileri,köylüleri azgınca sömürmekte ve köleleştirmektedir.insanların arasına dinsel ve milliyetsel gerici düşünceler ağı oluşturarak birbirlerine düşman olmasını istemektedir.bu sayede egemenler kendilerini daha sağlama alıyorlar.emperyalizmin yerli işbirlikçilerine karşı;gerek milliyetsel,gerekse sınıfsal,gereksede dinsel ! olarak ezilen halklar ortak hareket etmeli.ben bunu savunuyorum."
şeklindeki ifadeniz yukarıda yazılanlarla ne kadar uyum göstermektedir tartışılır.halkların kardeşliğini savunan kişi,milliyetsel gerici düşünce sistemini eleştiren birisi,neden kürt milliyetçiliğine soyunuyor?çok garip çelişki...

Teyna
20.03.2008, 19:30
teyna kardeş tayip çorap çıkarır gibi yasa çıkarıyor.belki bu yasayıda çıkarmıştır.artık ülkemiz adına kim ne derse desin suç olmuyor.atatürke hakaret edecekkadar ileri gidenler bile demokrasının arkasına sığınıyorlar.nasıl bir demokrasi ise artık.hakaretleri içinde barındıran demokrası olmaz olsun..

Sorumlu olan konuşanlar değiş konuşturanlardır bence. Hükümet tek sorumludur.

Ulusa ve Atatürk'e hakaret etmek fikir özgürlüğü değildir.

Bakır
20.03.2008, 19:43
bu yazıyı buraya taşırken daha açık örnekler vermenizi beklerdim.zira boşaltılıp,yerlerine batıdan kadırılan türk köyleri hangileri,bölgeye nüfus çekmek maksatlı olarak devlet tarafından yapılan tesisler ve imkanlar neler(?),doğudaki resmi ve özel sektör(!)'deki kontenjan meselesi nedir;misyoner faaliyet olarak gördüğünüz okulların hangileri olduğunu açıklamanız daha aydınlatıcı olurdu.yine türkoloji enstitüsünün bilimsel araştırmasının,gerçeklere ışık tutmaktan başka bir amaç gütmediği ortadadır.ancak;M.Can Yüce'nin saçma sapan bir yazısını alıp,altına kendi kişisel görüşlerinden bir paragrafla süsleyerek,mesnetsiz ve tutarsız bir yazıyı burada paylaşmak,sizin araştırmadan ve körü körüne yalan yanlış bilgileri burada dayattığınız anlamından öteye gitmez.misyoner faaliyet yürütüldüğünü iddaa ettiğiniz okullar devlet okullarıysa,bu ülkenin batısında bulunan kürt vatandaşlarda aynı okullarda aynı müfredatı paylaşmaktadırlar.ben doğudaki özel sektörde çalışan tek bir türk tanımıyorum,varsa örnekleyiniz.yine doğuda devlet sektöründe çalışan pek çok kürt vatandaşımız vardır.sizinde belirttiğiniz gibi;
"4)elbette ki halkların kardeşliğinden yanayım.olan haksızlıklardan türkiye coğrafyasını ve türkleri sorumlu tutmak gibi bir niyetim yok.suçlu olan siyasi iktidarlar,hükümetlerdir." diyerek,arkasındanda kürtlerin asimile edildiğini iddaa etmek,sizin önce kendinizle çeliştiğini ortaya koymaktadır.yazıyı üç defa ve dikkatle okudum.yani okumadan hiçbir yazının altına yazı yazmak adetim değildir.yine sizin belirttiğiniz;
"5)kürtleri sömürgeleştiren,inkar ve asimile eden devlet ve sistemi aynı zamanda işçileri,köylüleri azgınca sömürmekte ve köleleştirmektedir.insanların arasına dinsel ve milliyetsel gerici düşünceler ağı oluşturarak birbirlerine düşman olmasını istemektedir.bu sayede egemenler kendilerini daha sağlama alıyorlar.emperyalizmin yerli işbirlikçilerine karşı;gerek milliyetsel,gerekse sınıfsal,gereksede dinsel ! olarak ezilen halklar ortak hareket etmeli.ben bunu savunuyorum."
şeklindeki ifadeniz yukarıda yazılanlarla ne kadar uyum göstermektedir tartışılır.halkların kardeşliğini savunan kişi,milliyetsel gerici düşünce sistemini eleştiren birisi,neden kürt milliyetçiliğine soyunuyor?çok garip çelişki...

1961 yılında Askeri cunta tarafından hazırlatılan ve kendisinden sonra gelen hükümete uygulanmak üzere tebliğ edilen bu rapor faşist devlete ait.yoksa biz kafamıza göre uydurmuyoruz.bana soracağına git devletinin arşivlerini incele.ecevit öldükten sonra bunun gibi bir çok belge onun gizli arşivinden çıktı maraş katliamını mitçilerin yaptığına dair vs.asimile eden türk hükümetleri,egemenleri.ama sende o faşist sömürgeci sınıfa mensup olduğun için gocunuyorsun.kürtlerin haklarını araması milliyetçilik midir.yoksa ulusal halk hareketi midir=tabi ki ulusal bir savaşımdır.milliyetçiliği senin ait olduğun sınıfın faşist düzeni insanların içine sokuyor ve kürt düşmanlığı inkar,imha yapıyorsunuz.mazlum halk kitlelerinin haklarını aramasından daha doğal hiç bir şey yoktur.siz bunun adını ne koyarsanız koyun.ister terör ister milliyetçilik.zaten o ağababanız abdde dünyayı yağmalıyor teröristleri yok etmek için.zaten bizim iddaa ettiğimiz herşey yalan nesnel bir somutluğu yok size göre bunun nedenide sizin putperest düşüncelerle beyninizin boşaltılması ve içine soyut,olmamış,pratiği olmayan düşüncelerin yüklenmesinden başka birşey değil.

Kara Davut
20.03.2008, 20:56
1961 yılında Askeri cunta tarafından hazırlatılan ve kendisinden sonra gelen hükümete uygulanmak üzere tebliğ edilen bu rapor faşist devlete ait.yoksa biz kafamıza göre uydurmuyoruz.bana soracağına git devletinin arşivlerini incele.ecevit öldükten sonra bunun gibi bir çok belge onun gizli arşivinden çıktı maraş katliamını mitçilerin yaptığına dair vs.asimile eden türk hükümetleri,egemenleri.ama sende o faşist sömürgeci sınıfa mensup olduğun için gocunuyorsun.kürtlerin haklarını araması milliyetçilik midir.yoksa ulusal halk hareketi midir=tabi ki ulusal bir savaşımdır.milliyetçiliği senin ait olduğun sınıfın faşist düzeni insanların içine sokuyor ve kürt düşmanlığı inkar,imha yapıyorsunuz.mazlum halk kitlelerinin haklarını aramasından daha doğal hiç bir şey yoktur.siz bunun adını ne koyarsanız koyun.ister terör ister milliyetçilik.zaten o ağababanız abdde dünyayı yağmalıyor teröristleri yok etmek için.zaten bizim iddaa ettiğimiz herşey yalan nesnel bir somutluğu yok size göre bunun nedenide sizin putperest düşüncelerle beyninizin boşaltılması ve içine soyut,olmamış,pratiği olmayan düşüncelerin yüklenmesinden başka birşey değil.

evet sizin ağababalarınızda,kürdistan hayali ile,dizinin dibinden ayrılmıyorlar nedense bu abd'nin.Türk ordusu K.ırak'a operasyon düzenleyincede abd bizi sattı diyebilecek kadar açık sözlülükle uşaklık ettiklerini belirtmişlerdi,ama anlayana...düşüncelerini siyasi platformda aramayan,eline silah alıp,savunduğunuz kardeşliğe kurşun sıkan zihniyetin, burada kalkıpta propagandasını yapmayın.size ve sizin gibi düşünenlere doğu halkı cevabını vermiştir.ayrıca sizin gibi faşist demek için önce yazılarımı okuyun.faşizme çanak tutan bir tek yazım varmı?kendinize yöneltilen eleştirilere önce mantıklı cevaplar verin,saldırmayın.ancak bu saldırganlığınızdan belli ki,siz daha savunduğunuz şeyin bile gerçekliğinden emin değilsiniz.zira takındığınız saldıganca bu tavırlar,birşeyleri baskıyla dikte ettirmekten öteye gidememekte.lakin bu dikte tutum dağdaki gerillanıza bile işlemezken,bana hiç işlemez.

turnalı
21.03.2008, 10:50
Sorumlu olan konuşanlar değiş konuşturanlardır bence. Hükümet tek sorumludur.

Ulusa ve Atatürk'e hakaret etmek fikir özgürlüğü değildir.

ulusa,ve atatürke hakaret edenlere müsamma gösterenler er geç hesaba çekilir.ister hükümet olsun,kim olursa olsun.hesap vermeye başladdılar bile.ne güzel söylediniz ulusumuza atatürkümüze hakaret fikir özgürlüğü değildir.ama ne yazikki bunun tam tersi yapılan hakaretlri insan fikrini söylemeli diye nara atanlarrı görüyoruz.nasıl bir özgürlükse artık ben buna fikir özgürlüğü deyil hakaret, kışkırtma, karrgaşa çıkarma özgürlüğü diyorrum.saygılar..

alican19
21.03.2008, 12:46
eğer türkiye sömürgeci olsaydı 1 tek kürt ben kürdüm diyemezdi , veya piyasa zibil gibi dolanan kürtçe şarkılar olamazdı , siz sömürgeciliği ve faşizmi nefsi müdafayla karıştırıyorsunuz
sen gel nevruzda ,tc binlerce vatandaşının öldüren birinin posterini aç ,onu öven sloganlar at polisi taşla ,sonra polis seni dağıtmak için güç kullanınca sömürgeci devletin faşist polisi olsun , bu çok yapmacık
eğer türkiye sömürgeci olsaydı güneydoğunun tamamı kürt olmazdı ,eğer türkiye ırksal ayrım yapsaydı tsk da 4 subay ,astsubaydan 1 i kürt olmazdı
eğer türkiyede kürtlere asimilasyon çalışması olsaydı 3 tane cumhurbaşkanı kürt olmazdı
eğer türkiye ayrımcı olsaydı 60 hükümetin 60 ındada kürt bakanlar olmazdı (şuanki hükümetteki bakanlara bakın neredeyse çoğu kürt )

eğer türkiye kürtleri yoketme politakası uygulasaydı ecevit ve tayyip başta olmak üzere onlarca başbakanı kürt olmazdı
bunlar gibi onlarcası var ,kulaktan dolma bilgilerle yazı yazmak marifet değil eğer cahilliğinize yazdıysanız üzülmeyin bilmemek ayıp değil yok kasıtlı yazdıysanız bu sizin insanlık ayıbınız insanları galyane getirip ırksal çatışma ortamına sürüklemek faşiszmin bir propangadasıdır aramızdada komünist kimlikte faşistler var

Bakır
21.03.2008, 19:20
evet sizin ağababalarınızda,kürdistan hayali ile,dizinin dibinden ayrılmıyorlar nedense bu abd'nin.Türk ordusu K.ırak'a operasyon düzenleyincede abd bizi sattı diyebilecek kadar açık sözlülükle uşaklık ettiklerini belirtmişlerdi,ama anlayana...düşüncelerini siyasi platformda aramayan,eline silah alıp,savunduğunuz kardeşliğe kurşun sıkan zihniyetin, burada kalkıpta propagandasını yapmayın.size ve sizin gibi düşünenlere doğu halkı cevabını vermiştir.ayrıca sizin gibi faşist demek için önce yazılarımı okuyun.faşizme çanak tutan bir tek yazım varmı?kendinize yöneltilen eleştirilere önce mantıklı cevaplar verin,saldırmayın.ancak bu saldırganlığınızdan belli ki,siz daha savunduğunuz şeyin bile gerçekliğinden emin değilsiniz.zira takındığınız saldıganca bu tavırlar,birşeyleri baskıyla dikte ettirmekten öteye gidememekte.lakin bu dikte tutum dağdaki gerillanıza bile işlemezken,bana hiç işlemez.

1)Konu PKK değil.kürtler,kürdistan.

2)devletinin resmi ideolojisine,resmi inkarcı,imhacı,asimileci belgelerine,planlarına ve yapmış olduklarına bir kez inkar edemeden dönüp dolaşıp lafı PKK'ye getiriyorsun.

3)ayrıca devletin yaptıklarına karşı elbette tepkiler olacaktı.PKK'de bu tepkilerden sadece biri.devlet,kendi mezarkazıyıcısını kendisi yarattı.önce katletdi,sürgenlere yolladı,en vahşi kapitalizmi-faşizmi uygulayarak aç bıraktı,yer altı ve yer üstü kaynaklarını acımasızca sömürdü,insanlarını köleleştirdi.daha sonra insanları dağa çıkardı.sonra yine katletdi.


eğer türkiye sömürgeci olsaydı 1 tek kürt ben kürdüm diyemezdi , veya piyasa zibil gibi dolanan kürtçe şarkılar olamazdı , siz sömürgeciliği ve faşizmi nefsi müdafayla karıştırıyorsunuz
sen gel nevruzda ,tc binlerce vatandaşının öldüren birinin posterini aç ,onu öven sloganlar at polisi taşla ,sonra polis seni dağıtmak için güç kullanınca sömürgeci devletin faşist polisi olsun , bu çok yapmacık
eğer türkiye sömürgeci olsaydı güneydoğunun tamamı kürt olmazdı ,eğer türkiye ırksal ayrım yapsaydı tsk da 4 subay ,astsubaydan 1 i kürt olmazdı
eğer türkiyede kürtlere asimilasyon çalışması olsaydı 3 tane cumhurbaşkanı kürt olmazdı
eğer türkiye ayrımcı olsaydı 60 hükümetin 60 ındada kürt bakanlar olmazdı (şuanki hükümetteki bakanlara bakın neredeyse çoğu kürt )

eğer türkiye kürtleri yoketme politakası uygulasaydı ecevit ve tayyip başta olmak üzere onlarca başbakanı kürt olmazdı
bunlar gibi onlarcası var ,kulaktan dolma bilgilerle yazı yazmak marifet değil eğer cahilliğinize yazdıysanız üzülmeyin bilmemek ayıp değil yok kasıtlı yazdıysanız bu sizin insanlık ayıbınız insanları galyane getirip ırksal çatışma ortamına sürüklemek faşiszmin bir propangadasıdır aramızdada komünist kimlikte faşistler var

zaten kürtler ben kürdüm diyemiyordu.öyle diyenlere hayır siz türksünüz.dağlı türksünüz deniliyordu.kürtçe şarkılarının çalınması eskiden imkansızdı.ama şimdi kürt halkı bu hakkını kazandı.ama halen kürtçe şarkı dinlemek yüzünden linç edilen kürtler mevcut.ilginçtir(aslında gayet normal)bangır bangır ingilizce şarkı dinleyenlere kimse ses çıkartmıyor.neden normal çünkü britanyada büyük sömürgeci bu yüzden birbilerine karşı anlayış gösteriyorlardır.12 eylül

işkencehanelerinde o değerli polislerin devletin kürt oldukları için insanlara türlü işkenceler yapılmıştır.şimdi ben bu iğrençlikleri burada konuşmayacağım.neden mi çünkü tiksiniyorum.

şimdi o subaylara,bakanlara,cumhurreislerine gelelim.onlar emperyalizmin yerli işbirlikçileridir.devletin kürdistan üzerinde ki tek sosyal ve siyasal dayanığıdır.kürt halkı o sözde kürt gerçekte halk düşmanı,kapitalist sistemin çanak yalayıcılarına karşı bir ulusal ve sınıfsal olarak karşıtdırlar.gerçek bir emperyalizme karşı savaş sömürgecilere karşı ulusal ve emperyalizmin yerli işbirlişkçilerine karşı sınıfsal olarak verilir.kürt halkı o yabancılaşmış kimselerden hiçbir hak beklentisi içinde değiller.

ırksal bir savaşım ortamına sürüklemek isteyenler insanları milliyetleri,dinleri vs. için öldüren sizin ortaçağ zihniyetine sahip kimseler.komünistin görevi mazlumların yanında olmaktır,faşistler gibi mazlumları katletmek,sömürmek değil.

Kara Davut
21.03.2008, 19:49
sen hala 12 eylül zamanında kalmışsın.o zamanın mimarları çıkıp yaptıklarının hata olduğunu söyledi,itiraf etti.millettende gerekli tepkiyi zaten aldı.biz bugüne bakalım.doğuda yapılan bir asimile varmı?kürtçe yasakmı?planlı bir yoketme,bastırma politikası varmı?olayı pkk'ya getireceğim tabiiki,Pkk,dünün ve bugünün gerçeği de ondan getiriyorum.doğu kalkınamıyorsa bu yüzden kalkınamıyor.bırakın devleti,yöre halkının zenginleri bile bölgeye yatırım yapmıyorki.toprak ağaları gelişimi istemiyor.çünkü istihdam yaratılırsa,kim marabalık yapacak.topraklarını kim ekip biçecek.onun için yatırım için giden insanlardan dekar başı milyonlarca dolar talep ediyorlar veya topraklarını satmıyorlar.yatrırm olmadığı için insanlar açlıkla mücadele ediyor.sonrada dağa çıkıyor.bölgede toprak reformu olmasını en çok savunanlardan birisiyim.

bu topraklar kürdistan'ın değil,Türkiye'nin topraklarıdır.kürdistan özlemi çeken K.Irak'a gidebilir.zira orada henüz tanınmamış olsada bir kürdistan kurulduğu bir gerçektir.ancak oradaki gelişmişliğinde Türkiye'nin sorumluluğunda olmadığını hatırlatırım.

Bakır
21.03.2008, 19:52
Gayri safi milli silah ve yoksulluk

Elimizde, son günlerde yayınlanan iki rapor var: Biri iktisatçı Mustafa Sönmez‘e ait “Doğu-Güneydoğu’da Yoksullaşma ve Çözüm: Barış” adlı raporu; diğeri de Diyarbakır’ın Yoksulluk Haritası‘nı çıkartmak üzere, Sarmaşık Yoksullukla Mücadele ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği ve Diyarbakır Yerel Gündem 21‘in 2006′nın aralık ayında başlattığı araştırmanın sonuç raporu. Kürt sorununa ve Kürt insanının tarihsel dramına dair bazı çarpıcı verileri ortaya seren her iki raporun önemli verilerine bakalım önce.

Kişi başına düşen gayri safi milli silah oranı

Mustafa Sönmez’in raporuna göre 2006 verileriyle Kürt illerine ayrılan bütçenin yüzde 29’u asker-polis harcamalarına gidiyor. Bu harcamaların Türkiye ortalaması ise yüzde 13 düzeyinde kalıyor. Yani, Kürt illerine yapılan “savunma ve güvenlik” harcamaları, Türkiye geneli ortalamasından 16 puan daha fazla! “Savunma ve güvenlik” harcamalarının Türkiye nüfusuna oranlamasından, kişi başına bu harcamaların miktarı 299 YTL olarak çıkıyor. Ancak bu oran, Kürdistan’da büyük bir artış göstererek kişi başına 439 YTL’ye yükseliyor. Yani Kürdistan’da kişi başına “savunma ve güvenlik” harcaması, Türkiye ortalamasının yüzde 44 üzerinde. Bazı illerde ise bu oran Türkiye ortalamasının altında kalıyor. Urfa, Adıyaman, Muş, Van, Batman, Mardin, Bitlis, Ağrı, Malatya ve Elazığ gibi iller ortalamanın altında kalırken, diğer 11 Kürt ilindeki kişi başına asker-polis harcamaları devasa boyutlara çıkıyor. Örneğin Dersim’de Türkiye ortalamasının 6 katına yaklaşıyor! Özetle; Kürt illeri, kişi başına düşen gayri safi milli silah oranında Türkiye’ye dört çekiyor. Kişi başına düşen kurşun sayısında ise muhtemelen dört çarpı dörttür!

Sözde kalkınma, özde sermayeye teşvik

Sönmez’in raporuna göre, 2006′da kişi başına yerel yönetim harcaması Türkiye genelinde 429 YTL olurken, Dersim dışındaki 20 Kürt ilinin kişi başına yerel yönetim harcaması 250 YTL’nin altında kaldı. Raporda, sözde kalkınma için bütçeden sermayeye bol bol teşvikler dağıtılmasına karşın Kürt illerinin bu teşviklerden çok az pay aldığı espit ediliyor. Çoğu “Kalkınmada Öncelikli İller” statüsündeki Kürt illerinin tamamı Bursa kadar teşvik alamadı. Bu kapsamdaki illerden Batı’ya, özellikle İstanbul’a yakın olanlar etkin bir şekilde yararlandı. Her zaman seçim malzemesi yapılan, sözde kalkınma, refah demagojileri ile dağıtılan teşvikler de Kürt emekçilere bir şey getirmedi, zaten getirmesi de beklenemez. Sermaye nerede daha fazla kar varsa oraya akar. Teşvik ve yatırımlar da sermayenin ihtiyaçlarına göre düzenlenir. En çok demagojisi yapılan GAP‘ta olan bitenlere baktığımızda da bunu görmek mümkün.

Sanayi için enerjiye yatırım

Kürt bölgesinde kamu yatırımlarının payı 2006’da yüzde 15,2 olurken, bu rakamın en önemli kısmı GAP’a gitti. Yani 21 ilin 34 milyarı bulan yatırım miktarı özellikle Urfa, Mardin ve Diyarbakır’da yoğunlaştı. GAP kapsamındaki bu üç il dışında toplam bölge yatırımlarının yüzde 47’si diğer illere dağıldı. Bunun gerisinde de Türkiye sanayisinin enerji ihtiyacı var: GAP tek başına Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yüzde 49′unu karşılıyor ve bunun daha da artırılması hedefleniyor. İşte Kürt illerine ayrılan bütçenin yarıdan fazlasının GAP’ın göbeğindeki üç ile ayrılmasının nedeni de bu. Kürt illerine ayrılan bütçenin yüzde 29′u “asker-polise”, yarısı da sermayenin elektrik ihtiyacını karşılamaya gidiyor. Ya geriye kalan yüzde 18′i? Tabii ki hükümete yakın yerel Kürt burjuvazisine, tarikatlara, aşiret reislerine (kalan kırıntılar da yoksullara yardım falan oluyordur)!

GAP master planına göre, toplam 22 baraj ve 19 hidroelektrik santrali inşa edilmesi, 1,7 milyon hektar alanın sulamaya açılması öngörülüyordu. Bölgede kişi başına gelir yüzde 209 oranında artacak, 3,8 milyon kişiye istihdam sağlanacaktı. Gayri Safi Bölgesel Hasıla yüzde 445 oranında artacaktı. Peki ne oldu? Bugün GAP’ta enerji yatırımlarının yüzde 74′ü tamamlanırken, sulama kanallarının altıda biri bile yapılmadı. Buna karşılık GAP, Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yüzde 49′unu üretiyor. Diyarbakır’ın yüzde 63′ü tarımla uğraşıyor. Tarımla geçinenler sulama kanallarının bir an önce tamamlanmasını bekliyor; ancak sulama için ayrılan ödenekler çok yetersiz. Ayrılan ödeneklerin şimdiki seviyede kalması halinde kanalların bitmesi 2050 yılını bulacak. İş elektrik enerjisine gelince durum değişiyor. GAP’ta enerji yatırımlarından yılda 1,5 milyar dolar gelir elde ediliyor çünkü. Kürt illerinde yapılan barajlarla 26 milyar kilovatsaat elektrik üretiliyor; ne var ki Kürt illeri bunun sadece 8 milyar kw’sini kullanıyor. Kürt topraklarından, sularından elde edilen enerji Van’a, Yüksekova’ya ulaşamazken Anadolu’nun tüm sanayi siteleri oradan getirilen elektrikle çalışıyor. Kürt illerine yatırım ve teşvik, işte böyle oluyor!

Boğaziçi Üniversitesi’nden Doç. Dr. Şemsa Özar, Diyarbakır’ın 1927 yılında İstanbul ve Bursa’dan sonra Türkiye’nin en gelişmiş kenti olduğunu hatırlatarak, “Oysa 80 yıl sonra bugüne baktığımızda Diyarbakır’ın gelişmişlik açısından Türkiye genelinde 63. sırada bulunduğunu görüyoruz” diyor. “Bugünkü yoksulluk tarihte birike birike geliyor. Şimdi bunları söylediğimiz zaman, akıllara GAP geliyor. Ama GAP’ın gerçekleşme oranlarına baktığımız zaman, projenin bölgenin kalkınmasına pek yardımcı olmadığını görüyoruz. GAP’ta enerji yatırımlarının yüzde 95’e yakınının, sulama yatırımlarının ise yalnızca yüzde 15’inin tamamlanmış durumda. Yani GAP, bölgeye asıl faydayı sağlayacak sulama yatırımlarını ikinci plana almıştır. Bölgenin elektrik enerjisinden faydalandığını da söyleyemeyiz, Salı gününden beri Diyarbakır’dayım, her gün elektrikler kesiliyor.”

Açlık yarışında Afrika burun farkıyla

Şimdi de tarihte birike birike gelen yoksulluğa bakalım. Diyarbakır’ın Yoksulluk Haritası araştırması, Gürdoğan, Fatihpaşa, Körhat Huzurevleri ve Peyas mahallelerinde toplam 36 bin 221 kişiye yapıldı. Gecekondulardan oluşan bu mahallelerin ortak özelliği, hemen hemen tüm nüfusun kirli savaşın zorunlu göç mağduru olması. DPT’nin sosyoekonomik gelişmişlik endeksi sıralamasında altmış üçüncü sırada yer alan Diyarbakır’ın beş mahallesindeki 5 bin 706 hane üzerinde yapılan bu araştırma, Kürt halkının açlık ve yoksullukta, Afrika ülkeleriyle yarıştığını gösteriyor; Etyopya ve Somali burun farkıyla önde…

Rapora göre hane reislerinin yüzde 73 ,6’sı işsiz. Araştırmaya katılan hanelerin yüzde 79,7’si hanenin temel gereksinimlerini karşılamak için yardıma ihtiyaç duyduklarını belirtti. Geçimlerini herhangi bir yardıma ihtiyaç duymaksızın karşılayabildiklerini ifade eden ailelerin oranı yüzde 19,2 ile sınırlı. Geçimlerini sağlamak için yardıma ihtiyaç duyduğunu belirten hanelerde öncelikli ilk üç ihtiyaç kategorisi ise ‘gıda’, ‘iş’ ve ‘kira’.

5 bin 706 hane arasında net bir geliri olmadığını söyleyenlerin sayısı 309. 64 hanenin aylık geliri ise 50 YTL’nin altında. Aylık gelirinin 51 ile 150 YTL arasında olduğunu söyleyen hane sayısı 916 ve bu, araştırmanın yapıldığı mahallelerin yüzde 16,1′ine denk düşüyor. Geliri 151-250 YTL arasında olanların toplam içindeki yeri yüzde 14,1. Bin 419 hanenin aylık kazancı 250-350 YTL aralığında. Bu dilimin toplamdaki yüzdesi 24,9′a denk düşüyor. 351-500 YTL arasında kazananlar da toplam içinde yüzde 22′lik bir orana erişmiş durumda. Bu mahallelerde sadece 933 hanenin kapısından ayda 501 YTL ve üzeri para giriyor ki, bunun oranı yüzde 16,4. Elde edilen bu sonuçlara göre, aylık geliri 500 YTL ve altında olan hanelerin oranı yüzde 83,6′ya ulaşıyor. Bu bulgu, Türk-İş‘in yaptığı son araştırmaya göre 655 YTL olan dört kişilik ailenin ‘açlık sınırı’nın da altında. Araştırmaya katılan 36 bin 221 kişiyi barındıran 5 bin 706 hanenin yüzde 70,8′i aç, perişan olmakla kalmamış, geleceğe dair umudunu da tamamen yitirmiş durumda. Araştırmaya katılanların sadece yüzde 29,2′u durumun daha iyi olabileceği yönünde bir beklentiye sahip bulunuyor.

Bu açlık, yoksunluk, umutsuzluk tablosu sadece Diyarbakır’a özgü değildir; Kürdistan’ın tümü ve Türkiye’deki metropollere göç etmiş Kürtler için de geçerlidir.

Proleter temelde mücadele

Peki bu raporların bize anlattığı şey nedir? Ya da şöyle soralım: Kişi başına düşen asker-polis sayısında en ileri, yoksullukta en geri olan Kürt illerini bu hale getiren nedir? Kürdistan ile Türkiye arasındaki sadece siyasal alanda değil ekonomik, sosyal, kültürel ve diğer alanlarda da kendini gösteren derin eşitsizliğin kaynağı nedir? Bu sorunun cevabı bizi Kürt sorununun özüne götürür. Şudur: Kürtler üzerinde sermayenin sınıfsal baskı ve sömürüsünün yanı sıra ulusal karakterli bir sömürü ve talan politikasının varlığıdır. Sadece siyasal bir baskı ve hak eşitsizliği ile sınırlı kalmayan bir sömürü ve soygun rejimi sonucu 80 yıllık cumhuriyetin Kürt halkı için biriktire biriktire getirdiği şey yoksulluk ve esaretten başka bir şey olmamıştır.

Her iki raporun ortaklaştığı nokta, emekçi Kürt halkının karşı karşıya olduğu derin yoksulluk ve eşitsizliktir. Emperyalizme bağımlı bir ülkenin, sermaye yapısı, özkaynaklarının güçlülüğü ve sermayesini geniş ölçekli olarak yeniden üretebilme imkanları bakımından çeşitli yapısal zayıflıklar ve zaaflar taşıyan işbirlikçi tekelci burjuvazisinin gerek krizlerin ivmelendirdiği kar oranlarındaki düşmenin önüne geçebilmek, gerekse keskinleşen uluslararası rekabet koşullarında kendi pazarındaki sömürüsünü derinleştirme (kendi Çin‘ini yaratma) ihtiyacının; ucuz hammadde ve ucuz işgücü deposu olarak Kürdistan’ın zengin kaynaklarını ve potansiyellerini geniş çaplı sömürme ihtiyacının sonucunu görüyoruz bu raporlarda.

Ve tabii ki diğer kutupta, kapitalist soygun rejiminin eşitsizlik ve derinleşen yoksullukla birlikte Kürt emekçilerinde büyüttüğü öfkeyi, devrimci potansiyellerin yaygınlığını görüyoruz burada. İşsizlik, yoksulluk artışı, ulusal inkar, asimilasyon ile faşist baskının, asker-polis ve silah artışının birbirini koşullaması gibi tersten de öfke ve direniş, serhıldan damarının kabarması diyalektiğini görüyoruz. Emekçi Kürt halkının ulusal ve sınıfsal özlem ve ihtiyaçlarının iç içe geçişini ve sınıfsal temelde örgütlenmiş, sosyalizm perspektifine sahip bir devrimci proleter mücadelenin zorunluluğunu ve aciliyetini görüyoruz

21 ilimiz Hindistan ve Afrika düzeyinde

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı'nın (TESEV) raporuna göre, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki 21 ilin sosyoekonomik yapısı, Afrika ve Asya'nın yoksul ülkeleri seviyesinde.

TESEV'in önceki gün açıkladığı, "Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Sosyal ve Ekonomik Öncelikler" raporunda, bölgedeki 21 ilin BM insani gelişmişlik endeksi değerlerine yer verilerek, bu tablonun AB'ye girişte yaratacağı sıkıntılara dikkat çekildi. Türkiye'nin insani gelişmişlik endeksi değerinin 2003'te 750 olarak tespit edildiğinin belirtildiği raporda, 21 ilin değerleri şöyle sıralandı:

Türkiye'nin yüzde 15'i

Bayburt (686), Tunceli (685), Gümüşhane (669), Diyarbakır (668), Erzurum (661), Ardahan (655), Erzincan (653), Adıyaman (652), Kars (644), Batman (644), Mardin (637), Siirt (636), Iğdır (632), Şanlıurfa (619), Van (616), Hakkâri (611), Bingöl (601), Bitlis (577), Muş (574), Ağrı (572), Şırnak (560).
Raporda şu tespitler yer aldı: "Botsvana 565 endeks değeriyle Şırnak'ın biraz üzerinde. Ekvator Ginesi 655 ile Ardahan ile aynı sırada. İnsani gelişmişlik endeksi en yüksek il olan Bayburt ile kıyaslayabileceğimiz ülkeler ise 679 endeks değerine sahip Moğolistan ve 687 endeks değeri ile 113. sıradaki Bolivya. 21 ilin ortalama endeksinin 631 olduğunu söyleyebiliriz.

Bu, BM sıralamasında 124. sırada bulunan Fas'a denk geliyor. 21 il, Türkiye nüfusunun yüzde 15'ini oluşturuyor.
Son 5 sıradaki Bingöl, Bitlis, Muş, Ağrı ve Şırnak illerinin endeks değerlerinin de Hindistan'dan daha düşük olduğu belirtildi. Bu illerimiz, 602 endeks değerine sahip Hindistan'dan daha az bir gelişmişlik düzeyinde bulunuyor.


ayrıca okumak isteyenlere
TEHCİR, GÖÇERTME HAREKETİ VE KÜRDİSTAN TOPLUM YAPISINA ETKİLERİ/ M.Can Yüce http://istanbul.indymedia.org/news/2008/03/234255.php

alican19
21.03.2008, 21:44
1)Konu PKK değil.kürtler,kürdistan.

2)devletinin resmi ideolojisine,resmi inkarcı,imhacı,asimileci belgelerine,planlarına ve yapmış olduklarına bir kez inkar edemeden dönüp dolaşıp lafı PKK'ye getiriyorsun.

3)ayrıca devletin yaptıklarına karşı elbette tepkiler olacaktı.PKK'de bu tepkilerden sadece biri.devlet,kendi mezarkazıyıcısını kendisi yarattı.önce katletdi,sürgenlere yolladı,en vahşi kapitalizmi-faşizmi uygulayarak aç bıraktı,yer altı ve yer üstü kaynaklarını acımasızca sömürdü,insanlarını köleleştirdi.daha sonra insanları dağa çıkardı.sonra yine katletdi.




zaten kürtler ben kürdüm diyemiyordu.öyle diyenlere hayır siz türksünüz.dağlı türksünüz deniliyordu.kürtçe şarkılarının çalınması eskiden imkansızdı.ama şimdi kürt halkı bu hakkını kazandı.ama halen kürtçe şarkı dinlemek yüzünden linç edilen kürtler mevcut.ilginçtir(aslında gayet normal)bangır bangır ingilizce şarkı dinleyenlere kimse ses çıkartmıyor.neden normal çünkü britanyada büyük sömürgeci bu yüzden birbilerine karşı anlayış gösteriyorlardır.12 eylül

işkencehanelerinde o değerli polislerin devletin kürt oldukları için insanlara türlü işkenceler yapılmıştır.şimdi ben bu iğrençlikleri burada konuşmayacağım.neden mi çünkü tiksiniyorum.

şimdi o subaylara,bakanlara,cumhurreislerine gelelim.onlar emperyalizmin yerli işbirlikçileridir.devletin kürdistan üzerinde ki tek sosyal ve siyasal dayanığıdır.kürt halkı o sözde kürt gerçekte halk düşmanı,kapitalist sistemin çanak yalayıcılarına karşı bir ulusal ve sınıfsal olarak karşıtdırlar.gerçek bir emperyalizme karşı savaş sömürgecilere karşı ulusal ve emperyalizmin yerli işbirlişkçilerine karşı sınıfsal olarak verilir.kürt halkı o yabancılaşmış kimselerden hiçbir hak beklentisi içinde değiller.

ırksal bir savaşım ortamına sürüklemek isteyenler insanları milliyetleri,dinleri vs. için öldüren sizin ortaçağ zihniyetine sahip kimseler.komünistin görevi mazlumların yanında olmaktır,faşistler gibi mazlumları katletmek,sömürmek değil.

bu ülkede türk kürtle kardeşçe yaşaması sizi rahatsız ediyor ,kürt vatandaşların bu ülkenin yönetime gelmesi sizi rahatsız ediyor türklerle kardeşçe yaşayanlar sizin için emperyalizmin yerli işbirlikçisi oluyor çünkü yalanlarınız çürüyor kim şuan kürtler eziliyor diye bilir tayyip kürt bakanların çoğu kürttür mecliste 100 den fazla kürt vekil var , kürtçe şarkı dinlenemiyorda neden bugün nevruzlarda okadar kürtçe konuşmalar yapıldı kürtçe şarkılar söylenip kürtçe sloganlar atıldı
bugün tc faşist politika izleseydi bütün kürtleri sınırdışı ederdi ve gerçekten çok büyük gelir elde ederdi ,bugün tc faşist politika izleseydi bugünki nevruzlarda kürtçe konuşmalar olmazdı,bugün tc faşist politika izleseydi darağaçlarında sallanan keller olurdu
siz kendinizi komünist zannediyorsunuz halbuki emperyalist amerikaya piyonluk yapıyorsunuz , kürdü türke aleviyi sunniye düşüren amerikadır ve bu komploları savunanda onun piyonlarıdır bizim gibi TÜRK KÜRT KARDEŞTİR İNKAR EDEN KALLEŞTİR diyenlerse vatanseverdir ,vatansevgisinin ırkı dini dili olmaz