Orijinalini görmek için tıklayınız : Bana gelen Email.Doç.Dr. İbrahim Öztürk


özcan1
24.03.2008, 16:58
hakkimdaki iftira kampanyasi icin size aciklma geregi duydum Posteingang
Antworten
Allen antworten
Weiterleiten
Drucken
Ibrahim zur Kontaktliste hinzufügen
Nachricht löschen
Phishing melden
Original anzeigen
Nachrichtentext unlesbar?
Ibrahim Öztürk an ibrahim
Details anzeigen 23. Mrz. (Vor 16 Stunden)

Merhabalar,

Kamuoyunda tek yanlı ve linç mantığına dayalı bir kmapanya açıldı. Tümüyle derçeği saptırmak ve benim üzerimden alakası olmayan hedefler kotarmak isteyenler basındaki gücünü insani değerleri ayaklar altına alarak sürdürmektedir. Ben de bu tek yanlı bilgilendirmeden dolayı insanımızın kafası karışmış olabileceği noktasından hareketle, kendimi size karşı sorumlu hissettim ve aşağıdaki metni paylaşmak istedim.


Selam ve saygılarımla
Doç.Dr. İbrahim Öztürk

Yanlış anlaşılmak hiç anlaşılmamaktan daha yaralayıcı



Geçen hafta, özgür olması gereken üniversite ortamında (İstanbul Ticaret Üniversitesi), her biri 20 yaşını geçen kocaman gençlere AB ve Gümrük Birliği bağlamında bir ders yaptım.

Ne anlattığımı detaylı olarak basına geçtim. Kısaca burada tekrar etmek gerekirse, üye olmak istediğimiz AB’nin çağın en büyük projesi olduğunu, zira asırlar süren kanlı geçmişin üzerine sünger çekip, derin siyasi, tarihi, toplumsal yırtıkları tamir edip, ortak aklın ve çıkarların ışığında tek devlete vardıklarını anlattım.

Buradan hareketle ‘biz de bu çözüm geliştirme ve kriz yönetme iradesinin simyasını ele geçirip sorunları büyütmeden çözmeyi öğrenmeliyiz’ dedim.

Öğrencvilerden gelen sorular ve fikirler aracılığı ile dersimiz derinleşti, sıra daha dar alandaki konulara geldi.

Devam ettim:

‘1980’lere kadar bu ülkede Kürt sorunu yoktu. Toplum mühendislerinin dümene geçmesiyle bizi birbirine bağlayan dokumuz her yerden tahrip edilince, şimdi çözmek istense de artık neresinden tutulacağı kestirilemiyor. Ötekileştirerek, farkları inkâr ederek, ‘benimle aynısın’ diyerek gerçek yok edilmez, sosyal barış tesis edilmez. Farklı toplumsal desenler zenginliğimiz olup, gelişen demokrasi bunların daha görünür olmasını mümkün ve zaruri kılar. Bunlara bölünme ve parçalanma sendromuyla yaklaşmak, AB denen olgunun anlaşılmadığını gösterir.

Tornadan çıkar gibi ‘türdeşleştirme’ dayatması acı bir mahalle baskısına döndürüldüğünden, öz yurdunda, örneğin, Tuncelili olduğunu ifade etmek yerine, Elazığlı olduğunu söyleyip geçiştirmek zorunda kalanlar bilirim. Bunu, belki bölücülük sempatizanlığı, Aleviliğinden dolayı ateistlik iftirası ve hatta tertemiz Alevi bacılarımıza yöneltilen ithamlardan bıktığı için yapıyor.

Benim dersimde özgür tartışma ortamında öğrencilerim de bol bol konuşur. Bir öğrencim, Alevi bacılarımız için bazılarının sarfettiği ama hiçbir şekilde tasvip etmediğimi belirttiğim tırnak içi ifadeyi ‘hakaret’ olarak anladı. Defalarca açıklama yaptım, ‘madem sırf o kelimenin telaffuz edilmesinden üzüldün, seni haklı buluyorum, bu kelimeyi tırnak içinde olarak da naklettiğimi/alıntıladığım için senden ve sınıftan özür dilerim’ dedim. 50 civarındaki öğrencim ‘yeter hocam maksadınız zaten apaçık anlaşılıyor, kelime yanlış ancak maksadınız olumlu’ dediler.

Meğersem konuyu yanlış anlamakta inat eden öğrencimin dayısı olan şahıs Almanya kökenli olan Yol TV ile alevi.com sitesinin de sahibiymiş. Dayısının "bu malzemeye" adeta savaş ganimeti gibi ihtiyacı olduğunu fark etmiş olmalı ki 10 dakika sonra sınıfı terk etti. Dersten sonra da gittim, anlattım, izah ettim, hatta yine özür diledim, ‘iyi ki varsın’ dedim. ‘Peki hocam.’ dedi,.

Ancak puslu havanın kokusunu iyi alan sınırlar ötesinden içeriye elatan kişi, bir kere kızı da etikis altına aldığından yakasını bırakmadı. Provokasyonun farkında olmayan sekiz öğrenciden de imza toplamayı başarıp, fitili ateşlediler.

Öğrencimin babasıyla konuştum. “Konunun bu noktaya çekilmesine üzüldüm.’ dedi. Oysa ‘boşuna çabalama, seni yanlış anlamaya karar verdik’ diyenler çoktan devreye girmişti. Başka hedefler kotarılmak istenirken beni malzeme yapıp, yargısız infaz yaptılar. Ödül törenlerinde gülerken çekilen bir fotoğrafımı bulup, sırf yüz kısmını kesip koyarak ‘insanlarla duyarsızca dalga geçen bir adam imajı verip’, galeyana getirdikleri masum insanlara beni hedef gösterdiler.

Türkiye’deki Alevi STK’larına danışmak ve olayı anlamak, bana da söz hakkı vermek yerine, yargısız infaz ettiler. Başrole de her zaman olduğu gibi Kamer Genç geçti. Aşiret düzeni içinde alevi reylerini istismardan başka hiçbir katkısı olmayan arkadaş, nihayet "Çiçek Sulamaktan" fırsat bulup benimle de uğraşmaya başladı.

Her gün yüzlerce ölüm tehdidi alıyorum. Şimdi ben Hrant Dink’in ‘güvercin tedirginliğini’ yaşıyorum. Kendisi de Alevi olan eşim, ‘yargısız infazda bulunan bazı Aleviler yüzünden bana bakışın değişmeyecek değil mi?’ tedirginliğini yaşıyor. Oğlum ise ‘seni işten mi atacaklar’ diye soruyor.

Hem özgürlükçü bilim adamı kişiliğim hem de ailem sebebiyle Alevi hanımefendilere asla hakaret edemem, etmem. Biz bu ülkede yaralara merhem olmak için varız. Ancak kimsenin kapı kulu da değilim. Bilim adamıyım. Allahâ da bir can borcum var.

Evet, bir yaya kırmızı ışıkta geçmemeli, ancak geçerse onu öldürerek mi cezalandıracaklar? Ne yapmışız? Kendi yaşadığım bir acımı naklederken kullanmamam gereken bir kelime ağzımdan kaçmış, acımdan dolayı kaçmış. Maksadım hakaret değil savunmak Mazlumluğun arkasına gizlenmiş kinci bir zalimliğe kurban edildim.

Ben uzun süredir kamuoyu önündeyim. Derdim nedir, ne söyleyebilirim, ne söyleyemem bellidir.

Alevilerin canımı yakan tarihi acılarını, bitmek tükenmek bilmeyen bir sömürüye bağlayanlar, bu kültürel alan sanki babalarından kalan kast sistemi imiş gibi beni o toplumdan dışlamaya çalıştı. Tesellim odur ki, Alevi toplum ve fikir önderleri beni anladı, üzüntümü paylaştı. Radyolarında, gazetelerinde, TV’lerinde söz hakkımı kullandırdı. Binlerce maile bıkmadan cevap verdim. Birçoğu provokasyonu kederle fark etti. Ben Alevilerin bu mert yüreğini sevmişim meğer.Yaşanan bunca acıya rağmen büyük tahrikler altında bile empati yapma yeteneğini koruyor, mazlumken zalim konumuna düşmek istemiyorlar.

Bu iftira kampanyası sayesinde yeni dostlar kazandım.

Şimdi bir Kerbela susuzluğu ile diyorum ki yanlış anlaşılmak hiç anlaşılmamaktan daha çok yaralıyormuş insanı…


Saygılarımla,

Doç.Dr.Ibrahim Öztürk
Marmara Üniversitesi
Ingilizce Iktisat Bölümü
34723 Kuyubasi, Göztepe
Istanbul, Türkiye
-----------------------------------------------------------
Bana gelen bu Emaili sizinle paylasmak istedim.
Özcan1
saygilar

aspava
24.03.2008, 17:29
şimdi adamın konuşmalarının birkısmını cem tv. de dinledim sürekli özür dileyerek 'benim eşimde alevidir ben alevileri hep savundum ve ben böylebir hakaret etmedim ''
gibi şeyler söylüyordu açıkcası pek inandığımı o an için söyleyemem çok kızdım yine iftira yine karalama diye sinirlendim ama birtaraftanda o günki olayları tam manasıyla yaşayanlardan duyup karar verdikten sonra yargılamak olduğunu da düşünmüyor değilim sadece kişinin yargılandıktan sonra çıkacak olan sonuca bakıyorum işte o zaman akla kara çıkacaktır diye düşünüyorum

Alevimen
24.03.2008, 17:35
Sn. Öztürkü anlıyorum, güzel yazmış; açık yazmış. Adamı alet edip akıl almaz komikce savaşa çıkmayada gerek yok.
(Daha öncede yazmıştım).
O Sözleri duyan 'öğrenciler' konuşma hakkını kullanabilirler, o zamana kadar sanırım fikrim değişmez.

özcan1
24.03.2008, 18:03
Avrupada okullarda bazen siyah ve beyazlar arasinda bazı agız sürtüşmeleri oluyor ve olayda birbirlerinden özür dileyip olaylar kin beslemeksizin kapanıyor.

Bizim Türk insanı Barut gibi, Belki olaylara gelenek ve göreneksel bir yaklaşım sergiliyor ve bazen gülünecek şeylere veya anında cevap verilerek halledilecek sorunlari çözemiyoruz duygusal yaklaşiyoruz nedense.

Ben eminimki bu tür belki yanlış anlaşılma (ise) :confused1 olayları politik çıkar amaçlı deyerlendirmelere başka insanlarin işine yarayacaktır..
insan söyliyecek cevap bulamıyor....beklemek lazım.

readme
25.03.2008, 14:41
adam size mail, cep mesajı göndermeye gerek duyuyorsa daha ne istiyorsunuz?.. bir bardak suda maksatlı fırtına.
syn alevimen gine bilinçli duruşunu gösterdiği için tşk ediyorum ona..

Naci
25.03.2008, 18:04
bende gideyim x kişi için senin için böyle böyle diyorlar diyeyim , sonrada sonrada kenara çekileyim. Başka örnek mi bilmiyor koskoca hoca ...
benden önceki arkadaşlarda tam bir hoşgörü örneği gösteriyor. ben sizin kadar hoşgörülü olamıyorum maalesef. beni teselli eden itü deki görevine son verilmesidir. Tepkisini gösteren tüm arkadaşlara sevgilerimi sunuyorum. Toplumsal göreve devam

özcan1
25.03.2008, 20:07
adam size mail, cep mesajı göndermeye gerek duyuyorsa daha ne istiyorsunuz?.. bir bardak suda maksatlı fırtına.
syn alevimen gine bilinçli duruşunu gösterdiği için tşk ediyorum ona..

Adam bana cep mesajı deyil. Email gönderdi! ve onu ben talebelerine (hakir) misal verdi diye Email ile kınadıgım icin gönderdi. Bugün sokak cocukların bile agızlarına almadıkları lafı, bir egitmenin örnek olması gerekli oldugunu verdiyi dersin sexologi olmadıgını ifade ettim.
Kamu oyununda tepkisi ondan olsa gerek.

ecolis
25.03.2008, 21:02
Adam bana cep mesajı deyil. Email gönderdi! ve onu ben talebelerine (hakir) misal verdi diye Email ile kınadıgım icin gönderdi. Bugün sokak cocukların bile agızlarına almadıkları lafı, bir egitmenin örnek olması gerekli oldugunu verdiyi dersin sexologi olmadıgını ifade ettim.
Kamu oyununda tepkisi ondan olsa gerek.

ozcan abi bazen dediyin gibi bir eyitmen kullanacagi laflari bilmiyorsa oyrenci ne yapsin.gerci butur zihniyetten hersey beklenir.kendi konusma tarzi budur.
saygilarimla

özcan1
25.03.2008, 21:38
ozcan abi bazen dediyin gibi bir eyitmen kullanacagi laflari bilmiyorsa oyrenci ne yapsin.gerci butur zihniyetten hersey beklenir.kendi konusma tarzi budur.
saygilarimla

Sevgili Ali.
şuur altı konuşmadan dolayı ağzından kaçırmıstır diye tahmin ediyorum.
Doç. Dr. İbrahim Öztürkün kimliyine bir bak.


Doç. Dr. İbrahim Öztürk 1969 yılında Trabzon’da doğdu. 1992 yılında Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden mezun oldu. 1994 yılında Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat bölümünden, 1995 yılında ise Boğaziçi Üniversitesi tarih bölümünden lisans derecelerini aldı.

1999’da Marmara Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde “Doktor”, 2000 yılında “Yard. Doç.” ve 2005’te de “Doçent” ünvanını aldı.

Uzmanlık alanı kalkınma iktisadı ve Japon ekonomisi olan Öztürk, araştırmalarını sürdürdüğü Tokyo’da Keio Üniversitesi (1997–1998) ve Tokyo Üniversitesi’nde (2003) misafir öğretim üyesi olarak, Japon Dış Ticaret Müsteşarlığı (JETRO) bünyesindeki Gelişmekte Olan Ülkeler Enstitüsü’nde (AJIKEN) (2004) ise araştırmacı olarak görev yaptı.

Halen 1993 yılından beri çalıştığı Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü’nde ve (part time olarak) Boğaziçi Ekonomi bölümlerinde görev yapan Öztürk, ayrıca bazı özel üniversitelerde de dersler vermektedir.

Zaman ve Today’s Zaman Gazetelerinde köşe yazarlığı yapan Öztürk, halen Müstakil Sanayici ve İşadamlar Derneği’nin (MÜSİAD) de ekonomi danışmanlığını sürdürmekteydi.

birde şu günah çıkaran yazısına bir göz at.
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazarno=1087

hidir.dt
26.03.2008, 11:48
Doçent ÖZTÜRK açıklama yapmış;böyle bir söz etmedim diye. Veya bu anlamda söylemek
istemedim diye.Bu ifadesine inanmak durumundayız. En azından özür diliyor ve bu olaydan
ötürü tedirginlik yaşadığını belirtiyor.
Tepkilerimizi gösterdik. bu tepkiler çağdaş toplumun anlayışı dışına taşmamalı.
Yani hem hakim,hemsavcı,hemde cellat durumuna düşmemek gerekir.
Benim bildigim, alevi insanının hoşgörülü dünyası o kadar büyükki orda her kese
yaşayacak kadar yer vardır. saygılarımla.

hayderiyem
26.03.2008, 13:15
Benim dersimde özgür tartışma ortamında öğrencilerim de bol bol konuşur. Bir öğrencim, Alevi bacılarımız için bazılarının sarfettiği ama hiçbir şekilde tasvip etmediğimi belirttiğim tırnak içi ifadeyi ‘hakaret’ olarak anladı. Defalarca açıklama yaptım, ‘madem sırf o kelimenin telaffuz edilmesinden üzüldün, seni haklı buluyorum, bu kelimeyi tırnak içinde olarak da naklettiğimi/alıntıladığım için senden ve sınıftan özür dilerim’ dedim. 50 civarındaki öğrencim ‘yeter hocam maksadınız zaten apaçık anlaşılıyor, kelime yanlış ancak maksadınız olumlu’ dediler.

Meğersem konuyu yanlış anlamakta inat eden öğrencimin dayısı olan şahıs Almanya kökenli olan Yol TV ile alevi.com sitesinin de sahibiymiş. Dayısının "bu malzemeye" adeta savaş ganimeti gibi ihtiyacı olduğunu fark etmiş olmalı ki 10 dakika sonra sınıfı terk etti. Dersten sonra da gittim, anlattım, izah ettim, hatta yine özür diledim, ‘iyi ki varsın’ dedim. ‘Peki hocam.’ dedi,.

Ancak puslu havanın kokusunu iyi alan sınırlar ötesinden içeriye elatan kişi, bir kere kızı da etikis altına aldığından yakasını bırakmadı. Provokasyonun farkında olmayan sekiz öğrenciden de imza toplamayı başarıp, fitili ateşlediler.

Öğrencimin babasıyla konuştum. “Konunun bu noktaya çekilmesine üzüldüm.’ dedi. Oysa ‘boşuna çabalama, seni yanlış anlamaya karar verdik’ diyenler çoktan devreye girmişti. Başka hedefler kotarılmak istenirken beni malzeme yapıp, yargısız infaz yaptılar. Ödül törenlerinde gülerken çekilen bir fotoğrafımı bulup, sırf yüz kısmını kesip koyarak ‘insanlarla duyarsızca dalga geçen bir adam imajı verip’, galeyana getirdikleri masum insanlara beni hedef gösterdiler
..................................
Hoca (çalıştığın gazeteye ithafen)
Yazınız bu minval üzerine devam ediyor. Başta belirtelim Alevi Bektaşi zümresi olarak bizler başka inanç altında yaşamış da olsak Anadolunun gerçek sahiplerinin torunları olarak neler yaşamadık ki, hangi birini anlatalım "isyan ediyorlar" diye katledilen babailerimi anlatalım yoksa Ebu suud efendinin fetvasını uygulayan osmanlı kadılarının uygulamalarını mi? yoksa Kerbelada kulaklarını deldirip mengüç takıp Alevilerin desteğini aldıktan sonra Erdebili yerle bir edip sonra Anadolu'da Alevi Bektaşi kıyımına girişen Trabzon valisi iken tahta geçen Yavuzun yaptıklarını mı yoksa sultan maymun diye isimlendirdiğimiz 2. Mahmudun yaptıklarınımı? sonralarda yaşadıklarımızı unuttuğumuzu zannetme!!
Sözü söyleyip tepki büyüyünce özür dilemek o kadar önemli değil be hoca önemli olan sözü söylemeden önce ne söyleyeceğini iyi düşünmek.
Ünlü bir deyim vardır "yezidin kurnazı Ali görünür"diye
bir çin atasözü vardır;" “Kopan bir ipe sımsıkı bir düğüm atarsanız, ipin en sağlam yeri artık bu düğümdür. Ama ipe her dokunuşunuzda canınızı acıtan tek nokta yine o düğümdür"
Söz senin ağzından çıkana kadar senin esirindir, oysa söz senin ağzından çıktıktan sonra sen o sözün esirisin,bu biz Alevi Bektaşi zümresinin temel prensiplerimizden biridir.
Bizler E(line)d(iline)eb(beline)(EDB)düsturu üzerinde yaşayanlarız bizim ne bizden nede bizden gayrılarından şüphemiz ve zannımız vardır biz 72 millete bir nazarla bakanlarız.
Yunus İmredir bizim ulumuzdur ve demiştir ki;sen sana ne sanırsan/ayruğa da onu san/dört kitabın manası/budur eğer var ise
Son olarak şunu söylemekle ne düşündüğümü(zü) iyi anlayacağını umuyor seni sana havale ediyoru(z)m.
Pişir pişir söyle sözü arasında çiğ bulunur.
Hoca Hoca
Var git işine bizden sana kötülük gelmez sen kötülüğü kendi özünde ara.