ati_laa
03.04.2008, 13:32
Halk ozanları, halkın yaşadığı içsel ve sosyal yaşantılarını genel anlamda dile getirmelerine karşın," eskiyi sürdürür" biçimde anlaşılmışlardır. Kullandıkları dil,çalgı ve mekanları da yerel algılanmaktadır. Daha doğrusu, çağında yaşayan bireylerin beğeni ve beklentilerine erişememiş, kişisel ve yerel zevklerin sığlığında üreten, çalıp söyleyen kişiler olarak kanıksanmışlardır. Duruma, moda ve gösteriş açısından bakınca, bu veya benzer değerlendirmelerin haklılığını kabul etmek gerek. Ancak insanın içine sinmeyen gerçekler de yok değil. Örneğin, ulus dediğimiz, vatanın sahibi insanlar, sadece okumuş, dünyadaki her gelişim düzeyini yakalayabilmiş bireylerden ibaret değildir. Olsa bile bu demek değildir ki,doğal özellikli imkanlar,gelenek, görenek, dil, din ve tarih değişikliğine maruz kalmış oldukları kuşku götürmezdir. Siyasi sınırları belli toprak parçasını vatan bilmiş bireylerin kültürel ortaklığı, istemeseler de tarihsel ve sosyolojik gerçektir. Kültür denen, eski ve yeninin harmanı, hiçbir insanın, fildişi şatoda, yalıtık halde yaşamasına izin vermeyecek kadar müdahale gücüne sahiptir. İşte bu kadar etkililiği olan kültürün tabanı, halk ozanlarının işleyip, besleyip, yarına aktardığı dün ile bağlantısı olan gerçekler damıtığıdır. Özellikle Türkiye ve onun insanı özelinde, dün ile bu günün, sözel, duygusal veya diğer boyutlarda,kültürel aktarımını en gerçekçi biçiminde dile getirenlerin bir çoğu, yukarıda algılayışlarını dile getirdiğim halk ozanlarıdır. Aşkı, sevdayı, ulusal coşkuyu,acıyı,tarihsel olayları; eğitim düzeyi en düşük olandan en yüksel olanın anlayacağı biçimde "gayri ihtiyari" de olsa dile getiren onlardır. Bu, bunu kabul etmeyenlerin dışında bir gerçektir. Bu savın kanıtı olarak Aşık Veysel Şatıroğlu gösterilebilir.
Niyesi de şudur; beşeri sıkıntıların yoğunluğunda dünyayı, yaşadığı vatanın sorunlarını, "bilip" bildirmek açısından ele almaktan geri durmamıştır. Hatta, karınca kararınca, hepimizi etkileyen gidişatın güzel ve yararımıza olması için öneriler sunmuştur. Koşullarına ve bilgi birikimine bakıldığında onun emeği ve ürünlerinin paha biçilmez olduğu hemen anlaşılır. Bir defe Aşık Veysel; fiziksel çevresini renk ve boyutları ile görememektedir. Daha da önemlisi, duyarak öğrendiği gerçeğidir. En önemlisi de, bir çok bakımdan birilerine muhtaç olduğudur. Tüm bu olumsuzlukların harmanında, şiir ve türkü taneleme çabasındadır. Gerek halk ozanlığının biçimsel yöntemlerini, gerekse konulardaki içerik çeşitliliği ve uyumunu, hatası en düşük biçimde başarıyla kullanmıştır. Üstelik, bizlerin denizine, ezgisel boyutta, dikkate değer seslendirmeler getirmiştir. Doğal söyleyişlerin yanında, ustalardan edindiği söyleyiş biçimlerini, semah ve ilahi tadında da denemiştir. Yetiştiği yörenin nükteli, mecazlı öğelerini ustaca kullanan Aşık Veysel ürünlerinin çokluğu bakımından da saygın bir konumdadır. Yergi/taşlama öğelerini de içinde barındıran türkülerinin sözlerine, toptan bakıldığında, tasavvufa yaslı düşünce meyvelerini maddesel gerçeklikte damıtarak yerleştirmiştir. Bundaki başarısı, kanınca, gelişmişlik düzeyini, zamanın insan yaşantıları, politik ve sosyal gelişmişlik düzeyini –bir biçimde- öğrenmiş,algılamış olmasıyla doğrudan ilişkilidir. Demek şudur ki; Aşık Veysel, ustalarının söyledikleri türkülerin içeriklerini çağa göre yordamak yerine, ustadan aldığı birikime ek olarak, çağı kendince yorumlamıştır.Bireysel sızlanışın yanı sıra, toplumsal diye nitelenebilecek değer yargılarını, zamanının beğeni kalıplarıyla, halk şiirinin özüne uygun biçimde ele almıştır. Tabi, mahlas yerleştirimi, konuları derinlemesine irdeleme, imge üretme gibi, şair çabası gerektiren işlerde başarı, istenilen düzeyde olmasa bile, döneminin ustası oluşu bundan etkilenmemiştir. Zaten böyle ayrıntılar çizgisinde değerlendirilmeye tabi tutulacak bir ozan değildir Aşık Veysel. Niye derseniz; O'nun çıkış noktası türküdür (deyiş, düaz-ı imam,semah, ilahi). Şiirin,türkü ve ezgiye uyduğu kadar üzerinde durmuştur. Bir de Aşık Veysel için, kendi hissedişinin türküye tam yerleştirilişi önemlidir. Ayrıca, olayları zaman konu ve yer üçgeninde değerlendirme kaygısı, birçok halk ozanında olduğu kadar O'nda da vardır. "Benim sadık yarim kara topraktır", "gidiyorum gündüz gece", "dostlar beni hatırlasın"… gibi, aynı biçimi ile dörtlük sonlarında yinelenen dizeler bir yana bırakılırsa (bu dizeler, anladığım kadarıyla Veysel'in, ısrarla vurgulamak istediği, dilek düşünce ve duygularının başlıklarıdır), sözcük ve söz çeşitliliği de kusursuzluğa yakın güzelliktedir. İlginç bir gerçek de şudur; Aşık Veysel, öğüt içeren şiirlerinde, durum, düşünce ve duygu betimleyen şiirlerinde, arı-duru dil kullandığı gibi, bilgelik düzeyinde çıkarımlara da ulaşmıştır. En genel söyleyişle, Halk Şiiri/türküsü damarına, ondan aldığından daha fazla güzellikler de katmıştır. Dilin, deneyimin ve türküye/şiire vurgunluğu olanaklarında olabildiğince yararlanan Âşık Veysel, halkın ve o günkü Cumhuriyet yönetiminin de ilgisini hak etmeyi başarmıştır. 1931 Yılı'ndaki "Halk Şairlerini Koruma Derneği"nin (Ahmet Kutsi Tecer'in de içinde bulunduğu çabanın ürünü), Sivas'ta yapılan bir etkinliğinde şiir okuduktan sonra Sivas'ın dışına taşan Aşık Veysel, ondan beridir kendisini anlayabilenlerin yüreğinde olmayı sürdürmektedir.
Kısaca şöyle denebilir; yeteneğinin kendisine verdiği şansı, çalışıp çabalayarak üretime hakim kılmış olup, Cumhuriyetimizin ulusal değerler üzerindeki bilinçli titizliğine türkü coşkusuyla tat vermiş, halk kültürümüze ulusal ölçekte (ayrıştıran başkaldırı sloganlarını dışta koyarak) çığır genişletmiş, kültürümüzün saygıdeğer ozanlarındandır. Gözlerim görmüyor diye, "cırcır böceği gibi" inlememiş, görmeyene gör demiş, bilmeyene bil demiş. Kızılırmak coşkusuna benzer bir değiştirici ile emeğini ve yüreğini konuşur kılmıştır. O'nu sevmek, elbette O'nu anlamaktan geçtiği gerçeği ile, O'ndan öğrenmek, O'nu yaşatmak için bundan öte ne ola ki?
Bilip de bildiren halk ozanları gibi O'na da saygımın ve borcumun olduğu bilinsin
abbas turan abimden
Niyesi de şudur; beşeri sıkıntıların yoğunluğunda dünyayı, yaşadığı vatanın sorunlarını, "bilip" bildirmek açısından ele almaktan geri durmamıştır. Hatta, karınca kararınca, hepimizi etkileyen gidişatın güzel ve yararımıza olması için öneriler sunmuştur. Koşullarına ve bilgi birikimine bakıldığında onun emeği ve ürünlerinin paha biçilmez olduğu hemen anlaşılır. Bir defe Aşık Veysel; fiziksel çevresini renk ve boyutları ile görememektedir. Daha da önemlisi, duyarak öğrendiği gerçeğidir. En önemlisi de, bir çok bakımdan birilerine muhtaç olduğudur. Tüm bu olumsuzlukların harmanında, şiir ve türkü taneleme çabasındadır. Gerek halk ozanlığının biçimsel yöntemlerini, gerekse konulardaki içerik çeşitliliği ve uyumunu, hatası en düşük biçimde başarıyla kullanmıştır. Üstelik, bizlerin denizine, ezgisel boyutta, dikkate değer seslendirmeler getirmiştir. Doğal söyleyişlerin yanında, ustalardan edindiği söyleyiş biçimlerini, semah ve ilahi tadında da denemiştir. Yetiştiği yörenin nükteli, mecazlı öğelerini ustaca kullanan Aşık Veysel ürünlerinin çokluğu bakımından da saygın bir konumdadır. Yergi/taşlama öğelerini de içinde barındıran türkülerinin sözlerine, toptan bakıldığında, tasavvufa yaslı düşünce meyvelerini maddesel gerçeklikte damıtarak yerleştirmiştir. Bundaki başarısı, kanınca, gelişmişlik düzeyini, zamanın insan yaşantıları, politik ve sosyal gelişmişlik düzeyini –bir biçimde- öğrenmiş,algılamış olmasıyla doğrudan ilişkilidir. Demek şudur ki; Aşık Veysel, ustalarının söyledikleri türkülerin içeriklerini çağa göre yordamak yerine, ustadan aldığı birikime ek olarak, çağı kendince yorumlamıştır.Bireysel sızlanışın yanı sıra, toplumsal diye nitelenebilecek değer yargılarını, zamanının beğeni kalıplarıyla, halk şiirinin özüne uygun biçimde ele almıştır. Tabi, mahlas yerleştirimi, konuları derinlemesine irdeleme, imge üretme gibi, şair çabası gerektiren işlerde başarı, istenilen düzeyde olmasa bile, döneminin ustası oluşu bundan etkilenmemiştir. Zaten böyle ayrıntılar çizgisinde değerlendirilmeye tabi tutulacak bir ozan değildir Aşık Veysel. Niye derseniz; O'nun çıkış noktası türküdür (deyiş, düaz-ı imam,semah, ilahi). Şiirin,türkü ve ezgiye uyduğu kadar üzerinde durmuştur. Bir de Aşık Veysel için, kendi hissedişinin türküye tam yerleştirilişi önemlidir. Ayrıca, olayları zaman konu ve yer üçgeninde değerlendirme kaygısı, birçok halk ozanında olduğu kadar O'nda da vardır. "Benim sadık yarim kara topraktır", "gidiyorum gündüz gece", "dostlar beni hatırlasın"… gibi, aynı biçimi ile dörtlük sonlarında yinelenen dizeler bir yana bırakılırsa (bu dizeler, anladığım kadarıyla Veysel'in, ısrarla vurgulamak istediği, dilek düşünce ve duygularının başlıklarıdır), sözcük ve söz çeşitliliği de kusursuzluğa yakın güzelliktedir. İlginç bir gerçek de şudur; Aşık Veysel, öğüt içeren şiirlerinde, durum, düşünce ve duygu betimleyen şiirlerinde, arı-duru dil kullandığı gibi, bilgelik düzeyinde çıkarımlara da ulaşmıştır. En genel söyleyişle, Halk Şiiri/türküsü damarına, ondan aldığından daha fazla güzellikler de katmıştır. Dilin, deneyimin ve türküye/şiire vurgunluğu olanaklarında olabildiğince yararlanan Âşık Veysel, halkın ve o günkü Cumhuriyet yönetiminin de ilgisini hak etmeyi başarmıştır. 1931 Yılı'ndaki "Halk Şairlerini Koruma Derneği"nin (Ahmet Kutsi Tecer'in de içinde bulunduğu çabanın ürünü), Sivas'ta yapılan bir etkinliğinde şiir okuduktan sonra Sivas'ın dışına taşan Aşık Veysel, ondan beridir kendisini anlayabilenlerin yüreğinde olmayı sürdürmektedir.
Kısaca şöyle denebilir; yeteneğinin kendisine verdiği şansı, çalışıp çabalayarak üretime hakim kılmış olup, Cumhuriyetimizin ulusal değerler üzerindeki bilinçli titizliğine türkü coşkusuyla tat vermiş, halk kültürümüze ulusal ölçekte (ayrıştıran başkaldırı sloganlarını dışta koyarak) çığır genişletmiş, kültürümüzün saygıdeğer ozanlarındandır. Gözlerim görmüyor diye, "cırcır böceği gibi" inlememiş, görmeyene gör demiş, bilmeyene bil demiş. Kızılırmak coşkusuna benzer bir değiştirici ile emeğini ve yüreğini konuşur kılmıştır. O'nu sevmek, elbette O'nu anlamaktan geçtiği gerçeği ile, O'ndan öğrenmek, O'nu yaşatmak için bundan öte ne ola ki?
Bilip de bildiren halk ozanları gibi O'na da saygımın ve borcumun olduğu bilinsin
abbas turan abimden