@DuYGu@
11.04.2008, 10:56
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Ankara’ya gelmeden bir gün önce, iki Fransız TBMM binasına geliyor.
Yani, o dillerinden düşürmedikleri “demokrasinin kabesi” Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne değil de, sanki babalarının çiftliğine...
Meclis’te, parti genel başkanlarının odalarından tuvaletlere kadar her yeri inceliyor, kontrol ediyorlar.
Bunun adı “güvenlik kontrolü”...
Kimden izin aldıkları belli değil.
Yaptıkları inceleme yetmiyormuş gibi, Barroso’ya Meclis’te özel bir oda tahsis edilmesini de istiyorlar.
Ekselans Eyalet Valisi, siyasi parti genel başkanlarının ayağına gitmesin, onlar Barroso’nun ayağına gelsin diye...
Türkiye, Avrupa Birliği’nin eyaleti ya da sömürgesi mi, yoksa bağımsız ve egemen bir devlet mi?
Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu derece aşağılanmasına izin vermeye ve göz yummaya kimin hakkı var?
Bu geri zekalılara, Türkiye’nin bağımsız ve onurlu bir devlet olduğunu, misafirlerinin güvenliğini sağlayacak imkan ve yeteneği bulunduğunu söyleyecek, ya da kapıyı gösterecek bir babayiğit çıkmayacak mı içimizden?
Bizi ne sanıyorlar?
Bağımsız ve egemen bir ülkeyi ziyarete değil de, Avrupa Birliği’nin bir sömürgesini veya eyaletini teftişe gelen AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Ankara’ya gelmeden önce Türkiye’yi az tehdit etmediler.
AKP kapatma davası ile ilgili hukuki süreci hiçe sayan açıklamalar yaptılar.
AKP davasının AB ilişkilerine darbe vuracağını iddia eden Barroso ne dedi:
“Geçen yılki cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimlerde AB sürecinin Türkiye’de istikrar çapası olması ciddi şekilde test edildi. AKP’ye açılan kapatma davasında bir kez daha test edilecek.”
Vah, vah, vah...
Çok korktuk. Yandık, bittik, mahvolduk!
Anayasa Mahkemesi AKP’yi kapatma kararı verirse, AB bizi kapı önüne koyacak!
Şu an neredeyiz ki sanki?
Hangisinden yanasınız?
Rehn de, ‘’AK Parti’nin kapatılması istemiyle açılan davanın bu partinin aleyhine sonuçlanması durumunda üstü kapalı müzakerelerin tekrar gözden geçirilmesi ve durdurulması’’ tehdidinde bulunuyor.
Bu tehditlere papuç bırakacak mıyız?
Maalesef evet.
301. madde teklifi boşuna mı alel acele Meclis’e gönderildi? 10. Uyum Paketi boşuna mı hazırlanıyor?
AB’ye her istediğini vermeye razı ve hazırız.
Yeter ki şu “müzakere süreci” yüz yıl sürse bile, kesilmesin.
Çünkü iktidarda kalmak uğruna Türkiye’yi sömürgeleştirmekten çekinmeyen AKP’nin, AB’den başka tutunacak dalı kalmadı.
Kişi başına milli gelirini alnının teriyle 15 bin dolara yükseltmiş, bağımsız ve onurlu Türkiye mi; yoksa kişi başına milli geliri sanal olarak 25 bin dolar gösterilen, satılmış, satın alınmış, bağımsızlığını yitirmiş ve sömürgeleştirilmiş bir Türkiye mi?
Madem milleti “sizler-bizler” ikiye böldünüz, siz hangisinden yanasınız?
Sırrı Y.CEBECİ
Yazıyı okurken düşündüm;Türkiye sömürge değil mi zaten??
Hükümet,parlemento,parlementelere gerek varmı ki??
Amerika bir temsilci göndersin açık açık yönlendirsin meclisi!
Yani, o dillerinden düşürmedikleri “demokrasinin kabesi” Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne değil de, sanki babalarının çiftliğine...
Meclis’te, parti genel başkanlarının odalarından tuvaletlere kadar her yeri inceliyor, kontrol ediyorlar.
Bunun adı “güvenlik kontrolü”...
Kimden izin aldıkları belli değil.
Yaptıkları inceleme yetmiyormuş gibi, Barroso’ya Meclis’te özel bir oda tahsis edilmesini de istiyorlar.
Ekselans Eyalet Valisi, siyasi parti genel başkanlarının ayağına gitmesin, onlar Barroso’nun ayağına gelsin diye...
Türkiye, Avrupa Birliği’nin eyaleti ya da sömürgesi mi, yoksa bağımsız ve egemen bir devlet mi?
Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu derece aşağılanmasına izin vermeye ve göz yummaya kimin hakkı var?
Bu geri zekalılara, Türkiye’nin bağımsız ve onurlu bir devlet olduğunu, misafirlerinin güvenliğini sağlayacak imkan ve yeteneği bulunduğunu söyleyecek, ya da kapıyı gösterecek bir babayiğit çıkmayacak mı içimizden?
Bizi ne sanıyorlar?
Bağımsız ve egemen bir ülkeyi ziyarete değil de, Avrupa Birliği’nin bir sömürgesini veya eyaletini teftişe gelen AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Ankara’ya gelmeden önce Türkiye’yi az tehdit etmediler.
AKP kapatma davası ile ilgili hukuki süreci hiçe sayan açıklamalar yaptılar.
AKP davasının AB ilişkilerine darbe vuracağını iddia eden Barroso ne dedi:
“Geçen yılki cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimlerde AB sürecinin Türkiye’de istikrar çapası olması ciddi şekilde test edildi. AKP’ye açılan kapatma davasında bir kez daha test edilecek.”
Vah, vah, vah...
Çok korktuk. Yandık, bittik, mahvolduk!
Anayasa Mahkemesi AKP’yi kapatma kararı verirse, AB bizi kapı önüne koyacak!
Şu an neredeyiz ki sanki?
Hangisinden yanasınız?
Rehn de, ‘’AK Parti’nin kapatılması istemiyle açılan davanın bu partinin aleyhine sonuçlanması durumunda üstü kapalı müzakerelerin tekrar gözden geçirilmesi ve durdurulması’’ tehdidinde bulunuyor.
Bu tehditlere papuç bırakacak mıyız?
Maalesef evet.
301. madde teklifi boşuna mı alel acele Meclis’e gönderildi? 10. Uyum Paketi boşuna mı hazırlanıyor?
AB’ye her istediğini vermeye razı ve hazırız.
Yeter ki şu “müzakere süreci” yüz yıl sürse bile, kesilmesin.
Çünkü iktidarda kalmak uğruna Türkiye’yi sömürgeleştirmekten çekinmeyen AKP’nin, AB’den başka tutunacak dalı kalmadı.
Kişi başına milli gelirini alnının teriyle 15 bin dolara yükseltmiş, bağımsız ve onurlu Türkiye mi; yoksa kişi başına milli geliri sanal olarak 25 bin dolar gösterilen, satılmış, satın alınmış, bağımsızlığını yitirmiş ve sömürgeleştirilmiş bir Türkiye mi?
Madem milleti “sizler-bizler” ikiye böldünüz, siz hangisinden yanasınız?
Sırrı Y.CEBECİ
Yazıyı okurken düşündüm;Türkiye sömürge değil mi zaten??
Hükümet,parlemento,parlementelere gerek varmı ki??
Amerika bir temsilci göndersin açık açık yönlendirsin meclisi!