Orijinalini görmek için tıklayınız : Aleviligin İnanc Kaynaklari


Asigi Ali
11.04.2008, 19:42
Kaynak sorunu her açıdan önemli bir konudur. Özellikle Alevilik açısından, Aleviliğin sahip olduğu değerler orijinini bu kaynaklardan alacak ve günümüz problemlerine üretilecek çözümler bu alt yapı üzerinde yükseltilecektir. Bu yüzden, bizde Aleviliği gerçek manada öğrenmek istiyorsak, hayat programımızı Aleviliğin sahip olduğu değerlere göre ayarlamak istiyorsak Aleviliğin kaynaklarını bilmek zorundayız. Hatta bu kaynakları ciddi biçimde tetkik etmeliyiz. Edindiğimiz bilgiler ve uyguladığımız pratiklerin havada kalmasını istemiyorsak, bunu yapmalıyız.

Biz de bu makaleyi, bu bilinçle yazma işine koyulduk. Yaptığımız araştırmalar sonucunda ise, Aleviliğin kaynaklarının iki ana başlık altında toplanmasının en doğru yöntem olduğunu öğrendik.
Bunlar:

1. Genel kaynaklar
2. Özel kaynaklar ’dır.


Genel kaynaklar ana başlığı altında toplanan kaynaklar dünya ölçüsünde bütün Ehl-i Beyt
dostlarının ortak olduğu kaynaklardır. Çünkü Alevilik doğru değerlendirecek olursak, yalnızca Anadolu’ya hapis olmuş bir inanç değil, aksine dünya Müslümanlarının üçte birini teşkil eden büyük bir okuldur. Dünyanın çeşitli yerlerinde On İki İmamın velayetine inanan çeşitli ırk ve uluslardan yüz milyonlarca insan, genel kaynaklar ana başlığı altında toplanan Kur’ân-ı Kerimin ve Ehl-i Beyt’in öğrettiği yolda ilerlemektedirler.

Özel kaynaklara gelince bunlar, Anadolu coğrafyasında yaşayan Ehl-i Beyt dostlarının,genel kaynaklara bağlı olarak ortaya çıkardığı, ürettiği kaynaklardır. Üzücüdür ki, bu kaynaklar dünyanın değişik yerlerinde yaşayan Ehl-i Beyt dostları tarafından yeterince tanınmamaktadırlar. Çünkü tarihsel süreç içerisinde, koparılan ilişkiler, aynı İmamlara elini uzatmış bu insanları bir birine yabancı bırakmıştır. Bu kopan ilişkileri yeniden canlandırmak ve bu yabancılaşmayı ortadan kaldırmak ise, bizim çabalarımızla olacaktır. Umulur ki bu işi başarırız. Şimdi ise bu kaynaklar hakkında detaylı şekilde konuşalım.




1.Aleviliğin Genel Kaynakları

Aleviliğin genel kaynakları iki tane olup, Kur’ân-ı Kerim ve Ehl-i Beyt tarafından temsil edilmektedir. Bu sözümüzün delili ise gerek Ehl-i Sünnet ve gerekse de Ehl-i Beyt kaynaklarından mütevatir olarak bize ulaşan efendimiz Muhammet’in;

“Şüphesiz, ben sizlere iki ağır emanet bırakıyorum; bunlardan biri Allah’ın kitabıdır ki, onun bir ucu Allah’ın elindedir ve bir ucu da sizin elinizdedir. En büyük emanet de budur. Diğeri ise, öz soyum, Ehl-i Beytimdir. Bunlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe asla sapıklığa düşmezsiniz. Bu ikisi bana ulaşıncaya kadar asla birbirinden ayrılmazlar. Rabbimden ben bunu istedim; O da kabul etti. Bu yüzden asla onlardan ileriye geçmeyin ki, helak olursunuz ve onlara bir şey öğretmeye kalkmayın, çünkü onlar sizden daha çok bilgindirler.” şeklinde
rivayet edilen Sekaleyn Hadisi ’dir.1

Bu genel delilimizi getirdikten sonra, bu iki kaynak hakkında konuşmaya devam edelim.

1.2. Kur’ân-ı Kerim

Alevilik, Kur’ân-ı Kerim ’in dinin temel kaynağı olduğuna, Allah tarafından Cebrail vasıtasıyla vahy edildiğine, bugüne kadar en ufak bir değişikliğe uğramadığına ve bundan sonra da uğramayacağına, ve Kur’ân-ı Kerim‘in Ehl-i Beyt ile bir bütünlük arz ettiğine inanır.





Alevilikte Kur’ân-ı Kerim dinin temel kaynağını oluşturur ve her Alevi’nin başı bu itibarla Kur’ân ‘a bağlıdır. Kur’ân-ı Kerim de ki bir haramı helal, helali de haram ilan; Onda ki her hangi bir ayeti ve hükmü inkar edemez.2

Pirimiz, Pir Sultan Abdal, Kur’ân-ı Kerim'e bağlı olduğunu ve Aleviliğin temel kaynağının Kur’ân-ı Kerim olduğunu, şu mısralarla dile getirmektedir:

“Pir Sultanım Haydar heman3
Dağları bürüdü duman
İşte İncil4, işte Kur’ân
Seçebilirsen gel beri”.5

Elbette, Kur’ân-ı Kerimin Alevilikte dinin temel kaynağını oluşturması, Kur’ân-ı Kerimin Allah katından insanlara bir rahmet olarak vahy edilmesine dayanmaktadır. Çünkü insanı yaratan Allah, insanı daha iyi tanı-maktadır. Onun güçlü ve zayıf noktalarını iyi bilmektedir. İnsanın mutlu olması içinde ona uyması gereken bir programı göndermiştir. Bu ise Allah’ın Rahim sıfatının bir gereğidir.

Üstadımız Kul Himmet, bu gerçeği yani Kur’ân-ı Kerimin vahy edildiğini şu dörtlükle dile getirmektedir:

“Hakkın6 emri ile Cebrail7 indi
İndi de namına Sultanı sundu
Allah Muhammede selam gönderdi
Muhammedsün deyü bendin8 çözündü”9

On yedinci yüzyılda yaşayan Alevi şairi Derviş Mehemmed, güzel bir dörtlüğünde Kur’ân-ı Kerim ve diğer üç ilahi kitabın vahiy edildiğini şöyle anlatmaktadır:

“Yaratmıştır on sekiz bin alemi
Cebrail arştan indirdi kelamı
Dört kitabın10 yazıldığı kalemi
Deyen bilmez, bilen demez ne seyran”.11

Kur’ân-ı Kerim hakkında konuşuyorken, burada ilginç bir konuya değinmek yerinde
olacaktır. Pek çoğunuzun da bildiği gibi son zamanlarda Aleviler arasında bazı insanların
Kur’ân-ı Kerimin bozulduğuna, Ehl-i Beyt hakkındaki bazı ayetlerin Kur’ân-ı Kerimden çıkarıldığına dair bazı iddiaları ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu iddianın ilginç olması son zamanlarda meydana çıkmasında kaynaklanmaktadır. Gerçekten de Aleviler arasında bu iddianın on en fazla yirmi yıllık bir tarihi vardır. Halbuki bundan on veya yirmi yıl öncesine kadar bu tür iddialar yoktu. Bu iddialar bir yana Kur’ân-ı Kerim el üstünde tutulurdu (ki günümüzde de bu devam etmektedir). Hz. Ali‘nin konuşan Kur’ân olduğu söylenerek bütün Aleviler ’in Kur’ân-ı Kerimi öğrenmesi ve onu kendi hayatına tatbik edilmesi gerektiği öğütlenirdi. Nitekim Alevi şairlerinin Kur’ân-ı Kerimden saygıyla bahsetmeleri ve bugüne kadar Aleviliğin temel orijinlerinde bu tür bir iddiaya rastlanmaması, bu sözümüzün en iyi kanıtıdır.

Muhittin şöyle der;


“Şanında inmiştir ahsenül kısas12
Budur gökten inen furkan13 dediler.
Sıfatı14 yüzünün evrakı15 gibi
Yüz on dört sureye16 Kur’ân dediler.”17

Asigi Ali
11.04.2008, 19:43
Kur’ân-ı Kerimin 6666 ayetten müteşekkil olduğu yolundaki iddia bizi ilgilendirmez, sadece Ehl-i Sünnetti bağlar. Çünkü bu iddia Ehl-i Sünnet kişi ve kurumlarınca savunulmaktadır. Halbuki Aleviliğe göre, Kur’ân-ı Kerimin 6666 ayetten müteşekkil değildir. Ve gerçekte olanda budur. Bazı Alevi araştırmacılarda bu hataya düşüyorlar. Ehl-i Beyt’le bir bütünlük arz eden Kur’ân-ı Kerim’i Ehl-i Sünnet‘in anladığı gibi anlıyorlar. Gerçekte ise bunların yapması gereken şey, Kur’ân-ı Kerimi anlamak için Hz. Ali’ye yani Onun bize bırakmış olduğu bilgisine başvurmalarıdır. Çünkü Hz. Ali kendi deyimi ile “Konuşan Kur’ân” dır.olduğu bilgisine başvurmalarıdır. Çünkü Hz. Ali kendi deyimi ile “Konuşan Kur’ân” dır18.

Bir diğer iddia ise, Kur’ân-ı Kerimin, Üçüncü Halife Osman Bin Affan zamanında toplanırken, Ehl-i Beyt hakkında bazı ayetlerin çıkarıldığı yolundadır. Bu da temelden yanlış bir iddiadır. Çünkü Kur’ân-ı Kerim ilk kez Hz. Muhammet zamanında Hz. Ali tarafından bu günkü şekli ile toplanmış ve Hz. Muhammet’e sunulmuştur.19

Burada özellikle altını çizmek gerekiyor. Alevilere çeşitli kararlarla enjekte edilmeye
çalışılan, Kur’ân-ı Kerimin bozulduğu veya bazı ayetlerinin çıkarıldığı yönündeki iddialara karşı halkımızın çok uyanık olması gerekiyor. Çünkü bu iddia aramızdan çıkan veya aramıza giren ama Alevilik ile, On iki İmam ile, Hacı Bektaş-ı Veli ile bir alakası olamayan düşmanlarca ortaya atılmıştır ve bu günde bunlar tarafından desteklenmektedir. Dikkatli olmalıyız, çünkü düşman uyanık ve işini biliyor Kur’ân-ı Kerimin bozulduğunu iddia ederek Aleviliği temelden yıkmak istiyor.

Bu durumu, bir vadinin ortasından akan bir akar suya benzetebiliriz. Düşünün ki, bir vadi
boyunca akan akarsu bu vadiyi kaplayan çiçekleri ve bitkileri beslemek-tedir. Onlara hayat vermektedir. Bu su kuruduğu takdir-de vadiyi kaplayan çiçekler ve bitkilerde kuruyacaktır. İşte Alevilik tıpkı bunun gibidir. Dinin kaynağı da Kur’ân-ı Kerimdir. Eğer o kaynak kurursa dinde yok olur, gider. Bitkilerin kuruması gibi inananlar da Zaten yaşadığımız şu dönemde aynı tecrübeleri geçirmiyor muyuz? Görüyorsunuz, halkımız çeşitli ideolojilere ve dinlere eğilim gösteriyor; onlara tabii oluyorlar Neden? Çünkü kaynağımızı kurutmak istiyorlar da ondan. Eğer biz bu dağılmayı durdurmak ve Aleviliği yeniden tarihin sahnesine çekmek istiyorsak, bu kaynağı korumak zorundayız. İzzetin, zaferin ve kurtuluşun yolu Kur’ân-ı Kerimden geçer. Diğer taraftan Kur’ân-ı Kerimden nasıl istifade edeceğimizi bilmek zorundayız. Yine bilmek zorundayız ki, Kur’ân-ı Kerim muskalar yapıp, insanların arasına mutsuzluk ekmek için indirilmemiştir. Çünkü bu tür uğraşlar şeytani özellikler taşıyan insanlar tarafından yapılmaktadır. Bunlardan korunmanın yolu ise, Kur’ân-ı Kerimin emirlerini yeri getirmek, yasaklarını yapmamak, kısaca onu pratize etmektir.

Nitekim Muhittin şöyle der:

“Kılarız namazı, kılmayız değil
Biz hakkın emrini bilmeyiz değil
Kur’ân kitabımız İslam dinimiz
Hadisten20 ayetten21 almayız değil”22



Son olarak şunu söylemek yerinde olacaktır. Alevilik açısından, Kur’ân-ı Kerim insanların hidayeti için yalnız başına yeterli değildir. Hidayet için Kur’ân-ı Kerim ile Ehl-i Beyt’in birlikteliği gerekmektedir zaten Hz. Muhammet; “Bu ikisi bana ulaşıncaya kadar birbirinden ayrılmazlar.”Son olarak şunu söylemek yerinde olacaktır. Alevilik açısından, Kur’ân-ı Kerim insanların hidayeti için yalnız başına yeterli değildir. Hidayet için Kur’ân-ı Kerim ile Ehl-i Beyt’in birlikteliği gerekmektedir zaten Hz. Muhammet; “Bu ikisi bana ulaşıncaya kadar birbirinden ayrılmazlar.”23 diyerek bu gerçeğin altını çiziyor. Biz bu hadisten şunu anlıyoruz ki, Kur’ân-ı Kerimin başına gelenler Ehl-i Beyt’in, Ehl-i Beyt’in başına gelenler de Kur’ân-ı Kerim’in başına gelecektir. Tarih gerçekten de bize öğretmiştir ki, Kur’ân-ı Kerim ve Ehl-i Beyt aynı kaderi paylaşmışlardır. Nitekim hem Hz. Muhammet‘in ve hem de Hz.Ali‘nin şehit
edilmesinden hemen ardından bazıları Kur’ân-ı Kerimi kendi arzularına göre yorumlamışlardır. Hatta bazıları Kur’ân-ı Kerimin sayfalarını mızraklarının ucuna takma cüretinde dahi bulunabilmişlerdir. Bu günde aynı zevatın bir devamı olan İlhan ARSEL, Turan DURSUN ve Erdoğan AYDIN gibi Kur’ân-ı Kerim ’in batınından – zahirinden, muhkeminden – müteşabbihinden, nasihinden – mensuhundan, tevilinden – tefsirinden, bilgisi olmayan bu in-sanlar, Kur’ân-ı Kerimi kendi keyifleri doğrultusunda yorumlamaktadırlar. Biz rahatız. Çünkü tarih,bunları da tıpkı fikirsel alandaki ataları gibi, çöplüğünde hak ettikleri yere atacaktır. tarih,

1.2. Ehl-i Beyt

Kur’ân-ı Kerimden sonra Aleviliğin ikinci genel kaynağını Ehl-i Beyt teşkil eder. Nitekim Alevi Edebiyatı bu konuda oldukça zengin bir külliyata sahiptir. Örnek olması açısından aşağıya Pir Sultan Abdal ‘dan bir dört-lük alıyoruz:

Pir Sultan’ım buna canmı dayanır
Bir dostum var gah uyur gah uyanır
Ehl-i Beyt al kanlara boyanır
Düşün Ehli BEyt’i sabret bakalım.24

Ehl-i Beyt hakkında konuşuyorken, bazı Sünni alimlerinin bazı tahriflerle Ehli Beyt‘ın İslam‘da ki makamını düşürmeye çalışmalarına da değinmek yerinde olacaktır. Bunu zaten hilafet meselesiyle, vasiyetname sorunuyla ve nihayet Kerbela Katliamı ile pratiğe döktüler. Fazla bir zaman geçmeden Kur’ânı yanlış yorumlayarak ve Hz. Muhammet’in hadislerini tahrif ederek bu uğraşlarını devam ettirdiler.

Hadisleri tahrif etmelerinin en güzel örneği, Sakaleyn Hadisi’nde ki “öz soyum, Ehl-i Beyt‘im“ yerine “sünnetim“ ibaresini yerleştirmeleridir.25 Bunu bir tahrif olduğu “öz soyum, Ehl-i Beyt‘im” ibaresinin hem Ehl-i Sünnet ve hem de Ehl-i Beyt kaynaklarında yer alması ve bu hadisin tevatür halinde bize ulaşmasından dolayı açıktır.

Diğer taraftan Sekaleyn Hadisi, bazı Sünni alimlerin söylediği şekilde ise, yani Hz. Muhammet, bizlere Kur’ân’ı ve kendi sünnetini bırakmışsa bu durumda Alevilik, yine haklıdır. Çünkü Hz. Muhammet bizlere kendi sünnetini bırakmıştır; Ebu Bekir, Ömer, Osman, ve Muaviye’nin sünnetini değil. Ehl-i Sünnet ’in (Sünniler ’in) değerli bildiği bu insanlar bir çok kez Hz. Muhammet’in Sünnetine uymamış ve sünnetten saparak, uyduruk uygulamaları devreye sokmuşlardır. Bunlar çeşitli kitaplarda detaylı olarak incelenmiştir.uymamış ve sünnetten saparak, uyduruk uygulamaları devreye sokmuşlardır. Bunlar çeşitli kitaplarda detaylı olarak incelenmiştir. Biz burada konuyu uzatmamak için iki örnekle yetineceğiz.

Birinci örnek: Mervan İbn-i Hakem tarafından rivayet edilir ki, Osman kendi hilafeti döneminde, hacc ile umreyi birlikte yapmayı yasaklıyor, Hz. Ali ise hacc ile umreye niyet ederek “Lebbeyk, Ben Resulullah (s) ‘ın sünnetini kimsenin sözüyle terk etmem!” diyor. 26

İkinci örnek: Ehl-i Beyt İmamları’nın beşincisi olan İmam Muhammet Bakır‘a Abdullah
Bin Muammer adında ki bir Sünni, İmam‘ın mut’a nikahı hakkında ki hükmünü soruyor. İmam (a) ise “Allah onu kitabında helal kılmıştır; Peygamberin sünnetinde yer almıştır; ashabı da onunla amel etmiştir.” diye cevap verince Abdullah, “Fakat İkinci Halife (Ömer) onu yasaklamıştır.” diyor. İmam (a) ise, “Sen kendi dostunun fetvasına uy, bende Resulullah(s‘ın hükmüne.”27 diyerek Abdullah’ı susturuyor.

Bu iki örnek bize gerçekte Ehl-i Sünnet ‘in kimin sünneti üzerinde olduğunu bize açıkça göstermektedir. Ehl-i Beyt ise her zaman, sapmalara karşı Hz. Muhammet‘in sünnetini korumuştur. Bundan dolayı Ehl-i Beyt sünnetin takipçisi temsilcisi ve koruyucusudur. Zaten Hz. Muhammet, “Ali bendendir, ben Alidenim; benim eda edeceğimi yalnız Ali eda eder ve ben eda ederim.“28 diyerek sünnetin temsilcisini bize gösteriyordu.

Ehl-i Sünnet ’in Ehl-i Beyt ’in makamını düşürmek için, Kur’ân-ı Kerim ‘i kasıtlı yorumlamalarına verilecek en açık örnek ise, Ahzap Suresi’nin otuz üçüncü ayetinde geçen Ehl-i Beyt kelimesinin kimleri kapsadığı noktasında ki yorumlardır. Bir çok Ehl-i Sünnet ve Ehl-i Beyt kaynağı bu noktada birlik olmuşlardır ki, bu ayet İmam Ali , Hz. Fatıma, İmam Hasan ve İmam Hüseyin hakkın da nazil olmuştur. Ancak Ehl-i Sünnet ’ten bir gurup mutaassıp kişiler Ehl-i Beyt ‘e Hz. Muhammet’in hanımlarını da eklemişlerdir. Ancak bu apaçık bir tahriftir.

Hem Ehl-i Sünnet ve hem de Ehl-i Beyt kaynaklarından mütevatir olarak, ayetin nüzul
sebebi şöyle anlatılmaktadır: Hz. Muhammet bir gün yünden, siyah renkli bir elbise (aba) omzuna almış, sonra Hasan, Hüseyin, Fatıma ve Ali’yi elbisesinin altına almış ve mezkur ayeti okumuştur.

Ümmü Seleme, “Ya Resulullah (s), bende onlardan mıyım?” diye sorunca Resulullah (s),

“Hayır! Sen hayır üzeresin.” diye karşılık vermişlerdir.29 Ayrıca bunu Hz. Aişe de tasdik etmiştir.30

2. Özel Kaynaklar


Özel kaynaklar ana başlığı altında, Ehl-i Beyt Mektebinin Anadolu coğrafyasında ürettiği ikincil kaynaklar etrafında konuşacağız. Bu kaynaklar genel olarak Kur’ân-ı Kerim ve Ehl-i Beyt’in öğrettiği şekilde ortaya konulmuştur. Şimdi atalarımızın ürettiği ve bize kadar ulaştırdığı bu kaynaklar etrafında konuşalım.

Asigi Ali
11.04.2008, 19:44
Özel kaynaklar ana başlığı altında, Ehl-i Beyt Mektebinin Anadolu coğrafyasında ürettiği ikincil kaynaklar etrafında konuşacağız. Bu kaynaklar genel olarak Kur’ân-ı Kerim ve Ehl-i Beyt’in öğrettiği şekilde ortaya konulmuştur. Şimdi atalarımızın ürettiği ve bize kadar ulaştırdığı bu kaynaklar etrafında konuşalım. Hüsniye İmam Cafer-i Sadık‘ın hizmetinde bulunma saadetine ulaşmış bir cariyenin serüvenini ve Sünnilerin önde gelen alimleriyle tartışmalarını ihtiva eden muhteşem bir eserdir. Alevilik genel hatları ile bu eserde bulunabilir. Genelde Sünnilik ile Alevilik arasında ki ayrılıklar tartışılmış ve Hüsniye her seferinde galip gelmiştir. Ancak bu kitabın tek eksik noktası eserde kullanılan dilin eski olmasıdır. Kitap sadeleştirilmek ve gerekirse
şerh edilerek etkin biçimde kullanılabilir.31

1.1. Buyruk

Safeviler döneminde ve Bisati adında biri tarafından yazıldığı tahmin edilmektedir. Kitap İmam Cafer Buyruğu adıyla da meşhurdur. Kitap genel yapısıyla Hz. Muhammet’in doğumu ile İmam Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesinin ardından intikamının alınmasına kadar ki, İslam Tarihini işlemektedir. Ancak kitaba zamanla bazı hurafeler eklenmiş, bu suretle de kitabın muhtevası bozulmuştur Ana metne bağlı kalınarak, bazı düzeltmeler yapılarak ve belirli bir plan çerçevesinde yeniden yazılarak kitap verimli hale getirilebilir.çerçevesinde yeniden yazılarak kitap verimli hale getirilebilir.32

1.2. Alevi Edebiyatı


Bunlar daha çok Alevi şairlerinin şiirlerinden oluşmaktadır. Çok harika olan bu şiirler, Ehl-i Beyt Mektebi’nin birer klasiği gibidirler. Ancak, üzücüdür ki, son zamanlarda Aleviliği kendisine kalkan olarak kullanmak isteyen bazı insanlar, bu nefis şiirleri kendi heva ve heveslerine göre yorumlamakta ve bu suretle halkımızı sömürmektedirler. Bizim yapmamız gereken şey, bu şiirleri belli bir metodolojiye göre toparlamak ve bu şiirleri şerh etmek sureti ile arka planlarını açıklamaktır. Böylece Aleviliği bu insanların elinden kurtarmış olacağız.

1.3. Risaleler


Alevi ariflerinin yazdığı risaleler ise özel kaynakların bir başka grubunu teşkil etmektedir. Özellikle Kaygusuz Abdal gibi ariflerin yazdığı bir çok risale vardır. Bu ve buna benzer bir çok risale kütüphanelerde ve arşivlerde Osmanlıca’dan günümüz Türkçe’sine çevrilmeyi beklemektedirler. Ancak bu tür çalışmalar günümüzde Sünni akademisyenler tarafından yapılmakta ve bize ulaşan bilgiler cüzi bir miktardan ileriye gidememektedir.33 Bunlara bir an önce el atıp, verimli şekilde kullanabiliriz.





1.4.Diğerleri

Bu özel kaynaklar bizi bir dizi tanımadığımız kaynaklara taşımaktadır. Mesela İmam Cafer Buyruğu’nda “Namaz ne zaman farz olundu kaç vakittir”şeklindeki bir soruya cevap verilirken “kafi, fakih, tezhip, ayyaşi ve safi tefsiri”isimli bazı kitaplardan bahsedilmekte bunlardan yapılan alıntılar33 doğru olarak değerlendirilmektedir. Bu da bizi başka kaynaklara
ulaştırmaktadır. Yani atalarımızın itibar ettiği ama bizim tanımadığımız kaynaklar...

Biz yaptığımız araştırmalarla bu kitaplar hak-kında biraz da olsa bilgi bulabildik. Şimdi ise bunlar hakkında konuşalım.

Kafi, Fakih ve Tehzip bu gün Şia’nın (Anadolu dışında yaşayan Ehl-i Beyt dostlarının) “Kitab’ül Erbaa” (Dört Kitap) olarak adlandırdığı dört güvenilir hadis kitabından üçünün adıdır.

Kafi, üç kitabın ismidir: “Usul-u Kafi”, “Furu-u Kafi” ve “Ravza-i Kafi”. Bu üç eserin yazarı ise, Şianın en büyük alimlerinden El Kuleyni’dir.

Tehzip adlı kitabın tam ismi “Tehzib’ul Ahkam” ve yazarı ise Kumi ’dir. Fakih adlı kitabın tam ismi ise “Men La Yehduruhul Fakih’’dir. Bu eserin yazarı da Şia’nın önde gelen alimlerinden Babaveyh’ dir. 34

Ayaşi’ye gelince, Ayaşi’nin tam adı Ebu’n Nasr Muhammed Bin Mesud Bin Muhmmed Bin El Ayaşi Es Seleme’dir. Hicri üçüncü yüzyılın ( miladi dokuzuncu yüzyıl oluyor) büyük müfessir, muhaddis ve alimlerinden biridir. İki yüzden fazla kitap yazmıştır. Bu kitapları özellikle astronomi, tıp, rüya ve fıkıh dallarında yoğunlaşmıştır. En meşhur eseri “Tefsir-ul Ayaşi” adlı –ki buyrukta bu tefsirden bahsediliyor. – iki ciltlik tefsir (Kur’ân’ın açıklaması) kitabıdır..

Safi ’ye gelince, bir tefsir kitabının adıdır. Bunun yazarı tam adı Muhammed Muhsin Bin Murteza Fayd El Kaşanidir. Ayrıca “El Asfa” adlı kitabı da meşhurdur. Kaşani hicri 1091 de vefat etmiştir.

1.5. Sonuç

Öyle görülüyor ki, Aleviliğin kendi temel orijinleriyle buluşturmak ve bir öze dönüş hareketi başlatmak için bir hayli çalışmak, araştırmak ve bu sonuçları yığınlara aktarmak gerekiyor. Halkımız kendisine miras bırakılan değerleri tanımalı ve öğrenmeli, gerçekleri bilmelidir.

1.Birkaç örnek için bkz.:
Sahih-i Müslim, 7/122
Sünen-i Tirmizi, 2/307
Sünen-i Daremi, 2/437
2.İmam Ali –a-der ki: ‘Rabbinizin kitabı sizdedir, yanınızdadır; helalinide apaçık bildirmektedir, haramınıda.’ Hz. İmam Ali –a-, aynı eser, s. 26
3.Heman: Hemen
4. İncil: Hıristiyanlı ğın kutsal kitabı.
5. GÖLPINARLI-BORATAV, aynı eser, s. 106
6. Hakk: Hakk Teala, Allah.
7. Cebrail: Vahiy meleği
8.Bend:Bağ , bağlama.
9. Besim ATALAY, 1991, Bektaşilik ve Edebiyatı, Ant Yay., s. 124
10. Dört Kitap: İslam inancında Allah’ın indirmiş olduğu dört kutsal kitap. Bunlar Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an-ı Kerim.
11. Saadettin Nuzhet ERGUN, On Yedinci Asırdan Beri Bektaşi-Alevi-KızılbaşŞ airleri ve Nefesleri, İ stanbul Maarif Kütüphanesi, s. 30
12. Ahsenül kısas: Çok güzel macera, hikaye, rivayet.
13. Furkan doğruyla yanlışı ayıran şey, Kur’an-ı Kerim
14. Sıfat: Özellik, vasıf, nitelik
15. Evrak: Belge
16. Yüz on dört sure: Kur’an 114 sureden oluşur.
17. ATALAY, aynı eser, s. 140
18. İmam Ali –a- şöyle der: ‘Sorun beni yitirmeden; çünkü
ant olsun Allah’a, Kur’anda hiçbir ayet yoktur ki, niçin ve
kimin hakkında indi, düzlükte mi dağlıkta mı, hepsini en
iyi bilenim ben. Gerçekten de Rabbim bana anlayan bir
akıl, söyleyen bir dil ihsan etmiştir.’
İmam Ali –a-, Nehc’ul Belağa, s. 402
19.Birkaç örnek için bkz.: Tarih-i Vasıt, s. 102 Kenz-ul Ummal, 17/109
20 Hadis: Hz. Muhammet’ten ve On iki İmamlardan aktarılan söz, davranış ve fiillerin toplamı.
21.Ayet:Kur’an cümlesi.
22. ATALAY, aynı eser, s. 111
23.Cümle, Sekaleyn Hadisi’nden bir parçadır.
24. GÖLPINARLI-BORATAV, aynı eser, s. 83
25. Bir örnek için bkz.: Siret-i İbn-i İshak, S. 969
25. Birkaç örnek için bkz.:
Muhammet Ticani es-SEMAVİ, 1993, ...Ve Hidayete Erdim, Can Yay. Cafer SUBHANİ , 1996, Hazret-i Ali’ ye Neler Yaptılar, Evrensel Yay. Abdulbaki GÖLPINARLI, 1993, Hazreti Ali, Der Yay.
26. Sahih-i Buhari, c. 6, Hadis No:766
27. Keşf-ul Gumme, 2/362
28. Cami, 2/55
29. Birkaç örnek için bkz.: Cami, 2/7 Ed-durr-ul Mensur, 5/179
30. Birkaç örnek için bkz.: Tefsir-il Kur'an-il Azim,3/485 Mecma-il Beyan, 8/357
31.Hüsnüye, tarihsiz, Ayyıldız Yay.
31. İmam Cafer-i Sadık Buyruğu, tarihsiz. Ayyıldız Kitapevi
32. Abdurrahman GÜZEL, 1984, Kaygusuz Abdal Bibliyografyası, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay.
33 Buyruk, s. 242
34 Ayrıntılı bilgi için bkz.: Bazı Şia Tefsirlerinin Tanıtımı' Ehl-i Beyt Mesajı Dergisi, Yıl: 1,Sayı: 1
35.İbid