Asigi Ali
11.04.2008, 19:42
Kaynak sorunu her açıdan önemli bir konudur. Özellikle Alevilik açısından, Aleviliğin sahip olduğu değerler orijinini bu kaynaklardan alacak ve günümüz problemlerine üretilecek çözümler bu alt yapı üzerinde yükseltilecektir. Bu yüzden, bizde Aleviliği gerçek manada öğrenmek istiyorsak, hayat programımızı Aleviliğin sahip olduğu değerlere göre ayarlamak istiyorsak Aleviliğin kaynaklarını bilmek zorundayız. Hatta bu kaynakları ciddi biçimde tetkik etmeliyiz. Edindiğimiz bilgiler ve uyguladığımız pratiklerin havada kalmasını istemiyorsak, bunu yapmalıyız.
Biz de bu makaleyi, bu bilinçle yazma işine koyulduk. Yaptığımız araştırmalar sonucunda ise, Aleviliğin kaynaklarının iki ana başlık altında toplanmasının en doğru yöntem olduğunu öğrendik.
Bunlar:
1. Genel kaynaklar
2. Özel kaynaklar ’dır.
Genel kaynaklar ana başlığı altında toplanan kaynaklar dünya ölçüsünde bütün Ehl-i Beyt
dostlarının ortak olduğu kaynaklardır. Çünkü Alevilik doğru değerlendirecek olursak, yalnızca Anadolu’ya hapis olmuş bir inanç değil, aksine dünya Müslümanlarının üçte birini teşkil eden büyük bir okuldur. Dünyanın çeşitli yerlerinde On İki İmamın velayetine inanan çeşitli ırk ve uluslardan yüz milyonlarca insan, genel kaynaklar ana başlığı altında toplanan Kur’ân-ı Kerimin ve Ehl-i Beyt’in öğrettiği yolda ilerlemektedirler.
Özel kaynaklara gelince bunlar, Anadolu coğrafyasında yaşayan Ehl-i Beyt dostlarının,genel kaynaklara bağlı olarak ortaya çıkardığı, ürettiği kaynaklardır. Üzücüdür ki, bu kaynaklar dünyanın değişik yerlerinde yaşayan Ehl-i Beyt dostları tarafından yeterince tanınmamaktadırlar. Çünkü tarihsel süreç içerisinde, koparılan ilişkiler, aynı İmamlara elini uzatmış bu insanları bir birine yabancı bırakmıştır. Bu kopan ilişkileri yeniden canlandırmak ve bu yabancılaşmayı ortadan kaldırmak ise, bizim çabalarımızla olacaktır. Umulur ki bu işi başarırız. Şimdi ise bu kaynaklar hakkında detaylı şekilde konuşalım.
1.Aleviliğin Genel Kaynakları
Aleviliğin genel kaynakları iki tane olup, Kur’ân-ı Kerim ve Ehl-i Beyt tarafından temsil edilmektedir. Bu sözümüzün delili ise gerek Ehl-i Sünnet ve gerekse de Ehl-i Beyt kaynaklarından mütevatir olarak bize ulaşan efendimiz Muhammet’in;
“Şüphesiz, ben sizlere iki ağır emanet bırakıyorum; bunlardan biri Allah’ın kitabıdır ki, onun bir ucu Allah’ın elindedir ve bir ucu da sizin elinizdedir. En büyük emanet de budur. Diğeri ise, öz soyum, Ehl-i Beytimdir. Bunlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe asla sapıklığa düşmezsiniz. Bu ikisi bana ulaşıncaya kadar asla birbirinden ayrılmazlar. Rabbimden ben bunu istedim; O da kabul etti. Bu yüzden asla onlardan ileriye geçmeyin ki, helak olursunuz ve onlara bir şey öğretmeye kalkmayın, çünkü onlar sizden daha çok bilgindirler.” şeklinde
rivayet edilen Sekaleyn Hadisi ’dir.1
Bu genel delilimizi getirdikten sonra, bu iki kaynak hakkında konuşmaya devam edelim.
1.2. Kur’ân-ı Kerim
Alevilik, Kur’ân-ı Kerim ’in dinin temel kaynağı olduğuna, Allah tarafından Cebrail vasıtasıyla vahy edildiğine, bugüne kadar en ufak bir değişikliğe uğramadığına ve bundan sonra da uğramayacağına, ve Kur’ân-ı Kerim‘in Ehl-i Beyt ile bir bütünlük arz ettiğine inanır.
Alevilikte Kur’ân-ı Kerim dinin temel kaynağını oluşturur ve her Alevi’nin başı bu itibarla Kur’ân ‘a bağlıdır. Kur’ân-ı Kerim de ki bir haramı helal, helali de haram ilan; Onda ki her hangi bir ayeti ve hükmü inkar edemez.2
Pirimiz, Pir Sultan Abdal, Kur’ân-ı Kerim'e bağlı olduğunu ve Aleviliğin temel kaynağının Kur’ân-ı Kerim olduğunu, şu mısralarla dile getirmektedir:
“Pir Sultanım Haydar heman3
Dağları bürüdü duman
İşte İncil4, işte Kur’ân
Seçebilirsen gel beri”.5
Elbette, Kur’ân-ı Kerimin Alevilikte dinin temel kaynağını oluşturması, Kur’ân-ı Kerimin Allah katından insanlara bir rahmet olarak vahy edilmesine dayanmaktadır. Çünkü insanı yaratan Allah, insanı daha iyi tanı-maktadır. Onun güçlü ve zayıf noktalarını iyi bilmektedir. İnsanın mutlu olması içinde ona uyması gereken bir programı göndermiştir. Bu ise Allah’ın Rahim sıfatının bir gereğidir.
Üstadımız Kul Himmet, bu gerçeği yani Kur’ân-ı Kerimin vahy edildiğini şu dörtlükle dile getirmektedir:
“Hakkın6 emri ile Cebrail7 indi
İndi de namına Sultanı sundu
Allah Muhammede selam gönderdi
Muhammedsün deyü bendin8 çözündü”9
On yedinci yüzyılda yaşayan Alevi şairi Derviş Mehemmed, güzel bir dörtlüğünde Kur’ân-ı Kerim ve diğer üç ilahi kitabın vahiy edildiğini şöyle anlatmaktadır:
“Yaratmıştır on sekiz bin alemi
Cebrail arştan indirdi kelamı
Dört kitabın10 yazıldığı kalemi
Deyen bilmez, bilen demez ne seyran”.11
Kur’ân-ı Kerim hakkında konuşuyorken, burada ilginç bir konuya değinmek yerinde
olacaktır. Pek çoğunuzun da bildiği gibi son zamanlarda Aleviler arasında bazı insanların
Kur’ân-ı Kerimin bozulduğuna, Ehl-i Beyt hakkındaki bazı ayetlerin Kur’ân-ı Kerimden çıkarıldığına dair bazı iddiaları ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu iddianın ilginç olması son zamanlarda meydana çıkmasında kaynaklanmaktadır. Gerçekten de Aleviler arasında bu iddianın on en fazla yirmi yıllık bir tarihi vardır. Halbuki bundan on veya yirmi yıl öncesine kadar bu tür iddialar yoktu. Bu iddialar bir yana Kur’ân-ı Kerim el üstünde tutulurdu (ki günümüzde de bu devam etmektedir). Hz. Ali‘nin konuşan Kur’ân olduğu söylenerek bütün Aleviler ’in Kur’ân-ı Kerimi öğrenmesi ve onu kendi hayatına tatbik edilmesi gerektiği öğütlenirdi. Nitekim Alevi şairlerinin Kur’ân-ı Kerimden saygıyla bahsetmeleri ve bugüne kadar Aleviliğin temel orijinlerinde bu tür bir iddiaya rastlanmaması, bu sözümüzün en iyi kanıtıdır.
Muhittin şöyle der;
“Şanında inmiştir ahsenül kısas12
Budur gökten inen furkan13 dediler.
Sıfatı14 yüzünün evrakı15 gibi
Yüz on dört sureye16 Kur’ân dediler.”17
Biz de bu makaleyi, bu bilinçle yazma işine koyulduk. Yaptığımız araştırmalar sonucunda ise, Aleviliğin kaynaklarının iki ana başlık altında toplanmasının en doğru yöntem olduğunu öğrendik.
Bunlar:
1. Genel kaynaklar
2. Özel kaynaklar ’dır.
Genel kaynaklar ana başlığı altında toplanan kaynaklar dünya ölçüsünde bütün Ehl-i Beyt
dostlarının ortak olduğu kaynaklardır. Çünkü Alevilik doğru değerlendirecek olursak, yalnızca Anadolu’ya hapis olmuş bir inanç değil, aksine dünya Müslümanlarının üçte birini teşkil eden büyük bir okuldur. Dünyanın çeşitli yerlerinde On İki İmamın velayetine inanan çeşitli ırk ve uluslardan yüz milyonlarca insan, genel kaynaklar ana başlığı altında toplanan Kur’ân-ı Kerimin ve Ehl-i Beyt’in öğrettiği yolda ilerlemektedirler.
Özel kaynaklara gelince bunlar, Anadolu coğrafyasında yaşayan Ehl-i Beyt dostlarının,genel kaynaklara bağlı olarak ortaya çıkardığı, ürettiği kaynaklardır. Üzücüdür ki, bu kaynaklar dünyanın değişik yerlerinde yaşayan Ehl-i Beyt dostları tarafından yeterince tanınmamaktadırlar. Çünkü tarihsel süreç içerisinde, koparılan ilişkiler, aynı İmamlara elini uzatmış bu insanları bir birine yabancı bırakmıştır. Bu kopan ilişkileri yeniden canlandırmak ve bu yabancılaşmayı ortadan kaldırmak ise, bizim çabalarımızla olacaktır. Umulur ki bu işi başarırız. Şimdi ise bu kaynaklar hakkında detaylı şekilde konuşalım.
1.Aleviliğin Genel Kaynakları
Aleviliğin genel kaynakları iki tane olup, Kur’ân-ı Kerim ve Ehl-i Beyt tarafından temsil edilmektedir. Bu sözümüzün delili ise gerek Ehl-i Sünnet ve gerekse de Ehl-i Beyt kaynaklarından mütevatir olarak bize ulaşan efendimiz Muhammet’in;
“Şüphesiz, ben sizlere iki ağır emanet bırakıyorum; bunlardan biri Allah’ın kitabıdır ki, onun bir ucu Allah’ın elindedir ve bir ucu da sizin elinizdedir. En büyük emanet de budur. Diğeri ise, öz soyum, Ehl-i Beytimdir. Bunlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe asla sapıklığa düşmezsiniz. Bu ikisi bana ulaşıncaya kadar asla birbirinden ayrılmazlar. Rabbimden ben bunu istedim; O da kabul etti. Bu yüzden asla onlardan ileriye geçmeyin ki, helak olursunuz ve onlara bir şey öğretmeye kalkmayın, çünkü onlar sizden daha çok bilgindirler.” şeklinde
rivayet edilen Sekaleyn Hadisi ’dir.1
Bu genel delilimizi getirdikten sonra, bu iki kaynak hakkında konuşmaya devam edelim.
1.2. Kur’ân-ı Kerim
Alevilik, Kur’ân-ı Kerim ’in dinin temel kaynağı olduğuna, Allah tarafından Cebrail vasıtasıyla vahy edildiğine, bugüne kadar en ufak bir değişikliğe uğramadığına ve bundan sonra da uğramayacağına, ve Kur’ân-ı Kerim‘in Ehl-i Beyt ile bir bütünlük arz ettiğine inanır.
Alevilikte Kur’ân-ı Kerim dinin temel kaynağını oluşturur ve her Alevi’nin başı bu itibarla Kur’ân ‘a bağlıdır. Kur’ân-ı Kerim de ki bir haramı helal, helali de haram ilan; Onda ki her hangi bir ayeti ve hükmü inkar edemez.2
Pirimiz, Pir Sultan Abdal, Kur’ân-ı Kerim'e bağlı olduğunu ve Aleviliğin temel kaynağının Kur’ân-ı Kerim olduğunu, şu mısralarla dile getirmektedir:
“Pir Sultanım Haydar heman3
Dağları bürüdü duman
İşte İncil4, işte Kur’ân
Seçebilirsen gel beri”.5
Elbette, Kur’ân-ı Kerimin Alevilikte dinin temel kaynağını oluşturması, Kur’ân-ı Kerimin Allah katından insanlara bir rahmet olarak vahy edilmesine dayanmaktadır. Çünkü insanı yaratan Allah, insanı daha iyi tanı-maktadır. Onun güçlü ve zayıf noktalarını iyi bilmektedir. İnsanın mutlu olması içinde ona uyması gereken bir programı göndermiştir. Bu ise Allah’ın Rahim sıfatının bir gereğidir.
Üstadımız Kul Himmet, bu gerçeği yani Kur’ân-ı Kerimin vahy edildiğini şu dörtlükle dile getirmektedir:
“Hakkın6 emri ile Cebrail7 indi
İndi de namına Sultanı sundu
Allah Muhammede selam gönderdi
Muhammedsün deyü bendin8 çözündü”9
On yedinci yüzyılda yaşayan Alevi şairi Derviş Mehemmed, güzel bir dörtlüğünde Kur’ân-ı Kerim ve diğer üç ilahi kitabın vahiy edildiğini şöyle anlatmaktadır:
“Yaratmıştır on sekiz bin alemi
Cebrail arştan indirdi kelamı
Dört kitabın10 yazıldığı kalemi
Deyen bilmez, bilen demez ne seyran”.11
Kur’ân-ı Kerim hakkında konuşuyorken, burada ilginç bir konuya değinmek yerinde
olacaktır. Pek çoğunuzun da bildiği gibi son zamanlarda Aleviler arasında bazı insanların
Kur’ân-ı Kerimin bozulduğuna, Ehl-i Beyt hakkındaki bazı ayetlerin Kur’ân-ı Kerimden çıkarıldığına dair bazı iddiaları ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu iddianın ilginç olması son zamanlarda meydana çıkmasında kaynaklanmaktadır. Gerçekten de Aleviler arasında bu iddianın on en fazla yirmi yıllık bir tarihi vardır. Halbuki bundan on veya yirmi yıl öncesine kadar bu tür iddialar yoktu. Bu iddialar bir yana Kur’ân-ı Kerim el üstünde tutulurdu (ki günümüzde de bu devam etmektedir). Hz. Ali‘nin konuşan Kur’ân olduğu söylenerek bütün Aleviler ’in Kur’ân-ı Kerimi öğrenmesi ve onu kendi hayatına tatbik edilmesi gerektiği öğütlenirdi. Nitekim Alevi şairlerinin Kur’ân-ı Kerimden saygıyla bahsetmeleri ve bugüne kadar Aleviliğin temel orijinlerinde bu tür bir iddiaya rastlanmaması, bu sözümüzün en iyi kanıtıdır.
Muhittin şöyle der;
“Şanında inmiştir ahsenül kısas12
Budur gökten inen furkan13 dediler.
Sıfatı14 yüzünün evrakı15 gibi
Yüz on dört sureye16 Kur’ân dediler.”17