deniz166
14.04.2008, 16:16
Türkiye ve Kıbrıs Sorunu:
Her ne kadar sorun; Türk-Yunan, Türk-Rum anlaşmazlığı olarak yansıtılsa da; siyasi anlamda Kıbrıs sorunu; ABD’nin Adaya yerleşme, üs kurma çabası ile buna İngiltere ve AB üyelerinin direnmesinden ibarettir. Bu sorunda T.C. Devleti’nin milli politika dediği şey, Adanın İngilizler tarafından çizilen şimdiki statükosunu savunmaktan ibaret olmuştur. T.C. Devleti yöneticileri 1924 Lozan ihanet anlaşması ile Kıbrıs’ı İngilizlere terk ettikten sonra garantörlük vasfı almakla yetinmeyi bir milli başarı olarak telakki etmişlerdir. Bu zihniyet hep devam etmiştir.
Yeni süreçte ise ABD, Türkiye’nin garantörlük vasfını korumasını kabullenirken kendisinin de 1961’de kurulan Kıbrıs Devleti’ni değil de yeni bir anayasa ile kurulacak iki toplumlu federasyona dayalı bir Kıbrıs Devleti’nin 4. garantörü vasfını almak ve böylece Ada’da resmen taraf olmak istiyor. Bu, Türkiye’ye pek ters düşmüyor. İşte Avrupa’yı kaygılandıran ABD planına Türkiye’nin bu sıcak ilgisidir.
ABD Başkanı Clinton’un Türkiye ziyaretinin odak noktasında Kıbrıs olduğu söylenebilir. Nitekim Clinton, Türkiye’ye gelirken uçakta Denktaş’ın BM Genel Sekreterinin dolalı görüşmeler için New York’a davetini kabul ettiğine açıklamasının duyulması üzerine hemen uçakta basın mensuplarına bu görüşmeden duyduğu memnuniyetini dışa vuran bir açıklama yaptı. Fakat daha sonra Denktaş’ın, “Daha önce anlaşılan formatları değiştirmişler. Bay Denktaş, Başkan Klerides deniliyor” diyerek New York’a gitmekten vazgeçtiğini açıklaması üzerine Clinton uçaktan asık suratla indi. Demirel de onu merdivenlerde karşılayarak Kıbrıs konusunda müsterih olmasını, çünkü Denktaş’ın görüşmelere gitmesini sağlayacaklarını bildirdi. Sonra Denktaş, 12 saat içinde üçüncü kez bir açıklama yaparak bu yanlışın düzeltildiğini onun için görüşmelere gideceğini bildirdi.
- Türkiye-İsrail İlişkileri:
Türkiye İsrail ilişkileri, 1995’de yeni bir döneme girip 1996’da ivme kazanarak stratejik işbirliği boyutuna ulaşmıştır. Avrupa’nın özellikle İngiltere’nin yönlendirmesi ile İsrail-Ürdün-Türkiye ekseni oluşmuştu. Bu eksen ABD’nin bölgedeki politikalarının; Golan Tepeleri, K. Irak, Kıbrıs politikalarının kilitlenmesine sebep olmuştu. Ancak ABD Ortadoğu’da yaptığı yoğun diplomatik atak ile bu eksenin kırılması için iyice yüklendi. Mısır, Suriye, İran, Suudi Arabistan arasında yoğun bir diplomasi trafiği ile bir karşı eksen hem de İsrail-Ürdün-Türkiye eksenini zorlayan bir eksen oluşturmuştu. Buna ilaveten Ürdün Kralı Hüseyin’in ölümü de gelince, İsrail kendisine karşı oluşan bu abluka ile Arap dünyasında yalnızlığa itildi. Ayrıca ABD’nin gizli kredi ablukası da gelince ekonomik ve siyasi olarak bunaldı. Bunun için ABD’ye yönelmek zorunda kaldı. Bu yıl Mayıs ayında yapılan seçimlerden sonraki Barak yönetimi İsrail’deki bu siyasi yönelişin başını çekmektedir. İsrail’deki bu manevra değişikliği önceleri Türkiye’yi şaşırttı. Bir müddet şaşkın şaşkın kaldı. Daha sonra Türkiye’de derin devletin bir kanadı İsrail ekseninde kalıp ABD’ye yönelmeye karar verdi.
Türkiye İsrail ilişkileri, dümende İsrail olduğu halde ABD rotasında devam etmektedir. Bu siyaset gemisi Washington limanına varıp demir atacak mı yoksa yolun ortasında rota mı değiştirecek bunu zaman gösterecek!..
- T.C.-Rusya İlişkileri:
Türkiye Devleti şu ana kadar Rusya ile doğrudan karşı karşıya gelmemeye dikkat etti. Denge politikası ile hareket etti. Ortaasya’da, Kafkasya’da hep bu dengeyi, Rusya ile çatışma noktasına gelmemeyi gözetti. T.C. Hükümeti Başbakanı Ecevit’in 6 Kasım’da Moskova’ya yaptığı ziyareti bu denge politikası çerçevesinde geçti.
Ancak, Türkiye-ABD stratejik işbirliği ve ortaklık anlaşması yapılırsa, Türkiye Rusya ilişkileri bu çerçevede yeniden şekillenir.
Her ne kadar sorun; Türk-Yunan, Türk-Rum anlaşmazlığı olarak yansıtılsa da; siyasi anlamda Kıbrıs sorunu; ABD’nin Adaya yerleşme, üs kurma çabası ile buna İngiltere ve AB üyelerinin direnmesinden ibarettir. Bu sorunda T.C. Devleti’nin milli politika dediği şey, Adanın İngilizler tarafından çizilen şimdiki statükosunu savunmaktan ibaret olmuştur. T.C. Devleti yöneticileri 1924 Lozan ihanet anlaşması ile Kıbrıs’ı İngilizlere terk ettikten sonra garantörlük vasfı almakla yetinmeyi bir milli başarı olarak telakki etmişlerdir. Bu zihniyet hep devam etmiştir.
Yeni süreçte ise ABD, Türkiye’nin garantörlük vasfını korumasını kabullenirken kendisinin de 1961’de kurulan Kıbrıs Devleti’ni değil de yeni bir anayasa ile kurulacak iki toplumlu federasyona dayalı bir Kıbrıs Devleti’nin 4. garantörü vasfını almak ve böylece Ada’da resmen taraf olmak istiyor. Bu, Türkiye’ye pek ters düşmüyor. İşte Avrupa’yı kaygılandıran ABD planına Türkiye’nin bu sıcak ilgisidir.
ABD Başkanı Clinton’un Türkiye ziyaretinin odak noktasında Kıbrıs olduğu söylenebilir. Nitekim Clinton, Türkiye’ye gelirken uçakta Denktaş’ın BM Genel Sekreterinin dolalı görüşmeler için New York’a davetini kabul ettiğine açıklamasının duyulması üzerine hemen uçakta basın mensuplarına bu görüşmeden duyduğu memnuniyetini dışa vuran bir açıklama yaptı. Fakat daha sonra Denktaş’ın, “Daha önce anlaşılan formatları değiştirmişler. Bay Denktaş, Başkan Klerides deniliyor” diyerek New York’a gitmekten vazgeçtiğini açıklaması üzerine Clinton uçaktan asık suratla indi. Demirel de onu merdivenlerde karşılayarak Kıbrıs konusunda müsterih olmasını, çünkü Denktaş’ın görüşmelere gitmesini sağlayacaklarını bildirdi. Sonra Denktaş, 12 saat içinde üçüncü kez bir açıklama yaparak bu yanlışın düzeltildiğini onun için görüşmelere gideceğini bildirdi.
- Türkiye-İsrail İlişkileri:
Türkiye İsrail ilişkileri, 1995’de yeni bir döneme girip 1996’da ivme kazanarak stratejik işbirliği boyutuna ulaşmıştır. Avrupa’nın özellikle İngiltere’nin yönlendirmesi ile İsrail-Ürdün-Türkiye ekseni oluşmuştu. Bu eksen ABD’nin bölgedeki politikalarının; Golan Tepeleri, K. Irak, Kıbrıs politikalarının kilitlenmesine sebep olmuştu. Ancak ABD Ortadoğu’da yaptığı yoğun diplomatik atak ile bu eksenin kırılması için iyice yüklendi. Mısır, Suriye, İran, Suudi Arabistan arasında yoğun bir diplomasi trafiği ile bir karşı eksen hem de İsrail-Ürdün-Türkiye eksenini zorlayan bir eksen oluşturmuştu. Buna ilaveten Ürdün Kralı Hüseyin’in ölümü de gelince, İsrail kendisine karşı oluşan bu abluka ile Arap dünyasında yalnızlığa itildi. Ayrıca ABD’nin gizli kredi ablukası da gelince ekonomik ve siyasi olarak bunaldı. Bunun için ABD’ye yönelmek zorunda kaldı. Bu yıl Mayıs ayında yapılan seçimlerden sonraki Barak yönetimi İsrail’deki bu siyasi yönelişin başını çekmektedir. İsrail’deki bu manevra değişikliği önceleri Türkiye’yi şaşırttı. Bir müddet şaşkın şaşkın kaldı. Daha sonra Türkiye’de derin devletin bir kanadı İsrail ekseninde kalıp ABD’ye yönelmeye karar verdi.
Türkiye İsrail ilişkileri, dümende İsrail olduğu halde ABD rotasında devam etmektedir. Bu siyaset gemisi Washington limanına varıp demir atacak mı yoksa yolun ortasında rota mı değiştirecek bunu zaman gösterecek!..
- T.C.-Rusya İlişkileri:
Türkiye Devleti şu ana kadar Rusya ile doğrudan karşı karşıya gelmemeye dikkat etti. Denge politikası ile hareket etti. Ortaasya’da, Kafkasya’da hep bu dengeyi, Rusya ile çatışma noktasına gelmemeyi gözetti. T.C. Hükümeti Başbakanı Ecevit’in 6 Kasım’da Moskova’ya yaptığı ziyareti bu denge politikası çerçevesinde geçti.
Ancak, Türkiye-ABD stratejik işbirliği ve ortaklık anlaşması yapılırsa, Türkiye Rusya ilişkileri bu çerçevede yeniden şekillenir.