Orijinalini görmek için tıklayınız : Devrim mi?Karşıdevrim mi?
alevi-sünni,
türk-kürt,
islam-gayriislam,
cuntacı-anticuntacı,
laik-antilaik,
yok!
ezilenler ve ezenler var!
hakim sınıfların,emekçi halkı bölmek,birbirine düşürmek ve iktidarını sağlamlaştırmak için başvurduğu bu kutuplaşmalara karşı sınıf mücadelesini yükseltelim!
Yaşasın Emeğin ve Halkın cephesi!
Zemheri* 15.04.2008, 21:46 doğru söylemişsin işçinin çocuğu kolunu makineye kaptırırken patron çocuğu taht bekliyor bu kapitalist sistem içinde ezenler ve ezilenlerden başka kutuplar olamaz olmamalı...
doğru söylemişsin işçinin çocuğu kolunu makineye kaptırırken patron çocuğu taht bekliyor bu kapitalist sistem içinde ezenler ve ezilenlerden başka kutuplar olamaz olmamalı...
asıl çelişki sömüren-sömürülen arasında ki çelişkidir.bu çelişki uzlaşmaz bir karşıtlık niteliğindedir....emekçi halk sınıf bilinci ile birlikte,kölelik zincirlerini kırmak için mücadele etmeli....emekçi halk sınıf cepheleşmesi,sınıf savaşımı ile özgürleşir,aydınlanır....yoksa kendisine zalimler tarafından dayatılan gerici kutuplaşmalarla değil...
Zemheri* 15.04.2008, 22:29 bence sesimizi elit,burjuva ve yöneten kesime duyurmaya çalışmak yerine birazda cepheleşme için uğraşsak o zaman her şey güzel olur en azından ileride bizim çocuklarımız böyle konulara kafa yormaz ama bu konuda ilk örneği ben vereyim ben şahsen bu konuda bu güne kadar hiç bir şey yapmadım denecek kadar az şey yaptım bu da biraz yılgınlıktanve yorgunluktandır güzel yorumun için teşekkürler bu arada...
sosyolojiyle ilgilenmeni şiddetle tavsiye ederim. sosyoloji ile ilgilen derken kitaplara gömül demiyorum fakat ; biraz daha gözlem yapsan iyi olur .toplumu gözle, insanları gözle.tarih oku ve türkiyede sadece ezen ve ezilen şeklinde iki sınıfın olmadığını gör.toplumun kademe kademe sınıflara ayrıldığını gör , halkımız diye yücelttiğin kitlenin insanlardan oluştuğunu gör.insanı tanı . insanı tanı. zalimliğini , bencilliğini bil. dersim, maraş ,sivas katliamını gerçekleştiren zihniyetin halkımız dediğin kitlede ezici çoğunluk olduğunu gör. halkımız deyip pür ü pak gösterdiğin halkın bileşenlerinde çoğunluğun bu yobazlardan oluştuğunu gör.
türkiye'de sadece ezen ve ezilen sınıf yok . kademe kademe bir düzen var.ve halkımız deyip yücelttiğin türkiye halkının yüzde 50'si bilerek ve isteyerek bu düzenin parçasıdır.
tesekkürler topic icin bakir...
zaten su anda binevi bir "köle toplumunda" yasiyoruz...
günümüzde guya demokratik, cagdas kosullar altinda hala süren bir kölelik söz konusu...
insanlar beki "özgürler" ama hala sömürülüyorlar...hala haklari suitimal ediliyor ne yazik ki..
yaw ben ilk kez bir foruma üye oldum . o da burası oldu.nedeni de internet okumalarımda bu siteyle sık sık karşılaşmam.o yüzden nereye mesaj yazacağımı bilmiyorum buraya yazacam.
bakır nickli arkadaşım ben yukarıdaki yazıyı senin yazına karşılık olarak yazdım .yazdığım yazıya da seviyeli bir cevap bekliyorum.yanlış biliyorsam doğrusunu öğreneyim.ne bileyim işte bir cevap yazmanı bekliyorum.
Kara Davut 15.04.2008, 23:31 Ülkeyi ezenler ve ezilenler diye sadece ikiye bölmek sanırım ülke gerçeklerini görmemektir. zira emperyalist sistem bu toplumu öyle sınıflara ayırmıştır ki,ezildiğini söyleyen insanların bile,bir yerlerde birilerini ezdiğini gözlemlersiniz.Yani tümden ezenler ve eizlenler diye ayımak yanlış olur.çarklar öyle bir hal almıştır ki,en alt zümrede bile bir ezen-ezilen sınıfı oluşmuştur.Misal;esnaf ağlamaktadır ancak,çalıştırdığı işçinin sağlık sigortasından kaçmaktadır.memur ağlamaktadır ama,altındakileri çeşitli yöntemlerle ezmektedir.yani devir gücü olanın gücünün yettiğine kafa tuttuğu bir dönem olmuştur.
karnını iki lokma girdiği için, bedava kömür aldığı için oy veren insanlar mı devrim yapacak ?
buna inanmam.
ancak profesyönel,uzman kişiler devrim yapabilir..
deniz166 16.04.2008, 00:28 paylaşım için teşekürler emeğine sağlık çok güzel bi topic
sosyolojiyle ilgilenmeni şiddetle tavsiye ederim. sosyoloji ile ilgilen derken kitaplara gömül demiyorum fakat ; biraz daha gözlem yapsan iyi olur .toplumu gözle, insanları gözle.tarih oku ve türkiyede sadece ezen ve ezilen şeklinde iki sınıfın olmadığını gör.toplumun kademe kademe sınıflara ayrıldığını gör , halkımız diye yücelttiğin kitlenin insanlardan oluştuğunu gör.insanı tanı . insanı tanı. zalimliğini , bencilliğini bil. dersim, maraş ,sivas katliamını gerçekleştiren zihniyetin halkımız dediğin kitlede ezici çoğunluk olduğunu gör. halkımız deyip pür ü pak gösterdiğin halkın bileşenlerinde çoğunluğun bu yobazlardan oluştuğunu gör.
türkiye'de sadece ezen ve ezilen sınıf yok . kademe kademe bir düzen var.ve halkımız deyip yücelttiğin türkiye halkının yüzde 50'si bilerek ve isteyerek bu düzenin parçasıdır.
halkımın içindeyim.elbette ki onları gözlemliyorum.dersimde,maraşda,sivasda katliam yapan faşist-sermaye devleti ve onun provakatörleri idi.bunun için tüm halkı suçlamak hata olur.halkın içinde oluşan yüzyıllardır var olan nefret tohumlarını da eken egemenlerden başkası değil.yobazlar diye onları dışlayalım mı?onlarda bu halkın realitesi.kendisini medeni olarak gören insanların en ilkel insandan bile daha medeniyetsiz olduğunu tarih bize gösteriyor..bak şimdi de yobaz-medeni kutuplaşması çıktı.senin o yobaz dediklerinde kendilerini meşru görüyorlar karşılarındakilerini kabul etmiyorlar.bu kutuplaşmaları sadece emekçi düşünce çözer ve yok eder...sermaye düzeni değil...
evet halkın çoğu bu düzenin parçası,düzenin onlara yüklediği kimlik ile.insanlar ben işçiyim,ben emekçiyim diyebilme ve mücadele etme cesaretini göstermeli.
Ülkeyi ezenler ve ezilenler diye sadece ikiye bölmek sanırım ülke gerçeklerini görmemektir. zira emperyalist sistem bu toplumu öyle sınıflara ayırmıştır ki,ezildiğini söyleyen insanların bile,bir yerlerde birilerini ezdiğini gözlemlersiniz.Yani tümden ezenler ve eizlenler diye ayımak yanlış olur.çarklar öyle bir hal almıştır ki,en alt zümrede bile bir ezen-ezilen sınıfı oluşmuştur.Misal;esnaf ağlamaktadır ancak,çalıştırdığı işçinin sağlık sigortasından kaçmaktadır.memur ağlamaktadır ama,altındakileri çeşitli yöntemlerle ezmektedir.yani devir gücü olanın gücünün yettiğine kafa tuttuğu bir dönem olmuştur.
yüzü aşkın dolar milyarderi olan,zenginlerin her geçen gün zenginleştiği,fakirlerin her geçen gün fakirleştiği,milyonlarca aç,milyonlarca yoksulun olduğu bu düzende hangi ülke gerçeklerinden bahsediyorsun.....evet ezenler ve ezilenler var.sömürenler ve sömürülenler var...asıl suçlu esnaf-memur değil.asıl suçlu kapitalistler lehine uygulamalar yapan,halkı moleküllerine kadar sömürme işine giren bu çirkef düzendir.....
karnını iki lokma girdiği için, bedava kömür aldığı için oy veren insanlar mı devrim yapacak ?
buna inanmam.
ancak profesyönel,uzman kişiler devrim yapabilir..
bu devrimin önder gücü,temel gücü kimlerden oluşacak peki.......marslılardan mı.....yoksa yine o profesyonellerden mi....elbette ki güçlü bir ideolojik yapıya sahip kimseler devrimi örgütleyebilir..ama kendi kendilerine devrim yapamazlar,arkalarında destek olmadan...evet o insanlar devrim yapacak.o uzman kişilerin görevi bu çirkef düzene karşı halka alternatif sunmaktır.
Dünyamız sancılı bir dönemden geçmektedir. Sosyalist sistemin çözülüşüyle ortaya çıkan tabloda dünyamızda güçler dengesinin kaybolduğu, halklar aleyhine emperyalistler lehine yeni bir durumun ortaya çıktığı gözlemlenmektedir. "Yeni Dünya Düzeni" adı verilen bu ortamın gerçekte hiç bir yeni yanı bulunmadığı, tersine sosyalist sistemle rekabette mevzi zaferi elde eden emperyalistlerin, dünyada ortaçağ imparatorluklarına benzer bir hegemonya kurma peşinde oldukları görülmektedir.
Dünyanın ezilen halklarının hiçbir temel sorununun çözülmediği bir ortamda, "Yeni Dünya Düzeni"nin yalnızca direnen halklara karşı büyük kıyım, yıkım ve sömürü armağan ettiği açıktır.
Dünyanın içine sürüklendiği yeni ortam,emperyalistlerarası rekabetin de şiddetlenmesine yol açan tehlikeli gelişmeleri doğurmuştur. İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana dünyanın jandarmalığını yapan AB'nin ekonomik bunalımlara sürüklenmesinin faturasını, körfez savaşıyla petrol kaynaklarına el koyarak, diğer emperyalistlere ödetme çabasına girmesi bu çekişmenin en belirgin boyutlarından birini temsil etmiştir.
Sosyalist sistemin çözülmesiyle ortaya çıkan gelişmeler, emperyalist güçleri bölgesel ve küresel planda yeni bir saflaşmanın eşiğine getirerek, aralarındaki çelişkileri artırmıştır. Yeniden yükselen Alman emperyalizminin dünya pazarında pay arayışlarının sancıları da buna eklenmelidir. Balkanlarda ortaya çıkan yeni tablo da bunun bir uzantısıdır. Bütün bunlar gerginleşen bir dünya siyasal ortamı yarattığı gibi, halkların eski tercih ve kıstaslarla hareket edemeyeceklerini göstermektedir. Yeni veriler, yeni arayışlar, halkların çıkarlarına yeni kesişme yolları yaratmaktadır..
Geri ülkelerin halkları kendi toplumsal ilerleme dinamiklerini birbiriyle dayanışma içinde bölgesel ve küresel ittifaklar yaratarak, yeni dünya dengesinin emperyalist talan güçlerinin aleyhine çevrilmesi yönünde önemli adımlar atabilir. Bu durumda, oluşan yeni denge dünya halklarının dayanışması lehine işleyebilir
Tersi durumda yeni on yıllar, yeni zulüm, baskı, siyasi, iktisadi, kültürel bağımlılık ve sancılı, ızdıraplı süreçler yaratacaktır.
cemalbulut 17.04.2008, 14:36 BENDE HEPİNİZE KATILIYORUM ÇOK GÜZEL OLMUŞ SAĞOLUN YORUMLARINIZ VE GÖRÜŞLERİNİZ İÇİN..."Haksızlık karşısında eğilmeyiniz; çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz." Hz. Ali
ben anlamıyorum şahsen. demokratım diyenler bile en sömürücüden daha sömürücü ezilenleri savunanlar bile insan ezmek için pusu kuruyor. ben insanların şuyum buyum demelerine inanmıyorum icraatlar daha önemli diye düşünüyorum. ezen ve ezilen heryerde var. ailede toplumda dünyada hatta bireyin kendisinde bile var bunun çözümü ne peki? kahrolsun ezenler yaşasın ezilenler diyerekten sloganlar atmak ve kalıplaşmış yüzeysel bilgilerle donanarak yerinde durmak mı? ademden beri ezenle ezilen var olduğunu düşünürsek bunu durdurabilecek bir kuvvetinde olabileceğine inanmıyorum tabiki yinede herkesin düşüncesi kendine o yüzden herkesin düşüncesine de saygı duyarım...
Sınıfsal olarak ''ezilen'' Halk ve ''ezen'' emperyalist-kapitalistler.
''ezilen'' halk içinde ki her türlü-halkı bölen düşmanı güçlendiren-gerici kutuplaşmalara karşı devrimci-sınıfsal bir çizgide ortak düşmana karşı ortak mücadeleyi savunalım...
alevi_siyah 19.04.2008, 11:55 Ezilen halkve ezen kapitalistler mi .... Bence çok komik bir konu. Ama başlık bu şekilde olsa daha iyi olurdu.....
Kendini ezdirmeyi seven halk ve bundan faydalanan insanlar
Kusura bakmayın ama devrimcilik oynamaktansa gerçekleri görmek daha güzel... Halk bile bile kendini ezdiriyor ve bu halkla devrimden bahsediliyor...
yagmur12 19.04.2008, 12:19 Toplumu sınıfalara ayıracak olursak, Hindistan'daki Kast Sistemi gibi bir düzen karşımıza çıkacaktır. Mevcut skalada en çok alanı kaplayanda orta sınıf olacaktır, orta sınıf dediğimiz kesimi oluşturan ise; memur, işçi, esnaf vs. oluşturuyor.
Orta sınıf kendi içinde tabiri caizse birbirini yediği gibi, alt ve üst tabakada da bir ezme, hükmetme isteği ve haraketi var. Tabakalar bir üstteki tarafından baskıya uğradığı kadar kendi arasında da sürekli bir çekişme ve karmaşa ortamı yaşıyor.
Yani ezeni sadece burjuva, ezileni de sırf halk olarak tanımlarsak yanlışa düşeriz, erk kazanma ve bu erki birilerini kullanarak gövde gösterisi yapma isteği her kesimde var.(halkın içinde de kapitalizmin dişlilerine rastlamak çok olağan.)
Konu için teşekkürler Bakır.
Ezilen halkve ezen kapitalistler mi .... Bence çok komik bir konu. Ama başlık bu şekilde olsa daha iyi olurdu.....
Kendini ezdirmeyi seven halk ve bundan faydalanan insanlar
Kusura bakmayın ama devrimcilik oynamaktansa gerçekleri görmek daha güzel... Halk bile bile kendini ezdiriyor ve bu halkla devrimden bahsediliyor...
bu kadar cümle kuracağına kısaca ben halk düşmanıyım deseydin ya..halk kendini ezdirmeyi seviyormuş ve o yüzden hakim sınıflar onları eziyormuş,yoksa onların öyle bir niyeti yok!....ne kadar bilimsel(!) bir dünya görüşü bu....
Toplumu sınıfalara ayıracak olursak, Hindistan'daki Kast Sistemi gibi bir düzen karşımıza çıkacaktır. Mevcut skalada en çok alanı kaplayanda orta sınıf olacaktır, orta sınıf dediğimiz kesimi oluşturan ise; memur, işçi, esnaf vs. oluşturuyor.
Orta sınıf kendi içinde tabiri caizse birbirini yediği gibi, alt ve üst tabakada da bir ezme, hükmetme isteği ve haraketi var. Tabakalar bir üstteki tarafından baskıya uğradığı kadar kendi arasında da sürekli bir çekişme ve karmaşa ortamı yaşıyor.
Yani ezeni sadece burjuva, ezileni de sırf halk olarak tanımlarsak yanlışa düşeriz, erk kazanma ve bu erki birilerini kullanarak gövde gösterisi yapma isteği her kesimde var.(halkın içinde de kapitalizmin dişlilerine rastlamak çok olağan.)
Konu için teşekkürler Bakır.
emekçilerin birbirini yediği falan yok.sınıfsallaşmayı,toplumsallaşmayı başaramamış,egemen sınıfların dayattığı görüşlerle,kendilerine yamanan kimliklerle hareket eden, bazı insanlar bu dediklerini yapıyor.sanki işçinin,köylünün;patronu,ağası burjuvazi ve devlet değilde bir diğer işçi ve köylü.sanki bir diğer işçi koyduğu yasalarla diğer işçiyi köleleştiriyor.iş kazasında ölen işçinin sorumlusu burjuvazi değilde diğer iş arkadaşları sanki....kimsenin tabaka atlamak gibi bir niyeti yok.hiç bir zaman bir işçi çocuğu olarak doğan birisinin trilyoner olma gibi bir hayale kapıldığını görmedim.herkez herşeyin farkında.masallarla kimse uğraşmıyor.bu köhne düzen tarafından düzenin insanı haline getirilen insanların yaptıklarına ya da yapmadıklarına kapitalist sistem çözüm bulmaz,bu sistemde bunlara rastlamak mümkün..türkiye emperyalizm tarafından topyekün değilde ekonomik olarak işgal edilmiş bulunmakta.bunu sağlayan ve geliştirende türk burjuvazisi ve devletidir.bu tür ülkelerde ana çelişki halk içinde ki çelişkilerdir ve bunun ortadan kalkması ve düşmana karşı emekçi halkın ortak mücadelesi gerekiyor.ilerici sınıfda ki halk güçleri ile gerici sınıftaki sömürücü,talancılara karşı bir sınıf savaşımı işçi-köylü önderliğinde tüm halk tarafından verilmelidir.tabi bunun içinde sınıf bilinci olması gerekiyor.topiğin açılma amacıda bu sınıf bilincidir zaten.ama sizler sosyal-siyasal bilgi yetersizliğinizden ve yoksunluğunuzdan dolayı bunları kavrayamıyorsunuz.
yagmur12 20.04.2008, 20:24 emekçilerin birbirini yediği falan yok.sınıfsallaşmayı,toplumsallaşmayı başaramamış,egemen sınıfların dayattığı görüşlerle,kendilerine yamanan kimliklerle hareket eden, bazı insanlar bu dediklerini yapıyor.sanki işçinin,köylünün;patronu,ağası burjuvazi ve devlet değilde bir diğer işçi ve köylü.sanki bir diğer işçi koyduğu yasalarla diğer işçiyi köleleştiriyor.iş kazasında ölen işçinin sorumlusu burjuvazi değilde diğer iş arkadaşları sanki....kimsenin tabaka atlamak gibi bir niyeti yok.hiç bir zaman bir işçi çocuğu olarak doğan birisinin trilyoner olma gibi bir hayale kapıldığını görmedim.herkez herşeyin farkında.masallarla kimse uğraşmıyor.bu köhne düzen tarafından düzenin insanı haline getirilen insanların yaptıklarına ya da yapmadıklarına kapitalist sistem çözüm bulmaz,bu sistemde bunlara rastlamak mümkün..türkiye emperyalizm tarafından topyekün değilde ekonomik olarak işgal edilmiş bulunmakta.bunu sağlayan ve geliştirende türk burjuvazisi ve devletidir.bu tür ülkelerde ana çelişki halk içinde ki çelişkilerdir ve bunun ortadan kalkması ve düşmana karşı emekçi halkın ortak mücadelesi gerekiyor.ilerici sınıfda ki halk güçleri ile gerici sınıftaki sömürücü,talancılara karşı bir sınıf savaşımı işçi-köylü önderliğinde tüm halk tarafından verilmelidir.tabi bunun içinde sınıf bilinci olması gerekiyor.topiğin açılma amacıda bu sınıf bilincidir zaten.ama sizler sosyal-siyasal bilgi yetersizliğinizden ve yoksunluğunuzdan dolayı bunları kavrayamıyorsunuz.
Kardeş sen hangi dünyada yaşıyorsun? Emekçilerin birbirini yediği yok he! Sen hiç iş ortamına girdin mi? Girdiysen ya şansın yaver gitti hiç iş arkadaşlarının çekişmesini görmedin ya da şehrin varoşlarında büyüyen birinin saçma sapan hayallerle sınıf atlama derdine düşürek ne hallere girdiğini okumadın, görmedin, bilmedin, şahit olmadın! Masallarla kimse uğraşmadığı için mi zengin hayatını anlatan diziler reyting rekorları kırıyor; yoksul halk sahip olamadıklarına sadece bakmakla ve hayal etmekle yetiniyor?
Türkiye emperyalizm tarafından sadece ekonomik anlamda mı işgal edilmiş? Siyasal, sosyal, kültürel alandaki yozlaşmayı dil sömürüsünü nasılda atlamışsın!
Yazdıkların içinde doğru ve yararlı şeyler olmasına karşın (örnek; talancılara karşı bir sınıf savaşımı işçi-köylü önderliğinde tüm halk tarafından yapılmalıdır)
baskın gelme isteğinle yazdığın karşı fikir beyanı asıl amacını köreltiyor! Sana sınıflararası olduğu kadar aynı sınıf içinde olan çekişmeye bir örnek vereyim söylediklerim daha bir net oluşsun gözünde; aynı büroda çalışan memur ya da işçi yeri geldiği ve fırsatını bulduğu zaman diğerini ezmiyor mu? Eziyor! Al sana aynı sınıfa tabii kişilerin arasındaki çekişme...
Ve sen bir konu açtın, bizlerde yorumumuzu sunduk; fikrine harfiyen uymuyoruz diye yok "siz sosyal-siyasal bilgi yetersizliğinizden ve yoksunluğunuzdan dolayı bunları kavrayamıyorsunuz" gibi laflarla baskın gelmeye çalışacağına bizden birşeyler öğrenmeye baksan sana daha çok faydası dokunur! Zannettiğin kadar siyasal ve sosyal bilgi birikimin olsaydı yukardaki yanlışları ve eksikleri zaten yapmazdın!
bakır arkadaşım toplumu yanlış tahlil ediyorsun ve bu seni yanlışa götürür.bir daha söylüyorum türkiye halkının büyük bir kısmı bu kahrolası düzenin bilerek ve isteyerek BİLEREK VE İSTEYEREK parçasıdır.
Paşalıoğlu 21.04.2008, 12:21 İnsanların birbirini yemesi başka bir şey, insanların dünyaya egemen olan üretim biçiminin kendilerine biçtiği rollere göre objektif olarak bir sınıfa ait olması başka bir şeydir. Bunların yanında insanların sınıf bilincine erişmesi çok ayrı bir şeydir.
Yağmur 12 ve Bakır kardeşlerimizin tartışması konuyu kişilere indirgediği için tartışmanın aldığı biçim temelden yanlış oluyor.
Türkiye'de işçiler, beyaz yakalı emekçiler, çiftçiler, topraksız veya küçük toprak sahibi köylüler, tarım emekçileri, esnaf ve zanaatkarlar, işsizler aslında Bakır'ın dediği gibi sınıf bilincinden yoksundurlar veya sınıf bilincine sahip olsalar bile kendi sınıflarının çıkarı için mücadele etme niyet, bilgi, yetenek, önderlik ve cesaretinden yoksundurlar. Bu nedenle kendi kurtuluşları kendi ellerinde olan ezilen sınıflar kendi öznel koşulları içinde ve Türkiye'nin kendi sosyal, sosyal psikolojik koşulları, ağır devlet baskısı (psikolojik, eğitimsel, hak mücadelesine karşı şiddet) karşısında kendi kurtuluş umutlarını başka şeylerden bekliyorlar. Ezilenlerin çok küçük bir kesimi hariç büyük çoğunluğunun umut bağladığı şeyler başta iyi bir Müslüman olarak öbür dünyada cennete gitmek olmak üzere patron ve amirlerinin gözüne girmek, devletin "iyi yuttaşlarından" beklentilerine uygun olarak davranıp beladan uzak kalmaktır ve güçlü olanın peşinden gidip onların sağlayacağı sadakavari faydalardan nasiplenmektir. Yukarıda saydığım ana davranış kalıplarına uygun olarak kendi hakları için mücadele edenlere engel olmak için onları ihbar etmek, devletin dışladığı kültür ve etnik yapılardan uzak durmak ve onlara düşmanca davranmak, topluma egemen olan ana akımı temsil eden güçlerin beklentilerine ve isteklerine uygun olarak davranmaktır.
Eskiden yani ondokuzuncu yüzyılın sonları ve yirminci yüzyılda ezilen sınıfların gerçekten de "zincirlerinden başka kaybedecek birşeyleri yoktu. Günümüzde ise ekmek aslanın midesindedir ve bir çalışanın yerini almak için bekleyen çok sayıda işsiz fırsat kollamaktadır. Bugün ezilen sınıfların da -kurtuluş umutları olmadığı düşüncesinin de etkisiyle- kaybedecek bir şeyleri vardır ve elde var olan koşullardan daha da geriye gitmemek için rakiplerine karşı her şeyi yapmaya hazırdırlar. Bu nedenle kendilerinden daha kötü iş ve ekonomik koşullarda olanlara, toplumda daha alt etnik ve kültürel statüde olanlara düşmandırlar çünkü kendilerinden daha kötü olanların gücü yoktur ama patronların gücü çoktur ve devlet gücü de patronların yanındadır.
Ne zaman sınıfsal mücadele yükselir ve ezilenlerin mücadele gücü artarsa bugün güçlünün yanında yer alanlar o zaman önce yavaş yavaş daha sonra hızla yeni düzeni savunanların yanında yerlerini alırlar ve gerçek sınıfsal tavırlar mücadeleye damgasını vurmaya başlar.
Bu nedenle ezilenlerin bugününe bakarak onları suçlamanın bir anlamı yoktur.
yagmur12 21.04.2008, 13:32 [QUOTE=Paşalıoğlu;610772]...
Yağmur 12 ve Bakır kardeşlerimizin tartışması konuyu kişilere indirgediği için tartışmanın aldığı biçim temelden yanlış oluyor...[QUOTE]
Yorumum temelinde yanlış değildi, sadece fikrimi yazmıştım, karşı taraftan konunun seyrini değiştirip kişisel eleştiri geldiği için diğer düşüncemi de yazma gereği duydum Paşalıoğlu.
Sizin yorumlarınızı da doğru ve yerinde buldum; ezilenlerin güçlenmesi ve böylelikle daha fazla söz sahibi olması daha fazla yandaş bulması şarttır.
Teşekkürler.
İnsanların birbirini yemesi başka bir şey, insanların dünyaya egemen olan üretim biçiminin kendilerine biçtiği rollere göre objektif olarak bir sınıfa ait olması başka bir şeydir. Bunların yanında insanların sınıf bilincine erişmesi çok ayrı bir şeydir.
Yağmur 12 ve Bakır kardeşlerimizin tartışması konuyu kişilere indirgediği için tartışmanın aldığı biçim temelden yanlış oluyor.
Türkiye'de işçiler, beyaz yakalı emekçiler, çiftçiler, topraksız veya küçük toprak sahibi köylüler, tarım emekçileri, esnaf ve zanaatkarlar, işsizler aslında Bakır'ın dediği gibi sınıf bilincinden yoksundurlar veya sınıf bilincine sahip olsalar bile kendi sınıflarının çıkarı için mücadele etme niyet, bilgi, yetenek, önderlik ve cesaretinden yoksundurlar. Bu nedenle kendi kurtuluşları kendi ellerinde olan ezilen sınıflar kendi öznel koşulları içinde ve Türkiye'nin kendi sosyal, sosyal psikolojik koşulları, ağır devlet baskısı (psikolojik, eğitimsel, hak mücadelesine karşı şiddet) karşısında kendi kurtuluş umutlarını başka şeylerden bekliyorlar. Ezilenlerin çok küçük bir kesimi hariç büyük çoğunluğunun umut bağladığı şeyler başta iyi bir Müslüman olarak öbür dünyada cennete gitmek olmak üzere patron ve amirlerinin gözüne girmek, devletin "iyi yuttaşlarından" beklentilerine uygun olarak davranıp beladan uzak kalmaktır ve güçlü olanın peşinden gidip onların sağlayacağı sadakavari faydalardan nasiplenmektir. Yukarıda saydığım ana davranış kalıplarına uygun olarak kendi hakları için mücadele edenlere engel olmak için onları ihbar etmek, devletin dışladığı kültür ve etnik yapılardan uzak durmak ve onlara düşmanca davranmak, topluma egemen olan ana akımı temsil eden güçlerin beklentilerine ve isteklerine uygun olarak davranmaktır.
Eskiden yani ondokuzuncu yüzyılın sonları ve yirminci yüzyılda ezilen sınıfların gerçekten de "zincirlerinden başka kaybedecek birşeyleri yoktu. Günümüzde ise ekmek aslanın midesindedir ve bir çalışanın yerini almak için bekleyen çok sayıda işsiz fırsat kollamaktadır. Bugün ezilen sınıfların da -kurtuluş umutları olmadığı düşüncesinin de etkisiyle- kaybedecek bir şeyleri vardır ve elde var olan koşullardan daha da geriye gitmemek için rakiplerine karşı her şeyi yapmaya hazırdırlar. Bu nedenle kendilerinden daha kötü iş ve ekonomik koşullarda olanlara, toplumda daha alt etnik ve kültürel statüde olanlara düşmandırlar çünkü kendilerinden daha kötü olanların gücü yoktur ama patronların gücü çoktur ve devlet gücü de patronların yanındadır.
Ne zaman sınıfsal mücadele yükselir ve ezilenlerin mücadele gücü artarsa bugün güçlünün yanında yer alanlar o zaman önce yavaş yavaş daha sonra hızla yeni düzeni savunanların yanında yerlerini alırlar ve gerçek sınıfsal tavırlar mücadeleye damgasını vurmaya başlar.
Bu nedenle ezilenlerin bugününe bakarak onları suçlamanın bir anlamı yoktur.
konuyu kavrayan ve çok yerinde bir bakış açısı.....
Yorumum temelinde yanlış değildi, sadece fikrimi yazmıştım, karşı taraftan konunun seyrini değiştirip kişisel eleştiri geldiği için diğer düşüncemi de yazma gereği duydum Paşalıoğlu.
Sizin yorumlarınızı da doğru ve yerinde buldum; ezilenlerin güçlenmesi ve böylelikle daha fazla söz sahibi olması daha fazla yandaş bulması şarttır.
Teşekkürler.
sen önyargılar ile hareket ediyorsun.ve konunun amacı sınıf bilinci,bu bilince ulaşmak iken reel hayatında yaşadığın sorunları konuya entegre etmeye çalışıyorsun.halbuki konunun amacı bu tür basit şeyler değil.zaten onlar o bilince sahip olsalar öyle davranışlarda bulunmazlar.ve emekçileri 4,5 kişinin çalıştığı bürolardan ibaret sanıyorsun.bu ise senin bulunduğun çevresel koşullardan meydana geliyor sanırım...senin yazdıklarından bunları kavradım.doğruluğu ya da yanlışlığı elbette ki olabilir...
yagmur12 22.04.2008, 22:05 sen önyargılar ile hareket ediyorsun.ve konunun amacı sınıf bilinci,bu bilince ulaşmak iken reel hayatında yaşadığın sorunları konuya entegre etmeye çalışıyorsun.halbuki konunun amacı bu tür basit şeyler değil.zaten onlar o bilince sahip olsalar öyle davranışlarda bulunmazlar.ve emekçileri 4,5 kişinin çalıştığı bürolardan ibaret sanıyorsun.bu ise senin bulunduğun çevresel koşullardan meydana geliyor sanırım...senin yazdıklarından bunları kavradım.doğruluğu ya da yanlışlığı elbette ki olabilir...
Yazını gözden bir geçir ondan sonra bana önyargı ile hareket ettiğimi söyle. Konudan sapıyorsun ve kişilere yöneliyorsun bu da seni dar kapsamlı yorumlara ve dar kapsamlı düşünce bütününe yöneltiyor. Uzatmanın manası yok, ziraa konu özünden uzaklaşıyoruz, konu ile ilgili yorumları okuyalım, kişilere dair tahminleri değil.
|
|