Orijinalini görmek için tıklayınız : Atatürk


yoyocemil
01.02.2006, 00:56
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=156980
Atatürk meclisi kapatacaktı...
· Atatürk'ün meclisi kapatma fikri vardı. İnönü lastikli cevap veriyor, Karabekir ise 'Meclis kapatılırsa, ben Ankara'ya gelir açarım' diyor
· 1920-23'te Atatürk'ün mecliste, 'Türklere yakışan kıyafet bu değildir' diye Batılı kıyafetin ve modernizmin aleyhine öyle konuşmaları var ki...
· Rejim 1923'te değişti gibi anlatılıyor bize. Rejim 1908'de değişti. Meşruti monarşi geldi. Başta cumhurbaşkanı veya padişah olmuş fark etmiyor
NEDEN? Aykut Kansu
Ne kadar baskı yaparsanız yapın yalanın da bir ömrü var. Ömür tamamlandığında, nasıl olduğunu hiç anlamadan toplum gerçeği merak etmeye başlıyor. Yalanlar tartışma masasına yatırılıyor. Türkiye yıllarca kendi yakın tarihini, kendi halkından gizledi. Biz Sarıkamış'ı, Ermeni faciası, Balkan Savaşı'nın içyüzünü öğrenemeden büyüdük. Tarih hep bizim haklı, bizim cesur, bizim kurban olduğumuz gurur verici bir masaldı bizim için. Önce Sarıkamış'ı tartıştık. Gerçekler bizi şaşırttı. Ardından Ermeni kıyımı gündeme geldi ve tarihin önüne koyulan yasaklar yıkılmaya başladı. Şimdi hepimiz tarihi gerçeklere merakla ve biraz da huzursuzca bakıyoruz. Ama bütün bu konuşmalar, bize tarihi tartışmanın günümüzü tartışmaktan daha renkli olabileceğini de gösteriyor. Bu hafta, İttihatçılar ve Kemalizm hakkında bilinenlerin dışında bir bakış açısına sahip olan ve yeni tezler, iddialar getiren tarihçi Aykut Kansu ile konuştuk. Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi doçent Aykut Kansu, daha önce ODTÜ Tarih Bölümü Başkan Yardımcısı'ydı. Doktorasını Amerika'da MIT'de yapan Kansu, iki yıl da Harvard'da öğretim görevlisiydi. Kansu'nun yakın dönem Türk tarihiyle ilgili çok sayıda makalesi ve bir kitabı var.

Ermeni meselesiyle ilgili tartışmalar bize Osmanlı'nın son dönemiyle, özellikle de İttihatçılarla ilgili hiçbir şey bilmediğimizi gösterdi. Niye o dönemle ilgili bilgimiz az, niye okullarda bu dönem iyi öğretilmemiş?
Biz Osmanlı tarihini 1923'e kadar getiriyoruz. Halbuki 1908-1918 arasındaki İttihatçıların dönemi, Osmanlı tarihine uymayan bir dönem. Bize 1908, İkinci Meşrutiyet'in ilanı diye anlatılıyor. Yeni bir devrin açıldığı, Türkiye'de anayasal düzenin kurulduğu, ekonomi ve sosyal politikaların liberalleştiği anlatılmıyor. Çünkü aslında 1923, bütün bu özgürlüklerden, parlamento üstünlüğünden bir geriye dönüştür.

İttihatçıların iktidara tam hâkim oldukları 1913'ten sonra bütün bu özgürlükler yok olmuyor mu peki? Muhalefet susturulmuyor mu? Başbakan Talat Paşa bile 'Bizim kurduğumuz düzen aydın bir istibdattır' demiyor mu?
Evet, 1914-18'de liberal niyetlerden sapmış bir iktidar dönemi yaşanıyor ama Türkiye'ye de 1911'den beri bir dış saldırı var. 1912'de Balkan savaşları başlıyor. İttihatçıların siyaset yaptıkları dönem, ülkede milliyetçi duyguların yükseldiği, Batı'ya düşmanlığın arttığı bir dönem. Türkiye'nin 1913'ten itibaren sağa kayan ortamında, İttihatçılar önceden reddettikleri görüşlerle ittifak kurmak zorunda kalıyorlar. Mesela 1912'de darbe oluyor, askeri hükümet kuruluyor, meclis kapatılıyor? İttihatçılar altı ay sonra bu iktidarı devirip tekrar meclisi açıyor ve anayasal düzene geçiyorlar. Baskın tarih, buna 'Babıâli baskını' diyor. Sanki meşru bir hükümet varmış da İttihatçılar kendilerini iktidarın dışında bulunca darbe yapıp iktidara gelmişler. Oysa Babıâli baskını, askeri darbeye karşı bir darbedir. İttihatçılar sivil insanlar bir kere.

İttihatçı yönetime damgasını vuranlar Talat, Enver ve Cemal üçlüsü. Enver ve Cemal asker. Üç liderinden ikisi asker olan bir hareket nasıl sivil bir hareket olabilir?
Enver ve Cemal Paşa 1908 devriminden yana olmaları nedeniyle yıldızı parlayan kişiler. Aslında İttihatçı düşünce sivil bir düşünce ve İttihatçılar da genelde devletle, bürokrasiyle alakası olmayan sivil insanlar. Mesela sürgündeki İttihatçıların arasında asker yok. 1908 devrimini de zaten orduyu tarafsızlaştırarak yapıyorlar ve orduya ancak 1913'ten sonra hâkim oluyorlar. Şu var tabii. İttihatçılar Kemalistlere karşılar. Haklarında hiçbir şey bilmememiz bu yüzden. İttihatçılar, daha sivil yönetiminden, Batılılaşmadan, ekonomide daha kapitalistleşmeden, liberalleşmeden yana. Maliye bakanları Cavit Bey, Türkiye tarihinde ordu bütçesini denetlemiş, bu bütçe çok diyerek kesintiye gitmiş tek maliye bakanıdır.

Birinci Dünya Savaşı'nı kaybeden ve 1918'de iktidardan düşen İttihatçılar Kurtuluş Savaşı'ndan sonra hâlâ siyasette güçlüler mi?
İttihatçılar bizim düşündüğümüzden çok daha kuvvetliler. Bir yanda sürgündeki İttihatçılar ve onların içerideki yakınları var. Diğer yanda da Kemalistler. Yunan Savaşı'ndan sonra 1922'de bu iki cephe arasındaki siyasal çekişme bastırılamaz oluyor ve Kemalistler, 1923 başında Kemalistler dışında kimsenin katılamayacağı bir seçim kararı alıyor. İttihatçıların örgütlenmesi engelleniyor. Zaten 1926'daki İzmir Suikastı Davası da İttihatçıların yargılandığı bir mahkeme oluyor. Atatürk'e suikast düzenlemekle suçlandıkları İstiklal Mahkemesi'nde ilginçtir suikastla ilgili soru sorulmuyor da, 'Niçin siyasete girmek istiyordunuz' diye soruluyor. Yargılamalar sonunda birçok İttihatçı mahkûm oldu. Cavit Bey idam edildi. Bu davanın sebebi Türkiye'de hâlâ güçlü olan muhalefeti fiziki olarak ortadan kaldırmaktır.

İstiklal Savaşı'nın önemli komutanlarından Kazım Karabekir de suikast düzenlemekle suçlanmıyor mu bu davada?
Suçlanıyor. Kazım Karabekir'le Atatürk, 1920'lerde ters düşüyorlar. Atatürk'ün çok sıkıştığı anda meclisi kapatma gibi bir fikri var. Bunu ancak Karabekir ve İnönü gibi generallerin onayıyla yapabilir. İnönü lastikli bir cevap veriyor. Karabekir ise 'Meclis kapatılırsa, ben Ankara'ya gelir meclisi açarım' diyor. Atatürk meclisi kapatamıyor. Daha o zamanlardan iki taraf da biliyor ki, biri meclis üstünlüğünden yana, diğeri olağanüstü durumlarda meclisi kapatmaktan ve otoriter bir rejim kurmaktan yana. Atatürk'ün baştan beri görüşü, meclis üstünlüğü fikrinin arka planda kalabileceği yönünde. Biz 'Türkiye'yi modernleştirenler Kemalistlerdir' önermesiyle düşündüğümüz için '1923'ten önce hiçbir şey yoktu, modern ve Batılı değildik, bizi Batılı yapan Kemalistlerdir. 1923'e kadar padişahlık ve Osmanlı vardı. Sonra cumhuriyete geçtik' diyoruz. Rejim değişikliği 1923'te olmuş gibi anlatılıyor bize. Halbuki rejim değişikliği 1908'de oluyor. 1908-1922 arasında mutlakiyetçi monarşi değil, meşruti monarşi yaşanıyor. Başında ha cumhurbaşkanı ha padişah olmuş bir şey fark etmiyor ki. Çünkü meclis üstünlüğü önemlidir. Ama biz demagojik bir söylemle cumhuriyeti sanki liberal bir demokrasiymiş, parlamenter bir rejimmiş gibi algılamak istiyoruz. 1923 sonrasında parlamenter rejim yok Türkiye'de.

Parlamento yok mu?
Parlamentonun var olması, 'Parlamento üstünlüğü var' söylemine yol açıyor ama parlamento bir parlamento gibi çalışıyor mu dediğinizde, 1923'teki seçimlerden sonra kriz çıkıyor. Kemalistler meclisin ancak yüzde 50'sini oluşturabiliyor. Bu, anayasa değişikliği yapmak için yeterli değil. 1924 Anayasası, Kemalistlerce kişisel diktatörlüğe cevaz veren bir anayasa yapılmak isteniyor. Ama Kemalist olmayanlar bunu liberal bir anayasa haline getiriyor.