Orijinalini görmek için tıklayınız : Aşkın neliği üzerine bir deneme


umut ulas
19.04.2008, 21:39
AŞKIN NELİĞİ ÜZERİNE BİR DENEME

Bir yazar aşk için ’’yeniçağın dini’’ diyordu. Bu tanım, bizim de yol haritamız olsun… Dinler, tarih boyunca insanın yaşamı anlamlandırmasının birer aracı olmuştur. Ve bu gün bu araç ‘aşk’tır artık. O halde şimdi şu soruyu sormamız gerekiyor: aşk neden ve nasıl dinleşmiştir?
İnsanlar yaşamları boyunca temelde iki şeyi ararlar: mutluluk ve özgürlüğü… İnsanı mutlu eden şeyler para, sevgi, bilgi, güvenceli bir iş, iyi bir eğitim, sağlık vb. gibi maddi-manevi hazlardır. Özgürlüğün tanım ve içeriğine girmeye pek de gerek yok sanırım. Özgürlüğün de bir tür eşitlik arayışı olduğunu bilmek yeterli… Şimdi ikinci bir soru daha soralım: çağımızın insanı mutlu ve özgür müdür? Çoğumuzun bu soruya vereceği yanıt sanırım ‘hayır’ olacaktır. Neden? Çünkü sosyal ve siyasal adaletsizlik, hukuksuzluk, gelir ve hak gaspları vs. hemen her yerde diz boyudur. İnsanlık sefaletle boğuşmaktadır. Böylesi bir dünyada özgürlüğün de bir ham hayal olduğunu söylemek abesle iştigaldir zannımca (O çok çarpıcı söylemle ’’ cebinde parası olmayan birinin seyahat özgürlüğünün olması neyi değiştirir ki?’’). Şu düzlemde netleştiğimizi düşünüyorum; insanlar genel olarak mutsuz…
Mutsuz insan ne yapar? Ya mutsuzluğu yaratan koşulları değiştirmeye çalışır (işçinin greve çıkması gibi), ya mutsuzluğunun öfkesini çevresindeki insanlara yansıtır (greve çıkmayan işçinin karısını ve çocuklarını dövmesi), ya da kendisine sahte mutluluklar yaratır. İşte bu sahte mutlulukların en ünlüsü ‘aşk’tır.
Şimdi de tezimi kanıtlamak için, lisedeyken bir bayan arkadaşımın bir soruma verdiği cevabını aktaracağım. Anılan arkadaşımın dersleri çok kötüydü. Benim, ’’aslında başarısız olduğun dersler çok da ağır dersler değil; çalışsan başarılı olabilirsin’’ yollu telkinlerime karşılık bayan arkadaş aynen şu cevabı vermişti: ’’Amaaan boş ver dersleri; nasıl olsa benim sevgilim var.’’ İşte aynen böyle. Onun için sevgilisi olmak, yaşamın gerçeklerinden kaçışın bir anahtarı gibiydi. Hayat kötü olabilir, savaşlar devam edebilir, işsizlik sorunu çığ gibi büyüyebilir, enflasyon artabilir vs. vs… canım boş verin şimdi bunları nasıl olsa bizim sevgilimiz var…
Tabii şimdi bu durumu, kapitalizmin işleyiş yasalarından ayrı bir yere yerleştirmek, konuyu eksik bırakmamıza sebep olacaktır… Kapitalizm tüm zaman ve mekânlara yayılarak en çok malı satmak ister. Bunun için her şeyi metalaştırabilir… Örneğin aşkı…
Çevremize bir bakalım, tüm pop şarkıları sadece aşkı anlatır gibidir. Yazılan şiir ve romanlara, çekilen filmlere ve son dönemin moda dizilerine doğru bu eğilimin çapını genişletebiliriz. Esasta olmayabilir ama kıyısında köşesinde mutlaka ‘aşk’ vardır bu üretimlerin. Neden? Çünkü aşk çok satmanın garantisidir; aşk yeniçağın dinidir… Hayatında sorunları olan, iş bulamayan, horlanan, hakir görülen, ÖSS’de başarısız olan milyonlarca insanın sahte mutluluklara ihtiyacı vardır. Çok satmayı garantileyenler de zaten bunlardır. Her hangi bir pop şarkısında veya bir TV dizisinde kendisine sahte kahramanlar yaratan bu insanlar, böylece asıl sorunlarını unutmakta, kendilerine ve çevrelerine yabancılaşmaktadır. Az evvel önlerindeki sofrada yer alan kuru fasulye, yerini, dizinin başlamasıyla birlikte sevgiliyle baş başa tertemiz bir masada yenen alafranga bir yemeğe bırakmaktadır bir anda…
Aşk diye yutturulan şeyin pratiğine bakalım bir de… Ne de olsa her şeyin bir pratiği olsa gerektir… Aşk, bir birine sürekli mesaj göndermek, saatlerce telefonda konuşmak, karşılıklı hediyeler almak gibi tümden birilerinin kasasını doldurmaya yarayan pratiklerle eşitlenmiş gibidir. Burada aşk, ilahileştirilmiş, efsunlanmış, en erişilmez bir mertebeye oturtulmuştur. Yaşamın kendisi için ödenen bedeller aptalca görülürken aşk için yapılan her şey meşru görülür. Örneğin; idealleri için ölüm orucunda ölen insanlar rahatlıkla aptallıkla suçlanırken diğer yandan ’’aşk için ölmeli’’ denebilmektedir. Ya da, bir pop şarkısında geçen ’’ Senin için dünyanın ipini çekerim’’ dizeleri, o, ‘ipi çekilecek’ dünyanın içerisinde annemizin, kardeşlerimizin veya dostlarımızın olduğu unutularak rahatlıkla dillendirilebilmektedir. Aslında bu doğaldır da; çünkü aşk tüm sevgilerden üstün ulvi bir nesne kıvamındadır artık… Sevgilimiz, annemizden, kardeşimiz veya tüm dostlarımızdan bin kat daha değerlidir. ‘O’nun için tüm dünyadaki insanların ipini çekmişiz; çok mu?
Ne diyordu bir şair:’’Ah, aşkın ve dostluğun kaynağı aynı/ Bir öpüşlük fark var aralarında.’’ Belki de unuttuğumuz tam da buydu. İnsanları ve insanlığı sevmeden bir insanı sevmenin de mümkün olmadığı… O sebeple bu gün yaşanan iki kişilik bencilliktir sadece. Âşık olduğumuz kişiye duyduğumuz sevginin yüce, ulu, erişilmez bir şey olmadığı, sadece diğer sevdiğimiz insanlara nazaran sevginin türünün (anne ve kardeş sevgisinden ayrı olarak) farklı olduğu unutuldukça gerçek aşkın ortaya çıkması da olanaksızdır.

turkishplaya
20.04.2008, 00:36
galiba bu konu benim imzanın aynısını söylüyo ki ben bu imzayı kayıtlı olduğumdan beri kullanıyorum :) teşekkür ederim güzel paylaşım en azından üzerinde çok durulması gereken bir konu çok teşekkür ederim kardeşim..başarılarının devamını bekliyoruz ....

PirO_62
20.04.2008, 00:44
Yorumsuz kopyala/yapıştır

Kazan.