Asigi Ali
30.04.2008, 19:35
Haris-i Hemdani İmam Ali’nin (O'na selam olsun) dostlarından biri idi ve İmam’ın (O'na selam olsun) yanında özel bir makamı vardı. Haris hastalanınca, Hz. Ali (O'na selam olsun) onun ziyaretine gitti. Hal hatır sorduktan sonra şöyle buyurdu:
“Ey Haris! Sena müjde veriyorum ki, ölüm anında, sırat köprüsünden geçtiğinde, Kevser havuzunun kenarında ve mukaseme (taksim) zamanı beni görecek ve tanıyacaksın.”
Haris: “Mukaseme nedir?” diye sordu.
İmam Ali (O'na selam olsun) şöyle buyurdu: “Mukaseme, ateşle ayırmadır. Kıyamet günü cehennem ateşiyle halkı taksim edeceğim. Ateşe diyeceğim ki: Ey ateş! Bu adam benim dostumdur onu bırak ve bu şahıs ise benim düşmanımdır onu al!”
Sonra İmam Ali (O'na selam olsun) Haris’in elinden tutarak şöyle buyurdu: “Ey Haris! Ben senin elinden tuttuğum gibi Peygamber (O'na ve soyuna selam olsun) de benim elimden tuttu. O esnada ben Kureyş ve münafıkların haset ve kıskançlığını, O Hazrete şikayet ettim. Peygamber (O'na ve soyuna selam olsun) şöyle buyurdu:
“Kıyamet günü olduğunda ben Allah’ın sağlam ipinden tutacağım, sen de beni tutacaksın ve Şenin dostların da senin eteğinden tutacaklardır…”
Hz. Ali (O'na selam olsun) sonra üç defa şöyle buyurdu: “Ey Haris! Sen sevdiklerinle ve yapmış olduğun amelinle birlikte olacaksın.”
Bu esnada Haris yerinden kalkıp, aşırı sevincinden cübbesini yerde çekerek şöyle diyordu: “Bundan sonra artık ölüme doğru mu gidiyorum, yoksa ölüm mü bana doğru geliyor bu hususta hiçbir korkum yok.”
Bu hadisi, Ehl-i Beyt şairi (Seyyid Himyeri), bir şiire dökerek şöyle demiştir:
Ey Hemdani! Kim ölürse beni karşısında görecektir,
Ölen ister mümin olsun ister münafık.
Onun gözleri beni tanıyor, ben de onu tanıyorum,
Sıfatıyla, ismiyle ve ameliyle.
Sen Sırat köprüsünde beni tanıyacaksın,
O halde kayma ve sürçmeden korkma.
Ben o yakıcı susuzlukta sana soğuk su içireceğim,
Onun tatlı bir bal olduğunu sanacaksın.
Sorgu için seni durdurduklarında ateşe diyeceğim ki;
Onu bırak, ona yaklaşma; zira bu şahsın,
Velayet ipiyle bağlı bir ipi vardır.
“Ey Haris! Sena müjde veriyorum ki, ölüm anında, sırat köprüsünden geçtiğinde, Kevser havuzunun kenarında ve mukaseme (taksim) zamanı beni görecek ve tanıyacaksın.”
Haris: “Mukaseme nedir?” diye sordu.
İmam Ali (O'na selam olsun) şöyle buyurdu: “Mukaseme, ateşle ayırmadır. Kıyamet günü cehennem ateşiyle halkı taksim edeceğim. Ateşe diyeceğim ki: Ey ateş! Bu adam benim dostumdur onu bırak ve bu şahıs ise benim düşmanımdır onu al!”
Sonra İmam Ali (O'na selam olsun) Haris’in elinden tutarak şöyle buyurdu: “Ey Haris! Ben senin elinden tuttuğum gibi Peygamber (O'na ve soyuna selam olsun) de benim elimden tuttu. O esnada ben Kureyş ve münafıkların haset ve kıskançlığını, O Hazrete şikayet ettim. Peygamber (O'na ve soyuna selam olsun) şöyle buyurdu:
“Kıyamet günü olduğunda ben Allah’ın sağlam ipinden tutacağım, sen de beni tutacaksın ve Şenin dostların da senin eteğinden tutacaklardır…”
Hz. Ali (O'na selam olsun) sonra üç defa şöyle buyurdu: “Ey Haris! Sen sevdiklerinle ve yapmış olduğun amelinle birlikte olacaksın.”
Bu esnada Haris yerinden kalkıp, aşırı sevincinden cübbesini yerde çekerek şöyle diyordu: “Bundan sonra artık ölüme doğru mu gidiyorum, yoksa ölüm mü bana doğru geliyor bu hususta hiçbir korkum yok.”
Bu hadisi, Ehl-i Beyt şairi (Seyyid Himyeri), bir şiire dökerek şöyle demiştir:
Ey Hemdani! Kim ölürse beni karşısında görecektir,
Ölen ister mümin olsun ister münafık.
Onun gözleri beni tanıyor, ben de onu tanıyorum,
Sıfatıyla, ismiyle ve ameliyle.
Sen Sırat köprüsünde beni tanıyacaksın,
O halde kayma ve sürçmeden korkma.
Ben o yakıcı susuzlukta sana soğuk su içireceğim,
Onun tatlı bir bal olduğunu sanacaksın.
Sorgu için seni durdurduklarında ateşe diyeceğim ki;
Onu bırak, ona yaklaşma; zira bu şahsın,
Velayet ipiyle bağlı bir ipi vardır.