Asigi Ali
15.05.2008, 12:49
İMAM RIZA (A.S)’IN BÜTÜN DİLLERİ BİLMESİ
1- Babam (r.a), Yasir el-Hadim’den şöyle rivayet ediyor: İmam Rıza (a.s)’ın Rum’un bir parçası olan Sekalibe’deki evinde köleleri vardı. İmam’ın odası onlara yakındı. İmam, bir akşam onların Saklabî (Rum) dili ile konuştuklarını ve şöyle söylediklerini işitti; “Biz şehrimizde her yıl kan verirdik, ama burada kan vermedik.” Sabah olunca İmam Rıza (a.s) yanlarına doktor göndererek şöyle tembih etti: “Filan şahsın şu damarını kes, diğerinin ise şu damarını.” Daha sonra da şöyle buyurdu: Ey Yasir, sen kan vermek için damarını kesme.
Yasir der ki: Ben damarımı kestim, derken elim şişti ve kızardı. İmam bunu gördüğünde “Ne oldu?” diye sordu. (Sözünü dinlemeyip) damarımı kestiğimi söyleyince “Ben seni bundan men etmemiş miydim” dedi ve elimi uzatmamı istedi. Elimi uzattığımda üzerine mübarek ağız suyundan sürdü ve akşamları yemek yemememi tavsiye etti. Ben de bundan böyle akşamları yemek yememeye gayret gösterdim. Arada sırada unutup gaflet ettiğimde rahatsızlık tekrar başlıyordu.
2- Babam (r.a), Dâvut bin Kâsım el-Câferî’den şöyle naklediyor: Ben İmam Rıza (a.s) ile beraber yemek yiyordum. İmam, bazı köleleri Saklabî ve Farsça dilleri ile çağırırdı. Kölemi hazretin huzuruna her gönderişimde (Fars olduğu için) onunla Farsça konuşurdu. Üstelik Farsça karışık ve anlaşılmaz olduğunda İmam (a.s) onu köleye açıklardı.
3- Ahmed bin Ziyad bin Câfer el-Hemezanî (r.a), Ebu Salt el-Herevî’den şöyle naklediyor: İmam Rıza (a.s) halk ile kendi dilleriyle konuşurdu. Allah’a andolsun ki o, bütün dilleri herkesten (bütün insanlardan) daha güzel (fasih) konuşan ve en iyi bilendi. Bir gün İmam Rıza (a.s)’a şöyle arzettim: “Ey Resulullah’ın oğlu! Ben senin bütün bu dilleri ince ayrıntılarıyla bilmene çok şaşıyorum.
İmam (a.s) bana şöyle buyurdu: “Ey Ebu Salt! Ben Allah’ın halk üzerine hüccetiyim. Allah halkının dilini bilmeyeni onlara hüccet seçmez. Emir’ül Müminin Ali (a.s)’ın şöyle buyurduğunu duymadın mı: “Bize keskin ve hak ile bâtılı ayırıcı hitap verildi.” Acaba bu keskin ve ayırıcı hitap, bütün delilleri bilmekten başka bir şey midir?”
Alıntı: Hadis Pınarı, Uyun-u Ahbar'ır Rıza,54. bölüm
1- Babam (r.a), Yasir el-Hadim’den şöyle rivayet ediyor: İmam Rıza (a.s)’ın Rum’un bir parçası olan Sekalibe’deki evinde köleleri vardı. İmam’ın odası onlara yakındı. İmam, bir akşam onların Saklabî (Rum) dili ile konuştuklarını ve şöyle söylediklerini işitti; “Biz şehrimizde her yıl kan verirdik, ama burada kan vermedik.” Sabah olunca İmam Rıza (a.s) yanlarına doktor göndererek şöyle tembih etti: “Filan şahsın şu damarını kes, diğerinin ise şu damarını.” Daha sonra da şöyle buyurdu: Ey Yasir, sen kan vermek için damarını kesme.
Yasir der ki: Ben damarımı kestim, derken elim şişti ve kızardı. İmam bunu gördüğünde “Ne oldu?” diye sordu. (Sözünü dinlemeyip) damarımı kestiğimi söyleyince “Ben seni bundan men etmemiş miydim” dedi ve elimi uzatmamı istedi. Elimi uzattığımda üzerine mübarek ağız suyundan sürdü ve akşamları yemek yemememi tavsiye etti. Ben de bundan böyle akşamları yemek yememeye gayret gösterdim. Arada sırada unutup gaflet ettiğimde rahatsızlık tekrar başlıyordu.
2- Babam (r.a), Dâvut bin Kâsım el-Câferî’den şöyle naklediyor: Ben İmam Rıza (a.s) ile beraber yemek yiyordum. İmam, bazı köleleri Saklabî ve Farsça dilleri ile çağırırdı. Kölemi hazretin huzuruna her gönderişimde (Fars olduğu için) onunla Farsça konuşurdu. Üstelik Farsça karışık ve anlaşılmaz olduğunda İmam (a.s) onu köleye açıklardı.
3- Ahmed bin Ziyad bin Câfer el-Hemezanî (r.a), Ebu Salt el-Herevî’den şöyle naklediyor: İmam Rıza (a.s) halk ile kendi dilleriyle konuşurdu. Allah’a andolsun ki o, bütün dilleri herkesten (bütün insanlardan) daha güzel (fasih) konuşan ve en iyi bilendi. Bir gün İmam Rıza (a.s)’a şöyle arzettim: “Ey Resulullah’ın oğlu! Ben senin bütün bu dilleri ince ayrıntılarıyla bilmene çok şaşıyorum.
İmam (a.s) bana şöyle buyurdu: “Ey Ebu Salt! Ben Allah’ın halk üzerine hüccetiyim. Allah halkının dilini bilmeyeni onlara hüccet seçmez. Emir’ül Müminin Ali (a.s)’ın şöyle buyurduğunu duymadın mı: “Bize keskin ve hak ile bâtılı ayırıcı hitap verildi.” Acaba bu keskin ve ayırıcı hitap, bütün delilleri bilmekten başka bir şey midir?”
Alıntı: Hadis Pınarı, Uyun-u Ahbar'ır Rıza,54. bölüm