Orijinalini görmek için tıklayınız : İşçi sınıfının kalbi 16 haziranda Tuzla'da atacak
direniş_ateşi 31.05.2008, 12:59 iş çinayetlerinden çıkıp iş katliamları boyutuna ulaşan tuzla tabutluğunda ölümleri durdurmak için
tersane işçilerini yanlız bırakmamak için
sınıf dayanışmasını yükseltmek için 16 haziranda greve destek vermek için tuzladayız
http://img105.imageshack.us/img105/1233/n5397452637249618438yp8.jpg
Tuzla tersaneler havzasında yeniden grev haykırışları yükseliyor. Sendika ve örgütlü öncü işçiler, 27- 28 Şubat havza genel grevinin izini takip ederek, 16 Haziran'da bir kez daha grev silahını kullanmaya hazırlanıyor. Katliama dönüşen iş cinayetlerine, kuralsız çalışma koşullarına, sermayenin gözü doymaz kar hırsının yol açtığı azgın sömürüye, taşeronluk sistemine karşı işçi sınıfı ve emek hareketinin nabzı tersaneler havzasında atacak.
16 Haziran grev kararı, daha şimdiden sınıf hareketinin gelişiminde tarihsel ve toplumsal olarak özgün rolünü oynamaya adaydır. Denilebilir ki, ne tersane işçisi yalnız kendi adına dövüşüyor, ne de grev yalnızca Limter-İş Sendikası'nın ve örgütlü öncü işçilerin kararlılığıyla kazanılabilir. Şüphesiz ki; sendikanın ve öncü işçilerin kararlılığı, kazanmak için tayin edicidir ve sendika da tersane işçisi de bu kararlılığa sahip olduğunu, gerek uzun yıllara yayılan mücadele pratiği, gerekse 27-28 Şubat fiili greviyle göstermiştir. Fakat bu tek başına yeterli değildir. Çünkü Tuzla tersaneler havzası, emekle sermaye arasındaki mücadelenin bütün sinir uçlarının kesişme noktasıdır. Tersane işçileri bilincinde olsunlar ya da olmasınlar, bütün sınıf adına tarihi bir role soyunmaktadır. Bu, sermayenin ve işbirlikçi AKP Hükümetinin sınıfa yönelik çok yönlü saldırılarının ve kölece çalışma koşullarının tersaneler halkasından başlayarak parçalanması; gelişen, mayalanan sınıf bilincinin ve mücadeleci damarının kendisini yeni bir düzeye yükseltmesinde anlamını bulacaktır. Tersaneler cehenneminde elde edilecek her kazanım, sınıf hareketinin hanesine ve mücadeleci çizgisinin gelişimine doğrudan yansıyacaktır
16 Haziran grevi bir çağrıdır, haykırıştır; işçi sınıfının ve ezilenlerin kendi kaderlerini ellerine almaları yönünde bir öncü duruş ve iradedir. Şimdi; bu çağrıya kulak verme, sınıfın militan mücadeleci damarını güçlendirme zamanıdır. Şimdi; ellerimizi, yüreklerimizi, bilincimizi ve öfkemizi 16 Haziran grevi etrafında birleştirme zamanıdır.
alıntı: atılım -
yazının tamamı:http://www.atilim.org/haberler/koseler/20080524/basyazi.html
birdal can 31.05.2008, 13:09 Anlamlı bir günde yapılan bir grev.16-17 Haziranların anma gününde geçmişte yapılmış olan işçi katliamlarınıda bu vesile ile anmış olacağız.
Paylaşımın için teşekkürler.
Eger yeryüzünde anlamkı ve güzel birşey aranacaksa;işte en anlamlısı isyan....
Doğal bişey arananıyorsa,işte en doğal olanı;Emperyalizme isyan etme hakkı!Eğer yeryüzünde uğruna her fedakarlıgın yapılacağı bir ideal aranıyorsa,işte en sade olanı;emperyalizmin,baskının,sömürünün olmadıgı bir dünya....
Emperyalizmden nefret etmek ve asla boyun eğmemek için milyonlarca nedenimiz var....?
direniş_ateşi 11.06.2008, 11:11 DİSK: 16 Haziran grevimize bekliyoruz!
http://img362.imageshack.us/img362/2654/disk16hazirangrevimizebto8.jpg
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu bugün Genel Merkez binasında düzenlediği basın toplantısında, 15-16 Haziran büyük işçi direnişinin 38. yıldönümünde tersane işçilerinin yapacağı greve destek çağrısında bulundu.
DİSK Genel Merkez binasında Limter-İş Sendikası yöneticileri ile birlikte basın toplantısı düzenleyen DİSK Yönetim Kurulu Üyesi ve Örgütlenme Daire Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu, 16 Haziran grevi ile dayanışma çağrısında bulundu. Açıklamaya Limter-İş Genel Başkanı Cem Dinç ve Genel Sekreteri Kanber Saygılı ile Emekli-Sen ve Sine-Sen yöneticileri de katıldı.
DİSK Örgütlenme Daire Başkanı Küçükosmanoğlu, DİSK'in sendikal hak ve özgürlükleri için 1970 yılında gerçekleştirdiği şanlı 15-16 Haziran direnişinin 38. yılında mücadelesinin sürdüğünü kaydetti. Küçükosmanoğlu, 38. yıl önce DİSK'i ve bağımsız sendikaları yok etmeye çalışanların bugün de IMF ve DB politikalarıyla emekçileri, açlığa, yoksulluğa, sigortasız, sendikasız kölece çalışma koşullarına mahkum etmeye çalıştığını vurguladı. Küçükosmanoğlu, 12 Eylül askeri cunta yasalarının da hala emekçilerin karşısında durduğuna dikkat çekti.
“Ucuz emek cenneti olan tersaneler ölüm kusmaya devam ediyor, ölümlerin sonu gelmiyor” diyen Küçükosmanoğlu, lastik işkolunda, TEGA'da, Acerer'de, Arçelik'te, Desa Deri'de işçi grev ve direnişlerinin sürdüğünü hatırlattı.
Her yıl 900 işçi, cinayetine kurban
Önceki gün İhsan Turhan isimli tersane iş cinayetine kurban gittiğini kaydeden Küçükosmanoğlu, 1945'te çıkarılan İş Kazaları Meslek Hastalıkları ve Analık Sigortaları Kanunu'nda tutulan iş cinayetleri ve sakatlanmalar hakkında bilgi verdi. Küçükosmanoğlu, 55 bini iş cinayetine kurban gitmiş, 145 bini sakat kalmış, 200 bin kişilik bir “ölü ve sakat işçiler ordusu” olduğunu ifade etti. 60 yılda her yıl ortalama 900 işçinin iş cinayetlerine kurban gittiğini ifade eden Küçükosmanoğlu, kayıt dışı çalıştırmanın geldiği boyutlar göz önüne bulundurulduğunda gerçek rakamların çok daha ürkütücü boyutlara ulaşabileceğini belirtti.
“200 bin ölü ve sakat işçi karşısında bunca sessizlik neden” diye soran Küçükosmanoğlu, iş cinayetlerinin nedenini; patronların, işçi sağlığını ve iş güvenliğini maliyet olarak görmeleri, kuralsız, kayıtsız ve çoğalarak artan taşeron çalıştırma olarak tanımladı. Onbinlerce işçinin ölümünün teknik şartlara bağlanamayacağını ifade eden Küçükosmanoğlu, ölümlerin patronların kar hırsına dikkat çekti.
Talepler kabul edilmeli
İş cinayetlerine karşı yaşam hakkı için mücadele eden Limter-İş Sendikası'nın 15-16 Haziran işçi direnişinin 38. yıl dönümünde, 16 Haziran günü, greve çıkacağını hatırlatan Küçükosmanoğlu, “Bütün antidemokratik uygulamalara karşı 16 Haziran tarihinde, Limter-İş sendikamızın Tuzla'da yapacağı grevle, iktidara son uyarılarımızı yapacağız ve bir kez daha haklı taleplerimizi haykıracağız” dedi.
Küçükosmanoğlu talepleri şu şekilde açıkladı; “Tersanelerde, Ağır ve Tehlikeli İşkolu Yönetmeliği uygulanmalı! Günlük çalışma saati 7,5 saat olarak acilen hayata geçirilmeli; mola, dinlenme ve tatiller uygulanmalıdır! Sigortalar, ücretlerin ödenmesi, ana firma tarafından güvence edilmeli! Sağlıklı barınma evleri, soyunma dolapları, işkoluna uygun kaliteli yemek verilmeli! Revir, doktor ve ambulans gibi sağlık hizmetleri sağlanmalıdır. Tüm tersanelerde temsilcilik açma olanağı sağlanmalı. Sendikal baskılara son verilmeli, sendikalaşmanın önündeki engeller ivedi olarak kaldırılmalıdır. Taşeronluk sistemi kaldırılmalı! Hem Türkiye hem de sektör bazında, “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği İzleme Kurulu” oluşturulmalıdır. (Bu kurulda hükümet, sendika, işveren, ilgili meslek örgütleri ve konuyla ilgili akademisyenler temsil edilmelidir)
16 Haziran sabahı Tuzla'ya
“Bu önlemler ele alınmadan ve güvenceye kavuşturulmadan bir yere varılamayacağı, ölümlerin sonunun gelmeyeceği açık ve nettir” diyen Küçükosmanoğlu, talepler kabul edilene kadar mücadelenin süreceğini ifade etti. Küçükosmanoğlu, DİSK'e bağlı sendikaların üye ve yöneticilerinin 16 Haziran'da Tuzla'da olacağını dile getirdi. “Bulunduğumuz her bölgede grev ve direnişlerle dayanışma içinde olacağız. Halkımızı, halk örgütlerini, işçi sınıfı ve emek dostlarını, 16 Haziran’daki grevimize bekliyoruz” dedi.
direniş_ateşi 12.06.2008, 18:16 Tiyatrocular 16 Haziran'a yelken açtı
http://img385.imageshack.us/img385/9008/tiyatrocular16haziranaybs9.jpg
“Tuzla'da grev, sokakta sanat günleri” ilan eden tiyatrocular, dün akşam İstanbul Galatasaray Postanesi'nde buluştu, “Ölüme değil yaşama yelken açmak için 16 Haziran'da greve” çağrısında bulundu.
Bilim Eğitim Estetik Kültür Sanat Araştırmaları Vakfı (BEKSAV), çok sayıda tiyatro grubu ile birlikte “Tuzla'da grev, sokakta sanat günleri”ni Galatasaray Postanesi önünde sürdürdü. Onlarca kişinin ilgiyle izlediği gösterisinde tiyatro sanatçıları, bedenleriyle gemi yaptı. “Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek” adlı şarkıyı seslendiren tiyatro sanatçıları, “Tersane işçisi yalnız değildir” diye haykırdı.
Her patron ceset koleksiyoncusudur
BEKSAV yönetim kurulu üyesi Nurten Baydemir, yaptığı açıklamada, tuzla tersanelerinde iş cinayetine kursan giden işçilerinin sayısının 98'e çıktığını hatırlattı. Artık rakamlarında durumu ifade etmediğini belirten Baydemir, “Ölüm diyoruz, cinayet diyoruz kelimelerde anlamını yitiriyor. Her yeni ölüm sermayenin 'ne yapalım ölümler sürecek' sözlerini hatırlatıyor” dedi.
Tersanelerde, devlet yetkililerinin alkışları eşliğinde suya indirilen her geminin iskeletinde işçilerin bedeninin yattığını ifade eden Baydemir, “Tuzla'da gemiler demirden değil, işçi cesetlerinden üretiliyor, kanıyla boyanıyor. İşçilerin hayatı kan parasıyla satın alınıyor. Şunu çok iyi belirtmek gerekir ki; her tersane patronu aynı zamanda ceset koleksiyoncusudur” şeklinde konuştu.
Kıyıları şimdi grev sesleri dövüyor
27-28 Şubat fiili grevinin izinden yürüyen tersane işçilerin, kuralsız çalışmayı, sömürüyü, ölümü reddettiklerini kaydeden Baydemir, “Bizler aşağıda imzası bulunan tiyatro grupları olarak Tuzla tersanelerinde yaşanan işçi cinayetlerine ve sömürü koşullarına karşı Limter-İş Sendikası'nın aldığı 16 Haziran'da ki grev kararını selamlıyoruz” dedi ve ekledi: “Artık o kıyıları tersane işçilerinin grev sesleri dövüyor.” Tiyatrocular, açıklamanın ardından “Tersane işçisi yalnız değildir” sloganını haykırdı. Gösteriyi ilgiyle izleyen onlarca kişi, tiyatroculara alkışlarıyla destek verdi.
“Tuzla'da grev, sokakta sanat günleri”ne omuz veren tiyatro grupları şunlar;
Tiyatro İmge, İzmir Yenikapı Tiyatrosu, İzmir Halk Tiyatrosu, İzmir İletişim Sanat Tiyatrosu, İzmir Balçova Belediye Tiyatrosu, İzmir Menemen Belediye Tiyatrosu, Sinop Sanat Tiyatrosu, Bartın Bölge Tiyatrosu, Bartın Sanat Tiyatrosu, Giresun Belediye Tiyatrosu, Trabzon Şehir Tiyatroları, Seyr-i Mesel Tiyatro Atölyesi, Bağcılar Alternatif Sanat Oyuncuları, Hayal Oyuncağı Tiyatro Topluluğu, Ankara Dört Mevsim Sahnesi, Ankara Özgür Tiyatro, Ankara Ekin Tiyatrosu, Bulunmaz Tiyatro, İÜ Tıp Fakültesi Oyuncuları, Maske Tiyatro, İstanbul Soytarı Tiyatrosu, Ortadirek Tiyatrosu, Tiyatro Meşale, Tiyatro Vesayre, Tiyatro Boğaziçi, İstanbul Halk Tiyatrosu, Tiyatro Zeytindalı, Tiyatro Veto, Mask-Kara Tiyatro, Beyaz Tebeşir Tiyatro Topluluğu, 2'de 1 Tiyatro Topluluğu, Tiyatro Kaktüs, 1 Mayıs Mahallesi Oyuncuları, Uludağ Üniversitesi Oyuncuları, Manisa Celal Bayar Üniversitesi İktisat Oyuncuları, Başka Kültürevi Prova Tiyatrosu, Güney Tiyatrosu, Tiyatro Eğitim Araştırma Birimi, İstanbul Tiyatro Kumpanyası
ATILIM GAZETESİ
www.atilim.org
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu İstanbul Şubeler Platformu, Tuzla tersanelerinde yaşanan ölüm olaylarını protesto etti.
Tersane işçilerinin 16 Haziran'da gerçekleştireceği greve de destek verileceği duyurulan eylemde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik istifaya davet edildi.
Unkapanı'ndaki Tekel binası önünde toplanan KESK İstanbul Şubeler Platformu'na üye bir grup memur, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğü önüne kadar yürüdü. Tuzla'da işçi ölümlerinin protesto edildiği yürüyüş sırasında "Tuzla işçisi yalnız değildir, Tuzla'da ölümler durdurulsun" şeklinde sloganlar atıldı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğü önünde yapılan basın açıklamasında tersane işçilerinin 16 Haziran'da yapacakları greve destek verileceği duyuruldu. Tersane işçilerinin insanca yaşam ve çalışma şartlarına bir an önce kavuşturulması istenen açıklamada, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik istifaya davet edildi.
17017
direniş_ateşi 13.06.2008, 01:03 Tanık Olmak İstiyoruz
İNANMIYORUZ, GÜVENMİYORUZ, TANIK OLMAK İSTİYORUZ !
İhsan Turhan, Tuzla tersanelerinde son 10 ayda hayatını kaybeden 25. işçi. Alınan bütün “güvenlik önlemlerine” çalışma koşullarında hızla yapılan “eksiksiz düzenlemelere” rağmen hayatta kalmayı başaramadı. Çalışma koşullarının ve iş güvenliğinin yetkililer tarafından “sıkı bir şekilde denetlendiği”, “kaza riskinin mümkün olan en alt seviyeye indirildiği” bir tersanede kendisinden önceki arkadaşları gibi o da “kendi dikkatsizliği sonucu” hayatını yitirdi… Bize bunlar söyleniyor. İnanmıyoruz.
Canları pahasına hayatlarını kazanmaya mahkûm edilen, ağır ve güvensiz koşullarda risk altında çalışmak zorunda bırakılan, her ay en az iki arkadaşlarının daha ölüm haberini alan ve her seferinde kendi ölümlerini yaşayan işçiler için endişe ediyoruz. Yapılan açıklamalara güvenmiyoruz.
Biz aşağıda imzası bulunan fotoğrafçılar
Yetkililerin gereken her önlemi almasını, taşeron olsun olmasın tüm işverenlerin işçi eğitimi, işyeri güvenliği, sigorta ve adil bir ücret başta olmak üzere, sorumluluklarını yerine getirmesini, denetimlerin düzenli olarak yapılmasını, işçilerin ruh ve beden sağlığı açısından iş saatlerinin ve çalışma koşullarının yeterli düzeye getirilmesini istiyoruz.
Anlatılanlara inanmadığımız, yetkililere güvenmediğimiz için Tuzla tersanelerindeki hayata objektiflerimizle tanık olmak istiyoruz.
TUZLA TERSANELERİNİN KAPILARI YAŞANANLARDAN KAYGI DUYAN TÜM FOTOĞRAFÇILARA AÇILSIN…
www.tanikolmakistiyoruz.com sitesini ziyaret ederek imzanızı atabilirsiniz.
partizanlar vurdukça,işçiler grev ettikçe,halk meydanlarda haykırdıkça Zafer Bizim Olacak!
kahrolsun kirli savaş!
kahrolsun konturgerillacı sermaye devleti!
yaşasın GREV!
sanayilerin,fabrikaların,varoşların,munzur vadisinin,cudi dağının,karadenizin ormanlarının,anadolunun yaylalarının içerisindeyiz!Zafer Bizim Olacak!
direniş_ateşi 16.06.2008, 20:54 16 Haziran grevi: Yolu yok koşullar değişecek
http://img123.imageshack.us/img123/706/tuzlavicdantuzlagelecekqw2.jpg
http://img391.imageshack.us/img391/8631/tuzlavicdantuzlagelecekdl8.jpg
http://img66.imageshack.us/img66/7533/tuzlavicdantuzlagelecekwn3.jpg
foto galeri için : http://www.atilim.org/haberler/2008/06/16/Tuzla_vicdan__Tuzla_gelecek_fotolari.html
Limter-İş Sendikası'nın “Yaşam ve insanca çalışma hakkı” için bu sabah başlattığı grev, kuralsız, kölece çalışma koşullarına isyan oldu. Limter-İş'in çağrısına kulak vererek grev meydanına akan işçiler iş durdurdu, haklarına sahip çıktı.
Bugün sabah saatlerinden itibaren Tuzla tersanelerine giden yolu kapatarak grev alanına dönüştüren işçiler tersanelerde iş durdurdu.
Limter-İş Genel Sekreteri Kanber Saygılı saat 15.00 sularında açıklama yaparak “Tuzla'da artık hiçbirşey eskisi gibi olmayacak. Kararlılığımız ve dayanışma ile buradaki koşulları değiştireceğiz” dedi. Saygılı sendika ve üye işçiler olarak yaptıkları değerlendirme sonucu grevin doygunluğa uluştağını bu nedenle sonlandırıldığını duyurdu.
Grevimiz uyarı, grevimiz vicdan oldu
Saygılı konuşmasında grevi, “İş cinayetlerini durdurmak, çalışma ve yaşam koşullarını insanileştirmek için mücadelemizin bu aşamasında 15-16 Haziran büyük işçi grevinin ruhuyla, Grev, grev, grev… diyerek ayağa kalkan tersane işçisini, Tuzla vicdan, Tuzla onur, Tuzla gelecek diyen dayanışmacı dostlarımızı selamlıyoruz. Grevimiz GİSBİR’e, patronlara, TOBB’a bir uyarı olduğu kadar toplumsal muhalefetin havzada atan nabzı oldu” şeklinde değerlendirdi.
Sendikanın 27-28 Şubat'ta örgütlediği grevle yolun açıldığını belirten Saygılı, 16 Haziran grevinin ise güçlü bir adımı olduğunu söyledi.
Başaracağız, başka çaremiz yok
Tersanelerde artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacağını belirten Saygılı, “Artık Tuzla sadece Tuzla değil. Sendikamızın kararlılığı ve dayanışmanın birlikteliği ile iş cinayetlerini durduracağız. Başaracağız, başka çaremiz yok. Limter-İş ve tersane işçisinin “Artık yeter” çığlığı milyonların vicdanındadır” vurgusunda bulundu. Patronların masadan kaçtığını milyonların bildiğini söyleyen Saygılı, GİSBİR ve TOBB’a seslenerek, “Taleplerimizi kabul edene kadar iki elimiz yakanızda olacak. Yakanızdan tuttuk, bırakmayacağız. Tersane işçisi burada olduğu müddetçe burada olmaya devam edeceğiz. Hiçbir güç bizi buradan söküp atamaz.” dedi.
Limter-İş Sendikası ve üye işçiler adına konuşan Saygılı, dayanışmak için gelen sendikalara, meslek örgütlerine, siyasi partilere, kitle örgütlerine, gençlik örgütlerine, kadın örgütlerine teşekkür etti. “Babasız kalan çocukların, eşleri ölen kadınların, kan parasıyla kirlenen insanlığın sizin desteğinize ihtiyacı var” şeklinde konuştu.
Saygılı konuşmasını, “Limter iş sendikası olarak güçlü bir adım attık. Mücadelemiz daha yoğun, çözüm gücümüz daha fazla olacak artık. Şan olsun büyük 15-16 Haziran büyük işçi grevine! Davamız sonuna kadar, özgürlüğümüzü, adaleti, kardeşliği, insanca çalışma koşullarını, insanın doğaya, doğanın insana hizmet ettiği bir dünyayı yaratana kadar sürecek. Kölece çalışma koşulları mutlaka ama mutlaka değişecektir” diyerek sonlandırdı.
zeynel24 16.06.2008, 21:45 Demokrasi halkın kendi kendini yönetmesidir ama bu gün demokrasi diye bize yuturulmaya çalışılan tam bir köleliktir .
Madem biz kendi kendimizi yöneteceksek o zaman yanlışlara baş kaldırmasını bilmeliyiz ,haksızlıklara baş kaldırmayı bilmeliyiz ,
insanların ölmesine duyarsız kalmak insanlıkla bağdaşmaz
gün geçtikce sömürünü artmasına
gelir dağılımın arasındaki uçurumun büyümesine
duyarsız kalmak insanlıkla bağdaşmaz
Sadece önumüze gelen yukardan ısmarlama kişileri seçipde onlarda gidip dokunulmazlık arkasına sığınarak her türlü yolsuzlukları yapmaları ne demokrasi ne yönetim nede rejim olamaz
Bütün yapılan haksızlıklara karşı artık haykırmanın tamda zamanı
Feza KÜRKÇÜOĞLU
Bugün, işçi sınıfı tarihimize “Büyük Direniş” olarak geçen 15-16 Haziran 1970’de İstanbul’da işçilerin sendikal hakları için direndiği o iki uzun günün 38. yıldönümü…
16 Haziran Pazartesi günü, 98 kardeşini “iş cinayetleri”nde yitirmiş olan Tuzla Tersanesi işçileri, sendikaları DİSK ve Limter-İş’in öncülüğünde greve çıktılar.
Bir kez daha “yaşam hakkı” için grev önlüklerini giyerek, patronların ölüm düzenine isyan etmek için...
Tuzla işçilerinin greve çıktıkları 16 Haziran, işçi sınıfının sendikal hakları için yürüyüşe geçtiği, direniş bayrağını bütün engellemelere karşın yere düşürmediği bir gün olarak geçmişti tarihe…
1970 yılında Demirel Hükümeti’nin DİSK’in öncülüğünde devam eden direniş ve grevleri engellemek için çıkardıkları bir yasa ile başladı her şey…
DİSK’i sendikal ve toplumsal yaşamdan silmek için 11 Haziran 1970’te çıkarılan “274 Sayılı Kanun’un bazı maddelerinin değiştirilmesini öngören kanun” ile sendika seçme özgürlüğü kısıtlanıyor ve yeni yasaya göre de DİSK’in kapatılması öngörülüyordu.
Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile yaptıkları görüşmelerden sonuç alamayan DİSK yöneticileri 14 Haziran Pazar günü yapılan toplantıda direniş kararı aldılar…
DİSK’in direniş kararı, sosyalist örgütlerin yanı sıra Dev-Genç’e bağlı 48 gençlik örgütü tarafından de desteklendi:
“Devrimci gençlik olarak yurtsever ve devrimci bütün kuruluşları, bütün grupları ve bütün kişileri ortaklaşa eyleme ve devrimci güç birliğini sağlam bir şekilde kurmaya çağırıyoruz.”
DİSK üyesi işçilerin direnişine Türk-İş üyesi işçiler de katıldı. 15 ve 16 Haziran’da İstanbul’un dört bir yanında çıkarılan yeni yasaya isyan eden işçiler direnişe geçtiler. Devrimci öğrenciler de bu tarihi direnişte işçilerle birlikte mücadele ettiler.
Dev-Genç işçilerle birlikte…
68’in 40. yılında süregelen tartışmalardan biri 68’in 71’den ayrı değerlendirilip, değerlendirilemeyeceği oldu. Türkiye sosyalist hareketinin kilometre taşlarından biri olan 15-16 Haziran direnişi ile gençlik hareketi işçi hareketi tanışarak farklı bir mücadele çizgisine evrildi. Üniversitelerin amfilerinden fabrika kapılarına, direnişlere ve grevlere dayanışmaya giden devrimci öğrenciler, 68’in “gençlik hareketleri”nden “politik örgütlere” doğru hızla yol aldılar.
15 Haziran günü başlayan işçi yürüyüş ve direnişlerinde Dev-Genç’in katılımı hazırlıksız olduklarından yoğun değildir. Ancak ertesi gün Dev-Genç, işçi yürüyüş ve direnişlerinin içinde, işçilerle omuz omuza mücadeleye katılacaktır.
O günleri Esat Korkmaz’ın “Kafa Tutan Günler -68 Güncesi” isimli kitabından okuyalım: “DİSK’in açıklamasına göre ilk gün eylemlerine, ‘115 işyeri’nden ‘75 bin’ işçi katılmıştı. TDGF [Türkiye Devrimci Gençlik Federasyonu] İstanbul Bölge Yürütme Kurulu 15 Haziran gecesi değerlendirme toplantıları yaptı ve ikinci gün eylemlerinde işçilerle daha etkin biçimde dayanışmak ve yürüyüş kollarını kentin merkezine, Taksim’e getirmek için işçilerin yoğun olarak bulunduğu semtlere yayılma kararı aldı.
16 Haziran Salı sabahı Anadolu yakasında Kadıköy ve Üsküdar’a doğru yürüyüşe geçen işçilerin yolu polis ve asker barikatı tarafından kesildi. İşçilerle güvenlik güçleri arasında ilk büyük çatışma burada çıktı: işçiler ellerindeki sopa ve çubuklarla polislere karşı saldırıya geçti ve onları geri çekilmeye zorladı; bu kez askerler süngü takarak işçilerin üstüne yürüdü, ancak yürüyüş kollarını durdurmaya yetmedi. Aynı saatlerde Avrupa yakasında Topkapı ve Alibeyköy’den Eminönü-Unkapanı yönünde on binlerce işçi yürüyüşe başlamıştı.” [1]
15-16 Haziran direnişi, işçi sınıfı tarihinde bir dönüm noktası olduğu kadar gençlik hareketlerinin de dönüm noktası olur. 12 Mart 1971 cuntası ilan edilene dek, “devrim” tartışmalarında “işçi sınıfının öncü rolü” ilk sıralarda yer alır. 15-16 Haziran direnişine katılan devrimci öğrenciler Dev-Genç davasında yargılanırlar.
İhtilal Provası
Ali Yıldırım “Belgelerle FKF, Dev-Genç” isimli kitabında 15-16 Haziran direnişinde Dev-Genç’lilerin rolünü şu satırlarla anlatır: “Askeri savcılık Dev-Genç’in 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’ne aktif olarak katıldığını, yer yerde örgütleyip yönettiğini iddia ediyor. Benzer iddialar gerek Ankara gerekse İstanbul Dev-Genç iddianamelerinde yer alıyor.
Buraya alıntılıyorum: 15-16 Haziran 1970 tarihinde İzmit ve İstanbul’da vuku bulan işçi olaylarında İstanbul Bölge Yürütme Kurulu’na bağlı Dev-Genç’lilerin gruplar halinde işçilerin arasına girip hareketi sevk ve idare ettikleri ve bölge yürütme kurulu üyesi sanıklar Haşmet Atakan, Gökalp Eren, Nahit Töre, Mustafa Zulkadiroğlu’nun ve diğer militanların faal rol oynadıkları, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde yapılan aramada bulunan telefon konuşmalarının tesbit edildiği bantın tapesinden anlaşılmaktadır. Bu konuşmalardan İstanbul Bölge Yürütme Kurulu üyelerinin Dev-Genç militanlarını gruplar halinde direnişin başladığı mahallelere sevkettikleri, işçi hareketini sevk ve idare etmek için talimat verdikleri, işçilerle birlikte çarpıştıkları görülmüştür.” [2]
15-16 Haziran’dan sonra sendikacılar, işçiler ve öğrenciler tutuklanarak 28 Haziran’dan itibaren Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yargılanmaya başladı. 260 sanıklı davada Eylül ayında tutuklu sanık kalmamıştı. Dava daha sonra çıkan genel af ile düşecekti.
Dava düşer ancak, 12 Mart’tan sonraki darbede, 12 Eylül 1980’de açılan DİSK Davası’nda tekrar gündeme gelir. DİSK yöneticileri, 15-16 Haziran direnişinde “ihtilal provası” yapmak suçuyla yeniden yargılanırlar…
Türkiye tarihinde derin izler bırakmış olan 15-16 Haziran’ın 38. yıl dönümünde gerçekleşecek Tuzla Tersanesi işçilerinin grevi o günlerin direniş ruhunu yeniden yaşatmaya çalışacak. Bu kez işçiler “yaşam hakları” için direnişteler…
İşçi sınıfının şahlanışı ve “Kanlı Salı”
Nİtekİm 15 Haziran sabahı İstanbul, İzmit ve Gebze’de 100 bine yakın işçi 113 işyerinde birden iş bırakarak tarihi direnişini başlatmıştır. İlk olarak Kartal -Gebze bölgesindeki sanayi işçileri Ankara asfaltı üzerinde yürüyüşe geçerek tren ve karayollarını kesmişler, faaliyete devam eden fabrikaları işgal ederek işçi kardeşlerini direnişe katmışlardır.
Ankara Asfaltı üzerindeki fabrikalardan başka Topkapı bölgesinde, sur dışında, Haliç çevresinde, Eyüp’te, Kağıthane’de, Levent’te de aynı anda direniş başlatmış, yüzbinler, “Savaş başladı”, “İşçiyiz, haklıyız, güçlüyüz”, “Satılmış Türk-İş”, “Tüm gericiler, faşizm kahrolsun”, “Patronsuz Türkiye” sloganlarıyla caddeleri, meydanları, sokakları işgal etmişlerdir. 100 bine yakın işçinin iş bıraktığı fabrikalar arasında, büyük sermayenin kaleleri olan Türk Demir Döküm, Sungurlar, Otosan, Rabak, Philips, Profilo, Arçelik, AEG, Singer, Simko, Auer, Mercedes, Magirus, Elfa, Erka, Uzel, Grundig, ECA, Vinylex, Aygaz, Türk Kablo, Eternit, Haymak işyerleri de vardır.
“İşbirlikçiler koalisyonu”nun komplosunun devamı karşısında işçiler direnişlerini 16 Haziran günü de sürdürmüşlerdir. Ancak bu defa işçilerin karşısına coplu, tabancalı toplum polisleri, tanklı, tüfekli, süngülü askerler çıkarılmıştır. Taksim’de buluşmak üzere şehrin dört bir yanından dalgalar halinde şehrin merkezine akan işçi kafilelerinin, Haliç’teki köprüler güpegündüz açılmak ve araba vapur seferleri iptal edilmek suretiyle, önleri kesilmiştir.
Ayrıca askeri birlikler seferber edilerek merkezi yerlerde, özellikle Vilayet önünde işçilere karşı tanklar ve zırhlı arabalarla barikatlar kurulmuştur. Levent’te ve Kadıköy’de engelleme daha da ileri götürülerek polisler ve askerler tarafından işçilere ateş açılmış, bu çatışmalar sonunda Türkiye işçi sınıfı üç şehit daha vermiştir: Abduraman Bozkurt, Yaşar Yıldırım ve Mustafa Baylan… [3]
“İşçi arkadaşlardan yaralananlar var!”
İstanbul 2. No.lu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nin 970/39 Esas sayılı Dev-Genç davası ile ilgili dosyada bulunan yukarıda da sözünü ettiğimiz telefon konuşmaları ile ilgili bant tapelerinden de bazı örnekleri buraya alıyoruz.
Haşmet Atahan: (H)–İlkay Alptekin: (İ)
İ- Haşmet, burada çatışma oldu. İşçi arkadaşlardan yaralananlar var.
H- Anlaşılmıyor.
İ- İşçi arkadaşlardan yaralananlar var, ne yapılıyor bizim okulda yahu.
H- Bir saniye yahu anlaşılmadı.
İ- Ne yapılıyor bizim orada?
H- Burada mı?
İ- Ha.
H- Ha, şimdi bak, Arı Bisküvi’nin önünde işçiler toplanmışlar, IV. Levent’te doğru yürüyüşe geçmişler.
İ- Tamam.
H- Bundan, çatışmadan haberi varmış bu yürüyüşe geçen işçilerin.
İ- Evet.
H- Biz buradan arkadaş çıkarttık oraya.
İ- Herifler devamlı ateş ediyorlar, arkadaşlara haber verin tedbirlerini alsınlar. (…)
Haşmet Atahan: (H)-Yavuz Hakyemez: (Y)
Y- Ben Yavuz, burası Çemberlitaş, 10.000 den fazla işçiyi Çemberlitaş’a kadar getirdim.
H- Evet.
Y- Hâlâ Sirkeci’ye doğru yürüyoruz.
H- Yürüyün, yürüyün.
Y- Şimdi tam Çemberlitaş Sineması’nın önündeyiz tamam mı? Sesler geliyor zaten duyuyorsun.
H- Duyuyorum. (…)
Haşmet Atahan: (H) – Nahit Tören: (N)
H- Kırk kadar tank geldi dediler.
N- Ee, ee.
H- Ve hareket pasifize oldu dediler, nedir durum anlatsana.
N- Nereye kırk tane gelmiş.
H- Demir Döküm’ün oraya.
N- Yahu, sabahtan beri var zaten tanklar filan. Topkapı tarafında filan var.
H- Haa.
N- Önemli değil, yollar üç dört tane yol açık durumda. (…)[4](FK/EZÖ)
[1] Kafa Tutan Günler – 68 Güncesi, Esat Korkmaz, Arba Yayınları, 1992.
[2] Belgelerle FKF, Dev-Genç, Cilt II, Ali Yıldırım, Yurt Yayınları, 19
[3] Ant Sosyalist Teori ve Eylem Dergisi, Temmuz 1970, Sayı: 3.
[4] İşçi Sınıfı Sendikalar ve 15-16 Haziran, Turgay Arınır- Sırrı Öztürk, Sorun Yayınları, 1976.
yukardaki yazı 15 -16 haziran ruhunu yeniden canlandırmaya çalışan tuzla tersaneleri işçileri,disk ve toplumsal örgütlerin çalışmalarına destektir....
38 yıl önce haklarını ve mücadelelerini aramaya ant içmiş onbinler birbirlerine kenetlenerek ne kadar güçlü olduklarını göstermişlerdir......
gün o günlere sahip çıkma mücadeleyi devam ettirme günüdür.....
tuzla tersaneleri işçileri yalnız değilsiniz......
yaşasın onurlu mücadelemiz......
yaşasın devrim ve sosyalizm......
|
|