Orijinalini görmek için tıklayınız : Alevi Ailelerinin Kullanmadıkları isimler


Dede-baba
02.06.2008, 11:15
Degerli Canlar,

Alevi-Bektaşi ailelerinin çocukları için vermedikleri isimler vardır.. Ebubekir, Ömer, Osman, Muaviye, Mervan, yezit,

Bu isimlerim verilmemesinin temel sebebi bu kişilerin Peygamber ailesine karşı güttükleri kin ve düşmanlıklarlardır...

Alevi-bektaşi aileler, Hz. Muhammed ve Ehl-i beyt'ine derin sevgi ve saygılarından dolayı, Onlara karşı en küçük saygısızlığı bile hoş görmezler...

Şimdi alevi-Bektaşi ailelerinin çocuklarına vermedikleri bu isimleri ve Bu kimselerin islam tarihi içerisinde Ehl-i beyt alehine neler yaptıklarına bakalım...

Dede-baba
02.06.2008, 11:16
Degerli Canlar,

Alevi-bektaşi ailelerinin çocukları için vermedikleri isimler vardır.. Ebubekir, Ömer, Osman, Muaviye, Mervan, yezit, Bugün Bunlardan Aişe hakkında bilgiler sunacağım.. ve Hz. Ali ile Aişe arasındaki olaylara değineceğim...

18 Bin Alemin Sultanı Muhammed Mustafa Hanımlarına Hitap ederken şöyle buyurdu...

"...İçinizden biri, önemli bir fitnenin başına geçecek ve çevresinde çok insan öldürülecektir....”

Aişe, Ebu bekir'in kızıdır... Peygamber'in hanımlarından biridir.. Peygamber çeşitli kabileleri kendine bağlamak için birçok kabile resinin kızlarıyla evlilikler yapmıştır. . Çeşitli kaynaklarda bunların sayısının 52 olduğu bildirilmiştir...

Özellikle "GERDANLIK OLAYI" olarak bilinen olaydan ötürü Hz. Ali'nin karşısında yer almıştır..

Peygamber'in ölümünden sonra, babası Ebu bekirin halife olması nedeniyle mutlu bir hayat süren Aişe, bu hayatını ömer ve osman dönemlerinde de sürdürmüştür...

Aişe, Osmanın öldürülmesinden ise, Hz. Ali'yi sorumlu tutmuş

“Osman’ın kanını istemek Müslümanlığın şerefidir.” Diyerek

30 bin kadar askerle, Hz. Ali'ye isyan etmiştir... Kısa bir süre sonra, yanına osmanın vali olarak atadadığı emevi hanedanı üyelerini,Talha ve Zübeyr'i de alan aişe ... savaşa girmiştir.... Hz. Ali 20 bin kişilik karşı ordu hazırlamıştır..

iki müslüman ordunun savaşında, Hz. Ali galip gelmiştir... Aişe’nin komutanlığını bir deve üzerinde yürütmesine bakılarak Cemel (deve) savaşı diye anılan bu olayda on bin civarında Müslüman’ın kanı akmıştır...

Emir-ül Mü'minin Hz. Ali..Aişe’nin rahat bir şekilde evine ulaşmasını sağlamak için her türlü tedbiri alıp gereken emirleri verdikten sonra bizzat kendisi Âişe’nin hazırlanmasına ve yola çıkarılmasına öncülük etti... Hiçbir saygısızlıkğa ve hakarete izin vermedi...

Aişe ise, hatasını anlamış ve duyduğu pişmanlığın acısını son nefesine kadar içinde taşımıştır...

Hz. Ali'nin bizzat ilgilendiği...Âişe’yi saygıyla Medine’ye uğurlayan askerler, Aişe'nin ağzından şu sözcükleri duyacaklardı:

“Yemin ederim ki, Ali’ye karşı hiçbir kırgınlığım ve küskünlüğüm yoktur.”

“Keşke yirmi yıl önce ölmüş olsaydım da Cemel gününü görmeseydim.”

Âişe, Cemel’den sonraki günlerinde Kur’an’ın

“Ey Peygamber hanımları evinizde oturun.”

Ayetini okur, Cemel olayına yol açmasından duyduğu üzüntüyü dile getirir ağlardı...

Aişe, ölümüne yakın günlerde Hz. Peygamber’in yakınına defnedilmemesini, Cemel hatası yüzünden bu hakkını yitirdiğini söylemiş ve ağlamıştır...

AİŞE'NİN VASİYETİ...

Aişe, HİCRİ. 85 yılının 17 Ramazan günü akşam üstü öldü...

Aişe, ölür ölmez defnedilmesini, istediği için, o gece defnedildi...

Aişe'nin vasiyetleri arasında...Peygamber’in yanına defnedilmemek de vardı. Gerekçesini şöyle gösteriyor:

“...Hz. Peygamber’den sonra hatalar işledim, onun yanına defnedilmeye yüzüm yoktur....”

İbn Abbas'tan Rivayettir:

ibni Abbas, ölüm döşeğinde Aişe'nin yanına gelmiş ve :

“...Ey Âişe Anne! Mutlu ve ümitli öl.” demişti. Âişe’nin cevabı şu oldu:

“Neye dayanarak mutlu ve ümitli öleyim?” İbn Abbas ona, Hz. Peygamber katındaki seçkin yerini hatırlatınca Âişe şu cevabı vermişti:

"]“Bunları bana anlatma ey İbn Abbas. Keşke hiç yaratılmasaydım. Keşke görevini aksatmadan yapan ve Allah’ı şaşmadan tesbih eden bir ağaç olsaydım.” [/COLOR](İbn Sa’d. 8/75)

Allah Eyvallah

NOT: Yazın Hazırlanırken.. yararlanılan kaynak: Prof Dr. Yaşar Nuri ÖZTÜRK,ASRISAADET’İN BÜYÜK KADINLARI

Dede-baba
02.06.2008, 11:20
Peygamber Hakk'a yürüdüğü gün... Hz. Ali, Abbas oğlu Fazıl Ve Haşim oğullarından bazısı, peygamber'in defin, kefen ve cenaze namazı ile uğraştıkları sırada öteki müslümanlar halifelik makamı için kavgaya başladılar.. Ensar'dan da bir kaç kişi o topluma karıştılar.. Aralarında çekişme uzadı. Bazen Ebu bekir, Ömer'e elini ver biat edeyim" dedi bazen Ebu Huzeyfe'ye halife olmayı teklif ediyorlardı.. Ve Bir arada Ebu Übeyde halife olsun diyorlardı. bir çok çekişmeden sonra ensar olanlar dediler ki:

" Bizden bir halife, sizden bir halife olsun"

Sonra, Ensar'ın büyüğü olan Übeyde oğlu Saat'a halife olması önerildi. Saad razı olmadı ise de sonunda Ensardan olanların sonsuz istekleri üzere halife olmayı kabul etti.

Fakat Saad'ın oğlu Kays, Babasının hilafeti kabul ettiğini görünce, kılıcı çekip babasının başı üzre durup dedki: Ey baba! Ebu Talip oğlu Ali ile halife olmakla rakip oluyorsun. gadir-i Hum çölünde yüce Tanrı'nın emri ile, Tanrı'nın peygamberi, Ali'nin elinden tutup "O'nu size halife ve imam ettim" buyurunca, sizlerin hepiniz razı olup biat ederek tebrik ve duada bulundunuz. şimdi ne yüzle tanrı'nın hükmüne karşı duruyorsunuz. Peygamber bugün aranızdan henüz gitmişken.

Ey baba! Yüce ve aziz tanrı'ya and olsun ki bu davadan vazgeçmezsen başını bedeninden ayıracağım.

Übeyde oğlu Saad, oğlunun bu konuşması üzerine halife olmayı istemedi, davadan vaz geçti.

Daha sonra, Ensardan başka birilerine teklif ederlerken, hattap oğlu Ömer, yerinden kalkıp:

"Bir kına iki kılıç sığmaz"

Halifelik işini iki kişi yönlendiremez, halifelik böyle yürütülemez, diyerek kılıç elinde Ebu Bekir'in üzerine yürüyüp:

Ebu Bekir'e "... Çok laf söyleme, çabuk elini uzat biad edeyim" dedi."

Yukarıda ismi geçen Übeyde oğlu Saad ve hattap oğlu ömer, Ebu bekir'e biat ettiler. Sonra, Ebu Übeyde ve yanlış yola sapan sahabelerden bir kısmı birer ikişer gelip biat ettiler.

Daha sonra , hattap oğlu Ömer, elinde kılıç gezip.. sahabenin ileri gelenlerini birer ijkişer toplayıp zorla biata götürdü. Üç gün böyle geçti. peygamberin cenazesinde bulunmadıkları için şefaatinden mahrum kaldıklarını anladıklarında... peygamberin cenazesini türbesinden çıkarıp cenaze namazı kılmak istediler. Tam bu sırada Hazreti Ali, iki başı demirlenmiş bir asayı eline alıp, Peygamber'in kabri üzerinde durdu ve yemin etti:

".. Peygamber'in kabirden çıkarılmasına müsaade etemem. Bu hususta sizlerin hepinizi öldürürüm" diyince,

Muaviye, Ebu bekir'e dedi ki:

".. gel, bu muameleden vaz geç. Çünkü, ben Hazreti Peygamber'den, duydumki:

"Kardeşim Ali başına kırmızı sarık sarıp eline kılıcını aldığı zaman Doğudan batıya kadar olan inasanlar ona hücum etseler hepsini öldürür."

Bu sözü Muaviye'den işitince, o işten vazgeçip Paygamber'in mezcidinde toplandılar.

Ebu Talip oğlu Hz. Ali (as) o toplantıda hazır bulundu. Peygamberin büyük sahabeleri ve haşim oğullarından bazısı bir tarafa toplandılar. Konuşlamlar uzadı. Hz. Ali mescidte toplanan insanlara hitaben şöyle seslendi:

Hazreti Peygamberi yıkamaya ve kefenlemede hazır bulunmadınız. cenaze namazında bile bulunmadınız. tanrı ve de Peygamber emri gereği hilafet makamı bana verilmişken, Saad oğullarının Sakifesinde toplanıp Tanrı'nın ve Peygamber'in emrine karşı gelerek bir kaç kişinin oy birliği ile halife ve imam tayin ettiniz.

Bu sırada Affan oğlu Osman, Avf oğlu Abdulrahman ve Zehre'nin oğulları da hazır oldular. Ömer ile Übeyde ayağa kalkıp Ümeyye ile Zehre oğullarını Ebu Bekir'e biat etmek için davet ettiler, onlarda biat etti. Bunların da Hz. Ali'ye Peygamber'in sağlığında bile düşman oldukları biliniyordu. Ömer , Hz. Ali'nin yanına gelip dedi ki: halkın çoğu biat ettiler. Sen ve haşim oğulları da her halde Ebu Bekir'e biat etmelisiniz.

Tam bu sırada, Zübeyir elini kılıcına atarak şöyle dedi:

".. Yazık sana, Ey hattab "oduncunun " oğlu! Ebu Talip oğlu Ali, Peygamber'in kardeşi ve de amcasının oğludur. Abdullah ile Abbas ise Haşim oğullarının büyüğü ve ashabının seçkin insanlarıdır. Bu ashabı ne yüzle azarladın. Ebu Kuhafenin oğlu Ebu bekir'in biatına davet ederek böyle işe karışıp el uzatıyorsun. halbu ki bu işe peygamberin akrabası hazırdır. İmamet ve halifeliğin şartları onlarda bulunuyor" diyerek kılıcı Ömerin başına vurmak istedi. Ancak topluluk buna izin vermedi.

Kargaşa çıkınca Hz. Ali, haşim oğullarına engel olup buyurdu ki: Sizin kılıç çekmenize Tanrı'nın izni yoktur. Bu konuda bizler sabır ve sulh etmeye emrolunmuşuz.

Saygılarımla


(Devam Edecek)

Dede-baba
02.06.2008, 11:21
(... Birinci böümün devamı...)

Daha sonra, münafıkların bazısının kendi arzuları ile bazısının da istemeyerek Ebu bekir'e biat ettiklerini gören Hz. Ali (a.s) Ömer, Ebu bekir ve oradaki halka yüzünü çevirip şöyle seslendi:

Hz. Ali :

"Ey ashap! Sizler peygamber'in emrine karşı gelerek Tanrı'nın hükmünü yapmaz oldunuz: Bu İmamet işinde Hak sahibi olan benim. Müslümanların tümünden daha fazlasıyla Peygamber'e yakın olan benim. Bu İmamet makamına herkesten daha çok münasip ve laik benim. Peygamber'ine halife (yardımcı) olmak benim hakkımdır. Tanrı'dan korkun, Peygamber'den utanın benim hakkımı bana bırakın..."

Bu sırada Ömer kalktı şöyle dedi: Cümlemizi öldüreceğini bilsek bile sana biat etmiyeceğiz. Bunu kesinlikle böyle bil. Zorla da olsa Ebu Bekir'e biat etmezsen senden el çekmeyeceğiz.

Hz. Ali Şöyle cevap verdi:

"..Ey Ömer! Kudret sahibi tanrı'ya and olsun ki senden ve sana tabi olanlardan asla korkum yoktur. Seni bir ölü sinek bilirim. Ancak, Tanrı'nın ve peygamber'in emri gereği kılıcımı kınından bile çıkarmamaya emrolunmuşum. Susmam için Tanrı'nın emri olmasaydı, yeryüzünde Riyakarlardan hatta senin gibi münafık ve peygamberine düşmanlardan bir tek kişi bile bırakmaz... hepinizi derhal öldürüp kafalarınızı bedenlerinizden ayırıp perişan ederdim. Ancak sadece sabredip Tanrı'ya şikayette bunurum.

Ebu Bekir ve Übeyde dediler ki:

"... Ey Peygamber'in amcasının oğlu! Biz senin peygamber'e yakınlığına faziletine bir şey diyemeyiz. Ancak sen gençsin. ve 30 yaşındasın. Ebu Bekir ise ise ihtiyardır. Halkın zahmetine yaşlılar katlanırlar. Tanrı sana ömür verir ise yine hilafet makamı sonunda senindir. Şimdilik ses çıkarmayıp, yatan fitneyi uyandırmayasın...

Hz. Ali buyurdu ki...

".. Ey muhacir ve Ensar! Tanrı'dan korkun. Peygamber'in tertemiz ev halkı olan Ehl-i Beyt masumdur. Bu ilahi makam onlara ait olup başka insanlara laik değildir.

Tanrı'ya and olsun ki sizin yaptığınızı, hiç bir ümmet yapmaz. Yaptığınız işi halen doğru görüyorsanız, kıyamette Tanrı'nın Peygamber'ine ne cavap vereceksiniz? Veda Hacc'ından sonra Gadir-i Humm'da "Ben kimin mevlası (emir sahibi) isem Ali'de onun efendisidir" hadisini Peygamber'den kim duyduysa bu toplantıda olanlardan Tanrı rızası için doğru söylesinler.

Bu konuşmalardan sonra.. topluluk içinde Ebu Bekir'e biat eden 12 kişi ayağa kalktı yukarıdaki hadisin doğru olduğunu söyledi. ve mecliste tastik ettiler. O zaman Ömer, Hz. Ali'ye biat olunur diye telaşla meclis toplantısını dağıttı.

Bu olayın ikinci günü, Peygamber'in sahabelerinden ileri gelen on iki kişi Ebu Bekir, peygamber'in minberine çıktığı zaman öldürülmesi" için karar aldı. Sonradan Hz. Ali'ye danışmadan böyle bir iş yapmanın doğru olmayacağını düşündüler. Hz. Ali'nin yanına gelerek: Ya Ali! hakkını başkalarına nasıl bırakırsın? Tanrı'nın peygamber'i senin hakkında

"Ali Hak ile Hak Ali iledir" buyurmuşlardır.

Bunu söyledikten sonra, Ebu bekir'i minberden indirmek için aralarında anlaştıklarını söylediler ve bu konuda emriniz nedir? diye sordular...

Hz. Ali onlara buyurdu ki...

" Yüce Tanrı'ya and olsun ki siz böyle bir iş yaparsanız, Haşim oğulları hep size yardıma gelirler, her taraftan kılıçlar oynar. Ancak bu durumun önüne almak benim üzerime düşer.

Çünkü Tanrı'nın Peygamber'i bana şöyle haber vermiştir:

"... Ey Ali! Benim Ümmetim benden sonra sana zulm edecekler, sözlerinde durmayacaklar. Ya Ali! Sen bana Harun ile Musa gibisin Nasıl ki İsrailoğulları, yerine vekil bıraktığı Harun'u bırakıp buzağıya tapmayı kabul ettiler, benim ümmetim de seni bırakıp başkasına uyacaklar."

Hz. Ali...Peygamber'e

" Ey Tanrı'nın Peygamberi! O vakit geldiğinde, Nasıl hareket edeyim? Ne buyurursun? diye sordum. Buyurdular ki: Ey Ali! Sabret. Onlar ile savaşma. Çünkü kılıçlar çekilirse: Kur'an-ı Kerim'in Ena'am suresinin 95. ayeti

"Ölüden diri çıkarır, diriden ölü". gibi olur yani neticesiz olur. O gün geldiğinde Kafir ve müslüman birbirine karışacak ve ayırt edilemeyecektir.

Ey Ali! Tanrı'nın emri böyledir ki sabr ve tahammül edip evinde oturmalısın. Hatta mazlum olduğun zaman bana kavuşasın"
Hz. Ali ashabı bu sözlerle yatıştırdı..

..............................................
.............................................


Günlerden cuma idi. Ashap gelip Peygamber'siz, minberin karşısına oturmuşlardı. Ebu Bekir, minber'e çıkınca, Hz. Ali taraftarlarından oraya gelen ashapların en büyükleri ayağa kalkıp:

Ey Ebu Bekir! Yüce Tanrı'dan kork. Kötü iş yapma, diye ayıpladılar. Ebu Bekir onların dediklerini işitince aciz kaldı..

"Beni seçtiler... ama ben hayırlınız ve de makbulünüz değilim" dedi bu cevaptan başka cevaba kadir olamadı.

Devam edecek...

Allah Eyvallah

Dede-baba
02.06.2008, 11:22
(....2. Bölümün Devamıdır. Tam hüsniye kitabından yararlanılmıştır.)

.....Günlerden Cuma idi. Ashap gelip Peygamber'siz, minberin karşısına oturmuşlardı. Ebu Bekir, minber'e çıkınca, Hz. Ali taraftarlarından oraya gelen ashapların en büyükleri ayağa kalkıp:

Ey Ebu Bekir! Yüce Tanrı'dan kork. Kötü iş yapma, diye ayıpladılar. Ebu Bekir onların dediklerini işitince aciz kaldı..

"Beni seçtiler... ama ben hayırlınız ve de makbulünüz değilim" dedi bu cevaptan başka cevaba kadir olamadı. ( yani ben sizin hayırlınız delilim beni terk edin)

Bu sırada Ömer yerinden kalktı: "Ey Ebu bekir! Madem ki bunlara cevap vermeye kudretin yoktur, minberden inmeye bak dedi.

Ebu Bekir, minberden inip evine gitti. Üçgün dışarıya çıkmadı. Dördüncü gün, velid oğlu Halid, salim mevla ve Ebu Ubeyde 6000 kişilik münafık bir araya getirdi. Hz. Ali (as) ve Ehl-i beyt düşmanı olan bu insanlar başlarına Ömer'i geçirdiler.. Ellerinde kılıç Peygamber'in mescidine girdiler...


Hz. Ali ve ashabın ileri gelenleri içeriydeydi.. Ömer, Burada bulunanlara dedi ki:

"... Tanrıya and olsun ki bugün sizden hiç kimse ağzını açmasın, yoksa kılıç ile başını gövedesinden ayıracağım. Saad oğlu halid ise Ömer'e şöyle cevap verdi:

"... Ey hattab (oduncunun ) oğlu Ömer! Bizleri senin gibi kılıçtan dönme bu münafık ve iki yüzlü askerlerle mi korkutuyorsun? Bizim kılıçlarımız sizin kılıçlarınızdan keskindir... her ne kadar sayımız az isae de tanrı'nın Arslanı Hz. Ali bizimledir... Eğer bu konudaki emir ve itaat bizlere farz olmasaydı sizinle savaşırdık.... Hz. Ali... Halid'i sakinleştirdi..

Tam bu sırada Selman-i Farisi ayağa kalktı, ".. Allah'u Ekber!- Allah Büyüktür- Eğer yalan söyler isem. Bu iki kulkağım sağır olup kopsun. Ben Tanrı'nın peygamber'i Hz. Muhammed (sav) den kulaklarımla şöyle buyurduklarını işittim:

".. Bir vakit gelecek, benim kardeşim ve amcamın oğlu kendi dostları ile benim mescidimde otururlarken ansızın cehennem köpeklerinden bir grup gelip ona hucüm edecekler."

Peygamber'in söylediği "cehennem köpekleri" işte sizsiniz . Buna gözlerimle ile inandım.

Ömer, bu sözü Selman'dan işitince, kılıç elinde Selman'nın üzerine yürüdü. Hz. Ali (as) ileri atılarak Ömer'i yakasından tutup çekince elindeki kılıç bir tarafa, başındaki sarıkta bir tarafa fırladı... Ömer halk arasında böylece rezil oldu. ... Bu durum karşısında bir taraftan Ebu Bekir diğer tarafdan da pek çok münafık Ömer'i bir kenara oturtup teskin ettiler...

Hz. Ali.... Munafıklara ve Ömer'e dönerek:

"Ey Ömer! senin nasıl müslüman olduğunu ve savaşlardaki kahramanlığının derecesi herkesce biliniyor. Ben ve kılıcım Zülfikar'da herkesçe bilinir... Dedikten sonra Peygamber'e salavat getirdi... ve ashaba rahmet okuyup Peygamber'in mescidinden ayrıldı...

Allah Eyvallah

Dede-baba
02.06.2008, 11:41
****Selat-ü Selam Olsun iki cihan Sultanına.. Selam O nur üstüne nur olana... Muhammed Mustafa'ya inanmayan murdardır.. Gerçeklerden beridir.. Bilgiden , bilgelikten uzaktır.. O'nu bilmeyenler Yaradan'ı ve yarattıklarını bilmezler...Muhammed Mustafa'yı bilmeyen Ali'el Mürteza'nın sırrına eremez...

Degerli canlar...

Peygamber 23 yıllık çileli ve zor Resulluk görevini ifa etmişti... Veda haccın'dan dönerken.. ve yaşadığı dönemde İmam Ali'i Halife olarak işaret etti... kendi olmadığında Cemaate.. kendi yerine vekil bıraktı...

***Cibril-i Emin ... Peygamber görevinin tamam olduğunu ve cenneti Ala'ya Muhammed Mustafa'yı davet etti... Kısa bir süre sonra peygamber hastalandı... Ehl-i beyt yanında ve hüzünlüydü..

***Bu sırada bir grup sahabe Resulullah’ın ziyarete gidice

Hazret;

“Bana kağıt kalem getirin, size benden sonra asla sapmayacağınız şeyler yazayım.”

Ömer ise şöyle dedi:

“Bırakın bu adamı; şüphesiz O hezeyana kapılmıştır! Allah’ın kitabı bize yeter!”

Orada bulunan ashab ikiye bölündü; bazıları Ömer’i, bazıları da Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’i savundu. Derken orada birbirlerine girerek seslerini yükselttiler. Büyük bir ahlak abidesi olan Peygamber-i Ekrem (s.a.a) rahatsız olarak şöyle buyurdular:

“Kalkın yanımdan, benim yanımda kavga etmek doğru değildir.”

Bu, bizzat Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in huzurunda vuku bulan Müslümanların ilk fitnesiydi. Bu fitne ve bölünmeye ise Ömer sebep oldu; nifak ve ihtilaf tohumlarını ekti, Müslümanları ikiye böldü. Bu güne kadar da böyle devam etti.

Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’e böylesine cesaret edip ağır konuşan Ömer...Vasiyetin yazılmasına engel oldu, fitne ve fesat çıkardı, Peygamber (s.a.a) gibi hasta birinin başı ucunda sesini yükseltti ve adeta söverek şöyle dedi:

***“Bırakın bu adamı, O hezeyana kapılmış!”

***Halbuki Allah-u Teala şöyle buyuruyor:

“Muhammed sizden birinizin babası değildir, fakat o Allah’ın Resulü ve Peygamberlerin sonuncusudur.”[Ahzap/40.]

Yani Peygamber’i ismiyle çağırmayın; O’na “Resulullah” deyin. Ama bilindiği gibi Ömer edep ve İlahi emre riayet etmeksizin ismiyle çağırmaktan öte O Hazrete işaret ederek “bu adam” diye hitap etmiştir.

Acaba Kur’ân-ı Kerim’in; “O’na Resulullah (s.a.a) ve Hatem’ul- Enbiya deyin” emrine rağmen, “bu adam hezeyan ediyor” diyerek Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in makamını küçük düşüren bu insan Kur’ân-ı Kerim ve edebe aykırı davranmamış mıdır? Halbuki bilindiği gibi Peygamber (s.a.a) son nefesine kadar nübüvvet ve ismet makamından ayrılmamıştır. Özellikle de tebliğ ve doğru yola erişme yolunda hezeyana kapılmamıştır. Bunun aksini iddia eden ise onu tanımamış ve iman etmemiştir.

***Hiçkuşkusuz...Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in özel sıfatlarından biri ismet (masumiyet)tir; ki ölünceye kadar Peygamber (s.a.a)’den ayrılmaz. Özellikle de insanları irşat ve doğru yola hidayet etme makamında; “Sizin sapıklığa düşmemeniz için size bir şeyler yazmak istiyorum” deyince...

Dolayısıyla doğru yola hidayet etme ve irşat makamında olduğu için de ismet makamındaydı ve Allah-u Teala ile irtibat halindeydi. Nitekim Kur’ân şöyle buyuruyor:

***“Peygamber heva heves üzere konuşmaz, o (söz) vahy edilen bir vahiydir.”

***“Resulün size verdiklerini alın.”

***“Allah’a ve Resulüne itaat edin.”

Şüphesiz hezeyan kelimesi açıkça bir sövüştür; “bu adam” tabiri de apaçık bir ihanettir.Eh şimdi el-insaf diyelim... Bırakın Peygamberi. Eğer birisi bir topluluk arasında size işaret ederek; “bu adam hezeyan ediyor” derse, ne düşünürsünüz?! Üstelik bizler masum da değiliz, hezeyana da kapılabiliriz. Size söylenen bu lafı edep ve saygı mı kabul edersiniz, yoksa ihanet ve hakaret mi?

Eğer edepsizlik ve saygısızlık sayarsanız, Peygamber’e nispet daha büyük edepsizlik ve saygısızlıktır. Dolayısıyla Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’e bu lafı söyleyenden uzak durmak, her Müslümanın görevidir.

Halbuki Allah-u Teala Kur’ân’da apaçık Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’i, Resulullah ve Hatem’un- Nebiyyin olarak anmaktadır.

Lütfen sevgi, nefret ve bağnazlığı bir kenara bırakın. Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’i Resulullah ve Hatem’un- Nebiyyin diye çağırmayan, O’na saygı göstermeyen ve hatta; “bu adam hezeyana kapılmış” diyen birisi birisi hakkında akıl ve insafınız neyi hükmetmektedir?

“Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resulüne karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşersiniz.”[Ahzab/36]

iyice düşünecek olursanız, Ömer’in yaptığı şeyi anlayacaksınız. Zira Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in emrine uymamak, vasiyetine engel olmak ve hezeyana kapıldığını söylemek, Peygamber (s.a.a)’i oldukça rahatsız etmiş ve dolayısıyla onları yanından dışarı çıkartmıştır.

Bizler...Ömer gibi...Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’e yapılan bu ihanet, küstahlık, sövmek ve ümmetin dalalete düşmemesine sebep olacak vasiyetin yazılmasına mani olmak gibi nedenlerden dolayı.... asla o tezgahtaki kimselere itaat edemeyiz. Akıl, ilim ve insaf ehli herkes, Ömerin yaptıklarının akıl ve mantığa dayanmadığını, heva ve heves üzre olduğunu bilir....

Ez-cümle...Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in vasiyet edip ümmetin vazifesini belirlemesine engel oldular; Peygamber'in risaletinin mükafatı olarak ömrünün son anında O Hazrete ihanet ve sövgü yağdırdılar.

Vasiyet etmesine engel olmasalardı, hilafet işi daha çok açıklığa kavuşurdu, Resulullah (s.a.a)’in hilafetle ilgili önceki sözleri pekişmiş olurdu. Ama bilindiği gibi kurnaz siyasetçiler bunu anlayarak Peygamber (s.a.a)’in vasiyet yazmasına engel oldular....

Saygılarımla...

Not: yukardaki acı ve elim hadiseyi.. Alevi-bektaşi kaynaklarına dayanıpta anlatlatsaydık.. kuşkusuz bu yazdıklarınız yanlandır diyeceklerdi.. Bu yüzden... bu şekilde olduğu gibi anlatanları tastike eden ve akratan sünni alim ve ulamaların listesini de aşağıda sunmak isteriz...

***Buhari Sahih’in c. 2, s. 118’inde,

***Müslim Vasiyyet kitabının sonunda,

***Hamidi Cem’un Beyn’es- Sahihayn’de;

***imam Ahmed bin Hanbel Müsned’in c. 1, s. 222’sinde,

*** İbn-i Ebi’l- Hadid Nehc’ul- Belağa Şerhi’nin c. 2, s. 563’ünde,

***Kirmani Şerh-u Sahih-i Buhari’de,

***Nevevi Şerh-u Sahihi Müslim’de,

***İbn-i Acer Savaik’te,

***Kadı Ebu Ali, Kadı Ruzbehan, Kadı Ayyaz,

***imam Gazali, Kutbuddin Şafii, Muhammed bin Abdulkerim Şehristani, İbn-i Esiri, Hafız Ebu Naim İsfahani, Sibt bin Cevzi

Dede-baba
02.06.2008, 11:51
Ümmü Selme'den Rivayettir:

"...Hz. Peygamber'in Hakk'a yürüyeceği son anlardı... bütün Ehl-i beyt yanında hüzünlüydü, Hz. Ali-el Mürteza, Resullah'ın yanına geldi.

---Ya Resulullah, dedi rüyamda gördüm. Giymiş olduğum zırhı üzerimden çıkardılar.

Hazret-i Resul:

---O zırh, ben idim. Bütün hilekarlıklardan O (zırh) seni korudu. vakittir ki ben gideyim ve sen yanlız başına kalıp belalara uğrayasın! Ey Ali! sakın gönül darlığı çekip sızlanmayasın ve sabırdan başka yola girmeyesin! diye buyurdu...

Bu sırada Hazret-i Fatıma da ağlamaya başladı ve şöyle dedi:

---Ya Resulullah! Rüyamda gördümkü ki, elimde bir Kur'an yaprağı tutuyordum. Ansızın elimden kayboldu...

Hazret-i Resul:

--- Ey Fatma! O yaprak bendim.. Gözünün önünde giden ve Ayrılığımın nişanesidir..

Bunları söylerken, Hazret-i Hasan ile Hüseyin de orada hazır bulunuyorlardı:

----Ey Büyük dedemiz! dediler. Rüyamızda, havada giden bir taht-ı revanın altında başı açık yürüdüğümüzü gördük!...

Haret-i Peygamber:

---Ey ciğer parelerim! O taht, benim na'şımdır ki, siz saçlarınızı açıp onun altında yürüyeceksiniz!...

Bu rüyalarla onun tabirlerinden Ehl-i beyt'in feryad-ı figanı o kadar arttıki gökyüzünde melekler işitti...."

Allah Eyvallah..

yasemin38
02.06.2008, 12:15
[QUOTE=Dede-baba;635414]Ümmü Selme'den Rivayettir:

"...Hz. Peygamber'in Hakk'a yürüyeceği son anlardı... bütün Ehl-i beyt yanında hüzünlüydü, Hz. Ali-el Mürteza, Resullah'ın yanına geldi.

---Ya Resulullah, dedi rüyamda gördüm. Giymiş olduğum zırhı üzerimden çıkardılar.

Hazret-i Resul:

---O zırh, ben idim. Bütün hilekarlıklardan O (zırh) seni korudu. vakittir ki ben gideyim ve sen yanlız başına kalıp belalara uğrayasın! Ey Ali! sakın gönül darlığı çekip sızlanmayasın ve sabırdan başka yola girmeyesin! diye buyurdu...

Bu sırada Hazret-i Fatıma da ağlamaya başladı ve şöyle dedi:

---Ya Resulullah! Rüyamda gördümkü ki, elimde bir Kur'an yaprağı tutuyordum. Ansızın elimden kayboldu...

Hazret-i Resul:

--- Ey Fatma! O yaprak bendim.. Gözünün önünde giden ve Ayrılığımın nişanesidir..

Bunları söylerken, Hazret-i Hasan ile Hüseyin de orada hazır bulunuyorlardı:

----Ey Büyük dedemiz! dediler. Rüyamızda, havada giden bir taht-ı revanın altında başı açık yürüdüğümüzü gördük!...

Haret-i Peygamber:

---Ey ciğer parelerim! O taht, benim na'şımdır ki, siz saçlarınızı açıp onun altında yürüyeceksiniz!...

Bu rüyalarla onun tabirlerinden Ehl-i beyt'in feryad-ı figanı o kadar arttıki gökyüzünde melekler işitti...."

Allah Eyvallah..[/QUO

Çok güzel bir payşım emeğinize yüreğinize sağlık.

Dede-baba
02.06.2008, 12:32
İsmi Şah Bism-i Şah Allah Allah, Hayırlar Fet ola, Şerler def ola... Hak-Muhammed-Ali yol göstericimiz ola, Gerçeğin demine hu diyelim...


İçinizden birine ölüm yaklaştığı zaman
Hayır... Bırakacaksa kazandığı malından

Anaya hem babaya, evlada akrabaya
Örf adet üzerine uygun vasiyet yapa

Usulü ile böyle vasiyet etmelidir
Doğru hareket eden bu yoldan gitmelidir.

Kim işittikten sonra vasiyeti bozun der.
Hiç kuşkusuz günahı onun üzerinedir.

Vasiyeti bozanlar günahını yüklenir
Yüce Tanrı her şeyi hem işitir, hem bilir.

Kim vasiyet edenin vasiyetin bozmuşsa
Araya biri girip arasını bulmuşsa

Arabulucuğu yapar da düzeltirse
Tanrı affedicidir. sevaptan gelir hisse.
(Bakara suresi: 180-183. Ayet-i kerimeler)

Ayet-i kerime.. kulların ölümünden sonra ardında kalanlar arasında fitne ve fesat çıkmaması... Hakk geçmemesi için düzenlemeler içermektedir... düzenlemelerin içeriği ve uslubu incelendeğinde...

1- Ayet tavsiye niteliğindedir.. zorunluluğu yoktur... Miras bırakılırken, yaşanılan toplumun örfüne, geleneklerine görede bu yapılabilir. Bunu Ayeti kerimelerin sonunda.. (180. ayetin ikinci mısrasına bakın..hayır... bırakacaksa...)ibaresinden anlaşılmaktadır..

2- Vasiyetin nasıl yapılacağı ve nasıl yerine getirileceği hususunda.. ise yaşanılan yerin örf ve gelenekleine uygun olması gerektiği (yani günümüze uyarlarsak Günümüzdeki Hukuk kurallarına uygun olarak düzenlenmesi emredilmektedir... Örf kelimesi.. gelenek görenek vede adetten gelir.... bunlar ise modern hukukun sözlü kaynakları arasındadır... )

3- Özet olarak Kur'an vasiyet konusunda herkesin üzerinde müttefik olduğu modern hukuka uyulmasını emretmektedir. (günümüzdeki modern hukuk sistemi incelendiinde ise.... Miras hukukunda asıl olanın ölen kimsenin vasiyeti olduğu kabul eilir.. herkes.. tasarrufunda bulunan malı istediği kişiye bırabilir.. yada akrabalarınmdan bir kısmını bu mirastan mahrum bırakabilir.. Bu yönüyle Laik hukuk sisteminin Kur'an da... tavsiye edilen hukuki çözüm usullarıyle paralellikler gösterdiği görülmektedir...

Ayetin bir başka yönü ise şudur. Mirasın örfe uygun olması olması emridir.. örf ve yani gelenek ve görenekler zamana göre değiştiğine göre miras hukuku da zaman içerisinde değişime açıktır...Yani Kur'an iddiaların aksine.. bu tür konularda kesin hkümler getirmeyip tavsiye niteliğinde hükümler ortaya koymaktadır... uymak yada uymamak kişiye zamana göre değişebilmektedir..

Saygılarımla..

Alemler rahmet olarak gelen Muhammed Mustafa Efendimiz...ölümüne yakın.. İmam-ı Ali'yi yanına çağırdı.. ölümünden sonra vasiyetini ona bıraktı.. Vasi olan velayetin nuru İmam-ı Ali Peygamber'in... Cenaze'sini yıkadı.. defin işlemlerini yerine getirdi.. Peygamber'in ölümünden sonraki yıldönümlerinde Kimin peygamberden alacağı varsa dile gelsin dedi... talep edenlerin.. taleplerini vede haklılıklarını sorgulamadan yerine getirdi...

Peygamber... sağlığında fedek hurmalığını... Cennet annelerinin Efendisi.. Fatıma anamıza bırakmıştı... peygamber'in sağlığında dahi burası Fatıma anamıza aitti... Fakat peygamber'in ölümünden sonra Halife Ebu bekir.. " Peygamber'lerin vasiyeti olmaz dedi... Ve bu Hurmalığı Fatıma Anamıza vermedi....

Hz. Ali'nin evde olmadığı bir sırada Ebubekir ve yanındakiler Hz. Ali'nin evine gidiler... Hamile olan Hz. Fatıma'ya vurdular.. Bunun neticesinde Hz. Fatıma çoğucunu düşürdü... ve peygamber'in ölümünden, Sadece 29 gün sonra

Fatıma Anamız.. zorla alınan hakkı için Hüzünlü ve mahsun ayrıldı bu dünyadan...

Ölümüne yakın Af dilemek için yanına gelen Ebu Bekir'i Affetmedi....

Ebu bekir, ömrü boyunca pişmanlık içinde yaşadı, hep bu olayı anlatır.... Hüzünlenirdi..


Hz. Muhammed Musatafa buyurdu ki... " Kızım Fatıma benim ciğer paremdir... Etimden kanımdan parçadır.. cennet gençlerinin Efendisi Hasan ile Hüseyin'in annesidir.. her kim onu mahsun bırakır ve üzerse... beni üzmüş olur.. ve dahi Allah'ı..."

Peygamber'in cenazesine bile katılmayan... (şefaatından mahrum kalan) kişisel çıkar... ve hırs telaşına düşen ... Ve dahi Kur'an emri olan İki Emanet e dahi Ehlibete zulm edenlerden ne beklenir.... Allah riya ve şirk ehlinden.. Bizleri uzak ve emin etsin..

Allah heşeyi bilici ve görücüdür...

Allah eyvallah...

vatansever
02.06.2008, 15:08
arkadaşım güzel yazmışsın ama yazdıklarının yüzde yetmişi doğru yüzde otuzu yanlış ukalalık yapmak istemem ama hz.ebubekir ve hz ömer peygamber efendimiz vefaat ettiği gece gitmek zorunda kaldılar zaten medineliler kendi aralarında halifeyi seçmek için toplanmamışlarmıydı.olası bir kargaşayı önlemek için oraya gittiler.hem hz.alinin halifelikte hiç bir zaman gözü olmadı.hz alinin kızdığı olay niçin halife seçerken benimde fikrim alınmadı diyerek 6 ay biat etmedi.yanlışmı hatırlıyorum.yinede bu şekilde bi yazı yazdığın için tşk ed.

vatansever
02.06.2008, 15:13
hz fatıma olayına gelince peygamber efendimiz o hurmalığı kızına miras değil beytülmale vakfetmişti.soruyorum sana tarifte hangi peygamber dünyadan ayrılırken arkasında dünyalık bıraktıda peygamberimiz bıraksın.fatıma anamız bir ara hz.ebubekire babamın hurmalığından bana düşeni verin dediğinde peygamberin mirası olmaz demesinde ne gibi bir yanlış olabilir.hemde o hurmalık beytülmale vakfedilmişken.

Dede-baba
02.06.2008, 15:58
arkadaşım güzel yazmışsın ama yazdıklarının yüzde yetmişi doğru yüzde otuzu yanlış ukalalık yapmak istemem ama hz.ebubekir ve hz ömer peygamber efendimiz vefaat ettiği gece gitmek zorunda kaldılar zaten medineliler kendi aralarında halifeyi seçmek için toplanmamışlarmıydı.olası bir kargaşayı önlemek için oraya gittiler.hem hz.alinin halifelikte hiç bir zaman gözü olmadı.hz alinin kızdığı olay niçin halife seçerken benimde fikrim alınmadı diyerek 6 ay biat etmedi.yanlışmı hatırlıyorum.yinede bu şekilde bi yazı yazdığın için tşk ed.

Degerli can...

Öncelikle Foruma katıldığın ve katkı sağladığın için tesekkür ederiz...

Karşı çıktığın noktalar daha sonra ömeri, osmanı, ve ebubekiri masum ve yaptıkları hatadan kurtarmak için için uydurulanlardır... Ömerin ve ebu bekirin Peygamber'in ölümünde ne yaptıklarına ilişkin anlatılanlar hakikatlerdir.. bunları sünni kaynakları da red etmez sadece onları haklı ve mazur gösterecek kılıflar ararlar ancak hakikat bu değildir.. hele ömer'in peygamber'e "bu adam" demesi yada "bu adam hezeyan içindedir" demesini hiçkimse mazur göremez...

Hz. Ali'nin Fikri alınmaması değil.. velayetin elinden zorla alınmasıdır.. Burda sorun olan.. kendi nesfisleri ve dünya çıkarları için Hem Kur'ana hem peygambere asi oldular... işin aslı budur.. ve Gasp edişleri kendi soylarından gelen emevi ve muaviye hanedanlığına dönüştü...

sözlerimize yalandır diyecek hiçbir sünni alimi çıkamaz.. ancak bu yapılanlara kılıf arabilerler.. ancak gerçekler ortadadır..

Dede-baba
02.06.2008, 16:09
hz fatıma olayına gelince peygamber efendimiz o hurmalığı kızına miras değil beytülmale vakfetmişti.soruyorum sana tarifte hangi peygamber dünyadan ayrılırken arkasında dünyalık bıraktıda peygamberimiz bıraksın.fatıma anamız bir ara hz.ebubekire babamın hurmalığından bana düşeni verin dediğinde peygamberin mirası olmaz demesinde ne gibi bir yanlış olabilir.hemde o hurmalık beytülmale vakfedilmişken.

Degerli can...

Öncelikle peygamber yaşadığı sürece fedek hurmalığını kızı Fatıma 'ya bırakmıştı... Geliri de O'na aitti...

Peygamber'in ölümünden sonra ebubekir buna izin vermedi.. senin yukarda sıraladığın nedenlerle "peygamber'in mirası olmaz" dedi.. "hangi peygamber çocuklarına miras bırakmışki.. bizde burayı sana verelim" dedi..

Oysaki Peygamber kılıcını ve Zırhını Hz. Ali'ye bırakmamış mıydı?.. ve o zırh ile İmam Hüseyin Yezit'in askerlerine karşı durmamışmıydı?...

Ve Peygamber'in borçlarını ödeyen hz. Ali değil miydi? ve yine yedi hac.. süresince Hz. Ali Bütün Mü'minlere:

Hz. Peygamber'in Vasiyetine uygun olarak ve O'nun emriyle...

---Peygamber'den hakkı olan varsa Dile gelsin demedi mi?

Bu nasıl bir miras anlayışıdır ki.. Borçları akrabaları Hz. Ali'ye ve Kızı Fatıma'ya kalıyorda.. Mal varlığı Beyt'ul male gidiyor...

Kuşkusuz hata ve yanlış yaptığını ebubekir dahi sonradan kabul edecekti.. ve hüzünlü olarak ölüm döşeğinde Hz. fatıma'dan özür dilemek için defalarca kapısına gelecek af dileyecekti...

Bu hata ve yanlıştan dolayı... Ömer zamanında ise... ebu bekirin kızı olan Aişe de dahil bütün peygamber hanımlarına savaşlardan ve devlet hazinesinden 3-10 bin dinar arası pay ayırılacaktı...

Allah eyvallah

can
21.06.2008, 13:01
Bu tartışma yüzyılların tartışmasıdır. Yüzyıllardır süregelen şii-sünni ihtilafının baş nedenidir. Efdaliyet, veraset, imamiyet, ricat, gaib imam vs. ne Kuran'dan ne de Hazreti Peygamber'in sünnetinden emsaller getirelemeyecek inançlardır. Benim şahsi görüşüm sadece efdaliyetin tartışılabilir olduğu yani hilafete kimin geçeceğine dair ümmetin şahsi fikirlerinin meşru kabul edilebileceği yönündedir. Tabi ki ben 12 imamın hilafete diğerlerinden daha efdal olduğunu düşünmekteyim. Bunun dışında ne bir ayet ne sıka bir hadis halef olarak atanacak kişilerin şura ve seçim dışında bir yöntemle olabileceğini savunmamıştır. Bu görüşümü destekleyen birçok tarihi vakıa mevcuttur. Buna İmam Ali'nin yakın dostları Ammar bin Yasir, Mikdad bin Esvet, Selman-ı Farisi, Ebu Zer gibi büyük sahabilerin iki halife dönemindeki duruşları en büyük örnektir. Bu kişiler İmam Ali'nin her zaman hilafete daha layık olduklarını savundular. Buna karşın 3 halifeye karşı da İmam Ali'nin takındığı tavrı yani muhalefeti değil de uzlaşma yolunu seçtiler.

Bir diğer örnek İmam Zeyd'tir. (Muhammed Bakır'ın kardeşi). Kufe'de yaptığı kıyama destek vereceklerine dair söz veren halk daha sonra ihanetlerine mazaret aramak amacıyla İmam'ın yanına gelmişler ve aralarında tarihe ışık tutabilecek şu ilginç dialogu gerçekleştirmişlerdir.

- Allah seni bağışlasın, Ömer ve Ebubekir hakkında ne dersin?

- Allah onlara rahmet etsin ve onları bağışlasın. Ehl-i beytimden onlar hakkında hayır söylemeyen ve kendini onlardan beri tutan hiç kimse görmedim.

- O halde, ehl-i beytin kanını kimden ve ne için istiyorsun? Hakkınızı elinizden onlar çekip almadı mı?

- Benim bu konudaki inancım şudur: Allah Rasulu'nden sonra, yönetime, onun ehl-i beyti daha layıktı. Fakat kavim bu hakkı bize tanımadı. Bizi ondan uzak tuttular. Ama bu onların küfrünü gerektirmez. Ebubekir ve Ömer yönetime gelince insanlar arasında adaleti gözettiler. Kuran ve sünnetle amel ettiler.

- Onlar size zulmetmedi mi? Eğer onlar böyle yapmadıysa sen niçin sana zulmetmeyen bir kavme karşı savaşıyorsun?

- Bunlar onlar gibi değil. Çünkü bunlar bana, size ve kendilerine zulmediyorlar. Bizi ancak sizi Allah'ın kitabına, Rasulullah'ın sünnetinin yaşatılmasına bidatlerin kaldırılmasına çağırıyoruz. Eğer bizi kabul ederseniz mutlu olursunuz. Yok eğer yüz çevirirseniz vekiliniz ben değilim.

Küfeliler İmam Zeyd'i ashaba küfrettiremeyince bahanelerini buna dayandırıp İmam'dan ayrıldılar. İmam beraberindeki az bir grup ile birlikte şehid edildi.

Dede-Baba'nın yazdıklarının çoğu hadis ve tarih kitaplarında nakledilmiştir ama bilinmelidir ki bu kaynaklar olaylarla ilgili birçok rivayete yer verirler. Aynı olay aynı tarihi kaynak içerisinde farklı yollardan farklı kişilerin rivayetleriyle aktarılır. Sünni-şii ihtilafının temelinde de iki tarafında kendi reylerine uygun olanı seçmeleri yatar. Tabi ki bu da konunun yüzyıllardır içinden çıkılamaz bir hale gelmesine neden olmuştur.

Dede-baba
22.06.2008, 10:54
Bu tartışma yüzyılların tartışmasıdır. Yüzyıllardır süregelen şii-sünni ihtilafının baş nedenidir. Efdaliyet, veraset, imamiyet, ricat, gaib imam vs. ne Kuran'dan ne de Hazreti Peygamber'in sünnetinden emsaller getirelemeyecek inançlardır. Benim şahsi görüşüm sadece efdaliyetin tartışılabilir olduğu yani hilafete kimin geçeceğine dair ümmetin şahsi fikirlerinin meşru kabul edilebileceği yönündedir. Tabi ki ben 12 imamın hilafete diğerlerinden daha efdal olduğunu düşünmekteyim. Bunun dışında ne bir ayet ne sıka bir hadis halef olarak atanacak kişilerin şura ve seçim dışında bir yöntemle olabileceğini savunmamıştır. Bu görüşümü destekleyen birçok tarihi vakıa mevcuttur. Buna İmam Ali'nin yakın dostları Ammar bin Yasir, Mikdad bin Esvet, Selman-ı Farisi, Ebu Zer gibi büyük sahabilerin iki halife dönemindeki duruşları en büyük örnektir. Bu kişiler İmam Ali'nin her zaman hilafete daha layık olduklarını savundular. Buna karşın 3 halifeye karşı da İmam Ali'nin takındığı tavrı yani muhalefeti değil de uzlaşma yolunu seçtiler.

Bir diğer örnek İmam Zeyd'tir. (Muhammed Bakır'ın kardeşi). Kufe'de yaptığı kıyama destek vereceklerine dair söz veren halk daha sonra ihanetlerine mazaret aramak amacıyla İmam'ın yanına gelmişler ve aralarında tarihe ışık tutabilecek şu ilginç dialogu gerçekleştirmişlerdir.

- Allah seni bağışlasın, Ömer ve Ebubekir hakkında ne dersin?

- Allah onlara rahmet etsin ve onları bağışlasın. Ehl-i beytimden onlar hakkında hayır söylemeyen ve kendini onlardan beri tutan hiç kimse görmedim.

- O halde, ehl-i beytin kanını kimden ve ne için istiyorsun? Hakkınızı elinizden onlar çekip almadı mı?

- Benim bu konudaki inancım şudur: Allah Rasulu'nden sonra, yönetime, onun ehl-i beyti daha layıktı. Fakat kavim bu hakkı bize tanımadı. Bizi ondan uzak tuttular. Ama bu onların küfrünü gerektirmez. Ebubekir ve Ömer yönetime gelince insanlar arasında adaleti gözettiler. Kuran ve sünnetle amel ettiler.

- Onlar size zulmetmedi mi? Eğer onlar böyle yapmadıysa sen niçin sana zulmetmeyen bir kavme karşı savaşıyorsun?

- Bunlar onlar gibi değil. Çünkü bunlar bana, size ve kendilerine zulmediyorlar. Bizi ancak sizi Allah'ın kitabına, Rasulullah'ın sünnetinin yaşatılmasına bidatlerin kaldırılmasına çağırıyoruz. Eğer bizi kabul ederseniz mutlu olursunuz. Yok eğer yüz çevirirseniz vekiliniz ben değilim.

Küfeliler İmam Zeyd'i ashaba küfrettiremeyince bahanelerini buna dayandırıp İmam'dan ayrıldılar. İmam beraberindeki az bir grup ile birlikte şehid edildi.

Dede-Baba'nın yazdıklarının çoğu hadis ve tarih kitaplarında nakledilmiştir ama bilinmelidir ki bu kaynaklar olaylarla ilgili birçok rivayete yer verirler. Aynı olay aynı tarihi kaynak içerisinde farklı yollardan farklı kişilerin rivayetleriyle aktarılır. Sünni-şii ihtilafının temelinde de iki tarafında kendi reylerine uygun olanı seçmeleri yatar. Tabi ki bu da konunun yüzyıllardır içinden çıkılamaz bir hale gelmesine neden olmuştur.

Degerli canlar...

Öncelikle Bizlerin amacı farklı iançtaki kişileri karşı karşıya getirmek.. ayrılık ve kin tohumları ekmek değildir..

Şu bir gerçektir ki.. Alevi-bektaşiler belli isimleri kullanmazlar.. bu gerçektir.. Bi çok ortamda ve yerde neden bu isimleri kullanmazsınız diye sorarlar...

işte Alevi-bektaşilere yöneltilen bu sorulara cevap verilmesi gereğiyle bu forum konusu açılmıştır..

Unutmamak gerekirki... Biz Türkler yada anadolu da yaşanlar... islamiyetin ilk dönemlerinde olan bu olaylardan çok sonra müslüman olduk..dolayısıyla o dönemde olanlardan bu bugünün insanlarını suçlamak yanlıştır... Buna katılmıyoruz.. Ama Sünni ve diğer mezheplerden olan kardeşlerimiznde bizleri anlmamasını ne neden bu isimleri kullanmadığımızı bilmesini istedik..

yaptığımız aktarımlarda kullandığımız kanıt ve deliller daha çok Sünni kaynaklıdır.. elbetteki kendi kanıtlarımız getirseydik.. inanmyacak veleşetireceklerdi.. Ama gazali gibi genellikle alevi-bektaşi düşmanı sünni çevrelerin kanıtlarıyla Hz. Ali dışındaki 3 halife'ye ilişkin kanıtlar getirdik.. yine Aişe ve muaviye gibi kişilere aynı kanıtları getireceğiz..

saygı ve sevgilerimle

Dede-baba
22.06.2008, 11:03
Degerli canlar..

Muaviye.. ataları gibi sürekli... Hz. Muhammed'e ve Ehl-i Beyt'e düşman olmuştur.. Akrabası osman tarafından Şama vali yapılmıştır.. Burada sıffın savaşını... Hz. Hasan'a karşı hilelerini ve Hakem olayını anlatmayacağım.. bunları hepimiz biliyoruz Bu lanetlenmiş adam Hz. Muhammed tarafından da huzurdan kovulmuş ve sürülmüştür peki ne yapmıştır ki bir me'lun herif milyonlarca inasanın ağzında asırlarca ve kıyamete kadar lanetlenmeyi hak etmiştir...

Bakınız Hamza el-Harici islamdaki ilk yozlaşmayı ve yapanlarını nasıl tanımlıyor:

"... Muaviye (lanet olsun) Hz. Peygamber tarafından, hem kendisi hem de babası lanetlenmiş bir adamdı. Allah'ın kullarını HAVEL, Müslümanların mallarını DÜVEL, Allah'ın gönderdiği dini, DEĞEL yaptı,Sonrada yok olup gitti..."

Havel- Düvel-değel; bu kelimeler, islamı Cenab-ı hakk'ın gönderdiği din olmaktan çıkarıp, siyasal, ideolojik,ırksal, ekonomik bir sömürünün haline getiren zihniyeti açıklar, Bu ANLAMDA GÜNÜMÜZÜN YEZİTLERİNE MUAVİLEYELERİNE LANET OLSUN!

HAVEL:

Köleleştirmek anlamına gelir, Dini insanları sömürme ve hegemonya altında tutma aracına dönüştürenlerin adetidir. Dini Allah'ın iradesi dışına çıkarıp, İnanları kölelştirirler, "Bize uyun tabi olun sizi cennete ulaştıracak bizleriz "derler...

DÜVEL:

Halkın , inanaların mallarını Allah adın alıp saltanat ve zevk-ü sefaları için harcamak... Halkı Allah ve din adını kullanarak sömürmek anlamlarına gelir... Allah ile insanları asıl amacı budur.. Dünya menfaatleri için Dini Allah'ı kullanıp, sömürmek...

DEĞEL:

Allah'ı ve Dini Kur'an-ı Kullanarak,kendilerine zırh yapmak anlamına gelir... İslam dini Ruhban sınıfını, Allah ile Kul arasında aracıları kesin bir şekilde yasaklamıştır.. oysa, Oysa Şirk ehli olanlar kendilerini Şefaatçi, Ulu yüce gösterirler.. Allah yerine geçip Kur'anda olmayanı haram ve helaller icat ederler...Allah ve Peygamber adına fetva verirler...

KUR'AN İŞTE Bu kimslere karşı bizi uyarır..

Günümüzün muaviye ve yezitlerini nasılmı tanıyacağız.. Yine Kur'an-a bakalım.

"... Bunların çoğu, inanların mallarını patlayasıya tıka basa yerler de, yine İnsanları Alla'ın yolundan alıkoyarlar... TEVBE SURESİ-34-)

Allah Eyvallah, Şeyhen İlallah...

Not yazın oluşturulurken, Yaşar Nuri Öztürk -Allah ile aldatmak Kitabından faydanılmıştır.)

Dede-baba
22.06.2008, 11:14
Degerli canlar..

Alevi-bektaşilerin kullanmadıkları bir isimde.. MERVANDIR...Şimdi bulanetlenmiş mervan ne yapmıştır ona bakalım...

Mervan: peygamber zamanın da katiplik yaptı.. Al-i İmran suresini... Al-i Mervan (yüce Mervan) şeklinde koyun derilerine yazdığını görem Hz. Muhammed Mustafa... Onu huzurundan kovdu.. şama sürgüne gönderildi.. ve bu mervan Peygamber düşmanlığını Önce Muaviye ile sonra yezit ile beraber olarak aldı..

Halife osman Mervanı baş danışmanı yaptı sonrasında ise.. Muaviye ile birlikte şam'a vali yapıldı..

Amr Bin As: Sıffın savaşında hakem olayını ve hileyi yapandır.. sonraki dönemlerde.. Önce Muaviyenin yanında sonra yezittin yanında olarak Ehli Beyt'in düşmanı olmuştur..

Saygılarımla..

can
22.06.2008, 17:54
Degerli canlar...

Öncelikle Bizlerin amacı farklı iançtaki kişileri karşı karşıya getirmek.. ayrılık ve kin tohumları ekmek değildir..

Şu bir gerçektir ki.. Alevi-bektaşiler belli isimleri kullanmazlar.. bu gerçektir.. Bi çok ortamda ve yerde neden bu isimleri kullanmazsınız diye sorarlar...

işte Alevi-bektaşilere yöneltilen bu sorulara cevap verilmesi gereğiyle bu forum konusu açılmıştır..

Unutmamak gerekirki... Biz Türkler yada anadolu da yaşanlar... islamiyetin ilk dönemlerinde olan bu olaylardan çok sonra müslüman olduk..dolayısıyla o dönemde olanlardan bu bugünün insanlarını suçlamak yanlıştır... Buna katılmıyoruz.. Ama Sünni ve diğer mezheplerden olan kardeşlerimiznde bizleri anlmamasını ne neden bu isimleri kullanmadığımızı bilmesini istedik..

yaptığımız aktarımlarda kullandığımız kanıt ve deliller daha çok Sünni kaynaklıdır.. elbetteki kendi kanıtlarımız getirseydik.. inanmyacak veleşetireceklerdi.. Ama gazali gibi genellikle alevi-bektaşi düşmanı sünni çevrelerin kanıtlarıyla Hz. Ali dışındaki 3 halife'ye ilişkin kanıtlar getirdik.. yine Aişe ve muaviye gibi kişilere aynı kanıtları getireceğiz..

saygı ve sevgilerimle

Teşekkürler Dede-Baba, Allah razı olsun.

Muaviye (Allah ona lanet etsin) ve bozuk ceddi bizzat Hazreti Peygamber tarafından lanetlenmiştir. Onlar Hazreti Paygamber'in(sav) rüyasında mimberinde gördüğü maymunlardır. Onlara lanet etmek ve ehl-i beyt hakkında yaptıkları adaletsizlikleri her zaman sonuna kadar savunmamız da boynumuzun borcudur. Çünkü onların yaptıkları tarih ve hadis kitaplarınca nass derecesinde sabittir.

Ama iş üç halifeye ve özellikle de Hazreti Peygamber'in hanımı Aişe'ye gelince biraz temkinli davranmanın ve kesin hükümler koymamanın doğru olacağı kanaatindeyim. Tarih kitaplarının yaşanan olaylar karşısındaki farklı aktarımlarını bir kenara bırakalım en azından bu kişilerin bizzat Hazreti Peygamber'e yakınlıklarını ve İmam Ali'nin(as) bu kişilere olan saygısını göz önünde bulunduralım derim ben.

Sevgiler.

Dede-baba
25.06.2008, 01:17
Teşekkürler Dede-Baba, Allah razı olsun.

Muaviye (Allah ona lanet etsin) ve bozuk ceddi bizzat Hazreti Peygamber tarafından lanetlenmiştir. Onlar Hazreti Paygamber'in(sav) rüyasında mimberinde gördüğü maymunlardır. Onlara lanet etmek ve ehl-i beyt hakkında yaptıkları adaletsizlikleri her zaman sonuna kadar savunmamız da boynumuzun borcudur. Çünkü onların yaptıkları tarih ve hadis kitaplarınca nass derecesinde sabittir.

Ama iş üç halifeye ve özellikle de Hazreti Peygamber'in hanımı Aişe'ye gelince biraz temkinli davranmanın ve kesin hükümler koymamanın doğru olacağı kanaatindeyim. Tarih kitaplarının yaşanan olaylar karşısındaki farklı aktarımlarını bir kenara bırakalım en azından bu kişilerin bizzat Hazreti Peygamber'e yakınlıklarını ve İmam Ali'nin(as) bu kişilere olan saygısını göz önünde bulunduralım derim ben.
Sevgiler.

Degerli can...

Foruma katıldığınız ve katkı sağladığınız için Tesekkür ederim... Genellikle forum konusundaki yzılarım belgelere dayanmakta... ve bunların çoğunluğunu sünni kaynaklarad özellikle seçiyorumki... söylenecek söz kalmasın...

Fakat şu noktaya dikkat çekmek doğru olacaktır.. Bizlerin yani hem Türklerin hemde anadolu halklarının islamiyeti kabulünden çok önce cerayan etmiş... Bir olaylar bütünününden günümüzün insanlarını sorumlu utumak yanlıştır.. (Teberra ve Tevalla İnancımız) Ehli Beyt'i sevme ve ona düşman olana da düşman olma Peygamber sünneti Kur'an emridir.. Biz Buğlamda her Kim Hz. Peygamber'in ve neslinin karşısında yer almışsa, Biz de Onun karşısındayız..Hz. Peygamber'e ve soyu Ehl-i beyt'e sevgi ve saygı duyana sözümüz olamaz..

Saygı ve Sevgilierimle

Dede-baba
17.07.2008, 13:20
Lanetlenmiş...ikinci emevi halifesidir...Kerbela'da İmam Hüseyin'i ve ailesini çember içine alıp susuz bırakarak ölüme sürükleyen, hüseyin'in kafasını kestiren emevi hükümdarı.

O çirkin günden beri* islam coğrafyasında Ehl-i Beyt'i sevenlerin çocuğuna ismini koymadığı soyu ve ismi kuruyan katildir....Kur'an ayetiyle ebter yani soyu kesik olan yezit'tir.

Kevser Suresi /3: "..asıl sonu kesik olan, şüphesiz sana hınç besleyendir..."

Kıyamete kadar adına lanet okunacak, Yezit'in.. İsmi Alevi-bektaşilerce asla kullanılmaz..Alevillerde rastlanmayan bir isim olmasi dogalken Turkiye'deki sunnilerde de rastlanmaz... Buna Karşın, araplarda ve berberilerde hala kullanilan bir isimdir.


Alevi-bektaşilerin tüm ibadetlerinde bu kişiye lanet okumak farz-ı evveldir..Peki bu me'lun ne yapmıştır...

Rivayet edilir ki;

"Babasının öldüğü ve kendisinin halife olduğu haberi getirildiğinde, eline bir mızrak almış ve duvardaki kuran'a doğru savurup saplamış. sonra da 'artık senin hükmün değil benim hükmüm geçecek' demiş" ayrıca bir isyanı bastırmak için mekkeye giderken "kabenin üzerinde şarap içeceğim" dediği de rivayet edilir. hz. Hüseyin'in Mübarek başı, buna getirildiğinde elindeki asa ile ağzını dürtmüş.

Bunu gören bir sahabe de "o senin asayla dürttüğün ağzı ben Allah Resul'ünün defalarca öptüğünü gördüm" deyip, huzurundan çıkmış...

Hz. Huseyin (a.s. ) yezit halife ilan edildiginde şöyle demiştir:

“Artık islam’la vedalaşmak gerekir; çünkü ümmet yezit gibi bir yöneticiye duçar olmuştur ..."


Teberra kılmayana yok Tevella,
Teberrasız Tevellalar hatadır.

Teberra kıl eya Mollay-ı Rumi
Teberra kılmayanlara beladır.
MEVLANA

Gelin ağlayalım hep yana yana
Dökelim göz yaşını Ehli Beyt soyuna
Lanet olsun ol yezidin canına
Onlar kast eyledi İmamların kanına
Yunus Emre

Gelin canlar bir olalım,

Tevekkeltü tealallah.

Hüseynin öcün alalım,

Tevekkeltü Tealallah.
Pir Sultan Abdal



Ya Ali

Sikayetim sana ya Merdan Ali
Senin bilim yolundan donenler oldu
Kimse seni aşıp, bilim katmadi
Senin katkilarini atanlar oldu.

Senden sonra Emeviler geldiler
Ne Muhammet, ne Aliyi bildiler
Kuranıda yerden yere vurdular
Kirklarin yolundan donenler oldu.

Senin zamaninda Camiler yoktu
Minare,minberi,sedcade yoktu
Cemahat evinde ilimin coktu
Ömerin camisinde öldu dediler.


Huseyin`in hic yolundan donmedi
Cafer torununda Buyruk onerdi
Mehdi pirimiz de goge yukseldi
Nice Yolundan sapanlar gordum.

Kurani da ne hale soktular
Bulunmaz mimarla cami yaptilar
Dorder tane minarede diktiler
Allahin eviymis ya Imam Ali.

Gonlun kabeydi,yonunde insan
Adalet ilkendi,esitlik yasan
Kafani kaldirip simdi bir baksan
Yolundan gidenler ne hale geldi ya Ali

Anadolu kaldi senin yolunda
Sayilacak kadar cok azinlikta
Bilmsel mucadele henuz bitmedi
Gunsir fakir gibi direnenler var. Tükenmedi

Gunsir