Orijinalini görmek için tıklayınız : Alevilik,ne islamin disinda ne de tam kendisidir;


Ercan
08.02.2006, 01:42
ALEVİLİK, NE İSLAMIN DIŞINDA NE DE TAM KENDİSİDİR; İSLAMIN, DİĞER DİNSEL VE FELSEFİ İNANÇLARLA BAĞDAŞTIRMACI BATINİ YORUMUDUR
İsmail Kaygusuz
I. BÖLÜM
1. Aleviliğin İslam içinde olduğunu söylüyorsunuz, peki aleviliğin islam
dışında olduğunu bir çok yazar kitaplarında belirtiyor ve bunu şamanlara kadar dayandırıyor siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Aleviliğin doğuşu neden HZ Ali?

İki sorunuzu birleştirerek yanıtlamak yerinde olacaktır. Biraz da uzun olacak, bir kaç paragrafla geçiştirilecek gibi değil. Ama önce biz de bir soruyla konuya girmek istiyoruz: Neden Sünniliğin, Şiiliğin tanımlarını yapma ihtiyacı hiçbir şekilde duyulmazken, devlet ve hükümet temsicileri dahil olmak üzere diyanetçisinden, ilahiyatçısından tutunuz da vakıf ve örgüt başkalarına dek yazarı-çizeri herkes Aleviliği tanımlama ve onu bir yerlere oturtma yarışına girdi?
Aleviliğin İslamla, dolayısıyla Kuran’la ve de tanrısal özü taşıdığına inanılan Ali ile ilişkisini kesen; Muhammed peygamberden binlerce yıl önce ortaya çıktığını yazan; hatta Horasan’dan Türklere özgü inanç olarak getirtip Anadolu’da İslamın içine sokan; Alevilerin Allah-Muhammed-Ali ve Ehlibeyti zikretmeleri, dillerinden düşürmemelerinin takiyeden ibaret olduğunu ileri süren görüşlerin tümünü biz, tarihsel bilgilerden zerrece nasip almamış ya da kasıtlı ortaya atılmış görüşler olarak değerlendiriyoruz. Hele bunların bizzat bazı Alevi kitle örgütleri ve vakıflarından gelmiş olmasına akıl sır eresi değil. Öbür yandan Aleviliği Şiilikle birleştirmeğe, Sünniliğe yamamaya çalışanlar da her türlü araçları kullanarak assimilasyonu gerçekleştirme çabasındadırlar.
Oysa Alevilik, Sünnilik ve Şiilik, üçü de İslam dininin birbirinden farklı yorumlarıdır. Ancak Sünnilik ve Şiilik aralarındaki bir çok farklılıklarına rağmen İslam dininin biçimsel, zahiri/dışsal kurallara bağlanmış yorumudur. Yani Kur’an ayetlerinin dışsal yorum ve uygulanmaları biçimsel tapınmalara indirgenerek kurallaştırılıp değişmezlik kazandırılmış olmasıdır. Alevilik ise İslam dininin, dolayısıyla dinin kutsal kitabı Kur’an ayetlerinin tevil-mecazi, yani derinliklere inen batıni yorumudur. Ama bununla da yetinilmemiş, İslam dışındaki başka dinsel ve felsefi inançlardan da bazı ögeler alıp, onları sinkretize ederek, yani bağdaştırıp bütünleştirerek kaynağına yabancılaştırmış ve özümsemiştir. Bunun içindir ki Alevilik, aynı zamanda dinsel inanç temelli toplumsal, felsefi, siyasal ve ahlaksal/etik bir olgudur.
Alevilik felsefi ve bilimsel bağlamda, “heterodoks İslam” tanımı saklı kalmak kaydıyla, İslamın batıni yorumu temelinde nesnel gerçekliklere dönük yüzüdür. İlk üç halifeyle başlayarak, Peygamber ailesi ve Ali düşmanlığı çerçevesinde Emevi ve Abbasi yönetimlerinin çıkarları doğrultusunda geliştirilen İslamın dogmatik, değişmez kuralları ve biçimselliğini kırarak, kendi nesnel kurallarını yaratacak olan özgür düsünceye taşınmış; yeşerdiği, filizlendiği toprakların kültür, inanç ve felsefelerini özümseyen Alevilik, yaşanmakta olan syncretic /bağdaştırmacı sentezine ulaşmıştır.
Alevilik, tarihsel olarak İslamın dinsel çerçevesinde Ali’nin adına bağlı olarak ona ve İslam Peygamberinin kızından türeyen soyuna tanrısal kutsallık vererek yükseldi. Ancak daha başlangıç sürecinden itibaren İslam dışı bazı inanç, felsefe ve dinlerin toplumsal, moral ve tanrı anlayışlarından ögeler alması ve bu özelliğini kesintisiz sürdürmüş olması nedeniyle bir kısım yazar ve araştırmacılar –sizin de dediğiniz gibi kitaplarında- İslam dışında kendine özgü bir inanç sistemi gibi algılanması gerektiğini ileri sürmektedir.
Bundan dolayı “Alevilik İslamın Dışındadır” denilebilir mi? Hayır. Hiçbir tarihsel temeli olmayan bu savı tamamıyla reddederken, artık bu tartışmalalara da bir nokta koymak gerektiği kanısındayız. “İslam İmparatorlukları Tarihinde İktidar Mücadeleleri ve Aleviliğin Doğuşu” kitabımızda bu savların yanlışlığı tarihsel olarak –tartışılmasına bile gerek duymadan- ortaya konmuştur. Aleviliğin çıkışı üzerinde yaptığımız çalışma da ortadadır. Konuyu biraz açıp, tarihsel gerçeklerle temellendirelim:
İlk kez Mekke’de kurulmuş ve tarihsel olarak 616’da tamamlanmış Kırklar Meclisi düzenine Medine’de eklenmiş olan “Kardeşlik Sözleşmesi”, değişimi öylesine hızlandırmıştı ki, ortak kazanıp ortaklaşa yemeyi ve herşeyi paylaşmayı ve hatta kardeşleşenler arası veraseti bile getiriyordu. Bu kurala uyularak, daha ilk aşamada Hattap oğlu Ömer dahil 95 Muhacir (Mekkeli Göçmenler) ve Ensar’dan(yerli Medineliler) kişi kardeşleşmişti. [1] (http://www.karacaahmet.com/adv_mail_textbox.asp?ID=1411#_ftn1) Alevilik toplu tapınması Cem’in en önemli kurumlarından olan Musahipliğin temeli burada atılmıştı. Demek ki Mekke ve Muhammed dönemi Medine İslamlığını farklı kategoriye sokmak ve iyi incelemek gerekiyor. Biz Aleviler İslam dini olarak bu ilk oluşum dönemini algılıyoruz, Hanefi İslam anlayışını değil.
Muhammed’in dünyadan göçmesini izleyen daha ilk on yıl içinde, Kırklar Meclisli ve yol ve inanç kardeşliği kuruluşlu Muhammed dönemi İslamlığın getirdiği düzenin toplumsal eşitlik kurallarından eser kalmadı. İslam dini, bezirganların, büyük toprak sahipleri ve fetihçi asker oligarşisinin eline geçmiş ve kuralları onlar koymaya başlamıştı. Peygamberin damadı ve amcası oğlu Ali, çevresindeki bir avuç şiasıyla / yandaşıyla barırşçıl siyaset yöntemi uygulayarak eski düzeni geri getirmek için boşuna çaba harcadı.
Peygamberin vefatından tam yirmi dört yıl sonra Abdullah ibn Saba, Malik Ejder’in de yardımıyla Ali adına halkı ayaklandırarak Küfe, Basra ve özellikle Mısır’dan getirdiği isyancı halk güçleriyle Halife Osman’ı alaşağı etti. Böylece 632 yılında hakkı gasbedilmiş İmam Ali, bu halk ihtilali sonucunda, Tanrının mazharı olduğu ve tanrısal gücü özünde taşıdığı söylem ve inancı çerçevesinde Halifeliğe getirildi(651). Ama artık iş isten geçmişti. Çünkü çeyrek yüzyıl içerisinde oluşan yeni sınıflar öylesine güçlenmişlerdi ki, iktidara getirilmiş olan Ali’nin onları ortadan kaldırması olanaksızdı.[2] (http://www.karacaahmet.com/adv_mail_textbox.asp?ID=1411#_ftn2)
Başlangıçtan itibaren bütün Alevi siyasetleri ve başkaldırıları Ali’nin ve onun soyundan gelenlerin adına yapılmıştır. Ve Muhammed dönemi Mekke ve Medine İslamlığındaki Tanrısal Demokrasi’ye hep özlem duyulmuş, simgeleşmiştir. O düzen örnek gösterilmiş ve o düzenin geliştirilerek uygulanmasi istenmiştir. Eşitlikçi, adaletçi ve kardeşçe paylaşımcı kurumlarıyla, hiçbir ayırım yapmaksızın insanları bir gören inanç ve ahlak anlayışıyla Aleviliğin işte bu dönem Mekke ve Medine İslamlığının dışında ve onunla bir ilgisi yoktur nasıl diyebiliriz? Devletleşen, daha doğrusu iktidarı ellerine geçirmiş olanların sultasına alınmış olan İslamlık, az önce sözünü ettiğimiz sınıfların çıkarlarına hizmete başlamış ve bu sınıflarla birlikte Emevi ve Abbasi hanedanlarının halklar üzerinde zulüm ve baskı aracı olmuştur. Aleviliğin işte bu Ortodoks İslamla, yani onların yarattığı Sünnilik ve Şiilikle hiçbir ilintisi yoktur; ancak bu bağlamda, bu anlayıştaki İslamın dışında olduğu rahatlıkla söylenebilir.

(devami var)

Ercan
08.02.2006, 01:45
Alevilikteki birçok inanç ögeleri, örneğin insanbiçimli/Adam sıfatlı (Anthropo-morphism) tanrı anlayışı, tanrıyla birleşme-tanrılaşma (Theosis), ruhun bir bedenden diğerine geçmesi vb. inançlar İslam’dan çok çok önce de vardı; bunların kökeni İ.Ö. 3 binlerdeki Mısır dinlerine iner. Velilik kültü, yani evliyaya (tanrı dostları) tanrısallık verme, Üçler ve Beşler kümesi (Trinity ve Pendatism) ve nurdan kutsal varlıklar inancı da (yani Alevilikteki Hakk-Muhammed-Ali üçlemi ve Ehlibeyt Beşlisi ve bunların tanrısal nurdan ve onun parçaları olduğu biçiminde benzerlik gösteren inanç ögeleri) İslam öncesi din ve inançlarda da (Hermetism’de/Saben’lerde) mevcuttu. Bu ögeler Alevilikte bütünleşip bir çeşit sentez oluşturmuş, kaynağına yabancılaşmıştır. Ancak basit ve çarpıtılmış bir mantıkla, yani tek tek inanç ögelerini ele alıp onlar tek başına Alevilikmiş gibi algılanınca, Aleviliğin islamdan önce, başka bir deyimle Ali’den önce de var olduğu ileri sürülebilir. Nevarki Alevilik syncretismi, yani İslam içinde bu çok çesitli önceki inanç ve felsefi ögelerden oluşturulmuş birleştirici-bağdaştırıcı sentez, İslamdan önce değildir ve olamaz. Bundan dolayı Aleviliğin, kendisini oluşturan inanç ögeleri bağlamında, yani bu ögelerin kaynaklarının tanınması-bilinmesi bakımından, bunlardan bazılarının İslam önceliği üzerinde kısaca durmakta yarar bulunmaktadır.

Aleviliği Şamanlığa bağlama basitliğine indirgeyerek İslam dışı saymak da ne oluyor? Türkler Anadolu’ya, Türkçü yazarların ileri sürdüğü ve bazı sözde Marksistlerin de hemfikir olduğu gibi, İslami cila altında Şaman inancıyla değil, İslamın batıni tasavvuf anlayışına sahip kitleler, yani Alevi inançlılar olarak geldiler.

Devam edelim: İnsan biçimli Tanrı ve Tanrının insanda görünüm alanına çıkması(zuhuru), insanın tanrılaşması konusunu “Görmediğim Tanrıya Tapmam” [3]” adlı kitabımızda “Enelhak, Tanrılaşma (Theosis), Madde(Doğa)-Tanrı Birliği” başlığı altında genişçe incelemiş bulunuyoruz. Onun için burada ayrıntılara girmeyeceğiz.

Alevilikteki ‘dondan dona geçmek, don değistirmek, yani Ali’nin Hacı Bektaş, Şah İsmail vb. çağın kurtarıcıları ya da evliya donuna girdiğine inanış; ruhun bir başka bedene geçisi, dönem dönem kutsal ruhun baska bir bedende yeniden doğuşu’ anlamına gelen reencarnation (reynkarnasyon) inancının yansımasısır. Hindu dini ve onun Vedantik kutsal kitaplarının (Veda-Bhagavata Gita) belirlediği inanç felsefesinde reencarnation temel ilkedir. Geniş dünya çağları içerisinde yugas adı verilen ruhlar tek tek bir bedenden diğerine geçer; herşey yaratılır, yokolur ve sonra yeniden yaratılış gerçekleşir. Yaşamın bir devri daim süreci olduğu düşüncesi onların dünya görüşünü her düzeyde etkiler.

Örneğin, Hasan Sabbah ve Alamut kitabımızda (s. 244-255) uzunca anlattığımız gibi, büyük İsmaili Aleviliği daisi Pir Sadruddin (Ö.1416), Hinduizm ve İslam’dan benzer ögeleri ayıklayıp ortaya çıkararak dini tebliğ etti. O ayrıca kendi felsefi düşünceleri içinde başka benzerlikler buldu; batıni görüşler üzerine çok büyük değerler ekledi ve dışsal (zahiri) şekilciliği (formalism) bir kenara attı.

Ercan
08.02.2006, 01:46
İslam dinine girmiş Hintlilere, Vishnu’nun, Arabistan’da Naklank, yani Ali olarak onuncu kez dünyaya gelişi-yeniden doğuşu olduğu tebliğ edildi. Ki o dönemde inançlarına göre Ali, İran’da oturan kendi soyundan İmam İslam Şah(1370-1423) donunda yaşıyordu. Pir Sadruddin bu yöntemle, Tanrısal açınım-mazhar (Divine Epiphany) üzerine Batıni Alevi öğretisini Hindu iskeleti içinde yeniden formüle etti. İmamlık doktrini bu şekilde, kuzey Hindistan’da Hinduizmin egemen bir akımı olan Vaishnavita fikirleri çerçevesi içinde davayla bağdaştırıldı, uyum sağlandı. Bu yönlendirme sırasında onlar da kendi gelenekleri içinde Peygamber Muhammed ve İmam Ali uyumunu buldular.

Reincarnation(Reynkarnasyon), Firavunlar dönemi Mısır dinleri, Zoroastrianism (Zerdüştlük), Hindu-Brahmanizm,Yunan ve Roma çok tanrıcılığı (Polytheism), Budizm, Taoism, Sikhism, Gnostism(marifetçilik), Şamanizm gibi pek çok dünya din ve inançlarına temel olan bir öğretidir. Mısır tanrısı Toth - Hermes Trimegistos ve Magnus Zoroaster inanç ve felsefeleri Platon ve Pythagoras gibi Yunan filozoflari aracılığıyla Orfeus inancı olarak Yunan mitolojisine geçiyor. Bu inançta ruh, günah işlemiş bir vücuda giriyor. Orada ceza çekiyor. Görülmeyen dünyada cezasını çektikten sonra yeni bir vücuda giriyor. Bu devirdaim/dönüşüm süreci Hindu Samsara’sına (tekerlek) benziyor. Yunan filozofu Pythagoras’da yeniden doğuş inancının temeli, canlılar arasında başıboş dolaşan ruhların istediği gibi bir hayvan ya da bir baska insan vücuduna giren, durmadan yer değiştiren ve hiç ölmeyen ruhların göçetmesidir. [4]

Ali’nin ya da kutsal ruhun (ruh-ül kuds) çağlar içinde dönem dönem bir velide, önderde-kurtarıcıda ortaya çıktığına inanılması ve bunun yaygınlaştırılması, Sabailikten başlıyarak Kızılbaşlığa kadar Aleviliğin bütün ihtilalci siyasetlerinde kullanılmıs ve kitleleri herekete geçiren, ölümü hiçe saydıran leitmotif olmuştur. Alevilikte reincarnation’un Devridaim, yani dönüşüm özelliği ise en yüce ruh olarak Tanrıyı göksel sarayından aşağı indirip, zuhur ettiği bütün varlıklardan sağarak, insanda sıfat kazandırmaktır. Bu da yeni bir oluşumla ortaya çıkan ve yokolmayan bir süreklilik içinde maddenin dönüşümüyle eşdeğerdir. Alevi-Bektaşi ozanları yarattiklari ‘Devriye’ türü şiirlerinde bunu fazlasıyla işlemişlerdir. [5]

Özellikle Aleviliğin başlangıç sürecinde, Proto Alevilik (Ön Alevilik) diye adlandırdığımız, yaklaşık yüzelli-iki yüzyıllık dönem içindeki Alevilik inanç ve siyaset akımlarının hepsi de İslamdışı ögeleri alırken, onları Kurân’dan bazı ayetlere ve Peygamber’in çok yakın dostları ve Ehlibeyt İmamları aracılığıyla gelen hadislere bağlamışlar. Ayetlerin ve hadislerin ésotérique (içsel, batini) yorumlarıyla, yani tevil ile bunu yapmışlar. Muhammed ve Ali’nin tanrısallığı ve Ehlibeyt soyundan gelenlerin tanrısal öz taşıdıklarından tutunuz, her insanın nefsini ıslah yoluyla insan-i kamilliğe ulaştıktan sonra tanrıyla bütünleşeceği, ‘Enelhak= Ego sum deus=Ben tanrıyım’ diyebileceğine kadar hepsini Kuran ayetleriyle açıklamışlardır.

Kaygusuz Abdal’ın (14. 15.yüzyıl) Vücudname’sinden yaptığımız aşağıdaki alıntılar bu anlayışı, yorum gerektirmeyecek bir biçimde yansıtmaktadır:


“Evvel ü ahir menem...Cümleye Mabud (Tanrı) benem, Kabe benem put benem; Alem külli vücudumdur vücudum, Özüm özüme kıluram sücudum (yani secdeleri, tapınmamı kendime yaparım İ.K.).”

“...Çünki Hak taala hazretleri eşyaya ‘muhit’ imiş. Yabanda aramanın aslı yoktur. Yabanda arayanlar bulamadılar. İmdi eşyada aramanın aslı budur ki delili ‘adem’dür. Yani ‘insan-ı kamil’dür; sıfat ‘adem’ sıfatıdur. Ve zat-ı kadim’dür. Ezelidür ve ebedidür; Tanrı’dur... Eşya-yı mahluk Halik’den ayrı degüldür (yani yaratılmış nesnele, yaratıcısıyla birdir, ayrı olamaz İ.K.)...Yirde ve gökte her ne var ise adem(de)dür. İşte yirün gögün ‘Halifesi’ ‘adem’dür. Her ne ki istersen ademde bulınur...”

Ercan
08.02.2006, 01:47
Bunlar gerçekte Hacı Bektaş Veli’nin Makalat’ında söylediklerinin başka sözlerle anlatımı ve genişletilmesinden başka bir anlayış değildir ve batıni tasavvuftaki vahdet-i vücud ‘dan (insan-Tanrı birliği), vahdet-i mevcud’a (pantheism) uzanan Tanrı inancıdır. Bu çeşit Tanrı algılaması olmasaydı, ne hümanizm, ne de doğa-çevre sevgisi oluşurdu.



Batıni tasavvufun kendisi olan Alevi inanç anlayışında insan, Tanrının yeryüzünde hem vekili, hem mazharı, hem de kendi parçalarından bütüne ulaşan birliğidir; adı Tanrı, Ali, Muhammed, Ehlibeyt beşlisinin ya da Allah Muhammed Ali üçlüsünün birliği, Muhammed Hanefi, Haşim, Muhammed Bakır, Cafer, İsmail, Salman vb. olsun farketmiyor. Hepsi de birer insandır. Bunlar, tarih boyu değişmez dogmalara sahip ortodoks İslamın bidat ve sapkınlık olarak gördüğü ve hiçbir zaman hoşgörü göstermediği anlayışlardır. Egemen ortodoks yönetimler tarafından , bu özgür inanç ve anlayış biçimlenmelerine eğilim duyanların oluk oluk kanları akıtılmış, derileri yüzülmüş, birçoğu da diri diri yakılmışlardır.



Ayrıca Tanrı kurtarıcılık görevini verdiği dostlarında, yani velilerde-İmamlarda görünüm alanına çıkar (manifestation). Ali, veliliğin ve velilerin şahı (Şah-ı Velayet), İmamların atasıdır. Ve Alevilikte tüm zamanların/dönemlerin velileri, İmamlar ve kurtarıcı yüce kişiler (insan-ı kamiller) Ali olarak nitelendirilir ve birer Tanrısal mazhardır; tek aydınlatıcı ışık olan olan Tanrının parçaları ve yansımalarıdır. Her sıradan inanan da ‘Ali’nin hizmetinde bir Salman olmaya çaba gösteririr.



Alevilik batıni İslam olarak, Tanrıyı insanda ve insanı Tanrıda görme, yani Tanrı-İnsan Birliği anlayışı ve tapınma ritüelleri bağlamında Sünni-Şii inancına aykırı gerçekliği ve onun dışında olmasıyla kendine özgüdür. Aleviliği dolaylı ya da dolaysız biçimlerde İslam dinini dışında göstererek, özgün bir inanç söylemi dayatılamaz. Onun özgünlüğü Batıni İslam oluşundan kaynaklanmakta; yani dogmatik şekilciliği, tarihsel baskıcılığı, bağnazlığı, çağdışılığı ve cihad terörizmiyle İslam olarak tanınan ve tanıtılan Ortodoksizme aykırılığından dolayıdır. Sünnilik ve Şiilik tek başlarına İslam dini olmadığı, İslamı temsil etmediği gibi, Alevilik de İslamın kendisi değildir.



Alevi-Bektaşi toplumu, inancını özgürce ve ayrıntılı uygulamalarıyla yaşamak ve yüzyılların baskılarının ve gizlenmelerinin acısını çıkarmak istiyorsa bu sosyo-psikolojik olgudur, uymak zorunluğu vardır; inancına yeni yakıştırmalarla yaklaşamazsınız. Çünkü bu toplum, üçüncü halife döneminden itibaren Ali ve Ehlibeytin tanrısal öz taşıdığına ve soylarının kutsallığına inanarak, İslam dinini, batıni anlamda algılamış. İslam tarihine birazcık olsun kafa yormadan ve Sol siyaset kuramlarını bile yanlış yorumlayarak, Alevi toplumuna “Siz İslam değilsiniz, İslamın dışında kendine özgü bir inancın mensubusunuz” demekle, onları kendinizden uzaklaştırmaktan başka hiçkimsenin bir kazancı olmaz.



Alevi-Bektaşi toplumu, “Allah-Muhammed-Ali” üçlemiyle “üçü bir nurdur, nuru vahiddir” biçiminde tanrısal birliğe inanır. Bu batıni yaklaşımıyla ulaştığı “vahdeti vücud”(İnsan-Tanrı birliği), “vahdet-i mevcut”(Doğa Tanrı birliği) inancını Cem tapınma kurumlarıyla, Sünnilik ve Şiilik (ortodoksizm) dışı bir İslamı yaşamış, yaşıyor ve yaşamak istiyorsa buna uymak zorunluğu vardır; hiç kimse, “sen inancını yanlış biliyorsun, İslamın dışındasın sen, şöylesin böylesin” diyemez.



İşte kökeni erken heterodoks akımlara uzanan, onların batıni inançlarından kaynaklanmş Anadolu’da yaşayan Alevilik-Bektaşilik, Ortodoks İslam (Sünni ve Şii) inancına aykırı bir Tanrı ve tapınma anlayışına sahiptir. 1240 yılında kırımla sonuçlanan büyük Babai halk hareketinden sonra Batıni İslamı Anadolu’nun tarihsel, toplumsal ve kültürel koşullarına uyumsatan ve onlardan aldığı ögelerle yoğurup Anadolu’da yaşamakta olan Aleviliğin kurallarını belirleyerek inançsal birliği sağlayan zamanın İmamı(önderi) ve büyük batıni Dai’si Hünkar Hacı Bektaş Veli’dir. İkincisi 16. yüzyılda Kızılbaş devrimiyle gerçekleşmiştir. Alevi-Bektaşi Cem ve erkanlarının günümüze ulaşan uygulanmakta olan ritüellerinin çoğu, Anadolu Aleviliğinin 16.yüzyılda yarattığı büyük Kızılbaşlık-Safevi siyasetinin ürünü olan İmam Cafer Sadık Buyruğu kitabında biçimlendirilip dönemin toplumsal ve siyasal koşullarına uygun olarak bazı genel kurallar (adab erkan) çerçevesine sokulmuştur. Halkın arasındaki deyimle “başımız Buyruk”a bağlanmıştır. Bu inançsal ilkeler, yani “edeb-erkan” ve bilgiler, büyük Alevi-Kızılbaş ozanları tarafından, düvazimam ve semah nefeslerinde, deyişlerde, miraçnamelerde ve keramet söylencelerini anlatan destanlarda en ince ayrıntılarına dek işlenerek günümüze ulaşmıştır...



Yalnız Anadolu Alevi-Bektaşileri değil, Irak’ta Sarılılar-Kakailer, Şebekler, Acvanlar-İbrahimi adlarıyla yaşamakta olan Alevi Türkmenler de Buyruk’a bağlılar ve ellerinde Azeri Türkçesiyle yazılmış en eski Buyruk metinleri bulunmakta ve Hacı Bektaş Veli evliyalar kutbu olarak saygı görmekte, Hatayi’nin Pir Sultan’ın ve diğer Kızılbaş ozanlarımızın yol ilkelerini anlatan bu nefesleri sadece saz/tar eşliğinde söylenmez, aynı zamanda ayet ve dualar/günbenk olarak Cemlerde okunup yorumlanmaktadır. Aynı şekilde İran’daki Ali İlahici ya da Ehl-i Hakkcı’lar Hacı Bektaş Veli’yi, Ali’nin tanrısal mazharı gördükleri büyük evliya Sultan Sahak’la eşleştirmekte; hatta Safevi sufi tarikatının kurucusu Şeyh Safiyuddin’e, Gilanlı mürşidi Şeyh Zahid kendisine Şeyhlik beratı vermeden önce, onu iki kez dergahına göndererek Sultan Sahak’ın sınavından geçirttiği anlatılmaktadır. Başlangıçtan beri kısaca vurgulamaya çalıştığımız tarihsel çıkış ve inançsal kökenleriyle birlikte bu ilişkileri araştırıp sorgulamadan Aleviliğin İslam dışı ya da sadece Anadoluya özgü bir inanç biçimi olduğunu iddia etmek sadece aymazlıktır.

Ercan
08.02.2006, 01:47
Sonuç



Yineleyelim Batıni İslam olarak Alevi-Bektaşi inancında Muhammed rehber, mürşid Ali’dir ve Muhammed’in rehberliğinde Ali’ye varılır; bu demektir ki Muhammed’i tanımadan Ali’ye varamaz ve Ali sırrına eremezsin. Allah-Muhammed-Ali üçleminde vahdede (Birlik) ulaşılır. Alevi inanç anlayışında Muhammed zahiri (açıklığı, biçimsel tapınmaları), Ali batını (gizli tapınmayı; yani ‘ölmeden önce ölme, ahiret hesabını burada görme; benliği öldürerek özünü tanıma ve el ele, el Hakk’a-hakikata ulaşmayı) temsil eder. Ve Görgü Cemleri de “Ali meydanında malı-varlığı ortaya koyup; malı mala, canı cana katma” tapınma törenleridir.



Alevi toplu tapınmasına “Hak cemi” denildiği gibi, pir huzuru da “Hak katı” ile eşleştiriliyor. Alevi-Bektaşi inancında “ikrar verip nasip alma, musahip tutma” töreni, aynı zamanda bir “miraç” (Tanrı’yla buluşma) olarak değerlendirilir. Pir-mürşit huzuru, “Hakk katı” olduğu gibi İmam Cafer-i Sadık Buyruğu’na göre, pirlerinin, mürşitlerinin evi, Mekkeleridir. Onları ziyaret edenler, binbir kere hacı ve gazi olurlar ve günahlarından kurtulup, masum-u pak olurlar. Zaten Buyruk, Cem’i de büyüğün-küçüğün, güzelin-çirkinin birbirine eşit sayıldığı, kimsenin kimseden üstün olmadığı cennet olarak tanımlamaktadır. Cem’in müminleri melek, Müslimleri (bacılar) huridirler. Böyle bir ortama giren musahip çiftler, benliğini öldürmüş, bireysel çıkarlarından, kendi nefsinden uzaklaşmış bir can bir vücut olarak bu Tanrısal ortamda yeniden doğmuşlardır. Bu ortamda ben–sen, biz–siz kalkmış; herkes var, hepimiz varız. Alevilik İslam ortodoksizmini oluşturan Sünnilik ve Şiiliğin dışında bir İslami inanç sistemidir. Sürekli vurgulanması gereken gerçek budur.



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Prof. Dr. M. Hamidullah, Çev. Prof. Dr. Salih Tuğ, Resulullah Muhammed, istanbul-1992, s.112-117

[2] Geniş bilgi için bkz. İsmail Kaygusuz, İslam İmparatorlukları Tarihinde İktidar Mücadeleleri ve Aleviliğin Doğuşu, İstanbul, 2005, s.13-29)

[3] İstanbul-1996, s.55-70

[4] A. T. Mann, The Elements of Reincarnation, Melbourne-1995, s.1, 19-20, 35-37

[5] Örnekler ve yorumlar için bkz. İsmail Kaygusuz, Görmedigim Tanriya Tapmam, s.83-103

Ercan
08.02.2006, 01:49
II. BÖLÜM



2. Aleviliğin etnik kimliği hakkında ne düşünüyorsunuz?



Alevilik bir İslami inanç sistemi olarak evrenseldir, ne belli bir bölgenin ve ne de belirli bir etnik grubun ya da ulusun inancı değildir ki, etnik kimliği olsun. Özde aynı olmakla birlikte farklı kollar ve adlar altında Balkanlar’dan, Anadolu ve Ortadoğu’dan, Afrika’dan, Orta ve Güney Asya’ya ve Endonezya’a kadar çok çeşitli ülkelerde Alevilik inancı, Ortodoks İslamın (Sünnilik ve Şiiliğin) dışında aykırılığını, yani İslam heterodoksizmini yaşamaktadır. Aleviliğin etnik kimliği yoktur; bu inanca bağlı olan bireyin Alevi inanç kimliği vardır. Çünkü Alevilik inancını yaşayan Türk, Kürt, Arap, Arnavut, Fars, Tacik, Afgan, Hint, Sasak vb. çeşitli etnik kökenden topluluklar bulunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti, 2005 Avrupa Birliği Türkiye İlerleme Raporu’nda isimlendirirldiği üzere “Sünni olmayan müslüman topluluk Aleviler”i (La communauté musulmane non sunnite des alévis) resmen tanımamakta ve Alevilik inancı ve kimliğini anayasal güvence altına almamakta ısrar ediyor. Bu, devleti yönetenlerin büyük ayıbı ve yirmi milyonu aşkın bir büyük inanç topluluğu için dayanılması güç bir zulümdür. 9 Kasım 2005 tarihli İlerleme raporuna düşülen not Türkiye Cumhuriyeti için hiç de iyi bir not değildir:



“C’est ainsi que les alévis (Population estimée à 12-20 millions de personnes.) continuent de ne pas être officiellement reconnus comme une communauté religieuse (Öyle ki, nüfusu 12-20 milyon arasında tahmin edilen Alevilerin, bir inançsal topluluk olarak resmen tanınmamış olması sürmektedir.) (s.35)



La question du statut de la grande communauté musulmane non sunnite des Alevis en Turquie n’a pas progressé. (Türkiye’de sünni olmayan büyük müslüman topluluk Alevilerin statü sorununda (hiç) bir ilerleme olmadı)(s. 154).


3. Alevilik din ve kültür arasına sıkışmış durumda mı?



İnanç (inanma/iman), din demek değildir; dinin içinde inanç vardır, ama inancın içinde her zaman din yoktur. Dine inanmak kadar felsefeye, bilime, sanata da inanmak bağlanmak vardır. Dikkat edilirse din ve iman kavramları hep ayrı kullanılır. Alevilik de başlıbaşına din değil, dinsel inanç yani ağır basan sosyal, felsefi ahlaksal inanç sistemidir; kişisel ve toplumsal yaşama biçim ve düzen veren kurallara (edeb-erkana) sahiptir. Aleviliğin bir yere sıkışmışlığı sözkonusu değildir. Aleviliği bir “kültürdür, kültürel anlayıştır” diye tanımlamak doğru olamaz. Çok yanlış bir kullanımdır. Çünkü “kültür” sözcüğü gerçekte sosyoloji ve sosyal bilimler sınırları içerisindeki din, inanç, mezhep dahil pek çok sanatsal, felsefi ahlaksal vb.birçok kavramları içinde barındırır. Bu tanımlamanın benimsenmesi demek, tapınma törenlerimizin tüm ögelerini “folklör, halk oyunları, eğlenceden” ibaret olduğunu kabul etmektir. Zaten ibadet mekanımız olan cemevine “cümbüş evi” demiyorlar mı? Bu tanım resmi görüştür, devletin Aleviliğe bakış açısıdır

“Aleviliğin, inanç değil Anadolu’ya özgü kültürel bir anlayış olduğunu” Diyanet İşleri başkanı Prof. Bardakoğlu ilk kez göreve atandığı günler söylemişti. Garip değil mi arkasından bir süre sonra, Diyanete karşı olduklarını ve kaldırılmasını söyleyen bazı kitle örgütleri ve vakıf yöneticileri tarafından aynı tanımlar kabul gördü ve yinelenmeye başladı. Diyanet’le bu görüş noktasında birleştiler. Bu nasıl açıklanır bilemeyiz.


Milyonların bağlı bulunduğu ve inandıkları herşeyi batıl ve sapkınlık gördüğü ve inanç olarak kabul etmediği için başkan Bardakoğlu Alevilik “kültürel eğilimdir inanç değildir, kültürel ögelerin belirgin olduğu bir anlayıştır” diye her demecinde yineledi, durdu. Bir yazımızda şunları söylemek gereği duyduk:



“Bizi ve inancımızı kafanıza ve keyfinize göre tanımlama hakkını size kim verdi? Hangi ahlak ölçüsüne sığar bu? Alevi yazar ve araştırmacılar;



‘Sünniler camide dedikodu yapmak ve birbirini çekiştirmek için toplanıyor; namaz dedikleri de eğilip doğrularak, yere uzanarak yaptıkları bir takım cimnastik hareketleridir. Bu nedenle Sünnilik bir çeşit bireysel ve toplumsal kültürel alışveriştir’ biçiminde tanımlamalar yapsa tepkiniz ne olur ?



Doğrusu bu bir merak konusudur!” [1]

Ercan
08.02.2006, 01:50
4. Diyanetten beklentileriniz nelerdir?



Bu soruyu yöneltmiş olmanız beni tanımadığınızı ve bu güne kadar, özellikle Diyanet konusunda yazdıklarımızı okuma fırsatı bulamadığınızı gösteriyor. Öyle sanıyoruz ki, tamamı Diyanet’e, onun varlığı, işleyişi ve başındakilere karşı yazılmış yazılarımızdan oluşturduğumuz “Alevilik, Diyanet, Siyaset” [2] kitabımızı da görmemişsiniz. Diyanetten hiç bir beklentimiz yoktur ve olamaz. Bu soruyu, Diyanet İşleri Başkanı ile Alevilik tanımında buluşanlara, bunu benimseyenlere sormak gerekir.



Çağdaş-laik-demokratik bir devletin, öz sistemini belirleyen bilimsel (devlet) felsefesi vardır, fakat asla resmi dini olmaz. Ama ülkemizde, laiklik kavramının özüne ve anlamına aykırı, ‘Türkiye tipi bir laiklik’, devletin yapısı içinde inatla sürdürülmekte ve ısrarla savunulmaktadır. Kısacası çağdaş demokratik devletin olmazsa olmazı, sosyo-politik anlamda bir laiklik yoktur Türkiye’de, çünkü devlet gizli bir resmi din uygulaması içindedir; bu din Ortodoks İslamın, yani Sünniliğin Hanefi Mezhebi’dir. Devlet, bu mezhebin inanç sistemi ve şer’i ilkelerini, İslam dininin kendisiymiş gibi anlatmakta ve (İlkokuldan Üniversiteye kadar) eğitiminin yapılmasına aracı olmaktadır. Diyanet İşleri, resmi bir devlet kurumu olarak, 79 yıldır büyüye büyüye ‘devlet içinde, sınırsız olanakları,vakıfları, bütçesi ve kadrolarıyla bir din devleti’ gibi siyasete egemen olmuştur; toplam nüfusun üçte birini oluşturan İslam Heterodoksizmine bağlı, yani Alevi toplumunun inancını, Ortaçağın din devletleri anlayışı çerçevesinde değerlendirmektedir. Kendine özgü bir Tanrı anlayışı ve ibadet kurumlarıyla bir İslami inanç ve felsefi sistem olan Aleviliği kabul etmemekte ve bazan Hanefi mezhebinin bir tarikatı olarak tanımlamakta, dolayısıyla bu mezhebin ilkelerine uymayı dayatmakta. Bunu benimsetemiyeceğini anlayınca “inanç değil, Anadolu’ya özgü bir kültürel anlayıştır” tanımında karar kıldı.



Bağnaz ve katı anlayışa sahip bir Diyanet’te ne yazık ki, Alevilerin temsilini isteyenler bulunmaktadır. Diyanette temsilini isteyenler de Aleviliğin ortodokslaşmasına, yani assimilasyonuna hizmet etmektedirler.



Abbasi heresiyografları, Osmanlı Şeyhülislamları Aleviliği, “aşırı, sapkın inanç veya sapmışların inancı” anlamlarında “guluv, heresy-rafızilik, zındıklık vb.” sıfatlarını kullanıyor, ama bir ‘inanç’ olduğunu söylüyorlardı. Aynı ortaçağ anlayışını sürdüren Diyanet ise bu sıfatları açıktan söyleyemiyor; oysa biz, Sünni ve Şiiliğin(Ortodoks İslamın) katı dogmalarını oluşturan Şeriatın sapkını olmayı hakaret değil, onur kabul ederiz. Ancak daha kötüsünü yapıyor; varlığına yönelik tehlike gördüğü için, Aleviliği bir inanç olarak kabul etmeyip İslam dini ile bağını kesme ve 1350 yıllık bir Heterodoks İslam(Batıni Şiilik/Alevilik) tarihini reddetme gayreti içine girmiştir, kendisine Alevilerden de yandaş bularak. Öbür yandan temsil ettiği mezhepsel İslamlığı (Hanifi şeriatını) dayatıp, kendisine “ben İslamım diyen camiye gelsin, beş şartı yerine getirsin” diyerek misyonerlik görevi yükleniyor dinsel eğitim öğretim ve yayınlarıyla.



Devletin ve toplumun çağdaşlaşmasında Diyanet Kurumu’nun asla yeri olamaz.

Bir tek yolu vardır çağdaşlaşmanın: Diyanet İşleri Başkanlığını ve ona bağlı yan kuruluşların tümünü devletin resmi yapısı içinden ve eğitim sisteminden çıkartıp, her türlü finans desteğini keserek inananlarının maddi ve manevi yönetimine vermek! Çağdaş devletin üç temel taşı olan “laiklik, çoğulculuk ve demokrasi”yi yıkmaya yönelik dinsel ve inançsal kışkırtıcı siyaset söylemleri ve eylemlerini, ağır yasal yaptırımlarla denetim altında tutarak; her türlü inançlara eşit uzaklıkta durup, inananların inançlarını, bu bağlamda her türlü düşünce açıklamalarını ve tapınmalarını özgürce yapmalarını sağlayıcı önlemler almak.



Yukarıda adı geçen kitabımızda bu bağlamda sunduğumuz bir öneriyi ve gerekçelerini burada yinelemekte yarar görüyoruz:



“Çağdaş devletin gerçek görevi, en başta dinin ve dinsel tapınmalarını düzenlenmesini, kısacası din işlerinin yürütülmesini devlet hizmeti olmaktan çıkartarak, bireyin din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına almaktır…Devletin din işlerine müdahalesi yalnızca, dinsel düşünceler ve uygulamaların, devlet ve toplumun yaşamını yoketmeye/yıkmaya yönelik eyleme dönüşmesi sırasında olmalıdır. Ancak, din ve inançsal sorunların bu aşamaya gelmeden çözümü için, Türkiye’de yaşayan tüm din ve inanç topluluklarının, çoğunluğa göre değil eşit bir biçimde, temsil edildiği ve bu temsilcilerin dönüşlü olarak toplantılara başkanlık yaptığı “Din ve İnançlar Yüksek Kurulu” gibi bir hakemlik kurumu oluşturulabilir. Yılda en fazla iki kere ya da gerekli olduğunda toplantılar yaparak sorunların çözümüne katkıda bulunur. Bu çeşit bir kurumun oluşturularak Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak çalışması sağlanabilir…”[3]



Yine başka bir yazımızda dediğimiz gibi, Diyanet’in yeniden yapılandırılması adına atılan ve atılacak her adımda, Türkiye tipi laikliğin sınırları daha da daralacaktır. Diyanet kurumuna, hangi anlamda ya da hangi bağlamda olursa olsun konulan her taş, laik-demokratik-çağdaş devlet yapısından sökülüp alınmış demektir, böyle biline! Diyanet İşleri Başkanlığını, yarı özerklik vererek yeniden düzenleme dahil, çağdaşlık yorumuyla yeniden yapılandırma girişimi, devlet içindeki bu teokratik yapının kat be kat güçlendirilmesi demektir. Biz bu “yeniden yapılandırma”yla çağdaşlaştıma düşüncesinin ardındaki anlayışları, Alevi toplumuna olduğu kadar, laikliğe ve demokrasiye hazırlanan yeni tuzaklar olarak görüyoruz. Aslında Devlet Bakanı’nın çağdaş bir yasayla Diyanet’i çağdaş yapıya kavuşturalacağı demecinin ardında, ABD emperyalizminin “Büyük Doğu Projesi” siyaseti çerçevesindeki “Ilımlı İslam”a uyum çalışmalarının bir parçası olduğu gerçeği yatıyor.

İşte bizim Diyanet’ten beklentilerimiz bunlar!

Ercan
08.02.2006, 01:52
5. İslamın şartlarını yerine getirmeyen Aleviliğe islam içi demek ne kadar doğru?



İslamın tek temel koşulu Tanrının birliği ve Muhammed’in onun elçisi olduğuna inanmak, tanıklık etmektir. Sadece bu temelde Ortodoks ve heterodoks İslam birleşir. Alevi inancının Şii ortodoksizmi ile paylaştığı nokta ise Ali’nin veliliğine, Tanrı dostu oluşuna ve Ehlibeytin (Muhammed, Ali, Fatima, Hasan ve Hüseyin) kutsallığına inanmak. İslamın hepimize öğretildiği biçimde Kur’an’da belirlenmiş beş vakit namaz, bir ay oruç, yılda bir kez hac, zekat vb. beş-altı şartı (altıncısını Şiiler ekler) şart yoktur; ortaya çıktığı çağın sosyo-ekonomik ve siyasal koşulları içinde bireyin ve toplumun din ve inanç çerçevesinde yaşamını ve her türlü ilişkilerini düzenleyen yüzlerce (toplumsal, ahlaksal vb.) rasyonel-irrasyonel kurallar vardır ve hepsi de İslamda uyulması gereken koşullardır. Bunların da yer ve zamana uyum sağlayacak biçimde yorumlanarak yenilenip, düzenlenmesine Kur’an izin verir.



Heterodoks İslam, yani Alevilik inancında bu uyumu, Peygamberliğin (nübüvvet) yerine koyduğu Velilik(velayet) sırrını taşıyan ya da bu makamı temsil eden dönemin İmamı, diğer adıyla Velisi sağlar; kuralları değiştirir, çağının koşullarına uygun akılcı biçimde yorumlar. Alevilik İslam imparatorlukları tarihi boyunca- Zeydi, Karmati, Fatımi, Alamut-Nizari vb.devlet ve iktidar olma süreçleri dışında- hep muhalif toplulukların dinsel inancında bu reformist uygulamalar hep gerçekleştirilmiştir. Anadolu’da yaşayan Alevi-Bektaşilik inancının Hacı Bektaş Veli’nin Makalat’ında belirlenmiş ve Buyruk metinlerinde ayrıntılanan, olgun insan (insan-ı Kamil) mertebesine ulaşmak için inanan insanın geçmesi ve uyması gereken dört kapı ve kırk makamın kuralları bunu açıkça göstermektedir. İslamın çıktığı dönemin düzenleyici kuralları (Şeriatı) gelişen çağlar içinde bilim ve akıl çerçevesinde terkedilmiştir.



Ortodoks İslamda gelişme tersine olarak dine, akıl dışı ve yönetici sınıfların egemenlik cıkarlarına uygun sokuşturmalar da sözde “yenilik” adına yapılmıştı. Adlarına ehlisünnet mezhepleri kurulmuş kişiler dahil olmak üzere bütün fakih ve muctehitler zihinsel emeklerini halifelerin, sultanların emirlerin, kısacası egemen yüksek yönetici sınıfların çıkarları doğrultusunda kullanarak tefsirler (Kuran yorumları) yapmış, hadis derlemiş-üretmiş (İkinci Abbasi halifesi, bugünün deyimiyle bir hadis üretme bürosu kurdurmuştu) ve dini, çeşitli uygarlık, inanç, bilim ve felsefeyle karşılaştırarak değişen toplumsal koşullara göre değil, efendilerinin erklerini güçlendirecek biçimde kirletmişlerdir. İşte tarih içinde dine karışmış ve İslam dini olarak algılanan, geleneksel dogmalar böylesine bilinçli sokuşturulmuş. Sonra da ictihat kapılarının kapandığını ilan edilerek reformların önü kapatılmıştır.

Al-Kolayni(ö.940) Usul al-Kafi eserinde anlattığına göre “İmam Cafer Sadık(ö.765), Abu Hanife ve arkadaşlarını göstererek ‘Tanrının dinine engel olan kimseler işte bunlar; Allahtan bize verilmiş velilik ve yolgöstericiliğimize ve açıkçası kitaba, Allahın dinine engel olanlar işte bunlardır” sözünü herhalde boşuna söylememiştir.

İslamın şartlarından en önemlileri olarak bilinen (Namaz ve Hac) koşullarından kısa örneklemelerle açıklamalarımızı sonlandıralım: Önce Namaz(Farsça), yani Salat’dan sözedelim:

İslamdaki salat (tapınma, dua), vakit ve cenaze namazı vb. biçimlenmeleri mezheplerin kendileri yaratmıştır. Kuran’ın hiçbir yerinde kesin vakitlere, yer ve biçimlere bağlanmış tapınma yoktur:

Ercan
08.02.2006, 01:53
gerçek olan, bir Müslümanın günde elli ya da beş vakit namaz kılma zorunda olması değil, fakat ‘Tanrıyı sık sık düşünmesidir’ (Kuran, 33:41). Yine Kuran’da yazılı olduğu gibi, “Tanrıyı ayakta dururken, otururken ve yatarken’ (Kuran, 3:188) ve hatta ‘yaya yürürken ve at üstündeyken anımsamaları, zikretmeleridir.’ (Kuran, 2:24). Kuran’ın hiçbir yerinde günde beş kez ibadet etmek için açık bir emir yoktur. Ayrıca sonraki Ortodoks İslamın beş vakit namaz reçetesinin kesin olarak Muhammed yaşarken saptandığına dair bir kanıt da yok. Ölümünden sonra ilk yüzyıl içerisinde düzenlenmiştir.”[4]

Salat sözcüğü Kur’an’da tam 85 kez geçtiği halde, beş vakti belirleyen hiç bir açıklama yoktur. Sadece facr (sabah), maghrib (günbatımı, akşam) ve isha (yatsı) vakitleri için bazı dolaylı göndermeler ya da söylemler vardır. Peygamberin dünyadan göçüşünden 150-160 yıl sonra zuhr(öğle) ve asr(ikindi) vakitleri eklenerek Abbasi yönetimi (fıkıhçıları) tarafından beş vakit resmileştirilmiştir. Bu dönemde Abbasi din bilginleri hadisler ürettikleri ve şeriat yasaları (fıkıh) külliyatı çıkardıkları dönemde üç vakit duaya öğle ve ikindi eklenerek beş vakit salat olarak son biçim verildi. İbn Hajar Hadis Külliyatında [5] anlattığına göre, Abu Darda bir misyoner görevi üstlenerek Bağdad’dan, üç vakit olarak bilinip uygulandığı Medine’ye geldi; beş vaktin nasıl kılınacağını Medinelilere gösterdi ve Bağdad’a döndü. Gerekçesi de Peygamberden iki vakit daha eklenmesini rivayet etmesiydi. Oysa buna karşılık, Abu Davut ve Nissai, Ammara bin Ruveba’nın Muhammed peygamberin ‘sabahleyin ve akşam Tanrıya salat eda eden, dua eden mümünin cehenneme gitmeyeceğini” söylediği de rivayet edilmektedir. Büyük Hadis toplayıcılarından Buhari ve al-Müslim’de salat ve vakitlerine ilişkin birbirinden farklı yorumlar bulunmaktadır. [6]

Ortodoks İslamın koşullarından biri olan Kabe’nin ziyareti ve Hacca gitmenin zorunlu olmadığı, hatta gereksizliği üzerinde batıni ya da batıni olmayan birçok tanınmış mutasavvıf düşünce ve davranışlarıyla görüşler belirtmişlerdir. Yorumsuz olarak bazı örnekler verelim:



İlk kadın mutasavvıf Basralı Rabia (Ö.801), Kabe’yi ziyaret ettiği zaman bağırarak şu sözleri söylediği anlatılır: “Sadece taştan ve tuğladan yapılmış bir ev görüyorum; bunların bana ne yararı var!”



Wasit kentinde Mazda (Zerdüşt), Kudüs'te ise Hristiyan toplulukları arasında yaşamış ve Karmatilerle ilişkisi olan Hallac-ı Mansur (Ö.920), "Kabe'nin yıkılması ve Hac tapınmasını müslümanların kendi evlerinde yapması gerektiğini" öğretiyordu



Koyu ortodoks, ehli sünnet inancını kesin kurallara bağlayarak yeniden hayat kazandırıp yükselten ve Batıni düşmanı İmam Gazali (Ö.1111) bile Mekke’ye yaptığı bir seyahat sırasında; Kabe’ye ve hac ziyareti ile birleştirilmiş paganizm törenleri ve hacıların Siyah taş için gösterdikleri putataparlık saygısını artan bir şaşkınlıkla seyretmiş. Bunların İslamın tektanrıcı inanç ve anlayışıyla uyuşmadığını yazmıştır. [7]

Sufilerden Şibli (10.yüzyıl) eline alev alev yanan bir odun almış sokaklarda koşuyor, bir yandan da “Kabe’yi yakmaya gidiyorum!”diye bağırıyormuş. Neden yakmak istediğini sorduklarında: “Böylece Müslümanlar Kabe’nin yeri ile değil, sahibi (Tanrı) ile daha fazla ilgilenirler” diye yanıt vermişti. [8]



Şemseddin Muhammed Tebrizi (Ö.1247/8) Makalat’ında [9] “herşey insana fedadır, insansa kendisine diyor; Arşa gitsen de faydası yok, yedi kat yerin dibine girsen de. Gönüle, gönül sahibine yar olmak gerek. Bütün peygamberlerin, erenlerin, temiz erlerin çalışıp can vermeleri bunun içindir, bunu arıyorlardı. Bütün alem bir kişidedir. İnsan kendisini bildi mi, herşeyi bildi demektir… Kabe dünyanın ortasındadır. Bütün alem halkı yüzlerini ona çevirir. Fakat şu Kabe’yi ortadan kaldırdın mı, birbirlerinin gönüllerine secde ettikleri meydana çıkar çıkar. Onun secdesi bunun, bunun secdesi onun gönlünedir.”



Görüldüğü gibi Şems, secdenin-tapınmanın insana ve insan gönlüne olması gerektiğini söylüyor. Bunun gerçek olmasını da Kabe’nin ortadan kalkmasına bağlıyor. Sonra Kabe’yi ziyaret etmenin anlamsızlığı üzerine Şemseddin Makalat’ta [10] Bayezid Bistami’den bir öykü anlatıyor:



“Tanrı rahmet etsin, Ebu-Yazid hacca gidiyordu. Adetiydi, hangi şehre varırsa once şeyhleri ziyaret ederdi. Bir şehre vardı, oradaki büyük bir şeyhe gitti. Şeyh, Bayezid’in hacca gittiğini öğrenince, ‘zahmet etme dedi, etrafımda yedi kere dön. Kemerindeki paraları da bana ver, yürü git memleketine. Ey Bayezid, Kabe Tanrı evidir, ama şu gönlüm de Tanrı evi. Yalnız o evin de, bu evin de Tanrısına hamdolsun; o ev kurulalı Tanrı içine hiç girmedi. Halbuki bu ev yapıldığı günden beri, Tanrı bu evden hiç çıkmadı.” Bunları duyan Bayezid Bistami adamın dediklerini yerine getirip, evine geri döner. [11]



Kabe ve hac konusunda en akılcı ve nesnel dünyaya dayalı sözler söyleyen Hacı Bektaş Veli olmuştur:



“Ve hem beytülmamur (yedinci katta bulunduğuna inanılan Cennet köşkü) var, Kabe var. Lakin gönül ikisinden dahi yeğdir… İnananın gönlü Kabe’ye benzer. Kabeye varan ayağı ile yürür, ama gönül isteyen yüzü üstü yürüse gerek... Kabe’de ihram giymek, hakkı batıldan seçmektir… Ve hem yoldan taş arıtmak, Kabe’de Arafatta taş atmaya, kendi nefsini, (kötü) heveslerini depelemek ise Kabe’de kurban kesmeğe benzer”[12]



Şemseddin Tebrizi'nin Kabe’nin ortadan kaldırılması gerektiği anlayışı, 10. yüzyılda Kabe’den Siyah taşı (Hacer el-Esved) söküp götüren ve yirmi bir yıl (930-951) başkentleri al-Ahsa'da tutan Karmatiler ve kendi dedesi Nur Al-Din Muhammed II (1166-1210) zamanındaki Nizari İsmailiAlevilerin Kıyamet inancından gelmektedir. Alamut İsmaililiğinin Kıyamet dönemi inanç ve felsefesini içeren Abu İshak Kuhistani tarafından 1200 yılında yazılmış Haft-i Bab-i Baba Sayyid-na yapıtında, Tanrının bilinemiyeceği ve ulaşılamıyacağını ileri sürmenin kafirlik olduğu yazılıdır. Kabeyi ve tapınakları ona ulaşmak için araç olarak kullanılmasına da şiddetle karşı çıkılır. [13]



Şimdi biz size soralım; acaba yukarıda adlarını verdiğimiz en tanınmış zahirin ve batınin bilginleri olan mutasavvıflar İslamın dışında oldukları için bu İslamın hac şartını reddetmiş, eleştirmiş yerine getirmemişler? Hayır, ama onların yorumuna göre kabe insandır, hac etmek bir gönül yapmaktır; secde de insanadır, çünkü Tanrı insanda, insan Tanrıda mevcuttur, birbirinden ayrı gayri değildir. Alevilerin Tanrıya tapınma törenlerinin ve kurumlarının, Ortodoks İslamın bu değişmez kalıplara sokulmuş tapınma eylemleriyle özde olsun, biçimsel olsun bir yakınlığı yoktur ki, kabul etmedikleri şartları yerine getirsinler. Ama Muhammed’in Kırklar meclisli, musahip kardeşli, eşitlikçi ve paylaşımcı; tanrısal demokrasi ve adaletin uygulandığı Medine İslamlığını yer ve zaman koşullarına uygun geliştirerek uygulamış ve yaşadıkları inancın İslamın özü olduğuna inanarak tarihsel zulüm ve baskılara direnmişlerdir. İmam Cafer Buyruğu’nda toplu tapınmaları Cem’in özellikleri şöyle vurgulanır:



“Cem’de büyük küçük, güzel çirkin bir olur ve dahi Cem cennettir; müminleri (erkekler) melek, müslümleri (bacılar) huridir. Yedikleri cennet taamı, içtikleri cennet şarabı, giydikleri cennet esvabıdır... Pirlerin mürşidlerin evleri Makkeleridir. Onları ziyaret edenler binbir kere hacı ve gazi olurlar; günahlarından kurtulup masum ve pak olurlar...”



Alevilerin yerine getirdikleri ve uyguladıkları kendi inandıkları İslamın, yani Sünnilik ve Şiiliğe aykırı olan İslamın koşullarını yerine getiriyor ve öbürlerine inanmıyorlarsa, onlara uymaya zorlanamazlar. Ayrıca yukarıda kısaca değindiğimiz, kaynaklar ve kanıtlara dayalı tarihsel ve bilimsel gerçeklikler de onları haklı kılıyor. Ancak Alevi-Bektaşiler hiç bir zaman da Sünni ve Şiilere, kendi inandıkları batıni İslamın koşullarını neden yerine getirmediklerini sorgulamamış ve saygılı davranmıştır. Aynı saygıyı onlardan da beklemeye hakları vardır.



--------------------------------------------------------------------------------

[1] İsmail Kaygusuz, Alevilik Diyanet Siyaset, Alev Yayınları, İstanbul-2004, s.82

[2] Alev Yayınları, İstanbul-2004

[3] İsmail Kaygusuz, Alevilik, Diyanet, Siyaset, s.57

[4] Benjamin Walker, Foundations of Islam: The Making of a World Faith, Peter Owen-London and Chester Spring,1998, s.214-215; Torrey, Charles Cutler, The Jewish Foundations of Islam, 2.baskı, New York, 1967, s. 135; Jhon R. Hinnells, A Book of Living Religions, Penguin Books: England, 1991, s. 137.

[5] 4. Vol. s. 238.

[6] Richard Bell, The Origin of İslam, London, 1968, s.142; Mümtaz Ali Taceddin S. Ali, Three Times Salat or Du’a, www.ismaili.net

[7] Benjamin Walker, s.215, 217, 309



[8] Timoty Freke, The Wisdom of the Sufi Sages, Goldsfield Press Ltd., Hong Kong, 1999, s.9

[9] Fatih Nüshası 7, a ; 12, b

[10] Fatih Nüshası 24, b

[11] Makalat’tan aktaran A. Gölpınarlı, Mevlana Celaleddin, İstanbul, 1985, s.57; Krş. Benjamin Walker, agy., s.216)



[12] Hacı Bektaş Veli, Makalat, Haz. Sefer Aytekin, İstanbul, 1954, s.74-75)



[13] Yapıtın tamamının çevirisi ve konuya ilişkin yazılanlar için bkz. İsmail Kaygusuz, Hasan Sabbah ve Alamut, Su Yayınları, İstanbul-2004, s.294-347 ve 298

Candacan
08.02.2006, 02:38
ALEVİLİK, NE İSLAMIN DIŞINDA NE DE TAM KENDİSİDİR; Böyle söyledikdikten sonra arkasındanDİĞER DİNSEL VE FELSEFİ İNANÇLARLA BAĞDAŞTIRMACI BATINİ YORUMUDURdemek üsteki söylemi inkar etmektir. Kimse insanları kandırmasın. kimsenin buna hakkı yok. Önce alevilik ne hiç bir dinin içindedir, ne de dışındadır diyeceksiniz.(zaten başka türlü dememiniz mümkün değil). Arkasından alevilik islamın batını yorumudur diyeceksiniz. Hatta bundan da öte bir şey:Alevilik diğer dinlerle islamiyeti bağdaştırmak için var olmuştur anlamına gelebilecek bir şeyler söylemişsiniz. Anlamadığım bir şey var. Aleviliği, alevilik olarak niye kabul etmek istemiyorsunuz. Artık aleviliği mutlaka başka bir şeye dayandırmak sevdasından vazgeçseniz diyorum. Alevilik:aleviliktir demek çok zor bir şey mi. Bunu böyle görmek alevilere ne kaybettirir. Hiç bir şey kaybettırmez. Ama aksini iddia etmek, alevilere değil de başkalarına çok şey kazandırır. Alevilik; aleviliktir demek çok mu zor geliyor.
Ayrıca, bu konuda açılmış birçok konu varken, aynı konuyu başka bir topikle açma ihtiyacını niye duydunuz.

Ercan
08.02.2006, 13:27
Sevgili Candacan,
Makalede "Alevilik,ne islamin disinda ne de tam kendisidir;"dendikten sonra "DİĞER DİNSEL VE FELSEFİ İNANÇLARLA BAĞDAŞTIRMACI BATINİ YORUMUDUR " deniyor. Ben burada bir celiski bulamadim.Cünkü bunun aciklamasini yazinin devaminda bulmak mümkün.
Yazida söyle deniyor:

"Devletleşen, daha doğrusu iktidarı ellerine geçirmiş olanların sultasına alınmış olan İslamlık, az önce sözünü ettiğimiz sınıfların çıkarlarına hizmete başlamış ve bu sınıflarla birlikte Emevi ve Abbasi hanedanlarının halklar üzerinde zulüm ve baskı aracı olmuştur. Aleviliğin işte bu Ortodoks İslamla, yani onların yarattığı Sünnilik ve Şiilikle hiçbir ilintisi yoktur; ancak bu bağlamda, bu anlayıştaki İslamın dışında olduğu rahatlıkla söylenebilir. "

Siilerin ve sünnilerin sonradan yarattigi islamin disinda oldugumuz söyleniyor.Bircok yazar da Sünni inanisindan farkli oldugumuzu yaziyor.Bu forumdaki yazilarda da bunu görmek mümkün.Farkli oldugumuz islamin tamamen disinda oldugumuz anlamina mi geliyor?Yazar buradaki sapmayi ve farkliliklari anlatiyor.Bütün dinler kendisinden önceki dinlerden etkilenmislerdir.
Sevgili Candacan,siz Aleviligi islamin tamamen disina cekmek istiyorsunuz,fakat bunun altini dolduramiyorsunuz.Sizin anlayisiniza göre Hak-Muhammed-Ali söylemini,yedi ulu ozani ve H.Bektas veli´yi cikarmak gerekiyor.Geriye kalanlarla Alevilik disinda bir isim takarak istediginiz dini yaratabilirsiniz.
"Alevilik Aleviliktir"demekle ici bos alevilik olmuyor.Icini doldurmaniz gerekli.Aksi taktirde bu asimilasyoncularin isine gelir.Kimsenin Aleviligi kendi inanclarina politik görüslerine ve amacina alet etmeye hakki yoktur.
Candacan´dan alinti
Ayrıca, bu konuda açılmış birçok konu varken, aynı konuyu başka bir topikle açma ihtiyacını niye duydunuz.

Buna benzer bircok konu acildi.Bu makale ise bu acilan konulara cevap verecek nitelikte idi.Kafamiza takilan konulara aciklik getirmesi bakimindan gerekli gördügüm icin actim.Sizi rahatsiz eden hangi bölüm onu anlayamadim.
Yazinin tamami okununca katilirsiniz katilmazsiniz,bu herkesin bilecegi birsey,benim icin aydinlatici bir makaledir.
Elestiriniz icin tesekkürler...

rockçı turna
08.02.2006, 14:22
ben ercan dostumuza tesekkür ediyorum makaleyi bizimle paylastıgı
için... bu makaleyi okuyanların erdogan cınar ın su makalesini de okumasını öneririm...biraz kafanız karısacak ama bugün olmazsa baska bir gün bu karısıklıkla zaten karsılasacaksınız maalesef:S


http://www.aleviforum.com/showthread.php?p=48726#post48726

bana kalırsa ismail kaygusuz un bu görüsleri sorgulanacak bazı
bölümlerin varlığıyla beraber, geleneksel alevi-kızılbas tezine cok yakın...(özellikle dedeler vasıtasıyla kusaktan kusaga aktarılan bilgilerin bilimsel bir tekrarıdır bana göre)

''Alevilik,ne islamin disinda ne de tam kendisidir'' ile ''DİĞER DİNSEL VE FELSEFİ İNANÇLARLA BAĞDAŞTIRMACI BATINİ YORUMUDUR '' arasında bende bir celişki görmüyorum. sanırım yazarın, aleviliğn islamın ''tam kendisi olmamasından'' kastı baska mezheplerin varlıgını göz ardı etmemektir. çünkü alevilik islamın ta kendisiyse sünnilik ve şiilik neyi olur??? düsünmek lazım...

Candacan
08.02.2006, 21:25
Sevgili Candacan,
Makalede "Alevilik,ne islamin disinda ne de tam kendisidir;"dendikten sonra "DİĞER DİNSEL VE FELSEFİ İNANÇLARLA BAĞDAŞTIRMACI BATINİ YORUMUDUR " deniyor. Ben burada bir celiski bulamadim.
Sevgili can, haklısın. Özür diliyorum. Ben ilk cümleyi yanlış okumuşum. Yoksa bu alıntıda hiç bir çelişkinin olmayacağı açıktır.Sevgili Candacan,siz Aleviligi islamin tamamen disina cekmek istiyorsunuz,fakat bunun altini dolduramiyorsunuz.Sizin anlayisiniza göre Hak-Muhammed-Ali söylemini,yedi ulu ozani ve H.Bektas veli´yi cikarmak gerekiyor.Geriye kalanlarla Alevilik disinda bir isim takarak istediginiz dini yaratabilirsiniz.
"Alevilik Aleviliktir"demekle ici bos alevilik olmuyor.Icini doldurmaniz gerekli.Aksi taktirde bu asimilasyoncularin isine gelir. Ne "Hak, Muhammed, Ali" söylemini, ne ulu ozanlarımızın ve diğerlerinin söylemlerini kuranda islamda bulamazsınız. Ne aleviliğin özü olan "Vahdet-i Vücud" felsefesini, ne de ibadeti "cem"i kuranda, islamda bulamazsınız. Diğer öğretilerimiz ise evrenseldir. Aleviliğin içi öylesine doludur ki başka hiç bir dinin içine sığdıramazsınız. Ve buna rağmen içinin doldurulması gerektiğini iddia edebiliyorsunuz. Çünkü size göre içinde sadece kuran ve islam olmalı. Alıntı yaptığınız makalede de belirtildiği gibi; hem aleviliği ayrı bir inanç olarak göreceksiniz, hem de islamın üç kolundan biri olarak yorumlayacaksınız. Alevilik ayrı bir inançtır. Aleviliği, islamın bir kolu olarak görmek; aleviliğin ta özünden asimilasyonudur. Aleviliği yok etmektir.

Demali
08.02.2006, 22:34
alevilik madem islam dışı haaa birde alevilik din!
peygamberimiz kim.kitabımımız ne.Birde ilah uydur bize candacan beyyy!!! tövbe tövbe
şu forum alevi forumu bir dikkat ediniz yazılanlara Muhammed Kuran Allah ne kadar geçiyor cevabı sonuçlar göstercektir.
Alevilik İslamın içinde, bir humanist ve hoşgörü timsali bir kültür.Bizim bu yolumuzun başını Hz. Ali çeker sonra on iki imamlar.
Hz. Ali bizimdir.Hz. Muhammed sunni olsun şii olsun alevi olsun ortak bir değerdir. Allah ise müslüman olsun, hristiyan olsun yahudi olsun ortak bir değerdir.size fazla söz gerekmez.Bu söylediklerimin üstüne ne söyleyeceksiniz sakın aynı şeyleri tekrarlamayın yeni bir şey söyleyin kanıt gösteriniz.

Candacan
08.02.2006, 23:17
alevilik madem islam dışı haaa birde alevilik din!
peygamberimiz kim.kitabımımız ne.Birde ilah uydur bize candacan beyyy!!! tövbe tövbe
şu forum alevi forumu bir dikkat et yazılanlara Muhammed Kuran Allah ne kadar geçiyor cevabı yüzüne sonuçlar çarpacaktır.
Alevilik İslamın içinde, bir humanist ve hoşgörü timsali bir kültür.Bizim bu yolumuzunz başını Hz. Ali çeker sonra on iki imamlar.
Hz. Ali bizimdir.Hz. Muhammed sunni olsun şii olsun alevi olsun ortak bir değerdir. Allah ise müslüman olsun, hristiyan olsun yahudi olsun ortak bir değerdir.sana fazla söz gerekmez.Bu söylediklerimin üstüne ne söyleyeceksin sakın aynı şeyleri tekrarlama yeni bir şey söyle kanıt göster.
Ne oldu? Tabularınıza dokunuldu galiba. Birden bire hiddetlendiniz. Karikatür falan derken, yine bazı duygularınız depreşti galiba.
Aynı şeyleri söylemeyecekmişim. Niye. İşine gelmez. Çünki ben aleviliği anlatıyorum ısrarla. Aleviliğin özünü, felsefesini, öğretilerini anlatıyorum. Ama sen, bir türlü anlamak istemiyorsun. O zaman dediğin gibi olsun. Biraz farklı ve daha net söyleyeyim. Tabularını biraz daha açığa çıkarayım. Sen de biraz daha fazla celallen.
Bütün açıklamalara rağmen, hala gerçek islam, gerçek kuran, gerçek peygamber diyerek, artık olmayan şeylerden bahsederek aleviliği savunmuş olamazsın. Gerçek islamı da savunmuş olamazsın. Olmayan bir şey savunulamaz. Sen resmen, bugünki yaşayan islamı savunuyorsun. Onun da ne olduğunu gayet iyi biliyorsun. Ve de bunu bilinçli bir şekilde yapıyorsun. Gah yumuşuyorsun, gah alevi gibi gözüküyorsun. Bazen dininize hakaret edildi diye ortalığı velveleye veriyorsun. Tepkiler doğal olarak caniliğe varınca geri adım atıyorsun. Elbette aleviliğin hakim olduğu bir ortamda caniliği de savunacak değilsin. Bu sefer başka bir sayfada başlıyorsun yazmaya. ufaktan ufaktan, kıyısından köşesinden, soldan sağa, cemden namaza, camiye, kurana, islama doğru aleviliği kırpmaya başlıyorsun. Birisi de amacını ortaya çıkarıp, tekerine taş koyunca, yeniden başlıyorsun kızıp sinirlenmeye. Galiba daha çok kızıp sinirleneceksin. Ben de sakin sakin yazmaya devam edeceğim. Ben senin gibilerle çok karşılaştım. Hayatımız mücadele içinde geçti. Ne zaman sinirlenip, ne zaman sinirlenmeyeceğimin dersini aldım. Ama birilerinin sinirlenip sinirlenmemesi de beni hiç ilgilendirmedi.

srdr_ist
08.02.2006, 23:35
şu yazıyı yazan parmakların dert görmesin allah razı olsun

Demali
08.02.2006, 23:35
Ne oldu? Tabularınıza dokunuldu galiba. Birden bire hiddetlendiniz. Karikatür falan derken, yine bazı duygularınız depreşti galiba.
Aynı şeyleri söylemeyecekmişim. Niye. İşine gelmez. Çünki ben aleviliği anlatıyorum ısrarla. Aleviliğin özünü, felsefesini, öğretilerini anlatıyorum. Ama sen, bir türlü anlamak istemiyorsun. O zaman dediğin gibi olsun. Biraz farklı ve daha net söyleyeyim. Tabularını biraz daha açığa çıkarayım. Sen de biraz daha fazla celallen.
Bütün açıklamalara rağmen, hala gerçek islam, gerçek kuran, gerçek peygamber diyerek, artık olmayan şeylerden bahsederek aleviliği savunmuş olamazsın. Gerçek islamı da savunmuş olamazsın. Olmayan bir şey savunulamaz. Sen resmen, bugünki yaşayan islamı savunuyorsun. Onun da ne olduğunu gayet iyi biliyorsun. Ve de bunu bilinçli bir şekilde yapıyorsun. Gah yumuşuyorsun, gah alevi gibi gözüküyorsun. Bazen dininize hakaret edildi diye ortalığı velveleye veriyorsun. Tepkiler doğal olarak caniliğe varınca geri adım atıyorsun. Elbette aleviliğin hakim olduğu bir ortamda caniliği de savunacak değilsin. Bu sefer başka bir sayfada başlıyorsun yazmaya. ufaktan ufaktan, kıyısından köşesinden, soldan sağa, cemden namaza, camiye, kurana, islama doğru aleviliği kırpmaya başlıyorsun. Birisi de amacını ortaya çıkarıp, tekerine taş koyunca, yeniden başlıyorsun kızıp sinirlenmeye. Galiba daha çok kızıp sinirleneceksin. Ben de sakin sakin yazmaya devam edeceğim. Ben senin gibilerle çok karşılaştım. Hayatımız mücadele içinde geçti. Ne zaman sinirlenip, ne zaman sinirlenmeyeceğimin dersini aldım. Ama birilerinin sinirlenip sinirlenmemesi de beni hiç ilgilendirmedi.

Allah yok hz. Muhammed yok islam yok o zaman boşuna konuşmiiim.ee alevilik gökten zemillemi indi dimi.Anlamıyorum, Hz. Muhammedin karikatürlerini kınamak neden zorunuza gitti.Yani Size yaranmak için sizden olmak için Allah yok mu demek lazım o zaman kusura bakma ben sizden değilim ALEVİYİM. Kanıtınz yok sadece göz boyama şimdi bakalım diyorsunuz hangi aleviler beni savunacak hangisi yezidi " demaliyi" savunacak.Siz asıl şimdi kaybettiniz.

Demali
08.02.2006, 23:49
şu yazıyı yazan parmakların dert görmesin allah razı olsun

Allaha inanmıyorum diyor sen razı olsun diyorsun.
Ya hep ya hiç demek ne kadar yanlış.Müslümanların yanlış yapanları var ee ozaman müslümalığı atalım.
Ben şahsen candacanın dünya görüşünü anlayabilmiş değilim neye inanır bir açıklarsa sevinirim.Aleviyim diyor peki nasıl bir alevi.Saygılar.

Candacan
09.02.2006, 00:01
Kaybetmekten korkum yok. Hiç bir zaman ikili oynamadım. İkli oynayanların niyetlerini her zaman açığa çıkartmaktan onur duydum. Kimi zaman baskı ve siddet altında kalsam da bundan vazgeçmedim. Öğrenciyken de, görev yaparken de ordan oraya sürüldüm. Sürgünlüğün çok kötü gözle görüldüğü, "Aaa, bak bu sürgünmüş" denildiği dönemlerde bile doğru bildiğimden şaşmadım. Senin sünniliğinin ne allahı var bende, ne de muhammedi. Gerçi bir zamanlar ortaokul dönemlerinde biraz vardı ama artık yok. Bundan da gurur duyuyorum. Beni kimsenin savunmasına gerek yok. Ben kendimi savunmasını bilirim. Bu forumda, her ne kadar başında alevi kelimesi olsa da, sadece alevilerin olmadığını da biliyorum. Merak etme, seni savunanlar çıkacaktır. Savunmasalar da yalnız olmadığını biliyorum.

Candacan
09.02.2006, 00:15
Allaha inanmıyorum diyor sen razı olsun diyorsun.
Senin allahına inanmıyorum.Ben şahsen candacanın dünya görüşünü anlayabilmiş değilim neye inanır bir açıklarsa sevinirim.Aleviyim diyor peki nasıl bir alevi.Saygılar.
Sen benim bu forumda defalarca yazdığım yazıları ya okumadın, ya da bilerek anlamamazlıktan geliyorsun. Üstelik senin gibi insanlar aynı konuyu bir çok sayfada yazdırdılar bana. İyi niyetli olan canlara yazmaktan, anlatmaktan asla bıkmam. Ama sen. Sen farklısın. Sana artık birşeyler anlatmak havanda su dövmeye benzer. Sen kendini, aleviliğin asimilasyonuna adamışsın.

Ercan
09.02.2006, 01:37
Sevgili can, haklısın. Özür diliyorum. Ben ilk cümleyi yanlış okumuşum. Yoksa bu alıntıda hiç bir çelişkinin olmayacağı açıktır. Ne "Hak, Muhammed, Ali" söylemini, ne ulu ozanlarımızın ve diğerlerinin söylemlerini kuranda islamda bulamazsınız. Ne aleviliğin özü olan "Vahdet-i Vücud" felsefesini, ne de ibadeti "cem"i kuranda, islamda bulamazsınız. Diğer öğretilerimiz ise evrenseldir. Aleviliğin içi öylesine doludur ki başka hiç bir dinin içine sığdıramazsınız. Ve buna rağmen içinin doldurulması gerektiğini iddia edebiliyorsunuz. Çünkü size göre içinde sadece kuran ve islam olmalı. Alıntı yaptığınız makalede de belirtildiği gibi; hem aleviliği ayrı bir inanç olarak göreceksiniz, hem de islamın üç kolundan biri olarak yorumlayacaksınız. Alevilik ayrı bir inançtır. Aleviliği, islamın bir kolu olarak görmek; aleviliğin ta özünden asimilasyonudur. Aleviliği yok etmektir.

Sevgili Candacan,

Ben Aleviligin icinin bos oldugunu iddia etmiyorum.Aleviligin icinin bosaltildigini ve yerinin doldurulmadigini söylüyorum.Aleviligin icini ben bosaltmak istemiyorum ki,icinin doldurulmasi gerektigini iddia edeyim.
Ayrica simdiye kadarki yazilarimda hicbir zaman Kuran´dan örnek vermedim.Hangi yazimda Aleviligin icinde sadece kuran ve islam olmali gibi bir iddiam var?Lütfen benim söylemediklerimi benim görüsüm gibi yansitmayiniz.
Herkesin kendine göre ayri bir alevilik tanimi ve yorumu yaptigi bir dönemde,"Alevilik islam disidir"gibi söylemler kafa karisikligindan baska birsey getirmez.Kisisel olarak aleviligin inancsal yönüne inanmayabilirsiniz.Bu herkesin kendi görüsüdür.Fakat bunu dayatarak herkese kabul ettirmeye calisip alevilik budur demek inancli kisileri baska yönlere ceker.Aleviler arasinda bölünmeler olur.Asimile etmek isteyenlerin amaclarida bu.

Candacan
09.02.2006, 03:19
Sevgili Candacan,

Ben Aleviligin icinin bos oldugunu iddia etmiyorum.Aleviligin icinin bosaltildigini ve yerinin doldurulmadigini söylüyorum.Aleviligin icini ben bosaltmak istemiyorum ki,icinin doldurulmasi gerektigini iddia edeyim.
Ayrica simdiye kadarki yazilarimda hicbir zaman Kuran´dan örnek vermedim.Hangi yazimda Aleviligin icinde sadece kuran ve islam olmali gibi bir iddiam var?Lütfen benim söylemediklerimi benim görüsüm gibi yansitmayiniz
Sevgili can, sevgili Ercan,
Ben o makaleyi senin görüşlerin gibi algılamıştım. Yukardaki yazında öyle olmadığı görülüyor. Yanlış anladığım için senden özür diliyorum..Kisisel olarak aleviligin inancsal yönüne inanmayabilirsiniz. Ama bu söyleminiz doğru değil. Tam tersine, ben aleviliğin inançsal yönüne vurgu yapıyorum. Allah inancının; "Vahdet-i Vücud" ve "Vahdet-i Mevcut" felsefesiyle ne kadar doruğa ulaştığını ve aleviliğin, diğer inançlardan ne kadar farklı olduğunu belirtiyorum. Şimdi siz bana nasıl böyle bir suçlama getirebilirsiniz.Fakat bunu dayatarak herkese kabul ettirmeye calisip alevilik budur demek inancli kisileri baska yönlere ceker.Aleviler arasinda bölünmeler olur.Asimile etmek isteyenlerin amaclarida bu. Aleviliğin böyle sağlam bir inancı varken (ki, aleviliğin tüm öğretilerinin temelinde bu yatar. Bu inancın yerine başka dinlerin inancını koymak demek, aleviliğin büyük bir sevgi dini olma özelliğini de kaybettirir.) bu inancın yerine başka bir dinin inancını ikame etmek, aleviliği o dine benzetmektir. O zaman bunun adı niye alevilik olsun ki. Neye benzetiyorsanız o olur. İslama benzetiyorsanız, islam. Sünniliğe benzetiyorsanız, sünnilik. Şiiliğe benzetiyorsanız, şiilik. Şamanizme benzetiyorsanız, şamanlık. Zerdüştlük, budistlik, maniheistlik, hıristiyanlık. vs. vs. Temel sorun inanıp inanmamakta değil. (İnanmayan zaten ateisttir. Ben her zaman onlara saygı duyarım. Her zaman bizim yanımızda olmuşlardır. Yanımızda dururken de hiç bir zaman "biz aleviyiz, alevilik budur" diyerek aleviliği asimile etmeye çalışmamışlardır. Ateist olarak yanımızda yer almışlardır.) Temel sorun alevilikteki allah inancını yok sayıp başka bir dinin allah inancını aleviliğe kabul ettirmektir. İşte asimilasyon budur. Bir kimse alevi doğmuş ama sonradan bir şekilde başka bir dinin etkisi altına girmiş olabilir. Saygı duyarım. Ama dürüstçe; ben şuyum, ben buna inanıyorum demelidir. Dönme ve asimile olma fikrini kabul edemeyip, aleviliği de kendisiyle birlikte döndürmeye çalışması kendi vicdanını aklama çabalarıdır. Kendi inançları doğrultusunda başka dine yönelen insanlara ancak saygı duyulur. Başka inanca inananlar dürüst olmalıdırlar. Ya, ben artık başka dine inanıyorum demeliler, ya da ben aleviyim ama şuna da inanıyorum demeliler. Bu asimilasyon değildir. Asıl sorun iki yüzlülüktür.Başka inanca inandığı halde bunun alevilik olduğunu iddia edenler, bilerek veya bilmeyerek asimilasyona hizmet ediyorlar. Bölünmemek için bunlar aramızda kalsın, demek ne anlama gelir. Bu da asimilasyondan öteye gitmez. Bölünmüşlük şu anda zaten var. Vakıflar var, dernekler var. Onlar bir süre sonra zaten ortadan kalkacaktır. Ya sünni olmak, ya da şii olmak zorundadır. İlerde her şey netleşecektir. Zaten netleşmek zorunda. Aleviyim diyerek yobazlarla aynı tepkiyi paylaşanların foyaları meydana çıkacaktır. Herkes kendi saflarına çekilmek zorunda kalacaktır. Alevilik nicel olarak küçülecektir ama nitel olarak çok daha güçlenecektir. Yobaz bir zihniyet aleviliğin içinde fazla barınamaz.

gulizar
09.02.2006, 12:23
ALEVİLİK İSLAMIN DIŞINDA DEĞİLDİR

ALEVİLİĞİ BİLMEYENLER , ALEVİLER ADINA KONUŞMAMALIDIR


Türkiye Araştırmalar Merkezi’nin Almanya ve Fransa’da ki, Müslümanlara karşı bakış açıları ve toplumlarda İslam düşmanlığının oluşması konulu toplantı yapılmıştır. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Turgut Öker’in, katıldığı bu toplantıda yaptığı talihsiz konuşma, Alevi toplumunu bir kez daha derinden üzmüştür.

Turgut Öker, bir gazetede yer alan açıklamasında; “Aleviliğin aslında Hz. Ali ile alakası yoktur. Aleviler takiyye yapıyor. Sünni hegemonyasına karşı bu yola başvuruldu. Öyle olmasaydı Aleviler de Hz. Ali’nin yaptığını yapardı” ve “Alevilerde Yezid’e lanet okumaktan vazgeçmeli” diyor.


Yüzyıllarca Aleviler, Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali demeleri, ibadetlerini cem evlerinde ve evlerinde yapmaları, dillerinden Allah’ı hiç eksik etmeyenler mi , Aleviliği daha iyi bilir ? Yoksa cem evinin kapısından içeri girmemiş olanlar mı?Yoksa Aleviler gibi yaşamamış, cem evinin işlevini bilmeyenler mi? Alevilerle ilgili senaryo yazan ateistler mi Aleviliği daha iyi bilir. Elbette Alevi gerçeğini, Alevi gibi yaşamayanlar bilmezler. Bu söylemler Aleviliği asimile etmek amacını güden politik söylemlerdir.

Geçmişte Emeviler, Abbasiler, Hz. Muhammed’in soyuna, Ehl-i Beyt’e ve taraftarlarına saldırdıkları ve iftira attıkları gibi, bugün de kendini bilmezler, Alevilikle ilişkisi olmayanlar, medyada boy gösterip politik yatırım yapmaktadırlar. Alevi İslam inancına aykırı verdikleri bu beyanatlar Alevileri bağlamamaktadır. Alevi İslam inancı adı altında ortaya attıkları bu düşünceler, Alevilerin inanç önderi olan Ahmet Yesevi, Hünkar Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, 7 Ulu Ozan ve Anadolu Erenlerinin , Ocaklarının , Alevi yol ve süreklerinin, Kurân yorumu olan velilerin görüşleri ve inançlarını yansıtmamaktadırlar. Kafaları “ Ateizm ile karma karışık olmuş bu kişiler , çarpık düşüncelerini ve kendi kafalarında ki karışıklığı kamuoyuna şırınga edip, inançlı Alevi halkımızın zihinlerinde sansasyon yaratma amacıyla hareket edenlerdir.Geçmişte olduğu gibi bu gün de inançlı halkımızdan gerekli dersi alacaklardır.

Alevilerin, inançsız, ibadetsiz olduğunu iddia edenler olsa, olsa kara cahillerdir.

Aleviliği, Alevi gibi yaşayanlar bilir, Aleviliğin kaynağı, Hz. Muhammed, Hz.Ali, Ehl-i Beyt’e bağlılıktır. Aleviliğin kaynağı Hoca Ahmet Yesevi’nin hikmetlerinde geçen terimlerdir. Semahtır, Pir rızasıdır.Ehl-i Beytin yoludur. Miraç, kul hakkı, hak rızasında, Hz. Ali yandaşlığındadır.

Alevilik onların sandığı gibi dinsizlik değildir.Dünyanın en büyük dinleri ve inançlarının evrensel değerleriyle bütünleşmiş ve İslamiyet’’in tasavvuf yorumu ile yoğrulmuş, iman ve insanlık yoludur. Alevilikte , Allah sevgisi,Hz. Muhammed, Hz.Ali ve Ehl-i Beyt’e bağlılık vardır. Aleviler, Hz. Ali’yi sevmenin, Hz.Muhammed’i sevmekle eş değer olduğuna inananlardır.

Aleviler, Hz. Ali’nin üstün niteliklerini ve Kurân’ın gerçek yorumunu içsel anlamını başta Hz. Ali olmak üzere, Ehl-i Beyt, 12 İmam ve Yedi Ulu Ozan’ın tasavvuf derinliği olan kişilerle keşfedildiğinden dolayı, Alevi İslam inancını kendi içlerinde içselleştirerek savunanlardır. Hacı Bektaş-ı Veli, Alevilerin Serçesmesi (Pir)dir. Alevilerin beslendiği kaynaktır. İlim, irfan,barış, sevgi ve direniş pınarıdır.Aleviler, Hacı Bektaş-ı Veli’den alınan güçle yüzyıllardır zulme , asimilasyoncu politikalara ve sizin gibi gerçek düşkünlere karşı bir direniş kaynağı olarak mücadele etmiş ve Alevi İslam inancının bayrağını yükseltmişlerdir. Gönüllerinde yüreklerinde ve kişiliklerinde yaşatmış ve yaşatacaklardır.

Aleviler Allah’a kul, Hz.Muhammed’e Ümmet, Hz.Ali’ye talip olanlardır. 20.11.2005

Ali KAYA



bu yaziyi buraya eklemeyi uygun gördüm.kaynak:Cem Vakfi web.sitesi.

bülentişcan
09.02.2006, 16:51
sayın Gülüzar
Bu alıtıyı yaptığınız yazıdaki düşünceleri paylaştığınız için mi yazdınınız,yoksa insanlar düşüncelerini yazıp yorum yapsınlar diyemi yazdiniz,
Eger yorum içince:
Yıllardır bu Alevi islam terimini anlamadım İSLAMIN ALEVİSİ VE SÜNNİSİ-(NAKŞİSİ,NURCUSU-ŞİİSİ ŞİA SI) terimler nedir pir askına,
Yazı içinde tutarlılıkları olmayan alt yapısı beslenmeden Süleman DEMİREL vari yuvarlak konuşulmş bir bütün,Yukarda Muhammed ve Ali söylenirken Aşağıda Hünkarda icazet alıyor,
Ahmet Yesevi ve Alevilik?
Biz hep sünnilere söyleriz ya,insanların bir yere varması için nefsini köreltmesi, rıya yapmaması yalan söz söylememesi,vs gibi eylemleri için namaz,oruç,vs ibadetlere gerekmez diye,
Alevi inancı CEM evine girende daha cok ,gelmiyende daha az alevilik vardır diye birsey olurmu,
Bugün Büyük göç veren alevilerden ve cocuklarından kaç kişi CEM e gelip ikrar verip pir huzurunda niyaz bend oldular, o zaman bunlar ALEVİLİĞİ bilemez vs.mi diyelim
Hacı Bektaşı dikkatli inceleyin Mesela MALAKAT ı EHLİBEYT VE HZ ALİ hakkında kaç cümle bulacaksınız.
Hasbel kader bu yazı hakkında düşüncem budur.
DOSTCA KALIN

Oli
09.02.2006, 17:02
gülizar hanım Ali Kaya nın yazısını aktarmış... ben Ali Kaya nın internetten yazılarını ve bir kitabını okuma fırsatı buldum... resmen bilgisiz bir şahıs olduğuna kanaat getirdim. çok yüzeysel, sapla samanı karıştıran bir zat.

gulizar
09.02.2006, 23:12
Bülent kardesim,soruna cevap yazayim!

sayın Gülüzar
Bu alıtıyı yaptığınız yazıdaki düşünceleri paylaştığınız için mi yazdınınız,yoksa insanlar düşüncelerini yazıp yorum yapsınlar diyemi yazdiniz,

Konu Alevilik islam'in icinde gibi olunca,bu yaziyi uygun gördüm.
tabi yüzeysel okudum ve benimde fikrim budur,simdi tekrar okudum acaba bir yanlis birsey mi yaziyordu da ben gözden kacirdim mi diye ama öyle birsey yok.

Yıllardır bu Alevi islam terimini anlamadım İSLAMIN ALEVİSİ VE SÜNNİSİ-(NAKŞİSİ,NURCUSU-ŞİİSİ ŞİA SI) terimler nedir pir askına,
Yazı içinde tutarlılıkları olmayan alt yapısı beslenmeden Süleman DEMİREL vari yuvarlak konuşulmş bir bütün,Yukarda Muhammed ve Ali söylenirken Aşağıda Hünkarda icazet alıyor,
Ahmet Yesevi ve Alevilik?
sadece sunu diyeyim:
bu ulular-Hünkar ve Ahmet yesevi uzak degiller dir Hz.Aliden, onun haricinde gercekten ne demek istemissin bu yazinla anlamadim.

Biz hep sünnilere söyleriz ya,insanların bir yere varması için nefsini köreltmesi, rıya yapmaması yalan söz söylememesi,vs gibi eylemleri için namaz,oruç,vs ibadetlere gerekmez diye,
evet ayni fikirdeyim.

Alevi inancı CEM evine girende daha cok ,gelmiyende daha az alevilik vardır diye birsey olurmu,
Bugün Büyük göç veren alevilerden ve cocuklarından kaç kişi CEM e gelip ikrar verip pir huzurunda niyaz bend oldular, o zaman bunlar ALEVİLİĞİ bilemez vs.mi diyelim
hayir olmaz tabi,yukarida bahsi gecen zannedersem,hic alevilikle alakasi olmayanlar icin söylenmis, hani yokmu Aleviligi bilmeyip'te bize daha iyi alevi kesilen bizden daha cok iyi Aleviligi savunan ama hic birsey de bilmeyenler.

Hacı Bektaşı dikkatli inceleyin Mesela MALAKAT ı EHLİBEYT VE HZ ALİ hakkında kaç cümle bulacaksınız.
Hasbel kader bu yazı hakkında düşüncem budur.
Neden Makalat'ta Hz.Ali'den Ehlibeyt'den bahs etmezmi?
Biz Aleviler Haci Bektasi Veliyi, Veli biliriz.
tam olarak ne demek istedigini anlamadim ama umarim benden duymak istediklerin bunlardir.

sen de saglicakla kal.

Candacan
10.02.2006, 00:40
Sevgili gulizar,
Belki alınırsın diye yazına cevap yazmayacaktım ama alıntının Ali Kaya'dan olduğunu öğrenince yazmak zorunda olduğumu hissettim.
Senin Ali Kaya gibi olmadığını biliyorum. Onun amacının ne olduğunu çok iyi biliyorum. Hatta özel amaçlarını da biliyorum. İnsanları nasıl kandırmaya çalıştığını da biliyorum. Ama senin çok iyi niyetli olduğunu da biliyorum.
Daha önce bizi inançsızlıkla, allahsızlıkla suçladılar. Bizdeki inancın ne kadar sağlam ve ne kadar güçlü olduğunu "vahdet-i vücud" felsefesiyle ispatladık. Önce; bunun bir tasavvuf felsefesi olduğunu ve temel olarak inancın bu olamayacağını söylediler. Sizce öyle olabilir ama aleviliğin temel inancının bu olduğunu açıkladık. Bunu da kuranda, islamda bulamayacaklarını söyledik. Bu sefer bu felsefenin kurucularının alevi bile omadığını iddia ettiler. Tartışma bir ara bunun üzerinde oldu. Pirlerimizin alevi olmadığını ispatlamaya çalışmak onlara çok şey kaybettirmişti. Aleviliğin temel inancının "vahdet-i vücud" olduğunu kabul etmek zorunda kaldılar. Şimdide bu yorumun islamın öz yorumu olduğunu söylüyorlar. Önce kabul etmeyeceksin, sonrada bu yorum islamın özüdür diyeceksin. Sevgili can bu size bir şey ifade etmiyor mu?
Daha önceki okumalarında bulamadıkları özü, nasıl olduysa gönül gözüyle okumayı keşfederek, kuranda bulmuşlar. Ne demek gönül gözüyle görmek. Gönül ne isterse onu görür. Bu özü; kuranda da görür, incilde de görür, tevratta da. Ya da başka bir şeyde de görür. Hele de işin içinde gönül yoksa görünen gerçekleri görür. Bu öz aleviliğin içinde, her yerinde var. Gönül gözüyle bakanın da, gönül gözüyle bakmayı beceremeyenin de, istisnasız herkesin görebileceği bir şekilde, gayet açık ve net olarak. Şimdi bu özü alevilikten ayırıp başka bir yerde aramanın ne anlamı olabilir ne de gereği.
Ne yapılmak istendiği açıktır. Net olarak ortaya konmalıdır. Yapılmak istenen; aleviliğin kendi özünün yerine başka bir özün, başka bir inancın getirilmesidir.
Alevi inancı yerine, kuran inancını, sünni inancını getirmeye çalışıyorlar. Kimse bana sünnilikten bahsetmiyoruz demesin. Kuranı rehber alarak asıl islam olduğununuzu iddia edemezsiniz. Siz ne kadar aksini iddia etsenizde, kurandan alevilik çıkmaz. Kurandan sadece ve sadece sünnilik çıkar. Bütün dünyada, bütün din alimleri, bütün islam ve ilahiyat profosörleri böyle diyor. Onlardan daha iyi okuyup daha iyi anladığınızı da iddia etmeyin. Onlar gönül gözüyle bakmayı bilmiyor, biz gönül gözüyle bakıyoruz da demeyin. Kurana gönül gözüyle bakmayı ben beceremiyorum, kimsenin de becerdiğini sanmıyorum.

Ercan
10.02.2006, 00:55
Hacı Bektaşı dikkatli inceleyin Mesela MALAKAT ı EHLİBEYT VE HZ ALİ hakkında kaç cümle bulacaksınız.



Sayin bülentiscan,

Gülizar Arkadasimizin aktardigi yazi "Alevilik islam disidir" söylemlerine karsi yazilmis genel bir yazi.Burada da ayni düsünceler tartisildigina göre konuya uygun düsüyor.Yazinizi pek anlayamadigim icin yorum yapamiyorum.Ne demek istediginiz anlasilmamis.Yazinizdaki son cümle dikkatimi cekti.
Makalat´ta Hz. Ali ve Ehlibeyt´in birkac cümle oldugunu iddia ediyorsunuz.Bununla anlatmak istediginiz nedir?
Galiba herkes aleviligi bir agac gibi budamaya calisiyor."Alisiz Alevilik"yaratmaya calisanlar agacin köküne yöneldiler.Sira H.Bektas Veli´ye geldi.
Bekleyelim bakalim senaryonun sonu nasil yazilmis...

Candacan
10.02.2006, 01:12
Sayin bülentiscan,

Gülizar Arkadasimizin aktardigi yazi "Alevilik islam disidir" söylemlerine karsi yazilmis genel bir yazi.Burada da ayni düsünceler tartisildigina göre konuya uygun düsüyor.Yazinizi pek anlayamadigim icin yorum yapamiyorum.Ne demek istediginiz anlasilmamis.Yazinizdaki son cümle dikkatimi cekti.
Makalat´ta Hz. Ali ve Ehlibeyt´in birkac cümle oldugunu iddia ediyorsunuz.Bununla anlatmak istediginiz nedir?
Galiba herkes aleviligi bir agac gibi budamaya calisiyor."Alisiz Alevilik"yaratmaya calisanlar agacin köküne yöneldiler.Sira H.Bektas Veli´ye geldi.
Bekleyelim bakalim senaryonun sonu nasil yazilmis...

Sevgili can,
Budamak: Elbette doğru değildir.
Tek bir dala bağlamak: Budamaktan da beterdir. Diğer tüm dalları yok etmekle kalmaz, o koca ağacı kurutur, öldürür. Çünkü o bir tek dal o koca ağacın nefes alıp yaşamasına yetmez.

gulizar
10.02.2006, 01:25
Sevgili Candacan abim,ne demek tabiki alinmam bilmedigim birsey varsa daha iyi bilen olur izah ederse bizde ögrenmis oluruz demi? oyüzden herzaman acik olmak en iyisi!
dogruyu söylemek gerekirse Ali Kaya ve Turgut ökeri tanimiyorum hic bir yazisinida okumadim,yukardaki ekledigim bu yazilarda da okudugum seyler bana normal geldi acikca söyleyeyim.
Alevilik Islamin özü olduguna inaniyorum.Islam derya ise Alevilikte icindeki Su dur diye tarif edeyim düsüncemi.
ayni fikirde degilmiyiz abi? sevinirim beni aydinlatirsan.

Ercan
10.02.2006, 02:06
Temel sorun alevilikteki allah inancını yok sayıp başka bir dinin allah inancını aleviliğe kabul ettirmektir. İşte asimilasyon budur. Bir kimse alevi doğmuş ama sonradan bir şekilde başka bir dinin etkisi altına girmiş olabilir. Saygı duyarım. Ama dürüstçe; ben şuyum, ben buna inanıyorum demelidir. Dönme ve asimile olma fikrini kabul edemeyip, aleviliği de kendisiyle birlikte döndürmeye çalışması kendi vicdanını aklama çabalarıdır. Kendi inançları doğrultusunda başka dine yönelen insanlara ancak saygı duyulur. Başka inanca inananlar dürüst olmalıdırlar. Ya, ben artık başka dine inanıyorum demeliler, ya da ben aleviyim ama şuna da inanıyorum demeliler. Bu asimilasyon değildir. Asıl sorun iki yüzlülüktür.Başka inanca inandığı halde bunun alevilik olduğunu iddia edenler, bilerek veya bilmeyerek asimilasyona hizmet ediyorlar. Bölünmemek için bunlar aramızda kalsın, demek ne anlama gelir. Bu da asimilasyondan öteye gitmez. Bölünmüşlük şu anda zaten var. Vakıflar var, dernekler var. Onlar bir süre sonra zaten ortadan kalkacaktır. Ya sünni olmak, ya da şii olmak zorundadır. İlerde her şey netleşecektir. Zaten netleşmek zorunda. Aleviyim diyerek yobazlarla aynı tepkiyi paylaşanların foyaları meydana çıkacaktır. Herkes kendi saflarına çekilmek zorunda kalacaktır. Alevilik nicel olarak küçülecektir ama nitel olarak çok daha güçlenecektir. Yobaz bir zihniyet aleviliğin içinde fazla barınamaz.

Sevgili Candacan,

Aleviligi baska bir din olarak yorumlamaniz bazi sorulari beraberinde getiriyor.Bu tanimlamaniz simdiye kadar büyüklerimizden ögrendigimiz ve son zamanlarda okudugumuz kitaplardan ögrendiklerimizle celisiyor gibi !
"Alevilik islam disi" diyenler beraberinde "Alisiz Alevilik" deyimini de getiriyorlar.Alevi kelimesinin Hz Ali´den gelmedigini söylüyorlar.Bununla ilgili yazilar bu forumda ve internet sitelerinde yüzlerce var.Bu nedenle ayrintilarina girmeye gerek görmüyorum.
Hz Ali, Islamiyet kurulurken Hz.Muhammed´in yaninda olduguna göre islamin icinde demektir.Hz.Muhammed islamiyeti kurarken ,Hz Ali Ayrica bir din mi kurdu? O halde Alevilik Hz Ali´nin disinda olmus olmuyor mu?
Bu durumda Aleviligi islam disi görünce, Hz Ali´yi de Alevilik disinda birakmak gerekiyor.Zaten, "Alevilik islam disi"fikrini ortaya atanlar Hz Ali´yi de Aleviligin icine almiyorlar.Sadece mazlumun yaninda olmak aciklamasi ile Ali sevgisinin olustugunu acikliyorlar.
Acikcasi, Aleviligin islam disi oldugunu söyleyince Hz Ali´yi de konunun disinda birakmak gerekmiyor mu?
Durum böyle olunca sira kimlere geliyor? Ehlibeyt degilmi?Tamam onlari da Aleviligin disinda biraktigimizi varzedelim !
Sira kimlerde ?
Tabiki H.Bektas Veli ve yedi ulu ozan geliyor.
Bu forumun Ozanlarimiz bölümüne aktarilan yedi ulu ozanimizin deyislerini hic okudunuz mu bilmiyorum.Genellikle, Ali,ehlibeyt ve H.Bektas veli sevgisi anlatilir.Alevilik islam disi ayri bir din olunca bunlarin hepsinin bizim dinimizle bir alakasi olmuyor.
Cem isi nasil olacak Sevgili Candacan?
Hep Cemevi isteriz,bizim ibadet yerimiz cemevidir demiyormuyuz..."Kardesim siz islam disi oldugunuzu söylüyorsunuz ne cemevinden bahsediyorsunuz" demezler mi?
Bu durumda Aleviligin ici bosalmiyor mu?
Bence, "Alisiz Alevilik" ve "Alevilik islam disidir" fikrini ortaya atanlar hazirliksiz sekilde konuya girmisler.Alternatifleri olmayinca internet sayfalarina yazdiklari yüzlerce senaryo birbirini tutmuyor.

Candacan
10.02.2006, 02:24
Sevgili Candacan abim,ne demek tabiki alinmam bilmedigim birsey varsa daha iyi bilen olur izah ederse bizde ögrenmis oluruz demi? oyüzden herzaman acik olmak en iyisi!
dogruyu söylemek gerekirse Ali Kaya ve Turgut ökeri tanimiyorum hic bir yazisinida okumadim,yukardaki ekledigim bu yazilarda da okudugum seyler bana normal geldi acikca söyleyeyim.
Alevilik Islamin özü olduguna inaniyorum.Islam derya ise Alevilikte icindeki Su dur diye tarif edeyim düsüncemi.
ayni fikirde degilmiyiz abi? sevinirim beni aydinlatirsan.

Aynı fikirde değiliz, sevgili gulizar.
Aynı fikirde olmadığımızı; bir önceki yazımı tekrar ve dikkatli okursan görürsün, gerekçeleri ile birlikte açıkladım.
Elbetteki canların, benimle aynı şeyi savunmaları beni çok sevindirir. Ama benimle farklı görüşte olmaları ki bu çok doğaldır, beni fazla üzmez. Sadece; içimden, keşke benimle aynı görüşte olsalardı, demek gelir.
Sevgili can,
İnsanların her konuda aynı düşünmeleri doğru da değildir. Bu gelişimin, ilerlemenin önündeki en büyük engeldir. Tartışmanın olmadığı yerde yeni fikirler üretilemez. Üretilse de yaşama geçirilemez. Yeterki iyi niyetli ve dürüst olunsun. Böyle insanlara hep saygı duymuşumdur. Onlara karşı ne sevgimde ne de hoşgörümde hiç bir azalma olmamıştır. Hatta tam tersine artmıştır. İyi niyetli ve dürüst insanlara karşı saflarda da yer alsak hep güvenmişimdir. Benim asıl korktuğum insanlar sinsiler, iki yüzlü olanlar ve saklayacak bir şeyi olan insanlardır. Ben bu insanlardan çok çektim. Gerek kişisel, gerekse Çorum olayları gibi toplumsal olaylarda bunlardan çok çektik. Onları tanımayı da, onlara karşı acımasız olmayı da çok iyi öğrendik.
Aynı görüşte olmamız önemli değil can.
Biz her zaman birbirimizin canı olmaya devam ederiz.

bülentişcan
10.02.2006, 13:54
Sayın Gülüzar,ercan
Aktardıgınız yazı Alevi inancını İslamın için dedir tezini doğrulayacak nıtelikde olmadığı tutarsız olduğunu yazdım,
İslam alevisi tanımını anlamadığını belirttim,
Alevilikle ilgisi olmayan denilen kişi Bir Alevi Fedarasyonunun Başkanı,
Gülüzar abla sanırım o sızın tanımınıza uymuyor,yazı ise o başkanı hedef alıyor,
Yani Anadolu inancına şia/şii/ve ehlibeyt sevgisi ve inancı sonradan girmiştir,Makalat ı örnek vermemdeki amaç budur,daha önceki yazılarımda da yazdım Yunus da,abdal Musa,ve o dönemlerde yaşıyan ozanlar ve Hünkar gıbı mutasavvaflarda Ali ve Ehlibey sevgisi duaz imam deyisleri yoktu,
Amaçım Alisiz alevilik değil,Anadolu inançındaki Ali nin olmasının İslamın özü bir aleviliği ortaya cıkarmıyacagı tezidir,
CANDACAN abinin tesbiti ni tekrarlamak isterim
kurandan alevilik çıkmaz. Kurandan sadece ve sadece sünnilik çıkar. Bütün dünyada, bütün din alimleri, bütün islam ve ilahiyat profosörleri böyle diyor. Onlardan daha iyi okuyup daha iyi anladığınızı da iddia etmeyin. Onlar gönül gözüyle bakmayı bilmiyor, biz gönül gözüyle bakıyoruz da demeyin. Kurana gönül gözüyle bakmayı ben beceremiyorum, kimsenin de becerdiğini sanmıyorum.

ALİ:evveldir,sonsuzdur,ezeldir,ebeddir,var edendir esigeyendir,
Ali:Nurdur,keremdir,bilendir,Görendir,VAR EDENDİR.
hÜNKAR vELİDİR,Alii dir,onu methe ben yetersiz kalırım.
Neden Makalat'ta Hz.Ali'den Ehlibeyt'den bahs etmezmi?
Biz Aleviler Haci Bektasi Veliyi, Veli biliriz

Bir Araştırın belki ben yanılıyorumdur,
Sevgili ERCAN
Hiç bir senaryonun peşinde değilim,incelediğim öğrendiğim kadarı ile Aleviliğin tek dala bağlanıp,Gülüzar'ın deyimi ile İSLAM DENİZİNDE YİTİP YOK OLAMAMASI " amacındayım
Son söz CANDACANDAN Abi nin
Budamak: Elbette doğru değildir.
Tek bir dala bağlamak: Budamaktan da beterdir. Diğer tüm dalları yok etmekle kalmaz, o koca ağacı kurutur, öldürür. Çünkü o bir tek dal o koca ağacın nefes alıp yaşamasına yetmez.

Kizilbas 66
10.02.2006, 15:51
Sevgili Candacan,

Aleviligi baska bir din olarak yorumlamaniz bazi sorulari beraberinde getiriyor.Bu tanimlamaniz simdiye kadar büyüklerimizden ögrendigimiz ve son zamanlarda okudugumuz kitaplardan ögrendiklerimizle celisiyor gibi !
"Alevilik islam disi" diyenler beraberinde "Alisiz Alevilik" deyimini de getiriyorlar.Alevi kelimesinin Hz Ali´den gelmedigini söylüyorlar.Bununla ilgili yazilar bu forumda ve internet sitelerinde yüzlerce var.Bu nedenle ayrintilarina girmeye gerek görmüyorum.
Hz Ali, Islamiyet kurulurken Hz.Muhammed´in yaninda olduguna göre islamin icinde demektir.Hz.Muhammed islamiyeti kurarken ,Hz Ali Ayrica bir din mi kurdu? O halde Alevilik Hz Ali´nin disinda olmus olmuyor mu?
Bu durumda Aleviligi islam disi görünce, Hz Ali´yi de Alevilik disinda birakmak gerekiyor.Zaten, "Alevilik islam disi"fikrini ortaya atanlar Hz Ali´yi de Aleviligin icine almiyorlar.Sadece mazlumun yaninda olmak aciklamasi ile Ali sevgisinin olustugunu acikliyorlar.
Acikcasi, Aleviligin islam disi oldugunu söyleyince Hz Ali´yi de konunun disinda birakmak gerekmiyor mu?
Durum böyle olunca sira kimlere geliyor? Ehlibeyt degilmi?Tamam onlari da Aleviligin disinda biraktigimizi varzedelim !
Sira kimlerde ?
Tabiki H.Bektas Veli ve yedi ulu ozan geliyor.
Bu forumun Ozanlarimiz bölümüne aktarilan yedi ulu ozanimizin deyislerini hic okudunuz mu bilmiyorum.Genellikle, Ali,ehlibeyt ve H.Bektas veli sevgisi anlatilir.Alevilik islam disi ayri bir din olunca bunlarin hepsinin bizim dinimizle bir alakasi olmuyor.
Cem isi nasil olacak Sevgili Candacan?
Hep Cemevi isteriz,bizim ibadet yerimiz cemevidir demiyormuyuz..."Kardesim siz islam disi oldugunuzu söylüyorsunuz ne cemevinden bahsediyorsunuz" demezler mi?
Bu durumda Aleviligin ici bosalmiyor mu?
Bence, "Alisiz Alevilik" ve "Alevilik islam disidir" fikrini ortaya atanlar hazirliksiz sekilde konuya girmisler.Alternatifleri olmayinca internet sayfalarina yazdiklari yüzlerce senaryo birbirini tutmuyor.

Sevgili Can...

Aleviligin inancsal ve tarihsel olarak tanimlanmasinda yorum farkliliklarinin olmasi bir bakis acisi olarak kabul edilebilir..Özellikle son dönemlerde tartisilan Islamin Ici-Disi tanimlamalari bu anlamda Alevi toplumunda kafa karisikligina neden olmaktadir..
Dolayisiyla hic bir kisinin ve kurumun digerini yada bireyi Alevilige kabul etme,Alevi saymama konumunda degildir.Bu anlamda Yol Bir sürek Bin dir ..
Yazdiklarinin bir bölümüne katilmakla beraber ,önyargili düsündügünü söyleyebilirim..Aleviligi Islamin disinda görenlerin ayni baglamda Alisiz Alevilik getirdigi yazin dogruyu yansitmamaktadir.Bu konuda yazilarimdada belrttim Ali Anadolu Aleviligi icin bir sembol,mythos ,tanri ve Aleviligin mihenk tasidir..Anadolu Aleviliginin olmazsa olmazlarindan Hz.Ali,Ehlibeyt,7 Ulu ozan,Hace Bektas Veli dir.. Olayi demogojik hale getirmenin alemi yok..Elmalarla Armutlari karistirmayalim kardesim..Düsünmemiz ve kafa yormamiz gereken Anadolu Aleviliginin özgün bicimde ifade edilmesi ve yorumlanmasidir.Alevilik Islamin ne kadar icinde-disinda oldugu degil .Islamin ne kadar Aleviligin icinde oldugu ve etkiledigidir..Sembol ve söylemlerle etkilendigimiz bir Din ne kadar özümüz olabilir ?
Aleviligin eritilmesine ,yok olmasina basamak olan inancimiza uymayan ritüellerin inancimiz gibi sunulmasina seyirci kalamayiz..Alevilik yüce bir inanctir Baska inanclarin,Dinlerin icine sigmaz dar gelir..
Bir Derya,umman , Gölün icine sigmaz...

Saygilarimla..

maruska
10.02.2006, 18:58
Konuyla ilgili ,forumun başka topiklerinde ,de benzer şeyler yazılmakta. İnsan düşünebilen ve yorum yapabilen bir varlıktır. Doğamız gereği aynı konuda farklı yorumlar yapmamız gayet normaldir. Bu topikte de Aleviliği İslamın dışında ayrı bir din gibi yorumlayan arkadaşlar olduğunu görüyorum. ( ör: Candacan ) Benim aklım böyle bir durumu asla kabul edememektedir. Bu söylemin hiçbir tutarlı dayanağı olduğuna inanmıyorum.

Candacan
11.02.2006, 03:59
Konuyla ilgili ,forumun başka topiklerinde ,de benzer şeyler yazılmakta. İnsan düşünebilen ve yorum yapabilen bir varlıktır. Doğamız gereği aynı konuda farklı yorumlar yapmamız gayet normaldir. Bu topikte de Aleviliği İslamın dışında ayrı bir din gibi yorumlayan arkadaşlar olduğunu görüyorum. ( ör: Candacan ) Benim aklım böyle bir durumu asla kabul edememektedir. Bu söylemin hiçbir tutarlı dayanağı olduğuna inanmıyorum.
Sevgili can,
senin inanıp inanmaman gerçeği değiştirmez. Al yazılarımı oku, incele. Öyle olmadığını ispatla. Yerden yere vur. Çürüt yazdıklarımı. Bende sabit fikir yoktur. İkna et beni. Ben de saygıyla alnından öpeyim seni. Ama inanmıyorum diyerek kestirip atmak doğru değil.

Candacan
11.02.2006, 05:22
Hz Ali, Islamiyet kurulurken Hz.Muhammed´in yaninda olduguna göre islamin icinde demektir.Hz.Muhammed islamiyeti kurarken ,Hz Ali Ayrica bir din mi kurdu? O halde Alevilik Hz Ali´nin disinda olmus olmuyor mu?
Bu durumda Aleviligi islam disi görünce, Hz Ali´yi de Alevilik disinda birakmak gerekiyor.Zaten, "Alevilik islam disi"fikrini ortaya atanlar Hz Ali´yi de Aleviligin icine almiyorlar.Sadece mazlumun yaninda olmak aciklamasi ile Ali sevgisinin olustugunu acikliyorlar.
Acikcasi, Aleviligin islam disi oldugunu söyleyince Hz Ali´yi de konunun disinda birakmak gerekmiyor mu?
Durum böyle olunca sira kimlere geliyor? Ehlibeyt degilmi?Tamam onlari da Aleviligin disinda biraktigimizi
Sevgili Ercan,
Birçok kereler yazdım. Sorularının yanıtlarını gayet net bir şekilde açıkladım.
İyi niyetli olduğuna inandığım için bir kez daha sana yanıt veriyorum. Hala ikna olmuyorsan pes ediyorum. Ali'yi bahane ederek aleviliğin islamın içinde olduğunu ispat edemezsiniz. Tam tersine Aleviliğin islamın dışında olduğunu ispatlarsınız. Bakın açıklayım da görün kimlerin bocaladığını. Ali'yi islamın içine sokmanın nasıl zor olacağını görün. İslamiyet kurulurken; bırakın Bekir'i, Ömer'i, Osman'ı ve diğerlerini bir kenara sadece Ali'nin Muhammedin yanında olması bile, hem Ali'nin hem de aleviliğin islamın içinde olduğunu kanıtlamaz. Ali, bizim için çok önemli olan ve aleviliğin bugün kendisine şiar kabul ettiği ilkelerini, öğretilerini islamın içine sokup uygulatabildi mi? Hayır. Bunun için kendisine ve soyuna insanlık dışı işkence ve zulümler yapılmadı mı? Evet. Ali'nin öğretileri islamın içine Ali zamanında girmedi. Daha önce Osman, Ömer, Bekir döneminde de girmediğine göre: Siz ne hakla ve de ısrarla alevilik islamın içindedir ve özüdür diyebiliyorsunuz. İslamın içinde Ali'nin sadece adı vardır. Kuranda ise adı bile yoktur. Tayyip'in dediği gibi "Ali'yi sevmek alevilikse ben de aleviyim" demeden başka bir anlama gelmeyen, bu söylem her şeyden önce Ali'ye yapılmış büyük bir haksızlıktır. Alevilik, tarihinin hiç bir döneminde islamiyetin içinde olmamıştır. Bu söylem Ali'ye de, aleviliğe de yapılabilecek en büyük ... Bana ötesini söylettirmeyin. Önce gidin tarihi öğrenin. Ali'yi ve öğretilerini öğrenin. Aleviliği ve islamiyetin ne olduğunu öğrenin. Ondan sonra konuşun.
Bu söylem;alevilik için, Muhammed karikatürlerindeki söylemden çok daha ağır bir söylemdir.

Ercan
11.02.2006, 15:56
Sevgili Candacan,

Aleviligin islamin disinda olusuna benim ikna olup olmamam önemli degil.Önemli olan tüm alevilerin buna ikna olmalaridir.Ben alevilik konusunda yazilanlari arastirmalari okuyup isin gercegini ögrenmeye calisiyorum.Buraya aktardigim yazilari aynen kabul ediyorum anlamini cikartmak yanlis olur.
Benim "Alevilik islamin özüdür" seklinde bir söylemim yok.Ayrica hayatimda kuran okumus biri degilim.
Benim Hz Ali`yi islamin icine sokmak veya disinda gibi göstermek gibi bir amacim yok.Buraya makalesini aktardigim Dr.Ismail Kaygusuz simdiki yasanan sünni (hanifi)islamindan bahsetmiyor.Islamin ilk olusumundaki islami anlatiyor.
Aleviligi islamin icinde görenlerde simdiki uygulanan islami kabul etmiyorlar.
Dr Ismail Kaygusuz bu konu ile ilgili sunlari yazmis:

İlk kez Mekke’de kurulmuş ve tarihsel olarak 616’da tamamlanmış Kırklar Meclisi düzenine Medine’de eklenmiş olan “Kardeşlik Sözleşmesi”, değişimi öylesine hızlandırmıştı ki, ortak kazanıp ortaklaşa yemeyi ve herşeyi paylaşmayı ve hatta kardeşleşenler arası veraseti bile getiriyordu. Bu kurala uyularak, daha ilk aşamada Hattap oğlu Ömer dahil 95 Muhacir (Mekkeli Göçmenler) ve Ensar’dan(yerli Medineliler) kişi kardeşleşmişti. [1] Alevilik toplu tapınması Cem’in en önemli kurumlarından olan Musahipliğin temeli burada atılmıştı. Demek ki Mekke ve Muhammed dönemi Medine İslamlığını farklı kategoriye sokmak ve iyi incelemek gerekiyor. Biz Aleviler İslam dini olarak bu ilk oluşum dönemini algılıyoruz, Hanefi İslam anlayışını değil.
Muhammed’in dünyadan göçmesini izleyen daha ilk on yıl içinde, Kırklar Meclisli ve yol ve inanç kardeşliği kuruluşlu Muhammed dönemi İslamlığın getirdiği düzenin toplumsal eşitlik kurallarından eser kalmadı. İslam dini, bezirganların, büyük toprak sahipleri ve fetihçi asker oligarşisinin eline geçmiş ve kuralları onlar koymaya başlamıştı. Peygamberin damadı ve amcası oğlu Ali, çevresindeki bir avuç şiasıyla / yandaşıyla barırşçıl siyaset yöntemi uygulayarak eski düzeni geri getirmek için boşuna çaba harcadı.


Simdiki uygulanmakta olan islam cikis noktasindan uzaklastirildigina göre Hz Ali´nin simdiki sünni islamin icinde olmamasi da dogal gibi geliyor bana.
Bu durumda Hz Ali´yi Islam´in tamamen disina mi cikaracagiz.Alevilik islam ici-disi tartismalari da bence burada basliyor.

Candacan
13.02.2006, 02:07
Aleviligi islamin icinde görenlerde