Orijinalini görmek için tıklayınız : Moğollar ve Alevilik
Trt 1'de, Çarşamba akşamalrı 20.20'de Moğollar'ı anlatan bir dizi var. Çoğunzu izliyorsunuzdur.
Bu dizide, Türkleşerek Anadolu'ya gelen Cengiz Han ordularındaki bazı şeyler dikkatimi çekti.
Aleviliğin özünde olan bazı değerlerin kökeninde acaba Moğolların etkisi mi var? Su'ya, Ateş'e, Dürüstlük'e verilen değerler, Semah'a benzeyen ritüller, sakal bırakmadan sadece bıyık bırakmalar, Hayvan'a verilen önem vb. gibi bir çok unsur.
Anadolu'ya geldikten sonra, Konya Selçuklu devletini 1243'de, Kösedağ'da tarihten sildikten sonra, Olcayto'nun Bekir, Osman ve Ömer ismini yasaklamasını yine Aleviliğin özüne zamanından beri uyum sağladıkalarının bir ispatı değil mi?
Yani, Aleviliğin sadece ve sadece Anadolu'ya özgü bir inanç olduğunu, her kim nerden geldiyse, ne zaman geldiyse, bu topraklar bu gelenlerle birlikte kendi üzerinde yarattığı ve yaşattığı inançları egemen kılmıştır.
Bu, dünyanın kaderini değiştiren Moğollar olsa bile...
Şu günlerde, bazı arkadaşlarıma da söylediğim gibi, Alevilik ve Anadolu kültürü üzerine dikkatli ve sabırlı bir araştırma içindeyim kendimce.
Destek olacak dostlara gereksinimim var.
Saygıyla
1- Ateş zerdüştlükte daha fazla kutsaldır ve zerdüştiler iraniydi.
2- moğollarda sakal yok ki adamlar sakal bıraksın :yamukgul:
3- çekik göz ve anadolu insanı!
iyidost69 16.02.2006, 16:30 Türkiye’de Alevîlik araştırmalarının tarihi oldukça eskidir ve her geçen gün bu konudaki çalışmalar artarak devam etmektedir. Alevîliği konu alan çalışmalar, Türklerin eski inançlarından İslamlaşma sürecine ve Anadolu’ya gerçekleşen göçlere değin bir dizi konu etrafında ele almaktadır.
Bu çalışmaların büyük çoğunluğu Alevîliği dini bir sistematik içerisinde ele alarak Sünnilik karşısında değerlendirmekte ve bugünden geçmişe ışık tutmaya çalışmaktadır. Oysa yürütülen bu çalışmalar arasında Alevîliğin sosyal ve coğrafik kökenleri üzerinde fazlaca durulmamaktadır. Özellikle Alevîlerin sosyal yapıları hususunda geçmişten günümüze yürütülen çalışmalar yok denecek kadar azdır. Hatta konunun bu minvalde ele alınmasının gerekliliğine dair geliştirilmiş teori de zayıf kalmıştır. Çünkü konu Türkmenlerin ve Alevîlerin sosyal yapıları arasında kurulacak ilişki ile bu teorinin güçlendirilmesi gerekmektedir. Fakat adı geçen hususların bir araya getirilmesi hem imkansız hem meşakkatli bir çalışmayı beraberinde getirdiği gibi her iki yapıya çok iyi nüfuz etmiş olmak gerekir.
İşte Hamza Aksüt’ün çalışması bu konuda önemli bir adım atıldığını göstermektedir. Adı geçen yayında Horasan’dan Anadolu içlerine doğru göç eden Türklerin özellikle Oğuzların yerleştikleri hatta yayladıkları ve kışladıkları yerlerden yola çıkarak Anadolu Alevîliğinin burada şekillendiği üzerinde durmaktadır. Özellikle Cezire Bölgesini vatan tutan Oğuzların, bilahare Anadolu içlerine, daha sonraki yıllarda Balkanlara doğru hareket ettiğini ama ilk yerleştikleri yer olan Cezire bölgesinin bu topluluklar üzerinde kalıcı bir iz bıraktığını söylemektedir. Dini yapılarının da büyük oranda bu hareketli dönemde kazanıldığı ama esas sosyal yapının Oğuz boylarının yapısını taşıdığı gerçeğini vurgulamaktadır. Belki bunun görülememesinin nedenleri arasında Osmanlı Devleti ile Cezire bölgesinin Türkmen yurdu oluşunun sınırlarının konulması gösterilebilir. Ayrıca Osmanlı Devletinin göçer Türkmen aşiretlerinin yerleştirilmesi hususundaki uygulamaları da bu hususun net olarak görülmesine mani olmaktadır. Oysa Oğuzlar Cezire Bölgesine yerleştiler Anadolu içlerinde yaylak ve kışlak tuttular ve bilahare Balkanlara kadar ulaştılar.
Hamza Aksüt, kitabında ileri sürdüğü görüşlerini kitabının ikinci bölümü olan Malatya Tarihi örneğinde dile getirmektedir. Bu bölümde adeta köy köy Malatya’yı, Malatya’da yerleşik olan Alevîlerin bağlı bulundukları Ocakları ve bu Ocakların Türkmen aşiretleri arasındaki irtibatını kurmaktadır. Hatta Türkmen Aşiretlerinin yaylaklarını ve kışlaklarını da vererek Malatya çevresinde mevcut olan Alevî Ocakları ve Taliplerinden yola çıkarak yine bağlı bulundukları Türkmen Aşiretlerini aydınlatmaktadır.
Oğuzların yirmi dört boyunun sosyal ve örgüt yapısından yola çıkan Hamza Aksüt, Alevî Ocakları ve Türkmen boyları arasındaki ilişki üzerinde durmaktadır. Buna göre Anadolu Alevî tarihinin Oğuzlarla başladığını ve Babalılar Ayaklanması diye bilinen olaydan da önce var olduğu üzerinde durmaktadır. Özellikle bu ayaklanmanın Anadolu Alevîleri Tarihinin yanlış algılanmasına hatta yanlış bir tarih inşa edildiğini de söyleyerek ayaklanmanın kahramanları etrafında Alevî Ocakları ve Türkmen Aşiretleri arasındaki bağlantıyı kurmaktadır.
Öncelikle Türkmenlerin ayrılmış olduğu aşiretleri, boyları ve obaları birlikte hareket ettiklerini hatta burada bireysel hareketlerin öneminin olmadığını bu nedenle de Baba İlyas, Baba İshak, Dede Gargın, Hacı Bektaş gibi isimlerin şahıs ismi olmadığı ve bu isimlerin Oğuz boyları içerisindeki derviş obalarının adları olduklarını belirtmektedir. Hatta bunu örneklendirerek Eymür’ün İlyas, İshak obalarının bulunduğunu gerçekte Baba İlyas isminde bir şahıstan bahsedilmediğini İlyas obasının babasından bahsedildiğini ileri sürmektedir.
Bütün bu iddialarını özellikle on altıncı yüzyıl Tahrir Defterlerine dayandırmakta ve daha önceki yüzyıllara ait kroniklere, menakıbnamelere ve Cezire Bölgesini konu alan çalışmalara dayanarak ileri sürmektedir.
Hamza Aksüt’ün bu çalışması bu haliyle söylence de var olan on iki ocak meselesine on iki boydan hareketle ışık tuttuğu gibi ocaklar özellikle de Alevî Ocakları arasındaki Mürşit Ocakları, Pir Ocakları hatta Rehber ve Düşkün Ocakları arasındaki ilişkiyi de ortaya çıkarmaya yarayacaktır. Çünkü Anadolu’da yerleşik olan Alevî topluluklarının hangi ocağa bağlı olduğu ile ocağı arasındaki ilişkiyi Türkmen aşiretlerine taşıyarak konuyu inanç farklılıklarından ayrı bir yere Türklerin Müslümanlaşma sürecindeki sosyal süreçleri ile açıklama imkanı sağlayacaktır.
Bu çalışma üzerinde durulması, irdelenmesi, eleştirilmesi ve daha da önemlisi ileri düzeyde olgunlaştırılması için okunması gerekmektedir. Özellikle Türkmen aşiretleri ve Alevîlik arasındaki ilişkiden dolayı bu konularda kalem oynatan araştırmacılarının ilgilerine mazhar olmalıdır. Çalışma Anadolu Alevîliğinin yeniden farklı bir boyutta ele alınmasında önemli katkı sağlayacaktır.
1- Ateş zerdüştlükte daha fazla kutsaldır ve zerdüştler iraniydi.
2- moğollarda sakal yok ki adamlar sakal bıraksın :yamukgul:
3- çekik göz ve anadolu insanı!
Ne güzel de beni teyit ettiniz.
1- Alevilikte de etkileri olan Zerdüşlük'ün
2- Geleneklere göre bırakılmayan sakalların
3- Anadolu'ya geldikçe değişen suratların
tarih boyunca evrimleşme gerçeğine uygun düşüyor, diyalektik olarak.
Aslında aynı şeyleri mi düşünüyoruz yoksa?
Trt 1'de, Çarşamba akşamalrı 20.20'de Moğollar'ı anlatan bir dizi var. Çoğunzu izliyorsunuzdur.
Bu dizide, Türkleşerek Anadolu'ya gelen Cengiz Han ordularındaki bazı şeyler dikkatimi çekti.
Aleviliğin özünde olan bazı değerlerin kökeninde acaba Moğolların etkisi mi var? Su'ya, Ateş'e, Dürüstlük'e verilen değerler, Semah'a benzeyen ritüller, sakal bırakmadan sadece bıyık bırakmalar, Hayvan'a verilen önem vb. gibi bir çok unsur.
Anadolu'ya geldikten sonra, Konya Selçuklu devletini 1243'de, Kösedağ'da tarihten sildikten sonra, Olcayto'nun Bekir, Osman ve Ömer ismini yasaklamasını yine Aleviliğin özüne zamanından beri uyum sağladıkalarının bir ispatı değil mi?
Yani, Aleviliğin sadece ve sadece Anadolu'ya özgü bir inanç olduğunu, her kim nerden geldiyse, ne zaman geldiyse, bu topraklar bu gelenlerle birlikte kendi üzerinde yarattığı ve yaşattığı inançları egemen kılmıştır.
Bu, dünyanın kaderini değiştiren Moğollar olsa bile...
Şu günlerde, bazı arkadaşlarıma da söylediğim gibi, Alevilik ve Anadolu kültürü üzerine dikkatli ve sabırlı bir araştırma içindeyim kendimce.
Destek olacak dostlara gereksinimim var.
Saygıyla
Aleviliğin kökeni zaten orta asyaya gider orta asyadaki şamanlar ,kam ,baksı islam birlikte olmuş evliya, eren ,derviş.Alevilikteki semahın kökeni göktürklere kadar gider ,yine saz ,bağlama türklerin orta asyada kullandıkları kopuz .Daha onlarca örnek var bunlar bi kaç tanesi bu alanda en iyi çalışma Ahmet Yaşar Ocakın "alevi ve bektaşi inaçlarının islam öncesi temelleri " adlı kitabı bunu çok iyi bi şekilde anlatıyo herkese okuması için tavsiye ederim...
kitabta günümüzde alevilik denen olgunun orta asyada yaşanılan geleneklerin devamı olduğunu bu geleneklerin alevilik çatısı altında islama uyarlanarak yaşatıldığını anlatıyor. tabiki alevilik orta asyadaki bu geleneklerin yaşatılması ve islamla sınırlı değil içinde bir çok din ,kültür inaçtan pasajlar var..Göktanrı inançı ,şamanizm ,atalar kültü,budizm,taoizm,hıristiyanlık islamiyet....bunlardan bi kaç tanesi.
Mesela tarihçiler alevi bektaşi inançındaki tenasüh(ruh göçü) inançının Budizmdeki reankarnasyondan etkilenerek bu inançı benimsediklerini söylerler belgeler bir çok budist rahibinin anadoluya geldiklerini ve alevi bektaşi inancını etkilediklerini söylerler.
Yine alevilikteki cemin eski türlerdede kadınlı erkekli yapılan bi şaman töreni olduğunu ve bu tören sırasında ozanların kopuz eşliğinde şiirler okuduklarını söyler.Bunları ben kendim uydurmuyorum binlerce yıllık tarihi belgeler söylüyor.Bunun gibi birçok örnek var...
Aleviliğin kökeni zaten orta asyaya gider orta asyadaki şamanlar ,kam ,baksı islam birlikte olmuş evliya, eren ,derviş.Alevilikteki semahın kökeni göktürklere kadar gider ,yine saz ,bağlama türklerin orta asyada kullandıkları kopuz .Daha onlarca örnek var bunlar bi kaç tanesi bu alanda en iyi çalışma Ahmet Yaşar Ocakın "alevi ve bektaşi inaçlarının islam öncesi temelleri " adlı kitabı bunu çok iyi bi şekilde anlatıyo herkese okuması için tavsiye ederim...
kitabta günümüzde alevilik denen olgunun orta asyada yaşanılan geleneklerin devamı olduğunu bu geleneklerin alevilik çatısı altında islama uyarlanarak yaşatıldığını anlatıyor. tabiki alevilik orta asyadaki bu geleneklerin yaşatılması ve islamla sınırlı değil içinde bir çok din ,kültür inaçtan pasajlar var..Göktanrı inançı ,şamanizm ,atalar kültü,budizm,taoizm,hıristiyanlık islamiyet....bunlardan bi kaç tanesi.
Mesela tarihçiler alevi bektaşi inançındaki tenasüh(ruh göçü) inançının Budizmdeki reankarnasyondan etkilenerek bu inançı benimsediklerini söylerler belgeler bir çok budist rahibinin anadoluya geldiklerini ve alevi bektaşi inancını etkilediklerini söylerler.
Yine alevilikteki cemin eski türlerdede kadınlı erkekli yapılan bi şaman töreni olduğunu ve bu tören sırasında ozanların kopuz eşliğinde şiirler okuduklarını söyler.Bunları ben kendim uydurmuyorum binlerce yıllık tarihi belgeler söylüyor.Bunun gibi birçok örnek var...
Doğru. aynen katılıyorum.
Ancak benim farklı bir yorumum var.
Alevilik, Anadolu'ya özgüdür diye düşünüyorum. Anadolu'ya gelen, Moğollar da olsa, Araplar da olsa, gidenler Hıristiyan da olsa, Rum da olsa farketmez. Bu toprakların harmanladığı bir dindir. Bir protesto dinidir.
Aslında farklı şeyler söylemiyoruz.
Saygılar
Doğru. aynen katılıyorum.
Ancak benim farklı bir yorumum var.
Alevilik, Anadolu'ya özgüdür diye düşünüyorum. Anadolu'ya gelen, Moğollar da olsa, Araplar da olsa, gidenler Hıristiyan da olsa, Rum da olsa farketmez. Bu toprakların harmanladığı bir dindir. Bir protesto dinidir.
Aslında farklı şeyler söylemiyoruz.
Saygılar
Bende aynen katılıyorum bencede alevilik anadoluya özgü mesela derlerki iran alevileri ,ırak alevileri falan filan yok öyle bişey alevilik anadoluya özgü bi inanç.Aslında böyle demekte tam doğru olmaz Anadolu dışındaki insanların alevi olmadığı gibi bir yanlış anlaşılma olabilir o yüzden alevilik tam anlamıyla Anadoluda yaşatılıyo desek daha doğru olur heralde .
Saygılar...
Bende aynen katılıyorum bencede alevilik anadoluya özgü mesela derlerki iran alevileri ,ırak alevileri falan filan yok öyle bişey alevilik anadoluya özgü bi inanç.Aslında böyle demekte tam doğru olmaz Anadolu dışındaki insanların alevi olmadığı gibi bir yanlış anlaşılma olabilir o yüzden alevilik tam anlamıyla Anadoluda yaşatılıyo desek daha doğru olur heralde .
Saygılar...
Teşekkür ederim, katılımın için.
Bu tespitlerimi tarihsel doku içinde kanıtlamak üzereyim zaten.
Anadolu dışındaki Alevilerin de kökeni sonuçta bu ülkeden kaynaklanmıştır. Göç veya değişik nedenlerdir onalrı oralara savuranlar. Ama şunu söylesem abartmam sanırım. Anadolu dışında Alevi yoktur; olsa da burdan gitmiştir. Şiilik ve Sünnilik nasıl farklı ise, Alevilik de farklıdır.
Elde ettiğimiz doğrualrı paylaşmak ümudu ile
Saygıyla
Alevilikteki semahın kökeni göktürklere kadar gider
Alevilerin, Şamanların tersi istikamette döndüğünü ve gezegenleri taklit ettiğini söylemek lazım. Ayın dünya etrafında dönmesi, dünyanında güneşin etrafında dönmesi. Araştırmacı diye geçinenler sadece Şaman gibi dönmeyi söylerler istikamet pek umurlarında değildir.
Alevilerin, Şamanların tersi istikamette döndüğünü ve gezegenleri taklit ettiğini söylemek lazım. Ayın dünya etrafında dönmesi, dünyanında güneşin etrafında dönmesi. Araştırmacı diye geçinenler sadece Şaman gibi dönmeyi söylerler istikamet pek umurlarında değildir.
Her gelenek ve alışkanlık gibi burda da, "yön" değimiş olamaz mı? Özünde bir daire çizmek yok mu? Biçim değimiştir ama öz aynı.
Her gelenek ve alışkanlık gibi burda da, "yön" değimiş olamaz mı? Özünde bir daire çizmek yok mu? Biçim değimiştir ama öz aynı.
kusura bakmayın ama dünyanın dönme istikameti değiştirilebilir mi?
Saman, ayin sirasinda, her zaman saatin istikameti yönünde, dogu-güney-bati istikameti yönünde hareket ediyor. Semah yürüyenler ise, saat istikametinin tersi yönünde, bati-güney-dogu istikametinde hareket ediyor. (s. 24, 36, 100) Ünsal Öztürk göksel hareketlerle ayin yapanlarin hareketlerini iliskilendirerek baslica iki sistemden söz ediyor. “Asyatik Sistem”, “Yukara Mezopotamya ve Anadolu Sistemi” (s 37, 97). “Asyatik Sistem” Orta Asya’daki samanlarin hareketini, “Yukari Mezopotamya ve Anadolu Sistemi” cem törenlerinde semah yürüyen Alevilerin ve sema ayini yapan Mevlevilerin hareketini anlatmaktadir. Ünsal Öztürk samanlarin ve Alevilerin zit yönlerde hareket ettiklerini kitabin birçok yerinde söylemektedir. Olgulara yeni olgular katarak bu iki sistemin birbirlerinden çok farkli oldugunu belirtmektedir. “Orta Asya Türklügünün inanisi gökyüzünün Kutup Yildizi ekseninde döndügüydü. Bütün sistem Kutup Yildizi etrafinda saat istikametinde dönüyordu. Oysa Anadolu ve Yukari Mezopotamya’nin Alevileri saat istikametinin tersine semah dönerler. Kutup Yildizi merkezli düsünmezler” (s. 188) Dünya merkezli düsünürler.(İsmail Beşikçi'den)
kusura bakmayın ama dünyanın dönme istikameti değiştirilebilir mi?
Diyalektik nedir? bilir misin?
Etkilenmek, değişmek yani.
Alevilerin ticari kaygılarla, egemen düşünce tarzı içinde gizlilik zorunluluğu ne kadar biçim değiştirdiği ortada değil mi?
Marks "dünyayı değiştiremiyorsan, dünya değiştir!" demiştir. Sanki size söylemiş!
Saygıyla
|
|