Orijinalini görmek için tıklayınız : Sazin Cem Ayİnlerİndekİ Tarİhİ Nedİr


şavolanlı
21.02.2006, 02:42
Sevgİlİ Canlar Bİlİrsİnİzkİ Cem TÖrenleİmİzde Cem Evlerİmİzde Saz EŞlİgİnde Cem Yapilmaktadir.benİm Her Zaman Aklima TakilmiŞ Bİr Konudur Bu MÜzÜkal Bİr Ensturumanin Cem Ayİnİne Gİrmesİ Nasil İfade Edİlebİlİr Şİmdİ Dİyeceksİnİzkİ Cemde Semah DÖnerken Yapimaktadir.saz Calmak Dogru Ama ŞÖyle Bİr Durumda Var Dostlar Semazenlerde Bellİ Bİr MÜzİk EŞlİgİnde Semah DÖnerler.konunun Yanİ Semahla Bİr İlİŞkİsİ Yok Yanİ Sazin Ne Zaman Cem Ayİnlerİne Gİrdİgİ Merakimdir Şİmdİ 12 İmamlar Zamaninda İmam Alİ De Cem Ayİnlerİnde Sazi KullanmiŞmidir.eger Saz Alevİlİgİn BaŞlangicindan Berİdİr Varsa Benİm Bİldİgİm Arap KÜltÜrÜnde Saz Olayi Yoktur.saygilarimla İlgİnİzİ Beklİyorum Bu Konuyo

sedatsert
21.02.2006, 16:35
Asırlara göre şeriatlar değişir. Belki bir asırda, kavimlere göre ayrı ayrı şeriatlar, peygamberler gelebilir ve gelmiştir. Hâtem-ül Enbiya'dan sonra şeriat-ı kübrası, her asırda, her kavme kâfi geldiğinden, muhtelif şeriatlara ihtiyaç kalmamıştır. Fakat teferruatta, bir derece ayrı ayrı mezheblere ihtiyaç kalmıştır. Evet nasılki mevsimlerin değişmesiyle elbiseler değişir, mizaçlara göre ilâçlar tebeddül eder. Öyle de, asırlara göre şeriatlar değişir, milletlerin istidadına göre ahkâm tahavvül eder. Çünki ahkâm-ı şer'iyenin teferruat kısmı, ahval-i beşeriyeye bakar. Ona göre gelir, ilâç olur. Enbiya-yı salife zamanında, tabakat-ı beşeriye birbirinden çok uzak ve seciyeleri hem bir derece kaba, hem şiddetli ve efkârca ibtidaî ve bedeviyete yakın olduğundan, o zamandaki şeriatlar, onların haline muvafık bir tarzda ayrı ayrı gelmiştir. Hattâ bir kıt'ada bir asırda, ayrı ayrı peygamberler ve şeriatlar bulunurmuş. Sonra âhirzaman Peygamberinin gelmesiyle, insanlar güya ibtidaî derecesinden, idadiye derecesine terakki ettiğinden, çok inkılabat ve ihtilatat ile akvam-ı beşeriye birtek ders alacak, birtek muallimi dinleyecek, birtek şeriatla amel edecek vaziyete geldiğinden, ayrı ayrı şeriata ihtiyaç kalmamıştır, ayrı ayrı muallime de lüzum görülmemiştir. Fakat tamamen bir seviyeye gelmediğinden ve bir tarz-ı hayat-ı içtimaiye de giymediğinden, mezhebler taaddüd etmiştir. Eğer beşerin ekseriyet-i mutlakası bir mekteb-i âlînin talebesi gibi, bir tarz-ı hayat-ı içtimaiyeyi giyse, bir seviyeye girse; o vakit mezhebler tevhid edilebilir. Fakat bu hal-i âlem, o hale müsaade etmediği gibi, mezahib de bir olmaz.
Eğer desen: Hak bir olur; nasıl böyle dört ve oniki mezhebin muhtelif ahkâmları hak olabilir?
Elcevab: Bir su, beş muhtelif mizaçlı hastalara göre nasıl beş hüküm alır; şöyle ki: Birisine, hastalığının mizacına göre su ilâçtır, tıbben vâcibdir. Diğer birisine, hastalığı için zehir gibi muzırdır; tıbben ona haramdır. Diğer birisine, az zarar verir; tıbben ona mekruhtur. Diğer birisine,
zararsız menfaat verir; tıbben ona sünnettir. Diğer birisine ne zarardır, ne menfaattir; âfiyetle içsin, tıbben ona mubahtır. İşte hak burada taaddüd etti. Beşi de haktır. Sen diyebilir misin ki: "Su yalnız ilâçtır, yalnız vâcibdir, başka hükmü yoktur."
İşte bunun gibi, ahkâm-ı İlahiye mezheblere hikmet-i İlahiyenin sevkiyle ittiba edenlere göre değişir, hem hak olarak değişir ve herbirisi de hak olur, maslahat olur. Meselâ, hikmet-i İlahiyenin tensibiyle İmam-ı Şafiî'ye ittiba eden, ekseriyet itibariyle Hanefîlere nisbeten köylülüğe
ve bedeviliğe daha yakın olup cemaatı birtek vücud hükmüne getiren hayat-ı içtimaiye de nâkıs olduğundan, herbiri bizzât dergâh-ı Kadıyy-ül Hacat'ta kendi derdini söylemek ve hususî matlubunu istemek için, imam arkasında Fatiha'yı birer birer okuyorlar. Hem ayn-ı hak ve mahz-ı hikmettir. İmam-ı A'zam'a ittiba edenler, ekseriyet-i mutlaka itibariyle, İslâmî hükûmetlerin ekserisi, o mezhebi iltizam etmesiyle medeniyete, şehirliliğe daha yakın ve hayat-ı içtimaiyeye müstaid olduğundan; bir cemaat, bir şahıs hükmüne girip, birtek adam umum namına söyler; umum kalben onu tasdik ve rabt-ı kalb edip, onun sözü umumun sözü hükmüne geçtiğinden, Hanefî Mezhebi'ne göre imam arkasında Fatiha okunmaz. Okunmaması ayn-ı hak ve mahz-ı hikmettir.
Hem meselâ, madem şeriat, tabiatın tecavüzatına sed çekmekle onu ta'dil edip nefs-i emmareyi terbiye eder. Elbette ekser etbaı, köylü ve nim-bedevi ve amelelikle meşgul olan Şafiî Mezhebi'ne göre "Kadına temas ile abdest bozulur, az bir necaset zarar verir." Ekseriyet itibariyle hayat-ı içtimaiyeye giren, nim-medenî şeklini alan insanlar, ittiba ettikleri mezheb-i Hanefîye göre "Mess-i nisvan abdesti bozmaz, bir dirhem kadar necasete fetva var."
İşte bir amele ile bir efendiyi nazara alacağız. Amele, tarz-ı maişet itibariyle ecnebi kadınlarla ihtilata, temasa ve bir ocak yanında oturmaya ve mülevves şeylerin içine karışmaya mübtela olduğundan; san'at ve maişet itibariyle, tabiat ve nefs-i emmaresi meydanı boş bulup tecavüz edebilir. Onun için, şeriat onların hakkında, o tecavüzata sed çekmek için, "Abdest bozulur, temas etme; namazını ibtal eder, bulaşma" manevî kulağında bir sadâ-yı semavî çınlattırır. Amma o efendi, namuslu olmak şartıyla âdât-ı içtimaiyesi itibariyle, ahlâk-ı umumiye namına, ecnebi kadınlara temasa mübtela değil, mülevves şeylerle nezafet-i medeniye namına kendini o kadar bulaştırmaz. Onun için şeriat, mezheb-i Hanefî namıyla ona şiddet ve azimet göstermemiş; ruhsat tarafını gösterip, hafifleştirmiştir. "Elin dokunmuş ise, abdestin bozulmaz;
hicab edip, kalabalık içinde su ile istinca etmemenin zararı yoktur. Bir dirhem kadar fetva vardır." der, onu vesveseden kurtarır. İşte denizden iki katre sana misal.. onlara kıyas et. Mizan-ı Şa'ranî mizanıyla, şeriat mizanlarını bu suretle müvazene edebilirsen et.

srdr_ist
23.02.2006, 14:39
mevlana bir gün bakırcıların bulunduğu çarşıya gider ustaların çekiçleriyle kazanlarının vuran sesle onu öyle etkilerki başlar dönmeye yani semah etmeye etrafındakileri bakmaya başlarlar tabi mevlana gibi algılayamadıklarından seyrederler ne zaman sesler sustu mevlena duruyor. Ama her çekiçin ses çıkaran bakırlar altına dönüyor. Bu resimli anlatılmış mevlevi kayıtlarında bulanan bir hikayedir.

selin
02.03.2006, 15:07
Can Dost

Sazin Net Bİr Tarİhİ Bİlİnmemekte Ama Benİm Nacİzane DÜŞÜnceme GÖre Peygamberİmİz Hazretİ Muhammed'İn Mİracinda Kirklar Katina VardiĞinda İÇerde Bulunan 40 KİŞİyle Saz İle Üryan BÜryan Semah DÖndÜklerİne GÖre Sazin GeldİĞİ Yer Orasidir Dİye DÜŞÜnÜyorum,

Sazimin Ustasi Haydar Kaffarim
Çalanda Çaldiranda Alİdİr Alİ

Dİyor Hak AŞiklari

Eskİ TÜrk Boylarinda Da Saza Benzer Çalgi KullanildiĞi Bİlİnmekte Ama Kesİn Bİr Tarİhİ Yoktur

kızılmavican
04.03.2006, 15:17
sazın atası şaman kopuzudur

Güzel Dost
04.03.2006, 23:35
5500 yıllık bir Sümer tabletinde Alevi Ayin i Cem i aynen bugün Anadolu da yürütüldüğü biçimde:

-Oniki hizmetlisi
-Çerağı
-Lokması
-Demi
-Zakiri
Ve tüm ritüelleri ile anlatılmıştır

Yani Ayin i Cem yazının bulunması ile kayda ğeçmiş ,kuşkusuz kökleri yazının bulunmasından daha eskiye uzanan bir dinsel törendir.

Bu konuyu merak edenler Samuel Noah Kramer in Sümerlilerin Kurnaz Tanrısı Enki adlı kitaba bakabilirler.İngilizce baskısı Şikago Üniversitesi yayınlarıdan çıktı.Kitap Türkçe ye de çevrildi.

İlk Ayin i Cem nerede yürütüldü ise Alevilik de orada başladı denir .Bu doğrudur.Ancak yazılı kaynaklar gösreriyorki ;Ayin i Cem ilk defa 1400 yıl önce Hz Ali nin toprak damlı evinde yürütülmemiş.

Şoreş
05.03.2006, 00:00
5500 yıllık bir Sümer tabletinde Alevi Ayin i Cem i aynen bugün Anadolu da yürütüldüğü biçimde:

-Oniki hizmetlisi
-Çerağı
-Lokması
-Demi
-Zakiri
Ve tüm ritüelleri ile anlatılmıştır

Yani Ayin i Cem yazının bulunması ile kayda ğeçmiş ,kuşkusuz kökleri yazının bulunmasından daha eskiye uzanan bir dinsel törendir.

Bu konuyu merak edenler Samuel Noah Kramer in Sümerlilerin Kurnaz Tanrısı Enki adlı kitaba bakabilirler.İngilizce baskısı Şikago Üniversitesi yayınlarıdan çıktı.Kitap Türkçe ye de çevrildi.

İlk Ayin i Cem nerede yürütüldü ise Alevilik de orada başladı denir .Bu doğrudur.Ancak yazılı kaynaklar gösreriyorki ;Ayin i Cem ilk defa 1400 yıl önce Hz Ali nin toprak damlı evinde yürütülmemiş.:sook :sook :sook Bilgiler için tesekkürler can:sook :sook

aliservetdemir
30.03.2006, 21:51
Ozan Kim?
Sahirdi, kâhindi Ozan
Obanın direğiydi Ozan
Diye başlayan mı devam eden mi bilemiyorum bir Orta Asya şiiri okumuştum. Orta Asya'daki Şaman törenlerinin nasıl yapıldığını araştırdım. Çünkü bu benim işimdi.
Bir sünni köyde ikamete mecbur tutulmuş bir ailenin çocuğuydum. Küçüklüğümden itibaren ailem farklılığımızı hissettirmişti bana. Ama ne olduğunu onlarda tam bilmiyordu.
Henüz 10 yaşındayım ve bir cem ayinine katılacaktım. İp bağlanacak diyorlardı -ne demekse "hâlâ bilmiyorum"- biz köyde 4 aileydik ama çoluk çocuk baya bir kalabalık olmuştuk. Halam -en yaşlı bayandı- aldı eline bir süpürge, yere değmeden yerleri süpürdü. Annem "kötü ruhları kovuyor" demişti. Sonra pir ortaya geldi, diz çöktü ve titremeye başladı. Sanırsın bir sara nöbeti geçiriyordu. Sarsılmaları hızlandı, hızlandı, hızlandı ve durdu. Bir süre sessiz kaldı. İçeride çıt çıkmıyordu. Önce korkmuş, sonra heyecanlanmıştım. Sonra pir konuşmaya başladı. Ama sanki o konuşmuyordu. Öyle farklı, öyle derin. Ceme katılanlar hakkında deyim yerindeyse gaipten haber veriyordu. Herkes heyecanla kendisi hakkında ne deneceğini bekliyordu. Sonra pir birkaç kişi hakkında iyi ve kötü haberler verdikten sonra normalleşti. Yani kendisi gibi konuşmaya başladı.( Ha! bu arada birşeyi unuttum. Cemin başında, yaşlı kadın yerleri süpürüp kötü ruhları kovduktan sonra mahkeme kuruldu. Birbirleriyle problemi olanların sorunu çözüldü. Kimse cemden atılmadı.) Sonra saz çalındı, deyiş söylendi, lokma paylaşıldı. Çocuk aklımda bunlar kaldı. (Burada bir şeyş daha anlatmadan geçemeyeceğim. Cem gece saat 24 den sonra başladı. Benim gibi birkaç arkadaşım köye hakim bir noktadan köyü izliyor, tüm köylünün yatıp yatmadığını anlamaya çalışıyordu. Eğer köylü duyarsa bizi şikayet eder başımız derde girebilirdi. Bu arada cem yapılacak evin camları siyah perdelerle kapatılıp dışarıya ışık sızmasına izin verilmiyordu. Olur ya biri görebilirdi, önlem alınmalıydı. Sünniler yıllarca bunu mum söndü diye bizi karaladılar. Bilmediler ki devletin Aleviye olan baskısının bir sonucuydu bu.)
Bütün bunları niye paylaştım. Şaman törenlerindeki birçok uygulamanın bu törende yapıldığını gördüm. Forumdaki bir can neden saz sorusunu yanıtlıyamıyordu. Galiba cevap buralarda aranmalı.
Daha sonra izlenimlerimi ve düşüncelerimi yine paylaşacağım. Bakalım canlar bu konuda ne düşünüyor.

barısyıldırım
18.10.2007, 16:27
Sazın atası kopuzdur. Kopuzu da Cem lere girmesini sağlayan Dede(m) Korkuttur.Çünkü Dede Korkut islami hikayeleri, Efsaneleri, hadda kuran ayetlerini kopuzunun teline vurarak anlatır ;bu tarz insanlarda daha kalıcı bir etki yapmaktadır. Hatda Dede Korkutun keramet ıssı olduğu, Ocakzade olduğu rivayet edilir.

Dedem Korkut geldi.
Kopuz çaldı,
gazi erenlerin başına neler geldiğini anlattı.
Hani övdüğümüz bey erenler
dünya benim diyenler
ecel aldı, yel gizledi
ölümlü dünya kime kaldı
gelimli gidimli dünya son ucu ölümlü dünya

Dede Korkut

xolxol_12
19.10.2007, 16:24
Sazın Piri İmam Zeynel Abidin'dir.