Taner62
27.02.2006, 05:19
Arkadaslar burasida benim memleketim. Ozanlar diyari KIRSEHIR
--------> nicke aldanmayin, arkadasimin :D
http://www.maliye.gov.tr/defterdarliklar/kirsehir/resimlerim/ahi2.jpg
http://www.atamanhotel.com/cappadocia/kirsehir3_s.jpg
http://www.meteor.gov.tr/2003/iller/resim/KIRSEHIR.gif
http://www.kirsehir.web.tr/duvarresim/k026.JPG
http://www.vgm.gov.tr/images/eski_eser/Yurtici/tn_KIRSEHIR_ASIK_PASA_TURBESI.jpg
http://www.discoverturkey.com/img-hagem/Kirsehir.jpg
http://www.kirsehir.web.tr/duvarresim/k018.JPG
http://www.kirsehir.web.tr/duvarresim/k020.JPG
http://www.kirsehir.web.tr/kirresim/yunus.JPG
VEEEEE GELELIM BIZIM MESHUR USTALARIMIZA ( ABDALLAR)
DÜĞÜN USTALARI
(Sırtı boz davullu yiğitler)
Oyunlarımızı, türkülerimizi derleyip Türk halk müziği repertuvarımıza yüzlerce eser kazandıran Kırşehir ustaları, çocuk yaşta başlayıp yaşlanıp yatağa düşünceye kadar düğünlerde bayramlarda eğlencelerde davulları zurnaları kemanları bağlamalarıyla kuşaktan kuşağa derin bir kültür köprüsü kurmuşlardır.
http://www.kirsehir.web.tr/kirresim/k03a.JPG
"bizim çocuklar; beşikte gözünü açıp da, pel pel etrafına bakmaya başladığında görür ki; duvarda bağlama,keman,davul,zurna asılıdır. O bebeğin dünyası, bu çalgılarla şekillenmeye başlar. Mezara kadar sürer..." diyen ,Ayvaz usta Kırşehir'in türküsünün babayiğit türküsü, oyununda babayiğit oyunu olduğunu en iyi bilenlerdendir.
"Bu iş terbiye ister, ahlak ister, yörenin kültürünü, geleneğini yürekte hissetmek ister. Daha küçük yaşlarda çocuğu düğünlere götürür oturup kalkmayı öğretiriz. Çocuğu gözetir, ustalık töresine göre yetiştiririz." İlkesinden hiç ayrılmayan Abidin Usta, Haydar Usta, Veli Usta, İlyas Usta, Bektaş Usta, Resul Usta; aşağılanmaktan ve "aptal" ile "abdal" sözcüklerinin ayırt edilmemesinden büyük üzüntü duyarlar.
Sadece düğün mevsimindeki kazançlarıyla geçimlerini sağlayabilen ustalar, maddi imkansızlıklar nedeniyle de tam bir eğitim süreci yaşayamayan kesimlerdir. Müziğin, türkünün, bozlağın, halayın kaynağı ustalar, tüm geçim sıkıntısı ve ilgisizliğe rağmen, Türk Halk Müziğinin can damarı olduklarını ürettikleri eserlerle ispatlamışlardır.
USTALARIN İLGİNÇ ANILARI
Ustalar maddi sıkıntılar nedeniyle uzun süreli eğitim göremezler. Geçim telaşı ve küçük yaşta müzikle haşır-neşir nedeniyle okula gitmeye pek sıcakta bakmazlar. Günlerden bir gün çocuğun birisi mesleğine biraz soğuk bakar. Saza bağlamaya fazla hevesi yoktur. Çağırır babası bak oğlum der. "şu kemaneyi öğreneceksen öğren, yoksa seni öğretmen yapar köy köy sürdürürüm".
İki usta bir köyde düğün çaldıktan sonra paralarını alıp evlerine dönmek üzere yola çıkarlar. Geceleyin köyün çıkışında bir mezarlığın yanından geçerken ustanın biri arkadaşına "gel şu mezarlığa birer fatiha ihsan eyleyelim" der. İkisi de durup fatiha okurlar tam yola devam edecekleri sırada karşılarına iki kişi dikilir ve ustaların üzerindeki tüm paraları alırlar. Ustalar neye uğradıklarını şaşırıp sessizce mezarlıktan uzaklaşırken birisi söylenir "nereden aklına esti de elin mezarında yatanına fatiha okuttun senin fatihan yüzünden cıscıbıl soyulduk" diye. Arkadaşı mahcup "ben ne bileyim ağam eşkiyanın mezarlıkta yatıp kalktığını." Diye cevap verir.
Bir düğün sonrası 5-6 kişilik usta ekibi ırmağın kenarına oturup parayı paylaşmaya başlarlar. Parayı bir türlü denk dağıtamamışlar. Ya artıyor ya eksik kalıyormuş. uzun uğraşlardan sonra birisi "ne uğraşıp duruyorsunuz şu artan parayı ırmağa atalım olsun bitsin" der ve sorunu kökten çözer.
Ustalardan ikisi yurt dışına çalışmaya gider ve sonra emekli olup dönerler. Daha sonra birlikte hacca gidip hacı olurlar ancak uzun yıllar içki alemlerinde ve eğlencelerinde yoğrulmuş bu iki arkadaştan birisi birgün diğerine "hacı sen bir gün rakı alsan bende bir hindi alsam şöyle akbayıra doğru bir açılsak der." Arkadaşının cevabı sert olur. "kudurdun mu sen , birde hacısın."
İçkiyi teklif eden gayet sakin:
-hacı olunca ne olmuş kim görecek sanki?
-hiç kimse görmezse Allah görür.
-içki içmekte kararlı olan usta cevap verir.
-Allah görünce gelipte uzun çarşıda anlatacak değilya!...
ustaların en büyük zevklerinden birisi rakıyı kavunla içmektir. Ustalardan birisi bir gün rahatsızlanır. Doktor ustaya rakıyı kesin kes yasaklar. Hemşiremiz mahsunlaşır doktordan son bir kez medet umar "doktor ne olur kavun zamanı bari serbest bırak..."
ve ustalarımız içkinin günah olmaması gerektiğini de yine kavunu bahane göstererek dile getirirler. "Allah'ım yaratmasaydın da kavunu, içmeseydim rakıyı
BOZKIR’IN TEZENESİ
TÜRKÜ BABA NEŞET ERTAŞ
http://www.kirsehir.web.tr/kirresim/neset.gif
Ana vatanımsın, baba yurdumsun
Ozanlar diyarı şirin Kırşehir
Uzak kaldım gurbet elde derdimsin
Hasretin bağrımda derin Kırşehir. Feleğin yazdığı kara yazıynan
Çok yürüdüm bağrımdaki sızıynan
Kara kaşlarıynan, kara gözüynen
Aşık etti beni birin Kırşehir
Gerçekten de “gönül” kelimesinin Ertaş’ın şahsi lügatinde çok özel bir yeri var. O adeta, tıpkı Yunus gibi, Hacı Bektaş-i veli gibi kendisini”gönüller yapmaya” adamış biri... “gönül”ün geçmediği türküsü yok dense yeri...
Şu garip halimden bilen işveli nazlım
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen
Tatlı dillim, güler yüzlüm, ey ceylan gözlüm
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen
Bir başka türküsünde:
Küstürdüm gönlümü güldüremedim
Baharım güz oldu yazım kış oldu
Gönüle yarini bulduramadım
Baharım güz oldu, yazım kış oldu
Diye dert yanar.
Bir türküsünde babası Muharrem Ertaş’ı “gönül delisi” olarak niteler:
Sazını çalarken kendinden geçen
Gönülden gönüle kapılar açan
Aşkın dolusunu nefessiz içen
Gönül delisini neyledin dünya
Muharrem Babaya ağıt
Uzak yoldan geldim hasretim için
Hani nerde babam Muharrem nerde
Yaralı bülbülüm ses vermez niçin
Yüreği yanığım o kerem nerde O garip gönüllüm, dertli bakışlım
Feleğin elinde sinesi taşlım
Yüreği yaralım, gözleri yaşlım
Gönül evi yıkık, viranım nerde
Fetholurdu feryadını dinleyen
Feryadı içinde derdin anlayan
Kuşlar gibi viranede ünleyen
Ecinnice deli boranım nerde
Okula gidemedim bu dert benimdi
Hemi benim derdim, hem babamındı
Hemi babam, hemi öğretmenimdi
Garibim dersimi verenim nerde
NEŞET ERTAŞ
NEYLEDİN DÜNYA
Ay dost deyince yeri göğü inleten
Muharrem ustaydı bunu dinleten
Gönül kırmazıdı bilerekten, bilmeden
İnsan velisini neyledin dünya Sazını çalarken kendinden geçen
Gönülden gönüle kapılar açan
Aşkın dolusunu nefessiz içen
Gönül delisini neyledin dünya
Garibim babamdı Muharrem Usta
Bilirim aşıktı sevdiği dosta
“sazımın emaneti...” diyen en son nefeste
Sazın ulusunu neyledin dünya,
NEŞET ERTAŞ
Yüzölçümü : 6.570 km²
Nüfusu : 256.862
İl Trafik No: 40
Telefon Alan Kodu : 386
Sıcaklık : En düşük -26,7 en yüksek 34 C
Yağış Oranı : Yıllık ortalama 667,5 mm
--------> nicke aldanmayin, arkadasimin :D
http://www.maliye.gov.tr/defterdarliklar/kirsehir/resimlerim/ahi2.jpg
http://www.atamanhotel.com/cappadocia/kirsehir3_s.jpg
http://www.meteor.gov.tr/2003/iller/resim/KIRSEHIR.gif
http://www.kirsehir.web.tr/duvarresim/k026.JPG
http://www.vgm.gov.tr/images/eski_eser/Yurtici/tn_KIRSEHIR_ASIK_PASA_TURBESI.jpg
http://www.discoverturkey.com/img-hagem/Kirsehir.jpg
http://www.kirsehir.web.tr/duvarresim/k018.JPG
http://www.kirsehir.web.tr/duvarresim/k020.JPG
http://www.kirsehir.web.tr/kirresim/yunus.JPG
VEEEEE GELELIM BIZIM MESHUR USTALARIMIZA ( ABDALLAR)
DÜĞÜN USTALARI
(Sırtı boz davullu yiğitler)
Oyunlarımızı, türkülerimizi derleyip Türk halk müziği repertuvarımıza yüzlerce eser kazandıran Kırşehir ustaları, çocuk yaşta başlayıp yaşlanıp yatağa düşünceye kadar düğünlerde bayramlarda eğlencelerde davulları zurnaları kemanları bağlamalarıyla kuşaktan kuşağa derin bir kültür köprüsü kurmuşlardır.
http://www.kirsehir.web.tr/kirresim/k03a.JPG
"bizim çocuklar; beşikte gözünü açıp da, pel pel etrafına bakmaya başladığında görür ki; duvarda bağlama,keman,davul,zurna asılıdır. O bebeğin dünyası, bu çalgılarla şekillenmeye başlar. Mezara kadar sürer..." diyen ,Ayvaz usta Kırşehir'in türküsünün babayiğit türküsü, oyununda babayiğit oyunu olduğunu en iyi bilenlerdendir.
"Bu iş terbiye ister, ahlak ister, yörenin kültürünü, geleneğini yürekte hissetmek ister. Daha küçük yaşlarda çocuğu düğünlere götürür oturup kalkmayı öğretiriz. Çocuğu gözetir, ustalık töresine göre yetiştiririz." İlkesinden hiç ayrılmayan Abidin Usta, Haydar Usta, Veli Usta, İlyas Usta, Bektaş Usta, Resul Usta; aşağılanmaktan ve "aptal" ile "abdal" sözcüklerinin ayırt edilmemesinden büyük üzüntü duyarlar.
Sadece düğün mevsimindeki kazançlarıyla geçimlerini sağlayabilen ustalar, maddi imkansızlıklar nedeniyle de tam bir eğitim süreci yaşayamayan kesimlerdir. Müziğin, türkünün, bozlağın, halayın kaynağı ustalar, tüm geçim sıkıntısı ve ilgisizliğe rağmen, Türk Halk Müziğinin can damarı olduklarını ürettikleri eserlerle ispatlamışlardır.
USTALARIN İLGİNÇ ANILARI
Ustalar maddi sıkıntılar nedeniyle uzun süreli eğitim göremezler. Geçim telaşı ve küçük yaşta müzikle haşır-neşir nedeniyle okula gitmeye pek sıcakta bakmazlar. Günlerden bir gün çocuğun birisi mesleğine biraz soğuk bakar. Saza bağlamaya fazla hevesi yoktur. Çağırır babası bak oğlum der. "şu kemaneyi öğreneceksen öğren, yoksa seni öğretmen yapar köy köy sürdürürüm".
İki usta bir köyde düğün çaldıktan sonra paralarını alıp evlerine dönmek üzere yola çıkarlar. Geceleyin köyün çıkışında bir mezarlığın yanından geçerken ustanın biri arkadaşına "gel şu mezarlığa birer fatiha ihsan eyleyelim" der. İkisi de durup fatiha okurlar tam yola devam edecekleri sırada karşılarına iki kişi dikilir ve ustaların üzerindeki tüm paraları alırlar. Ustalar neye uğradıklarını şaşırıp sessizce mezarlıktan uzaklaşırken birisi söylenir "nereden aklına esti de elin mezarında yatanına fatiha okuttun senin fatihan yüzünden cıscıbıl soyulduk" diye. Arkadaşı mahcup "ben ne bileyim ağam eşkiyanın mezarlıkta yatıp kalktığını." Diye cevap verir.
Bir düğün sonrası 5-6 kişilik usta ekibi ırmağın kenarına oturup parayı paylaşmaya başlarlar. Parayı bir türlü denk dağıtamamışlar. Ya artıyor ya eksik kalıyormuş. uzun uğraşlardan sonra birisi "ne uğraşıp duruyorsunuz şu artan parayı ırmağa atalım olsun bitsin" der ve sorunu kökten çözer.
Ustalardan ikisi yurt dışına çalışmaya gider ve sonra emekli olup dönerler. Daha sonra birlikte hacca gidip hacı olurlar ancak uzun yıllar içki alemlerinde ve eğlencelerinde yoğrulmuş bu iki arkadaştan birisi birgün diğerine "hacı sen bir gün rakı alsan bende bir hindi alsam şöyle akbayıra doğru bir açılsak der." Arkadaşının cevabı sert olur. "kudurdun mu sen , birde hacısın."
İçkiyi teklif eden gayet sakin:
-hacı olunca ne olmuş kim görecek sanki?
-hiç kimse görmezse Allah görür.
-içki içmekte kararlı olan usta cevap verir.
-Allah görünce gelipte uzun çarşıda anlatacak değilya!...
ustaların en büyük zevklerinden birisi rakıyı kavunla içmektir. Ustalardan birisi bir gün rahatsızlanır. Doktor ustaya rakıyı kesin kes yasaklar. Hemşiremiz mahsunlaşır doktordan son bir kez medet umar "doktor ne olur kavun zamanı bari serbest bırak..."
ve ustalarımız içkinin günah olmaması gerektiğini de yine kavunu bahane göstererek dile getirirler. "Allah'ım yaratmasaydın da kavunu, içmeseydim rakıyı
BOZKIR’IN TEZENESİ
TÜRKÜ BABA NEŞET ERTAŞ
http://www.kirsehir.web.tr/kirresim/neset.gif
Ana vatanımsın, baba yurdumsun
Ozanlar diyarı şirin Kırşehir
Uzak kaldım gurbet elde derdimsin
Hasretin bağrımda derin Kırşehir. Feleğin yazdığı kara yazıynan
Çok yürüdüm bağrımdaki sızıynan
Kara kaşlarıynan, kara gözüynen
Aşık etti beni birin Kırşehir
Gerçekten de “gönül” kelimesinin Ertaş’ın şahsi lügatinde çok özel bir yeri var. O adeta, tıpkı Yunus gibi, Hacı Bektaş-i veli gibi kendisini”gönüller yapmaya” adamış biri... “gönül”ün geçmediği türküsü yok dense yeri...
Şu garip halimden bilen işveli nazlım
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen
Tatlı dillim, güler yüzlüm, ey ceylan gözlüm
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen
Bir başka türküsünde:
Küstürdüm gönlümü güldüremedim
Baharım güz oldu yazım kış oldu
Gönüle yarini bulduramadım
Baharım güz oldu, yazım kış oldu
Diye dert yanar.
Bir türküsünde babası Muharrem Ertaş’ı “gönül delisi” olarak niteler:
Sazını çalarken kendinden geçen
Gönülden gönüle kapılar açan
Aşkın dolusunu nefessiz içen
Gönül delisini neyledin dünya
Muharrem Babaya ağıt
Uzak yoldan geldim hasretim için
Hani nerde babam Muharrem nerde
Yaralı bülbülüm ses vermez niçin
Yüreği yanığım o kerem nerde O garip gönüllüm, dertli bakışlım
Feleğin elinde sinesi taşlım
Yüreği yaralım, gözleri yaşlım
Gönül evi yıkık, viranım nerde
Fetholurdu feryadını dinleyen
Feryadı içinde derdin anlayan
Kuşlar gibi viranede ünleyen
Ecinnice deli boranım nerde
Okula gidemedim bu dert benimdi
Hemi benim derdim, hem babamındı
Hemi babam, hemi öğretmenimdi
Garibim dersimi verenim nerde
NEŞET ERTAŞ
NEYLEDİN DÜNYA
Ay dost deyince yeri göğü inleten
Muharrem ustaydı bunu dinleten
Gönül kırmazıdı bilerekten, bilmeden
İnsan velisini neyledin dünya Sazını çalarken kendinden geçen
Gönülden gönüle kapılar açan
Aşkın dolusunu nefessiz içen
Gönül delisini neyledin dünya
Garibim babamdı Muharrem Usta
Bilirim aşıktı sevdiği dosta
“sazımın emaneti...” diyen en son nefeste
Sazın ulusunu neyledin dünya,
NEŞET ERTAŞ
Yüzölçümü : 6.570 km²
Nüfusu : 256.862
İl Trafik No: 40
Telefon Alan Kodu : 386
Sıcaklık : En düşük -26,7 en yüksek 34 C
Yağış Oranı : Yıllık ortalama 667,5 mm