Orijinalini görmek için tıklayınız : alevilik,te ölmek(ikrar almak) ve ikinci doğum.......


Dogan24
04.03.2006, 16:50
ALEVİLİKTE ÖLMEK (İKRAR ALMAK) VE İKİNCİ DOĞUM
Aleviler öğreti yolunda, bütün tutkulardan, aşırı isteklerden, dünyaya bağlı geçici dileklerden, eğilmelerden kurtulmaya ve özünü gerçeğe adamaya yani öğretiyi benimseyip yola girmeye -“İkrar (Nasip) Alma”-, “ölmeden önce ölmek” demektedirler. Bu öğreti için, kişinin kendi isteğiyle maddi ve manevi dileklerinden tümden vazgeçmesiyle (yani iradi olarak ölmekle), mana aleminde, ruh bakımından hayat bulacağına inanılmaktadır. Alevilikte benimsenmiş olan Batıni yorumda iradi olarak ölen yani ikrarını alan can, dünyaya yeniden gelmiş gibidir. Yani, insanların yaşamları boyunca yaptıkları pek çok şeye, ölümle karşılaştıklarında pişmanlık duyacak olmaları ve “bir daha dünyaya gelsem böyle yapmazdım” düşüncesine varmaları “ikrar töreni”ile canlara kavratılmaktadır. Böylece insanın son veda anındaki hesaplaşmasını, önceden ikrar töreninde yaşayan Aleviler, kendilerini yeniden doğmuş olarak kabul ederler ve bu olayı da “ikinci doğum” olarak adlandırırlar. Yola girmenin ön koşulu olan “ölmeden önce ölmek” (iradi olarak ölmek), Aşık Veysel tarafından şöyle dile getirilmiştir:
Topraktandır cümle beden
Nefsi öldür ölmeden
Böyle emretmiş yaradan
Yine iradi olarak ölmeyi ve ikinci doğumu Şâhi bir nefesinde şöyle anlatmaktadır:
Dört kapı selâmın verip aldılar,
Pirim huzuruna çekip yettiler;
El ele, el Hakk’a olsun dediler,
Henüz mâsum olup cihana geldim.
Münire Bacı da bu doğumu bir nefesinde:
Doğdum iki âneden
Kimdir beni taneden
Mürşidim imdat eden
Haydariyim, Haydari.
biçiminde dile getirir. Nefeslerde de belirtilen, Alevilikte yapılan ikrar töreninden sonra, yola girenlerin kendilerini yeniden doğmuş gibi hissetmektedir.
Alevilikte yola giren kişi, kendisini tüm kötülüklerden, istenmeyen davranışlardan arındırmış sayılır. Bundan sonra geride kalan yaşamı boyunca pişmanlık duyacağı şeyleri yapmamaya çalışır yani arındırılmış halde kalabilmek için çaba gösterir.

Dogan24
04.03.2006, 16:53
ALEVİLİKTE ÖLÜM (HAKK’A YÜRÜMEK / KAVUŞMAK)

Alevilikte biyolojik ölümün “Tanrıya yeniden kavuşmak” olarak kabul görmesinin ana nedeni; nesnelerin, düşüncelerin yoktan var olmayacağına inanılmasıdır. Heterodoks yapıdaki bu öğretiye göre, İnsan-Evren-Tanrı bir bütündür (vahdet-i vücud); bundan dolayı evrendeki nesneler ve düşünceler Tanrının varlığından kaynaklanmakta ve bu durum (ölüm), varlığın (insanın) öze dönüşümü olmaktadır.

Hakk’a yürüyen “can”ın aslında ölmediğine öze (Tanrıya) geri döndüğü inanışına Alevi-Bektaşi menakıbnamelerinde sıkça rastlanır. “Cenazeye İmam Olmak” biçiminde de ifade edilen bu duruma dayanak olarak şu söylence anlatılmaktadır: “Hz. Ali’nin ölmeden önce vasiyeti üzerine, cenazesi evden almak üzere gelen kişiye verilir. Hz. Ali’nin cenazesini devenin üzerine yükleyip, oradan uzaklaşan yüzü örtülü yabancıyı Hz. Ali’nin oğulları gizlice takip ederler. Bir ara yüzündeki örtünün açılmasıyla, cenazeyi alıp götürenin de Hz. Ali olduğunu görürler”. Yani bu düşünce de ölüm, aslında bir yok oluş değil, bir dönüşümdür. Bu söylence, birçok Alevi-Bektaşi deyişine ve söylencesine de kaynaklık etmektedir. Hatai’nin, bu olayla ilgili dörtlüğü ise şöyledir:

Ali’dir cesetin kendisi yuyan

Yuyup kefeniyle tabuta koyan

Ali’dir devesin kendisi yeden

Hak ile Hak olan Arslan Ali’dir .

Tanrısal bir varlık olan insanın öz olarak yok olmayacak...

Cenazeme imam oldu nazarım

Öldüren de benim ölen de benim

Mezarımı elim ilen ben kazdım

Ağlayan da benim gülen de benim

Allah gizli değil sana benziyor

Canı katı teni bana benziyor

Gâh doğar gâh batar güne benziyor

Gidenler de benim kalan da benim

Affedici, bağışlayıcı olan Tanrıdan korkmayan Aleviler, aşk derecesine varan Tanrı-Evren-İnsan sevgisiyle yoğrulmuş dünya görüşüne ve alışılmamış bir öbür dünya anlayışına sahiptirler. 16. Asır Alevi ozanlarından Azmi bu anlayışı şöyle dile getirmektedir:

Esirci misin, koydun cehenneme Arap

Hoca mısın, okur yazarsın kitap

Aslın katip midir, görürsün hesap

Hesabın mı var, yok hancı mısın?

Yüz bin cehennem olsa, korkmam birinden

Rahman ismi nazil değil mi, senden

Günahları bağışlayanım demedin mi, sen

Af et günahımı, yalancı mısın?

Bilirsin ben kulum, sen sultanımsın

Kalbde zikrim, dilde tercemanımsın

Sen benim, canımdan can mihmanımsın

Gönlümün yarisin, yabancı mısın?

Şoreş
04.03.2006, 16:53
Hocam gene güzel bir topik açmissin.Eline saglik can;)

Dogan24
08.03.2006, 20:07
Hocam gene güzel bir topik açmissin.Eline saglik can;)var olasın hızır herdaim yanında olsun.......

bülentişcan
08.03.2006, 22:27
Sevgili Doğan24
Güzel bir aktarım
ançak
“ikrar töreni”ile canlara kavratılmaktadır. Böylece insanın son veda anındaki hesaplaşmasını, önceden ikrar töreninde yaşayan Aleviler, kendilerini yeniden doğmuş olarak kabul ederler ve bu olayı da “ikinci doğum” olarak adlandırırlar.
bu ikinci kez doğma olayı BEKTAŞİ lerde vardır,
Aleviyanı Köy alevleri/bektaşilerinde bu terim yoktur.
Dostca kal

halitseyfi
09.03.2006, 00:38
Sevgili Doğan24
Güzel bir aktarım
ançak

bu ikinci kez doğma olayı BEKTAŞİ lerde vardır,
Aleviyanı Köy alevleri/bektaşilerinde bu terim yoktur.
Dostca kal

sevgili bülent
bu deyişler yanlızca şehir alevileri(!) içinmi ? anlamakta zorlanıyorum hangi şehir alevileri , hangi köy alevileri bu ayrımı sadece başkalarının yaptığını sanıyordum.
İkrar bütün alevilerde var olan birşey. Böyle bir ayrımında yanlış olduğuna inanıyorum.
Saygılar

bülentişcan
09.03.2006, 11:24
sevgiliHalitsaeyfi
deyişler ortaktır,deyişlere bir şey demedim,
İkrar tüm tarikatlarda veya inançlarda vardır, ançak farklı anlamlar yüklüdür,
alevilerde ikrar,ikrakdır,ikinci doğum vs diye nitelindirilmez.
Bektaşilerde İkrar verme veya nasip alma törenleri vardır,burada bektaşi dervişi hangi BABA,HALİFE den el ve nasip almişssa o günü ikinci doğuşu ,o post sahibinide babası sayar,
Biz soydan gelen alevilerde bu ikici doğum espirisi yoktur,onu anlatmak istedim
Dostca Kal

halitseyfi
10.03.2006, 20:09
sevgiliHalitsaeyfi
deyişler ortaktır,deyişlere bir şey demedim,
İkrar tüm tarikatlarda veya inançlarda vardır, ançak farklı anlamlar yüklüdür,
alevilerde ikrar,ikrakdır,ikinci doğum vs diye nitelindirilmez.
Bektaşilerde İkrar verme veya nasip alma törenleri vardır,burada bektaşi dervişi hangi BABA,HALİFE den el ve nasip almişssa o günü ikinci doğuşu ,o post sahibinide babası sayar,
Biz soydan gelen alevilerde bu ikici doğum espirisi yoktur,onu anlatmak istedim
Dostca Kal

cevabına teşekkürler birde "soydan gelme alevileri" açıklarsan sevinirim
sevgiler

şavolanlı
11.03.2006, 20:52
sevgili dostum soydan gelme aleviler derken heralde ahlibeyt soyundan geldigini söylüyor heralde bülent arkadaşımız.kureşşanlıdır heralde

bülentişcan
12.03.2006, 23:46
sevgili dostum soydan gelme aleviler derken heralde ahlibeyt soyundan geldigini söylüyor heralde bülent arkadaşımız.kureşşanlıdır heralde
Sevgili CAnlar
Halitseyfi ve Şovalanlı
Genel Anlamda soydan gelmelerde ikrak yöreler göre değişiklik arz eder.
Kimi Yörelerde Evlilk esnasında evinde ikrar alınır,veya evlendikten sonra Cemde Rehber vasıtası ile alınır.
Sanırım Genelde Musahip lik kavline girişde ikrak alınır ve oydan gelen Alevilerde İKİNCİ dogum gibi terimler kullanılmaz,
Rehberin kim gibi ifadeler yer alır.
Bu konuya ait bilgim bu canlar
Sevgili Şovanlı
Yok Ben Bir Kaç yüz önceden Malatya,ordan Çorum ve Ordan da Ankaraya göç eden bir aileden Geliyorum,
Pirim Şah İbrahim,Mürşidim Dede Garkın,
Genelde Yıllık Görgümüzü Ankara/Çubukda köyümüzün oçağı olan MEHEMMED ABDAL oçağına vekaleten görünürüz.
DOSTCA KALIN

Dogan24
14.03.2006, 00:03
Sevgili CAnlar
Halitseyfi ve Şovalanlı
Genel Anlamda soydan gelmelerde ikrak yöreler göre değişiklik arz eder.
Kimi Yörelerde Evlilk esnasında evinde ikrar alınır,veya evlendikten sonra Cemde Rehber vasıtası ile alınır.
Sanırım Genelde Musahip lik kavline girişde ikrak alınır ve oydan gelen Alevilerde İKİNCİ dogum gibi terimler kullanılmaz,
Rehberin kim gibi ifadeler yer alır.
Bu konuya ait bilgim bu canlar
Sevgili Şovanlı
Yok Ben Bir Kaç yüz önceden Malatya,ordan Çorum ve Ordan da Ankaraya göç eden bir aileden Geliyorum,
Pirim Şah İbrahim,Mürşidim Dede Garkın,
Genelde Yıllık Görgümüzü Ankara/Çubukda köyümüzün oçağı olan MEHEMMED ABDAL oçağına vekaleten görünürüz.
DOSTCA KALIN

:
1. Ocakzadeler Kolu: Anadolu’ya Hacı Bektaş Veli’den önce gelen, yerleşen ve Aleviliği soy anlayışına dayalı olarak sürdüren “Dedeler kolu.”
2. Dedeganlar/Çelebiler Kolu: Hacı Bektaş Veli’nin soyundan geldiği kabul gören ve yine Aleviliği soy anlayışına göre sürdüren “Dedeganlar” yani “Çelebiler kolu.”
3. Babaganlar Kolu: Var olan Alevilik olgusunda, “kâmil insan” yaklaşımını, tarikat modelinde soydan gitmeyeceğine inanan ve öğreticilerin mertebe ile örgütlendiği “Babaganlar kolu”.
4. Diğer Öğreticiler: Ocakzadelerin el vermesi yani taliplerinin ulaşamadığı yerlerde görev yapması için belirlediği ve daha sonra kendilerini bağımsız ocaklar olarak kabul eden “Dikme Dedeler Kolu” ya da Çelebilerin gidemediği yörelerde görev yapmak için yazılı ve mühürlü bir belge ile işlev gören “Geçici İcazetli Dedeler Kolu” veya Babagan kolundan bağımsız hareket eden baba ya da halife babaların oluşturduğu değişik adlarla anılan (Bedreddinî Babalar gibi) “Bağımsız Babalar Kolu” öğretici olarak görev yapmaktadırlar.
Yine bu görevi yerine getiren yazar ve araştırmacıların oluşturduğu modernlik sürecinde zorunluluktan ortaya çıkan toplumsal bir gruptan da söz edebiliriz.
Görüleceği gibi tüm Alevi, toplulukları hangi açıdan ele alınırsa alınsın temel hareket noktası yani asıl belirleyici Hz. Ali olmaktadır. Öğreticiler açısından bile konuya yaklaşıldığında soydan gelme ya da o yola inanma bağlamında bile belirleyici olan Hz. Ali’ye olan bağlılık, dahası onun koyduğuna inanılan kurallara gösterilen liyakat esastır.

emreank
14.03.2006, 15:58
Sayın DOĞAN24 İnsan,Tanrı,Evren bir bütündür diyorsunuz. Yani gercek güç ve hakimiyet insan tanrı evrenin oluşturduğu üçünden mürekkep olan güçtür demek istiyorsunuz. Ancak tanrının tanrı olabilmesi için kendinden başka hiç bir şeye benzememesi ve herşeye gücü yetmesi gerekmezmi.

Dogan24
15.03.2006, 13:14
http://www.aleviforum.com/showthread.php?t=1409&page=5sevgili can soruna tanıtı burada bulabilirsin......

Dogan24
16.03.2006, 00:06
Sayın DOĞAN24 İnsan,Tanrı,Evren bir bütündür diyorsunuz. Yani gercek güç ve hakimiyet insan tanrı evrenin oluşturduğu üçünden mürekkep olan güçtür demek istiyorsunuz. Ancak tanrının tanrı olabilmesi için kendinden başka hiç bir şeye benzememesi ve herşeye gücü yetmesi gerekmezmi.sevgili can tanrının güçünün herşeye tabiki yeter bu tartişılamaz bile biz bu yazıda tanrının güçünü degil inanşları aktardım bu inanışları insan evren ve tanrı kavramından farklı oluşumlarta sadeçe bir örnegidir bir örnekse big bang teorisi .....


Big Bang teorisinin felsefi sonuçlarını daha iyi anlayabilmek için öncelikle bu teori ortaya konmadan önce felsefe tarihinde ileri sürülen fikirleri incelemek faydalı olacaktır. Böylelikle, bu teorinin insanlık tarihi boyunca ortaya konan fikirlerden hangilerini desteklediği, hangilerini geçersiz kıldığı anlaşılabilecektir.
Big Bang’in temel ve yan delilleri ile karşıt delillerini göstereceğimiz sonraki bölümlerin ardından, şimdi kısaca özetleyeceğimiz fikirler çok detaylı bir şekilde ele alınacaktır. Bu bölümde kısaca tanıtılan felsefe tarihi, o bölümlerde detaylı bir şekilde Big Bang’e yargılatılacaktır. Bu bölümde sadece Big Bang’ten önceki durumun zihinlerde canlandırılması amaçlanmıştır.
Felsefe tarihinin en önemli sorunlarının başında Tanrı’nın var olup olmadığı gelir. Yine bu sorunla çok alakalı olduğunu göreceğimiz maddenin ve evrenin ezeli olup olmadığı meselesi de felsefe tarihinin en önemli sorunlarının başında gelmektedir. Felsefe tarihinin bu iki önemli sorunu bu kitabın en temel tartışma odağını oluşturacağı için, Big Bang’ten önceki felsefe tarihi bu iki soruya verdikleri cevaba göre ayrılıp incelenecektir.

TANRININ VARLIĞINI İNKAR EDEN VE MADDENİN EZELİLİĞİNİ KABUL EDEN GÖRÜŞ

Materyalist felsefenin en temel tezi olan bu görüşe göre yalnız madde gerçektir ve onun dışında hiçbir şey yoktur. Madde yaratılmamıştır, yok edilemez, kendiliğinden varlığını sürdürür, evrenin tek yapı taşıdır. Materyalizmin bu inancından çıkarttığı sonuca göre Tanrı yoktur, dolayısıyla Tanrı’nın varlığı fikri üzerine inşa edilmiş dinlere inanç yanlıştır.
Maddenin ezeliliği fikri, materyalist felsefenin dışında da savunulmuştur. Örneğin Budizm’de (kuruluşu M.Ö. 5. yy), Tanrı’nın hiçbir müdahalesi olmadan, var olan her şeyin mekanik yasalara uygun olarak maddeden meydana geldiği söylenir. Budizm’in bazı kollarında Tanrı’nın varlığı kabul edilmiş olabilir, fakat temel metinlerde Tanrı’dan hiç bahsedilmediği ve evren ezeli kabul edildiği için; Budizm, Tanrı’yı yok sayan ve maddeyi ezeli kabul eden başlığın altında incelenebilir.
Hint felsefesinin (kuruluşu M.Ö. 20. yy’a kadar uzanır) önemli bir bölümü de evreni ezeli kabul eder ve Tanrı’ya yer vermeden evreni açıklamaya çalışır. Çin düşüncesindeki Taoizm’de de (kuruluşu M.Ö. 6. yy) her şeyin kendiliğinden oluştuğu ve evrenin ezeli olduğu fikrine rastlanır. Bu konu ileride daha ayrıntılı işlenirken Uzakdoğu’nun bu felsefelerinden ve dinlerinden alıntılar yapılacak, Big Bang’in tüm bu felsefeler ve dinler için doğurduğu sonuçlar gösterilecektir.
Eski Yunan’ın atomcuları Demokritos (M.Ö. 460-370) ve O’ndan felsefesinin ana çizgilerini alan Epikuros (M.Ö. 341-270), günümüz materyalist görüşlerinin babası kabul edilirler. Onlar da evreni ezeli (öncesiz) ve ebedi (sonsuz) kabul ediyorlardı ve Tanrı’ya yer vermiyorlardı. Fakat Tanrı’yı açıkça inkar ederek evreni ezeli kabul etme ilk olarak Lucretius’ta (M.Ö. 98-55) kendini gösterir. İlk olarak O’nda apaçık gözüken ateizmden dolayı, O’nu, materyalist felsefenin ilk temsilcisi olarak kabul edenler de vardır.
Felsefe tarihindeki matematikçi d’Alembert, iktisatçı Turgot, ayrıca Condorcet, Baron d’Holbach da materyalist felsefenin temsilcileridir. Fakat hiç şüphesiz ki materyalist felsefenin en ünlü ve en etkili olmuş temsilcileri Karl Marks (1818-1883) ve Friedrich Engels’tir (1820-1895). Felsefelerini eylemle birleştiren Marksçılar, Marks’ın ölümünden 70 yıl sonra Dünya’nın üçte birini yanlarına almışlardır. Karl Marks’ın dışında düşünceleri bu kadar kısa bir zamanda bu denli büyük etki yaratmış bir düşünürün olmadığı rahatlıkla söylenebilir. Marks’ın ve Engels’in yazılarını okuyanlar, onların felsefenin en temel sorununu şu şekilde ortaya koyduklarına tanık olacaklardır:
1- Ya madde ve doğa öncedir, Tanrı yoktur.
2- Ya da Tanrı öncedir, madde ve doğa Tanrı’nın eseridir.
Onlara göre felsefenin en temel sorunu budur. Onlar felsefenin en temel sorununu ortaya koyarken birinci maddenin doğruluğunu savunmuşlardır. Materyalist felsefenin en ünlü ideologları bilimi kutsamışlar, dinlerle berabar agnostikliğin (bilinemezciliğin) her türlüsüne de karşı çıkmışlardır. Bilimi kutsayan bu kişilerin görüşlerinin, Big Bang teorisi tarafından bilimsel bir merkezde ele alınması gerçekten de ilginç olacaktır. Onlar bilimin hakemliğini kabul etmişlerdi, bilimin felsefi sonuçlara yol açacağını savunuyorlardı. Bakalım bilim (Big Bang örneği ile) onların felsefesini nasıl yargılayacak! Bu ilerleyen bölümlerde ayrıntılı bir şekilde ele alınacaktır.

HEM TANRININ HEM DE MADDENİN VARLIĞINI EZELİ KABUL EDEN GÖRÜŞ

Materyalistlerin de kabul ettiği gibi iki temel görüş vardır. Ya madde ezelidir ve Tanrı yoktur, ya da Tanrı ezelidir ve madde sonradan yaratılmıştır. Fakat felsefe tarihinde çok geniş bir yer kaplayan felsefecilerden Platon’un (M.Ö. 427-347) ve Aristo’nun (M.Ö. 384-322), hem Tanrı’nın hem de maddenin varlığını ezeli kabul eden görüşte olmaları, bu fikrin de özel bir bölüm olarak ele alınmasının sebebidir.
Evrenin ezeliliği fikri Aristo’da kendini daha da açık bir şekilde gösterir. Ona göre yıldızlar ezeli bir yakıtla yanarlar ve ebedidirler. Platon her şeyin “kaos” tan çıktığını söylerken, onun bu açıklamasının yoktan yaratılışa daha yakın olduğu söylenebilir, fakat Platon yorumcularının çoğunluğuna göre Platon da maddenin ezeliliği fikrine inanmaktadır.
Bu görüşün tarihteki en önemli savunucuları Platon ve Aristo olmakla beraber, onlardan sonra gelip onlardan etkilenen filozoflar da benzeri görüşleri savunmuşlardır. Örneğin Farabi ve İbni Sina’nın bu görüşlerden etkilenmesi ve Gazali’nin onlara getirdiği eleştiriler İslam dünyasında çok ünlüdür.
Platon ve Aristo, Hristiyan dünyasında adeta Hristiyanlık öncesi azizler olarak kabul edilmelerine rağmen, tek Tanrılı dinlerle en büyük farklılıklarından biri maddenin ezeliliği konusunda olmuştur. Bu yüzden Big Bang’in bu konuda söyleyecekleri tarihin bu önemli tartışmasına da ışık tutacaktır. Acaba kim haklıydı? Platon ve Aristo mu? Yoksa tek Tanrılı dinler mi? Bakalım Big Bang ne karar verecek?