Orijinalini görmek için tıklayınız : Giresun


şannaz
04.03.2006, 22:50
Giresunda Alevi köyleri olduğunu bileniniz varmı bilmiyorum. Bilginiz olsun diye paylaşmak istedimm.. Bu köyler Zırhan köyü,Meşeliyatak köyü,bahceli köyü bunların bir kacı sadece tanıdığım kadarıyla harika insanlar ...

müttaki
04.03.2006, 22:58
Giresunda Alevi köyleri olduğunu bileniniz varmı bilmiyorum. Bilginiz olsun diye paylaşmak istedimm.. Bu köyler Zırhan köyü,Meşeliyatak köyü,bahceli köyü bunların bir kacı sadece tanıdığım kadarıyla harika insanlar ...

bu köyler hangi ilçeye bağlı. giresunda alevi hiç duymamıştım.

şannaz
04.03.2006, 23:00
bu köyler Giresunun Dereli ilcesine bağlı köylerdir ..

eylüleren
04.03.2006, 23:00
Benim bir arkadaşım var giresunlu alevi giresun dereli ama hangi köy bilmiyorum.bilgi için sağol arkadaşım

Şoreş
04.03.2006, 23:06
Giresunun bugün çok büyük bir kisminin alevi olmasi gerekiyordu çünkü ordaki türkler çepni boyundanmis ve çepni boylari tümüyle aleviymis ama osmanli baskisiyla sünniligi seçmicler zamanla.Orda da alevi köyleri azda olsa vardi

müttaki
04.03.2006, 23:14
bu köyler Giresunun Dereli ilcesine bağlı köylerdir ..

teşekkürler şannaz.

eyhayat
05.03.2006, 11:12
teşekkürler şannaz.
Giresun'un Şebinkarahisar ilçesninde birkaç köyü Alevi Halk ozanı Mustafa KÜÇÜK'te Şebinkarahisar'ın Alevi köylerinden birinden olduğunu iyi biliyorum.

müttaki
05.03.2006, 21:55
Giresun'un Şebinkarahisar ilçesninde birkaç köyü Alevi Halk ozanı Mustafa KÜÇÜK'te Şebinkarahisar'ın Alevi köylerinden birinden olduğunu iyi biliyorum.

Mustafa Küçükte Alevi çıktı. yakında bizim köyde alevi köyü çıkıyomuş hehe :)

teşekkürler damal75 verdiğin bilgiler için.

eyhayat
19.03.2006, 01:52
Mustafa Küçükte Alevi çıktı. yakında bizim köyde alevi köyü çıkıyomuş hehe :)

teşekkürler damal75 verdiğin bilgiler için.
Dostum ben o yörede görev yaptım,bildiğimiz için bir katkı sunduk.İnanmak zorunda değilsiniz.Sizin köyün alevi olup olmadığını siz daha iyi bilirsiniz.

dipterus
19.03.2006, 23:47
Giresunun görele ve espiye bölgesinde aleviler varmı acaba ? bilgisi olan yazabilir mi?

Paşalıoğlu
14.04.2006, 08:34
Sayın Dipterus,

Giresun'da Alevilik çok eskilere dayanır. Espiye'yi pek bilmem ama Görele ve Yağlıdere'de yakın zamana kadar Alevi erkanını sürdürenler vardı. Örneğin Görele, Aydınlar beldesindeki Cimide (yeni adı Karlıbel) köyü veya mahallesinde Alevilik 50yıl öncesine kadar devam etti. Yaşı 60 ve daha fazla olanlar bu konuda hatıralara sahiptir.

Karadeniz'li Aleviler hakkında www.karalahana.com sitesine yazdıklarımdan alıntıları konu ile ilgilenenlerin dikkatine sunuyorum.


"Arkadaşların bazıları yaşadıklarını bazıları ise duyduklarını yazmış. Karadeniz'de Alevilik çok öncelere dayanıyor. Temelini Oğuz boylarından Çepni, Üreğir, Bayındır, Alayunt, Yıva (Yuva), Eymür vs. gibi Üçok koluna bağlı boylardan gelenler oluşturuyor. Zamanla bu boy ilişkisi unutulmuş insanlar oymaklarının adıyla anılmış. Hatta bu oymak isimlerinin özgün adları bile değişikliğe uğramış. Bu isimler günümüzde eğer yeniden Türkçeleştirilmemişse Giresun'da köy adları olarak yaşamaktadır. Bu köylerde çok eski mezar taşları (500-800) yıllık duruyorsa ve iklim şartları nedeniyle bozulmamışlarsa bu boyların işaretlerini taşların üzerinde bulmak olasıdır.

Eskiden yani Yavuz zamanından önce, Safevi devleti kurulmadan önce Karadeniz'de bulunan Türkler Aleviymiş. En önemli merkez ise Harşit Deresi vadisi, özellikle Cayra - Taşlıca - Şıhlı (şimdiki Uluköy) ve Kürtün'müş. Bu bölge Ocak'ların olduğu, Dede'lerin oturduğu ve aynı zamanda askeri güçlerinin ana merkeziymiş. Bu bölgede oturanlar Trabzon'dan Akkoyunlular adına haraç alıyormuş. Fatih bile Trabzon'u fethetmeye giderken buradaki Alevilerle vakit kaybetmemek için Bayburt üzerinden Sultan Murat Yaylasına, buradan Sürmene'ye gitmiş. Kara ordusu ile Trabzon'u doğudan kuşatmış, batıdan ise gemilerle muhasara altına almış. Trabzon savaşmadan Osmanlı'ya teslim olmuştur. Akkoyunlular yıkıldıktan sonra bölge kendi kendine Osmanlı'ya bağlanmış. Başlangıçta Osmanlı'lar bölgenin toprak düzenine vergi almak hariç pek karışmamış. Ancak bu bağlılık bölgede yaşayan Alevilere çok pahalıya patlamış. Yavuz zamanında Çorum'da toplantıya çağrılan 300'ü aşkın bölge beyleri bir mağaraya kapatılarak yakılan ateşin dumanıyla boğdurulmuşlar. Bu olaydan sonra Osmanlı bölgeye kendi yöneticilerini göndermiş. Bölge halkı bu yöneticileti tanımamış ve ayaklanmış. Bu ayaklanmaya Giresun veya Trabzon Kızılbaş Kıyamı denir. Bu ayaklanmalar çeşitli nedenlerle 1780 yılına kadar sürümüş. Bu ayaklanmaların hatırası hala yaşamaktadır. Gavrazlı'lıların Osmanlı'lar tarafından dağıtılması bu olaylara dayanmaktadır. Giresun'un bir çok köyünde Gavrazlı vardır. Benim atalarım ise Şıhlı'da yerel yöneticilerden ve ayaklanmayı yönlendirenlerdenmiş. Atalrımız Mısır'dan, Konya'ya, Karadeniz Ereğli'sine, Kırklareli, Bulgaristan ve Romanya'ya kadar sürülmüşler. Bölgede kalanlar ise dağlarda izini kaybettirenlermiş. Biz de bunlardan geliyoruz. Karadeniz Ereğli'si, Alaplı, Gürgentepe ve Kırklareli'deki kollarımız hala Alevi. Bizde ise Alevilik 1923'ten hemen sonra son bulmuş ve Sünnileşmişler. Buna rağmen Alevilik yaklaşık 40 yıl öncesine kadar gizli gizli devam etmiş. Erkan Değneği (Horasan'dan gelmiş, üzeri yazılı, özel kılıflarda saklanan ve Cem'de kullanılan kutsal değnek) ise yaklaşık 15 yıl önce ölen bir kadın tarafından çok güvenli bir yere gömülmüş. Yanımızdaki köyde Alevilik 1985 yılına kadar bazı ailelerce sürdürüldü. Dedeleri olan DARGIN Dayı ölünce torunlar da Sünnileşti. Hikaye çok uzun, Bölgeden Osmanlı'lar tarafından Adilcevaz'a sürgün edilenlerin bilmem kaç kuşak sonraki torunları 1978 yılında gelip bizleri buldular. Ayrıca bir kısım halk Şah İsmail'e katılmış. Tarihin garip cilvesine bakın ki Şah İsmail'e katılanlar Safevi Sarayı'nı koruyan muhafızlar olmuşlar tıpkı Giresun Laz Müfrezesi'nin Mustafa Kemal'i koruması gibi. Şah İsmail'e katılan bu oymaklardan Ustaçlu'lar en önemlisi ve Şah İsmail'e en yakın olanlardır. Ustaçlu'lardan geriye kalanlar hala Giresun ve Ordu'da yaşamaktadırlar. Bildiğim kadarıyla Mürteza Oğulları, Ustalı Oğulları bunlardan geriye kalanlardandır.
Ayrıca Giresun ve Ordu'da bulunan bir çok tekke bugün Nakşibendi tekkesi olarak bilinmesine rağmen gerçekte 1826'da Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması ile birlikte yapılan Alevi- Bektaşi kıyımının bir sonucudur. Tekke duvarlarındaki Nakşibendi yazıları silinirse altından Bektaşi'lik çıkar.

Harşit Vadisi'nin orta kesimlerinde, yaylarda ve dağlarda Alevilik dönemlerinden yadigar kalan isimler hala mevcuttur. Güvende (Güvende Evliyası'ndan), Kara Aptal (Hacı Bektaş'ın halifesidir ve ocaktır), Burga Baba Tepesi, Abdal Musa Tepesi (Gavur Dağlarının en yüksek tepesi), Akıl Baba Tepesi (Gelevera ve Yağlıdere bu dağdan doğar) bu yadigar isimlerden bazılarıdır. Ayrıca Hacı Bektaş'ın halifesi Güvenç Abdal Ocağı'nın da merkezi bu bölgede bulunuyormuş. Babaannem Şıhlı'dır ve kendisi Ocak sülalesindendir. Şiran-Sinop arasındaki Alevi'lerin çoğu onlara bağlıymış. Bu ocak şu an Dereli'de Zıhran'da devam etmektedir.

Şu anda Kürtün çevresinde Alevilik kalmış mıdır bilmiyorum ama Alevilik hatıralarına sahip Duvaz-ı İmam ve deyişler bilen insanlarla 1970'li yıllarda tanıştım.

Ayrıca Annem Gürgentepe'li ve Gürgentepe'de Türk nüfusun çoğunluğu Alevi'dir. Alevi olmayanlar Gürcü'ler veya bölgeye yakın zamanda göç etmiş nüfustur. Tamamı Alevi olan köyler olduğu gibi, karışık bir çok köy vardır. Alevi ve Sünniler bu bölgede birbirlerine kız alıp vermektedirler. Yakın zamana kadar bu tür evlilikler hoş görülmemesine rağmen ilişkiler yine de çok iyiydi. 1975'ten sonra Ordu Valisi bu dostça ilişkiyi düşmalığa çevirmeye çalıştıysa da başaramadı.

Giresun, Ordu ve Samsun'da sanılanın aksine çok sayıda Alevi nüfusu vardır. Sünniliğe dönüşün tarihi çok eski değildir. Dönüş son 200 yıldan beri olmaktadır. Bir çok köyün Sünnileşmesi 50-100 yıllık olaydır. Alevi kültürü bu bölgedeki Alevilikten Sünniliğe dönmüş köylerde - 12 Eylül'den sonra bölgede sürdürülen yoğun dini çalışmalar biraz törpülemesine rağmen-hala yaşamaktadır. Örneğin içki kültürü, "Yezid" kelimesinin hala en ağır küfür olması, kadınların "Ocağı batasıca" ilenci, eşikte oturmama, eşiğe basmama, inancı, ıskat dağıtma ve yemekli mevlüt okutma gelenekleri gibi."

.................................................. .................................................. ..

"Tarihçiler, Türklerin Harşit Vadisinde görülmesini 1100'lü yılların ikinci yarısı ile 1200'lü yılların birinci yarısı olarak belgelendirirler. Bu hesaba göre Kürtün bölgesinde Türk tarihi en az 800 yıl önce başlamış demektir. Buraya yerleşen Türkler genellikle Oğuzların Üçok koluna mensup ve Alevi oldukları bilinen boylar. Çepniler bu boylar içinde en kalabalık olanları. Çepniler Alevi olmalarının yanısıra çok savaşçı, mecbur kalırlarsa çoluk çocuk savaşan bir topluluk. İran'da Babek'in en ateşli destekçileri ve silahlı gücü olarak Abbasilere karşı otuzbeşyıl savaşmışlar ve 838 yılında Abbasi komutanı Türk Afşin'in çeşitli kavimlerin paralı askerleri ile güçlendirilmiş büyük ordusuna yenildikten sonra Anadolu'ya sığınmışlardır. Bizanslılar Çepnileri Anadolu ve Trakya'nın çeşitli yerlerine dağıtmıştır.

Daha sonra Anadolu'ya gelen ikinci ve daha büyük Çepni oymakları çoğunluğu Harşit Vadisi ve etrafındaki yamaçlara, Giresun'un ormanlık kırsal bölgelerine ve Türkiye'nin güneyi ve batısına dağilmışlardır. Selçuklu zamanındaki Babai Ayaklanma'sına katılmışlar, Akkoyunlu Devleti ile sorunsuz yaşamışlar, Osmanlı'lar zamanında hile ve baskı ile düzenleri dağıtılmış ve Çepniler diğer Türkmen oymakları gibi Şah İsmail'i desteklemişlerdir. Bulundukları bölgede en az 200 yıl isyan halinde kalmışlar, Osmanlı Devşirmelerinden olan yöneticileri tanımamışlardır. "

Rehberiniz "Aşk" olsun

garcia
14.04.2006, 17:56
Sayın Dipterus,

Giresun'da Alevilik çok eskilere dayanır. Espiye'yi pek bilmem ama Görele ve Yağlıdere'de yakın zamana kadar Alevi erkanını sürdürenler vardı. Örneğin Görele, Aydınlar beldesindeki Cimide (yeni adı Karlıbel) köyü veya mahallesinde Alevilik 50yıl öncesine kadar devam etti. Yaşı 60 ve daha fazla olanlar bu konuda hatıralara sahiptir.

Karadeniz'li Aleviler hakkında www.karalahana.com (http://www.karalahana.com) sitesine yazdıklarımdan alıntıları konu ile ilgilenenlerin dikkatine sunuyorum.


". "

Rehberiniz "Aşk" olsun

verdiğiniz yararlı bilgiler için çok teşekkür ederim,bu gün karadeniz bölgesi dışında yaşayan çepnilerin hemen hepsi alevi(balıkesir,izmir,aydın,manisa,gaziantep ve tüm anadolu)ayrıca düzceye bağlı olan iki alevi köyünün ikiside çepnidir.saygılarımla

hhy
15.04.2006, 22:21
merhaba arkadaş ben bulancak'ta görev yapıyorum. kitaplardan araştırdığım kadarıyla eskiden buralarda aleviymiş. zaten piraziz de de birkaç türbe falan var anadoluya dağılan erenlerin bir kısmı da buraya gelmiş.sonra özellikle yavuz zamanında asimile edilmeye çalışılmış. şu an alevi köy var mı bilmiyorum.

garcia
15.04.2006, 22:34
merhaba hhy giresunlu değilim,giresun hakkında bildiklerim tanıdığım insanlardan ve araştırdığım konulardan ibaret

mutlumusuncan
16.04.2006, 16:56
Giresunda Alevi köyleri olduğunu bileniniz varmı bilmiyorum. Bilginiz olsun diye paylaşmak istedimm.. Bu köyler Zırhan köyü,Meşeliyatak köyü,bahceli köyü bunların bir kacı sadece tanıdığım kadarıyla harika insanlar ...

Teşekürler Şahnaz;

şannaz
17.04.2006, 10:20
Memleketim hakkında bilmediğim bir çok şey öğrendim teşekkürler Arkadaşlar..

cigdem2006
01.05.2006, 13:11
merhaba,
Ben Giresun'un Şebinkarahisar ilçesi Gündoğdu (Karaköy) köyündenim. ve aleviyim. Şebinkarahisar'da pek çok alevi köyü var.benim bildiklerim: Gündoğdu, Suboyu,Tokluağıl köyleri.
Saygılarımla...

cigdem2006
25.05.2006, 12:08
arkadaşlar...
aranızda hiç mi Giresun'lu yok.
kimbilir belki tanış çıkarız.

Şoreş
25.05.2006, 13:01
merhaba arkadaş ben bulancak'ta görev yapıyorum. kitaplardan araştırdığım kadarıyla eskiden buralarda aleviymiş. zaten piraziz de de birkaç türbe falan var anadoluya dağılan erenlerin bir kısmı da buraya gelmiş.sonra özellikle yavuz zamanında asimile edilmeye çalışılmış. şu an alevi köy var mı bilmiyorum.

Karadenizdeki Tüm Çepni Türkmenleri bir zamanlar Aleviydi.Ama Osmanlı Devletinin baskısı sonucu Asimile edildiler.Bugün ordaki Aleviler, bir zamanlar Doğu Karadenizde müthiş bir Alevi yoğunluğu olduğunun kanıtıdır.Osmanlı Belgelerinde bile var.Çepni Türkmenleri Şamanizmden kopmamak için Aleviliği seçtiler ama sonunda kılıç zoru baskılarla bu hallere geldiler.Bugün Çepni Türkmenlerin bir kısmı Alevi, bir kısmı ise Sünni.Mesela Giresunun % 97 si Çepni Türkmeni imiş ama Alevi az orda.Eğer Osmanlı Baskı yapmasaydı Giresunda Alevi şehri olarak kalacaktı.Trabzonda da, Gümüşhanede de çok sayıda Çepni Türkmen Alevi varmış ama onlarında büyük bir kısmı Sünnileştirilmiş.İçlerinde Aleviliğe düşman olanları bile var.Nerden bilir ki bir zamanlar Kızılbaş! olduğunu..

ceto
03.06.2006, 13:44
bizim köyde alevi köyü camoluk kaynar kalapalık bir köy hepimizin soyadları münüklü kaynar köyü

Şaah
11.06.2006, 01:53
gümülşhane şiranlı kırıntı köylüyüm ben biz sarıbal ocağına bağlıyız bie çok yakın olan giresunun kayacık köyü var sanırım şebinkarahisara bağlı yada alucraya olabilir. alevidir o köyde

gülsün
01.07.2006, 15:27
allahım sana şükürler olsunki giresundada alevi var

k_cds
02.07.2006, 20:56
ben giresunluyum arkadaşlar,ama alevi deilim.yani ben bizim orda alevi olduğunu da ilk kez sizden duyuyorum.çok ilginç:hopala o köyleri görmk isterdim doğrusu.ben hanefiyim.ve giresunda nereye gittiysem herkesin hanefi olduğunu bilirim.yani en azından göreledeki herkes hanefi.yinede verdiinis bilgiler için saolun.özellikle o köylere gitmeye çalışıcam.hiç, herkesin alevi olduğu bi toplum görmedim.çünkü hayatımda sadce 4 alevi tanıdım:yapmabe

garcia
02.07.2006, 23:47
ben giresunluyum arkadaşlar,ama alevi deilim.yani ben bizim orda alevi olduğunu da ilk kez sizden duyuyorum.çok ilginç:hopala o köyleri görmk isterdim doğrusu.ben hanefiyim.ve giresunda nereye gittiysem herkesin hanefi olduğunu bilirim.yani en azından göreledeki herkes hanefi.yinede verdiinis bilgiler için saolun.özellikle o köylere gitmeye çalışıcam.hiç, herkesin alevi olduğu bi toplum görmedim.çünkü hayatımda sadce 4 alevi tanıdım:yapmabe

sayın redwoman eğerki giresunda yaşayan çepniler sonradan sünnileşmiş olmasalardı giresun ili tunceliden sonra alevilerin en yoğun olduğu ikinci il olurdu.saygılar.

cigdem2006
07.07.2006, 10:13
dahaönce yazdığım gibi ben Giresun ş.karahisarlıyım. köyüm gündoğdu. sarıbal ocağındanız. ve ş.karahisarda pekçok alevi köyü var. gündoğdu, suboyu, tokluağıl vs. gibi. bilmeyen arkadaşlara duyurulur.

duygu2006
13.07.2006, 00:05
bende giresunluyum camoluk benim köyümün adi yani camolukda var

şannaz
15.07.2006, 19:52
ben giresunluyum arkadaşlar,ama alevi deilim.yani ben bizim orda alevi olduğunu da ilk kez sizden duyuyorum.çok ilginç:hopala o köyleri görmk isterdim doğrusu.ben hanefiyim.ve giresunda nereye gittiysem herkesin hanefi olduğunu bilirim.yani en azından göreledeki herkes hanefi.yinede verdiinis bilgiler için saolun.özellikle o köylere gitmeye çalışıcam.hiç, herkesin alevi olduğu bi toplum görmedim.çünkü hayatımda sadce 4 alevi tanıdım:yapmabe

sayın redwoman benim bilğimin köyler Zırhan,Meşeli yatak ve Bahceli köyü Dereli ye bağlı köyler bunlar gidip görme fırsatı bulursanız Giresun da çok Alevi oldugunu fark edeceksiniz..

karaçam
25.07.2006, 22:45
ben giresun göreleliyim size kesin olarak söyleyim giresunda alevi köyleri yoktur varsa birkaç hane ola bilir hele hele giresun sahilde yoktur
olsa birkaç hane oda varsa şebin karahisar ve alucrada vardır oda beli deyil hiç duymadım görmedim arkadaşım inşallah yardımcı olmuşumdur sana

murat222
27.07.2006, 09:42
ben giresun göreleliyim size kesin olarak söyleyim giresunda alevi köyleri yoktur varsa birkaç hane ola bilir hele hele giresun sahilde yoktur
olsa birkaç hane oda varsa şebin karahisar ve alucrada vardır oda beli deyil hiç duymadım görmedim arkadaşım inşallah yardımcı olmuşumdur sana

şimdi sen bilmiyorsun diye giresunda alevi köyü olmayacakmı.arkadaşlar kendi köylerini sayıyorlar,inanmıyorsun.onca asimilasyona karşın hala alevi köyleri vardır.belki senin atalarında asimile olmuş alevilerdir.bu yüzden tahammül edemiyorsun kalanlara

Şoreş
08.08.2006, 22:21
Yüzyıllar önce Giresundaki Uzgur Köyüde Aleviler varmış hatta bu köydeki Aleviler Osmanlı tarafından hapsedilmiş.O köy hala duruyor ve ne durumda olduğunu çok merak ediyorum.. ( Osmanlı Belgelerinde bile var )

liveistodie
13.08.2006, 23:55
keşapa bağlı alevi köyleri varmı bileniniz?

ŞAKİR
18.08.2006, 13:06
mustafa küçük alevi degildir sırf bunu söylemek için bu siteye üye oldum yanlış biliyorsunuz kendisi yakın akrabamızdır hatta mustafa küçük ün rahmetli babası köyünün imamıydı yani cami hocası teşekkürler

altay070
12.09.2006, 19:03
selam herkese...Kürtün, Eynesil,Dereli Giresun arasındaki bölge 1515'te Vilayet-i Çepni olarak adlandırılmıştır..88 dirlik Çepnilere verilmiştir O dönemde toplam çepni köyü sayısı 173tür...

rockçı turna
02.12.2006, 01:48
benim annem in köyü 2 yıl öncesine kadar gresun'a ( önce alucra ya sonra çamoluk ilçe olunca da çamoluk'a) bağlıydı. köyün adı pelitli ve 2 yıldır gümüşhane şiran a bağlı.(babam da şiranlı). annemle babamın köyleri komsu köyler ve bu civar daki köylerin bir kısmı erzincan a(refahiye) bir kısmı sivas a bir kısmı gresun a ve bir kısmı da gümüşhane ye baglı.

bu bilgileri verdikten sonra şunları da ekliyeyim: annemlerin köyü gümüşhane ye baglandı ama çamoluk ve alucra da hala bir cok alevi köyü var. mesela teyzemlerin köyü okçaören ve toprakkale bildigim bu köylerden ikisi.

bu arada sayın paşaoğlu na verdiği bilgilerden dolayı cok tesekkür ediyorum.

Devrimci Marksist
02.12.2006, 12:40
Ben yok diye biliyorum. Ayrıca Giresunlu bir arkadaşım görele deresinin doğu yakasının Türk kökenli olmadığını bunların türkler gelmeden önce burada yaşayanların (rum, laz, ermeni, bir ihtimal gürcü) devamı olduğunu söylemişti.

murat222
02.12.2006, 22:40
Ben yok diye biliyorum. Ayrıca Giresunlu bir arkadaşım görele deresinin doğu yakasının Türk kökenli olmadığını bunların türkler gelmeden önce burada yaşayanların (rum, laz, ermeni, bir ihtimal gürcü) devamı olduğunu söylemişti.

giresunda alevi var arkadaşım.öğrenmiş oldun bu kadar yazılardan sonra

rockçı turna
02.12.2006, 22:54
Ben yok diye biliyorum. Ayrıca Giresunlu bir arkadaşım görele deresinin doğu yakasının Türk kökenli olmadığını bunların türkler gelmeden önce burada yaşayanların (rum, laz, ermeni, bir ihtimal gürcü) devamı olduğunu söylemişti.

hocam burda sayfalardır gresunlu alevilerden bahsediliyor sen hala yoktur diosun:lol: ne dieceimi bilemiyorum:blink:

divrigili
19.12.2006, 21:46
E arkadaşlar şimdi Piraziz köyü de alevi mi???

serap_kerasus
25.12.2006, 18:47
ben de babama bir defasında aslımızı sorunca 'buralarda önceden çepni alevileri varmış, ama osmanlı bizi sünnileştirmiş' Giresunun özellikle şah ve şıh la biten köyleri alevi köyü diye biliyorum. Ama yaşantıları nasıl bir bilgim yok.Kalıntılarını görmek mümkün..mesela giresunda bektaş soyismi cok yaygındır ve bektaş yaylası vardır.

serap_kerasus
25.12.2006, 18:49
mesela giresunda piraziz var..piroğulları, elevli soyisimlerinin de alevilikle bağlantılı olduğunu düşünüyorum.Piraziz giresunun bir ilçesi

ecem2104
07.01.2007, 13:58
arkadaşlar bi giresnlu olark alevi oldumu belirtmek istiorum fakat ben mustafa küçük'ü alevi diil die biliom

duygu2006
08.01.2007, 18:41
evet mustafa kücük alevi degil herhalde

hero
08.01.2007, 18:48
ewet benimde tanıdığım insanlar war giresunlu olupta alevi olan galiba karadenizde sadce benim memlekteimde alavi yok rizede hiç rastlamadım rizeli olupta alevi olan birine ama dışardan gelen arkadaşalr war. biri bana aleviliği ayrıntısıyla anlatsın. klawye@passport.com msnim

duygu2006
08.01.2007, 22:31
benim köü camoluk alucura iste alevi köyü

ferda74
09.01.2007, 11:31
benim köü camoluk alucura iste alevi köyü

çamoluk gerçekten alevi köyümü..?

duygu2006
09.01.2007, 15:14
evet alevi köyü ben aleviyim ve girasunlu camoluk alucura köyündenim ;)

kayra
09.01.2007, 23:08
Türkler çeşitli boylara ayrılırlar; Oğuzlar, Kıpçaklar, Karluklar, Kalaçlar,Peçenekler gibi.

Bunlarında kendi içlerinde boylara ayrılır ve bnlarında meşhur oymakları(aşiretleri) vardır.

Mesela Oğuzlar 2 kola; Üçok-Bozok, onlarda 12'şer boya ayrılırlar.

Çepni boyu, Üçoklardandır.

Çepni boyunun en meşhur aşireti ise "Köseler,Köseoğulları"dır.

Rize'den başlayarak Bulgaristan'a kadar "Köseler" soyadına rastlayabilirsiniz.

1520 yıllarında Halep Türkmenleri arasında üç kola ayrılmış bir Çepni oymağı görülüyor.

Bunlardan 53 vergi evi olan birinci kol Antep’in kuzey doğusundaki Rum Kale yöresinde Donrul (Tuğrul) Kethüda’nın iddia resmindeki ikinci kol Antakya’nın kuzeyindeki Gündüzlü kazasında nüfusu en az olan üçüncü kol ise doğuda bir yerde(Boz Uluslararasında)yaşamaktaydı.

1570 tarihinde yani 50 yıl sonra diğer Türkmen oymakları gibi Çepniler’in de nüfusları çok artmış 1520yıllarında53 vergi evi olan birinci kol bu tarihte 397 vergi nüfusuna yükselmiştir.

“Başına Kızdılu” yahut “Başım Kızdılu Çepni adiyle anılan ikinci ve üçüncü Çepni kollarının ise 29 ve 16 vergi nüfusları vardır.

XVII.yüzyılın ortalarında doğru Çepniler’in ana kolu yine Rum Kale yöresinde yaşıyor ve kasabalar(?)Korkmazlu, Sarulu, Karalar, KÖSELER, ve Şuayyıblu obalarına ayrılıyordu. (1)

Bursa'nın meşhur Oğuz boylarından 7 Kızık köyünün adı da aşiretlerinden gelmedir; Cumalıkızık( Cumalı), Dallıkızık( Dallı), Fidyekızık ( Fethiyeli), Hamamlıkızık ( Hamlı), Bayındırkızık ( Bayındırlı), Derekızık( Dereli) ve Değirmenlikızık(Değirmenli).

Giresun Dereli ile Tunceli'deki Dereli ismi Kızıklardan kalmış olmalıdır. Bursa'daki Kızıklar, Hanefi'dir ama Amasya, Malatya ve Tunceli'deki Kızık köyü sakinleri Alevi'dir.


Bursa'daki 7 Kızık köyüne araziyi veren Oğuzların Kayı boyuna mensup Odmanlıların ( Osmanlıların) atası Ertuğrul Gazi'nin aşireti Karakeçililerin Urfa ve Elazığ yöreleri arasında yaşayan kolu Kürtçe konuşur-Şafi'dir, Ankara-Eskişehir civarı arasında olanlar yörük ve Alevi'dir, diğer bölegelerdekiler Hanefi'dir.

19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Devleti'nin iskan politikasının sonucunda konar-göçer yaşamdan yerleşik yaşama geçen Karakeçililer Adana, Urfa, Diyarbakır, Bilecik, Bursa, Ankara, Aydın, Kırşehir, Kırıkkale, Muğla, Antalya, Sivas, Kütahya, Eskişehir vb. il ve ilçelere yerleşmişlerdir. Karakeçililerin nüfus olarak en yoğun yaşadıkları Güneydoğu Anadolu bölgesi ve özellikle Şanlıurfa il merkezi, Siverek, Suruç ve Bozova ilçeleridir. “Urfa-Siverek ve Suruç’da Karakeçililerin varlıkları 15. ve 16. yüzyıldan beri bilinmektedir” (Çay, 1989; Özçelik, 1999 (2)

Osmanlı/Odmanlıların büyük amcalarıının soyundan indiği için adı Amucalı/Amcaoğlu olan aşiretin Bulgaristan kolu Türkmen ( Şimdi çoğunlukla Tekirdağ ve İstanbul'da yaşıyorlar.) ve Alevi-Bektaşiliğin Babagan kolunda, Gümüşhane kolu ise Türkçe-Kürtçe konuşur ve Alevi , Kars'taki kolu ise Caferi'dir. (3)

Odmanlıların başlangıçta hem Bayındır boyunun Bektaş aşireti(obası) mensubu Hacı Bektaş-ı Veli ile hem de hem de Kayı boyunun Edeler ve Bal aşiretinden oluşmuş Ede Bali (Atalar) aşireti mensubu eren Ede Bali ile olan yakınlığı düşünülürse Aleviliğini zamanla terk etmiş olduğu düşünülebilir.

Kayı boyu Horosan'dan en geç göçen Türkmen boyudur. "Osman" isminin aslının "Odman" olduğunu ama Türkçe'deki "d-z" değişimi kuralıyla nedeniyle sonradan "Ozman" olduğunudüşünenler vardır, aynı kural "Hızır- Hıdır" da geçerli olmuştur. Bu yüzden hem Hızır hem de Hıdır denir. Avrupalılarda "Ottoman" derler.


Devşirmeleri bünyesine alarak özüne yani Türkmenlere yabancılaşan Osmanlı zamanla asıl kimliğinden de uzaklaşmış ve Türkmenler Osmanlı'ya isyanla ve türkülere cevap vermiştir:

Şalvarı şaltak Osmanlı

Eğeri kaltak Osmanlı

Ekende yoğ, biçende yoğ

Yiyende ortak Osmanlı

Osmanlı aynı kazığı Türkmen Çepnilere de atmıştır.



Bilindiği üzere,Osmanlı’lar bir bölgeyi gayrimüslimlerden feth veya diğer müslüman Türk beyliklerinden ilhak ettiklerinde,oranın bir nevi kadastrosu demek olan tahririni yani yazımını yaptırıyorlardı.Ordu yöresi de 1427’de Hacıemiroğulları Beyliği’nden ilhak edilince yazdırılmıştı.Ancak bu yazımın sonucunu ihtiva eden “Hızır Paşa Defteri” henüz ele geçmemiştir.İkinci yazım ise,İmparatorluğun diğer bölgeleriyle birlikte,Fatih Sultan Mehmed zamanında 1455 yılında gerçekleştirilmiştir.İşte bu yazımın sonuçlarını ihtiva eden Defter yukarıda da belirtildiği üzere günümüze kadar ulaşan ve Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanan Defter’dir.

Bu Tahrir Defteri’ne göre Ordu yöresinin resmi adı,Vilayet-i Canik-i Bayramlu me’a İskefsir ve Milas’tır.İskefsir ve Milas’ın adlarının ayrı ayrı zikredilmesi,öyle zannediyorum ki ,yukarıda da belirtildiği üzere,fetih ve iskan tarzının farklı olmasından kaynaklanmaktadır.Bu vilayetin alt idari birimlerinin adları da son derece ilgi çekicidir.Bunlar defterdeki sırasıyla şöyledir:

1....

2.Bölük-i Niyabet-i Ordu bi-ism-i’Alevi (ez takrir-i Kethüda Bahaeddin (4-)

Eski tarihi kayıtlardan bilgiler:



"...Tirebolu’lu (Hüseyin Avni)Alpaslan “Trabzon Eli Laz mı?”Türk mü?” adı eserinin” Trabzon Tigresindeki Türkler Nice Türedi” adlı bölümünde Şakir Şevketin Trabzon tarihinden şu bilgileri aktarıyor:

“İkinci Mehmet Han Trabzon tigresini ülkesine kattıktan sonra ovadan yüzbin Çepni Türkü geldi.Trabzon tigresine yerleşti.Bu Çepniler, ilk önce Türkeli’nden (Türkistandan)İran toprağına göçmüş!Kızılbaşlığı örenmiş!Bunlardan,İran’da tek durmamış!Uslu oturmamış!?Bundan ötürü Hanları,bunları elinde istememiş!Bunlarda, Anadolu’ya geçmiş.

Anadolu’ya geçen Çepnilerden yüzbin kişi daha çoğu Giresun,Tirebolu,Görele, Büyük Liman’da bulunmak üzere,Trabzon tigresine yerleşmiş!?Birtakımı da batıya doğru yürümiş!Balıkesir,İzmir,yanlarına yayılmış!İzmit’tekiler yerli Türklere karışmış,Çepnilikden çıkmış!Ancak Balıkesir İzmir tigresindeki Çepniler,Çepniliklerini korumuş!?
Trabzon tigresinde,pek çok hoca yetişmiş derebeyleri Sünni olmuş da,bunları gitgide Sünni yapmış,Kızılbaşlık kalmamış!böyle.Ancak Giresun'un, Tirebolu'nun Görele'nin yüksek köylerinde,Kürtünde bugün bile Kızılbaşlık göze çarparmış!?

Kürtün’iin Şeybli köylülerine ne türlü and versen,kopkmaz!Ancak” Abıl Baba,Pabıl Baba,Güvende Şeybi,Vazalak Şeyb,Tur Eri,Horuz Evliyası ocağına güm güm dabanca sıksun mu!”der isen korkar,işin doğrusunu söyler imiş!!!İşte Kızılbaşlı izleri!...

...Osmanlı Turanda da bu bölgede Çepnilerin önceleri Alevi olduklarını sonra Sünnileştiklerini belirtiyor. Mehmet Aşıki(21.Asır)memleketi hakkında güzel bilgiler verirken batı ve güney taraflarının Çepni Türkleri ile meskûn olduğunu ve bu sebeple bu havalideki dağlara “Çepni Dağları” denildiğini henüz basılmamış olan “Menazır’ül Avalim”adlı eserinde yazar.

Trabzon’un güzelliklerini ve meziyetlerini tasvir eder ve överken batıda Rafizi(Alevi)Çepniler doğuda da kısmen Müslüman olmamış Lazlar arasında kaldığından dolayı üzüntülerini belirtir dedikten sonra Bir çok göçebeler gibi Alevi olan bu Çepniler zamanla Sünnileşmiş ve Lazlar da tamamen Müslüman olmuştur.Sürmene ve Araklı kazalarında yaşayan Çebi adını taşıyan kalabalık ailelerin de Çepnilerden olduğu anlaşılıyor..." 5-)







1-)
http://www.hendekdikmenkoyu.com/cepni1.htm

2-)
http://www.sogutsenlikleri.com/sogut/konuyabak.asp?knid=69&fid=42&cid=18

3-)
www.refikengin.com

4-)
http://www.etu.edu.tr/~ortakaradeniz/makale1.html

5-)

http://www.hendekdikmenkoyu.com/cepni3.htm

kayra
09.01.2007, 23:10
Benim anaannem de Giresun- Yeniceli; alevi-sünni karışık bir köy.

Bizim köyde Alucra'dan, Şiran'a bağlandı. Alucra ve Çamoluk'ta Alevi köyleri var.

serap_kerasus
19.01.2007, 18:42
Benim anaannem de Giresun- Yeniceli; alevi-sünni karışık bir köy.

Bizim köyde Alucra'dan, Şiran'a bağlandı. Alucra ve Çamoluk'ta Alevi köyleri var.

yenice giresun'un hangi ilçesine bağlı?

rockçı turna
19.01.2007, 19:00
yenice giresun'un hangi ilçesine bağlı?


yenice bildigim kadarıyla çamoluk a bağlı.

duygu2006
21.01.2007, 00:08
evet ben camolukluyum alucura orda var alevi köyleri ben aleviyim. girasunluyum aleviyim dedigimde herez sasiyor zaten :)

rockçı turna
21.01.2007, 00:17
evet ben camolukluyum alucura orda var alevi köyleri ben aleviyim. girasunluyum aleviyim dedigimde herez sasiyor zaten :)

slm. hosgeldin foruma. sende çepni misin?

kayra
22.01.2007, 03:39
evet ben camolukluyum alucura orda var alevi köyleri ben aleviyim. girasunluyum aleviyim dedigimde herez sasiyor zaten :)

Babanlara sorsana sizin köyde ki kabilelerin, sülalelerin lakabı nedir, Köye nerden göçmüşler, hang ocağa mensuplar?

ben de babama bir defasında aslımızı sorunca 'buralarda önceden çepni alevileri varmış, ama osmanlı bizi sünnileştirmiş' Giresunun özellikle şah ve şıh la biten köyleri alevi köyü diye biliyorum. Ama yaşantıları nasıl bir bilgim yok.Kalıntılarını görmek mümkün..mesela giresunda bektaş soyismi cok yaygındır ve bektaş yaylası vardır.


Alevi Dedeleri, Erenleri mensup oldukları Türkmen aşiretinin ismiyle anılırlar.

Bu gelenek Dede Korkut Destanında da vardır; orada geçen isimler kişi adları değil, o kişilerin mensup oldukları kabilelerdir.

Örnekler:

Koyun Abdal: Koyunlu aşiretinin abdalı

PirSultan Abdal: Pirsultanlı aşiretinin abdalı

İlyas Baba: İlyas aşiretinin babası

Hacı Bektaş-ı Veli: Hacı Bektaş aşiretinin Velisi

Bektaş aşireti/obası Hacı Bektaş-ı Veli'yi içinden çıkaran Bayındır Türkmenlerinin bir koludur.

Bayındırlar daha sonra da Akkoyunlu'yu kurmuşlardır. Akkoyunlu hükümdar aileleri sünniydi ancak omurgasını oluşturan boylar Aleviydi, daha sonra bu boylar Batı Anadolu'dan gelen Türkmenlerle Safevi Türkmen Devletini kurdular. Diğer adları Bozulus Türkmenleriydi...


Şıhlar ise Işıklar ve Abdallar gibi Seyyitlerden oluşan gruplardı; zamanla kimliklerini yitirenler olmuş...

Sizin köyünüz nedir, ana ve babanızın köydeki sülale lakapları nedir?

Paşalıoğlu
02.02.2007, 12:27
Merhaba,

Giresun bölgesinin Alevi geçmişine daha önce değinmiştim. Geçmişte Türk (veya Oğuz) kökenli nüfusun Alevi olduğu tarihi belgelerde mevcuttur. Bugün ise bu il toprakları üzerinde çok az Alevi köyü kalmıştır. Yüz yıl hatta altmış yıl öncesine kadar Alevi olan bir çok köy şimdi Sünni-Hanefi inancına bağlıdır. Bu köylerin yeni nesilleri (kültürlü ve nesnel düşünceye sahip olanların dışında) geçmişleri hakkında bir şey bilmedikleri gibi Aleviliği kabul edilemez olarak görmektedirler. Daha önce belirttiğim gibi, Alevi geçmişten kalanlar köy, yer,
dağ adlarında ve bazı geleneklerde hala yaşamaktadır.

Örneğin, Keşap ilçesinin bir çok köyünde şimdi unutulan ve adına önceleri "şahlama" daha sonra ise "şamlama" denilen bir kına adeti vardı. Şahlama esnasında özel bir kına türküsü söylenirdi. Bu türkünün nakaratı ise tipik bir Alevi deyişi nakaratıydı:

Haydin kızlar haydin şaha gidelim
Şahta yüce makamları görelim

Daha sonraları bu nakarattaki "şaha" kelimesi, "şama" olarak değişikliğe uğramıştır. Şahlama deyimi şamlama deyimine dönüşmüştür. Şimdi kınalarda bu türkü söylenmemektedir.

Dostça kalın,

Şoreş
03.02.2007, 03:53
Merhaba,

Giresun bölgesinin Alevi geçmişine daha önce değinmiştim. Geçmişte Türk (veya Oğuz) kökenli nüfusun Alevi olduğu tarihi belgelerde mevcuttur. Bugün ise bu il toprakları üzerinde çok az Alevi köyü kalmıştır. Yüz yıl hatta altmış yıl öncesine kadar Alevi olan bir çok köy şimdi Sünni-Hanefi inancına bağlıdır. Bu köylerin yeni nesilleri (kültürlü ve nesnel düşünceye sahip olanların dışında) geçmişleri hakkında bir şey bilmedikleri gibi Aleviliği kabul edilemez olarak görmektedirler. Daha önce belirttiğim gibi, Alevi geçmişten kalanlar köy, yer,
dağ adlarında ve bazı geleneklerde hala yaşamaktadır.

Örneğin, Keşap ilçesinin bir çok köyünde şimdi unutulan ve adına önceleri "şahlama" daha sonra ise "şamlama" denilen bir kına adeti vardı. Şahlama esnasında özel bir kına türküsü söylenirdi. Bu türkünün nakaratı ise tipik bir Alevi deyişi nakaratıydı:

Haydin kızlar haydin şaha gidelim
Şahta yüce makamları görelim

Daha sonraları bu nakarattaki "şaha" kelimesi, "şama" olarak değişikliğe uğramıştır. Şahlama deyimi şamlama deyimine dönüşmüştür. Şimdi kınalarda bu türkü söylenmemektedir.

Dostça kalın,


Bunun farkına varmanız çok güzel..
Giresun İlinin neredeyse % 90'ı Çepni Türkmenlerinden oluşmaktadır.. Ve Çepni Türkmenleri Hacı Bektaşi Velinin ilk müritleri ve Anadoludaki Türk Kökenli ilk Alevilerdir.. Onlar Trabzondaki Rum Devletinin yıkılmasında Osmanlıya büyük destek vermiş, fiziki olarak güçlü bir Türkmen Boyudur.
İlk yerleşim yerleri Trabzon / Karadeniz / Ordu Yöresidir.. Fakat Antep Yöresinde de Çepniler mevcuttur.. Marmara ve Egedeki Çepni Alevileri ise Karadeniz Kökenlidir..

Çepnilerin Sünnileşmesi bence Fatih Sultan Selimle başlamaktadır..Çünkü bu dönemde Osmanlı Ramazan Orucunu tutmayı ve Cuma Namazlarını kılmayı zorunlu hale getirmiştir... Buda Aleviliğe bir darbedir.. Karadeniz Sünnileşince doğal olarak yöredeki Lazlar ve Gürcülerde hakim Kültürden etkilenip Sünnileşmişlerdir..

Eski Giresun Alevidir.. Görelenin eski adı Eleviye'dir.

İyi Forumlar.






Alevi Dedeleri, Erenleri mensup oldukları Türkmen aşiretinin ismiyle anılırlar.



Bu Aşiretlerin Türkmen olması gerekmez tabiki..
Kürt Kökenli Kureyşanlılar var, Kureyş'in torunları..
Yada Şeyh Hasan'ın torunları olan Şeyh Hasan Aşireti...

kayra
03.02.2007, 16:15
Bu Aşiretlerin Türkmen olması gerekmez tabiki..
Kürt Kökenli Kureyşanlılar var, Kureyş'in torunları..
Yada Şeyh Hasan'ın torunları olan Şeyh Hasan Aşireti...


Şeyh Hasanlılar zaten Türkmen, Daha Horasan'da iken Ehlibeyt ile evlilik yoluyla akrabalık kurarlar. Hoca Ahmet Yesevi'nin torunlardırlar...

Tabi Şeyh Hasanlılar 24 kola ayrılıyor bunlardan bazıları yörenin yerli halkından olup, Türkmenlere sonradan katılmış olabilir.

Kureyşanlılar hakkında ise tam bir bilgim yok ama Kureyşanlılarla ilgili bir çalışma var, o sonuçlanınca Kureyşanlıların Türkmenlerle mi Kürtlerle mi evlilik yaparak yöreye yerleştikleri anlaşılır.

serap_kerasus
13.02.2007, 18:33
Babanlara sorsana sizin köyde ki kabilelerin, sülalelerin lakabı nedir, Köye nerden göçmüşler, hang ocağa mensuplar?




Alevi Dedeleri, Erenleri mensup oldukları Türkmen aşiretinin ismiyle anılırlar.

Bu gelenek Dede Korkut Destanında da vardır; orada geçen isimler kişi adları değil, o kişilerin mensup oldukları kabilelerdir.

Örnekler:

Koyun Abdal: Koyunlu aşiretinin abdalı

PirSultan Abdal: Pirsultanlı aşiretinin abdalı

İlyas Baba: İlyas aşiretinin babası

Hacı Bektaş-ı Veli: Hacı Bektaş aşiretinin Velisi

Bektaş aşireti/obası Hacı Bektaş-ı Veli'yi içinden çıkaran Bayındır Türkmenlerinin bir koludur.

Bayındırlar daha sonra da Akkoyunlu'yu kurmuşlardır. Akkoyunlu hükümdar aileleri sünniydi ancak omurgasını oluşturan boylar Aleviydi, daha sonra bu boylar Batı Anadolu'dan gelen Türkmenlerle Safevi Türkmen Devletini kurdular. Diğer adları Bozulus Türkmenleriydi...


Şıhlar ise Işıklar ve Abdallar gibi Seyyitlerden oluşan gruplardı; zamanla kimliklerini yitirenler olmuş...

Sizin köyünüz nedir, ana ve babanızın köydeki sülale lakapları nedir?


Ben giresun'un güce ilçesindenim Tireboludan ayrıldı bir 15 yıl önce..Anne tarafıma kahyaoğulları diyorlar..baba tarfı kufacılar, keloğulları diyorlar..baba tarafımın köyünün adı kızıldere..Ama tabi bizim oralarda somut anlamda aleviikten eser yok..ama annem anlatıyor, eskiden yaylaya gittiklerinde bunları aşağılarlarmış, pis çepniler diye..hal bizim orda bir çepni köyleri var.. bi tanesi bizim fındık bahçelirnden görünüyor ama sadece karsıdan görebildim:) yaşamları nasıl bilmiyorum

Paşalıoğlu
15.02.2007, 13:00
Merhaba Serap Kerasus,

Ben baba tarafından Keşap'lı, anne tarafından Ordu, Gürgentepe'liyim.

Geçen yıl yitirdiğim kaynanam Kahyalı'dandı. Kahyaoğulları Tirebolu bölgesine (daha sonra Espiye ve Yağlıdere'ye yayılmışlardır) Osmanlılar tarafından başka yerden getirtirilerek özellikle yerleştirilen Sünni ailelerden biridir. Bölgede asayişi sağlamak ve kır serdarlığı gibi işler yapmışlardır. Dolayısıyla Alevilik ile uzaktan yakından ilgileri yoktur. Kaynanam, Yağlıdere ve Esbiye köylüleri için onlar Kızılbaş derdi ama bizim köyün yakın zamana kadar Alevi olarak bilinmesine rağmen kızının hiç bir engel çıkarmadan benimle evlenmesine can-ı gönülden razı oldu. Esbiye'nin Çepni adında bir köyü var ama şimdi Alevi değiller. Eskiden Alevi olabilirler.

Eynesil, Görele, Espiye, Tirebolu, Yağlıdere, Keşap, Dereli, Giresun, Şebinkarahisar ve Alucra'da eskiden Alevi oldukları bilinen çok sayıda köy var. Şu anda Dereli, Şebinkarahisar ve Alucra dışındaki ilçelerde Aleviliği günümüzde sürdüren köyler yok.

Hoşça kal,

murat222
15.02.2007, 23:37
Merhaba Serap Kerasus,

Ben baba tarafından Keşap'lı, anne tarafından Ordu, Gürgentepe'liyim.

Geçen yıl yitirdiğim kaynanam Kahyalı'dandı. Kahyaoğulları Tirebolu bölgesine (daha sonra Espiye ve Yağlıdere'ye yayılmışlardır) Osmanlılar tarafından başka yerden getirtirilerek özellikle yerleştirilen Sünni ailelerden biridir. Bölgede asayişi sağlamak ve kır serdarlığı gibi işler yapmışlardır. Dolayısıyla Alevilik ile uzaktan yakından ilgileri yoktur. Kaynanam, Yağlıdere ve Esbiye köylüleri için onlar Kızılbaş derdi ama bizim köyün yakın zamana kadar Alevi olarak bilinmesine rağmen kızının hiç bir engel çıkarmadan benimle evlenmesine can-ı gönülden razı oldu. Esbiye'nin Çepni adında bir köyü var ama şimdi Alevi değiller. Eskiden Alevi olabilirler.

Eynesil, Görele, Espiye, Tirebolu, Yağlıdere, Keşap, Dereli, Giresun, Şebinkarahisar ve Alucra'da eskiden Alevi oldukları bilinen çok sayıda köy var. Şu anda Dereli, Şebinkarahisar ve Alucra dışındaki ilçelerde Aleviliği günümüzde sürdüren köyler yok.

Hoşça kal,

çamoluk ilçesindede alevi köyleri var......

Paşalıoğlu
20.03.2007, 11:19
çamoluk ilçesindede alevi köyleri var......

Evet haklısınız. Hala Çamoluk (Mindeval)'un ilçe olmasına ve yeni ismine alışamadım.:001_unsur

kayra
25.03.2007, 19:04
Ben giresun'un güce ilçesindenim Tireboludan ayrıldı bir 15 yıl önce..Anne tarafıma kahyaoğulları diyorlar..baba tarfı kufacılar, keloğulları diyorlar..baba tarafımın köyünün adı kızıldere..Ama tabi bizim oralarda somut anlamda aleviikten eser yok..ama annem anlatıyor, eskiden yaylaya gittiklerinde bunları aşağılarlarmış, pis çepniler diye..hal bizim orda bir çepni köyleri var.. bi tanesi bizim fındık bahçelirnden görünüyor ama sadece karsıdan görebildim:) yaşamları nasıl bilmiyorum

Ufak bir araştırma yapınca Kahyaoğlu ve Keloğlu aile lakaplarınızın Çepni ve / veya Salur boyuna mensup olduklarını gördüm. Tabi geçmişte alevi olduğunuzu da...

Kahyalı ( Kahyalu) ve Kelli ( Kellü) boylarınının devamı oldukları için "oğlu" takısı almış kabileleriniz.

Bana attığınız özel ileti de "kahyalıgil, kahyaoğulları'nın" diğer adının "Ballulu" ve "Ballı" dendiğini ve ana tarafınızında "bal" soyadına sahip olduğunu söylemişsiniz.

Bu durumda ana tarafınız Salur boyuna mensup olur.

Salurlar Horasan civarında Balhan ( Balkan) bölgesinden gelmişlerdir.

Salur'ların en bilinen boyu Bal, Ballu, Ballı,Bali, Karaballı,Karaballar, Karabaliyan, Karabeli, Karabeller, Sarıballı, Sarıbali, Sarıballar, Sarıbeller adlı boyudur.

Türk'lerde yönlerin birer rengi vardır:Kuzey-Kara Batı-Ak, Doğu-Gök-(Mavi)/Yaşıl( Yeşil), Güney-Kızıl ( aynı zamandaTürkmen başlık rengi ve ordu rengi), Sarı-merkez

Karadeniz: Kuzeydenizi, Akdeniz: Batıdenizi.

Akhun Devleti ( Abdalan/Eftalit) : Güney Hunlar

Sarıuygur: Merkez Uygurlar

Sarı Türgiş- Kara Türgiş ( Türkeş): Türgişler'in merkez ve kuzey kolları.

Sarılar-Karalar ( Çepni, Sarı Saltuk) : Çepnilerin merkez ve kuzey kolları

Karaballar/Karabali/Karabel: Bal boyunun kuzey kolu, Sarıbel/Sarıbali/Sarıballar merkez kolu.

Merkez için bazen Sarı eklenir bazende sade boyun adı yer alır: Sarıballar/ Sarıbeller veya sadece Bali, Ballar, Belller

Bal-Bel ise elma ve alma, ata-ede, ağa-eke, kağa-keke, örneğinde olduğu gibi Türkçe a-e sesli değişimi ile ilgilidir.

Buradaki ve Balkan/ Balhan dağındaki Bal adı Bel ile ilgilidir; sert, dayanaklı, gövde.

Bala (oğul), Balaban( Geniş gövdeli bir kuş) ve Belen ( geçit, köprü) Bal/Bel sözcüğünden türemedir.

Bal- arıyağı sözcüğü ise aslen Moğolca'dır.

Kayseri-Talas'ta 1876 vergi kayıtlarına göre mahalle mahalle tutulmuş kabile kayıtlarında Ballar, Köseler, Keller, Salurlar, Kahyalar, Ekşiler adları geçmekte.
(1)

Köseler, Keller boylarını beraber geldiklerini hem Talas kayıtlarından hem de Kösedağ ve Keldağ'ın birbirlerine olan yakınlıklarından anlayabiliriz. (2)

Kösedağ'ın adını Çepni-Köseler, Keldağ'ın adını Çepni-Keller bırakmışlar.

Yine Karadeniz bölgesinde Köseler, Keller adlı kabilelerin yanı sıra üstte adı geçen meşhur Ekşiler/ Ekşioğulları'nın da bolca bulunduklarını biliyoruz.

Yukarıda adı geçen Talas ise Kayseri'ye bağlıdır.

Kayseri bölgesinde geçmişte baskılarla sünnileşmeyenler bölük bölük doğuya; İran- Erdebil'e, Tunceli'ye doğru kaçmışlardı...

Bu durumu Koyun Abdal ( Kayseri bölgesi'nden 16. yy halk ozanı) şöyle anlatır:

Seni şaha giderler derler
Gel gitme güzel Kalender
Anan, atan yüzün suyun
Gel gitme güzel Kalander
Hacı Bektaş değilm' atan
Hünkar Veli değilm'öten
Kerbela'da mekan tutan
Gel gitme güzel Kalander

Sen Hacı Bektaş oğlusun
Şu aleme dopdolusun
Sen de bir erin kulusun
Gel gitme güzel Kalander
Yedilmez oldu yedekler
Kurulmaz oldu otaklar
Harap oldu kaldı çıraklar
Gel gitme güzel Kalander

Bölük bölük oldu beğler
Çekildi sayvanlar tuğlar
Koyun Abdal durmuş ağlar
Gel gitme güzel Kalander (3)

* Çepniler'in Yaylacılığı

Eskiden yayla denince akla gor, oba, yol yayığı, turluk, sayvan, kelif, kom, hartama, keçe yayla yayığı, yün, cenik, çam sakızı v.s. gelirdi.

Şimdi bunlaraın anlamları bilinmiyor ve bilinmekte istenmiyor.

Ben, çocukluğumda 3 kez yaylaya konaklayarak, " ot göçü" ile gitmiş birisiyim. Bugün araba ile 3-4 saatte şehir ve köylerden yaylaya çıkılıyor.

Tabi yürüyerek, konaklayarak yani "düşün ederek" gitmenin verdiği zahmet, zahmatin yanında artık haz duyulmuyor.

Yayla ve yayla hayatı Türkler'in meskun olduğu heryerde vardır ve türkülere konu olmuş önemli bir toplumsal olaydır.

1957'de Fethiye depreminde , İstanbul radyosu ağırlaşan halk müziği yayınında Fethiye'den derlenen bir türkü okumuştur:

"Yayla yollarımda kaldım yalanız, Eşe dosta malum osun halimiz"

Tirebolu'dan derlenen bir türkü de " yaylaya gideceğim katı ile gor ile" diye başlar.

Trabzon salnamesinde Tireboluların " mevsim-i sayıfta vilayetin cihet-i sairesinde", yani yaz mevsiminde memleketin diğer yerlerindeki gibi yaylaya çıkıldığı yazılıdır.

Göreleliler'in ise " dağ yeli" denen rüzgar çıkınca kasabada oturmak olanağı bulunmadığından etraf köy ve yaylalara göçtükleri ifade edilmiştir...

Tirebolulu Aslan -Türk Yurdu 1915 yılı'nda Çepn göçünden bahseder:
... Türk bayramlarından Ot Göçü:

Çepni oymağından ( aşiret) olan Tirebolu Türkleri eski törelerinden birini bugün bile korumakta ve yapmaktadır. İste bu töre ot göçüdür.

Ot göçü nice yapılır, nedir, anlatayım:

Çepni oymağı Trabzon tiğresine ilk geldiğinde çadır, otağ altında yaşayan Türk göçerlerinden idi. Başka göçerler gibi bunlar da sığır, koyun, keçi sürüleri beslerler, bunlar ile geçinirlerdi. Yayın (yazın) süreleri ile yaylaya çıkarlar, kışın cenik dedikleri kışlağa, yalıya inerlerdi.

Gitgide cenikte evler yaptılar, iyice yerleştiler, çoğaldılar. Yalnız sürü beslemek bunları geçindiremez oldu. Ekin işi ile de uğraşmak gerekti. Artık gildeki ( aile) kişiler arasında işler bölünmeye, ayrılmaya, dağıtılmaya yüz tuttu.

İşte kamu yıl birinci ayın ( Nisan-Birinci ay) sonuna doğru gildeki kocamanlar, kocakarılar, çocuklar sürüleri önlerine katar, yaylalara çıkarlar.

Cenikte kalan delikanlılar, genç kızlar, gelinler ellerine meğel denilen enli bir kazma alırlar; imece denilen karşılıklı yardımlaşma ile darı denilen mısırları ekerler.

Buralarda çift sürmek huy olmamış. Yerleri de çift sürmeye pek elverişi değil! Pek bayır.

Yirmigün bir ay içinde ekilen darılar büyür, yine imece yaparlar, darıların ortasında biten kötü otlar meğel ile yontulur, ayıklanır.

Yirmigün bir ay sonra bu ot ayıklama işi bir kere daha yapılır.

Darı ekmek, iki kez ot ayıklamak işi 4. ayın ortasına kadar sürer.
Son ot ayıklamanın bittiği dördüncü ayın ortasında cenikte kalan işte bu ekinciler de yaylaya gitmek üzere bir kımıldama, bir derleme , topanma başlar. Eksikler eklenir. Elde edilecekler elde edilir.

Delikanlılar koral, yaraklarını ( =silahlarını) takınırlar. Kemençe gibi çalgıyı da beraberinde alırlar. Kamu köyün kişileri ayrı ayrı toplanırlar, küme (=kafile) olurlar.

Bir aka günü (=perşembe) bütün kümeler yola dökülür. Yaylaya doğru yönelir. Kemençe boyuna çalar. Delikanlılarda ara ara koral, yarak atar.

Donama yapar, türkü söyler , çığ ( sevinç narası) çeker, haykurur.

Yolda giderken bu kümler birbirine karışmaz, karışmamak içinde son dereceye kadar çalışırlar. Çünkü bilerek, bilmeyerek birbirlerine karışırlarsa büyük gürültü olur. Tanrı göstermesin adam bile düşer!

Kümeler çabuk yürür bir günde yaylaya çıkar. En çok sıkı donanmayı yaylada obalara ( mahalle) girerken yaparlar. O kadar koral, yarak atarlar, o kadar çığ çekerler, bun ururlar, haykırırlar ki dağlar, tepeler inim inim inler.

Kümelerdeki kişiler yaylayadaki komlarına ( taştan yapılan tek gzölü yer evi) giderler.

Derim ( cuma) günü derikte (=mecmu,pazar) birikirler. İşte bugün erden geçe kadar oyun oynarlar, gezerler, kebap , koyurtmaç ( yaylada güze yakın bir çağda koyundan alınan sütler pişirildiği sırada koyulaşır) yerler.

Art günü yine koral yarak ,ata ata, donanma, çık çeke, bank ura, haykura haykura kümeler hep birden obadan, yayladan çıkar, yola düzülürler....Artık kümeler köylere yakınlaşırsa yine ata-yıka, çığ-çeke köylere girerler. Bunlar sonra iş pusadını giyinrek işi başına geçerler. Fındık bağlarının altlarındaki otları kırkmak ile uğraşırlar.

Dörtyüz, dörtyüzelli yldan beri süren , kamu yıl yapıla gelen işte bu 3 günlük eğlenti ot göç adını alır. Bu ot göçü bu yer Türklerince çok sevilen bir bayramdır..." (4)

Kaynaklar:
1-)
http://www.katpatuka.org/pub/doc/oth...ahalleler.html
2-)
http://www.bizim-mig.com.tr/arsiv/42/42-6b.asp
3-)
http://www.kayseriliyim.com/kayseri/...nu_kisi=use r
4-)
http://www.giresungazete.net/ay.asp?id=13664

ernic 45
26.03.2007, 02:22
sayın redwoman eğerki giresunda yaşayan çepniler sonradan sünnileşmiş olmasalardı giresun ili tunceliden sonra alevilerin en yoğun olduğu ikinci il olurdu.saygılar.

sen tarihi iyi okumusun tebrikler ayni dedigine katiliyorum

Paşalıoğlu
26.03.2007, 12:13
Merhaba Kayra,

Serap_kerasus kardeşimizin anlatıklarına cevaben yazdıklarınız ilginç ancak Kahyaoğulları'na ilişkin verdiğiniz bilgiler yörenin en geniş sülalerinden biri olan Kahyalı'lar ile ilgili olmasa gerek veya Serap_kerasus'un sözünü ettiği Kahyaoğulları farklı bir sülale çünkü Giresun'da bir kaç Kahyaoğlu sülalesi vardır. Kahyalı'ları yakından tanırım çünkü kendileri ile evlilik yolu (onlara hem kız vermişiz hem onlardan kız alımışız) hısımlık ilişkim var.
Kahyaoğulları (Kethüdazadeler) kendilerinin Mısır'dan geldiklerini ve Mısır'a ise Şebinkarahisar yöresinden gittiklerini söylerler. Kahyaoğlu sülale adından önce Kethüdazade adını kullanırlarmış. Bu ad tarihi belgelerde de vardır. Tirebolu, Esbiye, Yağlıdere bölgesinde uzun yıllar Osmanlı'nın Kır Serdarlığı görevini yürütmüş bir sülaledir. Son Çepni ayaklanmasını (18. yüzyıl başı) bastıran Kahyaoğlu Emin Ağa en meşhurlarıdır. Eskiden çevredeki (30-40 yıl önce) köylüleri Kızılbaş oldukları gerekçesiyle küçümseyen tavırları vardı. Yeni kuşakta bu tavır yok.

Hüseyin Avni Alpaslan Bey'in Çepnilerin (Çepni oymak adı değil boy adıdır) yayla göçleri hakkındaki yazısı ise yörede halen sürmekte olan yaylacılık geleneği gerçeği üzerine Türkçü bir yaklaşımdır ve bir yakıştırmadır. Burada sözü edilen 1.ay yörede birinci ay değildir. Birinci ay 14 Mart tarihi yılbaşı olan eski 1 Mart'tır (Mart bozumu, boncuklu boğaça yapma, eve uğurlu olduğuna inanılanlardan başka yabancı kabul etmeme şeklindeki yılbaşı gelenekleri yakın zamana kadar sürdürülmekteydi).İkinci ay Abrul (yani Nisan'dır). Yayla göçü ise 3. ayın (Mayıs) sonunda veya 4. ayın(Kiraz ayı veya Haziran) başında yapılır. Otçu göçü ise 5. ayın (Orak ayı - Temmuz) birinci haftasında (Orak 1. veya 2.günü - Temmuz 14 veya 15 - bir gün yolda geçer) başında, darının otu kazıldıktan, sıkı kırıldıktan sonra yapılırdı ve yaklaşık bir hafta eğlence sürerdi. Bugün ise yalnızca Temmuz ayının 20. günü veya Temmuz'un 3.Cumartesi veya Pazar'ında yapılıyor. Bu göçler yazıda anlatıldığı gibi kemençe, davul zurna eşliğinde ve tabanca, tüfek, dinamit bombası, havai fişek atılarak yapılıyordu. Yaylada bulunanlar ile Cenik'ten gelenlerin karşılaşması tam bir düğün konak karşılaması gibi olurdu. Horon ve karşılamalar oynanır, ata yıka obalara gidilirdi. Yaklaşık bir hafta süren içkili eğlencelere Perşembe'yi Cuma'ya bağlayan gece ara verilirdi. Cuma günü bir çok oba Cuma namazı için belirli yerlerde (çayırın ortasında küçük mescitlerin yanında) toplanır Cuma namazından sonra çok sayıda oba hep birlikte eğlenceye devam ederdi. Bu tür kalabalıkların belli bir amaç bir araya gelmesine yörede dernek denir. Bu içkili eğlenceler Cumartesi günü doruğa erişir ve Pazar günü sona ererdi. Bu eğlencelerden sonra çevirgelerdeki çayırlar biçilir obalardaki yaylacıların bir kısmı fındık toplama hazırlıkları için Cenik'e inerler, bir kısmı ise kayın ormanları içindeki güzleklere giderlerdi. Güzleklerde kalanlar Haç ayı (Eylül) sonuna (Ekim'in 10'a doğru) Cenik'e inerlerdi. Artık köylerde gerçek anlamda hayvancılık yapılmadığı için bu gelenekler ölmeye yüz tutmuştur.

xPINARx
26.03.2007, 12:42
bende giresunluyum,camoluk,kayacik köyündenim;
tabii sivas ve erzincanla kiyaslarsak biraz farkli ,rakam olarak.
benim bildigim dereli ve canik tarafindaki aleviler asimile olmuslar zaten,ramazan orucunu da ,bizim orucuda tutuyorlar;

bizim köyde erzincana baglanmak istiyor,oraya daha yakiniz,heryönden:)

lion12
26.03.2007, 12:51
Giresunun bugün çok büyük bir kisminin alevi olmasi gerekiyordu çünkü ordaki türkler çepni boyundanmis ve çepni boylari tümüyle aleviymis ama osmanli baskisiyla sünniligi seçmicler zamanla.Orda da alevi köyleri azda olsa vardi

Evet şoreş kardeşim doğru bir ifadede bulunmuş.Çünkü oralarda çepni türkmenleri oranın çoğu kesmi.Sivas ın kuzey kesimleri ve Giresun taraflarında genelde ŞAh İsmail zamanında Yavuz Selim le çatışmışlar ve oralarda alevilikten sünniliğe geçenler olmuş...Saygılar!

serap_kerasus
26.03.2007, 13:44
sayın kayra,öncelikle emeğinize ve bu güzel araştırmanıza teşekkür ederim..
anlattığınız bazı şeylerde doğruluk payı var.. kahyalılar, ya da kahyaoğulları, annemin baba tarafı..anne tarafında ermenlik olduğu rivayet ediliyor..
köseli, köseoğulları da bizim oralarda çok yaygın bir sülale ve çepniler..aynı şekilde anne tarafımın soy ismi "bal" ve sizinde verdiğiniz isimdeki gibi "balılu" denir onlara, akrabalıkları vardır..gümüşhaneye de dayanır bi tarafları..
keloğullarına gelince, onlar espiyenin kızıldere köyündendir, baba tarafımdır..baba tarafımda hep bir şey çok dikkatimi çekmiştir, babaannemin köyündeki insanların çoğu, sarışın ya da kumral, renkli gözlü, kırmızı yanaklı, beyaz ya da kızıl tenlidir..aynı şekilde babam,dedem, amcam, halalarım..hatta giresunda ki köyşerdeki genel tiptir..ama genel diyorum..bana hep gürcü müsün, lazmısın rummusun diye sorarlar?.özellikle gürcülere benziyorsun derler (renge göre ırk belirlemek heralde buna deniyor).. benim yaşadığım coğrafyada rum,e rmeni ve çepni varmış..ama şimdi ne rumluktan, ne ermenilkten ne de çepnilkten bir eser var..asimilasyon tam..yörenin ermenlieri de rumları da türkleşmiş,bunun yanısıra çepniler de çepni olduğunu bilmiyorlar..türk-islam sentezi müthiş derinlemesine işlemiş..aslında ben de bilmiyordum, taki bu yaz babam fındık bahçesinde benim sorum üzerine "çepni alevileriymişiz" dedikten sonra öğrendim. henüz derinlemesine araştırmadım..
annemler eskiden yaylaya gidince, onlara "çepniler" derlermiş.hatta kavgalı oldkları "pis çepnler " dermiş onlara..
ot göçü anlatııtğınızla benzeşmekte ancak bana annemin anlattığı "ot göçü" bir kaç gün değil uzun bir süreyi kaplamaktadır..
bahsettiğiniz kelimeler de "sayvan, oba, kelif, cenik kavramı hala da kullanılmaktadır..
tekrar emeğine sağlık

serap_kerasus
26.03.2007, 14:23
Merhaba Kayra,

Serap_kerasus kardeşimizin anlatıklarına cevaben yazdıklarınız ilginç ancak Kahyaoğulları'na ilişkin verdiğiniz bilgiler yörenin en geniş sülalerinden biri olan Kahyalı'lar ile ilgili olmasa gerek veya Serap_kerasus'un sözünü ettiği Kahyaoğulları farklı bir sülale çünkü Giresun'da bir kaç Kahyaoğlu sülalesi vardır. Kahyalı'ları yakından tanırım çünkü kendileri ile evlilik yolu (onlara hem kız vermişiz hem onlardan kız alımışız) hısımlık ilişkim var.
Kahyaoğulları (Kethüdazadeler) kendilerinin Mısır'dan geldiklerini ve Mısır'a ise Şebinkarahisar yöresinden gittiklerini söylerler. Kahyaoğlu sülale adından önce Kethüdazade adını kullanırlarmış. Bu ad tarihi belgelerde de vardır. Tirebolu, Esbiye, Yağlıdere bölgesinde uzun yıllar Osmanlı'nın Kır Serdarlığı görevini yürütmüş bir sülaledir. Son Çepni ayaklanmasını (18. yüzyıl başı) bastıran Kahyaoğlu Emin Ağa en meşhurlarıdır. Eskiden çevredeki (30-40 yıl önce) köylüleri Kızılbaş oldukları gerekçesiyle küçümseyen tavırları vardı. Yeni kuşakta bu tavır yok.

Hüseyin Avni Alpaslan Bey'in Çepnilerin (Çepni oymak adı değil boy adıdır) yayla göçleri hakkındaki yazısı ise yörede halen sürmekte olan yaylacılık geleneği gerçeği üzerine Türkçü bir yaklaşımdır ve bir yakıştırmadır. Burada sözü edilen 1.ay yörede birinci ay değildir. Birinci ay 14 Mart tarihi yılbaşı olan eski 1 Mart'tır (Mart bozumu, boncuklu boğaça yapma, eve uğurlu olduğuna inanılanlardan başka yabancı kabul etmeme şeklindeki yılbaşı gelenekleri yakın zamana kadar sürdürülmekteydi).İkinci ay Abrul (yani Nisan'dır). Yayla göçü ise 3. ayın (Mayıs) sonunda veya 4. ayın(Kiraz ayı veya Haziran) başında yapılır. Otçu göçü ise 5. ayın (Orak ayı - Temmuz) birinci haftasında (Orak 1. veya 2.günü - Temmuz 14 veya 15 - bir gün yolda geçer) başında, darının otu kazıldıktan, sıkı kırıldıktan sonra yapılırdı ve yaklaşık bir hafta eğlence sürerdi. Bugün ise yalnızca Temmuz ayının 20. günü veya Temmuz'un 3.Cumartesi veya Pazar'ında yapılıyor. Bu göçler yazıda anlatıldığı gibi kemençe, davul zurna eşliğinde ve tabanca, tüfek, dinamit bombası, havai fişek atılarak yapılıyordu. Yaylada bulunanlar ile Cenik'ten gelenlerin karşılaşması tam bir düğün konak karşılaması gibi olurdu. Horon ve karşılamalar oynanır, ata yıka obalara gidilirdi. Yaklaşık bir hafta süren içkili eğlencelere Perşembe'yi Cuma'ya bağlayan gece ara verilirdi. Cuma günü bir çok oba Cuma namazı için belirli yerlerde (çayırın ortasında küçük mescitlerin yanında) toplanır Cuma namazından sonra çok sayıda oba hep birlikte eğlenceye devam ederdi. Bu tür kalabalıkların belli bir amaç bir araya gelmesine yörede dernek denir. Bu içkili eğlenceler Cumartesi günü doruğa erişir ve Pazar günü sona ererdi. Bu eğlencelerden sonra çevirgelerdeki çayırlar biçilir obalardaki yaylacıların bir kısmı fındık toplama hazırlıkları için Cenik'e inerler, bir kısmı ise kayın ormanları içindeki güzleklere giderlerdi. Güzleklerde kalanlar Haç ayı (Eylül) sonuna (Ekim'in 10'a doğru) Cenik'e inerlerdi. Artık köylerde gerçek anlamda hayvancılık yapılmadığı için bu gelenekler ölmeye yüz tutmuştur.

Sayın paşalıoğlu, emeğinize sağlık..
bahsettiğiniz gibi bir kaç tane kahyalı sülalesi olabilir ama benim anne tarafımın sülalesi olan kahyalıların şeninkarahsar ve tireboluyla bi bağlantısı yok..gümüşhane ile bağlantısı var..yukarıda da yazdığım gibi eskiden annemler yaylaya gidince, -50 yıl öncesi- çepni derlermiş onlara..sizin akrabaı olduğunuz kahyalılar nerede yaşamaktadır?merak ettim..kahyaılar, kahyaoğulları aynı zamanda bi tarafına balılu, ballar denilmekte ve soy isimleri de baldır.. kayranın verdiği örnekten yola çıkarak söylüyorum.çok derinlemesine incelemedim ama yaşadığım coğrafyayı ve kültürü şöyle bir gözden geçirince bazı şeyler dikkatimi çekmişti önceden.özellikle bu forumda, yöre mutfakları kısmında "kavut" dikkatimi çekti ve birebir annemin yaptığı kavut..ama tabi asimilasyon çok etkili, bulnduğum coğrafya da rum, ermeni ve çepniler varmış.ne rumluktan, ne ermenlikten ne çepnilikten haber var..alevi olarak asimile olmuşken, çepni olduklarını bile bilmiyorlar.yazın babam demese ben bile biilmiyordum..

ot göçü konusuna gelince, dedikleriniz doğru..hatta benden bile iyi biliyorsunuz:rolleyes: yılbaşı geleneği hale sürdürülmektedir, ama eskiler sürdürür. ayları aynı şekilde dediğiniz gibi, abul, kiraz, orak ayı diye adlandırırlar..annem hala öyle kullanır mesela..abul , orak, zemheri, kiraz..
yayla göçleri şimdi arabalarla gidildiği için yürüyerek ve kınaklayarak gidilmiyor..ama ot göçü kavramı hala var.. evet, böyle toplanmalara dernek denir.ama bunlar da yok olmak da..bir sonraki nesillere aktarılamamakta maalesef..ama dediğini geleneklerin çoğu benim yaşadığım yerde hala sürdürülüyor. yayla-cenik kavramı, bir kısmı fındık mevsiminde bir kısmı ekime doğru göç ederler yayadan..ama çocukluğumu şöyle bir gözden geçirip bugüne vurunca, evet geleneklerin kayboluşu maalesef gözümüzün önünde ve hızla gerçekleşmektedir..

Paşalıoğlu
26.03.2007, 15:09
Merhaba serap kerasus,

Benim sözünü ettiğim Kahyaoğulları Tirebolu, Esbiye ve özellikle Yağlıdere'de (Umutbükü'nden Esbiye'ye, Tirebolu merkez'e kadar kadar, Esbiye merkez, Kaşdibi, Ahallı, Palaklı, Demircili, Ömerli, Yağlıdere merkez) geniş bir alana yayılmış olan meşhur Kahyaoğullarıdır. Eski adları ile Kethüdazadeler.

Yaşınız kaç bilemem. Ben 55 yaşındayım ve yazdığım gelenekleri bizzat yaşadım. En az üç kere Otçu Göçü olarak Cenik'ten yaylaya gittim. Bir çok kere de Otçu Göçü karşıladım. Bir kaç kere de yayladan göç ile Ceniğe indim. Bunlar yaya olarak yaptıklarım. Ayrıca yollar açıldıktan sonra çok gelip gitmişliğim var.

Ekonomik yaşam biçiminin değişmesi eskiden ekonomik anlamı olan yaylacılık geleneklerini değiştirmiştir. Eskiden hayvan beslemek, yün, yağ ve peynir elde etmek için tüm eski geleneklere sadık kalınarak yapılan yaylacılık artık can çekişmektedir. Şimdi işin nostaljisi ve eğlencesi kalmıştır.

Alevilik meselesi ise tarihi bir hatıradır ve Giresun'un Cenik tarafında çok az köyde kalmıştır. Pek az köy Alevi geçmişini bilmekte ve hatırlamaktadır. Sünnileşme süreci ise çeşitli ayaklanmalar ve göçler olmasına rağmen en az 400yıllık bir sürecin içinde tamamlanmıştır. Bildiğim kadarıyla Cenik tarafında yalnızca Dereli'deki Geğrez Köyü'nün Zıhran mahallesi kalmıştır. Diğer köyler (mesela Meşeliyatak - burada adı geçtiği için söylüyorum) yakın zamanda Sünnileşmiştir. Bu konuları eski bir ocakzade (çoğu sünnileşmiş) ailesinden geldiğim ve anne tarafım Ordu-Gürgentepe Alevilerinden olduğu için biliyorum. Hala dedelik yapan (Zıhran ve Gürgentepe'de) akrabalarım var.

Ermeni ve Rumlar ise Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı esnasında göç ettirilmiştir. Özellikle Rumlar, Yunanistan'la yapılan Nüfus Mübadelesi Antlaşması ile gitmişlerdir. Geride kalan tek tük Rum ve çok çok az Ermeni ailesi ise müslümanlaşarak aramıza karışmışlardır.

Selamlar,

serap_kerasus
26.03.2007, 16:40
sizin sözünü ettiğiniz kahyaoğullarıyla bir bağlantımız yok.
ot göçünü yaşamış olmanız çok güzel.annem de anlatınca benim de hep içim gider..ama yaylaya bile iki kere gidebildim sadece..ben 23 yaşındayım, dolayısıyla çocukluğumdan bile öncede kalmış bazı gelenekler..annemi konuştururum sürekli..bazı geleneklerin yok olması kötü..tutuculuk ya da gelenekçilik değil, ama bazı değerleri dayanışmayı yitirmememk gerekir.değişse bile yozlaştırmamak gerekir..
çok teşeküürler tüm güzel açıklamalarınız ve emeğiniz için
sevgilerimle

kayra
26.03.2007, 22:13
Merhaba Kayra,

Kahyaoğulları'na ilişkin verdiğiniz bilgiler yörenin en geniş sülalerinden biri olan Kahyalı'lar ile ilgili olmasa gerek


.


1-)

Kethüda (oğlu), Kahya (oğlu), Boybeyi (oğlu), Koca (oğlu), Bey (oğlu)

Üstte sıraladığım adlar yönetici aile lakaplarıdır.

Örneğin babama tarafıma Kocalar ( Kocaoğulları) derler ama Türk sahasında ki diğer Koca, Kocaoğlu adlı ailelerle bir akrabalığımız var diyemem .

Çünkü Koca adı mensup olduğu o boyun, oymağın yöneticisi anlamına gelir. Başlı başına bir boy adı değildir.

Bende bu yüzden ilişkili olduğumuz diğer kabile adlarından mensup olduğumuz boyu bulmaya çalışıyorum; Araplar (Beğdilli), Süleymanlar/Selmanlar ( Avşar, Kızık, Eymür karışımı) gibi...

Türk sahasındaki Kahyaoğlu, Kethüdaoğlu kabileleri de birbirleriyle akraba değildir. Köklerini bulmak için önce hangi boyun/ aşiretin,/oymağın kethüdası/kahyası olduğunu bulmak gerekir.

Serap arkadaşımız da burada ki Kahyaoğulları'nın Ballı/ Ballar boyu ile aynı veya yakından akraba olduğunu söyledi.

Ballar/ Ballu/ Bali adlı Salur boyunun Karaballar/ Karabali/ Karabeller kolu Kerkük'te 1200 lü yıllarda beylik kurmuş daha sonra Anadoluya göçmüşlerdir. Kerkük'te ve Sivas'ta onlardan kalma Karabeli adlı bölgeler vardır.

Tunceli bölgesindeki Karaballar alevi'dir. Tanıdığım Sarıballı aleviler de vardır.

Edebali adlı eren de Atalar/ Edeler adlı boy ile Ballı/Bali adlı boyların birleşmesinden ortaya çıkan boyun erenidir.

Türkmenistan'da Atalar/ Edeler hala seyyit olarak bilinirler.

Gümüşhane- Şiran'da Giresundan göçme çepnilerin kurduğu Kırıntı köyünde Baloğulları/ Ballıgiller vardır ve alevidir.

(Son ileti yazanlardan Kayacıklı arkadaşın köyü de buradan kopmadır.)

2-)




..
keloğullarına gelince, onlar espiyenin kızıldere köyündendir, baba tarafımdır..baba tarafımda hep bir şey çok dikkatimi çekmiştir, babaannemin köyündeki insanların çoğu, sarışın ya da kumral, renkli gözlü, kırmızı yanaklı, beyaz ya da kızıl tenlidir..aynı şekilde babam,dedem, amcam, halalarım..hatta giresunda ki köyşerdeki genel tiptir..ama genel diyorum..bana hep gürcü müsün, lazmısın rummusun diye sorarlar?.özellikle gürcülere benziyorsun derler (renge göre ırk belirlemek heralde buna deniyor).. benim yaşadığım coğrafyada rum,e rmeni ve çepni varmış..ama şimdi ne rumluktan, ne ermenilkten ne de çepnilkten bir eser var..asimilasyon tam..yörenin ermenlieri de rumları da türkleşmiş,

Merhaba serap kerasus,


Ermeni ve Rumlar ise Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı esnasında göç ettirilmiştir. Özellikle Rumlar, Yunanistan'la yapılan Nüfus Mübadelesi Antlaşması ile gitmişlerdir. Geride kalan tek tük Rum ve çok çok az Ermeni ailesi ise müslümanlaşarak aramıza karışmışlardır.

Selamlar,


Bu konuda köyümüzden örnek vereyim.

Bizim köye ana ve baba tarafım Tunceli ve Harput tarafından göçmüşler, köyde 2-3 kabile daha bu bölgeden göçme. ( Kocalar, Amcagiller, Araplar, Gadızlar)

Köyün tarihini araştırınca Çepeller'in rumlarla beraber köyün ilk sakinleri olduğunu öğrendim. Daha sonra Dedeler denilen Solaklar'ın ve ardından Bekirler ( Bekirli) ve Aliller ( Alili) kabilelerinin köyün ilk sakinleri olduğuun öğrendim.

Çepel adı Çapan sözcüğünün alma-elma, ağa-eke, ata-ede de olduğu gibi incelmiş adı olmalı. (nl=ll ses benzeşmesi= Çepenli-Çepelli)


"...1404 yılında Semerkand'a gitmekte olan Katalan elçisi Clavijo,
Erzincan yöresine çok yakın bir yerde Çepniler'in bulunduğu bir kale
görmüştü. Clavijo, bu konuda "... öğleden sonra bir vadiye vardık. Orada
Çapanlı kabilesine mensup Türkler'e ait bir kale bulunduğunu anladık..."

Keza Bekirler ve Aliler de Çepni kökenlidir. Dedeler ise Giresun'da da bulunan büyük olasılıkla Kayı mensup bir kabiledir.

Gerek bizdeki gerekse diğer köydeki Rumlar Trabzon merkeze göçmüş sonra da mübadelede Yunanistan'a göçmüştür. ( Bizdeki Rumlar daha 1800 lerde merkeze göçmüşler.)

Bizim yan köylerden birisi zamanında Rumlara bir kız vermiş, kız Rumlara gelin gittiğinden Yunanistan'a göçmüş. Geçen yıllarda bu gelin kızın kızı gelmiş köye, ne sormuş biliyormusunuz; " Kiliseye ne oldu?" Okul yapmak için taşlarını kullanmışlar. Ama insan bir akrabalarını sorar, ana tarafının örfünü adeti sorar...


Sarışınlık ve renkli gözlülüğe gelince ; Avrupa merkezli tarih sadece kendi hint-cermen halklarını sarışın ve mavi gözlü yaparken nerde bir mavi gözlü, sarışın görse sahiplenmeye çalışır...

Gerek Oğuz destanında Oğuz hanın evlendiği 2 kızdan ( Yani Oğuz boyu ile birleşen iki boydan birinin) mavi gözlü olduğu, gerekse Çin yıllıklarında Kıpçaklar'ın, Kırgızlar'ın renkli gözlü ve açık tenli olduğu yazılıdır yani kısaca Türkler daha orta asyada iken sarışını da kumralı da , kahverenkli gözlüsü de mavi gözlüsü de olan bir topluluktu...


3-)

Merhaba Kayra,


Hüseyin Avni Alpaslan Bey'in Çepnilerin (Çepni oymak adı değil boy adıdır) yayla göçleri hakkındaki yazısı ise yörede halen sürmekte olan yaylacılık geleneği gerçeği üzerine Türkçü bir yaklaşımdır ve bir yakıştırmadır. .

Verilen kaynak 1915 tarihli bir yazı olduğundan yazıda böyle eksikliklerin veya yanlışlıkların olacağını sanmamıştım ama uyarılarınız iyi oldu.

Bizde de Abril derler Nisan'a, Şubat'a Gücçük ( Küçük)
ay derler. Aralığa , çile ayı...


"...Bugün Şebinkarahisar ve Alucra kazaları halkı, Cenik
tabir edilen sahil bölgesindeki köylü-şehirli bütün halka Çetmi (Çepni)
demektedirler. Buna karşılık kıyı bölgesi halkı da Ekinci adını vererek
Şebinkarahisar ve Alucra halkını küçümsemektedirler. Bu da, yöre halkının
Çepniliklerini unuttuklarını gösteriyor..."
*http://ercansanli.sitemynet.com/ALUCRA/id2.htm
"...

Paşalıoğlı ve Serap hanım size (ve diğer bu başlık okuyucularına) sorularım:

a-)
Bizde Koçkatımı ( tekenin veya koçun boynuzuna elma geçirilir), Saya, Hızır vardır , sizde var mı?

b-)
Bizde düğün de dama çıkıp, gelinin üzerine kuruyemiş veya şeker atılır ( buna şamanizm'de saçı derler yani kansız kurban) hatta elma da atılır ki bizim köyün düğün gelenekleri TRT' de gösterilen köy düğünleri ile aynıdır hatta geçen Kanal 7'de Artivn-Şavşat'ın bir köyünün düğününü gösterdiler, annem bizim köyle aynı dedi ki bizim köyün de çoğu Dersim'den göçen Türkmenlerdir ama örf ve adetimizi hiç unutmamamışız.

c-)
1970 lilere kadar köyde hasattan sonra tarla düzlüklerinde cirit oynarmışız, sizin eskilerde böyle bir adet var mI?

d-) Paşalıoğlu sizin köyde hangi kabile lakapları vardır ve ocağınız hangi adla anılır?

Paşalıoğlu
27.03.2007, 12:01
Merhaba Kayra,

Sorduğunuz sorulara ilişkin cevaplar şöyledir:

a) Bizde (Keşap, Giresun) koçkatımı (Kasım Ayı'na 14. günden itibaren Koç Ayı denir) özel törenlerle yapılmaz. Eskiden çok koyunu olan bazı aileler koç katımında koçları süslerlerdi.

b) Düğünlerde gelin eve girerken şeker ve bozuk para atma adeti hala var. Ancak bizin köy evlerimiz çatılı olduğu için damdan atılmaz.

c) Cirit oynama yok. Eskiden darı (mısır) sökümü ve darı ayıklama işi imeciyle yapılırdı. Bu imecilerde görevi çalışanları eğlendirmek olan tercihan bağlama veya kemençe çalmasını bilen güzel sesli, hoş sohbet bir "aylakçı" bulunurdu. Aylakçılar türküler söyler, fıkra ve hikayeler anlatırdı. Şimdi ne tarla kaldı ne de imeci. Her taraf fındık bahçesi oldu. Ekmek ise çarşıdaki fırından geliyor.

d) Bizim köyler dağınık yerleşme olduğu için genellikle çevre köylerle içiçedir. Hatta bazı mahallelerdeki evler iki veya üç köye ait olabiliyor. Bizim köy ve çevre köylerden bazı sülale adları verebilirim.

Paşalıoğlu (çok eskisi Beşelioğlu ancak Çobanoğlu veya Çobanlı'dan ayrılmış bir kol, Karadeniz'deki ilk yerleşim yerleri (belki 800-900 yıl önce) Kürtün - Şıhlı), Alicikoğlu (Alicükoğlu), Hartoğlu, Çiftçioğlu, Çakıroğlu, Çıkıloğlu, Çobangiller, Şıhlı veya Şıhlar (Seyit sülalesidir), Gavazlar, Balikoğlu (Balikli), Basıkoğlu (Basuklu), Palakoğlu (Palaklı), Kayışoğlu, Bayramoğlu, Cakacalar, Gavrazlı, Temüroğlu(Temürlü), Çapanoğlu, Ömeroğlu, Sakaoğlu, Gacanoğlu (Gacanlı), Cevizoğlu (Cevizli), Güllüoğlu....

Yukarıdaki sülale adları ana kolların adlarıdır. Sülaleler kalabalıklaştıkça bu sülalerden yeni adlarla anılan aileler türemektedir. Bu sürekli devam eden bir süreçtir.

Köyümüzde en son cenazeden sonra kurban bundan 85 yıl önce kesilmiş. Ondan önce erkan değneği, cem ve kurban pişirme varmış. Şu anda Sünni bir köydür ancak geçmişi bilen çok insan vardır. Bundan 20-30 yıl öncesine kadar Duvaz bilen bir kaç yaşlı vardı. Duyduğuma göre Cem sonunda Cem'de bulunan herkesin katıldığı "Atalık" denen bir semah dönerlermiş. Bağlı oldukları ocak Güvenç Abdal'mış, hatta Şıhlar bu ocağın merkeziymiş. Erkan değneği babamın dayısının karısı tarafından (kendisi ölmeden önce) 1985 yılında emin bir yere gömülmüş. Bu ocağa bağlı dedeler şu anda Zıhran'da ve Gürgentepe'de görevlerine devam ediyorlar.

Selamlar,

murat222
29.03.2007, 17:42
gümüşhane kürtün deki şıhlar ve taşlıçayır köyleri güvenç abdal ocağının merkezlerinden alevilikleri sürüyor...

kayra
29.03.2007, 21:18
Merhaba Kayra,


d) Bizim köyler dağınık yerleşme olduğu için genellikle çevre köylerle içiçedir. Hatta bazı mahallelerdeki evler iki veya üç köye ait olabiliyor. Bizim köy ve çevre köylerden bazı sülale adları verebilirim.

Paşalıoğlu (çok eskisi Beşelioğlu ancak Çobanoğlu veya Çobanlı'dan ayrılmış bir kol,
Karadeniz'deki ilk yerleşim yerleri (belki 800-900 yıl önce) Kürtün - Şıhlı),

Alicikoğlu (Alicükoğlu),
Hartoğlu, Çiftçioğlu, Çakıroğlu, Çıkıloğlu,
Çobangiller, Şıhlı veya Şıhlar (Seyit sülalesidir), Gavazlar, Balikoğlu (Balikli), Basıkoğlu (Basuklu), Palakoğlu (Palaklı), Kayışoğlu, Bayramoğlu, Cakacalar, Gavrazlı, Temüroğlu(Temürlü), Çapanoğlu, Ömeroğlu, Sakaoğlu, Gacanoğlu (Gacanlı), Cevizoğlu (Cevizli), Güllüoğlu....

Yukarıdaki sülale adları ana kolların adlarıdır. Sülaleler kalabalıklaştıkça bu sülalerden yeni adlarla anılan aileler türemektedir. Bu sürekli devam eden bir süreçtir.

. Bağlı oldukları ocak Güvenç Abdal'mış, hatta Şıhlar bu ocağın merkeziymiş. Erkan değneği babamın dayısının karısı tarafından (kendisi ölmeden önce) 1985 yılında emin bir yere gömülmüş. Bu ocağa bağlı dedeler şu anda Zıhran'da ve Gürgentepe'de görevlerine devam ediyorlar.

Selamlar,

A-)

Gümüşhane -Kırıntı'da Ballar/Ballu/ Baloğulları ve ocaklı Şıhlılar/ Şeyhliler hala Aleviliklerini devam ettiriyorlar.

"...Bölgeye gelen ilk Kırıntı' lılar kimlerdi ve ne zaman geldiler? Buna kesin cevaplar veremiyoruz. Ancak soyağaçlarını izleyerek kaba bir hesap yaptığımızda azami 300 yıllık bir geçmişimiz olduğunu söyleyebiliriz. Elimizdeki tek belge Gavrazlılar'ın 1745 yılında Kürtün'den sürgüne gönderildiklerine dair Osmanlı belgesidir.

Kırıntı Köyünü oluşturan insanlar, Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz'in çeşitli bölgelerinden gelerek yöreye yerleşmişlerdir. Her boyun ayrı bir geliş öyküsü vardır. Bazıları mezhep çatışmalarından, bazıları adli vakalardan, kimisi de Osmanlı'nın o dönemdeki politikalarına ters düşerek sığınacak yer aramış ve saklanılması kolay olan Kırıntı dağlarına yerleşmişlerdir. Dönem celali isyanları ve büyük ‘’kaçkun’’ sonrasının, aşiretleri zorunlu iskan dönemidir. Gelenler birbirinden bağımsız olarak ve farklı zamanlarda gelmişlerdir. Şıhlılar Soğuk Pınara, Bal oğulları Harmancığa, Gavrazlılar Mahmudun Gözesine, Ayvazgiler Paltu Çukura ve Gahirgiller Yemlikaraya yerleşmişler..."

http://www.kirintikoyu.com/tarih.php

B-)

Çobanlar/ Çobanlı/ Çobanlu/ Çobangiller denen Türkmen boyu Şıh Deliller/ Pilvenklilerde de Erzincan'da vardır.

aa-)


"...Trabzon Krallığı sınırlarında faaliyet gösteren gruplardan bin de Büyük İlhanlı Veziri Çoban Bey'in soyundan ve bir dönem (1318-1322) Anadolu valiligi yapmış, 1322'de Sivas'ta para kestirip bağımsızlığını ilan etmiş olan Temurtaş'ın oğlu şeyh Hasan-i Küçük'e bağlı olan ve Çobanlu/Çapanlular'a bağlı oldukları için bu isimle anılan Türkmenler'dir.1330-31'de Rum Vilayeti (Sivas Bölgesi)'ne yerleşen şeyh Hasan, Şebinkarahisar'ı ele geçirmiş ve burada kardeşleri ile birlikte mustakil hareket ederek beyliğini kurmuştu...."

bb-) Çobanlıların bir kolu Tahtacılarda.

"...YANYATIR/YANINYATIR/YANYATIROĞULLARI OCAĞI

İki Tahtacı ocağından bir diğeri olan Yanyatır Ocağı dedeleri İzmir Narlıdere’de bulunurlar. Bu ocağın talipleri Hacı Emirli Ocağı’na oranla daha fazladır. Bazı yazarlara göre Çepnilerle, Tahtacılar Narlıdere’ye bağlıdır.

(Erk 1954: 93,96; Şapolyo 1964: 257, 289)

Yanyatır Ocağı’na bağlı oniki tahtacı ocağı bulunmaktadır. Bunlar Çobanlı, Çaylak, Sivrikülahlı, Cingöz, Üsküdarlı, Enseli, Ala Abalı, Çiçili, Mazıcı, Kahyalı, Gökçeli ve Nacarlı Oymakları’dır.

Tahtacı talipleri olan bu oymaklar Kıbrıs, İzmir, Bergama, Menemen, Adana, Manisa Akhisar, Balıkesir, Çanakkale yörelerinde yaşamaktadırlar. (Yörükan 1998: 178-209)..."

cc-)

Bolu- Babahızır köyü:

"...Değirmenbükü mahallesine ilk gelen Türkler: Değirmencioğulları, Arapoğulları, Çobanoğulları..."


* Burada da Çobanların yerleşik olduğu görülüyor. Arapoğulları, Beğdilli boyuna mensuptur. Tıpkı Çobanlı kabilesi gibi hem Tahtacılar da hem de bizim köyde yerleşik olarak Şıh Deliller/ Pilvenkliler de vardırlar.

Babahızır köyünde ayrıca sizin verdiğiniz listeden Bayramoğulları yerleşiktir.

dd-) Kastamonu'da Selçuklu zamanında Çobanoğlu Beyliği kurulmuştu. Çandaroğulları tarafından ortadan kaldırıldı bu beylik.

C-)
Hartlı kabilesi Urfa kökenli Türkmenlerden:
http://www.hartavi.com/hartaviler/Hartaviler_Mens.htm

D-)
Edirne- Palaklı köyü, Azerbeycan Tavuz reyonu/bölgesi Palaklı köyü , Palaklı kabilesinin nasıl bir alana yayıldığını gösterir.

E-)
Adana- Seyhan - Kayışlı köyü, Manisa- Saruhanlu-Kayışlı köyü, Kayışlı kabilesinin kabilesinin nasıl bir alana yayıldığını gösterir.

F-)

Sakaoğlu kabilesi de Ahıskalılarla da ilişkilidir, her iki boy da Karadeniz boyunca yerleşen Kıpçak Türkleri'nin koludur.

G-) Alicikler, bzim köyde de yerleşik olan Çepni Aliler/Alililer'in koludur.

* İçlerinden verdiğim bir kaç örnek aynı kökten gelen kabilelerin nasıl da geniş bir coğrafyaya dağıldıklarını bize gösteriyor.

kayra
30.03.2007, 00:06
Merhaba Kayra,

Sorduğunuz sorulara ilişkin cevaplar şöyledir:

a) Bizde (Keşap, Giresun) koçkatımı (Kasım Ayı'na 14. günden itibaren Koç Ayı denir) özel törenlerle yapılmaz. Eskiden çok koyunu olan bazı aileler koç katımında koçları süslerlerdi.

b) Düğünlerde gelin eve girerken şeker ve bozuk para atma adeti hala var. Ancak bizin köy evlerimiz çatılı olduğu için damdan atılmaz.


Selamlar,

1-)

Bizde de Koçkatımı Kasım'da yapılırmış; koç boynuzuna elma takma ve süslemeyi ise eskiden yaparlarmış...

Trt belgeselleri ve araştırma yazılarında okuduğum erkeğin dama çıkarak elmayı gelinin başlığına isabet ettirmeye çalışmasıda eskiden varmış.

Kızılelma imgesi ile alakalıdır... Dedeler geldiğinde elma konurmuş önlerine ama tabi bunlar geçmişte kalmış...:

Pir Sultan'da Kızıl Elma: Şah Bilgisi

Dost bağında kızıl alma

Gül rengi güllerden solma

Pir Sultan'ım gafil olma

Gelen Murtaza Ali'dir (28/106)



Bir başka yerde;



Cennetteki kızıl alma

Gül benzi sararıp solma

Pir Sultan'ım gafil olma

Gelen Murtaza Ali'dir (29/107)

...Sen de bir elmasın seni taşlarlar

Keser budarlar göğsünü haşlarlar

Cümle günahların da bağışlarlar

Ali'ye terceman gelen elmalar



Senin kokun misk kırmızı amber

Etinden Fatma, kabuğundan Kamber

Aslını bilmeyen kabuğun soyar

Ali'ye terceman gelen elmalar



Aslını bilmeyen kabuğun soydu

Cümle peygamberler rengine girdi

Elmanın kokusun cennetten aldı

Ali'ye terceman gelen elmalar



Cebrail elmayı cennetten aldı

Getirdi Ali'ye terceman sundu

Ali'm de şâd oldu, Hüseyn'e verdi

Ali'ye terceman gelen elmalar



Pir Sultan Abdal'ım eydür, Haydar er yiğit

Bir adı seyfullah bir adı Ahmed

Çekirdeği Düldül, kökünden Haydar

Ali'ye terceman gelen elmalar (26/103)



-25-

Cenetten Ali'ye bir nidâ geldi

Ali'ye terceman gelen elmalar

Ali kokladı, hem yüzüne sürdü

Ali'ye terceman gelen elmalar



Elma'sın elma'sın seni aşlarlar

Meyveni yerler de dalın taşlarlar

Sultan olan, kulun bağışlarlar

Ali'ye terceman gelen elmalar



Elma'sın elma'sın rengini boya

Cümle melâikler donunu geye

Kadrini bilmeyen kabuğun soya

Ali'ye terceman gelen elmalar



Elma'sın elma'sın misk ile amber

Kokuna birikir cümle peygamber

Etin Fatma Ana, kabuğun Kamber

Ali'ye terceman gelen elmalar



Pir Sultan Abdal'ım vahdettir vahdet

Çiğidinden oldu Düldül gibi at

Bir adın seyfullah okunur âyet

Ali'ye terceman gelen elmalar (25/102-103)



Bu iki nefesteki kızıl elmayı niteleyen "terceman" kavramına bakılırsa Kızıl elma, Hz.Ali'yi şah yapan bir niteliktir. Kızıl elma ve “terceman” kavramı birlikte düşünüldüğünde akla, Hz. Adem'in ve eşinin tattığı cennet meyvesini akla getirmektedir. Bu meyvenin ne olduğu ile ilgili Kur'an tefsirlerinde oldukça spekülasyon yapılmış, yorumcular tarafından muhtemel bir meyve veya ürün ismi sayılmıştır. Pir'in, bu muhtemel meyvelerden "elma"yı seçtiği görülmektedir. Fakat bir farkı vardır: Pir'in elması, Hz. Ali'ye tercümanlık yapmaktadır. Başka bir deyişle elmalar, Ali'ye "bilgi", tasavvuftaki karşılığı ile "marifet" sunmakta; buna göre kızıl elmanın mahiyeti, "bilgi" olmaktadır.



Kur'an'daki nitelemelere bakılırsa bu meyve (şecera), insanın uzak durması gereken bir meyvedir. İnsanın düşmanı olan, sembol ismiyle Şeytan veya İblis'e göre insanın uzak, ilgisiz kalmaması gereken bir meyvedir. Ona göre bu meyve, "ölümsüzlük" Kur'an'daki ifadesiyle "huld" meyvesi (şeceratü'l-huld) dir. Neticede insanın ilgisiz kalamadığı anlaşılan bu meyve, insana iddia edildiği gibi ölümsüzlüğü değil, aksine "ölümlülüğün" bilgisi ve tecrübesini getirir.



Pir'in “kızıl elma”ya yüklediği anlam, ise bunun tam aksidir. Hz. Ali yeryüzündedir ve ölümlüdür. Pir'in “kızıl elması”, Hz. Ali'yi ölümlülük ortamından kurtaracak, tekrar ölümsüzlüğe ulaştıracak bilgileri içeren ölümsüzlüğün tercümanlığını yapan bir meyvedir..."

http://www.hbektas.gazi.edu.tr/dergi/21_30_yazilar/sayi_25/GORKAS.htm

2-)

Gelinin üzerine saçılan şeker, bozuk para, kuruyemişe saçı denir; kansız kurbandır:

"...Tüm toplumlarda olduğu gibi eski Türk boylarında da belirli koşul, yer ve zamanlarda doğa üstü güçlere kanlı ve kansız olmak üzere iki çeşit kurban sunulmuştur/sunulmaktadır.

Kanlı kurbanda belirli özelliklere sahip at, deve, koyun, keçi cinsinden hayvanlar kesilir.

Saçı denen kansız kurbanda ise, her kavmin kendi emeğiyle kazandığı en kıymetli ve mübarek saydığı; kımız, bulgur, süt, yağ, rakı, şarap vb. çeşitli yiyecek ve içecek maddelerinin belirli bir yere bırakılması veya saçılması söz konusudur (Eröz 1990: 294).

Bu uygulama günümüz düğün âdetleri içerisinde, gelinin oğlan evine geldiği sırada başı üzerinden atılan bozuk para, leblebi, üzüm gibi nesnelerin saçılması şeklinde devam etmektedir (Bekki 1996: 16-27).

Ayrıca tüy, bez parçası, ip gibi nesnelerin bir yere asılması veya bağlanması da kansız kurbanlara dahildir. Bunların dışında Divan-ü Lügat’it Türk’te ‘ıdhuk, ıduk’ şeklinde geçen ve; “Kutlu ve mübarek olan nesne.

Bırakılan her hayvana bu ad verilir. Bu hayvana yük vurulmaz, sütü sağılmaz, yünü kırkılmaz sahibinin yaptığı bir adak için saklanır.” (DLT C. I: 65) şeklinde açıklanan bir kurban daha vardır ki, Türkiye Türkçesinde adak şeklini almıştır (Eröz 1980: 17-22)..."
http://www.hbektas.gazi.edu.tr/dergi/21_30_yazilar/sayi_29/02-S.BEKKI.htm

shahrud
30.03.2007, 00:45
Arkadaşlar,
Bu başlık altında yazan arkadaşlara çok teşekkür ederim. Şu ana kadar bu forumda gordugum en duzeylı ve bilgi yogunlugu yuksek olan başlıklardan biri.
Giresunda alevilerin oldugunu ögrenmekle kalmadık, oradaki arkadasların ne kadar bilgili ve duzeyli oldugunu da ogrendik. Ellerinize ve beyinlerinize saglık..

Paşalıoğlu
30.03.2007, 09:24
Merhaba Kayra,

Yaptığınız araştırma ve verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim.

Koçun boynuzuna elma takma geleneğinden bahsederken birden hatırladım. Annem bazı Cemlerde kurban edilecek koyunun boynuzuna elma takıldığından ve buna "delil getirme" (veya ona benzer bir şey) dendiğinden bahsetmişti. Bu konuda ayrıntılı şeyler anlatmıştı ama aklımda bu kadarı kalmış. Annem şu anda çok yaşlı. Tekrar soracağım. Eğer hatırlayabilirse tekrar anlatabilir.

Selamlar,

kayra
31.03.2007, 15:41
Güvenç Abdal Ocağı ile ilgili bir araştırma yazısı:

"...Güvenç Abdal Ocağı, onlarca Alevi inanç ocağından biridir. Güvenç Abdal Ocağı, Alevi-Bektaşi inancında bir dede ocağı olarak kabul edilir.

Güvenç Abdal Ocağı genel olarak Anadolu’nun kuzeyinde, Batı’da, İzmit’in, Kandıra ilçesine bağlı Ballar köyünden, Doğu Karadeniz’de, Trabzon’un, Akçaabat ilçesine bağlı Eskiköy’e kadar uzanan geniş coğrafyada örgütlenmiş bir ocaktır.

Güvenç Abdal Ocağı, özellikle Karadeniz Bölgesi’nde yerleşik Alevi-Bektaşilerce adı sıklıkla anılan bir ocaktır.
Karadeniz Bölgesi Alevi-Bektaşilerinin ocak aidiyeti açısından baskın oranda dahil oldukları ocak da Güvenç Abdal Ocağı’dır.

Karadeniz bölgesinde, Trabzon, Gümüşhane, Giresun, Tokat, Ordu, Samsun, Düzce, Zonguldak, İzmit illerine bağlı köylerde Güvenç Abdal Ocağı’na bağlı Alevi-Bektaşi nüfus yaşamaktadır.

Bu köylerde yapılan saha çalışmaları sonucunda özellikle Gümüşhane ili, Kürtün ilçesi Taşlıca köyü; Trabzon ili Akçaabat ilçesi Eskiköy; Düzce ili Gölyaka ilçesi Yunusefendi köyü; İzmit ili Kandıra ilçesi Ballar köyünde yerleşik Güvenç Abdal ocaklılarının kendilerini Güvenç Abdal Ocağı’na bağlı Çepni Alevisi olarak tanımladıkları tespit edilmiştir.


Oğuzlar’da boy teşkilatı 24 boyun birliğiyle oluşmuştur. 24 boyun şematik yapılanışı şu şekildedir:
“Oğuz Destanı’na göre Oğuz Han’ın Günhan, Ayhan, Yıldızhan, Gökhan, Dağhan ve Denizhan adlı 6 çocuğu vardı. Bunlardan her birinin dörder çocuğu oldu.
Oğuz boylarını oluşturan bu 24 çocuğun adları şudur:
Günhan oğulları: Kayı,Bayat, Alkaevli, Karaevli;
Ayhanoğulları: Yazır, Döger, Dodurga, Yaparlı;
Yıldızhanoğulları: Avşar, Kızık, Begdili, Kargın;
Gökhanoğulları: Bayındır, Peçenek, Çavuldur, Çepni;
Dağhanoğulları: Salur, Eymür, Alayuntlu, Yüregir;

Denizhanoğulları: İğdir, Büğdüz, Yıva, Kınık (Büyük Larousse, 1986: 8793)...."

HACI BEKTAŞ vİLAYETNAMESİ'NDE GÜVENÇ ABDAL:
"... Hünkar'ın hizmetinde Güvenç Abdal adlı bir derviş vardı, er terbiyesi görmüş bir zattı. Bir gün " Erenler Şahı" dedi, "gönlümde bir soru var, izin verirseniz söyleyeyim.

Hünkâr, şöyle buyurdu: "Güvenç, acaba dedi, şeyh kimdir, muhib kimdir, âşık kimdir? Bize lütfedip bildirseniz." Hünkâr, hemen," Güvenç" dedi, "yerinden kalk, tez git, bir sarrafta bin altın nezrimiz var," al gel, dedi.

Güvenç Abdal, sarraf kimdir, hangi şehirdedir demeden hemen belini bağladı, Hünkâr’ın elini öptü, yola revan oldu. Gide-gide vardı, bir şehre yetişti. Gördü ki pek büyük bir şehir. Kendi kendisine, bizim ülkede böyle büyük bir şehir yoktu, acaba bu şehir, hangi şehir, dedi. Kal’anın içi adamlarla doluydu.

Gezerken bir adama, kardeş dedi, bu il, hangi il, bu şehir hangi şehir? O adam dedi ki: Burası Hindistan ülkesi, bu şehre de Delli (Delhi?) derler. Güvenç, bu sözü duyunca şaşırdı, kendi kendine, Rum ülkesi nerede, Hindistan nerede, dedi. Şehrin içinde yürümeye başladı.


Sokak sokak gezerken pazara ulaştı, o yana, bu yana bakınıp giderken gördü ki, karşıda bir sarraf oturmada. Sarraf da bunu görünce hemen kalktı. Beri gel derviş diye elini salladı. Derviş, dükkana girdi, selâm verdi. Sarraf, Güvenç’e, hangi ildensin dedi. Güvenç, Rum ülkesinden, dedi.

Kimin hizmetindesin deyince Güvenç, Sultan Hacı Bektaş Hünkâr’ın hizmetindeyim, bir gün bana, bir sarrafın bize bin altın nezri var, al gel buyurdu, üç gün oluyor, bu şehre geldim, dedi.


Sarraf, Hünkârın adını duyunca hemen dükkanını kapadı, Güvenç Abdal’ı aldı, evine geldi. Ağırladı, oturttu. Üç gün çeşitli yemekler verdi. Sonra derviş dedi, nezri olan sarraf benim. Hindistan denizinde bir vakitler ticarete giderken bir yavuz muhalif yel çıktı, az kaldı gemimiz batacaktı. Hemen vilayet erenlerini çağırdım, beni kurtarın, bin altın nezrim olsun dedim. O anda erenler yetişti, gemiyi mübarek eliyle tuttu, kıyıya çıkardı.

Adını sordum. Adım Hünkâr Hacı Bektaş’tır, Rum ülkesindenim dedi. Rum ülkesine nezrimizi nasıl ulaştıracağız dedim, ben birisini yollarım, buyurdu. Ben, o göndereceğin adam ne şekilde dedim, senin şeklini tarif etti. İşte seni dükkanda gördüm, elimle çağırdım.

Hamd olsun ki hata etmemişim. Şu bin altını al, erenlere götür. Sonra bin altın daha saydı, bu da dedi, erenlerin hizmetinde bulunanlara, onlara ver, yesinler, içsinler. Bin altın daha saydı, yanımızdan boş gitme dedi, bu bin altını da sen harca.

Güvenç Abdal, o üç bin altını bir kese içine koyup koynuna saldı. Sarrafla vedalaşıp yine yola revan oldu. Şehir içinde giderken bir çardak gördü. Bir de baktı ki çardağın penceresinde, gün yüzlü bir güzel kız bakmada, kızı görür görmez bin canla âşık oldu.

Sabrı-kararı kalmadı, aklı başından gitti. Pencereye gözünü dikti, tam üç gün üç gece öylece kaldı. Kız,dervişin hâlini görünce şaşırdı, halk görürse kötüye yorar dedi, halayığını çağırdı, hâli anlattı, git dedi, öğüt ver de çeksin gitsin buradan. Kız, bir tacirin kızıydı, babası ticarete gitmişti. Halayık, gidip derviş dedi, umduğun eline geçmez senin, vazgeç bu olmaz sevdadan. Bu kız, ulu bir tacirin kızıdır. Kulları, adamları duyarsa başına iş açarlar.

Öyle bir avı elde etmek isteyen kişinin bol altını olmalı. Güvenç Abdal, halayığın sözlerini işitince alınma, ne oldu ki, dedi, üç bin altın, kesesiyle koynundan çıkarıp halayığa gösterdi. Halayık bunu görünce koştu, kıza geldi, bu derviş dedi, tekin adam değil, koynundan üç bin altınlık bir kese çıkarıp gösterdi. Hasılı kelam, altına tamah ettiler, bir yolunu bulup dervişi içeriye aldılar. Güvenç Abdal, keseyi çıkarıp sevgilisinin önüne koydu.

Tam şeytan yoluna gideceklerdi ki, Güvenç, sevgilisinin ayak ucuna otururken bir de baktılar, duvar yarıldı, bir el çıktı, Güvenç’i, göğsünden bir kaktı, yere yıktı, aklını başından aldı. Kız, bu hâli görünce kalktı, oturdu. Güvenç’in aklı başına gelince bu ne hâl diye sordu.

Güvenç Abdal, Şeyhimiz Hacı Bektaş Hünkâr’ın vilayetinden oldu dedi, böylece beni bu kötü işten kurtardı. Bunun üzerine, Rum ülkesinden nasıl çıktığın