Orijinalini görmek için tıklayınız : Nevzat Çelik


meymane_usari
05.03.2006, 16:54
YAŞAMAK
AĞRISI
bir gece küçüktüler zavallı korkunç geldiler
sevme dediler unut dediler sürün dediler

ne varsa beni bağlayan ellerimle yakmışım
ben ki spartaküs'le birlik ayağa kalkmışım

biz olmasak açlık biz olmasak ölüm.. dediler
seni kapkara bir çarşaf gibi yere serdiler

sevildikçe güzeldin öpüldükçe güzelim kız
kızoğlankız olmadın mı şimdi daha duldasız

mapus çağındayız bakarsın ayakta duramam
bağışlama güzelliğin bozulur dayanamam

sınanıyoruz kaçınılmaz ayrılıklarda bak
son demde yakaranı tanrı bağışlasın bırak

okşadım tenini kırıldı bir kez yasak bıçak
kanımı akansın olası mı seni unutmak

seni sevdalar yontusu seni aşk yaratısı
sana çoğaldım elbet bitecek yaşamak ağrısı
Şubat 1982

Dogan24
06.03.2006, 01:26
eline yüreğine sağlik sağolasın...

Roşna
07.03.2006, 10:09
BU BAHAR ŞAŞMA


birdenbire ne oldu bana böyle
ben eskiden yağmur filan takmazdım
aşk desem değil yorgunluk hiç değil
verip alnımı parmaklığın buz ufkuna
kuytusunda kederler büyüten
bir cehennem gibi bakmazdım

düzeni yok voltamın nisanda mıyız
yemyeşil bir dal kalbime bulaşıyor
duvarlar üstüme yıkılırsa şaşma
içimde firar etmek fikri
aç bir kurt gibi dolaşıyor

beni bu bahar vururlarsa şaşma

Aze
07.03.2006, 11:18
arkadaşlar elinize sağlık çok güzeldi paylaşımlarınız

b.alina
14.09.2006, 15:32
HADİ KONUŞ

hadi
durup duruyorum
istersen hiç gitmem
bir telgraf direği olur
kalırıım yanında
teller bağlansınlar

başıma

hadi
istersen giderim
alır giderim yüzümü
dağlarda kurt olurum
kuş olurum
dağlarda

bir başıma

hadi
damar değil
fitil
gürültüyle gezen
derimin altında
şu işkence vurgunu gövdemi
koyarım da taksim alanı'na

kemtsiz kalırsın


hadi be
konuş

deli etme beni

not:sevgili dostum MARAL bu senin için

Aydın.
14.09.2006, 16:27
arkadaslar ameğinize sağlık gercekten cok güzel paylasımlar..

puduhepa
15.09.2006, 14:48
HASRETİN MÜEBBET
alnımın en uzun çizgisinde kanayanımsın, ablamsın
yokluğun acı bir bıçak gibi düştü de önüme
öptüm, dudaklarımda parçalandı gül suretin
alnımı ve dudaklarımı ayaza tuttum sonra
sarsın diye senin bin müebbetlik hasretin

b.alina
20.10.2006, 23:49
BULUTLARI KIVIRCIK



yıl dört mevsim on iki ay
yıl üçyüzaltmışbeş gün
olur olmaz yerinde
gecenin ve gündüzün
tenimde uyanıyor senin
çığlık çığlığa tenin

kütür kütür kırmızı
kanıyor elimde bir karpuz
ne bir uyku gecelerimde
ne düş ne bir huzur

elmaya sakalımı sürtüyorum
yanakların düşünce aklıma
eğilip alıyorum kirazı ıslak
dudaklarını alır gibi ağzıma

gözlerinden akıyor ardarda kaç kuğu
sonra bütün kuğu eğimleri boynunda
omuzlarında sırtının oluğunda
saçların bir gümüş uğultu

uçup uçup ellerimi arasan
memelerin değirmi buğusu
belin
belinin çukuru
deli edecek beni

durduk yerde başlayan
kalçalarındaki müzik
ve çisil çisil uyanmış
bulutları kıvırcık..
felâket hüzün

her bahar bir kuş uçursa hüznün
sevgilim kuş bahçesine döner yüzün
büsbütün uçurmalı oysa geceme seni
bilerek isteyerek unutup herşeyi
açlığı şurada kavgayı orada
militanı sorguda işçiyi sokakta
parmaklarımızda gün boyu güneş
böğürtlen yer gibi temmuz tepelerinde
mosmor sevişmeliyiz seninle sabaha kadar

DrmdrM
21.10.2006, 01:33
SICAK SAKLAYIN GECELERİMİ

geçici ayrılık benimkisi
ilkyaz çiçeğine gebeyim
ağıtlar yakmayın adıma
ben ölmedim ölmeyeceğim

sıcak saklayın gecelerimi
karlar altından çıkıp geleceğim
düşlerinizin ateşinden
ılık bir rüzgar gibi eseceğim

demlice bir çay koyun üstüne
aç çocuk gibi besleyin sobayı
nasıl tütüyorsanız gözlerimde
öylece tütsün buharı

uzunca serin yatağımı
boyunca uzansın ayağım
el aman deyince gece
usulca kıvrılır yatarım

can canım canlarım
hazır mı koynunuzdaki yerim
gün olur gecikmiş çocuk gibi
bağıra çağıra gelirim


Nevzat ÇELİK

puduhepa
21.10.2006, 01:49
Uykusuz

duvara demire değmekten
gün boyu yorgun
uzanıyorum ranzama
birdenbire kokun

DrmdrM
22.10.2006, 00:53
GÜZ

sarı yaprakları ağaçların
kanatları kırık bir kuş gibi düşüyor
ta buradan duyuluyor gürültüsü
kalbimde dehşetli bir keder üşüyor
kuru yaprakları ağaçların
kanatları kırık bir kuş gibi düşüyor

içerde vakitsiz basıyor keder
gözlerimi kapatıp seni düşündüm
seni su başında bir karaca gibi
en güzel yüzünü verirken suya
bir tüfeğin aynasında gördüm
tam altı bahar altı koca kış
kesik bir dal gibi titredim kıyasıya
bir tüfeğin aynasında gördüm seni
en güzel yüzünü verirken suya

içerde vakitsiz basıyor keder
yasak bir kitap gibi yakılmayıp bu güz de
sensizliğe mahkum edilirsem eğer
hasretin beni duman edecek
içimde seni sevmek telaşı
alıp başını gidecek

alıp başını gidecek seni sevmek telaşı
her kuleden uzanıp açıp her mazgalı
karanlık bir kuyu gibi bakacak düşman gözü
ve ben duyarak hissederek bu gözü
yasak bir ıslık kıvırıp dudaklarımın ucuna
delip de geçemezsem gözü
kırlangıçlar uykumu basacak
gözlerime vuracak
kanatlarında uçurdukları ayın
çıplak ve ölü yüzü

kırlangıçlar uykumu basacak
gözlerim deli deli bakacak
üçe beşe çıkacak nöbetçi sayısı
yasak bir ıslık dudaklarımı yakacak
felaketim olacak

felaketim olacak biliyorum
bu vakitli vakitsiz bastıran keder
bu kalbime sürtünen cehennem telaşı
voltamın ucunda savrulan bu sapsarı hüzün
bu senin tüfeklerin menziline düşen güzelim yüzün
ülkemin yüzü kentlerin dağların yüzü
bu işkence bu ayrılık bu zulüm
sonra bu diz boyu yaprak ölüsü
göçüp giden bu kuşlar..
ağlamak ayıp değil işin kötüsü
alaca bulaca yürüyor üstüme bulut
gözlerime değerse duramam
sevgilim sevgilim ellerimi tut

Nevzat ÇELİK

DrmdrM
26.10.2006, 01:23
Şafak Türküsü'süz olmamalı bu sayfa...

ŞAFAK TÜRKÜSÜ

Beni burada arama
Arama anne
Kapıda adımı sorma
Saçlarına yıldız düşmüş
Koparma anne ağlama.

Kaç zamandır yüzüm traşlı
Gözlerim şafak bekledim
Uzarken ellerim kulağım kirişte
Ölümü özledim anne.
Yaşamak isterken delice
Ah.. verebilseydim keşke
Yüreği avcunda koşan herbir anneye
Tepeden tırnağa oğula
Ve kıza kesmiş
Bir ülkeyi armağan

Düşlerimle sınırsız
Diretmişliğimle genç
Şaşkınlığımla çocuk devrederken sırdaşıma
Usulca açıverdi yanağımda tomurcuk
Pir Sultan'ı düşün anne, Şeyh Bedretin'i
Börklüce'yi, Torlak Kemal'i
Insanları düşün anne
Düşün ki yüreğin sallansın
Düşün ki o an güneşli güzel günlere inanan
Mutlu bir Yusufcuk havalansın

Yani benim güzel annem
Ala şafağında ülkemin yıldız uçurmak varken
Oturup yıldızlar icinde kendi buruk kanımı içtim
Ne garip duygu şu ölmek
Öptüğüm kızlar geliyor aklıma
Bir açıklaması vardır elbet giderken dar ağacına

Geride masa üstünde boynu bükük
kaldı kağıt kalem.
Bağışla beni güzel annem
Oğul tadında bir mektup yazamadım diye
Kızma bana.
Elleri değsin istemedim
Gözleri değsin istemedim
Ağlayıp kokluyacaktın
Belki bir ömür taşıyacaktın koynunda.
Yaşamak ağrısı asıldı boynumda
Oysa türkü tadında yaşamak isterdim

Ölmek ne garip şey anne
Bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
Sedef kakmalı bir kutu içinde
Vermek isterdim çocukların ellerine
Sonra, sonra benim güzel annem
Damdan düşer gibi vurulmak isterdim bir kıza
Gecenin kıyısında durmuşum
Kefenin cebi yok
Koynuma yıldız doldurmuşum
Koşun çocuklar koşun
Sabah üstüme üstüme geliyor

Kısacası güzel annem
Bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
Gülmek umud etmek özlemek
Ya da mektup beklemek
Gözleri yatırıp ıraklara.

Ölmek ne garip anne
Artik duvarlari kanatırcasına tırnağımla
Şaşkin umutlu şiirler yazamıyacağım
Mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamıyacağım
Baba olamıyacağım örneğin
Toprak olmak ne garip şey anne.

Uçurumlar ki sende büyür
Dagdır ki sende göçer
Ben bayram derim çiçek derim
Çam diplerine açmış kanatlarını kozalak derim
Gül yanaklı çocuğa benzer
Yinede oğlunu yitirmek ne garip şey anne

Her kavgada ölen benim
Bayrak tutan çarpışan
Her kadın toprağı tırnaklıyarak
Doğurur beni
Özlem benim kavga benim aşk benim
Bekle beni anne.
Bir sabah çıkagelirim
Bir sabah anne bir sabah
Acını süpürmek için açtığında kapıyı
Adı başka sesi başka
Nice yaşıtım
Koynunda çiçekler
Çicekler içinde yeni bir ülke getirirler.

Nevzat ÇELİK

LaDY
26.10.2006, 01:37
1

nicedir it ürümüş kapımızda
sokağımız bildik sokak değilmiş
tertemiz kefenmiş evlerin duvarları
saksılarına ayrılık dikilmiş
kent karartıyormuş da yapraklarını
çiçekler dağlara çekilmiş

çocukların bacaklarında
kırlangıç kanatları kırılırmış
bu yüzden basıp toprağa
tiril tiril büyürmüşsün
yanına yanaşınca delikanlılar
bir selvi dal olur yürürmüşsün

2

acının her dalında ökse kurdum
sabrın sınırına varıp oturdum
kavaklar giyindi kavaklar soyundu
çakır kanatlar vuruldu vuruldu
ellerimde tadamadım boyunu
ah kardeşim kaç yıl oldu

kömür karası bir çocuktun
saçın oluğunda akardı sırtının
bir göl uyanırdı gözlerinde
sazlığından kaç tüfek bakardı
bilmezdin tırmanırdın dizlerime
ellerin ateş olur yakardı

3

dağ dağa döndü yüzünü
bugün yarına sen umuda
paçamı çekip yukarı ararım
ellerini dizlerimde tut
çöküverir olur olmaz
başıma bir serseri bulut

4

çatallansın göğsün
çatallansın yüreğin
hücrem kadar basıksa da
ülkemin göğü
ben taşırım omuzlarımda
canım kardeşim sen büyü

Kasım 1984

sunam
26.10.2006, 01:56
Hepinizin Olsun Bu Şiir


rüzgâr etekli geçin çocuklar gözlerimden
geçin kısa pantolon boy boy oyun oyun
şakacıktan oyuncuktan olsun razıyım dünden
ba-ba deyin çığlık çığlığa önümde durun

pamuk ellerinizle boynuma tırmanın dizlerimden
karıştırın ceplerimi yüzünüzü sakalıma sürün
ağlamıyorum kokunuz kaçtı da gözlerime o yüzden
öpeyim gıdığınızı hadi katıla katıla gülün

ulaş barış evrim özlem gökçe devrim
güzelim adlarınız şimdiden tutmuş umutları
yapraklarca balıklarca kuşlara geçin tuzakları
aferin çocuklar size aferin bin aferin

kat kat katlanıyorsam acılara gıkım çıkmıyorsa
gövdemi serin bir dal gibi şafaklara salmışsam
ipten alıp zehir-zıkkım müebbetlere yatırmışsam
şair olmuşsam ekmekten ve aşktan yana
bir adım daha erkene almışsam yani ömrümü
bulutsuz yürüyün diyedir altında göğün
hadi öpün birbirinizi öpün bir daha öpün
ve alın artık ellerimden sizde büyüsün gülüm

Nevzat Çelik

seheryeli
15.11.2006, 11:24
İtirazın İki Şartı

çok olmadığımız kesin
çok olan tarafta değiliz
çok olan tarafta olmayacağız
türkiye'de kürt olacağız
kürtlerde ermeni
ermenilerde süryani
gidip almanya'da türk olacağız
hollanda'da surinamlı
fransa'da cezayirli
iran'da azeri
amerika'da zifiri zenci olacağız
çoğalan zencide mutlaka kızılderili
israil'de filistinli
köpeğin karşısında kedi
kedinin karşısında kuş olacağız
kuşun karşısında börtü böcek
hakemler hep karşı takımı tutacak
ve biz hep yedi kişiyle tamamlayacağız maçı
çiçeklerden kamelya olacağız
az kolumuzun tarafında
solda olacağız
bu itirazın ilk şartı
solda da az olacağız
devrimi çoğaltırken çünkü
bir başka devrime hızla azalacağız

bu da itirazın ikinci şartı..

Nevzat ÇELİK

yasemen
15.11.2006, 11:57
Bahar Ağrısı

bir bahar daha dönüp gidecek kapıdan
bir bahar daha sensiz yaşanacak
demek
bir bahar daha
insanlar asılacak şafakta

ben en çok şafakları ağlarım

Şubat 1982

NEVZAT ÇELİK

puduhepa
15.11.2006, 14:24
Af

duvar duvar duvar
sana ne desem ki ah
incitmeden gözlerini mahkumun
her taşını kırmalı bir bir
gerisi laf-ü güzar

yasemen
15.11.2006, 15:18
Öğüt

bir gün eğer yolun
düşerse sorguevlerine
cinsiyetin yaşın rengin
farketmez kardeşim
yeter ki
tükür dilini yüzlerine

Temmuz 1983

NEVZAT ÇELİK

DrmdrM
15.11.2006, 22:33
müebbet türküsüz de olmaz...

MÜEBBET TÜRKÜSÜ
I

önce kol sonra sürgü sonra anahtar açılır kapı
itilirim sırtımdan ben ebedi kiracı kesilmiş hükmüm
önce sürgü sonra kol sonra anahtar kapanır kapı
bir ömür boyu diri diri içmek için gövdemi
dolanır bacaklarıma balçık gibi ağır bir karanlık
çırpınsam küçücük pencerede çifte çapraz parmaklık
üstünde yüzüme örtülür binlerce kare demirörgü
her karesinde oyulmuş bir göz gibi kanar gökyüzü
batan güneşim kapının önünde kıpkızıl asılırım biran
ranzam tavana ranzam yere ranzam göğsüme çakılı
kımıldasam göğsüm boydan boya yırtılacak sanki
duvarlarını üstüme yıkacak hücrem adım atsam
adım atsam apansız kurşun değdi kanadına kuşun
tutun beni önüm berbat uçurum bu kimin sesi
bırak torbanı atlas'a ödüldür gökkubbeyi taşımak
düş kırıklığına salan salsın gözlerini bırak
ranzanda yatak yatakta düşlerin dağınık kalsın
yürü delikanlım beton altında toprak uyansın
duvarı duvara vur ateş gibi bir ıslık tuttur
yürü a benim deli gönlüm yürü kesilmiş hükmün

II

şarkılar türküler skeçler camdan cama gülücükler
-olur böyle şeyler takma kafanı yatarız be-
gecede ay mı var alttan alta katılaşan bir şey
olur böyle şeyler takmıyorum kafamı yatarız be..
biter havalandırma eğlentisi de gecenin bir yerinde
son sigaranın ateşi kararır dostlar uykuya varır
gece sefası bu mevsim açar mı gecede ay mı vardı
idamdan müebbete düştüm müebbetten hücreme
belki sıcaktı şubat gece karla başladı fakat
en güzel yüzünü resminin yüreğime ters kapadım
kırdım belleğimin bütün sırrı dökük aynalarını
ranzam soğuk ranzam ayaz ranzam kar
altımda demir üstümde ışık yanımda duvar
üşür ellerim sensiz ellerim öksüz ellerim
nerde portakal bahçesi kadar sıcak memelerin
dönerim gene duvar gene soğuk gene ayaz
düşlerim seni almaz düşlerime müebbetim sığmaz
bir dal fesleğen taksan da saçlarına yorulursun
güneşi yatırsalar koynuma ısınamam
bir yerine vardım ki gecenin sen yoksun

III

bir yerine vardım ki gecenin sen yoksun
sen yüreğimin dağlarında sakladığım kaçak kız
seni sunuyor kar yüklü dallarıyla çam ağaçları
kimliğin bende saklı uzanıp alsam alnın apak
gece balçık gibi yapışıyor ellerime saat kaç
tende yaşanmayacak aşkımız anladım tenimde isyan
yorgunum ranzama uzansam gözlerimi kapatsam
bir daha açmasam beni bu kapkara suskunluk
beni öldürecek diyorum avaz avaz düşüyorum
asama dikse anam kapımızdan balkona tırmansa
akçamların kokusunu sen saçlarından savursan
üç yanı sırılsıklam ülkem gibi hep acı dalgalara dirensen
yanağından mutlu bir damlanın yuvarlandığını görsem
kar da eridi çamur sonra yağmur sokaklar çıplak
asfalt makadam bulvar ayaklarda o bildik bıçak acısı
haki gömleğinden bir düğme aç ellerimden üşüyorum
şafakları yunus çıkarsa ağlarından balıkçılar beter ağlar
dudaklarında uzayan sigara külü martı kanatları ve türkü:
bir dal fesleğen taksan da saçlarına yorulursun
bulaşıyor dilime beni ağzınla sustur susturacaksan

IV

sabah oldu beni ağzınla sustur susturacaksan
gazeteyle uzatıldı mazgaldan dürülmüş bir yangın gibi
korkunç acılarıyla ellerime on üç yıl öncesinin vietnam'ı
pirinç tarlaları bambu evleri insanları yani kavgaları
1972 trag bang köyü ve temmuz güneşi
ve yankee ve napalm yani ölüm bulutları
yapışıyor sırtlarına çocukların çocukların bacakları tutuk
çığlıkları var fakat ağızlarında boylarından büyük
ilkokul çağında saçı kara çığlığı yangın küçücük kızın
bant çekmişler göbeğinin altına ne ayıp ne yasak
kaçıyor o güzelim çocuk bütün insanlığıyla çıplak
elinden tutmalı göğsüme basmalı göğsümde soluklandırmalıyım
benim de gözlerim yanaklarıma doğru çekilmeli acıdan
ağzımı kulaklarıma dek yırtarcasına haykırmalıyım
payıma düşeni almalıyım yedi milyon ton bombadan
işte ben her acıda böyle sırılsıklam şaşkınım
haykırılmış her çığlık burda benim ağzımı yakıyor
durma kanıyor acılarım gövdemin neresine dokunsam
kaldırmadan demir parmaklığı insanla insan arasından
canım sevgilim ben bu yaraları kabuk bağlatmam

V

alnım parmaklığa gömülü alnımda tarifsiz hasret
dörtbir yanım idam dörtbir yanımda türküleşen müebbet
ne bir yıldız kayar üstünden ne bir çiçek açar
hücreler burada susuz kör kuyulara benzer
her bahar duvara koşar da sarmaşıklar yaz biter
yorulur sonunda salkım saçak dal budak ağaçlar
gözlerimi içime çevirmesem gözlerim duvarda kurur
bir an büyüse suskunluk kulaklarıma kurşun akar
belki bu yüzden yüreğimde tepesi karlı dağlar
boydan boya karadeniz boydan boya toros
akdağ karadağ altındağ cudi ağrı canik aras
vurulup öldüğüm kalkıp çocuklar gibi güldüğüm dağlar
yakındır eteklerinde dudaklarına özenir kiraz
ellerin tüfeğinden çözülür göğsüne ılık ılık kan yürür
dişlerinin arasında apak ilkbahar kardeleni uyanırsın
tenin buğulanır bilirim dudakların mahmur uykudadır
kollarını açıp gerinirsin ormanın bütün ağaçlarınca yeşil
dokunabilsem sana çoğalırdım saçlarınca tel tel
yüreğimin ırmaklarını aykırı akıtıyorum dağlara doğru
süzülüp gelsen suda bir papatya kadar güzel

DrmdrM
15.11.2006, 22:34
VI

saçlarını yastık yapıp yatıyorsun öyle düşünüyorum
yorgan diye geceyi dört mevsim üstüne çekiyorsun
yaprak düşer ay düşer yıldız düşer kar düşer
kurşun düşer üstüne bomba ölüm ayrılık düşer
apansız sena düşer aklıma beni ağzınla sustur
göğsü isyan göğsü ateş göğsü tomur tomur
sena onaltı yaşının heyacanını tarar aynada
çıplacık boynu.. el-boruk dağlarında israil konvoyu
kıvrılır yılan gibi.. nazi fırınlarından sarı yıldız uyanır
aynada gözlerini bırakır gözleri iki yüz kilo bomba
içine 504 peugeot'nun büsbütün bir kinle oturur
kanatlanır avına sena mehdillah şii müslüman kız
sedir ağaçları değil yanan köyleri geçer iki yanından
hükmünü okur benim ülkemde filizkıran fırtınası
dalların acısı gelir hücremde beni bulur
konvoy patır cizze arasında durur.. sena atmaca
sena nisan dalları gibisin sena sena
fünye fitil ateş.. sena dur ama durma..
gövdesinin dört katı ağır bombayla patlar güzelim kız
beni ağzınla sustur susturacaksan

VII

bu türkü hiç bitmeyecek karanlık sular akıyor içime
her dizesi bir fırtına belki soluğum yetmeyecek
korkarım teninden avuçladığım buğu uçup gidecek
yastığım sımsıkı yastıkta aralanmıyor dudakların
kış üşümesiyle durma sırtını dönüyor yatağım
bir yangından çıkmışım tepeden tırnağa yanık
çekip almışım bir çocuğu çığlığı bende kalmış
yana yana dost kapılardan yüzgeri olmuşum
su dökenimi aramışım inatla beni ağzınla sustur
beni suskunluk kapkara suskunluk öldürecek beni
sesi türkümün sesi sağanak yağmurları isterim
dur altına sen de sağalır belki ateşi gövdemin
duvarla başladı duvarla mı bitecek türküm
şu dağlar eteği kuşatma tepesi karlı dağlar
şu okul şu sokak şu ev şu ağaç şu bulvar
düşünüyorum da sanki bir varmış bir yokmuş
benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş
sesli konuş dışarda kalmasın çiçek yüklü dallarıyla bahar
balçık gecelerden balçık gecelere çıkıyorum
ayaydınlık sabahlara bir de sana inanıyorum

VIII

benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş
söyle ben türkü söylerken sıkı bassınlar yere
yağmurlu bulutları tepelerinde taşısınlar söyle
benim gecelerim tepeleme ısırganotu sevgilim
dur durak yok bana bu bahar akşamlarından
toprak deniz ve kadın kokularıyla dövüyor da kapımı
bir karası aşıyor duvarı kahrolası karanlık
kibriti çakılmış sigarayım nerede dudakların
barut dumanıyla islenmiş belki kararmış saçların
çekincesiz yıkanırsın deli çılgın akan sularda
sular hırçın sular arsız ben ellerimle yapayalnız
kovalanmışım çocukça düşlerimden taşa tutulmuşum
balıkları oltada bir deniz gibi ayağa kalkmışım
delikanlıyım yıldızsız gecelerde düşlerine kıran girmiş
sensiz kupkuru bir dalım güneşin gözüne batan
grevsiz işçiyim de ocağı tütmeyen evim
öğretmenim diline sözcük sözcük yasak vurulmuş
çocuğum elinde bir balon bulut bir dolu umut
benekli balonlarım sonra bir varmış bir yokmuş
benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş

IX

türkü söylüyoruz tahliyecinin ardından nedense yanık
yanık birşeyler kokuyor havada ağlamak istiyorum
ateş hattından çıkmışım beni ağzınla sustur
tam bir hafta aralıksız dövmüşler barikatı
kanlı upuzun bırakmışım üç arkadaşımı yorgunum
yürürken şarapnel parçası düşüyor göğsümden
çekilen ilk dişimmiş gibi alıp cebime koyuyorum
daha otuzbir dişim var katıla katıla gülüyorum
yaranı avuçlarıma ver ateş hattından çıkmışım
yitiyor nöbetçi kulesi ellerim kopuyor parmaklıktan
nerede susuzluğun bir yudum su kaldı mataramda
ağzımda senin dudakların bir varmış bir yokmuş
duvarın dibinde kurt köpekleri ve bolivyalı çavuş
guevera'nın sırt çantasında neruda kahkahası
ve ezbere okuduğun bizim şairlerimiz geliyor aklıma
salt bizim işimizmiş gibi şaşıp kalmışım
felâket yakışırmış meğer onlara da ölmek
çınar dediğin de gün gelir devrilirmiş usulca
anımsa ne derdik aramızda ona hadi anımsa
a. kadir amca a. kadir amca a. kadir amca

X

benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş
söyle ben türkü söylerken sıkı bassınlar yere
yağmurlu bulutları tepelerinde taşısınlar söyle
ben yokum okulda fabrikada sokakta sen yoksun
her adımda bir pusu her pusuda bir sevinç asılı
kapılar kapalı pencerelerin perdeleri aralanmaz
çocukların oyuntaşı parçalanır camlarda gülmeler açmaz
ardına kapının süpürgeyle kurum yığar bir kadın
öğrenciler başka işçiler başka bir başka ülkem
sen neredesin insan kardeşim nerede neredeyim ben
hücremin değil evinin duvarında bitiyor voltam
buz gibi titriyor sırtıyla duvara sırtımı dayasam
adımlarımı sayıyor bir iki üç... aklı karışıyor
gün biter mi ay biter mi mevsim yıl biter mi
duvardan duvara ömür biter mi şaşıp kalıyor
kapısını açsa kapıma çıkacak ödü kopuyor
işte bu insan kardeşimin ölümcül korkusu bu işte
ağır mahkumum düşüyorum bütün uçurumları
yüreğinin kayalıklarında yeşertemedi henüz bana bir dal
paramparça parmaklarım korkusunu sıçrıyor uykusunda

DrmdrM
15.11.2006, 22:35
XI

insan yaralarım kanadı beni ağzınla sustur
yaralarım kanamasa gözlerim duvarda kurur
kör sağır suskunlukları dipsiz düşüyorum
ayırdına varmadan dibini çekiyorlar uçurumun
beni dipsizlik kapkara dipsizlik öldürecek beni
sözüm kurşun hasretim kurşun kurtuluşum
açsana gülün yaprağını uçsana kanadını kuşun
sevmesi sevişmek değil gülmesi gülüşmek
çocuğunun saçlarını okşuyor elleri dalgın elleri uzak
yasaklarca çalışıp konuşup yaşıyor yasaklarca
hah desem unutup büyük ellerini kaçacak
kaçacak ardında madeni sesler bırakarak
keşif kolları çıkar inadına yasak ateşler yak
kuşatmalar da kuşatılır bir yerde haber uçur
alınıp satılabilen bir ülkenin müebbetiyim ben
türküm duvarla türküm yangınla sürüp gidecek
gencim delifişek gözlerim bir çift kara tüfek
bütün umutlar menzilimde belki kızıyorlar sözlerime
henüz bir avuç insan kardeşimi gördüm fakat
şaşırmadan ellerini dimdik bakabilirken gözlerime

XII

benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş
çoğalmasın yangın sesli konuş güzelim insan
adın bende gizli gölgen takibinde helikopterin
her gece koşar gelirsin düşlerimin çekimine kapılıp
kent dağa kavuşur ellerim ellerini bulunca
ellerimiz buluşunca düşlerim gece baskınında
çam ve ardıç kokularını göğsüme bırakıp
kopar yürürsün ellerimin şehvetine sarınıp
yürürsün canımın içi kanatlan çarçabuk
serçe tedirgini adımların ele vermeden seni..
kaç mahpus yılı düşlerime girip çıktın
hep bir umudun allığı düşler ki sınırsız
düşler ki yazdan kışa uçsuz bucaksız
düşler ki yaşanan yıllara aykırı..
kurumasın istemem rüzgârda salınmadık hiçbir dal
minik ellerin yine kabzasında büyüsün silahın
devrederken nöbeti fakat bir el değmeli eline
acı bir bulut gibi taşıma saçlarını seni ülkem bildim
yorulursun arama arama ellerimi ellerimi unut
katmer güllerin açtığı dağlardadır aşk ve umut

XIII

umudum dağlarca yapraklarca umudum halklarca
fabrikalar gecekondular.. duyuyorum tıpırtısını varoşların
daha fazla dayanamaz bu beton bu demir bu plastik
kolumu uzatınca elini buluyorum yan hücredeki arkadaşın
eli sıcak elim sıcak sımsıcak umut yaşamak bu
yaşamak bu diyorum kesip atıyorum karamsar yerlerimi
ve gülüyorum gül sen de yüzünde güller açsın
güney afrikalı zencilerin kavgaları erik çiçekleri kadar ak
biliyorum nice kavgalar verilmekte bana yakın bana uzak
hücre hücre direniyorum kuşatılsam da sayrılıklarla
gün gelecek saçlarımın güz savrulması durmuş olacak
duvarla boğuşmayacak hiçbir düş hiçbir adım hiçbir ayrılık
ve hiçbir sözcük şiirde bir silah gibi patlamayacak
ne müthiş bir duygu içerde umudu kıyasıya yaşamak
çürütülmek ve öldürülmek olasılığı ağır basarken
mutlu şarkıları ve zafer tarakalarını beklemek
evet canım gün gelecek nasıl atılmışsam içeri
öyle diri ve genç aşacağım yıkılan ilk duvarı
oğlu kızı yitik bütün kadınları anam bileceğim
sen diye öpeceğim ağzından karşıma çıkan ilk kızı

XIV

karşıma ilk çıkan kızı sen diye öpeceğim ağzından
boynuna doladığım kollarıma ayaz vuracak belki
soracağım nerde belinin çukuruna dolan saçların
susturacaksa o kız da ağzıyla sustursun beni..
direnmenin güzelliği yüzümüzde kış bahar yaz
çok değişmedik fakat ellerimiz büyüdü azbiraz
gökyüzünden çalıp yolla uçurtmaları salkım saçak
ellerimizde çocuk merakı ellerimiz güzel haberlere aç..
bana ince uçurumlara bakan kar bahar yüklü patikaları anlat
ki iz sürücüler tıkanıp kalsın sonlarına bakınca o saat
köylere inişlerinizi bir de bir de kentlere kaçamak
yün çorapları önemse dağlarda korkarım ayakların donacak..
ağlamaklı oluyorum ne güzel düşlerken kuşanmış günleri
kırılacakmış gibi bütün kapalı kapılar bugün yarın
bayramlık giysilerimle buluyorum kendimi aynada tıraş olurken
ranzamda uyur uyanık düş denizi geçiyor üzerimden
alıp getiriyor kovasını küreğini kumdan kale yapan çocukların
bulutları yıkıyorum saçlarından gözleri nasıl da umut..
hep umut edeceğiz sevgilim kopacak her yenilgi sonrası
sustu sanılan yüreğimizde korkunç bir yaşam fırtınası

puduhepa
17.11.2006, 02:48
İnat

sabahın köründe çıkıyorsunuz evden
kaybedilmiş savaşın utancı
sabahın köründe

gölgeniz

kardeşten ötesiniz belediye otobüslerinde
teriniz etiniz karışıyor birbirine
evin delisi gibi kanıksadınız
kadıköy karaköy vapurundaki sinan'ı
sırayla geçer uykulu gözlerinizden
işportacılar dilenciler martılar

ve en aptal uyumu dalganın

fakat

birdenbire bir mendirek gibi girer göğsünüze
denizde ölü bir balık olmak isteyen kadın

nanikçe bir şey var şu intiharda
azbiraz mizah yani
geçer geçmez aklınızdan
oracıkta

yüzünüzü donduran

inatla duruyorum işçıkışlarında
ellerim gökyüzü kadar geniş
hem kör hem topal

siz böyle nereye

b.alina
05.12.2006, 11:51
YAĞMUR VE GÖZYAŞI


işte böyle çocuğum
kim koşarsa ardında yağmurun
ağlatırlar anasını en çok
onun

1995

sahrut75yagmur
29.08.2007, 23:51
NEVZAT ÇELİK

-------------------------------------------------------------------------

1960'ta Kastamonu Boyabat’ta dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı. 1980’de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'ne bağlı Uygulamalı Sanat ve Endüstri Yüksek Okulu birinci sınıfında öğrenci iken tutuklandı. Dev-Sol davasında idam istemiyle yargılandı. 7 yıl cezaevinde kaldı. İlk şiiri cezaevinde iken 1982’de yayınlandı. 1984'te "Şafak Türküsü" kitabı Akademi Kitabevi Başarı Ödülü kazandı ve üst üste yeni baskıları yapıldı. 1987'de basılan "Müebbet Türküsü" kitabı da büyük başarı kazandı. Yankılar üzerine serbest bırakıldı. İstanbul'da "OM Yayınevi"nin kurucu ve yöneticilerinden. İlk şiirlerinde Ahmed Arif ve Nâzım Hikmet etkisi belirgin. Zeki buluşları, uyak kurmadaki özgün beceriysiyle dikat çekiyor. İlk dört kitabından sonra uzun süre sessiz kaldı. 1998'de yayınlanan "Sevgili Yoldaş Kurbağalar" ise kendini yinelemediğini, yeni şiir alanlarına açıldığını gösterdi. Şiirini ses ve tema özellikleri bakımından genişletip zenginleştirdiği görüldü. Bu eserde bir yandan Attilâ İlhan etkileri taşıyan, bir yandan da İkinci Yeni'nin olumlu özelliklerini özümsemiş bir şiire ulaştı. Günümüz Türk şiirinin en dikkate değer şairleri arasında.


--------------------------------------------------------------------------

ESERLERİ

ŞİİR:
Şafak Türküsü (1984)
Müebbet Türküsü (1987)
Suda Seken Hayat (1990)
Yağmur Yağmasaydı (1990)
Sevgili Yoldaş Kurbağalar (1998)

ÖDÜLLERİ

1984 Akademi Kitapevi Şiir Başarı Ödülü Şafak Türküsü ile
1987 Hasan Hüseyin Şiir Ödülü Müebbet Türküsü ile
1987 Poetry International Ödülü Müebbet Türküsü ile
Pen Club American Center tarafından onur üyeliğine seçildi

Saygılarımla.

sahrut75yagmur
29.08.2007, 23:59
ANIMSAMAK KUŞLARI

I

çatıların üzerinde yürürdü serçeler
kanatlarından günışığı dökülürdü
ciğerleri sökülür gibi öksürürdü
yokuşa vurdukça erkenci işçiler

ekmeğinin yanına güneşi koyup
usulca bakkaldan çıkan çocuk
bir çift kanat açardı köşede
ben dönerdim geceyarılarından
üstüm başım çatışma içinde

sardunyaların arasında pencerede
sen taze bir badem gibi dururdun
beni her sabah böyle vururdun
çekip gözlerine mahmur bulutu

günaydın derken salt dudaktın
biri seni mutlaka öpüyordu
bana mı öyle geliyordu
sen mi çok ufaktın

saçlarında miniminnacık papatya
ardında çiçek bahçesi
ayıp bir söz gibi yürürdün
gözlerimi alıp götürürdün
körleme kalırdım

gidişini görüp de dönüşünü beklememek olur mu
beklerdim tahtaya gömülen çiviler gibi
bluzunun altında kanatlanan çifte kumruyu
biraz köylü biraz burjuva
sanırım kalçalarından almıştı
o felaket huyu


II

kimdin neydin neciydin
benim fikrim yoktu
senin yaşın ve korkun
kimi vakit konuğu olurdun
duvar diplerinde kalleş
ölümlerin kokladığı evimin

tomurcukları patlayan bir dal gibi gülerdin
kahve içtiğimiz fincana
pencereye kilime duvara
tabakta dilimlenmiş elmaya
çın çın mavi saçılırdı
en olmadık yerde eteğin açılırdı
aklım karışırdı

ne mümkündü görmemek hissetmemek
incecik parmaklarında aşkla tüterdi
değer değmez dudaklarına
bütün sigaralar erkekti


III

sen hep oralardaydın küçük hoş görüntülerinle
ben yüzümü rüzgara verirdim
saçımın her telini uzak mavilere götüren
denize dönerdim sonra
sırtında dalgalar yürüten

terim soğurdu
bir köpek namlu ensekökümde dururdu
işkence şuradaydı cezaevi burada
yürürlerdi benimle yürüsem
uzansam yatarlardı yanıma
onlar benim gölgelerimdi
bir önüme düşerlerdi
bir ardıma


IV

kapandı üstüme geceyarıları
polisler sürüklüyordu beni
kent boydanboya susuyordu
bulvarda bir ağaç
gürültüyle kusuyordu

kapandı üstüme geceyarıları
sen yoktun
okul arkadaşlarımın adını
telefon numaralarını sinema kapılarını
öptüğüm ilk kız gibi
içtiğim ilk sigara ilk içki
çıktığım ilk afiş gecesi gibi aklımda tuttum
bir senin adını
adını unuttum


anımsamak kuşları



bıçak uçmaları


Nevzat ÇELİK



Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:00
ANNELER GÜNÜ

yeşildir artık yüreğinde kara bulut
bugün anneler günü annem beni unut

evde acılar koynuna yangelip yatmış
inadına giyin sen de mayısa batmış
yürü sokakta çocukların düşü aksın
yürü ki saksıda çiçekler sana baksın

diline genç anılarından bir türkü seç
beş yıl büyüdüğüm okulun önünden geç
ıslanırsa anıların güneşte kurut
senin günün bugün unutma beni unut
gök mavi deniz mavi tam kıyısında dur
durma eteğinden beni bir daha savur

annem yıldız kayıyor içinden dilek tut
koşuyor sana kısa pantolunlu çocuk
gözünde gözümde gözlerinde bin umut


Nevzat ÇELİK


Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:02
düşe kalka çocuklar
dizlerini kanata kanata
güle coşa çocuklar
yumruklarını sıka sıka
sola dirile umut
döne döne çığlık
dura sıkışa barut
bağıra çığıra çocuklar
vurula kırıla çocuklar
itile kakıla çocuklar
öfke içinde hasret içinde
sabır içinde ağrı içinde
ağrı umut içinde
ölümlerin ve hapisanelerin rağmına
çiçek gibi
büyüyor çocuklar..
bizim çocuklarımız

Seven'e
ÇİÇEK GİBİ

1

seven
güzelim çocuk
karşımda duruyor fotoğrafın
güneş gibi asmışım ranzama seni
gözlerimi gözbebeklerinde unutup
o kadar yakın ve o kadar ürkeksin ki
uçacak elimin sana uzanan rüzgârında
sarı saçların tokasından kurtulup
kolumu kanadımı kırıyor fakat
yüzünün ortalık yerinde buruşan keder
tam da gülecekken
sımsıkı kapanıp yapışıyor
kiraz ağacının bütün kirazı dudakların
gözlerinin yemyeşil uğultusu
ve pembe buğusu yanaklarının
susup kalıyor apansız

hem ne dersin
ben sana aşık oldum küçük kız
hem de içerdeki adama durup dururken
aşık olan bir dolu şaşkın varken
hem de bunu yasaklamışken kendime
duvarla demir arasında
voltada ranzada
aykaranlıklarında
yapayalnız
çarparken yüreğim
deli deli

seni sevmenin sakıncası yok fakat
seni sevmek yarını sevmek gibi birşey
o güne dek bırak oyalansın bu yürek
hem nasılsa sevmeyi öğrenmen için
bir on yıl daha büyümen gerek

2

baban hapiste seven
ranzası ranzama bakıyor
öfkesi öfkeme
seni anneni ve ülkemizi düşünüyor
kükrüyor yaralı bir aslan gibi
seni anneni ve ülkemizi düşünürken

baban çıkacak hapisten
uçacaksın gümüş bir kuş gibi
kanatları kurşundan kurtulmuş gibi
ne güzel şey seven
baban çıkınca hapisten
uçacaksın gümüş bir kuş gibi
kanatları kurşundan kurtulmuş gibi

3

belki herkesin babası çıkamayacak hapisten
ve belki onlar uçamayacak gümüş bir kuş gibi sevinçten
bir zaman daha belki
yaylım ateşlere düşecek
en çocukça düşlerinin yolu
belki bir zaman daha
gözlerini ısıra ısıra
ıpıslak bir bulut gibi
yürüyecekler duvarlar boyu
ve fakat
şundan emin ol ki güzelim çocuk
kollarının ucunda sıkışan
dehşetli masum o iki yumruk
alâmetidir
kopacak
kıyametin

Nevzat ÇELİK


Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:04
ÇOCUK

ağlardı gözlerin
mavi yeşil kara
gülerdi gözlerin
mavi yeşil kara

ağla çocuk gül çocuk
ama usul usul değil
ama usul usul değil

Nevzat ÇELİK


Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:05
DİYARBAKIR ÖLÜLERİ

I

dün gece muştularla yağıyordu havalandırmaya ilk karı martın
dün gece yüreğimizde bıçaktı ölüm haberleri diyarbakır'ın

asıldı ellerimiz ayasından kasap çengeli mi parmaklıklar
daha kaç fırtınayla çarpışacak bu erkek dökümü alınlar

II

incedir bileklerimiz yaşamak ağrısıdır boynumuzdaki
atılırız her çığlığa süngü de öyle bir keskin ki

aynı saldırma değil mi göğsümüzde gizlimizi arayan
döküp benzini esmer tenimize yangınları kundaklayan

yanıp kavrulan bir ülkeydi anladım ortasında o ateşin
nasıl unuturum gözlerinizi karaydı arasında uzun kirpiklerin

belki hiç sayamayacaksınız sevgilinin saçına kaç ak karıştı
gene de söyleyeceksiniz: yürü sevgilim ne de güzel yakıştı

elli dokuz gün mü aç kaldınız vay benim kardeşlerim
altınız öldü demek artık kaşık tutmaz bu ellerim

III

içimde bir ülke ağlar oturmuş sınırlarına saçını tarar
bir çam devrilir hüznüme dalından bir kuş kalkar

kuşun kanadına mı konar sabah yoklar demirörgüleri
açamam ki sımsıkı gözlerim içinde diyarbakır ölüleri

kimbilir ne güzeldir dinlemek dillerinde direnç türküleri
basıp doğrulacak elbet kendi küllerine diyarbakır ölüleri



Nevzat ÇELİK


Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:07
ELLERİN MÜEBBET
senin neden neden istediğini bilmezdim
çamaşır makinası der koyardın postanı
tersyüz eder ceplerini gösterirdi babam
bir el ıslatır çitiler bir el iplere dizer
rüzgâr savurur güneş kurutur sanırdım

ellerim ellerim ellerim derdin anne
tuzbuz olurdu evimizim tek aynasında sesin
binse sesim bir akça kuşun kanadına gitse
boy boy çamaşır leğenlerinde kaç müebbet
buluşuyor ellerim senin küçücek ellerinle

Ocak - Şubat 1985

Nevzat Çelik


Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:09
GÜNEŞ GİBİ
iki elinle kapatıp
yırtığını yaranın
koynunda yıldız taşırsın
ama düşer yine yıldız

düşeceksen sen de
bir akşam alacası
güneş gibi düşmelisin
ardında binlerce yıldız

Ekim 1982

Nevzat Çelik


Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:11
GÜZDÜR


güzdür

yapraklar
ayağa
düştüğünde
ve kuştur
göçmen

gökyüzü

güzdür
göçmez
kalır sızısı

ellerimin

güzdür

çünkü
anımsanır
tarihi
bütün

yenilgilerin

güzdür

ve kürttür
bir
yıldır
sarı

esmer

güzdür

demek ki
söylemeli
güzde
göçeni

ve göçmeyeni

güzdür

her çiçek
kendi
dağınca
alsın
rengini
büyüsün
her çocuk
kendi

dilince




Kasım - Aralık 1989

Nevzat ÇELİK



Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:16
Hırsızlama


kapalı
kızların
kapılarını
hırsızlamalı
kim
takar
karşı
kapıya
karanlık
konan
papağanı
çatlatıyor
damarlarımı
kan
bahar
gelmiş
aylardan
nisan

Nevzat Çelik


Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:17
1 Mayıs


Az dikkat etsene memedim
Sokaklardan toplayıp attığın
Taş değil yüreğin

Nevzat Çelik




Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:18
Ağlamak


bir elimde ölüm fermanım
bir elimde sevdam
birbirine kenetleyip ellerimi
yürüdüm
gecenin bir vaktidir
kirli sarı ışığı sokak lambalarının
ve karanlığın bilindik sözleri
ardımdadır

iz tutmuş duvar diplerinde
telaşlı adımlarıyla işçilerin
tedirgin korkulu akışı
ve donup kalmış akşamları
kapı önlerinden kadınların
çocuklarını kollarından kapışı

kentin damarı sokaklardan
el ayak çekilmiştir
kan çekilmiştir
can çekilmiştir
atmaz atardamarları kentin
bu kent istanbul kentidir
yedi tepesinde yedi hançer vardır
öyle savrulmaz her rüzgarda
kolayına gülmez
yas tutuyor etekleri
ve yalandır cümbüşlü şarkılarda
istanbul kenti

kentin sokaklarında beni
adım adım dolaştıran nedir
yalnızmı kalmak istiyorum
karışmak mı yoksa kalabalığa

belki
belki de değil
ama yadsımak neye yarar
mutlak seni arıyorum
seni direncimin genç anası
seni gözlerimin karası
hazır kırmışken yasakları
ve örülmeden gözlerime ağlamanın ayıbı
acının çocukları gibi
koyup başımı göğsüme
yüreğimi döke döke
ağlamak istiyorum
ağlamak istiyorum
ağlamak

( mart 1982)

Nevzat Çelik



Al işte yine yürek yakan bir şiir daha...

Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:21
Ana


sen ki anasın
toprağa benzer yüreğin
bereketli doğurgan
yemyeşil bir toprağa
ana
al yanaklı bal dudaklı
bir gelin veremedim diye kızma bana
sencileyin ak umutlarına
ben hiç kara çizmedim
hiç kara çizmedim
ben çiçek taşıdım güneşe
ben çiçek taşıdım diye güneşe
kuşkusuz
çiçekten bir halka
takmayacaklar boynuma
biliyor
ve ağlamanı istemiyorum
sen koskoca bir çınar
ben çınardan düşen yaprak
bak
dalında güneş
kökünde toprak var
kökünde
binlerce oğul
binlerce umut
duraksız doğup yeşerecek
ne mutlu sana
ANA

Nevzat Çelik


Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:23
Bağırma Sevgili


Bağırma sesinin ardında yüzün huzursuz bir tabanca gibi duruyor
Bağırma kendimi kötü kurulmuş bir cümle sanıyorum
Bağırma hangi aşk kendi fırtınasına dayanabilir bilmiyorum
Bağırma çürük bir yalan oluyor bütün ömrüm
Bağırma gece yüklü bir kamyon aklımı solluyor
Bağırma gece yüklü bir kamyonu solluyorum
Bağırma komşular duyacak diyorum
Bağırma şeklimi kaybediyorum
Bağırma ke-kemeleşiyorum
Bağırma utanıyorum
Bağırma garsonların bile ciddiye almadığı sesimi
Bağırma usul usul sesimi kesiyorum
Bağırma soğuktan ve korkudan
Bağırma bir çükün çekilebileceği en son yere çekiliyorum
Bağırma bir bardak su istedim akdeniz değil
Bağırma sevgili
Bağırma gidiyorum

Nevzat Çelik



Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:24
Bekleyiş


gül diyorum
yoksul acilarin gölgesinde
güllerin solsun istemiyorum
ay diyorum sonra
ay n'olur
bir vaktinde gecenin
yaralarin açsin istemiyorum

hangi sevda vurmus seni
hangi delikanli
gönlüne
salvo bakislarla...
soramam
zeytin Karasi gözlerini
yoluma yatirma
dayanamam.
.

Nevzat Çelik



Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:28
Ellerimi Bulsaydin

Bu vapur kalkar birazdan
Kalkip gidemeyen bir ben
Martilarin goturup getirdigi
Bu vapur kalkar birazdan

Kar soguklarinda iskele
Asiklara savunmasiz durur
Kalbime romatizma vurur
Bu vapur kalkar birazdan

Bu vapur kalkar birazdan
Kederimi yuklenip gitmez
Bir yangindir ki ansizin
Ask basladigi gibi bitmez

Bu vapur seni goturur
Palamari kalbime gecer
Kadikoy kac adimlik yer
Bu uzaklik beni oldurur

Beni denizlere alsaydin
Belki cocuklugum biterdi
Sen ellerimi bulsaydin
Bu vapur yine giderdi.

Nevzat Çelik


Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:29
Gece Gezintileri


ağzımda mavi bir ıslık
omuz başımda yıldızlar
sırtımda kurşun yanıkları
gültepe sokaklarını adımlıyorum
derelerden caddeye uzanan
yoksul işçi sokaklarını

gözü yaşlı anaların ellerini öperim
sabah çaylarını demlerim işçilerin
genç kızlar sevda şiirleri ister
gerçi sokaklar suskun sokaklar kelepçeli
ama gece tepeleme yıldızla dolu
mavilerim çocukların düşlerini

bir ev var köşe başında boyasız
iki canı eksik iki dalı kırık
her gece özenle iki yatak serilir
bahar serinliği anamın elinde yumuşacık
nöbetleşe yatar bizimkiler
gece boyu şefkat beklenir

parayla alınmazları satarım
yoksul sokakların çerçisiyim ben
heybem kavga nakışlı umut dolu
bütün yasakların üstünü çizerim
koşarak gelir çocuklar
tamamlanır yarım kalmış yazılar

biter elbet bu firari gezintiler
kırık kapılı evinde gültepe`nin
bir bebek ağlar babası yitik
ağzımda ıslık dönerim metris damına
ağlama bebeğim
türkülü sabah bırakırım kapına


Nevzat Çelik


Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:30
Göç


1
göçüyorlar
giysilerini onarmışlar akşamdan
bir kavgadan bir kavgaya
sedir ağaçları altından

göçüyorlar
ölülerini aralayarak siperlerden
kuşatma altında
beyaz bayrak bilmeden

göçüyorlar
sırt çantaları kavga yüklü
umutla ayıklanmış gözlerinde
çekincesiz ağlayış
göçüyorlar
yalnız bırakılmışlığın alnına
çakarak filistin türküsünü

göçüyorlar
ayrılık dizilmiş iki yana
dimdik ayakta
bir ülke gibi geçiyorlar aradan
göçüyorlar
öpüp ağızlarından karılarını
ve göğü kuşatan ölüme
bir dizi güvercin uçurup tüfeklerinden

güle güle arkadaş
kanarya mı şaka mı
kafesindeki kuş
ölüm değil ya ayrılık
nere gitsen bir ağaç
gölge ve kuş

2
filistinli kadınlar
bizim kadınlarımıza benzer biraz
iri dolgun göğüsleri
göçebe giysileri
bir kök gibi duyarlı sağlam
inadına doğurgan
savaş kadınları
analarımız
çok çektiler

beyrut'a benziyor yüzleri
darmadağın
ama kadın
selviden ince çınardan yüce
bütün kadınlar gibi güzel analıklarını giyip
gözlerini upuzun yatırmışlar göç yoluna
memelerinde yarınin insanı
em bebeğim
ısıt avuçlarını
ısıt
oynak tetiğine tüfeğin

3
göçüyorlar
bir kavgadan kavgaya
akdeniz'in kıyıcığından uzanıp baksam
ve çığırsam ortak türkümüzü
selam ederler
bir bayrak gibi ellerini

güle güle arkadaş
güle güle
türkiyeli sesim
türkiyeli elim
sizde kalsın
bıçak keskini günler için

Haziran-Eylül 1982
(Şafak Türküsü,1984)

Nevzat Çelik


Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:32
Hoş Geldin Ölüm


Hoş geldin ölüm
Buyur otur
Saklımız kalmadı
Dök eteklerinden taşları

Ben bir rüzgarım
Özgürlük rüzgarı
Bir yürekten bir yüreğe
Taşırım umutları

Ben bir dağ seliyim
Yıkarım duvarları
Yükselir kentten
Çorba kokuları

Ben bir denizim
Hırçın dalgalı
Ölüm nedir bilmeden
Döverim kıyıları

Bütün dostlar uyanık
Şafağı karşılıyor
Yan hücre kapıyı çalıyor
Kalk gidelim sıradakini bekletmeyelim

(şubat 1983)

Nevzat Çelik


Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:34
İçeri


düştüğünüzde çok şeyden ırak bir daha yaşayamayacaksınız çok şeyi
tutamayacaksınız kolundan kısa pantolonlu bilya çağında bir çocuğu
coşamayacaksınız bir kızın eteklerinde oyun rüzgârı uçurmasından
bir daha hiç kalkamayacaksınız belki demir kaşıklı beyaz bir sofradan
ve kanınız kaynasa da deli yalnız düşlerinizde tadacaksınız sevişmeyi
ama
dışarı baksanız da bakmasanız da avaz avaz sıçrayacaksınız camdan
ne zaman bir yaşıtınız düşse delik deşik süngü ucundan

Nevzat Çelik



Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:35
İşkenceden Geliyorum


işkenceden geliyorum
çığlık çığlığa üstüm başım
değemem dudağımı dudağına
elektirik kokuyor ağzım

kelimelerim birbirine vurur
gözlerim yanar ağlarsam
dalga dalga uçardı saçlarım
ben de koşardım bir zaman

işkenceden geliyorum
acıyı umuda kattım
uzatma sarılası boynunu
kollarımı askıda bıraktım

yumuşak yataklar arama
başımı koyacak bir yer bulurum
hem ben uyursam artık
şimşekli bulutlarda uyurum

yıkılma sakın bırakma kendini
taşırım ben bu çarpık gövdeyi
seni yitirmek de olsa ucunda
yendim işkencede işkenceyi

Nevzat Çelik


Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:37
Keskin Uyak


düşmezse düşmesin yakamızdan ölüm
bizim de ülkemizde sabah olacak gülüm

Nevzat Çelik



Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:37
Kirli Gömlek


yiğidim yiğit olmasına ya
yanık türkülere vurmayın beni
tutuşur dizelerim sonra
herbiri yıldız kenti halinde

kardeş yıldızlar anamız birdir
aynı sevdaya yalınkılıç
soyunduk işte yatıyoruz
gece içinde zindan içinde

acılardan söz etmezdim
annem düşmeseydi usuma
yıl yıl üstüne bindi de öpemedim
elime benzeyen elini annemin

geceleri inen sezsizlik
umarsız açan eski yaradır
işte gene yükseldi duvarlar
etme gözlerim koru kendini

ayıklasam dizelerimden
acıyı ölümü şu duvarların nemini
kirli gömleğimi kokluyormuş annem
koklasın şiirimi sıcak bir ekmek gibi

ocak-nisan 1982

Nevzat Çelik


Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:40
Kuşlardan Önce Kalkan


palton yoksa ellerimi tut
kaportacı işçi çocuk
pusu kurmuş kapına
çakal gibi bir soğuk

Nevzat Çelik


Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:41
Maceram


genç mi olunurmuş içerde a benim gülüm
söyledim yedi yılda bütün türkülerini ömrün
güz bir yandan uçuşur saçlarımda
kış bir yandan

ihtimâl ki ben senden tam sekiz ilkbahar büyüğüm
sen saçlarına ilkokul kurdelası taktığın gün
devadımlarla buluştu ayaklarım
ah ne çabuk

kanımı pompaladı yüreğimin çelik kasları
kanım damarlarımda şaha kalkan atlardı
beyaz atkılar gibi attım boynuma bulutları
uçura uçura yürüdüm rüzgârında ölümün

en güzel nakışını vururken kanatları kuşun
delip geçti karaciğerimi karanlık bir kurşun
onsekiz yaşım düştü ıslak aynasına asfaltın
ılık bir ıslık gibi aktı kanım
fakat ölmedim

bir hemşirenin mavi gülüşüne tutundum gülüm
anladım ki asla yenemez gülen insanı ölüm
dokuzuncu gün haykırdım pencereden gökyüzüne
heey
kurşunların rağmına yaşamak ne güzel şey

ben böyle hep uslanmaz kavgacı ve her güzele aşık
durmuşken seksen mart akşamlarına bahar gibi şık
duvarlara zincirlere çıktı yolu umudumun
şarkılar ne bilsin sorguevlerini istanbul'un
gayrettepe'yi samandıra'yı... ah gülüm ne bilsin

parmaksız bir el gibi bütün tanımları insanın
insan işkencede susabilen bir hayvanmış meğer
dur ağlama küçüğüm hiç yakışmaz yüzüne keder
ta kökünden tükürdüm dilsiz kalacakmışım ne gam
işte böyle başladı benim yıllar süren mâceram

Nevzat Çelik


Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:41
Merak


siz şimdi bana bir kucak
gökyüzü getirebilir misiniz demir örgülerle parçalanmamış
suda serin suda pırıl pırıl akan bir yaprak
bana çiçek kokusu bana deniz bana toprak
boyunca mayısa batmış bir ağaç büyütebilir misiniz bana
verebilir misiniz muştusunu silahları susmuş bir dünyanın
aç doydu güneşe sarındı çıplak-diyebilir misiniz
söyleyin bana
okuyabilir misiniz kurtuluş haberlerini şiir tadında
güney afrika'da
kara öfke
kara bir kartal
gibi kondu
karanlığın gözüne
alaydınlık bir sabah doğdu
zencilerin yüzüne-
mesala

gencecik öpüp gitmek birşey değil
şu kahrolası merak olmasa

Nevzat Çelik


Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:43
Meraklı Bir Kızla Söyleşi


ilk şiirini ne zaman yazdın

ilk aşık olduğumda

ilk ne zaman aşık oldun

ilkokula giderken

nedenli sevebilir ki çocuk

bir insan nasıl severse

ama erin bile değil

acılar erken büyütüyor
bizim ülkede çocukları

anlayamadım

yirmi besi geçmiyorsa başımız
yedisinde baslarız sevmeye
ölümüne severiz on birinde

peki ya aşk nedir

en güzel bölüşümdür

ne zaman doğdun

hangisini soruyorsun

o da ne demek

1960'ta
büyücek bir bakir leğen içinde
iki damla çiğlik katışık
buğday kokulu anam
diz kırıp
titrek bacaklarından doğurdu beni

aşık olduğumda doğdum ikinci kez
ela gözlü bir kızdı narince
çabuk kirildi
ama ben donemdim geriye

sonra dostlarım doğurdu beni
gürül gürül düşünerek
tezgahtar yoktu aramızda

ve zindanda
şiir adında bir kız tanıdım
barıştı kavgaydı insandı
sevdim onu
o da beni sevdi
sevişir doğarız o günden beri

duvarlar çok yüksek
yakışıklı mısın
göremiyorum

gecen gün şiir yazıyordum
açılmış dünyaya kollarım
at ötede unutulmuş bir ayna
eğilip baktım yüzüme
boyuma poşuma
göğüslerimi şişirdim
içeri çektim karnimi
yok canim
benzetemedim
bir şeye

gözlerim özlem ateşi
alnım kursun yeri
ellerim çocuk eli
boyum insan boyu
tenim alaca şafak
insanim iste
olancası bu

ölmek nedir

yasadım diyebilmektir

ya yasamak

ölebilmektir çırılçıplak orta yerinde yasamın

ama sen çok gençsin

kendine bak
yüzyıl yasadım ben

anlayamadım

önemi yok
ben seni anladım

Nevzat Çelik



Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:44
Mümkünüm Yok


plastik tadında yediğim içtiğim
yaz kış gözlerimi örseliyor duvar
paslanıyor demir gelip boyuyorlar
hep aynı renkte ölemem
beton tuttu ayaklarım dışarda kar
karın altında toprak nasıl hasretim
bir kuşun kanatları geçiyor üzerimden
bin kanat bakıyorum parmaklığa
aklı gidiyor nöbetçinin

kırk yıllık yoldan tanırım ben soğukları
ama asıl baharların erbabıyım
yine yorgun argın aşacak dağları
yine kapıma yıkılacak karanfil
elleriyle koymuş gibi bulacaklar
badem mi olur erik mi çağla mı
kendi dalından asacaklar baharı
kaç yıl oldu alışamadım
mümkünüm yok bu kez firarım

aklı gidiyor nöbetçinin tüfek tüfek kalıyor
tezkeresi yakın hırsla parmaklarını sayıyor
göz gez arpacık bakıyor fena bakıyor
gece dehşetli uzuyor duvarı iniyorum
toprağa basmalıyım bir kuşu uçmalıyım
deli esmeli poyraz bir dal parçası azbiraz
mutlak duvarı aşmalı yoksa duramam
gövdemi mıhlasalar bahara kalamam
mümkünüm yok bu kez firarım

hırsla parmaklarını sayıyor baştan sayıyor
tezkeresi yakın düşleri kayıyor
apansız bin basamak nöbetçi kulesi
yapayalnız ağzında uçurumun apansız
kar etmiyor parka ah ne çocukça ıslık
beter üşüyor tetik otomatiğe düşüyor
ben bahara kalamam ay batarken
şafak şafak açarken yaban süseni ben
yalnayak fırlıyorum duvarın dibinden

bir ses canavarlaşacak ardımdan
döne döne sırtımı yakacak
ciğerimi bulacak beni toprağa yıkacak
vu-ra-cak mümkünü yok
bir ödül bir tezkere alacak
karaköy'de bir orospuyla yatacak
kaç bahar büyüğüm ondan
onda hiç bahar açmayacak
mümkünüm yok bu kez firarım

Nevzat Çelik



Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:46
Onlar Ki


(1)
yola çık
upuzun yürü
vurulmuş çocuk başları arama
zeytin dalında asılı kızın
çıplaklığında kalma
alev dalgası saçlarını rüzgara yatır
YÜRÜ

havada
elden ele devşirilen barışın sesi dar
havada
kuşatma içinde dövüşenler var
havayı kokla
havayı dinle
COŞ

onlar ki
bu yoldan
mavi gözlü kız
zeytin dalına asılmadan
güneşin alnacına koştular
barışa bayrak oldular
bayrağı al
kavgayı al
KOŞ

(2)
onlar ki
yangınlı ufuklardan yangınlı ufuklara at sürdüler
susuz ve aç topraklara yapışmış karınları
dağlarım kadar mavi umutları
ve bir çiçek gibi güneşe
arzuyla gerinen kadınları
kızları
ve erkekleriyle
merttiler
buğdayın sarısından
insanın arısından
kavganın yarısından
dönmediler
ve onlar ki
yolumuza çam kokuluumutlarıyla
güneşi serdiler

(3)
yola çık
acılara dalma
alnını dağ serinliğine yasla
unutma
bütün sokaklar kent alanlarına çıkar
bütün ırmaklar denize akar
ve makineler tarlalar insanlar
senden yana
onları
UTANDIRMA

bu bir özlem
bu bir türkü
bu bir emir

havayı kokla
havayı dinle
KOŞ

haziran 1982

Nevzat Çelik


Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:47
Saklambaç


önüm arkam
sağım solum
beton
hey toprak
neredeysen çık

Nevzat Çelik



Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:52
Şimdilik


Bütün güzelligini giyinip gelmissin
Saclarin selale omuzlarinda
bu kis günü kiyamette
ilk yaz ciceklerimi gögsünün catlaina taktigin

Parmak uclarini avuclarina yedirmende yetmedi
gene paramparca tel örgüde gözlerin
topla güzlerini sevdigim
senin güzelliginle demlenmek istiyorum bugün

Nevzat Çelik


Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:53
Sınamak


biliyorum sokaklarda
kartopu oynuyor çocuklar
üşüdüm acıktım demeden
buz üstünde sınıyorlar
miniminnacık gövdelerini
tam zamanıdır
sınayın çocuklar
sokaklarda her zaman
buz tutmuyor kar

Nevzat Çelik



Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:54
Şizofren...


Bir şizofrendim artık...
Yalanlar söylüyordum, hem sana hem de ona...
Kendimi tanıyamaz olmuştum. Hangisi bendim?
İçimdeki, o güzelliğiyle dünyayı elde etmeye kışkırtılmış,
karanlık ve ilgi tutsağı kadın mıydım;
yoksa uğruna hayatından vazgeçmeye hazır olduğu aşkına mahkum,
ezilmiş, kapılarda bırakılmış, verdiği güven ve taşıdığı masumiyetle
sana cazip gelmeyen o sevdalı kadın mı? İkisi de olmak istemiyordum.
Ama ikisinden de vazgeçemiyordum.
Sanki biri olmazsa diğeri yıkılacak gibiydi.
Birbirinden nefret eden ve birbirinin varlığına tahammül edemeyen
bu iki benlikle yalnız kaldığımda çıldıracak gibi oluyor,
ağır ağır ruhumu öldürüyordum.
Artık yalnız kalmak dayanılmaz olmuştu benim için.
Seni göremediğim zamanlar ona gidiyor,
onu göremediğim zamanlar sana sığınıyordum.
İçimdeki bu birbirine aykırı iki kadın beni durmadan diplere çekiyordu...

Nevzat Çelik




Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:55
Suç


evimin önü yokuş
sokağımı kar tutmuş
al da uç gözlerimi
kanatları gümüş kuş
al da uç

Nevzat Çelik



Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:56
Suda Seken Hayat


bindokuzyüzaltmış doğumlular
yıldız kanatlı birer kuştular
doğru uçtular yanlış uçtular
bıkmadan usanmadan uçtular
bindokuzyüzaltmış doğumlular
yıldız kanatlı birer kuştular

fırtınalara bindi
ateşi harlayan kanatları
en acemi
ve en usta
gözlerimize değen gözleri
kaçamadığımız yangın

karanlıkta


suda seken taş
onların hayatıdır
suda seken
yassı parlak taş
hayatımızın en dehşet anıdır
üç kere seker
beş kere seker

başı bulutlara değer


belki varamadı
karşı yakaya
varacak fakat
suda seken

hayat

Nevzat Çelik


Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:57
Sunu


I
güneşi hiç görmedim penceremde
ne ay doğdu geceme ne bir yıldız
hem sıkış sıkış hem çöl kadar ıssız
beş yıldır bir şeyler soluyor içimde
II
dal olsun diye kuşa uzattımdı kolumu
omuzlarıma kadar ekmek ufaladımdı
yanılıp da bir kez bile konmadı
inip üç adımda bitirdim yolumu

evet üç adımdabir tokat
gibi çarptı yüzüme duvar
dibine çöküp avuçlarımı açtım fakat
hangisine sapsam ne çok yol var

el eli çoğaltmayınca bir yerde
uçurumlaşıyor avuç çizgisi de
tek başıma yürüsem şimdi
barbaros bulvarı'ndan beşiktaş'a
bir vapura binsem ya da motora
-kaptan dümen kır üsküdar'a-
düşteki gibi ansısam birden
koyun gibi yatırılıp kazınmış saçımla
ayakkabısızlığım.. pantolonsuz bacaklarımla
içinizde aykırı bir yaşamım ben
ihbar polis filan.. güvertede tutuklanmadan
balığın üstüne martının altına
yarı yolda kaldırıp gövdemi atsam
bulurdum kendimi ayaklarımın dibinde
beş yıldır bir şeyler sürükleniyor içimde

yıllarca mektupsuz kitapsız bırakıldım
bir elimle yazdıklarımı
okudum diğer elimle
beş yıldır beş koca yıldır
bir şeyler kopuyor içimde

III
şortum ve şıpıdık tokyalarımla gördünüz
beni haydarpaşa hastane girişinde beklerken
güneş yanığı teninize renk renk giysilerinize bakarken
uzun zincirlerle bağlı kollarımı süzdünüz

imgeleminiz hemen de devindi
-deli bu deli-
yüzdeki buruşmadan
duymasa da anlıyor insan
biraz kötücül biraz acımaklı
baktınız yüreğimi şaşırdım
dürterek birbirinizi
gizliden fısıldaştınız

sıkıca kavranıp kollarımdan
özenle geçirildim aranızdan
-sizi mi koruyorlardı beni mi bilmem-
çocuklarınızı kaparak çamurmuşum
gibi sıçradınız iki yanıma
ama soru sorandır çocuk-baba
anne kim neden bu amca...
bir çift dikenli tel yumağıydı gözlerim
ağlayamadığımca ağladım yanıtınıza

IV
gün batınca çocuklar erkenden
masallarını dinlemeden derin bir uykuya
bir yunus dalıp çıkıyormuş gibi suya
kalkıyorlar gözlerinde yıldız gülerken

bendim öpen bendim silen
anne diye üşüyen korkularını
ellerimle şafak yangını yıldızları
bendim gözlerine koyup giden

sabah bir parça da anneler
beni öpüyorsunuz
bilmeden tadımı taşıyorsunuz
günboyu sıcacık dudaklarınızda

yaslandığınız ağaçta benim sırtım
çiğniyorsunuz sokakta ayak izlerimi
kokladıkça açan güzelim çiçeği
ansıyın bir zaman yakama taktım

geçerken kulaklarınıza uğultular geliyordur
evet siz de vardınız taksim alanı'nda
hepten unuttuğunuza inanmıyorum mutlaka
omzunuzda omzumun sıcaklığı duruyordur

V
duysanız anlasanız bir kez beni
böyle tek başıma geceleri
çığlık çığlığa kalkmazdım
ellerimin arasında kanayan alnımla
çatlak bir duvar gibi bakmazdım

bir elime ateş ötekine barut
çizgi çizgi ben mi kazıdım
değmesin diye bağlasa mıydım
açlık ve ölümle yağarken bulut

gençliğimi kakıp durmayın başıma
bugünden yarına akardım
bir bilseniz neler yaşadım
yüzyıl bebek kalır yanımda

VI
asıldım yüreğinizin kapısına
acıyı sevince bölerim
su gibi yaprak gibi gülerim
çıkmayın dokunmadan bana

bir orman gibi yürüyüp elbet
varacaksınız ortasına yolun
ben yatarım bin müebbet
siz çiçeklene-dallana durun

Nevzat Çelik


Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:57
Tahliye Olan


I

kara sürülmesin diye anamızın ak sütüne
başımızın gölgesini bile düşürmedik önümüze
koşarak gelirdi seksek çizgisinden çocukların sesi
acının aynasında yansırdı yurdumun o can sureti

II

apansız kar fırtınası tozardı uykularımız
duyardık basılmış yuvaları dağkırlangıçlarının
sesimiz sesimizi kucaklayarak aşardı duvarı
kar aklığını kan yakmasın
açın kanatlarınızı kırlangıçlarım
mavi dağ dumanını
sarın kanatlarınıza kırlangıçlarım
umut umut dağlarımızda
kanatlanın kırlangıçlarım

III

çatımızın üzerinde gökyüzü diye bir şey vardı
boş bir tabut gibi yatardı havalandırmada bizsiz
bir zaman çıplaklığımızı ısıtan giysilerimiz
ve görüşçülerimiz vardı yüzleri yasaktı
o yasaktı bu yasaktı şu yasak
yasaklar arasından bir güzelim yasak
kırıp atardı yasakları elimizden yuvarlasak

mektupsuz kitapsız uykusuz kaldık
kadınsız topraksız ağaçsız kaldık
yıl yıl mapus mapus kaldık aç açık
taştık.. dayandık.. kimseler duymadı
gelip de çatmasa kaşını ayrılık
dostlar gene birlikte dayanırdık

IV

ne yaşlı bir kavak gibi son deminde üşüyen babamı
ne yaprak yaprak düşleri savrulan anamı
ne bin yıllık kavgamızın bağbozumunu
ne bir akşam vakti yanan denizin ufkunu
ne beyninin yüreğinin ve gövdesinin
bütün kapılarını araladığım üç aylık karımı
ne de karımın karnında yatan yarı canımı
bırakıp da düşmek içeri dostlar
koymadı
sizi parmaklığa asıp gitmek kadar

Nevzat Çelik



Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 00:58
Yaşamak


bu gece de gelmediler anne
ağustosböceklerini duyuyor musun

Nevzat Çelik



Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 01:00
Zindanda Gecenin Önyüzü


geceler ayaz olur
geceler yalçın olur
berbat olur hayın
kadın olur be kadın olur
katar katar geçerler de
dişi dişi sekerler de
biri ilişivermez yanına
vay be...

Nevzat Çelik


Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 03:39
NE FAYDA

«Telden Demirden geçsen
Mapusu delsen
Ne fayda!»


I

yüreklerimizi gencecik
çıkarıp verebilseydik
üşümezdi göğsümüzde
biber gibi bir uçurum

II

tam da yakalamışken doğanın gizini
bir bir vururken emperyalizmi
toprak ananın geniş kalçalarında
neden kalktın soframızdan
ENVER USTA

günü akşam etmek sana yakışır mı
yakışır mı sana upuzun yatmak
biz yaştakileri ustasız bırakmaz

adam sen de
yatarsan yat
biz dik durdukça
sen ölsen
NE FAYDA!

Nevzat Çelik

Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 03:40
KANAT ÇIRPA..

I

gözkapağının altında daha ilk adımda mayın
seni düşünmemek elimde değil uyanma sakın
mayını geçsen yanağının çukuruna kurulur pusu
kirpiklerinin içinde uyu benim için uyu n'olur uyu
kanım dondu cehennem öfkemin sınırına çıkacağım
adını haykıracağım avaz avaz sakın uyanma
sesimi duyma daha ilk adımda mayın
dikkat et işkillendi nöbetçi tetiğe binecek
söyle gözlerine kalkıp gelmesinler sesime

II

çarpmış yüzüne iki avuç su eline uyku bulaşmış
kimbilir hangi uzak düşten çekilip koparılmış
göze geze arpacığa akıyor uyku el tetikte
biter üç-beş nöbeti de ardından şafak söker
nedir ki onsekiz ay tezkeresini alıp gider
bir de esniyor çocuk gibi göz gez arpacık
nöbetçi uykunla vuramazsın beni şafak vakti
asılırken öfkemin en güzeli uyuyamam ben
ben uyuyamam gözüme güney afrika kaçarken

III

gelme canım aramızda kıyamet kadar duvar
havalar kışladı penceremde kurt gibi ayaz
derimden başka giysi yasak bana üşüdüm
elimde değil seni daha çok düşünmem gerek
voltamı seninle vursam yataktan seninle kalksam
alsam şu belalı başımı sana açılan yollara çıksam
beni duyuyor musun hava kurt gibi soğuk..
parkanı ödünç ver sevgilim bekliyor
nöbetçi nöbetçi heey pusatlanmış çocuk

IV

bir kuğu boynu gibi kıvrılıp uzanıyor hasretin
-vururum- diyor nöbetçi -dokunursan vururum-
fatma'dır sevdiği kızın adı ihtimal
sen fatma'nı kolla diyorum benimkisi ihbar
birden yanık türküsü besbelli yarasını buldum
-yar etmem başkasına kaçarsa vururum-
dokunma memet ne güzel şey sevmek..
soğuruyor sigarasını kule bulut bulut duman
uzuyor tüfeğinin namlusu fatma kan revan

V

yıkımışım duvarı ellerimin kanamasından anladım
-parola kaçarsa vur emredersiniz komutanım-
dudakların papatya falı dudakların gitmiyor aklımdan
bir de cehennem öfkem bir de sağanak yağmur
-emredersiniz komutanım parola kaçarsa vur-
sevmek ne güzel şey ve ne büyük felaket
elindeki tüfek söğüt dalı değil bu memet..
türküsü çatallanan bir yol gibi susuyor
ağzı fırın bulut bulut duman kusuyor

VI

memet düşlerin firarını vuramıyor hiçbir tüfek
bir kuşun uzaklaşan kanatları yağmur
ayaklarım tutuk şafağı koluma takmışım
cezaevini yukarda kulelerin dibine bırakmışım
canım uyan altın ülkesinde köleler yürüyor
vakit tamam bir tepenin ardına giriyor şafak
dehşetle farkediyorum ayaklarım yürümeyi unutmuş
patlarsa patlasın daha ilk adımda mayın
ülkemin zencileri kesik bir dal gibi susturulmuş

VII

savrulup titriyor kasılıp gevşiyor gece
ey benim büyük öfkem yol bul kendine
pretoria merkez cezaevi'nde gülüm
şairi bir ipte buluyor ölüm..
suretin çıksın cama pencereye gel
nakış nakış uyansın kilim pencereye gel
bırak saçın dağınık göğsün açık kalsın
daha ilk adımda patlasın mayın bırak
nerdeyse bağıracak ıslak bir çocuk gibi
pencereye gel pencerede şafak

VIII

zafer bizim olacak demiş selâm olsun halkıma
selâm olsun sana benjamin moloise kara şair
çok şey çıkardım sözlerinden ülkeme dair
gel seninle sevgilim güney afrika'ya gidelim
cape town'a johannesburg'a gizlice girelim
içelim zencilerin güneşinden kapkara kesilelim
bütün mazlum halklar adına özgürlük adına
çalalım isyan ateşini çalalım kucak kucak
vahşi bir kuş gibi uçalım ülkemize
kanat çırpa kanat çırpa kanat...

Nevzat Çelik



Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 03:43
ALTI OTUZBEŞ

intihar girişimleri acıklı olur
bilirsiniz
intiharını beyaz gömleklerinin cebinde taşırdı derim
camel paketinin yanında çakmak taşır gibi derim
bir gün sigarası bitti derim
bir hüzün daha edinirim kendime

Nevzat Çelik

Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 03:44
ANKARALI

senin bu ankaralı haline inat
boğaziçi köprüsünü götürüp assam
bir kartpostal gibi ortasına kızılay'ın
sadece trafik mi
bütün ezberi karışırdı ankara'nın

Nevzat Çelik

Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 03:45
İKİ ÇİZGİ

avucumdan düşüyor iki çizgi
biri ak kara biri
ak sizin olsun
bahar açan dağlara düşer yolu
kara bende kalsın
yaftalı ölümle biter sonu

Nevzat Çelik

Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 03:47
KOLEJLİ

ellerimin el olduğunu hatırlatan kolejli kız
gün görmüş bilge tavrıımı yerle bir edip
geliyordun çok parçalı kırarak okulunu
ben senin yaşında genelev hariçtim
gerçi ben senin yaşında
devrime sürekli taliptim

kareli eteğin kitapların örgülü saçın
geleneksiz baktığımda sigara tutuşun
bir lafın arkasında duran başka bir lafın
kuşları ansızın kalkan dal gibi pembeleşn sesin
ve rujun dudaklarında çalakalem
enine boyuna uygun duruyordun
her haftasonu
ben seni küçük görüyordum

ben zaten ne
zaman küçük görsem
yanlış yapıyordum

Nevzat Çelik

Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 03:53
VAHİM BİR ASK

dokerek
butun yapraklarımı
tenhasında oturulmayan
bır agac gıbı geldım
ne ruzgar nede bır meze
bana rakı ver şef
sısesınde

gıtarcı cocuga soyle
benım sarkılarımdan
uzak dursun bu gece
servıs fılan ıstemez
sandalyeyı kaldır
cıceklerı mumu
o adam buralara gelmez

vahım bır ask
kapatmıs gozlerını
acıp bakmıyor
bır kalbı var
sankı atmmıyor
ne fırtına bılıyor
ne dugun cıcegı

adam degıl o
baska bır sey
yuzundekı cocuk
busbutun bulut
ve bana uzak
cehennem kadar
sandalyeyı kaldır şef
şişeyı masad bırak


oyle kursun gıbı
bıcak gıbı degıl
butun denızlerı olur
bır adam degerse
kalbıne kadının
sarkılar yarım kalır
rakı yarım

ac bır kurt gıbıu kararıyor gece
gecelerı kent bır bılmece
hayatımı masadan alıyorum
en ıyısımı unut şef
sandalyeyı cıcegı mumu
ben balkona cıkıyorum
ben kendımden cıkıyorum...

Nevzat Çelik

Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 03:57
Sanki Sen

bir hafta ağlamaklı dolaşıyorum
ölünce okuduğum roman kadınları

Nevzat Çelik

Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 04:03
TAMBURANIN TELİ
Gepegergin bir tambura teli Nevzat Çelik'in yüreği... Aşkla, ölümle, umutla ve uslu olmayan usuylan... Tınn ettiğinde tel, sanki önceden çizilmiş bir sevkulceys içinde, şiir değil, bir cenk başlıyor. Sonu yenilgi bile olsa, yüzakı bir savaş... Başka bir imgeyle diyelim ki, sonuna dek gerilmiş yay, ama bir istif ve zamanlama üzre, hedefe oklarını yağdırıyor. Ve bu tarihsel salvoyla, hedefte yeni bir şiir cümlesi çıkıyor ortaya, yeni bir alfabeyle yazılmış bir cümle... Bu, çivi yazısı değil, ok yazısı. Büyük bir gerilimin bütün öfkesini ve sevgisini seferber ederek kaleme alınmış, doğaçtan ve kendisi doğal olan bir olay bu...

Demem odur ki, doğa aynı zamanda insanların tabiatıdır. Belki de bu iki ayrı dünyadan gelip de, hem aynı, hem ayrı anlama gelen bu iki sözcük insanoğlu yaşamının diyalektiğine ışık tutmadadır.

Bu gerilimdir ki, zamanı, şiir dediğimiz "zaman"ı tarihselleştirmekte, dolayısıyle nesnelleştirerek çelişkilerin birleşimini yaratmadadır. Ondan değil mi Nevzat, altındaki sandalyeye boynuna da ilmiği geçirdikten sonra vuracak olan çingenenin bir eyyam önce oturduğu sokakta oturan bir kadıncağızı sevmişliğini düşünecek kadar içi geniş olmadadır. Çünkü bu doğru kararlılıktır. Karşıtlarını kapsayıp yeni bir yaşama tasarımına yönelmektir bu. Şiiri, bir çırpıda ister uzun olsun ister kısa, hedefin kalbine ulaştıran işte bu kararlılıktır. Aynı anda bu, kararlılıkta "karar" dediğimiz yaşatıcı ama öldürmekten korkmadan yaşatıcı bir yaşam kıvamı bulmak demektir.

Bu tel, bu tamburacı ölse bile, asılsa bile, titreşimini halkımız ve dünya halklarının kulak tozunda çınlatmayı sürdürecektir. Çünki her has şair gibi Nevzat Çelik de, aynı zamanda hem Giyom Tel, hem de Giyom'un başına oturttuğu elmayı okun ucundan savulladığı oğlu küçük Giyom'dur. Ve asıl Kızıl Elma Orta Asya'da arandığı rivayet edilen elma değil, gözlerimizin önünde yer alan acısını, sevincini yüreğimize bastırmak bir yurttaşlık borcu olan bir şiir olayıdır. Nevzat Çelik ne kurbanı ne kasabıdır bu işin. O, sadece, bu inanılmaz gibi gelen oldubittinin bayramıdır. Şair de budur zaten....

CAN YÜCEL

(Bu yazı Nevzat Çelik'in 1984 yılında yayınlanan Şafak Türküsü adlı kitabında önsöz olarak yer almış.)



Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 04:08
"Ne güzel şiirler yazıyorlar, ne güzel mektuplar. Ne güzel resimler yapıyorlar. Bunca ağır yaşamın sitemini şiir çeker çünkü, resim çeker. Bunca ağır yaşamaya karşın yürekte saklanan umut da ancak şiire yüklenebilir."
Gülten AKIN

"Sekiz yıldır çevresi duvar, demir ve plastik olan Şairin, duvarları aşıp bizlere ulaşan yaşama tutkusu, kendi büyüklüğünde bir hüznü de getiriyor beraberinde. Acıları sızıları usul usul kanarken, sevinçleri, suskunluğu aşıp sesini duyuruyor. Hüznü öne çıkarmamaya çalışarak, asıl olan yaşama sevincini dile getirmeye çalışıyor. Başarıyor da bunu."

Vedat Günyol

"Bir yanda yangın vardı, bir çağ yangını. Herkese şu ya da bu oranda bir pay düşüyordu bu yangından. Kıyısında, köşesinde yananlar vardı. Bir de tam ortasında yananlar! Ben, yangının tam ortasında, hem de hiç yakınmadan yananları, etiyle kanıyla, özlemleri, kavgaları ve umutlarıyla duyurmak istedim."
Nevzat ÇELİK

Bunlarda bazı şairlerimizin ve Nevzat Çelik'in kendini yorumlayışı...

Saygılarımla.

sahrut75yagmur
30.08.2007, 04:18
Kitap Türküsü

ve bir gün eline
ustura ağzında sınanmamış
allı-pullu mektuplar geçerse
bil ki sevgilim
ben artık elleri üzerinde yürüyen
şaklabandan başka birşey değilim

1

koyu karanlık sulara karışıp gitsin korku
püfür püfür esmesin mayıs rüzgarları
çekin şu kilimi yaprak hışırtısı altından
«yıllar var ki böyle öfkelere dalmışlığım yoktu»

yıllar var ki böyle öfkelere dalmışlığım yoktu
inadına yapış yapış havada bir gülün kokusu
kan kırmızı oturmuşum yüreğimin ortalık yerine
nerdeyse iz basacak gözlerim avuçlarını aç

koyu karanlık sulara karışıp gitsin korku
bana çocuklar betimle sokaklarda büsbütün gülen
kitapların yakılmadığı bir ülke adı söyle kütfen
yıllar var ki böyle öfkelere dalmışlığım yoktu

nerdeyse iz basacak gözlerim avuçlarını aç
iki eli var insanın bayrak tutmak için biri
ötekini neye sayarsanız sayın bıçak mesela
kabına sığmaz uzlaşmaz bir eşkiya bıçak
çardak altı kavun beyaz peynir ekmek ve rakı

bir gün mutlaka evet ama nasıl ey ütopya
cehennem öfkeler yuttum gün yirmidört saat
cennete çevirmek için güzelim yurdumu
çekin şu kilimi yaprak hışırtısı altından
kan denizi uykulara kurşunlar çalıp
düze ineceğim şu belalı başımı alıp
eşkiya oğlu eşkiyayım duvar içre evet
koyu karanlık sulara karışıp gitsin korku

2

canım
sana bu mektubu
gözlerim dolu
yüreğim paramparça yazıyorum
eline geçmeyecek biliyorum
tepeden tırnağa kedere battığım şu saat
bilmek yetmiyor fakat

zulüm kanlı bir kene gibi başımda
korkunç bir işkence sonrası
uzun sakallarımla oturduğum
dört ayaklı masamda
ne karanfil kokulu bir hemşirenin cebine benzeyen zarfım
ne zarfın gül yüzüne kösnül bir öpücük gibi konduracak pulum
ne de sigara kâğıtlarının dar boyutlarında başıboş
bir hoş
koşturacak kalemim var

yokluk özrümü kabul etmiyor
satır satır karıştı kanıma bir kere kitap
ve ben metris direnişi içinden gözlerimi ısırarak
elimi kanlı etime basarak
yazıyorum bu mektubu

`dur canım

`hemen kaynayıp kabarmasın yüreğin
bu yazdıklarım
yazacaklarımın ne ilki
ne sonu
sarı saçlarını omzuna vurup
okuyamayacaksan mektubumu
derim ki sana
sardunya kokulu balkonun kapısını aç
dağlara bak
dağlar bir serin
dağlar bir derin
bir rahat
iyi dinlemeli dağları
kulak basıp dinler gibi tepinen karnını bir kadının
duyuyor musun çatırdıyor
nerde bir zincir varsa kolunda insanın

belki bu ses
parıldayan otuziki diş afrika karasında
bu ses belki
dehşetli güzel bir özlemle beklediğimiz haberi
melez avuçlarından üfüren
salvador'lu kardeşlerimin sesi
belki kimbilir fakat hayır neden olmasın
bu ses bizim dağlarımızın sesidir
bizim dağlarımız kendi esintisiyle savrulan genç kızlarımıza benzer
ve bizim kızlarımız
korkunç bir sabırla tutuşan bacaklarını gizler

gün gelir güneşli günlere yaslanarak
sıyırırlar eteklerini bellerine kadar
bir anda
birdenbire bacakları arasından
onbinlerce çocuk taşar kente
düşün
bir anda
bir-den-bire
ülkemizde çocuk taşkını

neyse canım
yaralıyım
kanım azaldı
benzim bir güz yaprağı gibi sarardı
oysa sana anlatacaklarım
anlatamadıklarım kadar çok
sözü uzatmaya gerek yok
dinle iki gözüm
yüreğinle kafanla dimdik dinle
yıl 1933
10 mayıs berlin
berlin'de faşizm kol geziyor
berlin sokaklarından yüzbinlerce kitap
opera alanına akıyor
kitaplar yakılıyor
kitaplar be
kitaplar

kitaplar hiroşima'lı çocuklar
gibi yakılmazdan önce
sermayenin gamalı uşağı goebels
berlin üniversitesi önünde
kırkbin kişiye söylev verdi :
«alman düşmanlarının kitaplarını yakan ateş
yüreklerinizde vatan sevgisini tutuştursun...»
ve faşizm
dumanında boğulacağını bile bile
aç bir kurt gibi indi kitapların üstüne

1933 yılında
berlin opera alanı'nda
kitaplar yakılacaktı
inatçı yağıyordu yağmur
koyu mavi gök delirmiş
yığıyordu öfkesini bulut bulut
ve hitler ve flick ve krupp
yani açlık yani savaş yani faşizm
oysa benim
ne berlin üniversitesi kapısından girmişliğ