Orijinalini görmek için tıklayınız : Diyanet'in Gizli Alevilik Raporu
MIT, MGK, Içisleri Bakanligi ve Diyanet Temsilcisinin katildigi bir toplanti yapilarak Alevi istemlerinin nasil karsilanacagi konusunda fikir olusturuldugu ögrenildi. Aleviligi reddeden gizli Diyanet Raporu bir çok yalan ve yanlis bilgi ile dolu! "Laik" devletin bir kurumunun Alevileri yok saymaya ne hakki var sorusu simdi gündemde. Raporun özeti:
·Alevi -Sünni Ayrimi Yoktur! Aleviler de Sünnidir! Türkiye Alevileri Aslen Hanifi Mezhebine Mensupturlar!
·Bektasiligin Piri Haci Bektas'ta Hanefi Mezhebine Baglidir. Itikadî veya amelî bakimdan Haci Bektas Veli düsüncesi, Türkiye'deki Sünni Müslümanlarla aynidir!
·Cemevi Yoktur! Müslümanin Tek Mabedi Camidir!
·Bektasilik Yozlasmistir!
Diyanetin Gizli Alevilik Raporunun Tam metni
TÜRKIYE ALEVILIGI
I. ALEVI VE BEKTASI KAVRAMLARI
Alevi kelimesi, Arapçadir. Bu kelime bütün Müslümanlar arasinda kullanilmaktadir.Sözlük anlami itibariyle "Ali'ye mensup", "Ali'ye bagli" anlamina gelir. Terim olarak Hz. Ali'ye mensubiyeti ifade eden bu kelime, onun yolundan giden, onu seven, sayan ve ona bagli olan ya da soyundan gelenler için kullanilir. Hz. Ali'yi seven, sayan, onun yolundan giden ve ona bagli olan herkese Alevi denilebilir.
Osmanli tarihi boyunca Alevi kelimesi, Hz. Ali soyuna mensup kimseler hakkinda kullanilmistir. Osmanli Devlet Arsivlerinde yapilan incelemelerde arsiv belgelerinde Yeniçeri Ocagi'nin yok edilmesine kadar (1826)"Alevi" terimine rastlanmamistir. Belgelerde bunun yerine "Bektasi" kelimesinin kullanildigi görülmektedir. "Bektasi" kelimesi ise, Haci Bektas Veli'ye mensubiyeti ifade eder. Onun tarikatina bagli olan, onu sevip sayan ve onun yolundan giden kimselere Bektasi denir.
Kaynaklarda köy ve sehir Bektasisi, seklinde bir ayrimdan söz edilmekte, Bektasilerin Köylülerine "Kizilbas" denildigi belirtilmektedir. Yani Köy Bektasisi tabiri ile Kizilbas tabiri müteradif olarak kullanilmistir. Köy Bektasilerine daha sonralari Alevi denilmistir. Zaten Haci Bektas Veli'yi Pir olarak kabul etmeyen hiçbir Alevi yoktur.
Köy Bektasilerine baslangiçta Kizilbas denildigi halde, bu terimin zamanla Safeviler için de kullanilarak olumsuz anlam kazanmasi yüzünden, sonralari bunun yerine "Alevi" tabiri kullanilmaya baslandigi bilinmektedir.
Günümüzde kullanilan Alevi tabiri de "köylü Bektasi" anlamini ifade etmektedir. Bazi yörelerimizdeki Kizilbas, Çepni, Türkmen, Siraç, Tahtaci, Asiret kelimeleri Alevi ve Bektasi kelimeleri ile es anlamli olara kullanilan kelimelerdir.
Halk arasinda fevkalade yanlis kullanilan "Kizilbas" kelimesi, aslinda tarihimizde kirmizi börk veya baslik giyen Türkmen boylarina verilen bir isim olarak bilinmektedir. Nitekim Türkmen boylari Karakalpak, Kizilbörk, Yesilbas, Akbas ve benzeri bir çok isme rastlanmaktadir.
Haci Bektas Çelebilerinin ifade ettigine göre: Köy Bektasiliginde soy güdülür, kent Bektasiliginde ise Babalar seçimle gelir. Aralarinda büyük bir fark yoktur. Önemli olan Bektasiligin kaidelerini yerine getirmek, ona bagli olmaktir. Anlasiliyor ki büyük çogunlugu köylü nüfusa sahip Osmanli döneminde, sosyolojik bir gerçek olan köylü ve sehirli tasnifi vardir ve bu tarikatlerde de kullanilmaktadir. Buna göre Aleviligin Bektasilikten bagimsiz olarak ele alinmasi mümkün degildir.
II. TÜRKIYE'DEKI ALEVILIGIN ASLI
Türkiye'deki Aleviligin Sia ile bir iliskisi yoktur. Türkiye'deki Aleviligin asli Ahmet Yesevi'ye, özellikle de onun baglilarindan Haci Bektas Veli'ye dayanir.
Haci Bektas Veli tarafindan gelistirilip kuruldugu kabul edilen Bektasilik, diger tarikatler gibi bir tarikattir. Yalniz diger tarikatlarda bulunan "seyr" ve "sülük" gibi bir takim hususiyetler bu tarikatta yoktur. Inabe, zühd, takva ve ikrar gibi özellikler Bektasilikte de vardir. Diger tarikatlardaki devran veya zikir, Bektasilikte Ayin-i Cem adiyla yapilmaktadir.
Bilindigi gibi Ahmet Yesevi'nin piri Yusuf Hemedani'dir. Yusuf Hemadani Hanefi mezhebine bagli bir Türk mutasavvifidir. Haci Bektas Veli ve Koyun Baba'dan Abdal Musa'ya, Hasan dede'den Geyikli Baba'ya, Abdal Garip Musa ve Seyh Sücaeddin'den Karaca Ahmet'e, Seyh Edebali'den Sahkulu Sultan ve Sari Saltik'a, Gülbaba'ya varincaya kadar Horasan Ereni, Alevi/Bektasi büyügü olarak bilinen türbe ve tekkelerin yani basinda bulunan camilerle, Anadolu'daki binlerce binlerce Alevi köyündeki tarihi camiler Alevilerin dini durumlari hakkindaki red ve inkar edilmez en önemli belgelerdir. Bunlar da gösteriyor ki, ülkemizdeki Alevi-Sünni herkesin ortak mabedi camidir. Bunlar görünmezden gelinerek yeni mabed arayislari, Aleviler disindaki tesirlerin eserleri olarak kaydedilmelidir.
Bugün namazlarini ve diger ibadetlerini yerine getiren Aleviler, bu ibadetlerini Hanefi mezhebine göre yapmakta, Alevi dedeleri cenaze namazlarini Hanefi mezhebine göre kildirtmaktadirlar.
Yusuf Hamedani'ye bagli iki büyük tarikat vardir. Biri Yesevilik digeri de Naksilik'tir. Bektasilik de Yesevilige dayanmaktadir.
Bektasilikte ve buna bagli olarak Alevlikte temel din anlayisi "dört kapi kirk makam" seklinde bir söylemler dile getirilmektedir. Bu düsünce ilk önce Ahmet Yesevi tarafindan "Fakirname"de dile getirilmistir. Dini dört bölüme ayirarak ögrenme kolayligi saglamak hedeflenmistir. Bu görüs daha sonra Haci Bektas Veli'nin "Makalat" adli eserinde ayni sekilde ifade edilmekle birlikte, makamlar üzerinde bir takim degisiklikler yapilmistir.
Yunus Emre tarafindan da ayni sekilde terennüm edilen "Dört Kapi Kirk makam" anlayisi Türk Islam tasavvufunun temel anlayisini olusturmustur. Yunus Emre:
"Kirkbin kirk dört tabakat mesayih evliyalar
Dört kapidir kirk makam dem evliya demidir"
"Serat, tarikat yoldur varana,
Hakikat, marifet andan içeru"
"Evvel kapi seriat, geçse andan tarikat
Gönül evi marifet, isk hakikat içinde"
Sekilinde ifade etmistir.
Haci Bektas-i veli düsüncesi, Yesevilige ve dolayisiyla inanç bakimindan yine bir Türk alimi olan Imam Maturidi'ye amel bakimindan Hanefi mezhebine dayanmasina ragmen, günümüzde bazi çevrelerin Aleviligi ayri bir din, ayri bir mezhep, ayri bir kültür veya heteredoks Islam seklinde gösterme çalismalari Aleviligin aslina ters düsen bir takim degerlendirmelerdir. Bu tür degerlendirmeler genellikle Türkiye'deki Müslümanlarin birlik ve beraberligini bozmaya yönelik maksatli degerlendirmelerdir. Unutulmamalidir ki itikadi ve ameli bakimdan Haci Bektas Veli düsüncesi, Türkiye'deki Sünni olarak bilinen Müslümanlarla aynidir ve aralarinda bir mezhep ayriligi yoktur.
Bektasiler ve Aleviler Ehl-i Beyt'e büyük sevgi ve baglilik içindedirler. Ehlibeyt evhalki anlamindadir. Kur'an'da (Ahzap:33) geçmektedir. Ehlibeyt Hz. Peygamberin ev halki olup, O'nun kutlu hayatini en yakindan bilen ve taniyan insanlar demektir. Farkli bir ifade ile Hz. Peygamberin hayatini, yasadiklarini ve yolunu en iyi bilen ve yasayan insanlardir. Bu gerçek dikkate alindiginda Ehlibeytten olmak veya Ehlibeytisevmek veya yakin olmak Hz. Peygamberi sevmek, Ona yakin olmak ve O'nun yolunu izlemek demektir. Ülkemizdeki Hz. Ali ve Ehlibeyt sevgisinin yüzlerce yillik geçmisi de bunun ifadesinden ibarettir.
Haci Bektas Veli ve Bektasilik üzerine çalisan bir takim yerli ve çogu yabanci arastiricilarin O7nun, Babi, Batini, Hurufi, Kalenderi, Hayderi, Isiklar, Torlaklar, Sii, Siilik, Sia-i Isna Aseriye esaslarina dayandigi iddialari ile Alevligin Islam öncesi Atesperest ve Saman kültürlerine dayanan farkli bir kültür oldugu iddialari da dogru degildir.
Elbette Bektasilik ve Alevilik de zaman içinde birtakim tarikatlar gibi bazi degisiklikler geçirmis, degisik bir takim cereyanlardan etkilenmistir.
Kuran'da ve Islam'in temel esaslarinda herhangi bir degisme olmamasina ragmen yasanan dönemlerin tarihi, siyasi, sosyal, iktisadi ve cografi tesirleriyle sekillenmis bir takim düsüncelerin zamanla nasil degisikliklere ugradigi bilinen bir gerçektir. Mevlevilik, Rufailik, Kadirilik, Naksilik, özellikle de Bektasilik kurucularindan sonra halifeleri ve hatta müritleri tarafindan bir takim merasimler, kerametler veya doguracagi tehlikeyi hesaba katmayan efsane ve masallar eklenen ve böylece asli hüviyetinde ciddi degisme ve yozlasma görülen müesseselerdir.
Sonuç olarak Türkiye Aleviliginin asli Yesevilige ve Bektasilige dayanir. Bunun tabi bir sonucu olarak Türkiye Alevileri aslen Hanefi mezhebine mensup Tasavvufi bir hareketin mensuplaridir.
devamı....
III. ALEVILERIN DIYANET'TE TEMSILI MESELESI
Son zamanlarda Aleviler adina Diyanet Isleri Baskanligiyla ilgili bazi talepler dile getirilmektedir. Bunlardan biri Diyanet Isleri Baskanligi'nin kaldirilmasi talebidir. Böyle bir talebin gerçekçi olmadigi, ülke gerçekleriyle bagdasmadigi açiktir. Diger bir talep ise Diyanet Isleri Baskanligi'nda Alevilerin temsil edilmesi talebidir.
Yukaridaki açiklamalardan da anlasilacagi gibi Alevilik bir mezhep veya Islam disinda ayri bir inanç degildir. Bu Müslümanlari digerlerinden ayri düsünmek mümkün degildir.
Alevilerin en önemli referansi Haci Bektas-i Veli'ye nispet edilen "Makalat" bugün elimizdedir. Makalat'ta anlatilanlar Islamin özünün tekraridir.
Gerek Makalat'ta gerek Buyruk'larda Allah'a dört kapi kirk makamla ulasilacagi anlatilir. Ilk kapinin ilk makami iman getirmek, son kapinin son makami Allah'a ulasmaktir. Birinci kapinin üçüncü makami, ibadet etmektir. Bu namaz kilmak, oruç tutmak ve zekat vermekle yapilir. Görüldügü gibi Kirk Kapi imandan baslayip Allaha ulasmaya kadar devam eden manevi mertebelerdir. Bütün bu gerçekler göz önüne alinarak meseleyle ilgili dogrunun ortaya konmasi lazimdir.
Dogrunun ortaya konmasindaki en güvenilir yol, ilmin hakemligine basvurmaktir. Ilmin hakemligi bir tarafa birakilarak ideolojik ve siyasal yaklasimlarla problemleri çözmeye kalkmak, meseleyi daha da içinden çikilmaz hale getirecektir.
Ilim gerçek Aleviligin Islamin içinde oldugunu gösteriyor. Alevi ve Bektasiler de kendilerini Islam'in disinda görmemektedirler. Diyanet Isleri Baskanligi'nin görevi de halki din konusunda aydinlatmaktir. Dolayisiyla Alevilerin bu hizmetin disinda mütala edilmeleri düsünülemez. Bu güne kadar da düsünülmemistir.
Islam'in genel iman, ibadet ve ahlak esaslarinin disinda konum itibariyle bir tarikat mesabesinde olan Aleviligin ve Bektasiligin, "Cem Ayini" gibi özel ayinleri, tipki Mevlevilerin "sema Ayini" gibidir, nasil ki Mevlevilerin "Sema Ayini" normal ibadetlerini yapan Mevlevilerin ilave olarak icra ettikleri bir ayinse; Alevilerin cem Ayini de öyledir. Kaldi ki Diyanet Isleri Baskanligi birtakim tarikatlarin ve mezheplerin temsil edilecegi bir müessese olarak kurulmamistir. Yani bir temsil kurumu degildir. Kanunlarda belirtildigi sekilde herkese hizmet vermekle yükümlüdür. Diyanet Isleri Baskanligi bu konuda herhangi bir ayrim yapmamaktadir. Diyanet Isleri Baskanligi'nda kanunlarla belirlenen sartlari tasiyan herkes görev alabilir.
Alevilerin Diyanet Isleri Baskanliginda temsil edilmesinin düsünülmesi halinde diger tarikatlarin da benzer taleplerde bulunma haklari dogar. Ülke sartlari dikkate alindiginda da milli bütünlügümüz açisindan tehlikeli olur. Bu yüzden ayriliklari kemiklestirecek, milli birligimizi zedeleyecek tavirlardan kaçinmak gerekir. Tasavvufi akim ve tarikatlarin birer inanç farkliligi olarak telakki edilmemesi, bunlarin genel inanç semsiyesi altinda faaliyetlerini sürdürmeleri sosyal bünyenin dinamizmi açisindan elzemdir.
IV. CEMEVI MESELESI
Kamuoyunun gözleri önünde ceryan eden ve ibretle izlenen olaylar içerisinde yer alan, bir takim bölücü ve bozguncu, kanun disi örgütlere mensup kisilere ait cenazelerin semavi dinlere ait mabetler yerine "Cemevinde" törenler yapilarak kaldirilmasi, çesitli iletisim vasitalari ile Baskanligimiza ulasan sorular üzerine yapilan incelemeler sonunda, asagidaki hususlarin da bu açiklama metni içerisinde yer almasi uygun bulunmustur. Buna göre:
Ülkemiz, anayasanin ikinci maddesinde ifadesini bulan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Binlerce yili bulan devlet gelenegi, kamu düzeni, örf ve adetleri bakimindan insana sevgi ve saygiyi esas alan milletimizin kültürü içerisinde, hayatini kaybeden insanlar için ölen insanin inancina göre; Cami, Havra ve Kiliselerde tam bir özgürlük ve serbesti içinde cenaze merasimleri yapilagelmektedir.
Ateizm(Tanri tanimazlik) cereyani ülkemizde de muhataplar bulmustur. Ateizim bir din degildir, aksine bütün dinleri reddeden felsefi ve ideolojik bir cereyandir. Bu sebeple de mabedi ve belirlenmis her hangi bir ibadeti yoktur. Bazi Ateist guruplarin, Aleviligi kendi ideolojileri dogrultusunda kullanmak istedikleri de görülmektedir.
Yapilislari ve kuruluslari sirasinda Müslüman Türklere ait kültürel bir merkez oldugu belirtilen, genellikle de devlet yardimlari ile yapilan Cemevi binalarinin, bir dinin mabedi imis gibi, törenlerin yapildigi bir mabed islevi kazandigi ve devletin asker ve polisi ile çatisarak ölen bir takim kimselerin cenazelerinin de bu merkezlerde yapilan merasimlerle kaldirildigi gözlenmektedir.
Özellikle Cemevi yapan ve yaptiranlarin bu konuda gereken dikkat, hassasiyet ve itinayi göstermedikleri, bu sebeple Alevilik-Bektasilik konusunda halkimizda farkli düsüncelerin dogmasina sebep olduklari üzüntü ile izlenmektedir.
V. SONUÇ
1. Türkiye Aleviliginin, Sia ile bir ilgisi yoktur. Türkiye Aleviligi Ahmet Yesevi'ye, özellikle de onun baglilarindan Haci Bektas Veli'ye dayanan Bektasi tarikatidir.
2. Itikadî veya amelî bakimdan Haci Bektas Veli düsüncesi, Türkiye'deki Sünni olarak bilinen Müslümanlarla aynidir ve aralarinda bir mezhep ayriligi yoktur.
3. Horasan Ereni, Alevi / Bektasi büyügü olarak bilinen türbe ve tekkelerin yani basinda bulunan camilerle, Anadolu'daki binlerce Alevi köyündeki tarihi camiler Alevilerin dini durumlari hakkindaki ret ve inkar edilemez en önemli belgelerdir. Bunlar da gösteriyor ki, ülkemizde Alevi - Sünni herkesin ortak mabedi camidir.
Yeni mabet arayislari, Aleviler disindaki tesirlerin eserleri olarak kaydedilmektedir.
4. Diyanet Isleri Baskanligi birtakim tarikat veya mezheplerin temsil edilecegi bir müessese olarak kurulmamistir. Yani, bir temsil kurumu degildir. Kanunlarda belirtildigi sekilde, herkese hizmet vermekle yükümlüdür. Diyanet Isleri Baskanligi bu konuda herhangi bir ayirim yapmamaktadir. Diyanet Isleri Baskanligi'nda kanunlarla belirlenen sartlari tasiyan herkes görev alabilir.
5. Bazi ateist guruplarin, Aleviligi kendi ideolojileri dogrultusunda kullanmak istedikleri ve bu maksatlari için Cemevlerini de alet olarak gördükleri gözlenmektedir.
pirimunzur 06.03.2006, 13:57 bunlarda bizi sunnileştirme çabasında olması bunu yazanlarda bizi camiye çekme çabasında ee bunasıl aleviligi kabullenmek??? bu diyanet adam olmaz bunlar kendini uyanik saniyor ha. ey allahim sabir ver bize
not:ilk duzeltigim yazi su son 5 maddeyi okumadan yazdigim içindir ama yanlişimdan dolayi af diliyorum.bir an bize karşi yola geldiklerini sandim
Daha önce evlilik üzerine bir yazı yazmıştım. Evlilik mi sünnileştirme mi diye. Bana yoğun tepki gelmişti.
Birkez daha söylüyorum. Sünniyim ve bu halde bile sünnilerin Aleviliği gerçek anlamıyla asla kabul edemeyeceğini, hayatı ve dünyayı algılayış biçimlerindeki darlığın buna engel olacağını görmek gerekir.
Sünni İslam, yayılma ve sünnileştirme politikalrını, kimi zaman zor kullanarak, kimi zaman ise Alevilere şirin görünerek gerçekleştirmeye çalışıyor.
Uyanık olunması gerekir.
Cem törenlerine Alevilerden çok Sünnilerin katılmasından gurur ve onur duyan Alevileri anlayamıyorum.
Bu ülkede Ateist bile olsa Sünni kökenli bir insan, Alevilik hakkındaki önyargılarını kırma çabasında değildir. Olumsuz ve kötü düşünceler, benliğinin bir yerinde saklıdır. Açığa çıkacak uygun zamanı beklemektedir.
Güner Ümit örneği.
Milyonların önünde nasıl kaçırıverdi içinde saklı tuttuğu alçakça düşünceleri.
Anlaşılmamak kötü...
Aleviliği, Aleviliğin sahip olduğu değer ve felsefeyi anlamayan, kabullenmeyen ve algılayamayan hiçbir insan gerçek anlamda içselleştiremez ve her an patlayacak silah gibi bekler durur.
sevgili orontes! evlilik ile ilgili konumuz mevcuttu forumda. cevap yanlış konuya yani
Ben Pir Munzur'a cevaben yazmıştım. Diyanet raporu bile benim kaygılarımı haklı çıkartır nitelikte. Onu vurgulamak için yazmıştım.
Slm
Sünni İslam, yayılma ve sünnileştirme politikalrını, kimi zaman zor kullanarak, kimi zaman ise Alevilere şirin görünerek gerçekleştirmeye çalışıyor.
Evet gerçek düşünce bu işte sünli kesimde. Bu yeni birşey de değil zaten zulümler, katliamlar istedikleri sonucu elde ettiremedi. Şimdi ise şirinlik çabaları yapılanlar. Ne olursa olsun dimdik ayaktayız yüzyüllardır ve ölede kalacagız...
pirimunzur 06.03.2006, 15:16 biz sunnileşecek kada cahil bir toplum degiliz yani boşuna panikyapmaya gerk yok bunlari asirlardir yaşiyor alevi toplumu
pirimunzur 06.03.2006, 15:30 bu zihniyet bizi camiye cekmeye calisiyor cok saçmalik ötesi birşey bizim yolumuza ters birşey cami bizim kabmiz insan bunlar bizi hiç anlayamiyacak ve anlayamz da
Canlar size İmam Ali(a.s)'ın çok güzel ve şu günümüzü anlatan bir sözünü anlatmak istiyorum.(Kaynak Nehc-ül Belaga)Eğer devlet sana yar olursa,senin kusurların hep gizli kalır.Ya işte canlar Hz.Ali efendimiz gerçekten o kadar zeki ve yüce bir insanki 1400 sene önce bu günü tahmin etmiş.Evet erenler burada Hz.Ali efendimizin demek istediği gayet açık ve net;yani eğer ki devlet sizi benimser ve severse sizin kusurlarınız her zaman gizli kalır.Şimdi devlet maalesef emevi usulü yani Sünnilik diye adlandırılan İslam anlayışını benimsemiş onun için ki adamlar kendilerini hep bizden bir kademe üst bir müslüman olarak görüyorlar ayrıca bu tür şeyler hep bizleri asimile etmek için yapılmış şeyler canlar.Bunlar saçmalıktır.Yok efendim aslen Sünni/Hanefi mezhebe mensupmuşuz da yok bilmem ne.Canlar pirimiz Hacı Bektaş-ı Veli nasıl sünni olabilir ya allah aşkına her ne ararsan kendinde ara kudüs'te mekke'de hacda değildir diyen ya da benim ezelden fikrim,enel hakk idi zikrim diyen insanlar sünni olabilir mi hiç?Sorun bakalım hangi Sünni enel hakk-ı kabul ediyor.Madem alevi -sünni diye bir ayrım yok diye savunmuşlar o zaman kapatsınlar diyaneti ve camileri de buyursunlar cemlerimize.Ayrıca cemevi yok cami var demişler acaba neye dayanarak diyorlar merak ediyorum.Kuran'da cemevi ismediği gibi,pek tabii cami ismide geçmiyor.Bakın dostlar bizim mezhebimiz İmam Cafer Sadık mezhebidir.Hmm Şia demiyoruz çünkü bugün şia manasında İran'la aramızda çok büyük farklar var.Neyse o konu bizim dışımızda,adamlar biz Hz.Muhammed'in yaşantısından öğreniyoruz diyorlar ve peygamberin vefatından 275 sene sonra yaşamış bir türk olan İmam Buhari'nin Sünnet kitabını kuran'la birlikte başlıca kaynak görüyorlar.Şimdi peygamber fiillerini vefatından 275 yıl sonra yaşamış bir Türk mü biliyormuş.Bizim kaynağımız olan İmam Cafer buyruğu Sünni kaynaklarda yazan bazı hadiseleri kabul eder ve biz bu kaynağa inanırız çünkü İmam Cafer'de peygamberin vefatından 200-250 sene sonra yaşamıştır fakat o bir evlad-ı resuldür.12 imamın 6.dır.Dostlar arada illa ki farklar var ve bunların amacı bizi asimile etmek,eğer ki kendimizi bilirsek zaten bu oyunlara gelmeyiz.Ayrıca bizim kesinlikle laik bir devlet olduğumuza inanmıyorum canlar çünkü laik devletin dini olmaz ama Mit raporunda açıkça benimsenen inancın Sünni/Hanefi mezhep olduğu geçiyor.Bu tür şeyleri biz asırlardır yaşıyoruz erenler bunlara fazla itibar etmeye gerek yok.Diyanet bir kere Sünni islamı temsil eden bir kurum.Ben Divriği müftülüğü'nün internet sitesine girmiştim ve oradaki yazı çok dikkatimi çekti erenler.''Bizim mezhebimiz Sünnilik/Hanefiliktir ve ardından derler ki ya niye camilerimize gelmiyorlar.Bizim camilere gitmeyişimizin malum olan sebepleri var canlar.
Daha önce evlilik üzerine bir yazı yazmıştım. Evlilik mi sünnileştirme mi diye. Bana yoğun tepki gelmişti.
Birkez daha söylüyorum. Sünniyim ve bu halde bile sünnilerin Aleviliği gerçek anlamıyla asla kabul edemeyeceğini, hayatı ve dünyayı algılayış biçimlerindeki darlığın buna engel olacağını görmek gerekir.
Sünni İslam, yayılma ve sünnileştirme politikalrını, kimi zaman zor kullanarak, kimi zaman ise Alevilere şirin görünerek gerçekleştirmeye çalışıyor.
Uyanık olunması gerekir.
Cem törenlerine Alevilerden çok Sünnilerin katılmasından gurur ve onur duyan Alevileri anlayamıyorum.
Bu ülkede Ateist bile olsa Sünni kökenli bir insan, Alevilik hakkındaki önyargılarını kırma çabasında değildir. Olumsuz ve kötü düşünceler, benliğinin bir yerinde saklıdır. Açığa çıkacak uygun zamanı beklemektedir.
Güner Ümit örneği.
Milyonların önünde nasıl kaçırıverdi içinde saklı tuttuğu alçakça düşünceleri.
Anlaşılmamak kötü...
Aleviliği, Aleviliğin sahip olduğu değer ve felsefeyi anlamayan, kabullenmeyen ve algılayamayan hiçbir insan gerçek anlamda içselleştiremez ve her an patlayacak silah gibi bekler durur.
Sözlediklerine kelimesi kelimesine katılıyorum. Keşke herkes senin kadar yürekli olsa..
biz sunnileşecek kada cahil bir toplum degiliz yani boşuna panikyapmaya gerk yok bunlari asirlardir yaşiyor alevi toplumu
Sevgili Munzur, bu kadarda iyi niyetli olma asıl sorun cahil olmadığımızı söyleyip söylememk değil, karşı tarafında komple teorileri ve bu anlamda hertürlü vasıtaları kullanacak güce sahip olduğunu ve hatta cahil olmadığınıda bilmek yoksa sadece kendimiz cahil değiliz der böylece konulara duyarsız kalırsak, bu konulardan bihaberder olan milyonlarca insanımızın olduğunu hatta birçoğunun cahil olduğuda bizim gerçeklerimiz maalesef.Bilinçli kesim şüphecidir ve umursamaz davranmamalıdır. Düşün kü asırlarca bizim dedelerimiz, pirlerimiz kendilerini gönüllü öğretmen gördüler ve topluma hizmet için hiçbir karşılık gözetmeden o günün şartlarında deyim yerindeyse her türlü imkansızlıklarlada savaştı ama bizler birşey olmaz mantığında olmamız bana göre olumlu bir yaklaşım değil, çünkü iletişim ve bilgilendirilmeyen toplumlar zamanla başkalaşım süreci yaşar. Çünkü her insan bilgisiyle ve paylaştığıyla düşünür.
süleyman demirel bile çıkıp sünni devlet geleniğini sürdürlmesi gerektiğini söylüyorsa....kenan evrende herkesin en azından iki rekat namaz kılmasını bilmesi gerektiğini söylüyorsa......diyanetin raporu o kadar önemli değil..........
MIT, MGK, Içisleri Bakanligi ve Diyanet Temsilcisinin katildigi bir toplanti yapilarak Alevi istemlerinin nasil karsilanacagi konusunda fikir olusturuldugu ögrenildi. Aleviligi reddeden gizli Diyanet Raporu bir çok yalan ve yanlis bilgi ile dolu! "Laik" devletin bir kurumunun Alevileri yok saymaya ne hakki var sorusu simdi gündemde. Raporun özeti:
·Alevi -Sünni Ayrimi Yoktur! Aleviler de Sünnidir! Türkiye Alevileri Aslen Hanifi Mezhebine Mensupturlar!
·Bektasiligin Piri Haci Bektas'ta Hanefi Mezhebine Baglidir. Itikadî veya amelî bakimdan Haci Bektas Veli düsüncesi, Türkiye'deki Sünni Müslümanlarla aynidir!
·Cemevi Yoktur! Müslümanin Tek Mabedi Camidir!
·Bektasilik Yozlasmistir!
Diyanetin Gizli Alevilik Raporunun Tam metni
TÜRKIYE ALEVILIGI
I. ALEVI VE BEKTASI KAVRAMLARI
Alevi kelimesi, Arapçadir. Bu kelime bütün Müslümanlar arasinda kullanilmaktadir.Sözlük anlami itibariyle "Ali'ye mensup", "Ali'ye bagli" anlamina gelir. Terim olarak Hz. Ali'ye mensubiyeti ifade eden bu kelime, onun yolundan giden, onu seven, sayan ve ona bagli olan ya da soyundan gelenler için kullanilir. Hz. Ali'yi seven, sayan, onun yolundan giden ve ona bagli olan herkese Alevi denilebilir.
Osmanli tarihi boyunca Alevi kelimesi, Hz. Ali soyuna mensup kimseler hakkinda kullanilmistir. Osmanli Devlet Arsivlerinde yapilan incelemelerde arsiv belgelerinde Yeniçeri Ocagi'nin yok edilmesine kadar (1826)"Alevi" terimine rastlanmamistir. Belgelerde bunun yerine "Bektasi" kelimesinin kullanildigi görülmektedir. "Bektasi" kelimesi ise, Haci Bektas Veli'ye mensubiyeti ifade eder. Onun tarikatina bagli olan, onu sevip sayan ve onun yolundan giden kimselere Bektasi denir.
Kaynaklarda köy ve sehir Bektasisi, seklinde bir ayrimdan söz edilmekte, Bektasilerin Köylülerine "Kizilbas" denildigi belirtilmektedir. Yani Köy Bektasisi tabiri ile Kizilbas tabiri müteradif olarak kullanilmistir. Köy Bektasilerine daha sonralari Alevi denilmistir. Zaten Haci Bektas Veli'yi Pir olarak kabul etmeyen hiçbir Alevi yoktur.
Köy Bektasilerine baslangiçta Kizilbas denildigi halde, bu terimin zamanla Safeviler için de kullanilarak olumsuz anlam kazanmasi yüzünden, sonralari bunun yerine "Alevi" tabiri kullanilmaya baslandigi bilinmektedir.
Günümüzde kullanilan Alevi tabiri de "köylü Bektasi" anlamini ifade etmektedir. Bazi yörelerimizdeki Kizilbas, Çepni, Türkmen, Siraç, Tahtaci, Asiret kelimeleri Alevi ve Bektasi kelimeleri ile es anlamli olara kullanilan kelimelerdir.
Halk arasinda fevkalade yanlis kullanilan "Kizilbas" kelimesi, aslinda tarihimizde kirmizi börk veya baslik giyen Türkmen boylarina verilen bir isim olarak bilinmektedir. Nitekim Türkmen boylari Karakalpak, Kizilbörk, Yesilbas, Akbas ve benzeri bir çok isme rastlanmaktadir.
Haci Bektas Çelebilerinin ifade ettigine göre: Köy Bektasiliginde soy güdülür, kent Bektasiliginde ise Babalar seçimle gelir. Aralarinda büyük bir fark yoktur. Önemli olan Bektasiligin kaidelerini yerine getirmek, ona bagli olmaktir. Anlasiliyor ki büyük çogunlugu köylü nüfusa sahip Osmanli döneminde, sosyolojik bir gerçek olan köylü ve sehirli tasnifi vardir ve bu tarikatlerde de kullanilmaktadir. Buna göre Aleviligin Bektasilikten bagimsiz olarak ele alinmasi mümkün degildir.
II. TÜRKIYE'DEKI ALEVILIGIN ASLI
Türkiye'deki Aleviligin Sia ile bir iliskisi yoktur. Türkiye'deki Aleviligin asli Ahmet Yesevi'ye, özellikle de onun baglilarindan Haci Bektas Veli'ye dayanir.
Haci Bektas Veli tarafindan gelistirilip kuruldugu kabul edilen Bektasilik, diger tarikatler gibi bir tarikattir. Yalniz diger tarikatlarda bulunan "seyr" ve "sülük" gibi bir takim hususiyetler bu tarikatta yoktur. Inabe, zühd, takva ve ikrar gibi özellikler Bektasilikte de vardir. Diger tarikatlardaki devran veya zikir, Bektasilikte Ayin-i Cem adiyla yapilmaktadir.
Bilindigi gibi Ahmet Yesevi'nin piri Yusuf Hemedani'dir. Yusuf Hemadani Hanefi mezhebine bagli bir Türk mutasavvifidir. Haci Bektas Veli ve Koyun Baba'dan Abdal Musa'ya, Hasan dede'den Geyikli Baba'ya, Abdal Garip Musa ve Seyh Sücaeddin'den Karaca Ahmet'e, Seyh Edebali'den Sahkulu Sultan ve Sari Saltik'a, Gülbaba'ya varincaya kadar Horasan Ereni, Alevi/Bektasi büyügü olarak bilinen türbe ve tekkelerin yani basinda bulunan camilerle, Anadolu'daki binlerce binlerce Alevi köyündeki tarihi camiler Alevilerin dini durumlari hakkindaki red ve inkar edilmez en önemli belgelerdir. Bunlar da gösteriyor ki, ülkemizdeki Alevi-Sünni herkesin ortak mabedi camidir. Bunlar görünmezden gelinerek yeni mabed arayislari, Aleviler disindaki tesirlerin eserleri olarak kaydedilmelidir.
Bugün namazlarini ve diger ibadetlerini yerine getiren Aleviler, bu ibadetlerini Hanefi mezhebine göre yapmakta, Alevi dedeleri cenaze namazlarini Hanefi mezhebine göre kildirtmaktadirlar.
Yusuf Hamedani'ye bagli iki büyük tarikat vardir. Biri Yesevilik digeri de Naksilik'tir. Bektasilik de Yesevilige dayanmaktadir.
Bektasilikte ve buna bagli olarak Alevlikte temel din anlayisi "dört kapi kirk makam" seklinde bir söylemler dile getirilmektedir. Bu düsünce ilk önce Ahmet Yesevi tarafindan "Fakirname"de dile getirilmistir. Dini dört bölüme ayirarak ögrenme kolayligi saglamak hedeflenmistir. Bu görüs daha sonra Haci Bektas Veli'nin "Makalat" adli eserinde ayni sekilde ifade edilmekle birlikte, makamlar üzerinde bir takim degisiklikler yapilmistir.
Yunus Emre tarafindan da ayni sekilde terennüm edilen "Dört Kapi Kirk makam" anlayisi Türk Islam tasavvufunun temel anlayisini olusturmustur. Yunus Emre:
"Kirkbin kirk dört tabakat mesayih evliyalar
Dört kapidir kirk makam dem evliya demidir"
"Serat, tarikat yoldur varana,
Hakikat, marifet andan içeru"
"Evvel kapi seriat, geçse andan tarikat
Gönül evi marifet, isk hakikat içinde"
Sekilinde ifade etmistir.
Haci Bektas-i veli düsüncesi, Yesevilige ve dolayisiyla inanç bakimindan yine bir Türk alimi olan Imam Maturidi'ye amel bakimindan Hanefi mezhebine dayanmasina ragmen, günümüzde bazi çevrelerin Aleviligi ayri bir din, ayri bir mezhep, ayri bir kültür veya heteredoks Islam seklinde gösterme çalismalari Aleviligin aslina ters düsen bir takim degerlendirmelerdir. Bu tür degerlendirmeler genellikle Türkiye'deki Müslümanlarin birlik ve beraberligini bozmaya yönelik maksatli degerlendirmelerdir. Unutulmamalidir ki itikadi ve ameli bakimdan Haci Bektas Veli düsüncesi, Türkiye'deki Sünni olarak bilinen Müslümanlarla aynidir ve aralarinda bir mezhep ayriligi yoktur.
Bektasiler ve Aleviler Ehl-i Beyt'e büyük sevgi ve baglilik içindedirler. Ehlibeyt evhalki anlamindadir. Kur'an'da (Ahzap:33) geçmektedir. Ehlibeyt Hz. Peygamberin ev halki olup, O'nun kutlu hayatini en yakindan bilen ve taniyan insanlar demektir. Farkli bir ifade ile Hz. Peygamberin hayatini, yasadiklarini ve yolunu en iyi bilen ve yasayan insanlardir. Bu gerçek dikkate alindiginda Ehlibeytten olmak veya Ehlibeytisevmek veya yakin olmak Hz. Peygamberi sevmek, Ona yakin olmak ve O'nun yolunu izlemek demektir. Ülkemizdeki Hz. Ali ve Ehlibeyt sevgisinin yüzlerce yillik geçmisi de bunun ifadesinden ibarettir.
Haci Bektas Veli ve Bektasilik üzerine çalisan bir takim yerli ve çogu yabanci arastiricilarin O7nun, Babi, Batini, Hurufi, Kalenderi, Hayderi, Isiklar, Torlaklar, Sii, Siilik, Sia-i Isna Aseriye esaslarina dayandigi iddialari ile Alevligin Islam öncesi Atesperest ve Saman kültürlerine dayanan farkli bir kültür oldugu iddialari da dogru degildir.
Elbette Bektasilik ve Alevilik de zaman içinde birtakim tarikatlar gibi bazi degisiklikler geçirmis, degisik bir takim cereyanlardan etkilenmistir.
Kuran'da ve Islam'in temel esaslarinda herhangi bir degisme olmamasina ragmen yasanan dönemlerin tarihi, siyasi, sosyal, iktisadi ve cografi tesirleriyle sekillenmis bir takim düsüncelerin zamanla nasil degisikliklere ugradigi bilinen bir gerçektir. Mevlevilik, Rufailik, Kadirilik, Naksilik, özellikle de Bektasilik kurucularindan sonra halifeleri ve hatta müritleri tarafindan bir takim merasimler, kerametler veya doguracagi tehlikeyi hesaba katmayan efsane ve masallar eklenen ve böylece asli hüviyetinde ciddi degisme ve yozlasma görülen müesseselerdir.
Sonuç olarak Türkiye Aleviliginin asli Yesevilige ve Bektasilige dayanir. Bunun tabi bir sonucu olarak Türkiye Alevileri aslen Hanefi mezhebine mensup Tasavvufi bir hareketin mensuplaridir.
..................................
devamı....
III. ALEVILERIN DIYANET'TE TEMSILI MESELESI
Son zamanlarda Aleviler adina Diyanet Isleri Baskanligiyla ilgili bazi talepler dile getirilmektedir. Bunlardan biri Diyanet Isleri Baskanligi'nin kaldirilmasi talebidir. Böyle bir talebin gerçekçi olmadigi, ülke gerçekleriyle bagdasmadigi açiktir. Diger bir talep ise Diyanet Isleri Baskanligi'nda Alevilerin temsil edilmesi talebidir.
Yukaridaki açiklamalardan da anlasilacagi gibi Alevilik bir mezhep veya Islam disinda ayri bir inanç degildir. Bu Müslümanlari digerlerinden ayri düsünmek mümkün degildir.
Alevilerin en önemli referansi Haci Bektas-i Veli'ye nispet edilen "Makalat" bugün elimizdedir. Makalat'ta anlatilanlar Islamin özünün tekraridir.
Gerek Makalat'ta gerek Buyruk'larda Allah'a dört kapi kirk makamla ulasilacagi anlatilir. Ilk kapinin ilk makami iman getirmek, son kapinin son makami Allah'a ulasmaktir. Birinci kapinin üçüncü makami, ibadet etmektir. Bu namaz kilmak, oruç tutmak ve zekat vermekle yapilir. Görüldügü gibi Kirk Kapi imandan baslayip Allaha ulasmaya kadar devam eden manevi mertebelerdir. Bütün bu gerçekler göz önüne alinarak meseleyle ilgili dogrunun ortaya konmasi lazimdir.
Dogrunun ortaya konmasindaki en güvenilir yol, ilmin hakemligine basvurmaktir. Ilmin hakemligi bir tarafa birakilarak ideolojik ve siyasal yaklasimlarla problemleri çözmeye kalkmak, meseleyi daha da içinden çikilmaz hale getirecektir.
Ilim gerçek Aleviligin Islamin içinde oldugunu gösteriyor. Alevi ve Bektasiler de kendilerini Islam'in disinda görmemektedirler. Diyanet Isleri Baskanligi'nin görevi de halki din konusunda aydinlatmaktir. Dolayisiyla Alevilerin bu hizmetin disinda mütala edilmeleri düsünülemez. Bu güne kadar da düsünülmemistir.
Islam'in genel iman, ibadet ve ahlak esaslarinin disinda konum itibariyle bir tarikat mesabesinde olan Aleviligin ve Bektasiligin, "Cem Ayini" gibi özel ayinleri, tipki Mevlevilerin "sema Ayini" gibidir, nasil ki Mevlevilerin "Sema Ayini" normal ibadetlerini yapan Mevlevilerin ilave olarak icra ettikleri bir ayinse; Alevilerin cem Ayini de öyledir. Kaldi ki Diyanet Isleri Baskanligi birtakim tarikatlarin ve mezheplerin temsil edilecegi bir müessese olarak kurulmamistir. Yani bir temsil kurumu degildir. Kanunlarda belirtildigi sekilde herkese hizmet vermekle yükümlüdür. Diyanet Isleri Baskanligi bu konuda herhangi bir ayrim yapmamaktadir. Diyanet Isleri Baskanligi'nda kanunlarla belirlenen sartlari tasiyan herkes görev alabilir.
Alevilerin Diyanet Isleri Baskanliginda temsil edilmesinin düsünülmesi halinde diger tarikatlarin da benzer taleplerde bulunma haklari dogar. Ülke sartlari dikkate alindiginda da milli bütünlügümüz açisindan tehlikeli olur. Bu yüzden ayriliklari kemiklestirecek, milli birligimizi zedeleyecek tavirlardan kaçinmak gerekir. Tasavvufi akim ve tarikatlarin birer inanç farkliligi olarak telakki edilmemesi, bunlarin genel inanç semsiyesi altinda faaliyetlerini sürdürmeleri sosyal bünyenin dinamizmi açisindan elzemdir.
IV. CEMEVI MESELESI
Kamuoyunun gözleri önünde ceryan eden ve ibretle izlenen olaylar içerisinde yer alan, bir takim bölücü ve bozguncu, kanun disi örgütlere mensup kisilere ait cenazelerin semavi dinlere ait mabetler yerine "Cemevinde" törenler yapilarak kaldirilmasi, çesitli iletisim vasitalari ile Baskanligimiza ulasan sorular üzerine yapilan incelemeler sonunda, asagidaki hususlarin da bu açiklama metni içerisinde yer almasi uygun bulunmustur. Buna göre:
Ülkemiz, anayasanin ikinci maddesinde ifadesini bulan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Binlerce yili bulan devlet gelenegi, kamu düzeni, örf ve adetleri bakimindan insana sevgi ve saygiyi esas alan milletimizin kültürü içerisinde, hayatini kaybeden insanlar için ölen insanin inancina göre; Cami, Havra ve Kiliselerde tam bir özgürlük ve serbesti içinde cenaze merasimleri yapilagelmektedir.
Ateizm(Tanri tanimazlik) cereyani ülkemizde de muhataplar bulmustur. Ateizim bir din degildir, aksine bütün dinleri reddeden felsefi ve ideolojik bir cereyandir. Bu sebeple de mabedi ve belirlenmis her hangi bir ibadeti yoktur. Bazi Ateist guruplarin, Aleviligi kendi ideolojileri dogrultusunda kullanmak istedikleri de görülmektedir.
Yapilislari ve kuruluslari sirasinda Müslüman Türklere ait kültürel bir merkez oldugu belirtilen, genellikle de devlet yardimlari ile yapilan Cemevi binalarinin, bir dinin mabedi imis gibi, törenlerin yapildigi bir mabed islevi kazandigi ve devletin asker ve polisi ile çatisarak ölen bir takim kimselerin cenazelerinin de bu merkezlerde yapilan merasimlerle kaldirildigi gözlenmektedir.
Özellikle Cemevi yapan ve yaptiranlarin bu konuda gereken dikkat, hassasiyet ve itinayi göstermedikleri, bu sebeple Alevilik-Bektasilik konusunda halkimizda farkli düsüncelerin dogmasina sebep olduklari üzüntü ile izlenmektedir.
V. SONUÇ
1. Türkiye Aleviliginin, Sia ile bir ilgisi yoktur. Türkiye Aleviligi Ahmet Yesevi'ye, özellikle de onun baglilarindan Haci Bektas Veli'ye dayanan Bektasi tarikatidir.
2. Itikadî veya amelî bakimdan Haci Bektas Veli düsüncesi, Türkiye'deki Sünni olarak bilinen Müslümanlarla aynidir ve aralarinda bir mezhep ayriligi yoktur.
3. Horasan Ereni, Alevi / Bektasi büyügü olarak bilinen türbe ve tekkelerin yani basinda bulunan camilerle, Anadolu'daki binlerce Alevi köyündeki tarihi camiler Alevilerin dini durumlari hakkindaki ret ve inkar edilemez en önemli belgelerdir. Bunlar da gösteriyor ki, ülkemizde Alevi - Sünni herkesin ortak mabedi camidir.
Yeni mabet arayislari, Aleviler disindaki tesirlerin eserleri olarak kaydedilmektedir.
4. Diyanet Isleri Baskanligi birtakim tarikat veya mezheplerin temsil edilecegi bir müessese olarak kurulmamistir. Yani, bir temsil kurumu degildir. Kanunlarda belirtildigi sekilde, herkese hizmet vermekle yükümlüdür. Diyanet Isleri Baskanligi bu konuda herhangi bir ayirim yapmamaktadir. Diyanet Isleri Baskanligi'nda kanunlarla belirlenen sartlari tasiyan herkes görev alabilir.
5. Bazi ateist guruplarin, Aleviligi kendi ideolojileri dogrultusunda kullanmak istedikleri ve bu maksatlari için Cemevlerini de alet olarak gördükleri gözlenmektedir.
bir daha yeniden yine sahnelenmekte oyun. ve cem vakfı ortak olmakta birinciliği kimseye kaptırmıyor...
tahtacıgenç 20.12.2007, 22:18 ArkadaŞlar Bakin Bütün Yazilanlara Baktim Az Cok.Şunu Herkes Kafasina Soksun Evet Soksun YanliŞ Duymadiniz.dİyanet KeŞke Kaldirilsa Ama Kaldirilmaz Kaldirilmak İstenmez çünkü Türkİyede O Kadar Azİz Nesİnİn DedİĞİ Gİbİ Gerİ Zekali Aptal İnsan Varkİ Bakin BİŞey Anlatayim Bİr Arkadasima Sen Dedİm Allah İçİn İnsan öldürürmüsün Dedİm Bu Cocuk Vanli Sünnİ Hemİde Keskİn Tarİkatçilardan Süleymancilar Fethullahçilardan.çocuĞun VerdİĞİ Cevap Kanimi Dondurdu.öldürürüm Dedİ.hİç Bİr Alevİ Allah İçİn İnsan öldürmez.bİzİm YaŞantimiz Ve Felsefİ GörüŞümüzle Onlarinkİ Cok Farkli.cocuĞun VerdİĞİ Cevabi DüŞünün Ve Ne Sekİlde YetİŞtİrİldİlerİnİ Görün. Gelelİm Dİyanete Bİzİ Dİyanette Yer Vermezler Verseler Bİle Bİzİ Anlatan Şeyler Anlatilmaz Tip Kİ Dİn Kültürü Kİtaplarindakİ İkİ Kelİme Alevİlİk Gİbİ.... Alevİlİk AraŞtirilcaksa O AraŞtirma Ne Dİyanetİ Nede Buna Benzer Sacma Bİr Kurum Tarafindan Yapilamaz Kabul Etmİyorum Dİyanet Yaziyor Ama İŞte Nasil Yaziyor............... Bu Dİyanetİ İlgİlendİrmez Bİze Dokunmasin
zulfukar 21.12.2007, 00:10 Benim burnuma kotu kokular geliyor dostlar!Peki siz ne diyorsunuz bu konuda?
Sizce bunun alktinda ne yatiyor?
günbatur 23.12.2007, 01:24 Asil sorun onlar degil. Asil cürüklük kendi icimizde. Ben bu tezlerin bircogunu bizzat Alevilerin agzindan duydum. Kendileri bile bu sacmaliklara inaniyorlar. Alevilik Bektasilik icinde eritilmeye calisiyor. Din boyutu ön plana cikarilarak, Aleviligin solcu ve devrimci kanadi kirilmaya calisiliyor.
|
|