Orijinalini görmek için tıklayınız : Can Dündar'dan
kizilderili 09.03.2006, 21:09 Thomas Cook, bir araştırma gezisi sırasında ,
Atlas Okyanusu'nun bir yerinde;
milyonlarca kuşun havada çığlıklarla daireler çizerek uçtuğunu görür.
Kulakları sağır edecek kadar yüksek sesle çığlıklar
atan kuşlardan yorulanlar,
okyanusun dev dalgalarına atılarak intihar ederler.
Bu olayı yıllar boyunca birçok balıkçı görür,
birçok bilim adamı araştırır.
Kuş bilimcileri yaptıkları araştırmalarda
göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bu noktada
birleştiklerini keşfederler; ancak
intihar etmelerinin nedenini çözemezler.
Yıllar süren araştırmalar sonucunda
bu trajik olayın yaşandığıyerde bir ada olduğunu,
kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu adanın deprem sonucunda okyanusa gömüldüğünü bulurlar.
İnsanların yokluğunu bile fark edemedikleri ada;
kuşlar için göç yollarının vazgeçilmez durağıdır.
Kuşlar, binlerce yıllık alışkanlıkla adanınyerini bilmektedirler ve yıpratıcı bir yolculuktan sonra aradıkları adayı bulamayınca yorgunluktan bitkin düşen bedenlerini çığlık çığlığa okyanusun sularına gömmektedirler!!
Peki ya siz?
Sizin hiç bir adanız oldu mu?
Yaşamın uzun göç yollarında size bir yudum taze soluk verecek, yolunuza dinç devam etmenizi sağlayacak bir adanız var mı?
Bir gün yerinde bulamazsanız, ille de ulaşmak ve sığınmak için başınızın döndüğü ve dengenizi yitirinceyekadar kanat çırpacağınız bir ada yaratabildiniz mi kendinize?
Sınırsızca her şeyi paylaşabileceğiniz bir dost!
Yola birlikte çıkacak kadar güvendiğiniz bir arkadaş,
daima huzur ve mutluluk verecek biri ,
ulaşmak için yıllardır uğraş verdiğiniz bir amaç edinebildiniz mi?
Yılbaşında şöyle daha bir yakın bakın çevrenize?
Size gelen,sizin gittiğiniz, sizi bulan, sizin bulduğunuz kaç ada var çevrenizde?
Kaç tane durup nefeslendiğiniz ada yaratmışsınız kendinize?
CAN DÜNDAR
eline yüreğine sağlik sağolasın....
Allı Turna 12.03.2006, 01:20 Çok güzel yaaa.. Memleket bölümünde gördüm hemşeriymişiz... Bu güzel yazı için çok teşekkürler hemşo... :)
Mert_offline 12.03.2006, 01:38 gerçekten çok güzel bir yazı, buraya taşıdığın için teşekkürler. Hepimizin bir adası olması dileği ile...
haydargunel 12.03.2006, 01:54 güzel bir paylaşım yüreğine sağlık
derviscemal 12.03.2006, 11:49 can dündar aşmış at-rtık değilmi arkadaşlar güzel yazıları var gerçekten ellerine sağlık ..
izmirksk 12.03.2006, 12:48 keşke can dündar gibi entellektüeller çoğalsa
ama kolay yetişmiyor ki
harikasın can dündar
eline yüreğine sağlık geçekten güzelmiş
güzel bir yazi,paylasimin icin tesekkürler...
seheryeli 12.03.2006, 19:07 Can Dündar
Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın…
"Nereden çıktın bu vakitte" dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;
"Gözünün dilini" bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı…
Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada olduğunu hissetmelisin. İhtiyaç duyulduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.
Kucaklamalı seni güvenli kolları,
…dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı…
En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin sorgusuz sualsiz…
Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, "hak ettim" diyebilmelisin.
Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi…
Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş…
Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
Ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş…
Böyle bir dostum var benim.
Pek sık görmesem de hep yanımda olduğunu bildiğim, yalansız riyasız dertleşebildiğim.
Kuşağımın en iyisi hilafsız…
Beraber okuduk, birlikte koştuk son 20 yılın parkurunu…
Katılasıya ağladık, doyasıya güldük yol boyu… Ekmeğimizi, acılarımızı bölüştük. Çocuklar doğurduk, büyükler gömdük.
Sonunda yara bere içinde oraya buraya savrulduk.
Buluştuk geçenlerde…
Bitaptı; kayan bir yıldız kadar ışıltılı, bir o kadar yorgun:
"-Ne yapıyorsun" diye sordum
"-Seyrediyorum" dedi; "çaresizce, öfkeyle, şaşkınlıkla ama sadece seyrediyorum".
Seyrettiği; kuşağımızın en kötülerinin, pespayelik yarışında ipi ilk göğüsleyenlerin zirveye hak kazanmalarındaki akıl almaz gariplikti.
İyiliğin ve ustalığın bu kadar eziyet gördüğü, kötülüğün ve yeteneksizliğin bunca ödüllendirildiği bir başka coğrafya var mıydı acaba?
Okuldaki ideallerimizden, gençlik coşkumuzdan söz ettik bir süre; tozlu raftaki bir kitabı yıllar sonra karıştırır gibi…
Ülkemizin kaderini değiştirmeye azimliydik mezun olurken; lakin karanlığını boğmaya yemin ettiğimiz ülke, karanlığına boğmuştu bizi…
Pazarda görsek tezgahından meyve almayacağımız adamların cenderesinde bir ömür geçirmiş, tünelden çıkış sandığımız ışığın, üstümüze gelen kamyonun farı olduğunu çok geç fark etmiştik.
Velhasılı ne sevebilmiş, ne terk edebilmiştik.
Krizde geçmişti bütün gençliğimiz; ve şimdi çocuklarımıza tek devredebildiğimiz, çok daha ağırlaşmış bir kriz…
"-İşte" diye geçirdi içinden kadim dostum, "…bunları seyrediyorum bir kenardan sessizce…"
işte en çok da böyle zamanlarda bir dostu olmalı insanın…
Yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri…
"Parkurun bütün zorluğuna rağmen dostluğumuzu koruyabildik, acıları birlikte göğüsleyebildik ya; yenildik sayılmalıyız" diyebilmeli…
Issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda yazdığımız kısa, ama ümitvar bir yazıyı, yüreğe benzer bir taşa bağlayıp birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz:
"Bunu da aşacağız!
İmza: Bir Dost!.."
iki yazısı da çok güzel can dündar'ın paylaştığınız için ikinize de teşekkürler.
seheryeli 12.03.2006, 21:06 senin güzel şiirlerinin yanında sönük kaldı ama:D
beğenmene sevindim.
Bu çok güzel yazıları buraya aktararak okumamıza vesile olduğunuz için
emeği geçen arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum..
sağolsunlar.
kizilderili 13.03.2006, 00:39 Teşekkürler arkadaşlar...
seheryeli 16.03.2006, 17:29 EVLİLİK ve AŞK
Pırıl pırıl ütülü giysili, misler gibi parfüm kokulu,saçları taralı, dişleri fırçalanmış adamı / kadını sevmek kolaydır.Aslında aşk, aynı insanı, sabahın körü uykudan uyandırdığındaki en sinirli hali ile de kabul edebilmek, aynı tuvaleti bir dakika arayla kullanabilmek, diz yapmış pijamalarla kanapede yastıklara sarılıp sızmışken bile şevkatle okşayabilmektir.Buna katlanamayanlar zaten aşık değillerdir. Bu durumda evlilik hoşlandığın insana karşı olan duygularını öldürüyor diyebiliriz.Zira aşıksan, aynı havayı solumak bile zevk verir. hep beraber olmak istersin. banyodan gelen su sesi bile onun evde olduğunun işaretidir ve huzur verir.Ütülediğin gömleğin ona ne kadar çok yakışacağını düşünürsün. Pişirdiğin yemeği ne çok seveceğini hayal edersin.
Bin tane ayakkabısı varken binbirinciye sahip olmaktan mutlu olacak diye, istediğin gömleği satın almaktan vazgeçersin. Zamanla almaktan çok, birşeyler vermekten mutluluk duyduğunu keşfedersin. Eğer kadın evlilikte ikinize yemek pişirecek, dolabı düzenleyip ütüyü yapacak bir anne olacak görülüyorsa, o kadının saçlarının hiç yağlanmadığı ve adamın geceleri terlemediği düşünülüyorsa, asla kavga edilmeyecek ve lavabo tamir edilirken dahi gülüşüp püşülecek zannediliyorsa zaten beklenti bir evlilik değil, bir amerikan filmini yaşamaktır. Bu hayallerle yola çıkıldığında, damat ilk gece gelinin saçlarından onbin firkete sökmeye çalıştığında, gelin ise damat firketeleri çıkaramayıp "s.... .m böyle kuaförü" diye söylendiğinde zaten evlilik sandıkları şey çatırdamaya başlayacaktır.
Evlilik; sadece aşk değildir. Evlilik; ev arkadaşlığı, kankalık, sırdaşlık, ortak hesaba sahip mudilik, ayrı kökenlerin birleşmesi, başı hatırlanmayan bir akrabalık ilişkisidir.
Aşk bu ilişkide tutkuyu sağlar ama zaten tek başına ayakta tutamaz.
Aşıksanız ateşli sevişmeler yaşarsınız ama kış akşamları evde konyak içip geyik yapamayabilirsiniz.
Hala canınız sıkıldığında onu değil de annenizi arıyorsanız, yalan olmuştur o evlilik.Aşk evlilikte gider gelir. halıya kola döktüğünde aşk biter, ama o, halıyı temizleyebilirse gene aşık olunur.
O aradaki sinir evresini aşabilenler ellinci yıla kadeh kaldıranlardır.
Tahammül edemeyenler ise ikinci evlilikten sonra artık evliliğin yalan olduğuna inanacaklardır.
Zafer, direnenlerin olur.
Kaynak:Can DÜNDAR
niyazimavi 17.03.2006, 13:09 arkadaşlar CAN DÜNDAR ın 23 agustos 1999 yılnıda gazetedeki bu köşe yazısının sizlerle paylaşıp paylaşmamakta bir süre tereddüt ettim. Biliyorum yürek burkacak, bogazınız düğüm düğüm olacak. Umarım bana kızmasınız...
TAZİYE
İsyanımı bağışla Tanrım, tevekkül gelmiyor içimden... Habersiz, ikazsız, insafsız vurdun. Uykusunu böldün el kadar bebelerin... Kundağıyla betona gömdün.
Bir gece yarısı korkunç homurtunla kustun öfkeni, bin yıllık müminler toprağını yardı.
Esvapsız, öksüz, çaresiz sokağa döktün kullarını... Asrın en gaddar tokadını onlara reva gördün.
Taş üstüne taş bırakmayan gazabın enkaza çevirdi yurdumu...
Hiddetine amenna, lakin nerde merhametin?..
Hadi biz tövbekar olmadık, diklendik adaletine, sual ettik hükmünden, küfr e ve günaha bulandık; ya ömrünü sana tapınmaya vakfetmiş kullarından ne istedin?
Külleri çimentodan bir cehennemin içinden çekip aldığı eşi ile iki oğlunu elleriyle kireçleyip gömerken "ne yapalım, Allah ın adaleti" diye boyun eğen ak saçlı ademoğluna nasıl kıydın?
" Yavrularımı bana bağışla Tanrım...Hiç olmazsa birini..." diye yakaran kadının kucağına iki evlat cesedi tutuşturmak mıydı ilahi adaletin?
Enkazdan kurtardığı yavrusu bu kez kolera ateşinde yanarken " Neden allahım" diye inleyen anaya ne cevap verdin?
Onlar ki bir gün dahi asi olmadılar sana karşı, kader bildiler kederlaerini... Dualarla uyuttular bebelerini ... Ve sen uykuda yıktın evlerini başlarına... Sonra kimsesizler mezarlığına koydun. Kefeni, kitabeyi çok gördün.
Bir tek dozerler gitti cenazelerine; oğul kucağı yerine kepçelerle gömdün.
İşte o yüzden biz, o talihsiz kullarınla beraber toprağa verdik itikadımızı...
Buysa adaletin, bir daha adalet dilemeyeceğiz senden... Merhametin bu kadarsa, al senin olsun!...
Bir sabır sınavıysa zulmün... Son olsun bugünkü...
Bir sonraki sınavı geçemeyebiliriz çünkü...
Ve sen halkım!...
Sen, her eceli akıbet, her afeti kader sayan, sen, en beterinde facianın, " beterin beteri" nden korkan ve daima şükreden, affeden, sabreden cemaatim benim...
Sen, denizini doldurup kumundan ev yapan, süreceği toprağa çürük temel atan, bir kat fazla ruhsat için oy kiralayan, talana dost, doğaya düşman, naçar, hilekar, cefakar, sahtekar, fedakar halkım benim...
Ne kadar acısam az sana, ne kadar övünsem az...
Sen ölmüş eşinin yanı başında ameliyat yapan hekim... Sen " Emir böyle" deyip göçükler caddesine uğramadan geçen iş makinesinin önüne yatan genç kız...Sen, yorgunluktan çatallaşmış sesiyle " kask ve kefen bezi gönderin" diye feryat ederken gözyaşlarını tutamayan yüzbaşı...
Siz, onların yardımına koşan yürek yürek insan, siz kazma kürek maden işçileri, siz komşusu açken aşı boğazına dizilenler...Tanıyıp bilmediği insanların elemiyle üzülenler...
Kör karanlıkta mihraba bakar gibi bakıp el köpeklerinin soluğuna, bir can belirtisi, bir ışık arayan biçare halkım benim...
Doldurduğun toprak mezarın, oturduğun ev tabutun olmuşken, Gölcükte, Sakarya da, Değirmendere de, on binler halinde yatarken betondan bir enkazın dibinde, bu kopmuş kollar, kesilmiş bacaklar, yitirilmiş canlar kuyusunda bir hiç uğruna ziyan olmuşken, sen nasıl hala " alın yazım" diye inlersin; nasıl onca yalanı dinlersin yattığın yerden?..
Ey bağışlaması bol kavimim!..
Sen ki oğullar, kızlar ektin toprağa, biçildi oğulların kızların...Öylesine lanetliydin ki, hiçbir toprağa tutunamadın, yine göç yolları göründü sana...
Ey " katlandığına dağlar dayanmaz " halkım benim...
Bu ne bitmez sabırdır ki , yedi ceddini gömsende toprağa, susarsın... Bu ne doymaz hırstır ki yedi ceddinin gömüldüğü toprağı hala kazarsın...
Bilmez misin ki, talana ortak olunca, yalana göz yumdukca lanet senide vurur günün birinde...
Görmez misin ki, sineye çektikçe, "alınyazısı" dedikçe, daha beter zulüm yağar üstüne...
Şairin dediği gibi " kabahat senin, demeğe de dilim varmıyor ama- kabahatin çoğu senin, canım kardeşim..."
Ve ülkem!..
Ey koca mezarlık... Buram buram ceset kokan toprak...İnleyen enkaz...Viran körfez...
Ey ekmeği değil, acıların üleşildiği, göçükler altında saat sayılan, ağıt yakılan, mal yağmalanan, ceset soyulan cennetim benim...
Teessürümün anavatanı...
Bilirim, ana sütü çağında toz yutmuş bebelerin, ölü gözlerle fışkırırken enkaz altından, hiçbir taziye sarmaz yaranı...
Nedametin faydası yok.
Yine de durmaz dilim, yalvarır sitemim:
Ne olur bir kez de gül artık yüzümüze... Bir kez de gül... Ne olur!
|
|