Oli
22.03.2006, 16:35
Alevilerin ayrımcılığın neresinde olduklarına karar verecekleri an gelmiş ve çatmış bulunuyor. Ayrımcı söylemlerin ve soruların bayraktarlığını yaparak ayrımcıların yedeğinde mi olacaklar, yoksa mağdurların ve madunların hak arama mücadelesi çerçevesinde tüm "lanetlileri" özgürleştirecek bir dayanışma içinde ve tam da merkezinde mi konumlanacaklar? Tarih Alevilerden bu sorunun yanıtını bekliyor
[B]Dr. Aykan Erdemir(ODTÜ-Sosyoloji Bölümü)
Sünnilik İslamın içinde mi? Peki ya şiilik? Bu soruların sosyal bilimsel açıdan oldukça anlamsız, sünniler ve şiiler içinde bir o kadar rahatsız edici olduğunun farkındayım. Sünnilik ya da şiilik söz konusu olduğunda son derece anlamsız ya da rahatsız edici olan sorular her ne hikmetse Alevilik söz konusu olunca çok da önemli ve anlamlı bir hâl alabiliyor Türkiyede. Yoksa "Alevilik'in İslamın içinde mi dışında mı olduğu" tartışması, örneğin Birgün gazetesinin aralık ayındaki "Aleviler aleviliği tartışıyor" yazı dizisi kapsamında, gündemi bu derece işgal edemezdi diye düşünüyorum.
Hak ihlallerinin, sistematik ayrımcılığın, önyargıların ve hoşgörüsüzlüğün ayyuka çıktığı günlerde bu uygulamalardan mağdur olan topluluğun ısrarla İslamın içi-dışı tartışmalarına takılıp kalması şüphesiz ki hayretler içinde izlenilmesi gereken bir durum. Bu cezbedici yön karşısında bir sosyal antropolog olarak daha fazla suskun kalamadım ve sormak istedim: "Aleviler ayrımcılığın neresinde?"
Görünen o ki Türkiye'de Alevilik'in özü, aslı-astarı, sırrı ve gizli tarihleri gündemi işgal etmeye devam edecek ve kültür mü, inanç mı, felsefe mi, din mi, tarzı sorular daha uzunca bir süre kafaları kurcalayacak. Bu süreçte Alevilik, en bağsaştırmacı (senkretistik) olarak nitelendirilirken, sünnilik (ya da şiilik) en saf, en gerçek, en dokunulmamış olarak yeniden inşa edilecek. İşin garibi bu etkinlik bizzat Alevilerin elleriyle ve emekleriyle gerçekleştirilmekte ve gerçekleştirilecek. Mağduriyetlerin giderilmesi ve adaletli bir din-devlet ilişkileri sisteminin kurumsallaştırılması mücadelesinde rotadan daha fazla nasıl sapılabilir diye düşünmeden edemiyor insan. Sistemin mağdurları sistemden faydalanananların gündemlerini, sorularını, söylenlerini, yaklaşımlarını nasıl olupta bu kadar içselleştirebiliyorlar acaba? Tanım, köken ve öz tartışmalarının, iş yapmamanın, gündem işgal etmenin ve ortak eylemi ve mücadeleyi tıkamanın bir numaralaı stratejisi olduğunu gayet tabi bilmekte Aleviler. Peki bilmekteler de, o zaman neden bu ayrımcı düzenin çarklarını söylemleriyle döndürmekteler?
Aleviliğin ne olduğu, nerden gelip, nereye gittiği soruları haklar ve özgürlükler mücadelesinde herhangi bir anlam ifade ediyor mu? Alevilerin mağduriyetleri islamın içinde mi olsalar daha çabuk giderilir, yoksa dışında mı? Bu sorunun en iyi yanıtı elbette ki soruyu yanıtsız bırakmak.
Şüphesiz ki Alevilerin mağduriyetleri islamın içi-dışı tartışmalarının yapılmadığı bir süreçte çözülecek. Mağdurlar, kendilerine yöneltilen tuzak soruların yanıtlarını arayacaklarına sistemin mimarlarına soru sormaya başladıklarında özgürleşme yolunda en büyük adımı atacaklar: "Sünni olamayanların inançlarını, ibadethanelerini, haklarını ve hukuklarını tanımamak sünniliğin neresinde? isnanlığın nersinde? demokrasinin neresinde? Adaletin neresinde? Asıl önemli olan ise, Türkiyede sorulması elzem bu soruları soracak Alevilerin nerede oldukları? Düzenin mağduru diğer inanan ve inanmayanlarla birlikte ortak bir mücadeleyi örgütleyecek ve hukukun üstünlüğünü savunacak Aleviler neredeler?
Alevilerin ayrımcılığın neresinde olduklarına karar verecekleri an gelmiş ve çatmış bulunuyor. Ayrımcı söylemlerin ve soruların bayraktarlığını yaparak ayrımcıların yedeğinde mi olacaklar, yoksa mağdurların ve madunların hak arama mücadelesi çerçevesinde tüm "lanetlileri" özgürleştirecek bir dayanışma içinde ve tam da merkezinde mi konumlanacaklar? Tarih Alevilerden bu sorunun yanıtını bekliyor. Bir kez daha soruyorum: Aleviler ayrımcılığın neresinde?
[B]Dr. Aykan Erdemir(ODTÜ-Sosyoloji Bölümü)
Sünnilik İslamın içinde mi? Peki ya şiilik? Bu soruların sosyal bilimsel açıdan oldukça anlamsız, sünniler ve şiiler içinde bir o kadar rahatsız edici olduğunun farkındayım. Sünnilik ya da şiilik söz konusu olduğunda son derece anlamsız ya da rahatsız edici olan sorular her ne hikmetse Alevilik söz konusu olunca çok da önemli ve anlamlı bir hâl alabiliyor Türkiyede. Yoksa "Alevilik'in İslamın içinde mi dışında mı olduğu" tartışması, örneğin Birgün gazetesinin aralık ayındaki "Aleviler aleviliği tartışıyor" yazı dizisi kapsamında, gündemi bu derece işgal edemezdi diye düşünüyorum.
Hak ihlallerinin, sistematik ayrımcılığın, önyargıların ve hoşgörüsüzlüğün ayyuka çıktığı günlerde bu uygulamalardan mağdur olan topluluğun ısrarla İslamın içi-dışı tartışmalarına takılıp kalması şüphesiz ki hayretler içinde izlenilmesi gereken bir durum. Bu cezbedici yön karşısında bir sosyal antropolog olarak daha fazla suskun kalamadım ve sormak istedim: "Aleviler ayrımcılığın neresinde?"
Görünen o ki Türkiye'de Alevilik'in özü, aslı-astarı, sırrı ve gizli tarihleri gündemi işgal etmeye devam edecek ve kültür mü, inanç mı, felsefe mi, din mi, tarzı sorular daha uzunca bir süre kafaları kurcalayacak. Bu süreçte Alevilik, en bağsaştırmacı (senkretistik) olarak nitelendirilirken, sünnilik (ya da şiilik) en saf, en gerçek, en dokunulmamış olarak yeniden inşa edilecek. İşin garibi bu etkinlik bizzat Alevilerin elleriyle ve emekleriyle gerçekleştirilmekte ve gerçekleştirilecek. Mağduriyetlerin giderilmesi ve adaletli bir din-devlet ilişkileri sisteminin kurumsallaştırılması mücadelesinde rotadan daha fazla nasıl sapılabilir diye düşünmeden edemiyor insan. Sistemin mağdurları sistemden faydalanananların gündemlerini, sorularını, söylenlerini, yaklaşımlarını nasıl olupta bu kadar içselleştirebiliyorlar acaba? Tanım, köken ve öz tartışmalarının, iş yapmamanın, gündem işgal etmenin ve ortak eylemi ve mücadeleyi tıkamanın bir numaralaı stratejisi olduğunu gayet tabi bilmekte Aleviler. Peki bilmekteler de, o zaman neden bu ayrımcı düzenin çarklarını söylemleriyle döndürmekteler?
Aleviliğin ne olduğu, nerden gelip, nereye gittiği soruları haklar ve özgürlükler mücadelesinde herhangi bir anlam ifade ediyor mu? Alevilerin mağduriyetleri islamın içinde mi olsalar daha çabuk giderilir, yoksa dışında mı? Bu sorunun en iyi yanıtı elbette ki soruyu yanıtsız bırakmak.
Şüphesiz ki Alevilerin mağduriyetleri islamın içi-dışı tartışmalarının yapılmadığı bir süreçte çözülecek. Mağdurlar, kendilerine yöneltilen tuzak soruların yanıtlarını arayacaklarına sistemin mimarlarına soru sormaya başladıklarında özgürleşme yolunda en büyük adımı atacaklar: "Sünni olamayanların inançlarını, ibadethanelerini, haklarını ve hukuklarını tanımamak sünniliğin neresinde? isnanlığın nersinde? demokrasinin neresinde? Adaletin neresinde? Asıl önemli olan ise, Türkiyede sorulması elzem bu soruları soracak Alevilerin nerede oldukları? Düzenin mağduru diğer inanan ve inanmayanlarla birlikte ortak bir mücadeleyi örgütleyecek ve hukukun üstünlüğünü savunacak Aleviler neredeler?
Alevilerin ayrımcılığın neresinde olduklarına karar verecekleri an gelmiş ve çatmış bulunuyor. Ayrımcı söylemlerin ve soruların bayraktarlığını yaparak ayrımcıların yedeğinde mi olacaklar, yoksa mağdurların ve madunların hak arama mücadelesi çerçevesinde tüm "lanetlileri" özgürleştirecek bir dayanışma içinde ve tam da merkezinde mi konumlanacaklar? Tarih Alevilerden bu sorunun yanıtını bekliyor. Bir kez daha soruyorum: Aleviler ayrımcılığın neresinde?