Orijinalini görmek için tıklayınız : Alevi K?rtler kimlerdir


LiberalistiC
02.07.2005, 08:00
'Alevi Kürtler' terimini, kendilerini Kürt olarak tanimlayip tanimlamadiklarina bakmaksizin, Zazaca ve Kurmanci konusan tüm Aleviler için kullanacagim. Bu terimi kullanmam, onlarin 'gerçekte' ya da 'esasen' Kürt ya da baska bir sey olduklari iddiasini tasimaz. Alevi Kürtlerin merkezi, Dersim'den (Tunceli ili ve ona komsu olan Erzincan'in Kemah ve Tercan ilçeleri ile Bingöl'ün Kigi ilçesinden) ibarettir. Dersimliler, Bati Dersim'in (Çemisgezek ve Pertek'in de kismen içinde bulundugu Ovacik ve Hozat'in) (Zazaca konusan) Seyhhasan asiretleri ile aralarinda hem Zaza hem de Kurmanci dillerini konusanlarin bulundugu Dogu Dersim (Pülümür, Nazimiye, Mazgirt) asiretleri arasinda kültürel bir fark görürler.

Bir dizi Alevi yerlesim bölgesi Dersim'den Bingöl, Kuzey Mus, Varto boyunca Kars'a kadar doguya uzanir. Bu asiretlerin en büyükleri ve en iyi bilinenleri, Kurmanci konusan Hormek (Xormek, Xiromek) ve Zazaca konusan Lolan (zikredildikleri sira ile bkz.: Firat 1970, Kocadag 1987) Dersim kökenli oldugunu iddia ederler ve bu asiretlerin gerçekten halen Dogu Dersim'de (zikredildikleri sira ile Nazimiye ve Pülümür) yasayan mensuplari vardir.

Daha batida, Sivas'in Zara bölgesi ve çevresinde önemli bir Alevi Kürt nüfusu ile, Koçgiri asireti ile karsilasiriz. Zaza lehçesinden çok Kurmanci lehçesi kullanmalarina ragmen, Koçgiri asireti Bati Dersimli Seyhhasan asireti ile akraba olduklari iddiasindadirlar.4 Dersimli asiretlerin baska
bazi mensuplari, hem Zazaca hem de Kurmanci konusanlar, Sivas'ta diger yerlesim bölgelerini olustururlar. Dersim Alevileri ile akrabaliklarinin diger bir belirtisi, aralarinda yasayan ayni soydan seyitlerin (özellikle Kureysliler'in) varligidir.5

Diger bir dizi yerlesim bölgesi Malatya, (Maras'ta) Elbistan ve Antep boyunca Suriye ve Adana'ya dek güneye uzanir. En önemlilerinin adlarindan baska bu asiretler hakkinda çok az sey bilinir. Dersimi'ye göre sözde tümü Kurmanci konusan bu asiretler de Dersim ile eski bir baglantilari oldugunu iddia ederler (1952: 59-60). Dinlerinin Dersimliler'in dinleri ile ne ölçüde uyustugunu ve Yezidi ve Nusayri komsularininki ile nasil bir iliskisi oldugunu bilmiyoruz. En azindan, bu cemaatlerin bazilarina Dersim'de yerlesik soydan seyitler hizmet vermistir; ama, aralarinda ayni zamanda baska ocaklar (seyit soylari) da vardir.6 Amerikali misyoner Trowbridge, gayet iyi
tanidigi Antepli Alevilerin (Kermansah'in batisinda, Kirint'in yakindaki) Tutsami'nin Ehl-i Hak seyitlerini en yüksek dinsel otorite olarak kabul ettiklerini söylüyor.7

Yalnizca Dersim ve Koçgiri Alevileri'nin dinleri hakkinda yüzeysel bilgiden daha fazlasina sahibiz; bu inanç ve pratiklerin diger Alevi Kürtler'ce ne ölçüde paylasildigini bilmiyoruz.8 Bilgimizin çogu, eski gezginlerin ve misyonerlerin raporlarindan ya da Bumke'nin yerinde bir sekilde belirttigi gibi, Dersimliler'in "uygulanmayan bir inanç"a bagli gibi görünmelerinden ötürü "inandiklari" ya da "yaptiklari"na dair anilardan kaynaklanir (Bumke 1989: 515). Her ne kadar belki küçük bir azinlik istirak ediyor olsa da, dag mabetlerini ziyaret, kötü sansi engellemek
için esrarli mahallerde ve kutsal yerlerde adak adamak gibi belirli eylemler hala yasadigindan ötürü bu ifade belki biraz mübalagalidir.9 Bununla birlikte birçok Dersimli için yiyecek tabularinin ve günese, aya ve atese gösterilmesi gereken hürmetin, ***ça vurgulanan ancak fiiliyatta nadiren yerine getirilen adetler oldugu dogrudur.10

19. ve 20. yüzyil kaynaklarindan ögrendigimiz kadariyla, Dersim Alevileri'nin inançlari ve fiiliyati, Tahtaci ve Iç Anadolu Alevi Türkleri'nin inanç ve fiiliyatindan daha "asiri" ve "syncretist" (daha çok Iranî unsuruna sahip) görünür (bu tabii ki, daha çok, berikilerin inaçlarini daha iyi gizlemis olduklari ya da tedricen daha çok Islamlastirildiklari gerçegine bagli olabilir).11 Ruh göçümüne (metempsychosis) inanç daha çok anilir; Ermeni yazar Andranig (1900), insan ruhlarinin hayvanlarda nasil yeniden dogduguna dair birtakim sasirtici hikayeler nakleder.12 Dersimliler de, Ehl-i Hak gibi, Ali'de ve muhtemelen Haci Bektas'ta tezahürden, daha ilimli ancak kesinlikle daha önemsiz olmayan seyitlerin kutsal varligina kadar, kutsal yeniden vücut bulmanin çesitli türlerine açikça inanirlar. Hiç de saf olmayan Mark Sykes, Dersim asiretlerinin ismen Sii olmakla birlikte, kendisine panteist gibi göründügünü yazar.13

Günese ve dogaya tapinma Dersimliler'in hayatinda en az ayin-i cem ve diger Alevi ritüelleri kadar önemli bir yer tutmusa benziyor.14 Andranig buna gezegenlere, simsege ve yagmura, atese, suya, kayalara, agaçlara ve digerlerine tapinmayi da ilave eder (1900: 169). Anlatima göre, Dersimliler her sabah günes isinlarinin degdigi ilk noktada tapinmaya baslarlardi.15 1920'lerde bir geceyi Malatya yakinindaki bir Alevi Kürt köyünde geçiren Melville Chater, bu sabah tapinmasinin çok az farkli bir tasvirini yapar: Köylüler günesin dogusundan önce kalktilar ve tarlalarinda çalismaya basladilar. "Günes yükseldikçe, bütün erkekler, kadinlar ve çocuklar doguya döndü; günesin önünde egilerek kibarca iyi bir gün diledikten sonra günlük islerine yeniden devam ettiler." (Chater 1928: 498) Ayni köylüler ayni zamanda (belki sadece belli gecelerde) aya da taparlar: Geceleyin tüm köylüler, ayin görünmesini beklemek için, damlara çiktilar. Ay görünür görünmez, "Kürtler, önünde yavasça baslarini egmek ve yükselen gezegeni derinden selamlamak üzere ayni anda ayaga kalktilar; daha sonra tas merdivenlerinden indiler ve gecede kayboldular." (Chater 1928: 497) Dersimliler'in günese tapinmasi, özellikle asagida söz edilecek olan Yezidiler'in benzer adetlerini kuvvetle hatirlatir. Bu ayni zamanda, en azindan 19. yüzyila kadar Mardin ve Diyarbakir bölgelerinde varolduklari bilinen, simdi nesli tükenmis Semsî (günese tapanlar?) mezhebini de akla
getitir.16

Bununla birlikte daha özgül Alevi dinsel adetleri Dersimliler'i Alevi Türkler'e yakinlastirir. Gülbank ya danefes'lerinin çogu Türkçe'dir; ve 1920'den önce de kesinlikle öyleydi. Erzincan valisi olan ve bölgeyi çok iyi bilen Ali Kemali'ye göre, hiç Kürtçe gülbank yoktur (Kemali 1992: 154-155); Nuri Dersimi bunu dogrular ve Kureysli ve Bamasor (Baba Mansur) soylarinin seyitlerinin gülbank'i "Zazaca'nin eski bir biçiminde" okuduklarini iddia eder (Dersimi: 1952: 24). 1949'da yazan Hasan Tankut Resit, Dersimliler'in ancak çok yakin zamanda, Aliser ve Seyyid Riza'nin
kiskirtmalari ile, Türkçe nefes'i kendi dillerinden siirlerle ikame etmeye basladiklarini öne sürer.17

Dersim Alevileri'ni Alevi Türkler'e yakinlastiran bir diger adet, merkezi Haci Bektas tekkesi ile olan iliskileridir. Burasi Molyneux-Seel (1914: 66) tarafindan Dersim disindaki en önemli hac merkezi olarak gösterilmistir.18 Kuramsal olarak, ortak asiretlere rehber ve pir olan Dersimli seyitler, Haci Bektas'taki çelebi'yi mürsid'leri kabul ederler; ama fiiliyatta diger soylarin seyitlerini pir ve mürsid olarak benimserler ve Haci Bektas'la çok fazla ilgileri yoktur. Bununla birlikte Bati Dersim'deki üç küçük seyit soyu, Aguçan, Dervis Cemal ve Saru Saltik, Haci Bektas'ça tayin edilen halife'nin neslinden geldiklerini iddia ederler (Dersimi 1952: 27-28; Birdogan 1992:
152-157).

LiberalistiC
02.07.2005, 08:02
Türk mü, Kürt mü?

Alevi Kürtler komsularinca genellikle Kizilbas olarak adlandirilirlar. Cuinet'in geç 19. yüzyil nüfus istatistiklerinde de, baska etno-linguistik ünvanlar kullanilmaksizin ayni adla yer alirlar. Bu ad onlari, tabii ki, takipçileri çogunlukla Türkmen olan Safaviler'le yakinlastirir. Sümer, Safaviler'in Kizilbas destekçileri üzerine çalismasinda (1976) sadece iki Kürt asiret cemaatinden söz eder; ki bunlar görece önemsizdirler: Hinisli ve Çemisgezekli cemaatleri. 16. yüzyilda bugünkü Tahran'in güneyinde yasayan, daha sonra Özbek saldirilarina karsi Iran'in kuzeydogu sinirini
korumak üzere Sah Abbas'ca Horasan'a gönderilen büyük bir Çemisgezek konfederasyonu oldugundan ötürü, ikincilerin çogu Sah'in ardindan Iran'a gitmis olmalidirlar.

Alevi Kürtler, sadece bu iki asiretten arda kalanlarin ardillari olamayacak kadar çokturlar. Bu, akla Dersimliler'in nereden geldikleri sorusunu getirir ve hem resmi tarih ekolüne bagli olanlar hem de liberaler olmak üzere, birçok Türk akademisyence bu soruya verilen cevap, bunlarin Kürtlestirilmis (ya da Zazalastirilmis) Kizilbas Türk asiretleri oldugudur. Bu varsayim o kadar mantikli görünür ki, bazi Batili akademisyenlerce de hiç sorgulanmadan kabul edilmistir (örnegin Mélikoff 1982a: 145). Bununla birlikte, Safi Kurmanciler ile Zazalar arasinda neredeyse hiç
toplumsal iliski varolmadigi gerçegi gözönünde bulundurulursa, bu asiretlerin Kürtçe ya da Zazaca'yi kimden ögrenmis olabileceklerini tahayyül etmek güçtür. Öte yandan Sivas'ta, Kürt ve Zaza Aleviler'in, Türkçe'yi hiç terketmemis olan Alevi Türkler'le yakin iliskileri vardir.

DiyaR_02
02.07.2005, 10:48
Bu Tur Kaynasimlar Her Toplumda Vardir... Yasiyorsak Bunlarinda Oldugunu Bilmeliyiz Tabi Ki. Insan Kendini Nasil Hissediyorsa Oyle Olmali Bence....
Tskler Bilgilerin Icin

LiberalistiC
02.07.2005, 11:12
Sorun değil,
sizlerinde elinde güzel bilgiler varsa onlarıda koyun bizde yararlanırız .

DiyaR_02
02.07.2005, 11:39
<DIV class=Section1>

Birkaç anı
Y<SPAN lang=TR style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-ansi-language: TR">ıl 1987. ?stanbul’da Hacıbektaş Kültür ve Turizm Derneği’nin düzenlediği bir panele katılıyoruz. Paneli, ?ükran Yurdakul yönetecek. Panelde Atilla Özkırımlı ve ?lhan Selçuk da var. Ancak, o gelmiyor. Panel öncesi Yurdakul diyor ki: -Yahu, bu tür panellerde sürekli Kürtlerle ve Kürt sorunuyla ilgili sorular soruluyor. Yine böyle bir şeyle karşılaşırsak ne yapacağız?
Panelistlerden biri olan Rıza Zelyut atılıyor:
-Yahu, bana ne Kürtlerden ve Kürt sorunundan.
Bunun üzerine, her iki arkadaşa tepki göstererek şunları söylediğimi hatırlıyorum:
-Arkadaşlar, bu Kürt sorunundan neden bu kadar ürküyoruz, tabii ki bu konuda da sorular gelebilecek. Hem Türkiye’nin en önemli sorunu olduğu için, hem de Kürtlerin önemli bir bölümü de Alevi olduğu, dolayısıyla ikili kimlik sorunları olduğu için. Bu tur sorular geldiği taktir de cevaplamaya hazırım.
Rıza Zelyut, “sol” gelenekten gelen ve bildiğim kadarıyla „Kızıldere“ katliamı üstüne yazdığı bir destansı şiir kitabı dolayısıyla yaklaşık bir yıl hapis yatmış bir arkadaş. (1) geçmişine ve çalışmalarına bakarak, kendisini yadırgamış ve eleştirmiştim. Eleştirdiğim bir başka konu daha vardı. Zelyut, toplantı öncesi daha dernek binasında otururken, iddiasız ve pervasız bir üslupla „bütün Mühümme kayıtlarına ve ?er’iyye Sicillerini incelediğini ve Pir Sultan Abdal’ın asılmasına yol açan ayaklanmaya ilişkin hiçbir belge bulunmadığını“ iddia ediyordu. Oysa Osmanlı Mühümme Defterleri’nin ve ?er’iyye Sicilleri’nin henüz binde-biri bile Latin alfabeli yeni Türkçeye aktarılmamıştı ve üstelik Zelyut Osmanlı Alfabesini de bilmiyordu!.. Türkiye’de bu belgeleri okuyabilen insan sayısı ise son derece sınırlıydı. Çünkü büyük bölümü „Siyakat“ gibi özel bir alfabeyle yazılmıştı. Oysa, adı geçen bunları söylerken benim „Pir Sultan Abdal“ konulu kitabım çıkmış ve orada konuya ilişkin bir çok belgeye yer verilmiş ve Zelyut bu çalışmadan hala haberdar olmamıştı. Dahası bu çalışma, Martin van Brunessen’in vurguladığı gibi Aleviliğin henüz moda olmadığı ve bu konuda bir furyanın henüz başlamadığı 1986 yılının başlarında çıkmıştı. (2)Daha sonraki çalışmalarının, bir çok polemiğe ve eleştiriye konu olduğunu görüyoruz. O, artık Bab-ı Ali’ye kapılanmış ve resmi ideolojinin yedeğine girmiştir. O, artık Aleviliği Türklükle özdeşleştirmekte ve „Kürt Aleviliği“ olgusuna karşı çıkmaktadır. Kendisine yöneltilen bir eleştirideki şu sözler onun tutumu konusunda gerekli ip uçlarını vermektedir:
„Onun kitaplarını ve görüşlerini okurken, Türk Ordusu, Genel Kurmay yayınları ve resmi ideolojinin Kürtler, demokrasi ve Alevilikle ilgili görüşlerini hemen buluyoruz. /…/ Kürt Alevileri ile ilgili söylediklerimiz aynıdır. Alevi olan Kürtlere eskiden beri siz (Kürt değilsiniz, Türksünüz) deniliyor. Belli çevrelerin eskiden beri savunduğu buydu, bugün de aynıdır. Genel Kurmay belgeleri ile Kürt Alevilerini Ahmet Yesevi’ye dayandırıyor ve böylece bir kalem darbesiyle Türklüğünü ispat ettiriyorlardı. Ya da iç Anadolu’daki Bektaşilerin Türklüğünden hareketle; Kürt Alevilere (Siz Bektaşisiniz, o halde Türksünüz) demektedirler. Bu, resmi görüştür.“ (3)
Yazar, Zelyut’un, „Türk ve Kürt Alevisi denilmesini ayrımcılık ve ırkçılık olarak gördüğünü“ vurguluyor ve bu konudaki çifte standartlı uygulamayı şöyle eleştiriyor: „Türk Bektaşi ve Aleviler, kendisini Türk olarak tanımlıyor. Buna bir itirazımız yok, ayrıca Türktürler, kendilerini öyle değerlendirmeleri doğrudur. Sıra Kürt Alevilerine gelince, (Kendilerine Kürt değil, sadece Alevi desinler) diyorsunuz. Kendiniz ayrım, bölücülük ve ırkçılığın en büyüğünü yapmıyor musunuz?“ (agy)
Özgür Ülke gazetesinin aynı sayısında, araştırmacı Faik Bulut’un da Rıza Zelyut’a bir cevabı yayınlanıyor. Bu cevaptan da anlıyoruz ki, Rıza Zelyut, Dersimli Kürt Alevi önderi Seyit Rıza ve arkadaşları için „Çete ve çeteciler“ sıfatlarını kullanıyor ve konuya kanıt olarak da
Faik Bulut’un derlediği „Devletin Gözüyle Kürt ?syanları“ kitabını gösteriyor. Bu yaklaşım da, Genel Kurmay’ın ve benzeri çevrelerin yaklaşımıdır. Zaten Faik Bulut da, bu nedenle isyan ediyor ve diyor ki; „kitabı ben yazmadım, üç-beş sayfalık Önsöz dışındaki bütün görüşler, tümüyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin resmi görüşleridir.“(4)
Burada, yer verilen belgelerin tümü bizim arşivimizde de mevcuttur ve en ayrıntılısı da 1934’te basıldığını sandığımız toplam 100 adetlik „Dersim“ rapor-kitabıdır.
Belli ki, solculuk veya demokratlık adına bazı yazarlar, kalemlerini resmi ideoloji mürekkebine batırmakta hiç bir sakınca görmemektedirler…
Resmi ideoloji doğrultusunda kalem oynatan bir başka Alevi aydını da Dr. ?smail Engin.
„Doktor“ unvanı alan bu arkadaşın da tüm çabası Aleviliği Türklükle özdeşleştirmek ve olabildiğince Kürt kimliğinden kaçınmak.
1997 yılında Alevilik ve Kürtler kitabım yayımlandığında; Hamburg’daki Deutsches Orient- ?nstitut’de görevli Dr. Erhard Franz’la birlikte 10.10.1997 tarihli bir mektup yollayarak, Alevilik’le ilgili bir kitap projesi dolayısıyla benden „Kürt Kimliği ve Alevilik: Kızılbaş Kürtler“ konulu bir yazı isteniyor. Ancak, ne Almanya’daki yayında ne de söz verilmesine rağmen daha sonra Türkiye’de yayımlanan Türkçe yayında bu çalışmaya yer verilmiyor. Zaten, çalışmalarda Kızılbaş / Alevi Kürtler konusunda bir inceleme de bulunmuyor. Belli ki, inisiyatifi ele geçiren Engin, Almanya’da bir enstitü’yü, Türkiye’ye de yayıncı bir arkadaşa iğfal edebiliyor…
Almanya’da Alevilerin Sesi Dergisi’ni de yedeğine alan ?smail Engin ve benzeri insanlar, bizim „Alevilik ve Kürtler“ çalışmalarımızdan da rahatsız olmuş görünüyorlar. Dr. Erhard Franz’ın, bu kitaptan dolayı yazı istettiğini, ancak adı geçen arkadaşın ayak oyunlarıyla çalışmanın „Kürt Aleviliği“ ayağını kadük bıraktığını bilmek için kahin olmaya gerek var mi?
Dahası bu arkadaş, bir yazısında, Dr. Cemşid Bender’in ve benim „Alevilik Kürtlüktür“ yaklaşımı içinde olduğumuzu iddia etmektedir. (5) Burada hemen belirtmeliyim ki, bu yazıda andığım veya anmadığım birçok Alevi aydınından çok daha önceleri Alevilik’le ilgilenen, etkinliklerine katılan Alevi Kürt kökenli bir aydınım. C. Bender’i bilmiyorum ama benim hiçbir çalışmamda, Aleviliği Kürtlük olarak sunduğum gösterilemez… Ancak resmi ideolojiden bir türlü yakalarını kurtaramayan, dolayısıyla bilimsel gerçekliği yakalayamayan bu yazarların bir hendikapı var. Onlar, Aleviliği ve Kürtlüğü öncelikle Baha Sait, Naci ?smail ( Dr. Fric) gibi ittihat ideologlarından, daha sonra da „Tarihte ve bugün ?amanizm/Türklerin Eski Dini“ kitabının yazarı Rusya kaçkını Türkçülerden Abdulkadir ?nan gibi yazarlarda ya da askeri kaynaklardan öğrenerek yansıtmaya çalışıyorlar. Oysa, bunların çalışmalarının hiç biri tarihsel ve toplumsal gerçeklikle çakışmaktadır. Bunlar, Mezopotamya’nın ve Anadolu’nun bir uygarlıklar, dinler ve kültürler beşiği olduğunu unutarak Aleviliği ve Batıniliği Orta Asya’ya taşımaya çalışmaktadırlar. Oysa, Aleviliğin kaynağı olarak sundukları ?amanizm, öncelikle Sibirya halklarının dinidir ve ?aman’a yüklenen misyonların tamamı zaten Mezopotamya inançlarında mevcuttur. Öyle ki, bu coğrafya tarihten bu yana aynı zamanda ?aman’ı ya da Magi aşan bir „Tanrılar Yurdu“ dur. Aleviliği ve diğer heteridoks inançları bu topraklardan uzaklaştırıp Türklük adına uzak diyarlara taşımaya çalışmak, en azından bu coğrafyanın kültürüne haksızlıktır…
Öte yandan , Kürdoloji bilimi gibi Türkoloji biliminin ve bir bütün olarak Oryantalizm´in babası da Batı´dır. Çalışmalarımızda yer verdiğimiz iki temel kaynak vardır.Birincisi, bilerek veya bilmeyerek yer verilmeyen Kızılbaş/alevi Kürtler´e ilişkin Batılı kaynaklar; ikincisiyse Devletin konuya ilişkin gizli belgeleridir. Bu kişilerin ; devekuşu politikalarını bırakıp konuya ilişkin Batılı belgeler için Alevilik ve Kürtler adlı çalışmamıza, Devletin itirafçı ve kabulcü gizli belgeleri içinse Kürtler ve Ulusal Demokratik Mücadeleleri ve Kürdoloji Belgeleri konulu çalışmalarımıza bakmalarını öneriyorum…
Sol gelenekten gelen başka bir Alevi aydını da Dersimli Reha Çamuroğlu. Bu arkadaşla da Hacıbektaş Festivali dolayısıyla adı geçen beldede bir kez görüştüm. Cemal ?ener’in de bulunduğu görüşmede yoğunlukla Kürt sorunu üzerinde durduk. Kendisi, Kürt sorununun çözümünde federatif bir çözümden yana olduğunu söylüyordu.
Çamuroğlu’nun, şimdilerde Mehmet Ağar’ın başkanlığındaki Doğruyol Partisi’nin yöneticileri arasına katıldığını görüyoruz. Kendisiyle yapılan bir röportajdan öğreniyoruz ki, o „70’lerin önde gelen solcularından, önce Stalinist,sonra Troçkist, sonra Anarşist“ olmuş; şimdiyse Ağar’ın başkanlığında ki DYP’de yönetici. Reha Çamuroğlu, şimdilerde „Mehmet Ağar’la ayni kafadaymışız“ diyormuş!.. (6)

DiyaR_02
02.07.2005, 11:43
Cemal ?ener’in ?lginç Tutumu
Alevilikle ilgili çalışma ve yayın yapan, “sol” gelenekten gelen bir başka Alevi aydını da Dersim’li Cemal ?ener. Eşi de Koçgiri Aşiretinden Alevi-Kürt kökenli bir hemşehrim.
Kendisini daha tanımadan, eşinin Ankara’daki yakınları bana, ondan sözetmişlerdi. Benim o tarihlerde Halk hareketleri Eşkiyalık ve Eşkiya Türküleri, Pir Sultan Abdal gibi doğrudan ya da dolaylı olarakAlevilikten sözaçan çalışmalarım yayınlanmıştı. Hemşehrilerim, onun da Alevilile ilgili çalışmalara başladığını söylemişlerdi.
Ben de kendi payıma sevimiştim. Çünkü Kürt kimliği gibi Alevi kimliğinin de resmen yasak olduğu olduğu Türkiye’de ilk kez doğrudan bu kökenlerden gelen aydın ve yazarlar eliyle işlenecekti Kürt ve Alevilik. Nitekim Cemal ?ener de, gerek yazar gerek yayıncı olarak epeyce üretim yeptı. Ülkedeyken, çıkardıkları Nefes Dergi’sini bana da yolluyordu.
Kendisiyle biri ?stanbul’da, diğeri Hacı Bektaştaş’da iki kez karşılaştık ve sohbet ettik.
Tüm çalışmaları üzerine duracak ve eğilecek değilim. Ancak gözlemlediğim birşey var: O da giderek resmi ideolojinin güdümüne girerek, olumlu şeyler yapabileceği kalemini “ayıplı” bir çizgiye soktu...
Cemal ?ener, son yıllarda “Aleviler’in Etnik Kimliği” konusu üzerinde yoğunlaşmakta ve “Aleviler’in Türklüğünü” kanıtlamaya çalışmaktadır. Üstelik son tutumuyla eski yaklaşımı arasında büyük çelişkiler bulunmaktadır. O, gerek internet gerekse Cumhuriyet gazetesi aracılığıyla bu konu da adeta bir kampanya başlatmış görünmektedir. Tezlerinin önemli bir bölümüne Munzur Çem tarafından ayrıntılı bir incelemeyle cevap verildiği için aynı şeyleri tekrarlamayı ve ayrıntılı bir irdelemeyi gerekli görmüyorum (7)
Ancak Dersimli olarak kendisini, Koçgirili olarak eşini ve Sinemilli olarak beni ve aşiretimi de “Türkleştirince”, en azından bu noktada –gecikmiş de olsa- bir cevap vermeyi zorunlu gördüm.
Cemal ?ener’in Alevilik ve Kürtler konusunu işleyen üç yazısı bulunuyor elimde; belki başkaları da vardır, bilmiyorum (8)
Cemal ?ener gerek Türkiye’de gerekse Avrupa’da sıklıkla Alevilik-Kürtlük ?lişkisi konusunda sorularla karşılaştığını söylüyor ve “Alevilik ve Ulusal Sorun...” konulu ilk yazısında soruna şöyle yaklaşıyor:
“Alevilik dinsel bir ayırım iken, Kürtlük etnik yani ırksal bir ayrım olarak kabul edilmelidir. Çeşitli tarihsel-toplumsal özellikleri nedeniyle zaman birlikte anılsa da bu iki kavram arasında önemli bir ayırımın olduğu kabul edilmelidir.
Bir kere tarihsel olarak ayrı dönemlerin ürünleridir. Toplumsal olarak da temelde farklı niteliklere sahiptirler. Etnik ifade olarak Kürt kavramı tarihsel seyir içinde en eski zamanlara kadar gidebilir. Ama Alevilik kavramı tektanrılı dinlerden özellikle de son tektanrılı din olarak kabul edilen ?slamiyet içinden çıkmış bir yapılanmadır.”(9)
Aleviliğin ?slamiyet’ten çıktığının savunulması ya da “Anadolu ?slamı” ve “reforme edilmiş ?slam” gibi sunulmasına ilişkin ideolojik yanlışlara girmek istemiyorum; ancak aynı kalemden çıkmış üç yazı arasındaki çelişkiye dikkat çekmek istiyorum.
Yazar, Anadolu’da 40’ı aşkın etnik gruptan ve 40’ı aşkın dinsel ayırımdan sözetmek gerektiğini belirtiyor ki; bunların yaklaşık 10 tanesi Türkler’in alt kimlikleri, bir o kadarı da Kürtler’in alt kimlikleridir. ?ener, şöyle devam ediyor:
“Kürtler?slamiyetten önce çoğunlukla düalist sayılabilen bir din olan Zerdüşt dinine mensupturlar./.../ Kürtler, ?slamiyeti IX ve X. Yüzyıllarda Araplar’ın Mezopotamya’ya akınları ile tanıdılar. Kabul etmemek için çok büyük direnişler gösterdiler. ?slamiyet ile üstelik, mezheplerin oluştuğu dönemlerde tanışmışlardı.
?slamiyeti zorla kabul eden kimi Kürt aşiretlerinin kimi Alevi kimi ?ii, kimi Hanbeli, Maliki ve büyük çoğunluğu da ?afii mezhebini seçmiş gözüküyorlar. (?ran’da sınırlı ?ii Kürtler bulunmakla birlikte, oradakiler daha çok Ahlê Haq yani Ali_?lahi dinine mensupturlar.MB)
Buna rağmen bugün bile bu seçeneğin dışında tercihleri olan Kürtler’den de sözetmek olası. Kürt olup kendilerine; Keldani, Süryani, Yezidi vs. diyen Hıristiyan Kürtler de vardır. (Yezidiler dışında kalanlar, köken olarak Kürt değil, esli Asurlular’ın ve Keldaliler’in devamıdır. MB).(agy)
Kürtler’in çoğunluğunun Müslüman olmakla birlikte, bir bölümünün hala Hırıstiyan, Bahai, Budist ve Zerdüşt olduğunu belirten ?ener, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“?slamiyetin yayılam süreci içinde Kürt olup dinsel tercihini ?afiilikten yana koyanlar olduğu gibi Kürt olup Aleviliği seçenler de olmuş. Üllkemizde yaşayan Kjürtler; ?afii ve Alevi inancına mensup Müslümanlardan oluşuyor. Alevi Kürtler ise tahminen Kürt nüfüsunun üçte birini oluşturuyor./.../ Türkler’in de çoğunluğunu buğün ?slam ve Hanefi mezhebinden olmasına karşın ?ii, Bahai, Hırıstiyan vs. Türkler’den sözetmek olası./.../
Görüldüğü gibi Alevileri salt Türk veya Kürt saymak olası olmadığı gibi, Kürtler’i de salt Alevi veya Sünni (?afii) saymak olası değildir. Kürt olup ?afii ve Alevi inancına sahip olunabilecegi gibi, Türk olup da Hanefi ve Alevi olmak olmak mümkündür.
Türkiye’de bugün tarihsel miras sonucu; Türk Aleviden sö zedilebileceği gibi, Kürt Aleviden de Arap Aleviden de, Laz, Çerkez vs. Aleviden de söz edilebilir. (?ener, Cumhuriyette yayımlanan son yazısındaysa Çerkes Alevi olmadığını belirtir.MB)
Demek ki, etnik kimlikle dinsel kimliği karıştırmamak gerekiyor. Onları özdeş görmemek gerekiyor.” (agy)
Cemal ?ener; “Kürt Sorunu ve Aleviler” konulu yazısında da; Alevi derneklerinde Türk bayraklarının ve Mustafa Kemal resimlerinin asılmasına karşı çıkanları eleştiriyor ve şöyle diyor; “Aleviler’in Mustafa Kemal’i sahiplenme gerekçesi olan; teokratik Osmanlı devletini yıkıp ümmet esasına dayalı yapıya son verip ulusal devlet kurmasının olduğunu anlamıyorlar ya da anlayamıyorlar.”(10)
Bu noktada, Atatürk’ün laikliği ve Aleviler’e getirdiği özgürlükler konusunun tümüyle bir ‘yanılgıdan ve yanılsamadan’ ibaret olduğunu belirterek, Atatürk’ün 1926 da Diyanet ?şleri Başkanlığı’na yaptırdığı Kura tefsirini hatırlatmakla yetineceğim.
Laik (!) bir devletin Devlet Başkanı olarak Mustafa Kemal’in, ?slmaiyet’in ana kaynağı Kuran’ın Cumhuriyet yönetimi adına yapılacak tefsiri konusunda verdiği şu ilginç direktif herhalde çarpıcı bir mesaj olacaktır:
“Yeni tefsir, ehli sünnet itikatına ve Hanefi mezhebinin görüşlerine göre hazırlanacaktı. Atatürk, başta Alevilik olmak üzere ehli sünnet (Sünnilik) dışındaki görüşlere ve Hanefilik dışındaki diğier Sünni mezheplerin görüşlerine tefsirde yer verilmesini istemiyordu. Atatürk, hüküm içeren ayetlerin de Türk-?slam geleneği göz önünde bulundurularak yorumlanmasını arzu ediyordu.”(11)
Görüldüğü gibi, teemelleri ?tfihatçılar tarafından atılan Türk-?slam Sentezi, bizzat M. Kemal eliyle Kuran’da araç edilerek kurumlaştırılmaya çalışılıyor. Aleviler’in ve Aleviliğin o dönemde de özgürleşmediğini, ibadetlerinin yasaklandığını ve izlendiğini, geçmişe ilişkin gizli raporlar da itiraf ediyor. Uygulama da ise, Cemal ?ener dahil, bu gerçekliği biilmeyen yok zaten...
Cemal ?ener’in konuya ilişkin üçüncü yazısı, hem internette hem de Cumhuriyet gazetesinde yayımladığı “Alevilerin Etnik Kimliği...” konulu yazısı.
Bu yazıya gerekli cevap Munzur Cem tarafından verildiği için, ayrıntılı bir cevaplamayı gerekli görmüyorum. Ancak ?ener’in, öncelikle benim yayımladığım, Martin van Bruinessen’in Ağa ?eyh ve Devlet (Kürdistan’ın Sosyal ve Politik Örgütlenmesi (Öz-Ge yay. Ank. 1992) konulu önemli çalışması ile Türkçede yayımlanan Kürsistan Üzerine Yazılar ve Aleviler, Kürtler, Türkler adlı çalışmalarını bir kez daha dikkatle okumasını tavsiye ederim. Bu son çalışma yayımlanmadan önce 1995 yılında, kendisiyle üç gün boyunca sohbetler yaptık, bu nedenle görüşlerini yakından biliyorum.
Öte yandan, Kızılbaş/ Alevi Kürtler konusund da bizim Alevlik ve Kürtler (Öz-Ge yay.Ank.1997) Çalışmamızı incelemesini öneririm. Horasan konusundaysa çalışmanın 620-651’nci sayfalrına bakmalıdır. Burada Martin van Bruinessen’inki dahil yedi adet bilimsel makale bulunmaktadır. Bu makalelerde, Horasan-Dersim ilişkilerinin tarihsel boyutunu da görecektir.

DiyaR_02
02.07.2005, 11:45
Sinemilli, Atma, Kılıçlı Aşiretleri

Cemal ?ener, birçok Alevi-Kürt aşiretinin yanısıra, mesubu bulunduğum Maraş yöresindeki Sinemilli aşiretiyle Atma ve Kılıçlı aşiretlerini Türkleştirme uğruna yoğun ve zorlama bir çaba içerisine giriyor.

Gösterdiği kaynaklardan biri, Mareşal Moltke’nin Türkiye Mektuplar adlı eseridir. (Bkz. Remzi Ktb. ?st.1969) 1835-1839 yılları arasında Osmanlı Ordusunda müşavir-subay olarak bulunan Moltke’nin eserinin yaklaşık yarısı Kürtler’i işlemektedir. Bu kitap, 19. yüzyılda Kürtleri işleyen yüzlerce seyahat notlarından biridir. Burada Sinemilli, Atmalı, Kılıçlı aşiretlerinden “Türkmen kabileleri” olarak sözedilmesi tamamen bir yanılgıdır ve bu yanılgı, ?ener’in yazısından 6 yıl önce 1997’deki bir yazımızda da dile getirilmiştir. (12)

19. Yüzyılda bu aşiretlerden sözaçan ya da doğrudan aşiretler üzerinde yoğunlaşan onlarca eserden sözetmek mümkündür.

Sözgelimi, yine ir Alman olan Dr. O. Blau, daha 1858 yılında yayımladığı “Die Stämme des nordöstlichen Kurdistan” (Kuzeydoğu Kürdistan’da Aşiretler-Kavimler) konulu bir incelemesinde (Zeitschrift der deutschen morgenlandieschen Gesellschaft, Leipzig-1858 içinde) daha çok ?ran’daki Kürt aşiretlerini; Nacrichten über kurdische Stämme” (Kürt Aşiretleri Üzerine Haberler) konulu bir başka incelemesinde de(Aynı dergi, Leipzig-1862) birçok farklı bölgenin yanısıra Maraş yöresi aşiretlerini de sıralar. Burada adları anılan Kürt aşiretleri şunlardır: Çakallü, Celikanlü, Sinamenlü, Qiliçlü, Atmülü. (Bkz. agy. S.608)

Bu aşiretler hakkında bilgi veren bir başka batılı araştırmacı ise, ünlü Fransız antrapolog Ernest Chantre’dir. (Bkz. Bulletin de la Cociété de Anthropologie de Lyon, 1881-1882).

Bu aşiretlere ilişkin en ayrıntılı bilgileri veren Batılı araştırmacı ise,1919’ad bölgeyi doğrudan gezen Bibaşı Noel’dir. ?lkin, notlayarak Hevi gazetesinde yayımladığımız (Sayı:73-86/ 1998) “Binbaşı Noelin Günlüğünde Orta Anadolu Kürtleri” konulu yazıdizisinde bu aşiretlere ilişkin geniş bilgi vermektedir. Bu bilgileri M. Çem’de cevabi yazısında alıntıladığı için burada tekrarlamıyoruz.

Kürt aşiretlerinin bölgesel dağılımına ilişkin toplu listeler içeren birçok Kürdoloji yayını mevcuttur. ?steyenler, yakın döneme ilişkin bu eserlere rahatlıkla ulaşablirler.

?şin ilginç yanı, Cemal ?ener’in yerli kaynaklardaki bilgileri bile rahatlıkla çarpıtabilmesidir. Sözgelimi ?ener, Cevdet Türkay’ın Osmanlı ?mparatorluğu’nda Oymak, Aşiret ve Cemaatler adlı eserinde; bu aşiretlerden”Konar-göçer Türkmen Ekradı (Türkmen Kürtleri)” diye sözedildiğini iddia etmektedir. Oysa, adı geçen eserde Sinemilli aşireti doğrudan (Ekrad taifesinden: Kürtler tayfasından) olarak geçmekte (age,s.148); Atmalı aşireti de (Konar-göçer Ekrad taifesinden) şeklinde geçmektedir. (age,s.210) Kılıçlı aşietiyse ya doğrudan (Ekrad taifesinden) olarak (age,s.106) ya da (Türkman Ekradı Yörükanı taifesinden) olarak geçmektedir (s.515). Aynı yerde ve devamında da bu aşiret açıkça (Ekrad-ı Kılıçlı: Kılıçlı Kürdü) olarak nitelendirilmektedi. (s.516). “Yörükan taifesi” kavramı ise açıktır ki, “yürümek” fiilinden türetilmiş ve “göçebe” karşılığı kullanılmaktadır.

Cemal ?ener’in başka bir referansı ise, Sosyolog Doç. Dr. Mehmet Eröz’dür. MHP kökenli bu sosyologun bütün hayatı Kürtler’in Türklüğünü ispatlamaya çalışmakla geçmiştir. Cemal ?ener’in kaynak olarak kullandığı traji-komik Doğu Anadolu Hakkında Sosyo-Kültürel Bir Araştırma (Ank. t.y.) adlı kitapçığı bende de mevcut. Bu kitapçıkta, tarihsel ve toplumsal gerçeklikle bağdaşmayan bir sürü düzmece değerlendirme yer alıyor. Kendisine sözlü kaynaklık eden Mustafa Buyrukcan, sakal göre tarak vuran ve köklü hiç bir bilgi birikimi olmayan sırada bir insan. Dolayısıyla, bu şeyhlerin kendinden menkul “Çiğil Türkü” gibi kavramlara, Çiğilli Alevi Kürtler kahkahalarla gülmektedirler.

Köyümün bağlı bulunduğu Sarız kazasının isminin, Kalmuk Türklerinin yerleşim yerlerinden biriyle eşleştirimesi de, tam bir komedidir. Çünkü Sarız’ın ismi, daha Roma uygarlığı döneminden kalma, içinden geçen Sarus suyundan kaynaklanmaktadır. Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası türünden eserlere bakıldığında (sözgelimi ?ngiliz bilgini Prof. Ramsay’ın eseri) bu hemen anlaşılacaktır...(13)

Sonuç

Bura da andığımız ya da anmadığımız nice kalemlerin en azından Atatürk’ün danışmanı Prof. Hasan Reşit Tankut’un gizli raporlarında dillendirdiği ölçüde bilimsel olmalarını beklerdik!

Bakınız Tankut, CHP’ye verdiği 1949 tarihli Gizli Raporunda; Aleviler’in yayılım alanlarını ve konuştukları dilleri nasıl belirlemektedir:

“Bizde Aleviler’in yoğunluğu Orta Anadolu’dadır. Muş ilinin Varto ilçesinden Ceyş üzerinden Erzurum ve Kars içinde ince bir koridor halinde Ermanistan’a kadar uzanır. Malatya ve Elazığ’dan başlayarak Maraş ve Antep üzerinden Suriye sınırına yoğun olarak dayanır. Bunlar Kürtçe konuşan aşiret hayatına bağlı 12 ?mamcılar’dır.

Mersin’den başlayarak Ege’ye kadar bir Tahtacı şeridi vardır. Trakya’da Alevilik Gelibolu yarımadasının içinden başlayarak Karadeniz kıyılarından Bulgaristan’a ve Romanya’ya kadar girer.

Bizde Aleviler’in dört ana dili vardır: Türkçe, Dersim’de Zazaca, Malatya-Maraş’ta Kurmançça, hatay ve Çukurova’da Arapça” (14)

Bilimssel çalışma; herşeyden önce resmi ideolojiden kurtulmayı ve uzak durmayı ge

a- Alevilik ve Ulusal Sorun; Nefes Dergisi, Nisan-1994

b- Kürt Sorunu ve Aleviler; Cumhuriyetr gaz. 21.8.1998

c- Alevilerin Etnik Kimliği, Cumhuriyet, 18 aralık 2002-17 Ocak 2003 (4 Bölüm)

9- Yukarıdaki (a) yazısı

10-Yukarıdaki (b) yazısı

11-Metin Yüksel: Diyanet’ten Çağdaş Kuran Tefsiri; Hürriyet, 19 Kasım 1997

12-M. Bayrak: Moltke’nin Mektuplarında Orta Anadolu Kürtleri; Birnebun, Sayı:3/1997

13-Prof. Dr. W. M. Ramsay: The Historical Geography of Asia Minor; (Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası), Londra, 1890 (Bu eserin Türkçe çevirisi de yapılmıştır).

Ayrıca bkz. M. Bayrak: ?ngiliz Coğrafya Bilgini Ramsay ve Orta Anadolu Kürtleri; Birnebun, Sayı: 15/2002

14-M. Bayrak: Açık-Gizli/ Resmi-Gayrıresmi Kürdoloji Belgeleri; Öz-Ge yay. Ank. 1993,s.297-298rektirir. Araştırmacı ya da yazarların, kalemlerini “ayıplı” olmaktan kurtarabilmerinin birinci koşulu das budur!...



Kaynaklar

1- Dolayısıyla Ali Dersimi’nin, “Düzenin Cahili Zavallı Zelyut!...” (Özgür Ülke, Sayı:162/1994) yazısında söylediği gibi “bedel” ödememiş değil. Tabii ki ödediği bedel, “Alevilik” adına değil, “Sol” adına...

2- M. Bayrak: Devletin ve Batılı Biliminsanının Gözüyle Çalışmalarımız; Dema Nû, Sayı:51-52/2003

3- Ali Dersimi:agy

4- Faik Bulut: Rıza Zelyut’a Zorunlu Yanıt, Özgür Ülke, Sayı:162/1994

5- Dr. ?smail Engin: Alevilik ve Bektaşilik Araştırmalarında Yöntem, Yaklaşım Sorunu; Alevilerin sesi, Sayı:35/1999

6- Buket Aşçı: Reha Çamuroğlu “Mehmet Ağar’la Aynı Kafadaymışız”;Vatan gaz. Cafe-Pazar, 27 Nisan 2003-12-05

7- Munzur Çem: Bozuk Bir Plağın Tekrarı: Alevi Kğrde Kimlik Yaması, Deng der.Sayı:58/2001

8- Cemal ?ener’in konuyla ilgili üç yazısı:



Kaynak: Mehmet Bayrak

LiberalistiC
02.07.2005, 20:35
paylaşımın için saol .

AleviKürt
07.07.2005, 16:45
Bukadar cok arastirmaci dururken neden Cemal Senere inaniyorsunuz? Bütün alevilerin türk oldugunu öne sürmek yanlistir. Ve buna eminim. Ben Aleviyim, Allaha sükür, ve kürdüm. kürtce bilmiyorum, ama kürt oglu kürdüm. "ne mutlu kürdüm diyene" gibi sözler demek istemiyorum, cünkü ben kürt oldugum icin degil, alevi oldugum icin mutluyum. Aleviyim, demektir ki, milliyetci duygulara sahip degilim. Siz yeni yeni cikan para icin calisan "arastirmacilara" bakmayip gidip dedelere tanisin. bizim inancimizi bes paralik insanlara satmayin. benim 2 tanidigim dede var. Her gün konusuyorum onlarla. Dedelerimiz kadar bilen yoktur. Var diyenler Alevilige degil baska kisilere inaniyorlar. Kürt aleviler vardir, ve hep de olacak, tabiki bunlarin bazilari kürtlesmis türklerdir, ve türklerin bazilari da türklesmis kürtlerdir. Ama bunlar önemsiz denebilecek kadar azdir bence. Alevilerin cogu türk/türkmendir evet. Yüzde 80 - 85, neyse. Bu konu hic önemli degil. önemli olan, cemal sener gibi, inancimizi bölmek isteyen kisilerin yollarina kapmamak. Eski alevilik ölüyor bu gidisle. eskiden yoktu böyle olaylar. milliyetcilik yoktu. sünni kürtler ve türkler savasirken, alevi kürtler ve alevi türkler hep yanyana arkadasca yasamistir. bu sorunlar sonradan cikan sorunlar. bi yandan hükümet alevilerin türk/türkmen kökenli oldugunu ispatlamak niyetinde, öteki yandan da pkk gibi kürt milliyetcileri, alevilerin zerdüst/iran (yani kürt) kökenli olduklarini söylüyorlar. hepsi de yalandir. ve malesef bizim saf, temiz kalpli aleviler bunlara inanip yoldan sapiyorlar.
dostca selamlar..

AleviKürt
07.07.2005, 16:51
1 - Bilindiği gibi zazaların büyük bir bölümü alevi, kürtlerin de büyük bölümü sünni... bu yaklaşıma göre alevi olan kürtler türk kökenli ise orijinal kürtler sünni olanlar, aynı şekilde, orijinal zazalar da sünni olanlar mı?

2- Sunni zazalar çoğunlukla güney Dersim denen bölgede yaşıyorlar. Oysa alevi zazalar kuzey Dersim’de bulunuyorlar. Yine Dersim’in alevi zaza çevresinin etrafında, kürtlerin yoğunlukta yaşıyor olmasına rağmen neden aleviler bu bölgede zaza olmayı ya da ?ener’in deyimiyle zazaların arasına yerleşmeyi tercih ettiler? Bu tamamen rastgele bir seçim miydi?

3- Dersim bölgesi alevi zazalar açısından nedense homojen bir görünüm arzeder, o halde alevi türklerin kaçıp aralarına sığındığı bu bölgelerde yaşayan ve osmanlıyla sorunu olmayan sunni zazalar nereye kayboldular? Neden bu bölge homojenlişti? Bu nasıl bir saklanma yöntemi olabilir? Sunni zazalar aynı yörede çok uzun yıllar kalmış olmalı ki, zazaca sunniler ve aleviler arasında zazaca olarak konuş**** bir dil olsun, yakın zamanda sunni zazaların yer değiştirdiğine dair bir kayıt var mı?

4- Orijinal zazalar sunni zazalar mı? Sunni zazalar ne zamandan beri Anadolu’da yaşıyorlar? Neden zazaca eski güney Hazar halklarından olan partça ile benzerlik gösteriyor? Ve neden sadece Türkiye Cumhuriyeti topraklarında konuşuluyor?

5- Neden illa ki zazaların veya kürtlerin türk olduğunu ispat etmeye ihtiyaç duyar insan?

Ve neden hem türk ve kürt aleviler olamiyormus? :S

DiyaR_02
10.07.2005, 18:57
agzina dilini saglik dostum gelde bunu o beyinlere anlat iste anlamiyorlar ne edersin cemal sener kendisini cok bilmis birisi saniyor ama onunyaptigi tek sey var alevileri kürd türk diye bölmektir maalesef bu ''tez'' e inaniyorlar.

munzur_hozat
10.07.2005, 21:08
http://www.turkumut.org/bayrak.JPG

:24:

AleviKürt
11.07.2005, 01:03
http://www.turkumut.org/bayrak.JPG

:24:

Ne demek istiyorsun? "Türklere uzanan eller kirilsin" mi acaba?

chatlakalper
11.07.2005, 09:43
Cemal ?enerin ayırım yaptığı falan yok adam Kürdlerin de Türklerden olduğunu tezlerle ortaya koyuyor asla ayrım yapmıyor Cemal ?ener'in okuduğum kitaplarında bu yönde görüşleri söz konusudur.

DiyaR_02
11.07.2005, 19:35
sen oraya türk bayragi koyarsan bende kürd bayragi koyarim oldu mu? daha iyi anlasiriz senle

munzur_hozat
11.07.2005, 20:22
bayrakmı bez parçası demek istedin herhalde yoksa yukardaki gibi sehit kanıyla sulanmış bir bayrağınız yok siz ne ulussunuz nede devlet lütfen.
Arkadaşlar bu konularda daha duyarlı olmaya çağırıyorum eğer sesimizi çıkarmazsak, bakın bez parçasını bayrak yaparlar ve buraya korlar.Lütfen aleviyiz ve türküz devletin başındakiler bize yanlış yapıyor ama bu devleti bir kenara atamayız kurulmasında yobazlar yoktu aleviler vardı. Tekralıyorum forumdaki böyle anti cumhuriyet yanlısı yazılara karşı duyarlılık ve bana destek bekliyorum saygılarımla.