Orijinalini görmek için tıklayınız : Bir Felsefeciyle Sohbet


iyidost69
23.03.2006, 18:01
ODTU Felsefe Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ahmet Inam ile yapılan bir söyleşi:
>
>- Sevgili hocam, memleketin durumunu nasıl görüyorsunuz?
>
>Feci şekilde kokuşmuş bir şeyler var. Şimdi tabi bu lafı 1500 sene önce
>Platon da söylüyormuş, 500 sene önce Hamlet de söylüyordu, otuz yıldır da
>ben söylüyorum. Hayatımız kokuşuyor, güzel bir söz değil ama böyle.
>Insanların seyrettiği televizyon dizileri kötü, okuduğu kitaplar kötü, ama
>benim şikâyetim bunların kötü olduğunu söyleyen insanlardan. Sürekli
>şikâyet edene entel diyoruz. Ne kadar çok şikâyet ederseniz o kadar
>entelektüel oluyorsunuz. Oysa, Entelektüel mutlu bir adamdır, burada mutlu
>demek memnun anlamında değil. Mutludur, yaşanan çirkinlikleri görür fakat
>bunları kabul etmez. Çirkinlikleri nasıl düzeltebileceğini düşünür, yolunu
>yordamını bulur. Kokuşmuşluk, önce kendimizle olan ilişkimizde başlıyor.
>Kendimizi çok fazla değerli gördüğümüzü sanmıyorum. Işin beteri kendimizi
>adam yerine de koymuyoruz. Yemek yemiyor artık çağımız insanı, tıkınıyor.
>Yemeğin tıkınmaya döndüğü bir çağda yaşıyoruz.
>
>Bütün bunlar yozlaşmış bir hayatı gösteriyor, çünkü ortada zevk yok. Zevkin
>hançerlendiği bir yaşam var.
>
>- Kendimizi nasıl kurtarırız bu hançerden?
>
>Hazların peşinden koşarak değil tabi. O da hayatımızı sürdürmek için, sabah
>sekiz akşam beş çalıştığımız işler kadar kokuşma belirtisi. Eğlenmek için
>yaptığımız şeyler de otomatikleşiyor. Çünkü şu film seyredilecek deniliyor,
>herkes o filmi seyrediyor, şu yazar okunacak diye emir geliyor, herkes o
>yazara çullanıyor. Fakat herkes o yazardan ne anlıyor? Madem ki farklıyız,
>herkes o farkı yaşamalı. Ama fark da bize giydirilen bir şeye dönüşüyor.
>Beymen'den giyinince farklı oluyorsun. Kendimizden kaynaklanmıyor. Yani
>diplomalar, nasıl yaşayacağımız, her şey bize dışarıdan giydiriliyor. Ama
>kim giydiriyor derseniz, kimse giydirmiyor aslında, birbirimize
>giydiriyoruz. Böyle olunca yaşama sevinci kayboluyor, bu çok büyük bir
>tehlike.
>
>
>- Öğrencilerinizin yarısının anti-depresan kullandığı doğru mu?
>
>Doğrudur. Bizim ODTÜ civarında hayat bir beladır diye algılanıyor herhalde.
>Sürekli şişiriliyor gençler, sen akıllısın diye. Ailelerin de beklentisi
>büyüyor. Ama küçük bir başarısızlıkla karşılaştıklarında hemen bunalıma
>giriyorlar. O kadar el bebek gül bebek yaşamaya alıştırılmışlar ki, acılara
>tahammülü olmayan insanlar yetişmeye başlıyor. Yaralar almaya başlayınca,
>bir çıkış noktası bulamayınca ya ilaçlarla tahammül etmeye çalışılıyor ya
>da savunma mekanizmaları aşırı gelişiyor.
>
>- Bu durum başarıya koşullanmaktan mı kaynaklanıyor?
>
>Başarılı olsan, başarının hiçbir ölçütü olmadığı için, nerede duracağını
>bilemiyorsun ve başarı dangalağı oluyorsun. Sürekli önüne havuç konmuş eşek
>gibi koş Allah koş. Işkolik oluyorsun. Başarısız olsan geride durmaya
>tahammül edemiyorsun. O yüzden başarı ve başarısızlığın dışında bir hayatı
>seçmiş olabilirsin, yani serseri olmak çok daha iyidir bence. Başarısızlık
>ve büyük beklentiler bir aradaysa o zaman anti- depresancı oluyorsunuz.
>Bunların dışında üçüncü bir yaşamın peşindeyseniz yaratıcı olmak
>zorundasınız. Yani dünyaya posta atmış, egemen değerlerin dışında bir insan
>olmak gerekir. Dünyaya posta atabilmeniz için de önce kendi değerlerinizin
>olması gerekir.
>
>- Mutsuzluk bulaşıcı mı?
>
>Pısırık, güvensiz insanların bu kokuşmuşluktan çıkma şansı yok. Mutsuz ve
>sinirliysen bol bol sigara içersin ve kısa bir süre sonra ölürsün.
>Mutsuzluk uzun sürmez. Trafikte kavga edersin, bir araba sopa yersin. Onun
>için rahat olmak lazım. On derste rahat olma kitapları şimdi çok satıyor.
>Orada yazanların tam tersini yaparsan belki biraz rahatlarsın.
>
>- Hayvan dergisine verdiğiniz beyanatta: "Bilge dediğin fırlama olur
>demişsiniz." Bu görüşünüzde ısrarlı mısınız?
>
>Gayet ısrarlıyım, hatta bu görüşümü daha da ileri götürdüm, bilge dediğin
>hem fırlama olur, hem de puşt olur diyorum. Bilge, hayatın bütün hazlarının
>ardından koşar ama o hazların hiçbirinin dangalağı olmaz. Serserilerle
>konuşur, berduşlarla arkadaşlık eder, bir sürü dedikodunun farkındadır,
>magazinleri izler ama bulaşmaz. Günde on beş dakika televizyon izler ama
>sonra genellikle evleri iki katlı olduğundan yukarı çıkar, Mevlana'yı
>Farsçasından okur, yatmadan önce iki bardak şarap içer. Bilge adamda hem
>sokakta süren hayatı yaşayabilme yeteneği ve gücü vardır hem de o hayatın
>dışına çıkabilme cesareti. Yani bilge insan, hayatın içindedir.
>
>Leman'ı, Penguen'i okuduğu zaman esprileri anlar, mel mel bakmaz. Yani ben
>bilgeyim, bu adamlar ne biçim espri yapıyor, çok ayıp demez. Son çıkan
>küfürleri bilir. Yeni küfürler üretir. Yaşamdan tat almayı bilir ama bunu
>hiçbir zaman ayağa düşürmez. Ayağıyla yaşadığı yaşamı, yukarı çeker. O
>küfür ettiği zaman, küfür onda besmele gibi bir şey olur. Bizde bilge,
>yerinden kalkmaz, aksakallı, yemek yemez, çişi gelmez biri olarak bilinir.
>Oysa bilge dediğin doğal gaz kuyruğuna girer, sırasını kapan olursa kavga
>eder, gerekirse karakolluk olur. Bu tanıma göre bilgelik, akademisyenlikle
>pek örtüşmüyor. Akademisyenlik kötü bir iş. Bilgeliğe aykırı, otuz yıldır
>millete not veriyorum, kusturucu bir şey, bıktım anasını satayım, hepinize
>sıfır diyeceğim bir gün. Ya da hepinize yüz, ne fark eder. Bilgelikle
>akademisyenlik arasında bir ilişki olabilir, o da yaşı 18-20 olanlarla
>sürekli bir arada olmaktan kaynaklanan bir şey. Bu avantajı kullanırsanız,
>yeni kalabilirsiniz.
>
>- Biraz da aşktan konuşalım mı?
>
>Aşkta benim teorim şu; aşk doğuştan hormonlarla ilgilidir ama aynı zamanda
>kazanılması, edinilmesi gereken de bir şeydir. Emek ister. Hormonu iyi
>salgılayan aşık olduğunu sanabilir, çıldırabilir, azabilir ama aşk ayrı bir
>şey. Bir sanat, bir güzellik yaratmaktır aşk. Hıyarların, hamhalat
>heriflerin işi değildir. Diyelim ki kızın birini görüyorum, içime bir ateş
>düşüyor ve aşık oluyorum. Yok, öyle yağma, böyle beleş bir şey olabilir mi?
>Ateş düştükten sonra ne halt yediğine bağlı olarak aşk olur ya da olmaz.
>Ateş düştükten sonra o ateşi düşüren kişiye gidip onu söndüreyim hemen
>diyorsan, orada aşk yoktur. Ama aşk düştüğünde; kendimizi, hayatı,
>yaşadığımız kültürü anlamaya ve dönüştürmeye çalışıyorsak, işte aşk odur.
>Bize insan olduğumuzu hatırlatır ve büyük bir sorumluluk yükler. Aşık
>olduğum zaman aklıma şu gelmeli, aşığım, demek ki yapacak çok iş var. Yani
>aşktan aldığımız enerjiyle bir yere bir ağaç dikebiliyorsak, bir insana
>yardım edebiliyorsak, farklı kitaplar okuyabiliyorsak, gereğini yerine
>getirdiğimiz şeydir. Aşk eşittir sevgili değil, iki kişilik de değil çok
>kişiliktir aşk. Bütün dünyayı düşman belleyip Leyla'yı sevmek değildir.
>Leyla'da bütün insanlığı sevmektir.
>
>- Bir entelektüel olarak mutlu musunuz?
>
>Yalnız kaldığım zaman, genellikle gece ikiyle dört arasında mutlu olurum.
>Televizyonu açarım ama seyretmem. Sesini dinlerim, duvarlara bakıp öyle
>düşünürüm, belki yazasım gelir bir şeyler karalarım. Uykum gelince, bu
>dünya düzelmez arkadaş deyip yatarım. Bugün de kurtaramadık dünyayı ne
>yapalım derim. Hesabi duruş, mutluluğu öldüren şeydir. Örneğin Nıetzsche,
>adam hayatı boyunca bunu anlattı. Ama Nietzsche'yi okuyup karamsar olan
>adamlar var, onlara sopayla girişmek istiyorum bazen. Adam demiş ki, ben
>bir enerji kaynağıyım. Benim insan gibi insan olabilmem, içimdekilerin
>olabildiğince bastırılmadan ortaya çıkabilmesidir. Oysa yaşam buna izin
>vermiyor, birbirimizi maskelemek zorunda kalıyoruz. Gerçi Freud medeniyetin
>temelinin bu olduğunu söylemiş. Biz de içimizdeki hayvanlığı bastıracağız
>diye, içimizdeki insanlığı da bastırmışız. Hala içimizdeki erotik enerjiyle
>ilişkimizde sakatlık var. Erotik yanımız ortaya çıktıktan sonra ayıp bir
>şey yaptığımızı düşünüyoruz. Onun için vatan millet sakarya, ilim aşkı,
>sanki hiç eros yokmuş gibi davranıyoruz, dava adamı kalıbına sığınıyoruz.
>
>Bütün bu kalıplarım dışında felsefe; çözüm arayanların değil, soru
>soranların yeridir, şeytanla muhabbettir. Ne zaman ki şeytan sizi alt eder,
>o zaman insan olduğunuzu anlarsınız

izmirksk
23.03.2006, 20:19
ahmet inamın yazılarını okumuştum
pek uzlaşamayız:)
paylaşım için sağol
Türkiye nin iyi felsefecilere ihtiyacı var ama 70 milyonluk ülkemizde çok iyi bir felsefeci yok
ne acı

güldestim
24.03.2006, 09:36
Çok enteresan ben Ahmet İnamı ilk kez duydum.Konuşmalarında ne kadar argo kelime kullanmış böyle.En azından tanımış oldum.Paylaşımın için teşekkürler.

eylüleren
24.03.2006, 21:32
Paylaşımın için sağol

kürecik
30.03.2006, 18:17
bence bu kadar karamsar ve umutsuz olmak bi yarar sağlamaz. her şeyin kötüsüyle uğraşmayalım.yinede teşekkürler...

murat_aydemir_
06.04.2006, 14:02
selam canlar yaşamak yada yaşamayı hak eden herkesin ortak yolu

zine
07.04.2006, 12:30
teşekkürler
harika bir yazı. sansürsüz alabildiğince gerçekçi ,cesur, gerçek yaşama dair güzel yazı.

izem
07.04.2006, 13:49
valla kasıtlı olarak demiyoırum ama nerde hemşom orda güzel paylaşımlar..:D
iyidost abi bu güzel yazı için teşekkürler..yüreğine sağlık..

hasandağı
14.04.2006, 11:40
Türkiye'de nitelikli felsefeciler var. İyiden neyi anlıyoruz? Ahmet İnam bana göre nitelikli bir felsefeci. BİRGÜN gazeteside birkaçkez söyleşisini okumuştum. Bana tatminedici geldi. Argo ölçülü olduğu sürece kullanılabilmeli.

hasandağı
17.04.2006, 15:47
Felsefe ile uğraşan kimse yok mu????!!!!

iyidost69
17.04.2006, 16:33
Felsefe ile uğraşan kimse yok mu????!!!!

Sevgili Can,

Ben yıllarca felsefe ile uğraştım. Ve bıraktım.
Ama şimdi o benimle uğraşıyor ve peşimi bırakmıyor.

Deli Aşık...

Saygılar..

erayY
04.05.2006, 20:48
Felsefe ile uğraşan kimse yok mu????!!!!

var...

ayrıca sıradan ve güzel bir paylaşım,
olağan durumlara olağanüstü bir bakış açısıdır felfese kanımca.

alyosa
06.06.2006, 19:04
Ahmet İnam bu ülkenin yetiştirdiği önemli felsefecilerinden biridir ve bir cumhuriyet çocuğudur. Onu anlamaya çalışmalıyız, aklımızı ve yüreğimizi açarak..