Orijinalini görmek için tıklayınız : Sivas şehitlerini kısaca hayatları


munzur_hozat
03.07.2005, 23:44
KORAY KAYA:
Ankara 1981

http://www.alevi.dk/images/s33_small.jpg

?u dünyadan birde Koray geçti. 12 yaşında Sivas’tan.
5 yaşında yazıyı sökmüştü, Pir Sultan’ın genç şehidi.
Gururlu bir günde, işçi bayramında 1 Mayıs’ta doğmuştu.
Akşam konserde babası ?smail Kaya’nın sazı kırılınca üzülmüş,
Annesine varıp ne oturuyorsun, babamın sazı kırıldı
hadi buradan gidelim demişti....

Ertesi gün Cumhuriyet Lokantasında yemek yerken,
bir haber ulaşır. Cuma namazından çıkan büyük bir kalabalık
valiliği taşladıktan sonra, Kültür merkezine doğru yürümüş.
Zalim felek orada ayırır canları, bir daha göremezler birbirlerini.
Ozan ?smail Kaya kültür merkezine gitmek zorunda kalır,
oradan da Ali Baba Mahallesine hapseder,
hakim güçlerin, derin devleti onları,,
yobazlar rahatça,,, Koray ve Menekşe’leri boğsunlar Madımak cehennemide...diye..

MENEK?E KAYA:
Ankara 1977
http://www.alevi.dk/images/s7_small.jpg

Ötme bülbül ötme, şen değil gönlüm.
Dost senin derdinden ben yana yana.
Bu dünyadan bir Menekşe geçti, 15'inde Sivas’ta yakıldı.
Semaha tiyatroya meraklıydı.
Günleri Pir Sultan Derneği’nde geçerdi.
Evde kardeşi Koray’la saz çalıp semah dönerdi.

Turhal-Tokat, Amasya, Gümüşhane,
Hacıbektaş şenliklerinde tiyatroda oynamış.
?stanbul, ?zmir, Ankara’da semah dönmüştü.

Menekşe Kaya 15'inde SON semahını
1 temmuz 93´te Sivas’ta döndü.
Menekşe’lerin üzerine, su yerine kara dumanlar indi.

‘... O Sivas, Ol Kerbela’dan bin kere beterdi....

ÖZLEM ?AH?N:
Ankara 1977


http://www.alevi.dk/images/s32_small.jpg




Özlem ile Nurcan amca çocukları, bir elmanın
yarısı gibiydiler içtikleri su ayrı gitmezdi.

?çlerinde sınırsız bir insan sevgisi vardı.
Sevdiklerine koşa koşa giderlerdi.

Pir Sultan’ın CHE Guera’nın resimleri olan,
kızıl mendilleri, kollukları, saç bağları, küpeler
kolyeler üretip, dernek adına satarlardı.
Devrimci kişiliklere duygusal bir yakınlıkları vardı.
Bu genç yaşlarında tabuları öyle bir güzel yıkmışlardı.

Onları, ne kanlı Sivas, ne Madımak Otelinde,
ne de mezarlarında aramayın onları,
Onlar kaçıp gittiler cellâtların elinden.
cellâtların yüzlerine gülerek hem de.
Çünkü onlar artık şehirde bir kumru.
parkta bir kelebek, denizde bir balık
düşüncelerimizde güzel bir dostluk.

Ve Onlar: şu alemde sevgi, yaşadıkça, haksızlığa karşı,
bir isyan bayrağı gibi dalgalanacaklar..

munzur_hozat
03.07.2005, 23:49
NURCAN ?AHIN:
Ankara 1975
http://www.alevi.dk/images/s31_small.jpg

Kim yakıştırabilir sana ölümü.
Uzun yıllar çocuk hasreti ile yanan
ve tedavi gördükten sonra ‘can ışığı’ anlamına gelen
Nurcan adını koyduğu kızı doğar. O’nun için annesi Fidan :
Ben seni Allah’tan zorun an aldım, özel olarak sevmek için
kendime doğurdum, diyor.
....Nurcan, belki yaşlanacağım ama asla büyümeyeceğim
diyordu....
Okumayı çok seviyor, derneklerde her işe koşuyor
semah, tiyatro, kitap dergi.
Sivas’a yola çıkarken:
‘...Anne oraya geçen yıl gidenler tuvalet bulamamış,
bizde su bulamayız belki, Bir su ver içeyim....
Annesi Hacıbektaş'tan getirdiği sudan bir bardak veri.
Yarısını içer yarısını da Özleme verir...

Tas tas içtik ahuları sağ iken.
Bir sen iç, sevdiğim birde bana ver.
BELKIS ÇAKIR:
1975
http://www.alevi.dk/images/s30_small.jpg


Güne Umut’tan, ‘ceylanlara karışıp semaha duran.’
Kamber Hocanın kızı, Üniversiteye gidecekti.
Dernekte semahtan sorumlu idi.
Kamber Hoca cehennemden,
Birsen’i, Çiğdem’i, Gülay’ı ve diğerlerini kurtarıyor
kendi öz kızını kurtaramıyor.
Bende astım, bronşit var..‘ O taze ceylanların yerine neden beni almadı ölüm...’ diyor.

Belkıs’ın kardeşi Tuncer’de semah gurubunda.
O olaylar başladığında Madımak Otel’ine ulaşamıyor.
şimdi Sait Metin’in bıraktığı yerden tiyatrodan
Pir Sultan olmayı sürdürüyor.
BELKIS’ Güne Umut = müzik gurubunda vokal yapıyor,
okumayı ve Zülfü Livaneli’nin şarkılarını çok seviyordu.
Kişilikli, yürekli, yetenekli, tutuğunu koparan
tam bir Anadolu kızıydı. Belkıs..

Kırklar ile yedik içtik.
Kaynayıp sohbete coştuk
Yetmiş yıl fırında piştik
‘Daha çiğsin, yan’ dediler

SERKAN DO?AN:
Ankara 1974

http://www.alevi.dk/images/s29_small.jpg

Başıma kızıl bağla, ardımdan sakın ağlama, anam....
Serkan Doğan kardeşi Serdar Dogan’la semah ekibinde,
ve kitap ve kaset stantında görev alıyorlar Pir Sultan
etkinliklerinde. Serkan ayrıca, Pir Sultan tiyatrosunda,
Ali Baba’yı canlandırıyor.

Cuma namazından çıkan yobazlardan, korunmak için girdiği,
Madımak oteline cansız çıkıyor Serkan.
Kardeşi Serdar ise, öldü diye atıldığı morgda, tam 12 saat
kalıyor ve tesadüfen bir doktor nabzının attığının
farkına varıyor.

Serkan, otelde yangın başladığında, bir kaç dize
yazıp iç cebine koyuyor.:
‘....Yanıyorum anam sakın ardımdan ağlamasın
Ali’yim ben. Pir Sultan yoluna ölüyorum
Başıma kızıl bağla, sakın ardımdan ağlama....’’

Doğan ailesi SERKAN’ın vasiyete sadık.
Yok gözlerinde bir damla gözyaşı, yakınma.
Yalnızca direnç.. var direnç..

Pir Sultan Pirimiz, Yolunda Ölürüz....

SERP?L CAN?K:
Ankara 1974

http://www.alevi.dk/images/s28_small.jpg


Kuş olup güvercin donunu giyen
Uyan dağlar uyan Serpil geliyor.

Ticaret lisesinde staj gördüğü bir kooperatifte çalışıyor,
semah çalışmalarımı engelliyor diye
işten çıkmayı bile düşünüyor, üniversiteye gitmek istiyordu.

Serpil semah ekibinin en yenilerinden,
önceden içine kapalı olan Serpil aydınlanma kalesi
olarak benimsediği Pir Sultan Abdal Derneğine gelip,
gül gibi açılıyor.
Ablası Serdar Canik Pir Sultan tiyatrosunda oynuyor.
Ailece gidiyorlar Sivas’a Serpil hiç gitmediği köyleri Banaz’ı da
görecek. Yobazlar Serpil’in anne babasını Ali Baba Mahallesine
ablası Serdal Canik’i Kültür Merkezinde tutsak tutuyor,
onunda Madımak’ta boğuyor karanlık.

Gözü yaşlı Sultan anne: Yavrularım uça uça gittiler... diyor.
‘..Turnalar turnalar, telli turnalar, Semah edende, hakka gidenler...’


ASUMAN S?VR?:
Ankara 1977
http://www.alevi.dk/images/s27_small.jpg
Sokullu Lisesi 1. sınıf öğrencisi. Kamber Hoca,
Çorum’luların bir gecesinde tanışıyor,
Yasemin ve S?VR? kardeşlerle.

16 yaşında semah hocası oluyor Asuman,
3 grupta 100'e yakın öğrenciye semah öğretiyor.

2 temmuz 93 günü otelden evi arayıp karnesini
alıp almadıklarını soruyor ailesine. takdirname bekliyor.
Takdirname aldığını öğrenemeden yobazlar otele saldırıyorlar.

Kamber Hoca çok sevdiği Asuman için:
Asuman’da her türlü özelik güzellik vardı,
zeki ve çalışkandı, emek veriyor çalışıyor çalıştırıyordu.

Bütün evren semah döner, Aşkından güneşler yanar...

Ateşte semaha duranların en Sirvi başıydı O.

Alevimen
03.07.2005, 23:53
Bu bilgileri Video-Projem için kullanacağım, ayrıca başka resimler/dokümanlar elinizde bulunuyorsa onlarıda yayınlayın, teşekkürler.

munzur_hozat
03.07.2005, 23:54
MUH?BE AKARSU:
Kangal 1958

http://www.alevi.dk/images/s5_small.jpg
Muhibe Leyla Çiftlik 1971
yılında Muhlis Akarsu ile evlendi.

Acı tatlı yaşamı, aşkı ve
ölümü beraber paylaştılar.


Akarsuyum böylesiydi ahtımız,
işte geldik gidiyoruz dediler,,,
Pınar, Çınar ve Damla adlarında
3 kız, 3 gonca gül,
hatıra bıraktılar bizlere.

Onları yaşatmak borç olsun bize.

MUHL?S AKARSU:
Sivas Kangal 1948.
http://www.alevi.dk/images/s4_small.jpg


Çocuk yaşta tanıştı telli kuranla, Cemlerde zakirlik
yaparak.
70´li yıllarda
”Kula kulluk yakışır mı”
diyerek, Akarsular gibi aktı
sahnelerde, gönüllerde,
ve kavgalarda...

?nsan haktır hak insandır biliriz
Gönüllerde açar bizim gülümüz
Akars´yum bacı kardeş hepimiz
Demokrasi nerede ise ordayız..
?nsan hakkı nerede ise ordayız..

Sivas etkinliklerinden sonra çıkaracağı kasetinin adını.
Sivas ellerinde ömrüm çalınır, koymuştu.
Ve EVL?YA denildi ardında.

Akarsu'yum yansam da
Kül olup savrulsam da
Bazı bazı gülsem de
Yine gönlüm hoş değil.

Dilim dönmez nedir gâvur müslüman
Duman ateş demek ateş duman
Enel-Hak bağına girdiğim zaman
?ster asıp ister yüzsünler beni
?ster YAKIP ister yüzsünler beni…
ASIM BEZ?RC?:
Erzincan 1927

http://www.alevi.dk/images/s2_small1.jpg
67 yılık hayatında 70 kitapla,
O sosyalizmin, edebiyatın şiirin,
halkın kütüphanesi idi.
O Özgürlük, insanlık, barış,
O bir başkaldırı abidesi idi,
özü sözü zülfü kâr olanlardan.
O bir eleştirmendi, çünkü eleştirmeden
daha iyiye güzele doğruya gidilemezdi.
Toprağa gül dikenleri, güle dil verenleri,
O halk ozanlarımızı ölümsüzleştirdi.

”Bir insan olarak her türlü güzelliği koruma
sorumluluğunu taşıyorum”.
Herkes te öyle davranmalı, diyordu.
Ankara'dan öteye Siva´a gidip,

Ucunda ölüm olsa bile, gençlere moral
vermeyi tercih etmişti.
NES?M? Ç?MEN:
Saimbey, Safsakalı köyü (Sarız 1926) 1931

http://www.alevi.dk/images/s1_small.jpg

O halkımızın dili, O 3 telli Curanın Piri .
?stanbul, Almanya, Fransa, ?sveç
O da bir gurbetçi idi.
O yemyeşil bir bahar Çimeni,
Bire yobaz, bu yolda verdiğimiz,
bu kaçıncı Nesimi.

?nsan olan insan barıştan yana
Ancak zalim olan kıyar insana
Barış aşkı yayılmalı cihana
Barış güvercini uçsun dünyada

Gel ey Nesimi sen, senden sor seni
Sakın ham hor görme asla bir canı,
?nsanları sev sen, eyle secdeni
Mukaddes bir varlıktır, hakkın kendisi,
........Nesim´ler... ölür, ölür dirilir...

MET?N ALTIOK:
Bergama1941.
http://www.alevi.dk/images/s3_small.jpg
O bir filozof, O bir şairdi,
Olacağı görür gibi, yıllar önce,
”yakılması gereken biriyim” diye
yazmıştı.

”…Gördüm yaşarken vadesiz ölümümü.
Ördüm de ilmek ilmek
Sırtıma giyemedim ömrümü…”
Madımakta girdiği komadan,
8 Temmuz 93 te ayrıldı aramızdan.

Sivas sana verdik senden isteriz.
Canlı verdik, canlı isteriz.

munzur_hozat
03.07.2005, 23:58
BEHÇET AYSAN:
Ankara 1949
http://www.alevi.dk/images/s6_small.jpg
O Atomla savaşan bir doktor ve şairdi,
Nükleer Savaşın önlenmesi için hekimler
derneğinde, Ankara Tabipler odası,
Sağlık-iş sendikasında ve Edebiyatçılar
derneğinde yöneticilik yaptı. Bir çok şiir
ve 1986 Abdi ?pekçi Barış ve Dostluk ödlü aldı.

70´li yılarda 141-142´ye muhalefetten, girdi
çıktı demir parmaklıklar ardına,
Ve O bir doktordu can kurtarmak için,
Madımakta elinde bir demir çubukla,
barikatın ardında ölümsüzlüğü kucakladı.
‘..Beyaz bir gemidir ölüm, siyah denizlerin hep
çağırdığı batık bir gemi, sönmüş yıldızlar gibi
yitik adreslere benzer ölüm, yanık otlar gibi
sen bu şiiri okurken ben, belki başka bir şehirde,,,,
ölürüm...’
ED?BE SULAR?:
Erzincan 1953
http://www.alevi.dk/images/s8_small.jpg
Davut Sulari´nin yadigârı,
?sveç'ten koşup gelmişti Sivas´a.....

O zaten babasının
yoldan, hiç ayrılmadı.

Aşkıyla Perişan Davut Sulari
Muhabbeti baldır kendisi arı
Hz. Ali´nin sır Zülfükarı
?nkarın boynuna vuralım hele

Bu alemi yobazlardan
kurtarmak, boynumuzun
borcu olsun.
UGUR KAYNAR:
Zara 1956
http://www.alevi.dk/images/s9_small.jpg

Militan bir şair ve yazarı idi.
Yalnızlığı, sevgisi ve için için
kaynaması, belki de 12 eylül
döneminde, 2 yıl mesken tuttuğu
Mamak mahpushanesinden
kalıyordu.

?lk kitabı: ”Çiçekler halaya durdu ”
oldu. ......Ve cesedini bir torbada
getirdiler. Deri çantası peşinden
geldi, bir peçeteye son şiirini
yazmıştı.
”…Öldüğümde doğduğum yere
gidiyorum. Yıllarca süren bir hasret
ve bilinmezliği
?şte böylesine yeniyorum...”


http://www.alevi.dk/images/s17_small.jpgMEHMET ATAY:
Divrigi 1968

?ahanım, şahdamarım yangın yüreklim.

12 yaşında babasını, 10 yaşında annesini yitiriyor.
Orta okulda iken annesinin çeyiz sandığını bozup,
içinde güvecin besliyor.

Gazi Üniversitesi Maliye Yüksek okulunu bitirmesine rağmen,
O mutluluğun resmini arayan, bir fotoğrafçı oluyor.

O özgürlüğün fotoğrafını çekiyordu, ve de
en çok sevdiği çocukların resmini.

Fig iken... biçtiler ekinimizi....
Kalbimizde taşıyacağız resminizi....

munzur_hozat
04.07.2005, 00:02
?NC? TÜRK:
Balıkesir 1971</B>
http://www.alevi.dk/images/s15_small.jpg
?nci Muammer’le sevdalı, Pir Sultan Abdal
tiyatro topluluğunun teknik kadrosunda çalışıyor.
Gazi Üniversitesi Eczacılık fakültesi mezunu.

Kendi yazdığı bir şiiri:

‘...Yaşamak istiyorum, ama kendimce,
Neden yaşama karşı, bu kadar acımasızlar,
Neden özgürlüğü böyle kısıtlıyorlar..’

Ve o kara günden sonra, annesi Neda Türk:,
rüyasında görüyor ?nci’yi:

‘..Biz kendi kitabımızı kendimiz yazmaya geldik..’
Onlar eşsiz Kur’anı, ?NC? gibi düzdüler.
‘Okunacak en büyük kitap insandır...’ dediler.

Bizde arrtık sadece insan okuyacağız.
http://www.alevi.dk/images/s14_small.jpg
MUAMMER Ç?ÇEK:
Tokat, Zile 1967

Gönlünü ?nci’ye öfkesini fırtanaya kaptıran çocuk.
Ve bir tiyatro yazdı ‘..inadına yaşamak..’
Bizde Seni inadına yaşatacağız.
Okul bitirme projesi olarak, mühendis Muammer;
1992 de Sivas’ın vaziyet plânlını yapıyor.
1 temmuz 93 te, Muammer Çiçek şiir yazıyor.
‘...Soğuk ölümün, acımasız pencereleri
geziniyor üzerimde
kıyıya vurmuş, baygın bir balık gibi
ayılıp çırpınmaya başlıyorum
Korkuyorum beni kavuracağından güneşin.
çırpınıyorum ATE? kumlarda yaşamak için
ulaşmak istiyorum delice, suya,
nefesime ve kendime.

Ve 1 temmuz 93 te Sivas’ın vaziyet plânı,
Yobazların etki alanı oludu.

Fakat yarınlar Çiçek’lerin olacak.



http://www.alevi.dk/images/s13_small.jpg

HASRET GÜLTEK?N:
Koçgiri 01.05.1971

Müzisyen, müzik yönetmeni, araştırmacı şair olan
Hasret´e Nerelisin diye sorulduğunda,
üstüne basa basa, Koçgiriliyim, Kürdüm derdi.

Gecelerde konserlerde bağlamasından bal akıtır,
Anadolu aydınlanmasına ışık tutandı.

Bir çok ustanın kasetlerine müzik yönetmenliği yaptı.
”Her ne ararsan kendinde ara..
felsefesinden yola çıkarak, ”
N ararsak Anadolu´da bulacağız” diyordu.
O Anadolu Mozaiğinin unutulmaz bir ismi oldu.

Yobazları hiç mi hiç sevmezdi.
HASRET`lere kıyanları sizde sevmeyin.........


http://www.alevi.dk/images/s12_small.jpg
SEHERGÜL ATE?:
Ankara 1963

Sehergül için babası Biz onunla baba kız değildik.
O hem sırdaşım, hem yoldaşım, hem dayanağım
ve gücümdü diyor, eski Halkçı Parti, millet vekili,
Musa Ateş.
Adı gibi çiçekleri çok seviyor onlarla konuşuyor,
ve çok azimli ve hırslı, elini attığı her şeyi koparıyor, ”.

Eğer saz çalmayı öğrenmeden ölürsem, mezarımı
tekmeleyin.” diyor ve Sivas öncesi Musa Eroğlu´ndan
saz çalmayı öğreniyor.

Sivas´a gidebilmek için babasından izin alma imkânı
olmamıştı. Kardeşi Ali´ye borçlu olduklarının listesini
verirken ”ben ölürsem siz ödersiniz”diyor.

Yaşamını güzelleştirmeyi bilen, yarınlarına umutla bakan,
yüreği sevgi dolu bir genç kızdı Sehergül ATE?.


http://www.alevi.dk/images/s11_small.jpg
ERDAL AYRANCI:
Niğde 1958.

Bir çok projeye girişti, en son olarak
Anadolu ipek yollarını filme almayı
düşünüyordu. Pir Sultan etkinliklerini
filme almak için Sivas´a geldi.
Madımak´ta barikatta yaralandığı an, kim
bilir belki de 12 eylül döneminde 81´de
Mamak ceza evinde yazdığı şiiri geçti aklından.

”.. Eğer bir gün sevgilim, son verecekse
hayatıma b ir ses, (lânet olası kara bir
ses) ?sterim, durmasın patlasın anlam bulacaksa
kulaklarda.
Yalınız...
düşerse kanımın bir damlası yere
Bilsinler ki, orada kırmızı yediveren gülleri açacak
Ve bülbüller ağıt yakacak ölüme
Korksunlar korksunlar artık

Korksunlar ALEV çemberinde ki akrep
gibi.. Çünkü ölümleri, Gül dikenlerinde olacak.”

munzur_hozat
04.07.2005, 00:08
http://www.alevi.dk/images/s10_small.jpg
ASAF KOÇAK:
Yerköy 1957

O, ”yok devenin kuşu…
Cop Cumhuriyeti nin çizeri idi..”
”?nsanın kendini sorgulaması yeterli değil,
mesele, dönüşebilmek, değişebilmek,
mesele aynanın karşısına geçip
kendine ATE?-edebilmeyi becermektir..”.

Sakallarımdan başka her şey
takma protez diyor
ve son dakikalarında,
isyan borusu çalar gibi,
Madımak koridorlarında,
ölüme mızıka çalıyordu.

http://www.alevi.dk/images/s16_small.jpg

GÜLENDER AKÇA:
Sivas Divrigi 1970

Kardeşçe insanca yaşamak için mücadele etti.
Divrigli Kültür ve Yardımlaşma derneğinde.
?şçi ve sendikacı babası, ve dernek yöneticisi
kardeşinin izinden gitti.
Kadınları örgütlüyor, folklör oynuyor,
arkadaşları ile Anadolu semah araştırma
topluluğunu (ASAT’ı) kurudu.

Ve kardeşi Vedat Akça :
‘...Yitirdiklerimizin ardından
ağlamak,........anlık tepkilerle yollara
çıkmak çözüm değil.
Toplumun, kitle örgütlerinin,
demokratların, cenazelerin kalktığı
günkü havayı sürekli kılmaları
gerekiyor...’

Onlar ölmedi, ALEVe güldüler..
http://www.alevi.dk/images/s17_small.jpg
MEHMET ATAY:
Divrigi 1968

?ahanım, şahdamarım yangın yüreklim.

12 yaşında babasını, 10 yaşında annesini yitiriyor.
Orta okulda iken annesinin çeyiz sandığını bozup,
içinde güvecin besliyor.

Gazi Üniversitesi Maliye Yüksek okulunu bitirmesine rağmen,
O mutluluğun resmini arayan, bir fotoğrafçı oluyor.

O özgürlüğün fotoğrafını çekiyordu, ve de
en çok sevdiği çocukların resmini.

Fig iken... biçtiler ekinimizi....
Kalbimizde taşıyacağız resminizi....


http://www.alevi.dk/images/s18_small.jpg
SA?T MET?N:
Divriği 1970

‘...Uzundu usuldu dedemin boyu..’
Sait Metin, Grup Güne Umut’ta
saz çalıp türkü söylüyor.
Su gibi içiyordu eline geçen kitapları. ‘
..Umut belki de gelecek sayfadadır...
kapatma kitabı...’

Pir Sultan tiyatrosunda Pir Sultan Abdalı canlandırıyordu.
Aynı tiyatroda Pir Sultanın eşi Ballıha nı canlandıran
Yeşim Özkan’la hayatlarını birleştirmeye söz vermişlerdi.
Sait- Pir Sultan/ Yeşim- Balcan olmuştu. Kerem’le Aslı,
Ferhat’la şirin gibi.
Sait annesine: ‘..Anne deli’misin sen,
Ben aradığımı buldum...’ diyordu.
Baba Mehmet Metin: ‘ Devlete çok güvendik.
Bizi ve çocuklarımızı bu kör güven yaktı, diyor.

Tarih sizleri hep anacak, halkımız sizleri kalbine kazıyacak.
- Ve halkımız sizden başka hiç bir şeye bel- bağlamayacak.

http://www.alevi.dk/images/s19_small.jpg
YE??M ÖZKAN:
Ankara 1973

Ballıhan, erenlerinin bal çiçeği.
O Pir Sultana, Sultan ona aşıktı.

Hacettepe Üniversitesi Sosyal hizmetler okuluna gidiyor,
Çocukken sakin ve durgun olan Yeşim gençliğinde
bahar gibi yeşeriyor, artık sözüne söz yetişemiyor,
enerjisini tiyatroya veriyor.
Pir Sultan oyununda görev alıyor.

Biz Sivas’ın yobazlara teslim olduğunu bilseydik
gönderirimiydik çocuklarımızı diyor. Babası Hikmet Özkan:
Sivas kıyımından sonra, din konusunda fikirleri netleşiyor.

‘..Allah insanlarda vardır. ?nsan sevgisinden daha büyük
bir sevgi yoktur. ?nsanları sömürmek için dinler kullanılmaktadır.
Bu sömürüye en uygun olan din de Müslümancıktır.
Ben camiden nefret ettiğim kadar hiç bir şeyden nefret etmiyorum.
Cuma namazından, camiden çıkıp, katlettiler çocuklarımızı.
Hiç mi insan/Allah sevgisi yok bu yobazlarda?.
Yok olasıcalar da... ?

munzur_hozat
04.07.2005, 00:11
http://www.alevi.dk/images/s20_small.jpg
HUR?YE ÖZKAN:
Ankara 1971

‘..Havanın yüzünde semah dönerken...’

Arkadaşı ?nci Türk’le beraber Gazi Üniversitesi
Eczacılık bölümünü bitiriyorlar.

Pir Sultan Abdal Derneği’nin çalışmalarına katılıyorlar.
Kardeşi Yeşimle beraber semah ekibine giriyor,
Alevi kültürüne bağlı üretme ve paylaşma bilincine
ermiş iki çağdaş genç kız.

Pir Sultan tiyatrosunda anlatıcı ozan rolünü alıyor
Huriye Özkan.

Ve Baba Hikmet’in, 33 canı gibi, iki yavrusunu da alıyor,
Sivas-bela.


http://www.alevi.dk/images/s21_small.jpg
CAR?NA JOHANNA:
Hollanda 1970

Carina, üniversite öğrencisi, Türkiye’ye kadın ve
Alevi kültürünü araştırmaya geliyor.
Ankara’da camiden/ kuran kursunda çıkan
çocukları görüyor. Çocukların üst tarafı kapalı,
altlarında bir er şort var.
Yanında ki Sultan Sivri’ye dönerek:

Bu çocukların üst kısmı müslüman, alt kısmı ne,
diye soruyor.?

Arkadaşları Sultan, Yasemin ve Asuman Sivri,,
Carina’yı Sivas’a gitmekten vazgeçirmeye çalışıyorlar.
Sivas’ta su bulamazsın, aç susuz kalırsın,
kalacak yer bulamazsın diyorlar.

Carına, siz ne yerseniz bende onu yerim,
siz ne içerseniz bende onu içerim ,
nerede kalırsanız bende orada kalırım diyor.


http://www.alevi.dk/images/s22_small.jpg
GÜLSÜN KARABABA:
Divrig 1971

‘Bir kızımız olsun adı da, Gülsün.’

Etkinliklere Divrigi Kültür Derneği kanadından katılan
4 kızdan biriydi, Gülsün.

Bakkala pazara çıkmayan kız, Sivas’a gitti.

Sivas soğuk olur kalın giyin dediler.
Oysa ki, yangın yeri olacakmış Sivas,
bilemezdi...bilemezdi...

Günlük defterine: Kendi kilidimi açacağım,
kendimi aşacağım, sıradan biri olmayacağım diye yazıyor,
ve hayat felsefem:
‘..Yarın yanağından gayrı her şey ortak...’
diye devam ediyor.

Onlar her şeyi aştı, arşa ulaştı,
Tarihe yeni bir sayfa açtı...


http://www.alevi.dk/images/s23_small.jpg
MURAT GÜNDÜZ:
Ankara 1971

‘ Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi
kardeşçesine.
Bu Hasret bizim..’
En güzelleri en iyileri yitirdik Sivas’ta.

Murat, Pir Sultan gençlik kollarında görev alıyor, semahçı,
kız kardeşi Birsen’le beraber gidiyorlar Sivas’a.

Kara dumanlar içinden kardeşi Birsen’i çıkarıyor.
Diğerleri Madımak cehenneminden çıkarmaya gidiyor..
Murat.

Birsem, Ruhi Su’nun, şu dizeleri ile anlatıyor Murat’ı:

Ne Mutlu biz insan olmuşuz
?nsan sevgisini gerçek bilmişiz
?nsanın dalında açıp gülmüşüz
Muhabbet insana, cana muhabbet

Söz.. söz veriyorum; Beni yaşarken
görenler, seni yaşarken görecekler.

munzur_hozat
04.07.2005, 00:12
http://www.alevi.dk/images/s24_small.jpg
AHMET ÖZYURT:
?arkışla / Ankara 1972

Kendimi bir atom bombası ve bir kuzu gibi
hissediyorum diyordu Ahmet.

Ahmet’te semahçı idi. Üniversiteye girmeye hazırlanıyor,
En çok sevdiği iki eylem,, okumak ve spor yapmaktı.


Günlük defteri güzel sözler kitabı gibi. ....
Sorunlardan kaçmamak tam tersine üzerlerine gitmek gerek.
Evet düşünmek gerek Her kitap okunmalı,
onlardan bir şeyler kapılmalıdır.... diyor Ahmet.
...Gerçekten mutlu kişi gerçekten içinde
bir iyilik hisseden kişidir, önemli olan
insanlık adına bir şeyler yapmaktır. Diyor, Ahmet Özyurt.

?badeti cuma namazından sonra cana kıymak olanlara ibret:

Onun ibadeti, her an, insanca yaşamak,
insanca düşünmekti.


http://www.alevi.dk/images/s25_small.jpg
HANDAN MET?N:
Divrig 1973

‘Tüm güzellikleri toplayıp uzun ince bir yola çıktım...’
1992 ODTÜ Eğitim Fakültesi Biyoloji Bölümüne giriyor
Handan.
Gülsün, Gülender ve Nurhan’la yakın akrabalar
ve 4 kız Divrig Kültür derneği kadın
komisyonunda çalışıyorlar.

Annesi Sultan Metin . Yavrularımız, 8 saat,
geldi, gelecek diye devlet bekledi, 8 saat yandılar....

O yobazlar 8 saat, ‘..şeriat isteriz..’ diye
bağırdılar. Ve Handan yazıyor.
‘...Ayrılmak bir doğa kanunudur.
Bir gün arkadaşlarından, yarın ailenden
Ve son olarak da bu dünyadan ayrılacaksın.
Ama önemli olan zihinlerde bir isim
bırakmak, ölsen bile ölmemiş gibi
yaşatılmaktır.

Onlar, ölmeden, ölenlerden oldu.
Zihinlerimizde 33 isim kaldı, 33'de birer
Kubilay, 33'de birer Pir Sultan oldu..



http://www.alevi.dk/images/s26_small.jpg
YASEM?N S?VR? :
Ankara 1974

Kamber abi’nin profesörü.
Kitap kurdu. Hacettepe Üniversitesi
felsefe bölümüne gidiyordu.
Pir Sultan’da, semahla başlıyor, giderek
yeni alanlara yöneliyor,
gençlik komisyonu üyesi ve tâbi ki
kütüphaneden sorumlu idi.

Yasemin, Sivas’ta yazar, Aziz Nesin
ve Asım Bezirci ile tanışıp,
görüşlerini açıklayacağı için sevinçli.

Benim en iyi arkadaşlarım kitaplarım diyordu.
Okuyordu okuduğunu yorumluyordu:

..... ?nsanlar öldükleri zaman değil,
unutuldukları zaman ölürler... diyordu.

Unutmadık.. unutmayacağız... biz sizi yaşatacağız.

chatlakalper
04.07.2005, 00:36
munzur çok güzel anlatılmış helede şiirsel bir dil olduğu için daha da renk katmış ellerine sağlık

munzur_hozat
18.07.2005, 11:38
yumrukluyorum duvarları
yumrukluyorum kara gecenin bedenini
ellerim kan içinde nehirler taşmış yanaklarımdan
otuzyedi can
otuzyedi gül çatlamış susuzluktan sıvas’ın içinde
nasıl uyku tutar gözlerimi?
döne döne semaha dönenler tutuştu önce
sonra türküler
sonra da şiir çığlıksız düştü türkülerin yanıbaşına.
sıvas, sıvas... yiğitlik midir emanet cana kıymak?
yiğitlik midir bir tutam ışığı
kör bıçakla güneşten koparıp karanlığa kurban etmek?
söyle hangi kitapta vardır elleri kolları bağlıyı yakmak?
var mıdır kardelen akında bir avuç inciyi
ateşe tutmak lo?
böyle garip düştüğüme bakma
böyle mahzun durduğuma...
varsın ateşin suskunlukla beslensin
benim de yüreğim gençliğini almış yanına
yürür başı dik
senin de dağların var sıvas, senin de dağların...
dağlarında şahanların...

gün tutuşur canım gece tutuşur
yangınlarda tutsak canlar tutuşur
külüm toprak olur yele karışır
yürür gelir canlar yollar tutuşur

sıvas ellerinde sazım tutuşur
söz tutuşur canım türkü tutuşur
teller bizi söyler diller yarışır
özgürlüğü yazan kalem tutuşur

canlar can olur da eller tutuşur
dost evinde canım sevda tutuşur
pir sultan’lar ölmez binler yetişir
akar gelir canlar tarih tutuşur

kaynak : unknown

Ceyhun
18.07.2005, 13:11
Yazdığınız şiir Grup Yorum'undur. Kaynak belirtirsek daha faydalı olur. Şiir için sağolun.

TheGodfather
20.07.2005, 19:38
Sivasta katledilen canlarımız hakkında daha detaylı bilgi veren döküman elimde mevcut fırsat bulursam sizinle paylaşmaya çalışırım.Bu dökümanlarda şehit olan canlarımızın bizzat kendi ailelerinin kendi yazmış oldukları şiirsel ağıtlar mevcut.
Munzur hozat'a ayrıca teşekkürler.

munzur_hozat
20.07.2005, 22:20
paylaşırsan forumca hep beraber seviniriz.Ben teşekkür derim.

Ceyhun
21.07.2005, 10:04
Kaynağı unknown (unknow yazmışsınız ama herhalde bunu anlatmak istediniz) yapmışsınız sayın Munzur_Hozat (Ben yazdıktan sonra mesaj değiştirilmiş). Kaynak Grup Yorum'dur. Emeğe saygı lütfen. Bilinmeyen bir şiir değil bu. Yüzbinlerce satmış bir kasette yeralmıştır.

munzur_hozat
21.07.2005, 11:15
n iyi unutmuşum,sağol

Ceyhun
21.07.2005, 16:14
Arkadaşın ısrarla sürdürdüğü emeğe saygısızlığı ve bunu bir de dalga malzemesi yapmasını hiç yakıştıramadım. Yukarıda bahsi geçen şiir Grup Yorum'un bir kasetinde yer almış ve Grup Yorum tarafından bestelenmiştir. Sözleri de anonim değil, Grup Yorum'un birçok parçasına söz yazan Savaş Ezgi ve Hayati Azim'e aittir. Yüzbinler satmış bir kasette yer alan bir ürünü anonimmiş gibi ortalığa sunma ve de uyarılmasına rağmen bu umarsızlığı sürdürme tavrını düzeltmek için link veriyorum:

http://www.grupyorum.net/tr/albumler/hicdurmadan/guntutusur.html

Bilinçli şekilde yapılmak istenen çarpıtma da bize emeğe saygı ve adalet konusunda fikir verir sanırım. Gel istediğin değerleri burada kullan, ama kaynak belirt deyince altına unknown yaz (Amerikanca yazma konusundaki ısrarı da sizler yorumlayın artık :) ).

munzur_hozat
21.07.2005, 18:04
sayın ccgunal konu başlığıyla alakasız bir şekilde, ısrarcı bir tutum sergiliyerek konunun önemini ve değerini yitirmesini sebep oluyorsunuz arzu ederim ki sizde bu sabitlenmiş konuyla ilgili bilgilerinizi bizimle paylaşınız.Ben bu sözlerin sahibini bilmiyorum.Siz biliyorsanız bir mesajla sahibi şudur demeniz yeterlidir.Nedenini anlamdığım bu davranışınız kınıyorum ve konunun sapmaması ve değerinin kaybolmaması için keşke mesajlarınızı silseniz ve sadece bu eser şu kişilere aittir yazan mesajınız kalsa.

Ceyhun
21.07.2005, 18:50
sayın ccgunal konu başlığıyla alakasız bir şekilde, ısrarcı bir tutum sergiliyerek konunun önemini ve değerini yitirmesini sebep oluyorsunuz arzu ederim ki sizde bu sabitlenmiş konuyla ilgili bilgilerinizi bizimle paylaşınız.Ben bu sözlerin sahibini bilmiyorum.Siz biliyorsanız bir mesajla sahibi şudur demeniz yeterlidir.Nedenini anlamdığım bu davranışınız kınıyorum ve konunun sapmaması ve değerinin kaybolmaması için keşke mesajlarınızı silseniz ve sadece bu eser şu kişilere aittir yazan mesajınız kalsa.

Efendim ben size şiir için teşekkür ettim ve kaynağın kim olduğunu söyledim. Ben bunu yazdıktan sonra gidip "Kaynak:unknow" yazdınız. Tekrar uyardım ve gerçek kaynağın belli olduğunu, yanlışlık yaptığınızı ayrıca da unknown'u yanlış yazdığınızı belirttim. Siz de gidip dalga geçer gibi unknow yazısını değiştirip bunun üzerine vurgu yaptınız. Siz ısrarla emeğe saygısızlığı sürdürdünüz. Ben de mecbur kalarak gerçek kaynak konusunda bilgi vermek zorunda kaldım. Emeğe duyduğum saygı açısından çok gerekli bir davranıştı bu. Silinecek birşey de görmüyorum.

Sıpa_Mansur
25.07.2005, 09:16
güzel olmuş eline sağlık

zapatistas
30.09.2005, 01:58
kuşaktan kuşağa lanetleneceksin sivas
faşizmin kalesi olacaksın kumdan kalesi
yıkılacaksın ama bir gün
sende kurtarılacaksın
ve göğsünde katledilenlerin
heykelleri dikilecek girişine

ALUNDRA
05.10.2005, 01:10
Hasret Gültekini sahsen tanirdim... Almanya ya geldigi günlerde bazen görüsürdük.. sazini eline aldiginda sanki dile gelirdi o saz... muhtesem calardi..hele bir parcasinin bir kismi hala aklimda..
Düsmüsüm kaldir
Mihnetim oldur
Aglarim güldür
Derman sendedir.

Allah rahmet eylesin..

seyyid
04.11.2005, 21:20
Bir şekilde Unutuldular Ve Unutmak Zorundayiz...sivas Aci Bir Katliam Di Ama Bazi Bölücü Güçler Aleviliği Bir Siyasi Simge Olarak Görenler Ağizlarinin Payini Aldi.

izmirksk
04.11.2005, 21:26
neyi unutuyoruz arkadaş.hangi birini unutacaksın maraşımı sivası mı çorumu mu gazi mahallesini mi
bunlar unutulunca yarın yenileride olacak.sonra sana göre onlarıda unutmamız gerekecek
unutmayız.

Serkan_Devrim
01.12.2005, 21:41
tek bir mum bile devirir geceyi, tek bir can neleri devirmezki.
gurup yorum
.....
ben diyorumki ona kül olayım kerem gibi ey yana yana
sen yanmassan
ben yanmasam
biz yanmazsak
nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa
NAZIM HİKMET RAN

sivas şehitlerine selam olsun

Dogan24
26.12.2005, 16:07
yüreğimize vurulan kıprit bir kezdaha alevlendi canlarımız kalbimizdeler mekanları hak katında olsun sizede candan teşekkürler okumakla bile o acıları şiirlerde yaşamak anlatılamaz

ISIK
31.12.2005, 18:40
ALLAH BUTUN MADIKMAK HOTELINDEKI YANANLARA RAHMET EYLESIN

Arkadaslar ben Sivasliyim ve bana "Memleket neresi?" sorduklarinda Sivasliyim dedigim zaman, "yananlardanmisiniz yada Yakanlardanmisiniz?" diye sorurlar.

Gul_can
16.01.2006, 17:35
mehmet atay
babamin kivresini oglu
bunlari okurken cok duygulandim
ellerine saglik

iyidost69
27.01.2006, 13:45
Arkadaşlar, gerçekten bende okuyunca çok hüzünlendim. Hani gözlerim doldu desem yeridir. Yalnız olsaydım hıçkırıklarla ağlardım. Alevi tarihinin ve türk tarihinin en vahşi katliamlarından biridir sivas olayı. onun için şehitlerimizi anıyorum. onları unutmayalım. unutturmaya çalışanlara prim vermeyelim.

Kor ateşte yandılar
Yezidi insan sandılar
Ölümsüzlük semahını
İlk onlar döndüler


Ey zalim allahsız kitapsız kara yobaz
Sivasta yaptığın katliamı unuttuk sanma
Bizim sessiz efendi göründüğümüze kanıpta
Yaptığın kalleşlik unutuldu sanma

ulalıgenç
07.02.2006, 14:16
Arkadaşlar ben sivas şehitlerinden Serkan doğan'ın kardeşi Serdar Doğanı bizzat tanıyorum..Kendisi İzmir de yaşıyor..Kendisini benimle aynı sınıf da okuyan tunceli/hozat lı bir arkadaşım sayesinde tanıdım...

pirsultanca
09.02.2006, 17:04
Dostlarının ve ailelerinin anlatımıyla Sivas Şehitleri. Aşağıdaki linkte bulabilirsiniz. Hepsini saygıyla anıyorum.Anıları mücadelemizde yaşıyor.


http://www.geocities.com/temmuz_alevi/index.html (http://www.geocities.com/temmuz_alevi/index.html)


İlimi sorarsan köyümdür Banaz
Yakılsın yıkılsın ol KANLI SİVAS
Bir ben ölmeyinen cihan yıkılmaz
Açılın zındanlar Pir’e gidelim!

arda24
24.02.2006, 02:41
gerçekten çok güzel bir çalışma.her okuduğumda,her edip akbayram çalışında, her gördüğümde bu insanları gözlerim yaşarmadan duramıyorum.biz sadece bu insanların hatırası için onların boşa ölmediğini göstermek için artık birlik olmalıyız.selam olsun tüm canlara.

yolali
26.02.2006, 15:59
Gerçekten SİVAS KATLİAMI ile ilgili sabit bir konu açılması bir aleviforum'u için çok sevindirici birşey. Yazılan yazılar da bu vahşeti ve o vahşetin acımasız ateşinde kaybettiğimiz değerleri çok iyi anlatıyor.Ben güya allah için İslam için bu katliamı yapan 5 para etmez adamların 5 para etmez kuklalarına hz.Muhammedin şu sözüyle karşılık veriyorum:''Bir insanı masum yere hakszca öldürürsen sen sadece o insanı değil o insanla birlikte tüm masumları,tüm insanlığı öldürmüş olursun.'' Sanırım bu söz bile yeterince açıklayıcı ve acı bir cevap zalimliliğe...

ozde
09.03.2006, 10:14
o gün o otelde o canların canını yaktık diyenler yanılıyorlar onlar onurlu mücadeleleri yolunda onursuzca yakıldılar. ama o yobazlar bilmezlermi giden arkasında daha güçlüleri bıraktı.

astokomlu
11.03.2006, 12:51
"""sivas ellerinde sazım çalınır..."""
.................................................. ........

emeğinize,yüreğinize sağlık....

tolga_62
12.03.2006, 18:00
Bu çirkin olay, o dönemin Refah Partili belediye başkanında somutlanan dinci gericilik ve her türlü karanlık ve vahşi gericilik türünü solcuların, emekçilerin, komünistlerin üstüne salmak üzere planlanmıştır. Sivas, siyaset alanını keskin bir biçimde ortadan ikiye ayırmış, aralarındaki tüm hırlaşmalara, emekçilere pazarlanan sahte ayırımlara rağmen sosyal demokratından dinci gericisine, askerinden polisine kadar düzenin tüm gardiyanlarını çizginin aynı tarafında birleştirmiştir. Sivas, aydınlık ve karanlık arasındaki alacakaranlıktır.Bir daha böyle katliamın yaşanmamasını umuyorum,sivas şehitleri hakkındaki betimlemeler çok güzel eline sağlık...

turgay_81_34
12.03.2006, 18:17
bir kapanmaz yaradır madımak....

manifesto
12.03.2006, 18:19
Allah birdaha böylesi bir acıyı milletimize yaşatmasın.
Masum insanları bu şekilde katletmek insanlık vahşetidir.
Herkim hangi görüş duruş fikir gurup yada aileye mensup olursa olsun buşekilde bir sonu haketmiyor.
Allah Rahmet Etsin Terar Madımakta kİ Mazlumlara

celalkocairi
12.03.2006, 20:00
hangi kitapta vardır elleri kolları bağlıyı yakmak?
var mıdır kardelen akınında bir avuç inciyi ateşte tutmak lo?

asla unutmuycaz 2 temmuz 93 ü

Şoreş
12.03.2006, 20:32
Ufaktım valla bu olaylar sırasında ama hatırlıyorum olaylar.Teyzemlerdeydik hepimiz tv lerde gösteriyorlardı madımak yanarken.Annem anneannem teyzem herkes tv ye odaklanmıştı ben ise ufaktım oyun oynuyordum ama kötü birşeyler olduğunu biliyordum canlar..

Bizim akrabalar Sivasta Hasret Gültekinin mezarına gitmişlerdi dayımlar teyzemler falan teyzem diyor ki ''otobüs mezarın yakınlarında durdu.Abim otobüsten iner inmez mezara doğru birkoştu ve ağladı.Otobüsteki herkes ağlıyordu.''

izmirksk
12.03.2006, 22:45
arkadaşlar çok ilginç bir şey var
mesela sürekli sivas katliamı diyenlerin bir kısmı
maraş,çorum ve gazi mahallesi katliamlarını pek umursamıyor
(maraş ı ve çorum u türk milliyetçilerinin yapması ve gazi mahallesi katliamınıda polisin yapmış olması)
kimi milliyetçi alevi söylemlerine sahip olan (ne demekse:))
rahatsız ediyor
tabiki hepsine duyarlı olan arkadaşları tenzih ederim ama kimileri maraş ,çorum unutulsun ama sivas unutulmasın gayreti içinde
tabi benim gibiler yemezde yinede yiyenleri uyaralım
alevi toplumunun ve hatta tüm insanlığın katliama uğradığı anları hiç unutmayalım
insanın, insanı katletmesi kabul edilemez.
dünyada katliama uğramış tüm insanları anıyorum

eylüleren
12.03.2006, 22:45
Hayat hikayelerini okuyunca birden bir hüzün bastı.Sivasta 37 canımız yakanları ben insan olarak kabul etmiyorum.Ölenlerin hepsi pırıl pırıl genç insanlar nasıl kıyabildiler bu ne biçim bir anlayış hangi kitapta yazar insanları yakmak.anlıyamıyorum.Arkadaşlar yeni sivaslar,çorumlar,maraşlar,gazi mahallesi olayları yaşamak istemiyorsak birlik ve beraberlik içinde tek bir çatı altında toplanmalıyız.Bu sözde kalmamalı.Ayrıca konuyu hazırlayan arkadaşın eline sağlık

piremi
19.04.2006, 15:18
ewet izmirksk bahsetigi gibi daha nice katlıyamlar var ben maraş katliamını bir yaşayandan dinlemiştim böle bi insan dişi hareket olamazdı ve onu dinledikce bu insanlar diyecem ama dilim varmiyor çunkü bunu yapanlar insan olma olasılıgı çok düşük . neyse arkadaşların sıwas olyının üstünde durması sonzamnlarda yapılmış olması ve yapanların göz göre göre ortalıkta gezinmesi belkide.

iyidost69
19.04.2006, 15:58
Ben tüm katliamlarla ilgili bir topik açmıştım ama pek ilgi olmadı.

ergin
21.04.2006, 01:58
munzur ellerine sağlık çok güzel bir şekilde anlatmışın gönlümüzde yaşayanları...

mesut60
21.04.2006, 02:49
güzel bir çalışma olmuş ama gecenin bir vakti tüm katliamlar aklımdan geçti faşizmin her türlüsüne nalet olsun inadına insanız inadına sevdalıyız yaşama kurutamazlar bizim yeşeren dallarımızı

zülfikar ali
30.04.2006, 15:07
Nesİmİ'nİn Derİsİnİ YÜzen,pİr Sultanin Boynuna İp Takan,Şeyh Bedrettİn'İn Kellesİnİ Kesen Kirilasi Eller, O GÜnde Madimak Otelİnİ Ve 37 Aydinimizi Yakti;
Olsun Bİzler Bİr ÖlÜr Bİn DoĞariz.aydinlik Geleceklere Elele Merhaba Canlar.

hubyar_dost
28.05.2006, 21:56
2 Temmuz 1993'te gerici kahkalara ve yobazlığa inat,aydınlık yarınlar adına SEMAHA duran canlarımızıne bir foruma,ne de kitapların satır aralarına sığrdırabiliriz.
Yaşamımız boyunca onların açtığı yolda olmak,bizler için görev olmalıdır.
Paylaşımlar için teşekkürler.
www.***********

Erkan Sevgi
12.06.2006, 17:48
Sevgili SAİT METİN

seni tanımak, sesini dinlemek, birlikte türküler söylemek onuruna sahip olmak beni duygulandıryor.

Ve 3.000 faşist insanın içinde bulunan bir avuç kırmızı güle verdiğin destek için tekrar teşekkür.

ÇANKIRI HATIRASI

haydar-i
17.06.2006, 17:07
çok güzel olmuş. emeğe saygı.
ayrıca bu ilk mesajım. hayırlısı. :)

munzur6262
17.06.2006, 20:14
kardeşim eline sağlık valla okadar çok etkilendimki gözlerim yaşardı.bence bizler sivasın hesabını o yobazlardan soramadık yani kavgamızın hakkını veremedik.televizyonda izlemiştim madımak otelinin altında şimdi kebab salonu açmışlar adamlardaki zihniyete bakarmısınız hangi iştahla orda yemek yiyebiliyorlar anlamışta değilim.bence orası bir müze olarak faaliyete geçirilmeli gerekirse her yıl 2 temmuzda sivaslısı,erzincanlısı.tuncelilisi,tokatlısı,amasy alılısı ,çorumlusu ......hepimiz bir arada tek yürek tek güç olarak sivasa gitmeli madımağın önüne pirsultanın heykelini dikmeliyiz.yobazların yaktığı 37 canımızın anısına orayı kebab salonu değilde onlara layık olabilecek şekilde müze yada kültür evi yapmalıyız.yobazlar bizleri yakarak katlederek bitiremeyeceklerini anlamalılar.inancımıza kavgamıza nekadar bağlı olduğumuzu onlara göstermeliyiz.bizim için gurur onlar içinse utanç olacak bir mekan yaratmalıyız.sivası unutmadık unutmayacağız unutturamayacaklar onlar herzaman için yüreğimizde yaşayacaklar.

paşahan
22.06.2006, 00:00
kahrolsun o eller onlara uznan eller

sertur
22.06.2006, 10:14
hepsini bir kez daha saygıyla anıyorum
ŞİVAS ŞEHİTLERİMİZ

Nesimi Çimen:Üç telli curanın üstadı. Sarız 1926

Asım Bezirci:Sosyalizm ve Edebiyat. Erzincan 1927

Metin Altıok:Kara kutu, şiir, felsefe. Bergama,1941

Muhlis Akarsu:Kula kulluk yakışır mı? Kangal 1948

Behçet Aysan:Sefa’sını ölümüle öğreten şair. Ankara 1949

Muhibe Akarsu:Akarsuyum böyle miydi ahdımız? Kangal 1958

Edibe Sulari: Davut Sulari’nin yadigarı. Erzincan 1953

Uğur Kaynar:Militan, şair, elyazarı. Zara 1956

Asaf Koçak:Yok devenin kuşu, bir sır “Cop Cumhuriyeti”nin çizeri, Yerköy 1957

Erdal Ayrancı:Hep barikatın başında. Niğde 1958

Sehergül Ateş:Biz onunla baba kız değildik. O hem sırdaşım, hem yoldaşım, hem dayanağım ve gücümdü; babasının sözleri. Ankara 1953

Hasret Gültekin:Koçgiri’den, Han Köyü’nden. 1965

Muammer Çiçek:Bir oyun yazdı “İnadına Yaşamak”.

Muammer Çiçek:Bir oyun yazdı “İnadına Yaşamak”.Yalınyazı Köyü, Zile 1967

Gülender Akça:Abidin ve Sultan’ın gözbebekleri. Divriğinin Şahin Köyü’nden, 1968

Mehmet Atay:Şahanım, şahdamarım, yangın yüreklim. Divriği 1968

Sait Metin:Uzundu, usuldu dedemin boyu. Divriği 1970

Carina Johanna:Alevilik araştırmacısı, “yabancı değil”. Hollanda 1970

Gülsün Karababa:Babası”Kızım benden daha iyi saz çalacak” derdi. Divriği 1971

İnci Türk:Çiçek açar domur domur dal verir. Balıkesir 1971

Huriye Özkan:Havanın yüzünde semah dönerken. Ankara 1971

Murat Gündüz:Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, en sevdiği dize.Ankara 1971

Ahmet Özyurt:Çok seviyorum düşüncelere dalmayı. Enstein gibi düşünerek kendimden geçmeyi. Kendi dizeleri. Ankara 1972

Handan Metin:Tüm güzellikleri toplayıp uzun bir yola çıktın. Ankara 1973

Yeşim Özkan:Ballıhan, erenlerin bal çiçeği. Ankara 1973

Yasemin Sivri:Kamber’in profesörü, kitap kurdu. Ankara 1974

Serpil Canik:Kuş olup güvercin donunu giyen, Uyan dağlar uyan Serpil geliyor. Ankara 1974

Serkan Doğan:Başıma kızıl bağla, arkamdan ağıt yakma anam, Ankara 1974

Belkıs Çakır:Güne Umut’tan. Ceylanlara karışıp semaha duran. Ankara 1975

Nurcan Şahin:Kim yakıştırabilir sana ölümü? Ankara 1975

Özlem Şahin:Okur, meraklı, yerinde duramaz, yaşam delisi. Ankara 1976

Asuman Sivri:Semah, semah tutkunu, abisinin delisi. Ankara 1977

Menekşe kaya:Sazı elinde İsmail’in.Ötme bülbül ötme gönlüm şen değil. Ankara 1977

Koray Kaya:Pir Sultan’ın genç şehidi. Ve hep öyle kalacak. Ankara 1981

Yanyana öldüler.

Ve yanyana gömüldüler Karşıyaka’da.

Karşıyaka’nın onur gülleri, direnç gülleri, Pir Sultan Şehitleri...

sertur
22.06.2006, 10:28
SİVAS - 2 TEMMUZ 1993

SİVAS KATLİAMINDA

KAYBETTİĞİMİZ CANLARIMIZ

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, her yıl düzenlediği "Pir Sultan Abdal Kültür Şenliği"nin IV.'sü 2 Temmuz 1993'de Sivas'ta yapıldı. Demokrasi, laiklik ve çağdaşlaşma karşıtı ırkçı, şeriatçı güçler, devletin denetiminde saldırıya geçtiler. Madımak Oteli'nde bulunan 35 yazar, ozan, sanatçı ve genç yakılarak katledildiler. Şehitlerimiz:

Asım BEZİRCİ

1928'de demiryolu işçisi Hamdi Bey'le ev kadını Refika Hanım'ın tek çocuğu olarak dünyaya gelir Asım Bezirci. Üniversite yıllarında sosyalizmle tanışır. Türkiye Sosyalist Partisine girer. Refika Hanım hep bir denge isterdi. Sanki hassas bir terazi gibiydi. Asım Bezirci'ye "başkaldırı insanı" demek doğru bir tanımlama dedim. Şiddetle karşıydı. Kanımca, bunda sosyalizme yürekten inanmasının da etkisi var. Asım Bezirci, 67 yıllık yaşamına, bir insan ömrüne eşit uzunlukta 70 kitap sığdırdı. Sonuç ne kadar acı olursa olsun, yüreklerimizi ne kadar acıya keserse kessin, ölümü Asım Bezirci'ye yakışır biçimdeydi. Kalesini terk etmeyen komutanlara benziyordu. Gençliğe inanıyordu. Tercihi onlardan yanaydı. Ağız dolusu gülüşü, çoşkusu, kuralcılığı, kütüphane raflarında bile eleştiriyi sürdüreceğinden hiç kuşkunuz olmasın.

METİN ALTIOK

Metin Altıok bir sabah, 13 Haziran 1993 günü, on kitabını birden yere yayarak, eşi Nebahat Çetin'e imzalamaya koyuluyor. "Sende benim setim yok bulunsun" diyerek Sivas'ta katıldığı üçüncü şenlik oluyor. Nebahat Çetin, "Sen Sivas'lısın, Metin'i sağlam verdim, sağlam istiyorum" diyor Uğur kaynar'a... İkisi de dönemiyor Sivas'tan.. Üstünde kafa patlattığı konu, ölüm; kendi ölümü; karısının ölümü; "Önce sen mi öleceksin, ben mi öleceğim?" Bu tartışma saatler boyu sürüyor! "Ben ölürsem sen bana sahip çıkarsın" diyor karısına, "Sen ölürsen ben sızarım!" Sivas'tan sağ dönmüş olsaydı, intihar etmese bile, Metin'i alkol komalarından kurtarabilir miydik acaba? "Ben niye yaşıyorum, ben niye ölmedim" bu soruları hep soracaktı kendine, duyduğu derin acıyı bana da yaşatacaktı... Sivas'tan sağ çıkması, bir başka biçimde ölümü olurdu.

O Şair Bir Babaydı

Sevgili kızım Zeynep; diyerek, yaşamındaki yerini önemle vurguladığı kızı Zeynep Altıok, bugün şunları söylüyor babası için: Babam, ben sekiz yaşındayken hatıra defterime birşeyler yazmasını istediğimde oraya bir dize yazmıştı: "Gülüşün bir kuş olacak hep omuzumda". Onu 02 Temmuz 1993'te bir ortaçağ karanlığında kaybettim, kaybettik. Ardından birşeyler söylemek benim için çok zor. O sadece bir baba değil, şair bir babaydı çünkü. O, "Metin Altıok"tu.

DR. BEHÇET AYSAN

Behçet Aysan "Beyaz bir gemidir ölüm" adlı şiirini okuyorum.

Çünkü beyaz bir gemidir
ölüm
Siyah denizlerin hep
çağırdığı
batık bir gemi
sönmüş yıldızlar gibidir
Yitik adreslere benzer
ölüm
Yanık otlar gibi.

Sen bu şiiri okurken, ben belki başka bir şehirde ölürüm. Kır yaşamı gösterdi ki, direnen şairler soyundandı Behçet Aysan. Arkadaşlığın, kardeşliğin insanı Behçet Aysan'ın ölümü, direnen şairlerin ölümüne benziyor. Onun Vaptsarov, Joset, Petöfi için duyduğu derin acı ve kederi, bizim kendisi için duymamızın, mümkün mü?

Behçet Aysan, yaşamı boyunca katıldığı demokrasi mücadelesinin güçlüklerini bilinçle göğüsleyen bir şairdi. Örgüt bilincinin sağlam bir örneğiydi. Yaşamının son döneminde Nükleer Savaşın önlenmesi için Hekimler Derneği'nde (NÜSHED) Yönetim Kurulu üyeliği yaptı, Ankara Tabip Odası ile Genel Sağlık - İş Sendikası üyesidir. Edebiyatçılar Derneği'nin kuruluşuna da katılarak Genel Yönetim Kurulu'nda yer aldı.

UĞUR KAYNAR

"Öldüğünde / doğduğum yere gidiyorum / yıllarca süren bir hasret ve bilinmezliği / işte böylesine yeniyorum."

Uğur Kaynar'dan geriye, askılı deri çantasının kalacağını; çantadan, üzerinde yukarıdaki dizelerin çiziktirildiği beyaz bir peçetenin çıkacağını; hayatıyla şiiri arasındaki trajik ilişkinin Uğur Kaynar'ın ölümünü anlamlandıracağını bilmiyoruz henüz.

"Uğur, hep tek başınaydı. Bilinçli olarak yanlız kalmayı isteyen, yanlız olmayı seçen bir insandı. Hep yalnızdı. Ve o yanlızlığını bir oya gibi işledi şiirlerine"

Uğur çok hüzünlü bir adamdı. Şiirlerinin teması sevmektir, sevdadır... Sevmeyen insanlara, sevmeyi bilmeyen, daha doğrusu öğrenemeyen insanlara yönelik, çok ciddi eleştiriler vardır. Her kitabı, yüklü bir hüzün anlatımıdır. Zorlu ve Kavgalı yıllar. Ülke, politik bir kaosu yaşıyor, Uğur Kaynar'ı da fazlasıyla etkileyen ve belirleyen politik mücadeleler dönemi. Sürekli içeri alınıp bırakılmalar... 12 Eylül döneminde, iki yıla yakın Mamak'ta yatan Uğur Kaynar, şiir yazmanın, Uğur için bir yaşama biçimine dönüşmesi de o yıllara rastlıyor. "İlk kitabının naif, çocuksu havasından Gizemya ile sıyrılmıştır Uğur... Okuyan, rahatlıkla fark eder. Daha kentli duyarlığa dönüşmüştür şiiri... Alabildiğine bir hüzün vardır gene de, Hep bir hüznü yazardı ve bu hüznü şiirlerine yoğun olarak yansıtırdı."

Edebiyat çevresine rağmen çok yanlız bir adamdı... Duygulu ve yaralı bir insandı... Çoçuk yaşta annesinin ölümü, ailenin dağılması ve benzeri olgular, Uğur'u fazlasıyla etkilemişti. Uğur'da diyor Serap Kaynar; "Hayatı boyunca hep çekti kendini insanlardan, kendi kabuğunun içine girmeyi tercih etti... Kendini zorlayan bir insandı Uğur... Uyum sağlamıyordu ve bunu istemiyordu da... Her zaman kaygılı ve sıkıntılıydı.Hiçbir ortamda varlığını bütünüyle ifade edemiyordu... Sivas'taki ölümü de bir tekbaşınalıktık!"

Ölümünden sonra, Serap Kaynar'a bir torba içinde teslim ediliyor Uğur'un kalan eşyaları. Yanından hiç ayırmadığı, adeta kişiliği ile özdeşleşen askılı deri çantası ise bulunamıyor. Katliamdan birkaç gün sonra çanta, mucizevi bir biçimde bulunarak Serap Kaynar'a ulaştırılıyor; sapasağlam, ne bir yanık, ne bir koku... Peçeteler çıkıyor ortaya... "Dizelerini ilk olarak peçetelere yazardı, "Öldüğümde / doğduğun yere gidiyorum / yıllarca süren bir hasret ve bilinmezliği / İşte böylesine yeniyorum".

"Madımak'tan sağ çıkamayacağını biliyordu Uğur... Otelin merdivenlerinde Behçet ve Metin ağabey ile birlikte çekilen fotoğraflarından anlıyorum bunu" Uğur Kaynar'ın ölümü bile, sancılı hayatına karşı elde ettiği bir yengi değil mi?

ERDAL AYRANCI

Arkadaşlarının cesur, atak ve bonkör olarak tanıdıkları Erdal Ayrancı.70'li yıllara gidiyoruz: Erdal 1978 ODTÜ girişli. Eylül'de başlayan olağanüstü bir dönem, pek çok insan gibi Erdal'ın da payına mahpusluk düşüyor. Erdal Ayrancı, 1980-1993 yılları arasında iki yıl iki gün Mamak, Ankara Kapalı, Niğde, Bor-Niğde cezaevleri'nde yatıyor. Çalışma odasında gördüğümüz maket gemiyi Mamak'ta kapılardan çıkardığı tahtalardan yapmış. Gemiye eşinin adını koymuş:"Hatçe". Mahpusluk günlerindeki ilk şiiri 2.7.1981 tarihin de Mamak'ta son şiirini 20.03.1983'te topçam'da yazmış. Erdal Ayrancının 29.05.1982 tarihinde Niğde cezaevi'nde yazdığı şiirde Hatice'yi, Zeynep'i ve Sivas'taki akrepleri bulmak mümkün. Şiiri okuyoruz: "Eğer Bir gün / Bir beyaz güvercin / Gelecekse ağzında bir mektupla / Ve silecekse gözlerimdeki hüznü / İsterim / Durmasın kanat çırpsın bana doğru / Birgün eğer bir tahliye kağıdı / Beni sana kavuşturacaksa / Gayri gelsin düşlenen günler / Ocakta kaynayan tencere / Beşikte bebek / tomurcuk tomurcuk / Filiz filiz hayat / Düşünsene ne güzel olurdu / Düşmansız yaşamak / Haydi boşver bunlara / Şimdi bunlar tatlı hayal / Eğer birgün sevgilim / Son verecekse hayatıma / Bir ses / İsterim durmasın patlasın / Anlam bulacaksa kulaklarımda / Yalnız... / Düşerse kanımın bir damlası yere / Bilsinler ki / Orada kırmızı yediveren gülleri açacak / ve bülbüller ağıt yakacak ölüme / Korksunlar korksunlar artık / korksunlar alev çemberindeki akrep gibi / Çünkü ölümleri / Gül dikenlerinden olacak. Erdal'ın kekeme zürafa benim." Yazının son paragrafını sunuyoruz.

"İşte şimdi mezarımın başındayım ve ağlıyorum ölüme. Ölüm, benim ölümsün. Açlığım, çaresizliğim ve beceriksizliğim ölümü bile beceremedim, belki de becerdim...Belki de anladım ölemeyeceğim, Ölü güzel olur mu?.. Benim ölüm çok güzeldi, bembeyazdı giysilerim, kanım çekilmişti de yüzüm de bembeyazdı, ben duymadım ama imam çok şeyler söylemiş hakkında, çünkü ben ölüyüm duymam ki; demiş ki şöyle ya da böyle. Neyse iyi adamdı günahları affolsun falan gibi, sağolsun hiç tanımazdık sağlığımızda birbirimizi, onun için çok da fazla iyi şeyler diyemeyeceğim hakkında, hatta bir keresinde küfür bile etmiştim gıyabında. tam ben uyurken sabaha karşı ezan okuyası tutmuştu da küfür etmiştim. Sen hiç kendi ölümüne üzüldüm mü? Ya da ağladım mı? Ben en son babam öldüğünde ağlamıştım ve son gördüğüm ölü oydu, kendi ölümü göremeden önce, Sen hiç güzel ölü gördüm mü? Ben gördüm yemin ediyorum çok güzeldi ölüm, inanmazsan sor. Bir beta balığıyla japon balığı vardı. Zurafanın yanında ve sadece benim ölümü seyretmeye gelmişlerdi, inanmazsan sor, ne güzeldi ölüm bembeyazdı, bembeyazdı giysilerim. Kanım çekilmişti de yüzüm de bembeyazdı. İstersen sor. zürafa kekeme yalnız, bence balıklara sor, tabi eğer uzak doğu dilini biliyorsan."

Erdal Ayrancı'nın odasında kendisinden geriye kalan eşyaları inceliyoruz: Partolonunun cebinden çıkan beş yüz bin lirayı elimize alıyoruz; Atatürk'ün yüzüne kan bulaşmış. Erdal Ayrancı'yı hastanenin morgunda görenler, "bembeyaz bir ölüydü", diyecekler.

Biricik kızları Zeynep matematik dersinde kümeler konusu işlenirken, ailesinin kümesini çizecek: Önce kendisini, sonra annesini ve en son olarak da babasın Erdal Ayrancı'yı yerleştirecek kümenin içine.

sertur
22.06.2006, 10:31
ASAF KOÇAK

Asaf Koçak, "Bizim toplumumuzda bireylerin kendilerini sorgulamaları ve dönüştürebilmeleri kaygıları oldukça az. Sorgulamak yeterli değil mesele dönüştürebilmekte. En önemli olanın aynanın karşısına geçtiğimizde kendimize ateş edebilmeyi becermemiz olduğuna inanıyorum diyor.

"Asaf duvara asılan ve koleksiyonlara girenlerde yeni arayışlardan yanayım. Bir defa korkusuz olacaksınız ve tanımlara var olanlara fazla bel bağlamayacaksınız. tanımlar geçici değilmi sanatta yeni arayışlar içerisinde olmak gerek diyor.

Uzun yıllar süren karikatür serüveninden sonra bir değişim ve yenilenme dönemi başlıyor sanatında. Belki de asıl yapmak istediklerini bundan sonra gerçekleştirecek.

Asaf Koçak bir karikatüristti, fakat öncelikle bir insandı. Bir yandan ödenmeyen ev kirası kapanan telefonu "ki müzmin durumları bunlar Asaf'ın" öte yandan duygusal olarak yaşadığı derin yıkım, gerede yeşil pantalonu mor çoraba rengarenk gömlekleriyle yaşamını ti'ye alabilen bir Asaf Koçak yaşıyor.

"Hiç bir zaman mutlu ve huzurlu olamadı. Hep huzursuz, kaygılı ve sıkıntılıydı. Acılar içinde kıvranan bir insandı, fakat bunu çevresine göstermezdi. Bir çok kişi Asaf'ı yaşama sıkısıkıya bağlı bir insan olarak anımsıyor, fakat o asıl başkalarını yaşama bağlardı." Sivas'a giderken ev kirasını ödemiş olması Asaf Koçağın yaşadığı en büyük ve son oluyor.

NESİMİ ÇİMEN

"Beni fraksiyonlara bölünmüş sol sevmedi bir türlü. Öyle kendimi beğendirme şirin gösterme derdim de yok... Alevi dernekleri de... Sol sevmedi, çünkü ben hiç bir fraksiyona girmedim. Sanatçının fraksiyonu olur mu? Ben halkın ozanıyım, ezilen biriyim ve elbette ezilenlerden yanayım, ama şu "Sol'un" ve bu "Sol'un" sazını çalamam Alevilik de öyle. Bizim kültürümüzün zenginliği oradan geliyor, ama ben Alevilicilk de yapamam. Çağı geçti bunların. Hem sınıflardan, emekçiden söz ediyoruz. hem de Alevicilik yapıyoruz. Bana bu da ters geliyor. Ama şu var: Türkiye'de ilk Şah İsmail gecesini ben düzenledim. Güçlü bir halk ozanı olduğu için, bir kültür eri olduğu için düzenledim."

Ankara'daki Can Yücel ve Yaşar Kemal'in katkılarıyla düzenledim. Alevi kitlesine yaslanarak yapmadım bunu kültür olayı olduğu için yaptım o'nun içindir ki Alevi derneklerinin toplantılarına pek çağırmazlar beni, Pir Sultan'a da bu yıl çağırdılar, yol param da yoktu ama, 500 bin lira bir yerden bulup geldik. Yokluk, yoksulluk içinde bile olsam Türkiye'de yaşamayı seviyorum.

Gel ey Nesimi sen, senden sor seni,
Sakın ha hor görme asla bir canı,
İnsanları sev sen, eyle secdeni
Mukaddes bir varlık hakkın kendisi

MUHLİS AKARSU - MUHİBE LEYLA AKARSU

Muhlis Akarsu, 1948 yılında Sivas'ın Kangal ilçesinin Minarekaya köyünde doğdu. Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Karacaoğlan, Aşık Veysel doğrularından yola çıkarak, kendine insan sevgisini şiar edindi, 1972 yılında kendisinin de çok saygı duyduğu Seyyit Halil Çiftlik'in kızı Muhibe Leyla Çiftlik'le evlendi. "Muhibe Leyla Akarsu'nun bu evliliklerinden Pınar, Çınar ve Damla adlarında üç kızları oldu.

Mahsuni Şerif'in Muhlis Akarsu için söylediklerini anımsıyoruz. "Genellikle kış günlerinde yapılan Bektaşi Cem ve Cemaatlerinde, yörenin seyitlerine ve ozanlarının etkisinde kaldı.Önceleri klasik Bektaşi kalıpları içinde ismini duyuran sesini-sazını dinleten ünlü arkadaşım yetmişli hatta altmışlı Türkiye'de başlayan devrimci kıpırdanışlara yabancı kalmadı. Zamanla dev ozanlar İhsani, Ali İzzet, Nesimi, Çırakman gibi isimlerle sahnelerde görüldü.

Son derece yanık ve tok sesiyle bir zamanlar plak ve kasetlerde rekor düzeylerde eserler sergiledi.

Akarsu özünde Pir Sultan Abdal aşkıyla doludur. Pir Sultan'ı rehber seçmişti. Kendisinin sonunun darağacı olup olmamasını hiçe sayardı. Ama diri diri yakılacağını hiç de aklının ucuna getirmemişti kuşkusuz.

Her mısrasında gericiliğe ateş püsküren kardeşlik barış ve dostluğun simgesi olmuş bir ozandı.

Muhlis Akarsu Türkiye'ye adım adım gezerek kendi kültürü olan Alevi Kültürünü tanıtımını üstlenmişti

Akarsunun unutulması mümkün değildir. Pir Sultan Kültürü ile yaşıyacaktır. Bu yazıyı bitirirken Muslis ve Muhibe Akarsuyu, söz ve müziği Muhlis Akarsuyun olan "İşte Geldim Gidiyorum" adlı türküyle anıyoruz.

sertur
22.06.2006, 10:31
HASRET GÜLTEKİN

01 Mayıs 1971, Sivas'ın İmranlı kazasına bağlı Han köyünde dünyaya geldi. 6 yaşında saz çalmaya başladı, 11 yaşında sahneye çıktı.

Müzik yönetmenliğini üstlendiği resmi olarak ilk defa kürtçe müzik yasağını delen "Nevroz" adlı kaset 1990'da önce entstürümantal olarak sonrada Nilüfer Akbal ve Rıza Akkoç'un katılımıyla gerçekleştirildi.

02 Temmuz 1993'de, Sivas'ta Madımak Otelinde 35 insanla birlikte katledildi. 13 Eylül 1993'de oğlu Roni Hasret Gültekin dünyaya geldi. Hasret Gültekin genç yaşına rağmen Anadolu Halk Müziğinin yorumlanmasında ve icrasında özgün bir yer edinmiş bir sanatçımızdı. Ülkemizde Feodal ve türedi kültürün aşılarak yurtsever demokratik ve halkçı bir kültürün köklerinin sağlamlaştırılması kavgasının önemli bir neferiydi. Anadolu Aydınlanmasının ışıklarından biriydi Hasret Gültekin. "Ne arasak, Anadolu'da bulacağız!" derdi.

Hasret'in ana dili kürtçeydi. Güzel bir diksiyona sahipti. Sadece Kırmanci değil Dimili ve Sorani'de bilirdi. "Nerelisin" diye sorulduğunda üstüne basa basa "Koçgiriliyim, Kürdüm" derdi. Hasret "Ne arasan kendinde ara" felsefesinden yola çıktı. Hasret Gültekin'in yaşam serüveni içerisinde Anadolu'da özgürleşmenin önündeki en önemli engellerden birisinin din ideolojiside olduğunu kavramıştı. Turan Dursun'u okuduktan sonra "Bilinç sıçraması yaşıyorum, ufkum açıldı. Ateist'im diye haykırabilirim" diyordu.

Hasret Gültekin'in annesi Hace Gültekin "Ben Madımak Otelindekilerin Anasıyım, şimdilik hoşçakalın yavrularım" diyordu.

MUAMMER ÇİÇEK

İki dosya, bir fotoğraf; "Muammer'in ağabeyi" fotoğrafta genç adamla genç kız birbirlerine bakarak gülümsüyorlar. Genç adam Muammer Çiçek olmalı, Genç kızın kim olduğunu bilmiyoruz henüz. Dosyaları karıştırıyoruz; dosyalardan birinde Muammer'in tuttuğu günce, diğerinde altmış kadar şiiri, "İnadına yaşamak" adlı kendisinin yazdığı bir oyun. Fotokopisi çekilmiş bir ölüm ilanı düşüyor dosyaların arasından: "Sivas katliamında yitirdiğimiz Muammer-İnci ve 35 canı yüreğimize gömdük" Muammer Çiçek'le İnci birbirlerine bakarak gülümsüyorlar.

"1967 yılında Tokat'ın Zile ilçesinde doğdu 1992 yılında Gazi Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümünü bitirerek Şehir Planlamacısı oldu."

Çankaya Belediyesi İmar dairesinde iki ay staj gördü.

Muammer Çiçek şiir yazıyor, Pir Sultan Abdal tiyatrosu yönetmeni, oyuncusu "Küçük Prens" adlı oyunda oynamış. Olaylar çıkmasa, Madımak Oteli yakılmasa 02 Temmuz saat 20.00'de Sivas Kültür Merkezinde kendisinin yönettiği Pir Sultan Abdal oyununu oynayacaklardı.... Serkan, Huriye, Yeşim, Özlem hiçbiri oynayamadılar.

Muammer'in babası Hüseyin Çiçek ilk ve son kez konuşuyor,. " Muammer kavgayı hiç sevmezdi cahil insanlardan uzak dururdu. Ama orası Sivas, Sivas şehri Cumhuriyete düşman ailece kendimizi Cumhuriyete ve topluma adadık.

Muammer'in eşyalerın arasında Ahmet Çiçek bir nişan yüzüğü getiriyor.

İNCİ TÜRK

"Sanki boğucu bir sesin içinde yüzünü bulmaya çalışıyorum. Hızla ilerliyorum, bir türlü yaklaşamıyorum, uzaklık hep aynı" 13.01.1991. Muammer Çiçek Sivas Madımak Oteli, dışarda azgın kalabalık ve sanki yazılanlar Alevler içindeki İnci Türk için yazılmış. Muammeri yazınca inciyi, İnci'yi yazınca Muammeri düşünmeden yapamıyoruz.

İnci Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesini 1992 yılında bitiriyor. Altındağ Kültür Merkezinde ilk tiyatro çalışmalarına başlıyor. Pir Sultan Abdal Tiyatro topluluğunun teknik kadrosunda yer alıyor. İnci Türk'ün Muammer Çiçekle olan yakınlığı ortak arkadaşları Huriye Özkan'a oradan tiyatro çalışmalarına dek uzanıyor.

Baba Mehmet Türk "Ben çocuklarımı toplumda bir yere gelmek için çalışın derdim. Muammer'le tanıştıktan sonra hayatında olumlu bir değişiklik olduğunu hissettik" Anne Neda Türk "kızımla gurur duyuyorum çok iyi seçim yapmış" diyor, baba Mehmet Türk başıyla onaylıyordu.

İnci Türk'ün odasındayız kitaplarını karıştırdığımız, yaşamına girdiğimiz genç kızı yıllardır tanıyormuş gibiyiz. "Ölürsem / Açık bırakın balkonu / Çocuk portakal yer (Balkonumdan görürüm onu) / Orakçı ekin biçer (Balkonumdan duyarım onu) / Ölürsem / Açık bırakın balkonu. İnci Türk için ne yapabiliriz. Balkonun kapısını açık bırakıyoruz.

NURCAN ŞAHİN- ÖZLEM ŞAHİN

Nurcan şahin'in annesi Fidan Şahin, yirmiyedi yıl Anadolunun çeşitli yörelerinde görev yapan bir köy ebesi. Amcasının oğlu Mahmut'la bir akraba evliliği yapıyor. Bu evlilikten doğan üç çocuğuda doğumundan kısa bir süre sonra ölüyor. 03 Mart 1975'de adını "Canışığı" anlamına gelen Nurcan koydukları bir kızı oluyur. Nurcan Şahin küçüklüğünden itibaren Fidan Şahin'in yaşamına bir başka sevinç ekliyor.Fidan Şahin "Onu özel olarak sevmek için kendime doğurdum. Nurcan'ım olmadığında evde bir suskunluk bir sessizlik olurdu. Nurcan'ın gelmesiyle eve bir şenlik havası doğardı" diyor.

Nurcan büyüdükçe kendini bütünüyle okumaya veriyor. Nazım Hikmet'in şiirlerini ve diğer ilerici yazarların yapıtlarını okuyordu. Köyümüz Şarkışla ilçesi Saraç köyüdür. Köyümüzün kültür ve dayanışma derneği vardır. Nurcan amcasının kızı, kader arkadaşı ve can dostu Özlem ile birlikte derneğin çalışmalarında görev alırdı. Sunuculuk yapar geneleksel oyunumuz Semah dönerlerdi. Herhangi bir şeye kızsam " Anne beni lafla dövme, eline terliğini al sinirin geçirinceyi kadar döv" derdi. Ben onu dövme şöyle dursun "gözün kör olsun bile diyemezdim". Bir günden birgüne "Allah Canını Alsın" demedim. Allah almadı ama yobazlar aldı.

Nurcan ile Özlem şahin amca çocukları aralarındaki ilişki kardeşlikten öte. Çocuklarından itibaren birlikte büyüyor, birbirlerine can yoldaşı oluyorlar. Özlem'de simsicak sevimli, cana yakın insan sevgisiyle dolu bir genç kız. Özlem'in kendine güvenen rahat bir yapısı var, o'da Nurcan gibi gülmeyi seviyor. Hızlı ve sürekli ve akıcı konuşması en önemli özelliklerinden biri, konuşmaya bir başladımı susmak bilmiyor. İkiside yaşıtlarından daha rahat iyimser ve olgunlar. Çirkinlikler ve kötülükler rahatsız ediyor ikisinide.

İkiside ölüme çok uzak iki çocuktular.Özlem Şahin umursamaz dile dolu bir kızdı, hep çocuk kalmak, hiç büyümemek istiyordu. Büyüklerin yapmacıklı ve abartılı dünyası güldürüyordu onu. Odasının duvarına astığı bir kart belki yaşlanacağım ama asla büyümeyeceğım. Az ama öz yaşadılar. "İnsan sevgisiyle yürekleri doplulu olan canları ve biz anneleri de yaktılar. Yüreklerimize insanlık sevgisi yerine kin ve nefret doldurdular." diyen şehit annelarına kulak verelim.

SAİT METİN

Adı sıklıkla anılan ve kendisinden sevgiyle söz açılan Sait Metin. "23 yıllık hayatında hiçkimseyle kavga etmeyen ılımlı ve olumlu bir yapıya sahip olan asla küfür etmeyen, yalan söylemeyen, kimseyi bilerek kırmayan, herkese saygılı, sevecen ve hayat dolu bir insandı Sait Metin. Uzun boylu, yakışıklı ve güçlü bedeninde sanki bir giz vardı.Onunla tanışıpta ilgi duymayan, sevmeyen herhalde olmazdı" diyor amcası Halil Metin.

"Oğlum diye söylemiyorum. dört dörtlük insandı" diyor babası Mehmet Metin. Sait Metin'in dostları; kitapları ve bağlaması oluyor. Bize Nurcan'ı, Özlem'i, Belkıs'ı, Ahmet'i ve Yasemin'i hatırlatıyor.

Sait Metin çok iyi bağlama çalıyor, türkü söylüyor hertürlü müzik aletine bir hafta içerisinde uyum sağlamayı başarıyor. Bir de kabak kemanesi var, Yeşim'in (Özkan) 23 Nisan 1992 günü Sait'e verdiği yaşgünü armağanı. "Sait sevgisinde de çok temiz bir insandı" diyor arkadaşı İsmail atak. "Esas deyişimi canı kadar çok sevdiği balcanı bulduğunda başlamıştı. Artık tiyatroda ve tüm hayatlarında birlikte olacaklarına söz vermişlerdi. Bizde Sait'e Pir'im, Yaşem'e de balcan diye hitap ediyorduk."

Çankırı gibi ters bir kent'te Çankarı Meslek Yüksek Okulundan mezun olan Sait Metin'i aldığı bu eğitim tatmin etmiyor. "Ben bir Yüksek okul bitirmekle tatmin olmadım, biliyorum sizde tatmin olmadınız söz veriyorum bir fakülte daha bitireceğim" diyordu ailesine. Sait ve Yeşim'in birbirlerine çok bağlı olduklarını söylüyor. Annesi Sultan Metin. "Yeşim'e çok fazla umut verme, belki ailesi istemez dediğimde, "Anne sen delimisin, ben aradığımı buldum"demişti. Kız da çok tatlıydı. Saiti çok seviyordu. Birbirlerine çok uymuşlardı" diyordu Sultan Metin.

sertur
22.06.2006, 10:32
HURİYE VE YEŞİM ÖZKAN

Özkan ailesi, 1962 yılında Ankara'ya yerleşiyor. İlk yılında doğuyor. "İlk çocuğumuz olduğu için sevgiyle, özenle büyüttük" diyor. Münire Özkan... Huriye üç günlük bebekken, Anıtkabir'de çimlerin üzerine yatırılıyor...

Huriye Özkan, başarılı bir öğrencilikten sonra, Deneme Lisesi'ni birincilikle bitiriyor. Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'ne arkadaşı İnci Türk ile birlikte giriyor, birlikte bitiriyorlar. İkisi de Alevi kültürüne bağlı, üretme ve paylaşma bilinciyle yüklü iki çağdaş genç kız...

1992 yılındaki, Pir Sultan Abdal Kültür şenliklerinde, Özkan ailesinin bütün bireyleri Banaz'dalar... Bir yanda Yıldızdağı, bir yanda Pir Sultan'ın köyü... Yeşim Özkan şenlik programını büyük bir coşkuyla gösteriyor babasına... Semah, tiyatro, dinletiler, şairler ve şiirler... Fakat biraz tedirgin, sormadan edemiyor; "Aziz Nesin de gelecekmiş, bir olay çıkar mı acaba?" Hikmet Özkan, "Devletin güvenlik güçleri var kızım" diyerek yatıştırıyorum onu...

Münire Özkan'ın anımsadığı son anları söyle; Birbirlerinin üstene oturuyor, aynı koltuğa sığmaya çalışıyorlar... Huriye Özkan, kardeşine sarılıyor, kollarını sıyırıyor, ısırıyor, öpüyor... "Anne" diyor, "Yeşim'i çok seviyorum"... Yeşim'in Pirim'i Sait Metin, tiyatroda ve tüm yaşamda birlikte olmaya sözlendiği Yeşim Yeşim Özkan'ı yani Balcan'ı babası Hikmet Özkan'dan "emanet" alıyor; kızların yanlarında Sait Metin ve Muammer Çiçek var, İnsan güzeli iki delikanlı... Hep birlikte, neşe içerisinde, coşkuyla gidiyorlar Sivas'a.

Özkan ailesinin sevinci ve gururu onlar olacaklar biliyoruz...

CARİNA THUİJS

Rahmi Sivri'nin Anlattıkları.

Carina ve kız arkadaşı Maryze ve beni işyerimden arayıp randevu istediler. Bir hafta sonra biraraya geldik. Onlar, kendilerinin Türk kadınlarının aralarındaki ilişkilerinin nasıl yapılandığı, nelerle uğraştıkları ve aile içindeki rollari konularında araştırma tezi hazırlamak istediklerini, Doetinchem'deki Türkiye'lilerle çalışmamdan olayı bazı olanaklar sunup sunmayacağını sordular ve yardım istediler. Carina ve Maryze'e yardım edecektim.

21 Haziran 1993 tarihinde buradan Ankara'ya, bir ay konuk olacağı Sivri ailesinin yanına gitti. Yasemin ve Asuman Sivri ile kısa zamanda iyi arkadaş oluyorlar. Birlikte Pir Sultan Abdal Kültür Derneği'ne gidiyorlar. Carina Dernek'te pek çok insanı tanıyor; onları fotograflarını çekiyor, dostluklar kuruyor.

Carina, Yasemin ve Asuman ile birlikte Pir Sultan Abdal etkinlikleri'ne katılmak üzere Sivas'a gidiyor. Orada yurttaşı Rene'yi göreceği için çok heyacanlanmış. Carina tanıdığım kadarıyla, sistemli, çalışmayı seven eşitsizliğe karşı olan, "toplumcu feminst" diye bileceğimiz biriydi. Biraz çekingendi ancak kolay ilişki kuran, toplumsal sorunlarla yakından ilgili, insanları seven, her türlü haksızlığa karşı çıkan insandı, bir çok insanımız gibi.

YASEMİN SİVRİ ve ASUMAN SİVRİ

Asuman henüz 16 yaşında. Sokullu lisesi ikinci sınıf öğrencisi... "Karnemi aldınız mı?" diye soruyor, telefona çıkan ağabeyi Yalçın'a Asuman, "Dünkü gösterilemiz çok iyi geçti" diyor ağabeyine... Fakat asıl merak ettiği konu karnesi... İki yıldır takdir almak için uğraşıyorAsuman Sivri...

Saat 16-17 arası Kamber Çakır'a eve yeni gelen Yalçın Sivri, kardeşinin takdir aldığını iletilmesini söylüyor, fakat telefondan duyduğu gürültülerden tedirgin oluyor...

Yasemin ve Asuman Sivri kardeşle, 1991 yılı ortalarında, Pir Sultan Abdal Derneği'nin kültürel çalışmalarına katılıyor ve kısa sürede semah topluluğuna giriyor. AsumanSivri, özverili çalışmasının karşılığını alarak, Semah hocalığına yükseliyor. "Asuman sevimli, coşkulu, deli dolu ve uçarı bir kızdı" diyor ağabeyi Yalçın Sivri; "Arkadaşı çevresinde çok seviliyordu, bunda küçüklüğünün ve sevimliliğinin payı büyüktü"... Asuman da her türlü özerklik vardı, fiziksel, düşünsel vb. Zeki ve çalışkandı. Emek veriyor, çalışıyor, çalıştırıyordu...

Yasemin, Asumun'dan iki yaş daha büyük... 1992 yılında Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü'ne giriyor. Semah ile başladığı kişisel çalışmalarında, giderek daha farklı kanallara yöneliyor. Derneğin Gençlik Komisyonu üyesi. Aynı zamanda kütüphane'den sorumlu. Kitapları çiltliyor, numaralandırıyor. "Sürekli ve düzenli olarak okurdu" diyor ağabeyi Yalçın... Kişilik olarak içine kapalı ve durgun bir insan görüntüsü veriyor çevresine, oysa "en iyi arkadaşlarım" dediği dostlarıyla (kitaplarıyla) buluşabilmek için, yanlızlığa gereksinimi var Yasemin'in... Bu yönüyle Sait Metin'in tipik bir eşi sanki...

Lise yıllarından itibaren tuttuğu bir güncesi var. Daha çok aile ortamını, arkadaş çevresini değerlendiriyor yazdıklarında.

Yasemin Sivri, Sivas'a giderken "Aziz Nesin'le tartışmak, görüşlerini açıklamak istediğini" söylüyor arkadaşlarına... 1 ve 2 Temmuz günü Buruciye Medresesi'ndeki kitap standında görevli olan Yasemin'in bir isteğini gerçekleştirmiş olması akla yatkın geliyor. Kardeşi Asuman'la birlikte kullandıkları ortak çantalarını içinden Aziz Nesin tarafından imzalanmış bir kaç kitap çıkıyor... "Yetmiş Yaşıma Merhaba" adlı kıtabını, "Yasemin Sivri'ye mutlu yaşaması için " diyerek imzalamış Aziz Nesin...

29 Haziran'da, Erzurum'dan Ankaraya gelen ve 31 Haziran günü kendilerini Sivas'a yolcu eden ağabeyi Yalçın Sivri ile birlikte, Sivas dönüşü Mersin'e tatile gideceklerdi iki kardeş... Daha Sivas'ta iken, arkadaşlarına, "Çok yoruldum, beni Banaz'a götürün" diyen Asuman'ın, özellikle gereksinimi vardı böyle bir tatile...

Yasemin'in ve Asuman'ın yatakları, sanki birer gelin yatağı gibi süslenmiş durumdalar: Üzerlerine çerçeveli fotoğrafları, kırmızı karanfiller konulmuş.. Duvarlara şal ve poşu'ları, heybeleri, şemsiyeleri asılmış... Asuman'ın son okuduğu kitabın sayfaları arasına, kurumuş bir gül yaprağı çıkıyor. Biblolar, fincanlar, işlemeli tabak ve Honlanda'lı Carina'nın bir fotoğrafının da yer aldığı ayrı bir köşe.

sertur
22.06.2006, 10:33
BELKIS ÇAKIR

1975 yılında Ankara doğumlu Belkıs Çakır... Lise 'de başarılı bir öğrenciyken, arkadaşları ona "miss kuruntu" adına takmışlar... 1992 okul yıllığında şunlar yazıyor Belkıs için: "Belkıs sınıfımızın canayakın mensuplarından ve pencere sakinlerinden biriydi. Yazılılardan önce çok telaşlı olur. Bundan dolayı biz ona "miss kuruntu" deriz. Ama biliriz ki, onun bu telaşı yersizdir. Çünkü her zaman çok başarılıdır. "Kişilikli, yürekli, yetenekli, tuttuğunu koparan bir insandı. Tam bir 'Anadolu kızıydı...'

Belkıs Çakır'ın bir dakika boş zamanı yok... Dersane çıkışı soluğu dernekte alıyor. Saat 24'ten sonra, geceyarılarına kadar semah çalışıyor arkadaşlarıyla...

Belkız Çakır, umutlu olarak girdiği '93 yılı Üniversite, İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü'nü kazandığını öğrenemedim.. O başarılı olacağından emindi... Belkız'ın babası Kamber Çakır... Gazi Üniversitesi önünden geçen otobüslere biniyor, kızlı erkekli öğrenci kalabalığına takılıyor gözleri, onlar arasında Belkıs'ı görür gibi oluyor, dalıp gidiyor...

MENEKŞE VE KORAY KAYA

Menekşa ve Koray Kaya - Yeşim Özkan, Yasemin - Asuman Sivri gibi madımak'ta yakılan kardeşlerden. Onlardan geriye Sivas'tan dönen bir kaç parça eşyayı saymazsak, Sivas'a gitmeden çektikleri iki fotoğraf kalmış;

Menekşe ve Koray kaya oturma odasının duvarında yanyana gülümseyerek bize bakıyorlar. Gülümsedikleri zamanı dondurmak için artık çok geç!. Babası İsmail Kaya semah ve saz hocası, Pir Sultan Abdal oyununun müziğini yapmış. 01 Temmuz'da Sivas'ta Düzenlenen "Halk Gecesi"ne katılan sanatçılar arasında o da var.

1992 yılında gerçekleştirilen Banaz şenliklerini yaşayan Menekşe ve Koray Pir Sultan Abdal Kültür Etkinliklerine katılmak için, babalarının deyişiyle "can atıyorlar". Saat 10.00'de İsmail Kaya'nın da katıldığı "Halk Gecesi" var. İsmail Kaya programını yapıp kulise gelir, o sırada Musa Eroğlu yavaş yavaş birşeyler çalmaktadır. İsmail Kaya Hasret Gültekin'e sazını nasıl bulduuğunu sorar. Hasret, "İsmail senin sazının çok sesi var, en iyisi sen o sazı bir daha kır" der. Tam o sırada bir çocuk duvarda asılı olan İsmail kaya'nın sazına çarparak yere düşürür. Koray heyecanla babasına koşup "Baba, sazın kırıldı" der, der demez İsmail Kaya'nın aklına Hasret Gültekin'in sözleri gelir; sazı eline alır, saz gövde ile sapın birleştiği yerden, yanı ilk kırıldığı yerden bir kez daha kırılmıştır. "Hasret yarın seni görürsem ne diyeceğimi biliyorum" diye geçirir içinden İsmail Kaya, ama Hasret Gültekin'i son kez gördüğünü nereden bilsin? Bu Dünyadan bir Koray, bir Menekşe geçti.

Bu dünya'da Koray Kaya geçti, on üçünde Sivas'ta yakıldı. Peki kimdi o güzel çocuk? Beş yaşında yazıyı söktü. İlk okula başlamadan önce okumayı öğrendi. Hacettepe Üniversitesi kampüsünde 60. Yıl ilkokulu'nda okudu. çok başarılıydı. Bilim Dersanesinin Anadolu Lisesine hazırlama kursunda ilk ona girdi. Mimar Kemal Ortaokulu'na başladı. Çok zeki, yetenekli bir çocuktu. Kendi yaşından büyük çocuklarla, insanlarla ilişki kurardı. En iyi örnek, Sivas'ta yitirdiğimiz Sait Metin'le kurduğu ilişkiydi. Sait Metin'le çok iyi anlaşırlardı. Bu dünyadan bir de Menekşe geçti, on beşinde Sivas'ta yakıldı. Peki kimdi o güzel çocuk? Menekşe semaha, tiyatroya meraklıydı. Günleri Pir Sultan Abdal Derneği'nde geçerdi. Birkaç arkadaşı gibi Menekşe Kaya'da saz dersleri almıştı. Kardeşi Koray'la birlikte evde saz çalar, semah gönerlerdi. Menekşe özgürlüğüne çok düşkün biriydi. Sosyal kültürel ilişkileri çok iyiydi. Menekşe kaya 02 Temmuz günü son semahını döndü.

Hüsniye ana ve diğer analar çocuklarının mezarları başında bir ağıt yakacaklar: "Sivas'ta yitimdim 22 goncaydı gülüm / Elimden aldı bak ateşle ölüm / Ben de dostlar ile gömüldüm / Çalar sazı dili söylerdi / Aldı onları ölüm"?

EDİBE SULARİ

Edibe Sulari, Davut Sulari Baba'nın en büyük çocuğuydu. Tarihi Seyyitlerimizden, Seyyit Mahmut Hayrani'nin torunlarındandır.

Bassel'de yaşadığı halde Türkiye'de yapılan bütün Bektaşi Kültür etkinlikleri ve ehlibeyt cemlerine, konferanslarına katılmayı ihmal etmezdi.

SEHERGÜL ATEŞ

Sehergül Ateş, 1963 Ankara doğumlu... Açık Öğretim Fakültesi öğrencisi... Türkiye Elektrik Kurumun'da (TEK) memur olarak çalışmış...

Evin her köşesinde Sehergül'ün yeteneğini, emeğini sergileyen ürünler yer alıyor; makrome el işleri, örgüler, yapma çiçekler ve özenle baktığı menekşeleri... Sehergül Akeş, çiçekleri çok seviyor, işyerlerinde kırkayakın çiçeği olduğunu öğreniyoruz; Her sabah "günaydın ben geldim" diyerek sesleniyor onlara, "öpün bakalım ablanızın elini" diyerek okşuyor hepsini.

Sehergül'ün odası, ölümünden dört gün sonra ilk kez açılıyor, o günden sonra da sürekli kilitli tutuluyor. Babası Musa Ateş odaya girmeyi reddediyor, acısını yüreğinde duyduğu kızı için döktüğü gözyaşlarını bizden saklamıyor artık... Ablası bir kaç bavula sığan ceyizini gösteriyor, odada Sehergül'e ait herşey yerli yerinde korunuyor. "Eğer saz çalmadan ölürsem, mezarımı tekmeleyin" diyor ablasına.. "Sen herşeyi öğrendin, bir tek saz çalmayı mı öğrenemeyeceksin ?" diye kızıyor ablası... "Evimin her köşesinde, bahçemin her ağacında onun emeği vardı.

Yaşamını güzelleştirmeyi bilen, yarınına umutla bakan, yüreği sevgi dolubir genç kızdı Sehergül Ateş... Diğer güzel insanlarımız gibi, O'nu da, apansız yitirdik kanlı Sivas'ta..

sertur
22.06.2006, 10:33
MURAT GÜNDÜZ

02 Temmuz günü, Murat ve kızkardeşi Birsen Gündüz, kültür merkezi'nde kurulan kitap standında görevliler. Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi, Fizik Bölümü üçüncü sınıf öğrencisi olan Murat, Pir Sultan Abdal Derneği'nin gençlik komisyonlarında görev alıyor.

Murat katkısız sevgiyi ve dürüstlüğü, en yoğun yaşamış, evrensel sevginin ve kardeşliğin savunuculuğunu aklıyla birleştirmeyi başarmış ender insanlardan biriydi. Birsel'le ağabeyi üzerine özel olarak konuşmak, ailesi kadar bizi de derinden sarsıyor... "Seni tanımlamak, seni anlamak istiyorum gördüğüm bütün insanlara" diyor. Birsen Gündüz, ağabeyi için yazdığı satırlarda... "İnsanlara iyimser bir tavırla yaklaşmanın, zor durumlarında yardımcı olmam, senin yaşam felsefendi. Seni şu dizelerle anlatmak istiyorum; "Ne mutlu bize insan olmuşuz / İnsan sevgisini gerçek bilmişiz / İnsanın dalında açıp gülmüşüz / muhabbet insana, cana muhabbet. R.Su"... seni çok özlüyorum. Seni kendi içinde yaşatarak, özlemimi biraz olsun gidermeye çalışıyorum... Beni yaşarken görenler, seni yaşarken görecekler.

"En güçlüler yandı"... En güçlüleri, en güzelleri, en iyileri yitirdik Sivas'ta... Murat Gündüz de onlardan biriydi.

SERPİL CANİK

1974 Ankara doğumlu olan Serpil Canik, Pir Sultan Abdal semah ekibinin en gençleri ve yenileri arasında yer alıyordu.

Serpil Canik, Ticaret Lisesi'nde okurken staj gördüğü bir kooperatif şirketinde çalışıyor, bir yandan da harıl harıl üniversite sınavlarına hazırlanıyor... Çok çabuk kavradığı semahı severek oynuyor, diğer arkadaşları gibi zamanla o da bir semah ışığı olup çıkıyor... İşyerinden derneğe koşturuyor, hatta semah çalışmasını engelliyor diye, işinden ayrılmayı bile düşünüyor bir ara... Bir yandan işin yoğunluğu, bir yandan kurduğu, bir yandan üniversite hayalleri, gene de dernek etkinliklerinden koparamıyor.

Serpil için dernek çalışmaları ve dolayısıyla semah, bir yaşam biçimidir artık; "Bütün kötülüklerden uzak, yanlızca dostluk ve sevgi üzerine kurmuştu hayatını" diyor ablası... Canik kardeşler, sevgili ablalarını hiç ölmemiş gibi yaşatacaklar... Onlar da Serpil, Nurcan, Özlem, Belkıs gibi olacaklar... Yetenekli ve üretken.

AHMET ÖZYURT

1992 yılında Ankara'da doğan Ahmet Özyurt, Bebekliğinde çok uslu, hatta biraz zayıf bir çocukmuş. annesi Senem Özyurt, "Her zaman tutmaya korkardım" diyor. Büyüdükçe fiziği gelişiyor Ahmet'in, uzun boylu, geniş omuzlu, elleri ve ayakları kocaman, atletik yapılı bir delikanlı oluyor. Başarılı bir öğrencilikten sonra liseyi bitiriyor. Öğrenciliği sırasında da komilik, garsonluk gibi küçük işlerle çalışma yaşamına atılan Ahmet Özyurt, bu konuda pek şanslı olamıyor.

"Yalın bir insandı, tek isteği okumak, iyi bir üniversiteye gitmek, iyi bir işe sahip olmaktı" diyor Nurcan Özyurt. Annesi Senem Özyurt anlatımıyla "Bir sıçrasa, karşı caddeye geçebilen" bir yiğit delikanlı... Her sağlıklı genç gibi bedenini çok seven Ahmet Özyurt, evde ağırlık çalışarak kol ve bacaklarını güçlendiriyor, "kendini yerden yere atıyor"... En büyük ideali Üniversite okumak... Hep sonuca yaklaştı, fakat bir türlü başarılı olamadı. Belki de başarısız olduğu tek alan Üniversite sınavlarıydı.

Ahmet Özyurt, en sevdiği iki eylemi; "Kitap okumak ve spor yapmak" olarak belirtiyor. Ahmet Özyurt, "Hayatın hep acılarını aklına getiren kişi mutlu değildir. Gerçekten mutlu kişi, içinde bir iyilik hisseden kişi demektir." diye yazmış günlüğüne... Ahmet Özyurt, kızkardeşi kadar yakın bize "İstediği ve arzuladığı sonuçlara yaklaşmıştı, iyi bir insan olarak yaşamayı, başarılı ve mutlu olmayı fazlasıyla haketmişti, hayatı haketmişti. başaracaktı...

SERKAN DOĞAN

Serkan Doğan, kardeşi Serdar ile birlikte derneğin semah topluluğunda görev alıyordu. Aynı zamanda, Pir Sultan Abdal " oyununda Ali baba'yı canlandırıyordu... Babası, "Sivas'a ilk gidişi değildi. Banaz'a gitmişlerdi geçen yıl... Ayrıca, derneğin yeni şubeleri açılırken, İstanbul'a, İzmir'e, Çanakkale'ye gittiler" diyor ve ekliyor, "Sivas'ta, çocuklarımıza komplo kurulduğunu nereden bilecektik?... Serkan Doğan, liseyi kendisi için yeterli görmesine karşın, Açık Öğretim Fakültesi'ne devam ediyordu... Bir diğer tutkusu da futbol oynamaktı... Babasının sözleri "Sanki büyümüş ve küçülmüştü... Mahallede yaşlı birisiyle karşılaşsa, elinde çantası, paketi olan yaşlı bir teyzesini görse, hemen yardımına koşardı, tanısın veya tanımasın evine kadar eşlik ederdi... Mahallemizde çocuklarla oynardı, evinde bir akvaryumu vardı; Balıklarıyla, kuşlarıyla sıkılmadan ilgilenirdi... Serkan Doğan, kendi kendine çalışarak saz çalmayı da öğreniyor "Eğitim almış birinden çok daha iyi kullanırdı sazı" diyor kardeşi Serdar...

11 Aralık 1993, yirminci yaş günü Serkan Doğan'ın.. Ailesinin, Aydınlık Gazetesinin aynı tarihli sayısına verdiği bir duyuruda şunlar yazılıyor: "20 yaşına merhaba gülüm. Yangın yeri yüreğimiz. Direncimizde yaşıyorsun. Ailen "... Bir de şu dizeleri okuyoruz; otelde yangın başladığında bir kağıda karaladığı, ölümünden sonra iç cebinden çıkan sportane birkaç dizeyi: "Yanıyorum / anam sakın ardımdan ağlamasın Ali'yim ben / Pir Sultan yoluna ölüyorum / başıma kızıl bağlama / arkamdan sakın ağlama"... Doğan ailesi, oğullarının vasiyetine sadıklar... Ne bir lanetleme, ne bir damla gözyaşı, ne de bir yakınma... Yalnızca direnç... Hepsi bu.

sertur
22.06.2006, 10:34
MEHMET ATAY

1968 baharında, Divriği'nin gönderen Köyünde, Atay ailesinin en küçüğü olarak doğuyor. Mehmet Atay... Evin en küçüğü olmakla birlikte en sevileni aynı zamanda... Mehmet Atay'ın kısa süren, fakat yoğun ve üretken yaşamını anlatmak, sevgili kardeşlerine düşüyor şimdi.

&