Orijinalini görmek için tıklayınız : Can Dündar
Hüseyin69 14.03.2006, 02:55 Sam aynı Sam, Polat niye değişti?
Tarihsel açıdan bakarsanız "Kurtlar Vadisi Irak"taki asıl yenilik, Polat'ı Amerikan karşıtı saflarda görmemiz.
Malumunuz, Polat'ın ataları 1960'larda sokaklarda "Amerikalı
evine dön" diye yürüyen öğrencilerin üzerine "Komünistler Moskova'ya" diye bağırarak saldırmış, ateş açmışlardı.
Türkiye'nin en büyük öğrenci eylemlerinden biri 1968 yazında, Amerikan 6. Filosu'nun ziyaretinde yapılmıştı ve orada "Bağımsız Türkiye" sloganıyla yürüyenlerin üzerine açılan ateşle Vedat Demircioğlu öldürülmüştü.
Filmin kötü adamı Mr. Sam Marshall'ın da isabetle hatırlattığı gibi "Amerika, anti-komünist mücadele için Polat gibileri beslemiş, palazlandırmıştı."
Onu bırakın, "Polat'ın çalıştığı" Özel Kuvvetler, Amerikan parasıyla kurulmuş ve her yıl finanse edilmişti.
Ama gün oldu, filmdeki Sam gibi Sam Amca da "Artık size ihtiyacımız yok" deyiverdi.
Öküz öldü, ortaklık bozuldu.
http://www.milliyet.com/2006/02/05/pazar/resim/yazdundar2.jpg Nereden nereye?
1950'lerde Marshall yardımı getiren gemileri törenlerle karşılayan Türkiye şimdi "büyük şeytan"a isim diye takıyor Marshall'ı...
1960'larda İstanbul'u ziyaret eden Amerikan askerleri için kerhane duvarlarını boyatanlar şimdi Iraklı dul, zalim Amerikalının kalbini deşince alkış tutuyor.
Polat işgalcilerle sosyalist jargonla konuşuyor, "Amerikan askerlerinin patronu Amerikan kapitalizmi değil mi?" diyor.
Amerika mı değişti?
Hayır. Vietnam'dan beri
Sam aynı Sam...
Lakin 11 çuval, Türk sağına 50 yılda anlatılamayanı anlatıverdi.
1960'larda boyanan kerhane duvarları nasıl Türk-ABD yakınlaşmasının fotoğrafı olarak hafızalara kaydolduysa, sanırım "Kurtlar Vadisi Irak" da Türk sağının Washington'dan kopuşunun simgesi olarak tarihe geçecek.
Polat, Çatlı mı?
Dizideki Polat'ı ayrı değerlendirmek lazım. Ama filmdeki Polat, hiç kuşkusuz Abdullah Çatlı'yı akla getiren bir karakter olarak çizilmiş.
Gökçen Çatlı'nın babasıyla ilgili anılarını okursanız ("Babam Çatlı", Gökçen Çatlı, Timaş, 2000) Çatlı ve arkadaşlarının bir dönemki eylemlerinin benzer şekilde değerlendirildiğini görürsünüz.
Çatlı da "devlet tarafından özel olarak işe alınıp yetiştirilmiş, milleti ve devleti için her türlü tehlikeyi göze almış, gerekirse cinayet işlemiş, sonra yurtiçi ve yurtdışında sayısız operasyonlara katılıp ülke menfaatleri için çalışmış bir kahraman" olarak tarif ediliyor.
Şu farkla ki, Çatlı'nın 1970'lerde ölüm emrini verdiği ve evlerinde boğazlanarak öldürülen yedi TİP'li genç, 30 yıl sonra bugün Polat'ın boğazladığı Amerikalılar ülkelerini işgal etmesin diye uğraşıyorlardı.
Belki de filmdeki Amerikalı'nın işaret ettiği gibi, şimdi Türklerle Kürtleri birbirine düşüren de, o gün sağcılarla solcuları birbirine kırdıran da onlardı.
Polat ve arkadaşlarının bunu anlaması 30 yıla ve 30 bin cana mal oldu.
KAYNAK:http://www.milliyet.com
karyatit 14.03.2006, 12:59 Öncelikle eline sağlık arkadaşım aslında yapacak o kadar çok yorum var kii .en son yazılana takıldım polat ve arkadaşları bazı şeyler,i 30 sene sonra mı anlamışlar.. tabiki değil hdef ndeden amerika oluverdi çünkü artık amerikanın emperyalist bir ülke olduğunu herkez biliyor.eee birilerinin halk kahramanı yaratması gerektii eyyy halk siz durun polat alemder sizin için var amerikadan intikam almaya geliyorr siz uyumaya devam edin..... Öfkem o kadar fazlakiii ne mutlu istediklerii gibi olduuu siz durun mualefet aman olamyın türkishrambopolat varrr..
Hüseyin69 14.03.2006, 16:21 haklisin sevgili kadresim rambo bir amerikada yok artik bizim(türkiyenin)de
rambomuz var
eger iznin olursa elime bir bayrak alip sokaga cikmak ve avazim ciktigi kadar haykirmak istioyrum
tükiye rambomuzla gurur duyuyor
BesiktasliBABA 15.03.2006, 03:17 siyasette amerikanin bizi ezmesine cevap veremeyen hukumet filmi cok begenmis,cunku filmde amerikaya kafa tutuluyormus vs.,yaratilmis bi sanal kahraman,aptal millet neredeyse ona tapacak.yapsinlar banada bi film,birak amerikaya kafa tutmayi dunyanin krali olurum beee (tabiki filmde ).ayrica bence bu polat denen sahte kahramani,yakin zamanda siyasettede gorecekmissiz gibi bi hissim var.eminim suan bu ulkenin gercek kahramanlarinin,gazilerinin,sehitlerinin kemikleri sizliyordur.
erdal ates 18.03.2006, 01:24 bu filmin arkasında kim var ben en çok onu merak ediyorum arkadaşlar.
ayrıca bizim 40yıl önce yaptıklarımızı,düşündüklerimizi şimdi milliyetçiler yapıyo ve düşünüyor.adamlar artık kahrolsun american emperyalizmi diyor.30-40 yıl önce bunu diyenleri öldürmeye çalışıyorlardı.daha yenimi geldi akıları başına.o zaman biz onlardan daha çok seviyoruz bu ülkeyi.ama yinede bizim düşündüklerimizi düşünemez onlar.polatta kimmiş? zamanında american parası yiyen abdullah çatlı.şimdi bizim ağzımızla konuşuyor.ama onlar sadece konuşurlar bide işkence yaparlar.kahrolsun american emperyalizme yaşasın hümanizm
http://www.milliyet.com.tr/sabitimg/06/gazete/yazar/ic/k_dundar.gif
Rahatsız
Bayıldım bu ifadeye:
"Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin Atatürkçü bir vatandaşı olarak Kuran'a el basarım ki biz teknoloji kurbanıyız; âşık olduğum kadına tecavüz etmem".
Sevgilisi Gamze Özçelik'i bayıltıp tecavüz ederken çektiği görüntüleri internette dağıtmakla suçlanan Gökhan Demirkol geçen hafta mahkemede kurdu bu cümleyi...
Laiklikle Kuran'ın, el basmakla teknolojinin, aşkla tecavüzün harikulade harmanlanmasıyla aşureleştirilmiş bir kişilik ve eylem tanımı...
Bu bulamaç ne kadar iyi anlatıyor yaşamakta olduğumuz kişilik bölünmesini değil mi?
* * *
Her kanalda, kargaların kahvaltı vaktinden gece baygın düşene dek göbek atan veya ekran başında göbek atanları alkışlayan halkım, "Ne izlemek isterdiniz?" diye sorulunca, tarih dersi çalışması gerekirken internet sohbetinde yakalanmış çocuk gibi, neredeyse hep bir ağızdan "Belgesel" diyor.
Başka?
"Dini programlar"...
Sonra?
"Açık oturum ve tartışmalar"...
En çok neden rahatsız?
"Magazin programlarından"....
* * *
Milliyet'in geçen haftaki manşetine bakılırsa toplumda "Herkes herkesten rahatsız..."
Açık Toplum Enstitüsü'nün Boğaziçi Üniversitesi'yle birlikte yaptığı araştırmaya göre halkımız özellikle "eşcinsellerden, evlenmeden aynı evde oturan çiftlerden, küpe takmış erkeklerden, açık giyinen kadınlardan" rahatsız...
Peki en çok izlenen TV programları listesinin başında yer alan magazin programlarında kimler var:
Eşcinseller... evlenmeden aynı evde oturan çiftler... küpe takmış erkekler... açık giyinen kadınlar...
"Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu" diye sormaz mısınız?
Her daim en çok nefret ettiğini izleyen bir kitle görünce, o kitlenin bilinçaltında nefretle özen arasındaki medcezirin kokusunu almaz mısınız?
* * *
"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" yazısını her okul kapısına asan, sözün sahibine ölesiye tapan bir toplumun 29 Mart'ta Güneş tutulacak diye deprem beklentisine girmesine, seçimde ya da evlenirken muhatabının dini inançlarını gözetmesine şaşmaz mısınız?
Fuhşun, özellikle de çocuk fahişeliğinin patladığı bir ülke yurttaşlarının hep bir ağızdan "Namus her şeyden önemlidir" demesi karşısında "Peki kim bu çocuklarla yatan?" diye sormaz mısınız?
Her gün karısını, kızını, annesini dövenlerin hem dayağın cennetten çıkma olduğunu hem cennetin anaların ayağının altında olduğunu söylemesi karşısında bu ikiyüzlülüğe bakakalmaz mısınız?
* * *
Rahatsızlık, çoğu kez iktidarsızlığın bir yan etkisidir.
Hızla değişen dünyada, değişim üzerindeki denetimini yitiren toplum, bir yandan merakla, iştahla değişimi süzerken, öte yandan modern hayatın ne getireceğini bilmemenin kaygısıyla sımsıkı geleneğe tutunuyor.
Kafa karışıklığını gideren, eski huzurunu garantileyen ortak paydalar arıyor.
O yüzden ne kahvaltıda göbek atanlar gerçek Türkiye; ne açık giyinenlerden rahatsız olanlar...
Arada bir yerdeyiz.
Laiklikle şeriat...
Teknoloji kullanmayla Kuran'a el basma...
Aşkla tecavüz arasında...
"Gelenek" diye diye modernliğe, "şeriat" diye diye laikliğe, "aşk" diye diye tecavüze doğru gidiyoruz.
paylaşım için saol can dürdar da bunu yazdığı için saolsun gerçekten çok şahane bir yazı ellerine sağlık can dündar :36_1_55:
Sağolacın CAN DÜNDAR
ne güzel izah etmişsiniz türkiyemin sosyolojik yapısını. birde görmek istemeyenler anlamak istemeyenler okusa yazınızı. gayret etseler. umarım olur manzara değişirde siz bunuda anlatırsınız bizlerde okuruz. kimbilir ...
umut_121 26.03.2006, 00:12 Bir okuyun ne kadar doğru yaa. Nereye koşuyoruz biz ?
Herkes bir arayis içinde, ama hiç kimse ne aradigini bilmiyor. Saniyoruz
ki
çok paramiz, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor
Bir
arabamiz olunca biz de çok mutlu olacagiz.
Hadi maddeciligi bir kenara birakalim; niye herkes asktan sikayetçi?
Çevremiz de kaç kisinin ask hayati iyi gidiyor? Eminim parmakla
sayilacak
kadar azdir. Ve eminim hiç kimse yanlisin nerede oldugunu da
bulamiyordur.
Ben ten uyusmasi kadar ruh uyusmasinin önemine inanirim. Hatta
insanlarin
es ruhlarinin olduguna bile inanirim. Ama ruhlari olmayan bedenler
birbirleriyle ne kadar uyusabilir ki? Evet, önce göz görür fakat ancak
ruh
sever. Ayrica ruhumuz olmadan es ruhumuzu bulmak gibi bir sansimiz
olmadigina da eminim... Iste bu yüzden içimiz de sürekli bir eksiklik
duygusuyla yasiyoruz hepimiz, iste bu yüzden sürekli duvarlara çarpip
çarpip kendimizi kanatiyoruz ve iste bu yüzden mutlulugu bir türlü
yakalayamiyoruz...
Gerçekte hiz çaginda yasiyoruz. Her sey o kadar hizli geçiyor ki, ne
ise,
ne arkadaslarimiza, ne ailemize, ne çocugumuza, ne kendimize yeterince
vaktimiz kalmiyor. Akrep ve yelkovanla yaris halindeyiz. Bu yüzden bütün
iliskiler yarim yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük.
Sevmeye bile vaktimiz yok bizim.
Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasiyla yararlaniyoruz. Ne çamasir
yikiyoruz ne de bulasik, çayimizi kahvemizi makineler yapiyor.
Islerimizi
bir telefon, bir faksla hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde
dünyanin bir ucuna tasiyor. Hatta artik gitmeye bile gerek yok,
internetle
dünya elimizin altinda. Ama yine de vaktimiz yok iste! Bence doganin
kara
bir laneti Biz ondan uzaklastikça, o da bizden bütün zamanlari çaliyor.
Milan Kundera "yavaslik" adli kitabinda; "yavaslik hep
aldatir,hizlilik Ise unutturur" diyor. Telefon hizlilik mesela,
konusulanlari, söylenenleri unutturur. Mektupsa yavaslik, hep vardir ve
hep hatirlatir. Evet freni patlamis kamyon gibi yasamanin hiç anlami
yok.
Ayagimizi gazdan yavas yavas çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da
bize
yetismesini bekleyelim artik.
Aceleye ne gerek var?
Hayat yalniz biz izin verdigimiz gibi geçer. Iyi ya da kötü hizli ya da
yavas...
Her sey bizim elimizde, sevgi de, ask da, basari da. Ama ancak kendi
ruhumuzla bulustugumuzda...
Can DÜNDAR
güzel bi yazı.. tşk ederim
umut_121 28.03.2006, 14:23 evet gerçekten güzel yazı beyenmene sevindim dost
can dündar büyük bir aydın ve iyibir kişilikdir selam olsun ona ve onungibi dostlara sevgili candost sende sağolasın paylaşımın için.....
teknoloji bizi ilerletecegi yerde aslında yavaşlatıyor robotlaşmaya başladık bile bir örnek şu an kullandıgmız bilgisayar yüzünden aileye dostlara zaman ayıramaz olduk paylaşımın için sagol
BİR YERLERDE TIKANIP KALDIYSA HAYAT...
***************************************
Bir yerlerde tıkanıp kaldıysa hayat, soluk almak güçleştiğinde,
Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,
Dağlara dönmeli yüzünü insan.
Yeni patikalar,
yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;
Yeni insanlarla tanışmalı, yeni kesifler yapacak....
Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa,
Gerçekleştirmeyi denemeli!
Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını;
Zamanın bir nehir, kendisinin bir sal olup da,
Odursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.
Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,
Her aksam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;
Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip
Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini;
Gördüğünü hissedebilmeli!
Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,
Değerli olabilmeli hayat!
İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!
Başkasının yerine koyabilmeli kendini;
Ağlayan birine "gül", inleyen birine "sus" dememeli!
Ağlayana omuz, inleyene çâre olabilmeli!
Şu adâletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı;
Sevgisiz, soysuz kalarak!
Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine...
Güneşin doğusunu
seyretmeli arada bir, seher yeli
okşamalı saçlarını...
Karda yağmurda sevincine, coşkusuna;
Fırtınada boranda öfkesine, isyanına ortak olabilmelidoğanın!
Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği;
Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli!
Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi,
Mutlu etmeden mutlu Olmayı beklememeli!
Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı;
Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!
Çünkü; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması
için,
Hiç çâresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin;
Ağlamayı bilmiyorsan, neşesizdir kahkahaların;
Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların...
Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne kendini düşünmekten herkesi
unutmamalı!
Bilmeli çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek da hep almak için...
Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,
Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!
Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere...
Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları,aynı bahanelerle
tekrarlamamasıiçin!
Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak!
Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!
Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;
Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin;
Zaman bulabilsin;
Birteşekkür, bir elveda için...
Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer;
Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;
Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark
edebilmeli insan!
Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi...
Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı...! *
Can Dündar
HAYAT NEDIR?
Hayat skor tabelasi tutmak degildir.
Kac arkadasiniz oldugu ya da kacinin sizi arkadas kabul ettigi
degildir.
Bu hafta sonu icin planlarinizin olmasi degildir.
Hafta sonu yalniz olmaniz da degildir.
Su siralar sevgilizin olmasi degildir.
Gecmiste sevgiliniz olmasi degildir, gecmiste kac sevgiliniz
oldugu
degildir.
Bugune kadar hic sevgilinizin olmamasi da degildir.
Sizi kimin optugu degildir.
Ailenizin ya da onlarin serveti degildir.
Hangi okula gittiginiz degildir
Ne kadar guzel ya da cirkin oldugunuz degildir.
Giydikleriniz, ayakkabilariniz degildir.
Ne cesit muzik dinlediginiz degildir.
Okul notlariniz degildir.
Ne kadar akilli oldugunuz degildir.
Herkesin size verdigi akil notu hic degildir.
Hayat standart testlerinin belirledigi kisiliginiz de degildir.
Hayat bir kagida dokulmus hayat hikayeniz ve bu hayat hikayesini
kimin kabul ettigi de degildir.
AMA HAYAT;
Kimi sevdiginiz, kimi incittiginizdir.
Kimi mutlu, kimi mutsuz ettiginizdir.
Sizin olanlari koruyabilme ya da mahvedebilmenizdir.
Dostluklarinizdir.
Neyi soylediginiz ve neyi kastettiginizdir.
Hangi onemli hukum ve kararlari verdiginiz ve de nicin
verdiginizdir.
Icinizde sevgiyi tasimak, buyutmek ve dagitmaktir.
Ama en onemlisi, yalniz basina asla gerceklestiremeyeceginiz bir
seyi
yapmak, hayatinizi, baska insanlarin kalbine dokundurabilmektir.
Baskalarinin kalplerini etkileyecek yolu ancak siz secersiniz.
Ve hayat bu secimlerdir zaten.
Hayat silgi kullanmadan resim cizme sanatidir.
Ve insanlar boyle buyurler...
unutmayin;
YASAMA KENDIMIZDEN NE KATARSAK, YASAMDAN DA ONU ALIRIZ...
Karanlıktaymışlar. İki embriyo, bir ana rahminde...
Her şeyden habersiz bekleşiyorlarmış, sudan bir beşiğin içinde...
Sarılıp birbirlerine, karanlıkta uyumuşlar öylece...
Haftalar geçmiş, ikizler gelişmiş.
Elleri, ayakları belirginleşmiş.
Gözleri çıktıkça meydana,
İkisi de çevrede olup biteni fark etmiş...
Ne rahat, ne güvenli bir dünyaymış bu...
Sıcak, ıslak, sevgi dolu...
"Öyle güzel bir dünyada yaşıyoruz ki" demişler, "...bize ne mutlu..."
Gel zaman git zaman, çevreyi keşfe girişmişler.
Bu karanlık dünyayı ve hayatın kaynağını deşmişler.
Onları besleyip büyüten kordonu fark edince
O kordonla kendilerini var eden Anne'lerine şükretmişler.
Sonra başlamış bir varoluş tartışması:
"Buraya nereden geldik, biz nasıl olduk" diye sormuş ikizler...
"Annemiz" demiş biri, "O bizi var etti, bize can verdi."
"Ne biliyorsun" diye itiraz etmiş öteki, "Sen hiç Anneni görmedin ki...":
"Belki de o sadece zihnimizdedir. Anne inancı bizi rahatlattığı için uydurduğumuz bir şeydir."
Süredursun ana rahmindeki tartışma, ikizler büyüyüp gelişmişler.
Rahme sığmaz olup tekmeleşmişler.
Artık parmakları ve kulakları varmış kerataların...
Büyüdükçe anlamışlar ki, yolun sonu yakın...
Gün gelecek, bu güzelim hayat bitecek;
Karanlık bir yolculuk, onları bir başka diyara çekecek.
"- Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz" diye fısıldamış ikizlerden biri efkarla...
"- Ben gitmek istemiyorum" diye diretmiş öteki; "doyamadım ki daha hayata..."
"- Ama mukadderat alnına yazılandır; dua et, belki doğumdan sonra hayat vardır."
Sormuş karamsar olan:
"- Bir gün bize hayat veren kordon kesilecek. Ondan sonra başımıza neler gelecek?"
Şiirle cevaplamış iyimser olan:
"Birçok giden/ memnun ki yerinden/ çok seneler geçti/ dönen yok seferinden..."
Ve günlerden bir gün, yer sarsılmış, duvarlar kasılmış.
Dayanılmaz sancılarla ikizler beklenen günün geldiğini anlamış.
Buruşuk kollarıyla birbirlerine son kez sarılıp vedalaşmışlar.
Ve "ömrümüz bitti" diye çığlık çığlığa ağlaşmışlar.
Azrail sandıkları bir el kesmiş onları hayata bağlayan kordonu,
Ağlaya ağlaya karanlık bir koridordan öbür hayata çıkmışlar.
Erkan Sevgi 16.06.2006, 16:16 ÇOK GÜZEL BİR YAZI...
PAYLAŞMAK İSTEDİM
Evlilik, inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum
benim için. 17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son verdiği
kurum ayni zamanda da...
Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belki de kuruma inanmamaktan
geçiyor.
Evliliği toplumun dayattığı şekilde yasamamaktan. Nedir bu dayatmalar?
Erkeğin muhakkak kadından yasça büyük olması, eğitim seviyesinin
erkeğin lehine yada en azından eşit olması bunların sadece ikisi...
Olmaz, yürümez diyor toplum... Erkek yasça büyük olmalı ki, kadına "höt"
dediğinde oturmalı kadın. Yada yumuşatıyorlar; efendim kadın erkekten
önce çöktüğü için (hani doğum felan) küçük olmalıymış yası. Eğitimde de böyle. Kadının çok okumuşu bilmiş olurmuş, evde kalmakmış layiki....
EŞİM BENDEN 2 YAS BÜYÜK; ne "höt" dememe gerek kaldı 17 senede, ne de benden önce çöktü. Yıllar içinde ben yaslandıkça o gençleşti, "oo Can
bey kapmışınız çıtırı" esprilerine muhattap dahi oldum.
EŞİM 3 ÜNİVERSİTE BİTİRDİ; ben bir taneyi 9 senede bitirdim. Ne o bana
bilmişlik tasladı, ne ben ona ezik baktım...
Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır der Halil
Cibran...
Bunu unutmadık biz. Ben konuşurken o dinledi, Ben dinlerken o konuştu
17 sene.
O öfkeliyken ben, ben öfkeliyken o "haklisin bitanem..." dedik, öfke
bitip fırtına durulduğunda "ama bi de böyle düşün" de dedik fikrimizi
savunurken.
Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi, ayni amaç için savaşan
neferlerdik bu hayatta. Ala bilmedik ne kadar para kazandığımızı,
ortak cüzdanımızdan gerektiği kadar aldık.
Ne kadar çalarsa çalsın masanın üstünde telefon, kim bu saatte arayan
karşı cins diye sorgulamadık da ama... Sevginin en büyük dostuydu
bizim için "güven"... Ve güvenin ardına saklanmış bir "saygı" vardı
daima... Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede...
Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi sütliman yasayacaktık...
Öyle bir girdik ki birbirimize, ben ilk kez odamın dışında yattım bi
gece, misafir odasında... Gece yarısı kapı açıldı, esim "ne yapiyosun burda?"
diye sordu kapının eşiğinden, "uyuyorum" dedim buz gibi bi sesle...
Gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı elinde yastıkla... "kay yana" dedi
daracık yatakta. "ne yapiyosun?" dediğimde "benim yerim senin yanın,
sen gelmezsen ben gelirim" dedi... Anladım ki o gece, en uzun kavgamız
yat saatine kadar sürecek...
Ve bence doğrusu da bu... Özen gösterdik o günden sonra, evin her
yerinde kavga ettik, yatak odamız hariç..
Kırsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin tutmadık birbirimize...
Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu belki de 41 inci çift
olacaktık o listede...
Ama oyunun kurallarını biz koyduk... Nede olsa bizim oyunumuzdu,
oynanan...
Evlilik; hesapsız içine dalınması gereken bir oyun bence...
Topluma kulaklarını tıkayarak hem de... Ne benim, ne de bizim
sözlerimizle...
Sadece gönlünüzden geçtiğince...
Dedigi gibi Ataol Behramoglu' nun; "...Yasadıklarımdan öğrendiğim bir
şey var: Yasadın mi büyük yasayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene
karışırcasına. Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır.
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana..."
CAN DÜNDAR
seheryeli 16.06.2006, 16:35 ne güzel anlatmış evlilik kurumunun dengesini sevgili Can Dündar..
evlenirsem buna sebep,Can Dündar olacak:)
bu güzel paylaşım için teşekkürler Erkan.
seheryeli 16.06.2006, 16:48 Konfüçyus'un eşlerin birlikte mutlu bir hayat sürmeleri için 14 öğüdü var.
Yüzyıllardır kulaktan kulağa yayılmaya devam ettiğine göre pek de yabana atılır öğütler olmasa gerek.
1- Tedavi edilemez derecede romantik olun.
2- Birlikte kitap okuyun, elele tutuşun ve birlikte düzenli
yürüyüşlere çıkın.
3- Gülümsemeler bulaşıcıdır. Ona da bulaştırın.
4- Güvenilir bir sırdaş olun ve onu hiç kimseye şikayet etmeyin.
5- Onun en sevdiği çiçeği, rengi, müziği, şiiri ve yazarı bilin.
6- Ona, beklemediği hoş sürprizler yapın. Hiçbir neden yokken de kart ya da küçük aşk notları yollayın.
7- Birbiriniz için özel ve gizli takma adlar bulun.
8- Aşk, birlikte saçmalamaktır. Arada bir, birlikte sonuna kadar
saçmalayın.
9- Kimin haklı olduğunu tartışmayın, neyin doğru olduğuna karar
verin. Her tartışma sonunda barış anlaşmasını bir öpücükle imzalayın.
10- Sevdiğinizi yalnızca onun duyabileceği biçimde eleştirin.
Övgünüzü ise bütün dünyaya duyurun.
11- Bedeninize iyi bakın. Daima sağlıklı ve dinç olmayı hem kendinize hem de ona borç bilin.
12- Bir kucaklaşmadan ilk ayrılan siz olmayın.
13- Eş seçmek kitap seçmeye benzer, iyi tasarlanmış bir kapak ve cilt
ilginizi çekebilir. İceriği sağlam olmadıkça sonunu getirmek zordur.
14- Aşk için evlenin. Hem eşinizin hem de kendinizin en iyi arkadaşı olun.
Erkan Sevgi 16.06.2006, 17:01 katkın için teşekkürler seheryeli. Bu 14 altın öğüt orjinalmi yoksa modernize edilmişmi :)
Çok güzel bir yazı gerçekten, paylaşımın için teşekkürler. Evli olsa idim kesinlikle evime asardım bu yazıyı. Çok duygusal, içten duygularla yazılmış. Saflık kokuyor. Sevgi,saygı kokuyor.
seheryeli 16.06.2006, 17:30 katkın için teşekkürler seheryeli. Bu 14 altın öğüt orjinalmi yoksa modernize edilmişmi :)
Şimdiki zamana uyarlanmış halidir :)
seheryeli 16.06.2006, 18:15 EVLİLİK VE AŞK
Pırıl pırıl ütülü giysili, misler gibi parfüm kokulu,saçları taralı, dişleri fırçalanmış adamı / kadını sevmek kolaydır.
Aslında aşk, aynı insanı, sabahın körü uykudan uyandırdığındaki en sinirli hali ile de kabul edebilmek, aynı tuvaleti bir dakika arayla
kullanabilmek, diz yapmış pijamalarla kanepede yastıklara sarılıp sızmışken bile şevkatle okşayabilmektir.
Buna katlanamayanlar zaten aşık değillerdir.Bu durumda evlilik hoşlandığın insana karşı olan duygularını öldürüyor diyebiliriz.
Zira aşıksan, aynı havayı solumak bile zevk verir. hep beraber olmak istersin. banyodan gelen su sesi bile onun evde olduğunun işaretidir ve huzur verir.
Ütülediğin gömleğin ona ne kadar çok yakışacağını düşünürsün.
Pişirdiğin yemeği ne çok seveceğini hayal edersin.
Bin tane ayakkabısı varken binbirinciye sahip olmaktan mutlu olacak diye, istediğin gömleği satın almaktan vazgeçersin.
Zamanla almaktan çok, birşeyler vermekten mutluluk duyduğunu keşfedersin.
Eğer kadın evlilikte ikinize yemek pişirecek, dolabı düzenleyip ütüyü yapacak bir anne olacak görülüyorsa,o kadının saçlarının hiç yağlanmadığı ve adamın geceleri terlemediği düşünülüyorsa, asla kavga edilmeyecek ve lavabo tamir edilirken dahi gülüşüp öpüşülecek zannediliyorsa zaten beklenti bir evlilik değil, bir amerikan filmini yaşamaktır.
Bu hayallerle yola çıkıldığında, damat ilk gece gelinin saçlarından onbin firkete sökmeye çalıştığında, gelin ise damat firketeleri çıkaramayıp
söylendiğinde zaten evlilik sandıkları şey çatırdamaya başlayacaktır.
Evlilik; sadece aşk değildir.
Evlilik; ev arkadaşlığı, kankalık, sırdaşlık, ortak hesaba sahip mudilik, ayrı kökenlerin birleşmesi, başı hatırlanmayan bir akrabalık ilişkisidir.
Aşk bu ilişkide tutkuyu sağlar ama zaten tek başına ayakta tutamaz.
Aşıksanız ateşli sevişmeler yaşarsınız ama kış akşamları evde konyak içip geyik yapamayabilirsiniz.
Hala canınız sıkıldığında onu değil de annenizi arıyorsanız, yalan olmuştur o evlilik.
Aşk evlilikte gider gelir. halıya kola döktüğünde aşk biter, ama o, halıyı temizleyebilirse gene aşık olunur.O aradaki sinir evresini aşabilenler ellinci yıla kadeh kaldıranlardır.
Tahammül edemeyenler ise ikinci evlilikten sonra artık evliliğin yalan olduğuna inanacaklardır.
Zafer, direnenlerin olur.
Can DÜNDAR
güldestim 16.06.2006, 18:26 Gerçekten de çok güzel bir yazıymış.Evliliği yürütebilmenin altın kurallarını vermiş Can Dündar.Teşekkürler Erkan abi.Ve katkılarından dolayı sanada teşekkürler seheryeli.
reyhan22 16.06.2006, 19:20 Almitra sözü aldı ve sordu:
- Peki Üstad; evlilik nedir?
Cevap şöyle geldi:
- Siz birliktelik için doğmuşsunuz. Ölüm meleğinin beyaz kanatları sizi ayırana kadar ayrılmayacaksınız. Allah'ın sessiz tanıklığında bile beraber olacaksınız. Ama birlikteliğinizde mesafeler bırakın; bırakın ki, cennetin rüzgârları aranızda dansedebilsin...
Birbirinizi sevin ama, aşk tutsaklığı istemeyin..
Bırakın, aşk, ruhunuzun kıyılarına vuran dalgalar gibi olsun...
Birbirinizin bardağını doldurun ama aynı bardaktan içmeyin; ekmeğinizden verin birbirinize ama aynı somundan ısırmayın...
Birlikte şarky söyleyin; lâkin birbirinizi yalnız bırakmayı da bilin. Sazın telleri de yalnızdır ve armoni içinde aynı melodiyi seslendirir...
Birbirinize kalbinizi verin ama karşılıklı kilitleyip saklamak için değil!
Sadece hayatın eli o kalbi saklar!
Birlikte durun, ama yapışmayın; tapınakların sütunları da bitişik değildir!..
Ve meşe ile çınar birbirlerinin gölgesinde büyümezler....
Yaprak... 16.06.2006, 20:38 herşey aynı yöne bakmaktan geçer....inanmaktan.....koca bir hayat...BİRlikte....sevgiyle.....:)
sevilkipirti 16.06.2006, 20:42 Millet popçuya, topçuya aşık olur ya işte bende aşığım bu adama...
Bütün kitaplarını okudum, hiçbir köşe yazısını kaçırmam, nerde birşey yazarsa mutlaka bulur okurum. Hatta önüme konan 100 tane yazıdan hangisinin ona ait olduğunu anlayabilecek kadar çok okumuşumdur CAN DÜNDAR'ı...
Biliyorum birgün bir yerde karşılaşacağız ve ben onunla konuşma şansı yakalayacağım :) Ya da tanıyan birileri çıkarmı aramızdan bana bi yardımcı olsa:p
Sevgi Erkan 17.06.2006, 17:41 Selamlar,
Evlilik üzerine ,Can Dündar çok güzel bir tespit yapmış. Evliliklerini bu biçimde yaşayan çiftleri kutluyorum.Diğerlerine de şu önerim olacak;bunları yaşamak sadece sizin elinizde..Biz istedik ve yaşıyoruz.Teşekkür ederim Erkan..
Bu yılınızı iyi geçirdiniz mi?
Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi?
Bu yıl hiç gün ışığı ile uyandınız mı?
Kaç kez güneşin doğuşunu izlediniz?
Bir neden yokken kaç kişiye hediye aldınız?
Kaç sabah yolda bir kediyi okşadınız?
Bu yıl yeni doğmuş bir bebek parmağınızı sıkıca tuttu mu hiç?
Ve siz onu hiç kokladınız mı?
Yaz gecelerinde ne çok yıldız olduğuna hiç şaşırdınız mı?
Kendinize bu yıl kaç oyuncak aldınız?
Kaç kez gözlerinizden yaş gelinceye kadar güldünüz?
Yaşlı bir ağaca sarıldınız mı bu yıl?
Çimlere uzandığınız oldu mu?
Çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç?
Hiç suda taş kaydırdınız mı bu yıl?
Kaç kez kuşlara yem attınız?
Bir çiçeği dalındayken kokladınız mı?
Bu yıl kaç kez gökkuşağı gördünüz?
Ya da hediye alan bir çocuğun gözlerindeki ışığı?
Kaç kez mektup aldınız bu yıl?
Eski bir dostunuzu aradınız mı hiç?
Kimseyle barıştınız mı bu yıl?
Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez farkettiniz bu yıl?
İyi bir yılın, bunlar gibi birçok "küçük şeye"e
bağlı olduğunu hiç düşündünüz mü bu yıl?
Yayılın çimenlerin üzerine..... Acele edin....
Er veya geç... Çimenler yayılacak üzerinize...
CAN DÜNDAR
:thumbup1: :thumbup1: :3: :36_1_55:
Selam Duygu Paylaşım güzel Can Dündar Deyince Durucan
Birde Verilmiş Konu Olursa Durucan :p:p
http://www.aleviforum.com/showthread.php?t=11378&highlight=y%FDl%FDn%FDz%FD+iyi+ge%E7irdiniz
konuyu bulmasan hatrım kalırdı :):)
piro_62 allah aşkına konulara bakıp aynısını bulup kazana göndermekten başka bişi bilmionmu sen:):) ellerine sağlık ablacım paylaşımın için teşekkürler...
konuyu bulmasan hatrım kalırdı :):)
hehe hehe benden kacmaz amac forum tarla gıbı olmasın canlar
sende katıl, uyar, anlat, ne ıstersen yap ama kırmadan düzene katkı sagla
Can gibi kal :):):)
piro_62 allah aşkına konulara bakıp aynısını bulup kazana göndermekten başka bişi bilmionmu sen ellerine sağlık ablacım paylaşımın için teşekkürler...
Sana gelınce mınık cadı hehehehe :devil2: :devil2:
sıra sende senı takıp edıyorum nerde konu acarsan ordayım heheh saka tabıkı
Paylasımın guzl oldugunu solemısım zaten :whistling :whistling
Can DÜNDAR'ın bu güzel yazısını bizlerle paylaştığın için teşekürler...
Bahar ve Ayrılık....
Bahar, alıp başını gitmelerin mevsimidir. Sebepsiz yere bazen... Önünü ardını hesaplamadan... Hesapsız, kitapsız çekip gitmelerin mevsimidir bahar...
Bir bakarsınız kekik kokulu bir nisan sabahı koparıp alıverir sizi hayattan... Çiçek açmış bir kiraz ağacının hayaliyle yollara düşersiniz.
Demir alır gönlünüzün limanındaki gemiler... Açılır gidersiniz...
Aradığınız belki yüzülmemiş denizlerdir, belki keşfedilmemiş sevdalar, belki hiç yazılmamış satırlar...
Yüzmenin, sevmenin, yazmanın heyecanıyla coşarsınız.
Dünyaya sırtınızı dönüp yürürken, o yaşanmamışlıkların izini sürersiniz kuytularda... Ve çoğu zaman kendinizle karşılaşırsınız umulmadık bir köşebaşında...
Elele tutuşur yürürsünüz içindeki çocukla...
O'nu büyütmekten korkarak...
* * *
Önünde bir nisan sağanağı varsa, geriye dönüp bakası gelmez insanın...
Oysa fotoğrafları henüz tazedir dünün ayazlı gecelerinin... Kışı birlikte aştığınız dostluklar sımsıcak durur yüreğinizde... Sadakatin ve yerleşikliğin güvenli kolları huzur vaadeder ardınız sıra...
Gel gör ki baharın kokusu dayanılmazdır. Ilık bir rüzgar ruhunuzdaki isyanı okşar. "Hadi sokağa" diye bağıran sirenler çalar içinizden... Derinliklerinizde tutuşturulmayı bekleyen alevler kı vılcımlanır. Kalbinizden havalanan güvercinlere şaşakalırsınız.
Sanki gitmek sadakattir: kalmaksa ihanet...
100 günü aşkındır bu köşede Yeni Yüzyıl haftasonlarında birlikte olduk sizlerle...
Güldük çoğu zaman ya da kızdık öfke dolu sözcüklerde... Mahzunlaştığımız da oldu, çocuklaştığımız kadar...
Yeni sözler söyleme derdine düştük, eskiye sırtımızı dönmeden...
Zorlu bir kışı, kırık dökük satırları ufalayıp ateşleyerek geçirdik.
Yeni bir yüzyılın silueti gülümsedi siz sayfaları çevirdikçe... "Ha doğdu, ha doğacak" denilen gazete, yeni kızlar, yeni oğlanlar doğurdu yeni doğacak bir yüzyıl için...
Sonra nisan geldi...
Sokakta direnilmesi imkansız bir çimen kokusu... içinin bir yerinde yuvadan erken ayrılmanın, sokakta hırpalanmanın korkusu...
Lakin bahara söz geçirmek ne mümkün...
Bir kez çiy düşmeye görsün kış mahmuru bedenlere...
...Coşkuları dizginleyebilene aşkolsun...
* * *
Bu yüzden izin istiyorum sizlerden... Bu köşe (kış köşesi) baharla buharlaşıyor.
Geriye bakınca hüzünleniyorum elbet...
Çünkü geride güzel bir doğuma ortak olmanın tatlı heyecanı var. Ve paylaşılmış köşelerde benzer duyarlılıklar... Ve sımsıcak dostluklar...
Ama önümsıra yüzülmemiş denizlerden iyot kokuları çarpıyor burnuma... Yeni Yüzyıl'ın ilham verdiği baharlar çağırıyor.
Şimdi gitmek sadakattir, kalmaksa ihanet...
O yüzden bir an önce kanatları takıp, uçmakta yarar var... Yeni baharlarda, yepyeni bahar şarkıları söyleyebilmek için...
Hep beraber...
severim can dündar ı gayet hoş izlenimleri, denemeleri ve araştırma yazıları var
uzaklar kitabı tercihim dir.
paylaşım için tşk.
beğendiğine sevindim ben tşk ederim...
duygu güzel yazılar..çok teşekkür ederim...emeğine sağlık
Güzel bir paylaşım eline sağlık Can dündar diyince
Teşekkürler duygu_m
ooo onur ben dedim kesin bulmuştur :):) (ben tşk ederim efndim ne demek ):)
ooo onur ben dedim kesin bulmuştur :):) (ben tşk ederim efndim ne demek ):)
Yok be duygu Aramadım hiç sanırım da yok zaten önceden aradıklarımın arasında rastlamamıstım can dündar la ilgili çok topik var ama buna rastlamadım çünkü hatırlardım :devil2: :devil2:
ama istiyorsan senin için bir arama yapayım :001_tt2: :001_tt2: :001_tt2:
saka tabiki tekrar teşekkürler paylaşım için
yap bi arama ama bulamazsın inşallah ki bulamican ....:)
Biz Ne Yapıyoruz?
Sürekli erteliyoruz.
Anne-babamıza onları ne kadar çok sevdiğimizi söylemiyoruz, sıkıca sarılmıyoruz. İş, para, kariyer diye gözümüz dönmüş, sevgilimizi haftada bir gün zor görüyoruz.
Eşimizle çıkacağımız tatili 28'nci kere planlıyoruz, 29'uncuda da gitmeyeceğimizi biliyoruz. Bebek istiyoruz ama "kendimize layık" eş bulamıyoruz. Bulduklarımızı kısa süre sonra diğerlerinin yanına "rafa kaldırıyoruz".
Reddedilmekten korkup, "seni seviyorum" diyemiyoruz. Arkadaşlarımızla randevularımızı "öncelikli ertelenebilecekler" listesine koyuyoruz. Aldatıyoruz, aldatılıyoruz ve "başkasını bulamam" diye yalanlarla yaşıyoruz.
İşsiz kalan arkadaşlarımızı arayıp, sormuyoruz. Karanlık kış günlerinin ardından parıldayan güneşi, plaza camlarının arkasından izliyoruz. Yağlı, kızarmış, kanserojen demeden, bilerek ve isteyerek "habire" yiyoruz. Her pazartesi rejime başlayıp, salı sabahı bırakıyoruz.
Sigara dumanını oksijenden daha büyük bir zevk duyarak ama "bırakmalıyım" diyerek içimize çekiyoruz. Kahve, çay, çikolata tüketiminden vazgeçmeyip selülit kremlerine ve mide haplarına servetimizi yatırıyoruz. Spor salonlarının broşürlerini arşivleyip, "işten güçten, bir türlü" gidemiyoruz.
Evimizi kitap doldurup hiçbirini okumuyoruz. Diş ağrısından ölüyoruz, gözlerimiz doğru dürüst görmüyor, doktora gitmiyoruz. Bizden sonrakiler için yalnızca "tıklayıp" bir ağaç dikmiyoruz. İhtiyaç duyan bir çocuğu okutmuyoruz. Nefret ettiğimiz işimize "para" için devam edip, seveceğimiz bir iş arayışına girmiyoruz.
Söylesenize bana; biz ne yapıyoruz?
Can Dündar
evet herzaman olduğu gibi can dündar çok güzel söylemiş
Reddedilmekten korkup, "seni seviyorum" diyemiyoruz. Arkadaşlarımızla randevularımızı "öncelikli ertelenebilecekler" listesine koyuyoruz. Aldatıyoruz, aldatılıyoruz ve "başkasını bulamam" diye yalanlarla yaşıyoruz.
Eline sağlık mini can
Sevgi Erkan 03.08.2006, 19:37 Evet Can Dündar yine güzel bir noktaya değinmiş.
Yaşamda değerli olan ve ihmal ettiğimiz noktaları, istemeden sadeca zorunluluktan yapılanları bize hatırlatmış.teşekkür ederiz ecus bucus.
Sevdiklerimize verdiğimiz değeri gösterelim geç olmadan.
Sevgiyle kalın...
Aç Gözlerini
En sevdiğin elbiseni giydim
Bu gece kokunu sürdüm
Solgun yüzünü okşadım
Sessizce saçlarından öptüm
Yazdığın mektupları okudum
Kana kana su içer gibi
Plaklarını çaldım ah!
En çok o şarkıda özledim seni.
Issızlık kapıyı çaldı, açmaya korktum
gece yarısı
Şehir uykuya daldı, baktım dışarıya
katran karası
Rüzgar telaşla kokunu getirdi bana
aldım koynuma
Buseni hafızamdan koparıp
iliştirdim dudaklarıma
Üşüdüm karanlıkta
Tenine dokundum hissetsin diye
Aç gözlerini
Erguvanlarına su verdim
İçerken benimle konuştular
Yastığını okşadım, kokladım
Anılar uçuştular
Soluğun saçlarımı yaladı sanki yine
bir meltem gibi
Teninin kokusu karıştı kokuma
Yakıştılar
Boğuldum karanlıkta
Yanı başımdasın benden çok
uzaklarda
Ellerimi tut dokun bana
Aç gözlerini.
Attım kendimi caddelere
Yeşil ceketin sardı beni
Yürüdüm üstüne karanlığın korkusuz
Tuttum ellerini.
Can Dündar
Emeğine Sağlık ecus...güzel şiirler..
Erkan Sevgi 05.08.2006, 00:03 Paylaşım için teşekkürler...
Söylesenize bana; biz ne yapıyoruz?
Can Dündar
Kısaca biz yaşamın dayatmalarına ve sistemin bizi yozlaştırmasına izin veriyoruz... Malesef...
Reddedilmekten korkup, "seni seviyorum" diyemiyoruz. Arkadaşlarımızla randevularımızı "öncelikli ertelenebilecekler" listesine koyuyoruz. Aldatıyoruz, aldatılıyoruz ve "başkasını bulamam" diye yalanlarla yaşıyoruz
imza Can Dündar'sa benim için irdelemeye bile gerek yok kusursuz yine güzel söylemiş.hiçbi zaman yalan söylemezsek ne dediğimizi hatırlamak zorunda kalmayız...
evet ben bu konuda herkese katılıyorum...ayrıca beğenmenize çok sewindim...
sağol cem abi beğenmene sewindim...
puduhepa 19.08.2006, 23:54 Nikâh günümdü.
Üzerimdeki siyah smokinin bol gelen beli, arkadan çengelli iğneyle tutturulmuştu.
Emanet smokinin gerçek sahibi nikâh şahidimdi:
Ali Kırca...
TRT'de Haber Dairesi Başkanı'ydı.
Bense yanında yeni başlamıştım televizyonculuğa...
Hem gazeteciliğine, hem meslektaşı Seray Abla'yla evliliklerine özenirdim.
Nikâh saati gelin, damat, davetliler, nikâh memuru ve diğer şahit Raşit Kaya hocamız oradaydı, sadece o eksikti.
Dakikalar geçiyor, herkes sıkıntıyla saatine bakıyordu.
Az sonra Ali Abi kan ter içinde girdi içeri...
Gecikme nedenini sonradan öğrendik.
Yolda benzini bitmiş, depoyu doldurmaya cebindeki para yetmemiş, zorlu dakikalar geçirmişti.
* * *
80'lerin sonunda böyle bir görünüm arz eden hayat, onu ekranların en önüne sürükledi.
Orada hak ettiği şekilde ve bileğinin hakkıyla zirveye yerleşti.
Gün geldi; TRT'de kıt kanaat geçinen ekip dağıldı.
Kimimiz işsizliği, kimimiz şöhreti tattık.
Aç kalanlarımız da oldu, paraya doyanlarımız da...
Bazılarımız bir hayranlar ordusunca kuşatılmıştık; o ordu, alkışlarla bizi en öne itiyordu.
Şöhret avcıları, içinde konuştuğumuz renkli camın ışığına koşuyordu ve kalabalıklaştıkça önümüzü görmemizi engelliyordu.
Samimiyeti sahtelikten, masumiyeti art niyetten ayırmakta zorlanıyorduk.
Çevreden çürük kokusu geliyordu; pahalı parfümlerle giderilmeye çalışılan kesif, kötü bir çürük kokusu...
Kokuyu erken alanlar, uzak durdular.
Seray Kırca onlardan biriydi.
Kendini korumayı bildi.
Bilemeyenler, yenildi.
* * *
İnternete dağıtılan bir mahrem film, Ali Kırca'yı bu kez özel hayatıyla gündeme taşıdı.
Konuyu yazarak, profesyonelce kurulan bu tuzağa, işlenen suça ortak olmamak için bekledim; sanırım pek çok meslektaşım da aynı gerekçeyle yazmadı.
Bu sessizliğe "meslek (hatta erkek) dayanışması" adını koyanlar, çifte standart uygulandığından yakınanlar oldu.
Bu olayda, cep telefonunun suç aleti, internetin şantaj mecrası olarak kullanılmasından tutun da, kişisel garezin yatak odası sergilemeye vardırılmasına, 3 dakikalık bir filmin 30 yıllık bir kariyeri sallamasına kadar üzerinde konuşulacak pek çok konu var.
Lakin, beni hepsinden çok, 80'lerin sonunda tanıdığım ve 20 yıl sonra hâlâ dost kaldığım bir ailenin geleceği ilgilendiriyor.
* * *
Fırsattan istifade Kırca'ya yüklenenlere en iyi cevap Ömer Özgüner'in çağrısında var:
"İlk taşı, en masum olanınız atsın!"
Ali Kırca özel hayatına gereken özeni göstermemekle hata etmiş olabilir, ama bu zaaf yüzünden onun Türkiye yayıncılığına attığı imzayı bir kalemde silip atabilir miyiz?
Siyaseti oturma odalarına taşıyan adamı, henüz hiç konuşmadığı bir konuda yargısız infaz edebilir miyiz?
Peki ya yatak odası görüntülerini pazarlayanlar?
O görüntülere ulaşmak için can atanlar?
İzleyip yayarken şehevi bir iştah duyanlar...?
Onların hali daha da utanç verici değil mi?
* * *
Birçok benzer vakada aynı tavrı aldığım için rahatlıkla yazabilirim:
İnsanların hayatını, yapıtından ayırmalıyız.
Başarılı yayıncılığın duayeni Ali Kırca'yı onca yıl bize kazandırdıklarının hatırına yeniden ekranlara çağırmalıyız.
Daha da önemlisi, Kırca ailesini bu zor günlerinde didiklemek yerine rahat bırakmalıyız.
Eminim onlar, tek smokini paylaştığımız, benzine para yetmeyen zorlu mazideki dayanışmalarını, kesif çürük kokusu altında da tekrarlayacaklardır.
Sevgi Erkan 21.10.2006, 18:32 OLGUNLAŞMAK
Artık eskisi gibi her Hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum. Beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler
aramıyorum. Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım.
İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun.
Yapmacık, inanmadan konuşmak
istemiyorum artık.
Beni anlamayanlarla konuşmak
cümle kirliliği yaratıyor ve hak
edenlere saklıyorum enerjimi.
İstediğime istediğimi deme
özgürlüğüne sahibim, eleştirme
hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yaş faktörü artık
bende de var.
"Ben demiştim" ,"ben bilirim",
"ben zaten anlamıştım",
Sendromunda olanlarla arkadaşlıkları
bir kez daha sorguluyorsun. İlişkilerini
sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun.
İyi gün dostu bulmak ne kadar
kolaysa kötü gün dostu bulmak
bir o kadar zor, biliyorum.
Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen
kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve
sadece seninle birlikte sürüden
ayrı düşenler kalıyor.
Zamanın ne kadar kıymetli
olduğunu öğreniyorsun buralara
kadar gelirken.
Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine.
Kestirmeleri de öğrendim gide gele.
Boş geçen her saniye değerli artık.
Daha yapılacak çok şey var ama, kendimi çok yormaktan çok hırpalamaktan yana değilim.
Gerektiğinde "HAYIR" demeyi öğrendim ve bu kelime başta karşındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor.
Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense
tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar.
Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yasamadan hiçbir şey öğrenilmiyor.
Yasamışlığın oluşturduğu bir alçak gönüllülükle gülüyorum içimden sadece.
Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım.
Önce kendine güzel görünmelisin, kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum.
Modaya uymak adına popomun sığmadığı düşük bel pantolonlara sığmıyorum diye kendimi üzme tercihini de kullanabilirim .
Ayıp, günah yada ne
derler korkuları çoktan geride kaldı .
Dostlarıma, kendimize yemek yapmak hoşuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken şimdi
zevk aldığım mekanlar arasına giriyor.
Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi kendimde yaratabileceğim belli bir damak zevkim
ve mutfak kültürüm oluştu.
Sonra Sezen'in şarkısındaki gibi anneni daha şık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun.
İşte bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa giden yeni duruma olgunluk deniyor.
Yasamışlığın, görmüşlüğün, geride
kalmış üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu kendiliğinden ortaya çıkıyor hayatın bir dönemecinde bu olgunluk.
Ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yasadığına göre değişiyor bu olgunluk çağına ermek.
İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan virajlar bu zamanı hızlandırıyor.
Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek çok ise yarıyor.
Bir gün hepimizin bu huzurlu olgunluğu bulmasını diliyorum.
Can Dündar
Can Dündar ın yazılarını çok beğenirim.Dostlar ve kendi olduğun gibi yaşamayı anlatmasını yerinde buldum.Gerçekten de insanın önce kendini kendine beğendirmesi, hayır demeyi öğrenmesi, kendi ve sevdikleri için öncelik vermesi kadar insanı mutlu eden bir şey yok diye düşünüyorum.
Kendinize ve sevdiklerinize iyi davranmanız dileği ile sevgiler.
zohre-35 21.10.2006, 18:55 insanın yaşamındaki gerçekleri ne güzelde anlatıyor.eline sağlık.çok güzel bir yazı.
Can Dündar yine kendine yakışan bir yazıya imza atmış..Hepimizin aklından geçmez mi bu sözler zaten..
paylaşımın için teşekkürler Sevgi abla..
hayat öyle dersler veriyorki insan fark etmeden olgunlaşıyor.kazandıklarımızı ve kaybetiklerimizi çocuklar gibi ceplerimize dolduruyoruz..yinede her şeye rağmen bir yanımız hep çocuk kalıyor.... güzel bir paylaşım teşekkürler sevgi can..
Can Dündar'dan olgunluk üzerine...
........20 li yaşlara kadar iyilikle kötülüğün ülkesi, kalın
sınır çizgileriyle ayrılıyor birbirinden. Sıkı
dostları ve düşmanları oluyor insanın. Onları ölesiye
seviyor ya da ölesiye nefret ediyor onlardan.
30 larında yalanı hakikatten ayırt etmeye başlıyor.
İyi sandıklarının hıyanetiyle tanışıyor, sırtında dost
işi hançer darbeleriyle ve en kötü zannettiği
şefkatle imdadına yetişiveriyor.
Zaman kanatlanıp da 40 na yaklaştığında
insan, iyiyi kötüden ayıran hudut çizgilerini birbirine
karıştırıyor. İyilere nakşolmuş kötüyü ve kötülerin
içindeki iyiliği de keşfediyor âdemoğlu. Anlıyor ki,
iyi insan/kötü insan yok; insanın içinde iyilik ve
kötülük var, kötüyle iyi panzehiri değil birbirinin;
kan kardeşi.
İyilerle kötüler çekiştirmiyor ipi. İyilik ve
kötülükten örülmüş ibrişimin kendisi.
Bunu anlayınca şaşmıyorsun nefretin birden şehvete
dönüşmesine; acı girdaplarının içinde hazzın
raksetmesine.
Tevazuuyla gurur, haysiyetsizlikle onur el ele
yürüyor.
İnsan, şuuraltındaki isyankârla sahtekârı, günahkârla
tövbekârı bir arada fark ediyor.
Benim, hükmeden ve boyun eğen, zulmeden ve acı çeken.
Bunca şiddet kadar onca merhamet de benim eserim.
Minneti nefrete, korkuyu cesarete, zaferi hezimete
bulayan benim.
Kundak bezime tıpatıp benziyor kefenim,
hayatım muhteşem ve sefil, mağrur ve rezil, hayasız
ve asil.
Ben, hem örs hem çekicim.
İşte bu keşif kolaylaştırıyor yaşamı..
Anlıyorsun ki toplumlar gibi insanlar dakanlı iç
savaşlarına borçlu ilerlemesini..
O zaman, iyileri kötülerden ayırmak gibi nafile bir
uğraşı bırakıp -başta kendin olmak üzere- insanların
içindeki iyiliğin peşine düşüyorsun; kıymet bilmeyi ve
-yine başta kendin olmak üzere- herkesi hoş görmeyi
öğreniyorsun.
Tükendikçe pahalanıyor zaman; günler azaldıkça
uzuyor. Saçların gibi, seyreldikçe değerleniyor dostların.
Günahları ve zaaflarıyla da övünüyor insanlar;
sevapları ve zaferleri kadar.
Önemli değil kaç kez yenildiğin; önemli olan, kaç
yenilgiden sonra yeniden doğrulabildiğin.
Bu paramparça ruhlardan, çelişkili duygulardan,
çatışmanın açtığı yaralardan mucizevi bir ahenk
çıkıyor ortaya
ki olgunluk diyorlar adına.....
:S :S
İpe sarılmayın!
O fotoğraf, Türkiye'nin demokrasi tarihine kazınacaktır.
Bir seçim meydanı...
Meydanda bir kürsü...
Kürsüde bir lider...
Elinde yağlı urgan...
Urganı aşağıdaki öfkeli kitleye doğru fırlatırken bağırıyor:
"İp mi bulamıyorsun? Al sana ip... asabiliyorsan as..."
Alkışlar...
***
Devlet Bahçeli'nin, Başbakan'ın dolduruşuna geldiği andı o an...
Tahriki başlatan Erdoğan olmuş, "'Öcalan'ı idam edin' diyorlar, o zaman idam vardı, sen niye yapmadın?" diye sormuştu.
MHP'nin "bamteli"ne dokunmuştu.
İdam cezasının kaldırılmasına zaten kerhen razı olan ve laf terörden açıldıkça oyunu artıran Bahçeli, Başbakan'ın uzattığı ipe hemen sarıldı.
Ve miting kürsüsünden ilmekli ip sallayan ilk lider olarak tarihe kazındı.
***
Çok partili demokrasimizde "darağacı"nı ilk kez miting meydanında dillendiren kim olmuştu biliyor musunuz:
Adnan Menderes...
Yine bir temmuzdu.
1958'de Irak'taki darbede Başbakan'ın katledilmesinden sonra sertleşmiş, CHP'ye yüklenirken şöyle demişti:
"Irak'ı misal göstererek adeta, 'Bunları öldürecek bir serseri çıkmayacak mı' demektedirler. Biz, onların bu meşum maksadını seziyoruz. Bir zamanlar Atatürk'e dahi suikastlar tertip edilmiştir. Ama buna cüret edenlerin idam sehpalarında can verdiklerini hatırlasınlar."
Ne yazıktır ki o sehpalar 3 yıl sonra Menderes ve 2 bakanı için kurulacaktı.
***
Türkiye, idam cezasını kaldırarak tarihinin karanlık bir sayfasını kapatmıştır.
Halka açık meydanlara darağacı kurup asılanların cesetlerini teşhir eden, çocuk yaştaki mahkûmları yaşını büyütüp ipe çeken bir canavarlık, "Asmayalım da besleyelim mi?" diye soran bir mantık tarihe karışmıştır.
Bu sayededir ki Ankara hükümeti, insanlık ailesi içine biraz daha açık bir alınla çıkmıştır.
Bahçeli, bu cesur karara ortak olduğu için utanç değil, gurur duymalıdır.
***
AKP'ye gelince...
Başbakan bu konuları açtıkça bir yandan MHP'nin değirmenine su taşıyor, bir yandan da AKP'nin demokratikleşme reformlarını hiçbir zaman samimiyetle benimsemediğine inananları doğruluyor.
Zaten AKP'nin son 3.5 yılı, ilk 1 yılda attığı adımların geri alınmasından ibaret:
Diyarbakır'da söylenenler çoktan unutuldu.
AB reformları tamamen durdu.
Kıbrıs'ta çözüm, "soykırım" için tarihçiler komisyonu gibi radikal çabalar tıkandı.
Polisten alınan yetkiler geri verildi.
Asker yeniden sahneye davet edildi.
Şimdi meydanlarda darağacı bahsi açılıyor; kürsülerden yağlı urganlar fırlatılıyor.
Reform dediğin yasayla değil, kafayla yapılıyor.
Kafada reform olmadıkça, yasadaki havada kalıyor.
***
Yine de biz, liderleri bu utanç verici tartışmaya son vermeye, yapılan reformları sahiplenmeye davet edelim.
Ve Menderes örneğinden ilham alarak acı gerçeği söyleyelim:
İpe sarılmayın!
İp, bir kez meydana çıktı mı, kimin boynuna dolanacağı belli olmaz
CAN DÜNDAR
MHP'NİN BU TAVRI HİÇ ŞAŞIRTICI GELMEDİ BANA. ÇÜNKÜ HER ŞEÇİM DÖNEMİNDE ŞEHİT AİLELERİNİN YANINDA GÖZÜKEREK, ONLAR ÜZERİNDEN SEÇİM POLİTİKASI YÜRÜTEREK BİR YERLERE GELMEYE ÇALIŞIYOR. NİTEKİM BİR ÖNCEKİ DÖNEMDE DE İKTİDARA GELMESİNDE YİNE AYNI POLİTİKAYI YÜRÜTMÜŞ YİNE İPLERE SARILMIŞ,PKK ÜZERİNDEN VAATLERDE BULUNMUŞ VE SONUÇTA HİÇBİRİSİNİ YAPAMAYIP BARAJIN ALTINDAN MESLİS DIŞINA GÖNDERİLMİŞTİ... VAZGEÇMEDİ AYNI MANTIKLA, ELİNDE YAĞLI URGANLA YİNE MEYDANLARDA......
öncelikle konuyu açan arkadaşıma Çok tşk ediyorum ve bir kaç cümlede ben eklemek istiyorum..
Siyasilerin Hepsinin En Yürekli Davranışı Koca Bir YALANDAN başka birşey Değildir.
AKP - Amerikanın Uşakları Deniz Gezmişin İdam Edildiği Dönemlerde Çıkıp Ta ABD Arkandayız Diye Pankart Asan İki Adam - Tayyip erdoğan ve Abdullah GÜL . İşte böyle İğrenç bir partinin Buralarda Olması Dİn İstismarı Yapıpta Halktan oy ALması Güzelim ülkemin İçler acısı Halidir. Bu İnsanlar ki Atatürk'e, İlkelerine ,İnkilaplarına ,Laikliğe Ve Cumhuriyete Düşman İnsanlar ama Meclis Onların Hakimiyetinde.
MHP - 2 temmuz 1993 te 37 Canımızın En Büyük Sorumlusu değilmidir. Faşist Köpekler Sizler İnsan olsanız Zaten O insanların canına Göz Dikmezdiniz Birde Çıkıp Şehit cenazelerinde Slogan atıyorsunuz. Madem bu kadar insan canına değer veriyorsunuzda Neden yaktınız O güzelim Canları ! Buna cevap verecek tek bir şerefLi insan yok Aranızda!
Geriside aynı Yalanlar aynı Palavralar.
Mazot 1 YTL Olacak NasıL Olacak -- Cem Uzan AKP den geri kalan Ülkemi Satacak !
Her işsize 500 YTL Maaş verilecek Nasıl ? NasıL nasıL ? Nerden gelecek bu Değirmenin Suyu...
Hiçbirşeye Üzülmüyorum Atamın Sızlayan Kemikleri Hariç !
DEVLET BAHCELi NiN yaptigi o hareket,trübünden sahaya yabanci madde atan gözü dönmüs cilgin taraftarlari hatirlatti bana..
iste bu insanlar kan,ölüm,kin,öfke,nefret üzerinde yillarca siyaset yaparak buralarda tutunuyorlar
Serhatlı 03.07.2007, 13:55 AL sana HEDİYE Türkiye Cumhuriyet i
AKP
MHP
CHP
GP
Bunun suçlusu bu milletden başkası değildir NE yapalım BUNLARIN yüzünden bizede Müstahak Oluyor Aziz Nesin YAV SEN çok yaşasaydın ya BAKALIM bu millet e daha ne kadar güzel yakışdırma bulurdun
toplumda salaklık had safhada aradan çıkan akıllılar zaten ya terörist yada kömünist onlara göre Yakında Can Dündar ıda Düşünce Suçlusu yapmazlarsa iyidir.
Yukardaki yazıya bakarak fazla meraklanmayın Baykal VE Uzan DA aynı şekilde katılacak tartışmaya ama şu an BUNLARDAN faydalanacak kişi kim olacak Oda MEHMET AĞAR umarım sözlerinde samimidir. bu ÜLKEDE pkk en büyük darbelerden birini vuran adam Meydanlarda bunun diyalog la çözüleceğini söylüyor.
ama bu yukarda saydıklarımız ellerinde ipler, baltalar katranlarla asmaya gidiyorlar ellerinde patlamazsa iyi!!!!
Not: BU ülkenin menfaatini isteyen adam imralıdaki şahsın yaşamasını isteyen adamdır bana göre asmak bu ülkeye yapılacak en büyük kötülükdür, HA neden derseniz ? ki demekde lazım yaklaşık 1 ay önce yakalanan canlı bombanın sözleri aklıma geliyor sanırsam ' siz öcalan ı zehirlediniz bende sizi öldürecekdim gibi bu çok basit bir örnek eğerki o şahıs asılırsa bu ülkede bırakın konuşmayı KAOS olur 12 eylül den daha beter günler bekler bizleri sadece takip ettiğim kadarıyla o şahıs için kendini yakacak patlacak onun yerine ipe gidecek çok kişi var onun için :
ben bu ülkenin menfaatini istiyorum ve bırakın normal yollardan olsun ölümü sakın HA sakın Asmak kesmek sallandırmak olmasın
Allah Yazdıysa Bozsun!!!!!
nanis_75 03.07.2007, 17:12 Bence o ip özgürlügümüzün, cagdasligimizin ve gelecegimizin boynuna asilmaya calisilan iptir. O ipe siki sikiya sahip cikalim cünkü yarin bir gün basimiza gecirilecek.. Öyle bir ülke düsününki; kafatasci fasist bir zihniyetle, katliamci teokratik gerici bir zihniyet o ülkenin en önemli iki partisi... Bati demokrasilerinde; isicilerin calisma saatlerini biri yarim saat arttiralim digeri hayir yarim saat indirelim üzerinden secime giderler.. Yada mevcut vergi oranlarini 1 puan yükseltelim yada 1 puan indirelim tartismasi üzerinden politika yapilir..Bu verdigim en basit iki örnektir! Benim güzel ülkemde ise isci haklari , sendikallesme ile ilgili sorunlar yada halkin en basit ihtiyaclari tartisilmaz; ip meydanlara cikar yagli ilmek tartisilir...
Düsününkü secim sonrasinda akilda kalacak vaatler mazot 1 ytl ve ip, en önemli iki konu olarak akilda kalacak... Farkindamisiniz ne kadar faydali tartismalarla dolu meydanlarimiz ve secim mitinglerimiz ve hatta bunlari baslatan ne kadar önemli liderlerimiz var!!......Iste bu sözde liderler ülkemizi yönetmeye aday kisiler ve yönetecekler..
Yazik bu ülkeye cok ama cok yazik....
Comrat86 03.07.2007, 19:53 İdam üzerine siyaset yapıyor adamlar.Olaya bak.Bunu icin oy verenler de az degil hani.
pir alevi 03.07.2007, 20:00 ip partisi sizin ne farkınız var mhp den adınız solcu ya kendiniz...
horasan66 03.07.2007, 20:16 ülke olarak nereye gidiyoruz anlayabilmiş değilim. sağ veya sol her ikisinde de bu memleketi ileriye götürecek hiç bir lider yok. sadece halkın hashas olduğu noktaları işlemekle meşguller. siz bu milletin duygularını bırakın memleketin duygularına dikkat edin adeta memleketin ağlarken hıçkırıklarını duyuyor gibiyim. sonumuz düşünmek bile korkutuyor beni
Hüzün Kovan 03.07.2007, 20:29 İktidar olabilmek adına ne oyunlar oynuyorlar saolsunlar.Seçim sonrası bi durgunluk bi salimlik geliyo üzerlerine.Ne seçim meydanlarında ki vaatler ne de o halkın üzerine salladıkları ip geliyo akıllarına.Sakince yemeye başlıyolar devleti ruhumuz bile duymuyo hep aynı kısır döngü.Ne diyelim kolay gelsin...
Bahçeli ve İp :)
Adam Olsa O ipi Elinde Tutar İktidar Olacagim Zaman Bunu Dar Agacına Kendim Asarim Derdi.. Yüreği Varsa Tabi!
Nasil Yapabilecekse Artik..
Dileri Söyler Yürekleri 7.9 Şiddetinde Deprem Geçirir
Bahsettiği Kişiyi Sanki Asmak Kolay
Sen İdam Mahkemesine Başladiğin Gibi Ülke'de İç Savaş Başlar Filistinde'ki
Hamas ve Gazze'ye Benzer
Bahçeli Gibi Parti Liderleri Dünyaya At Gözlüğüyle Baktıkları İçin Daha Politika ve Siyaset Kavramlarını Birbirinden Ayıramıyorlar Bu Apaçık Ortadadır
Politika ve Siyaset Ayrı Kavramlardır
Politika 2'lik Demektir 2 Yüzlülüktür Yalan Paravanadir
Siyaset Kutsal Bir Kavramdır Geçmişe Bakın Tüm Din Adamları Peygamberler
Devlet Başkanlığı Yapmıştır "Siyaset"
Ama Bahçeli Asar Keser Döver Biçer :)
Faşistlerin Gözü Kördür Canlar Onlarda Mantık Yoktur ve Mantıklı Hareket Etmeleri Beklenemez..
Sürekli Duygularıyla Hareket Ederler
Bir sofi seyahate çıktı, dönüp dolaşırken yolu bir tekkeye uğradı gece orada misafir oldu. Binip dolaştığı eşeğini ahıra bağlayarak geçip oturdu. Oradakilerle sohbete daldı, zikir etti. Zikir sona erince yemek ikram edildiğinde sofi hayvanını hatırladı. Hizmetçiye :
- "Ahıra git hayvanıma saman ve arpa ver, hayvan aç kalmasın." dedi.
Hizmetçi başını sallayarak :
- "Lahavle, bunu söylemeye ne lüzum var bu benim asli görevim, her zaman yaptığım iş..." dedi.
Sofi :
- "Önce arpayı ıslat çünkü eşek karttır, dişleri sağlam değil..." dedi.
Hizmetçi :
- "Lahavle, bana bunu söylemenize gerek yok, ben bu işlerin ustasıyım." dedi.
Sofi :
- Önce eşeğin semerini indirip sırtına ilaç koy yaraları iyileşsin." dedi
Hizmetçi :
- "Lahavle, bu ne biçim söz elbette bunun en iyi şekilde nasıl yapılacağını ben bilirim." dedi
Sofi :
- "Eşeğin yerini süpür taş toprak kalmasın, eğer yeri ıslaksa kuru toprak ser." dedi.
Hizmetçi buna da bir "lahavle" çekerek cevap verdi. Hasılı sofi her ne dediyse hizmetçi bir "lahavle" çekerek o işi en iyi kendisinin bildiğini ve en güzel şekilde yapacağını söyledi. Kalkıp gitti fakat ahıra uğramadı. Arkadaşlarının yanına giderek sofinin söyledikleriyle alay edip güldü.
Sofi yatıp uyuyunca gece rüyasında hep eşeği gördü. Eşeği bazen kurt parçalıyor, bazen de yolda giderken bir kuyuya yahut da bir çukura düşüyordu.
Sofi sabaha kadar bu kötü rüyalarla uğraştı durdu. Fakat yapacak bir şey yoktu.
Sofinin eşeği çok kötü bir durumdaydı bu sırada. Zavallı eşeğin palanı dönmüş taş toprak içinde aç susuz yatıyordu.
Sabah olunca hizmetçi geldi, eşeğin palanını düzeltti, birkaç sopa indirdi, eşek can acısıyla sıçrayıp kalktı.
Sofi eşeğe binip kervana katıldı biraz sonra eşek takatsizlikle yüz yüze düşmeye başladı. Herkes eşeği hasta sandı.
- "Ey sofi!.. Hani sen dün bu eşek böyle iyidir şöyle iyidir diyordun, buna ne oldu da böyle oldu?" dediler.
Sofi durumu anlamıştı :
- "Sormayın dostlar, dedi. Geceleyin sabaha kadar "lahavle" yiyen eşeğin hali böyle olur. Geceleyin eşek "lahavle" tespihi çekerse gündüz de böyle secde eder." dedi.
Biz Senden Öncekileride Biliyoruz Onları Destekleyenleride Bahçeli :)
Kolay Gelsin Bahçeli ve İp İşte ;)
türküdostu 03.07.2007, 23:04 devlet bahçeli bana göre en edepli siyasetçilerden biriydi. ülkücülere yakışmayan bir tarzı vardı. türkeş gibi ileri geri konuşmazdı. ama erzurum mitingini canlı izledim ve o komik bir o kadar da kendini aşağılayan sahneye tanık oldum. gerçekten devlet adamına hiç mi hiç yakışmayan bir sahne. bakalım daha nelere tanık olacağız.
dedeoglu 04.07.2007, 14:32 İp dalaşı.
Bence AKP-MHP tartışması gereksiz hiç bir yere varmayacak bir zaman kaybı.
İktidara MHP tek başına gelse yine Abdullah Öcalan'ı asamaz.
Zira, Öcalan, Türkiye'ye teslim edilirken, asılmama karşılığında verildi. Bunu, zannetmiyorsam Bülent Ecevit bile söyledi.
Zaten, artık hukuki olarak da imkansız.
Yapılması gereken, terörün nasıl sona erdirileceği konusunda ortaya fikir koymak.
Ama ne yazık ki, bu her iki partide de yok.
Bir yerde okumuştum: "Gelişmiş ülkeler fikirleri, gelişmemiş ülkeler kişileri tartışır" diye.
Türkiye ne zaman fikirleri tartışmaya başlar, o zaman sorunlarımızı çözebiliriz diye düşünüyorum.
|
|