Orijinalini görmek için tıklayınız : Gençliği Bu hale Kim Getirdi?


Balta
26.03.2006, 15:46
12 Eylülden bu yana uygulanan depolitizasyon politikası anlaşılmadan, bugün, düzen güçlerinin dahi şikayet eder hale geldiği; duyarsızlaşma, yozlaşma ve çürüme anlaşılamaz.16 Mayıs tarihli Hürriyet, İstanbul Üniversitesi'nde iki gencin, ders yapılan amfide esrar kullanırken resmini yayınladı. Habere göre; 20 Nisan 2005 tarihinde çekilen resimdeki "öğrenciler", okulda uyuşturucu satışı da yapıyorlardı. Aynı gün, aynı gazetenin köşe yazarı Tufan Türenç ise, İstanbul'daki bir Üniversite'de, günlerce yapılan duyurular ve öğretim üyelerinin öğrencilere tavsiyelerine rağmen, "ünlü" bir ekonomi profesörünün konferansına sadece 11 öğrencinin katıldığını, aynı saatte büyük amfide ise bir kadın şarkıcının toplantısında salonun tıklım tıklım dolu olduğunu anlatıyordu.
Tufan Türenç yazısına, "Gençlikle ilgili bir gerçek öykü" başlığı koymuş. Yerinde bir başlık, ama eksik. Çünkü, bugün üniversitelerde iki gençlikten sözedilebilir. Birincisi, politik gençliktir. Diğeri ise, Türenç'lerin de savunduğu bu düzenin, kapitalizmin eseri olan, düzen politikaları önünde set oluşturamadığı için bu hale gelen gençliktir.
üniversitelerinizin, bu gençliğinizin gerçek öyküsüdür. Uzun bir öyküdür hem de. Temel noktalarına vurgu yapacağımız gibi; 12 Eylülden bu yana merkezi olarak uygulanan politikalarla ortaya çıkan bir öyküdür. Kapitalizmi savunanların, demokrat gençliğin mücadelesine karşı şu veya bu şekilde düşmanlık besleyenlerin; soruşturmalarla, okuldan atmalarla, baskı ve sindirme politikalarıyla yaratılan bu üniversitelerden ve onun gençliğinden şikayet etmeleri abesle iştigaldir.
Ama, adeta onların bu tabloda hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi şikayet ediyorlar. Örneğin, duyarlı, mücadeleci gençleri soruşturmalarla susturmak isteyen bir rektör, kendi organizasyonu olan bir mitinge öğrenciler katılmadı diye duyarsızlıktan şikayet edebiliyor. gençliğe düşmanlığı tescilli Emin Pazarcı gibi yazarlar, gençliğin ne hale geldiğini, nasıl dünyadan bihaber olduğunu anlatabiliyor.
Amfideki esrar partisi, düzenin yarattığı gençliğin en uç boyuttaki örneğidir. Ama, asla istisna değildir. Belki esrar partileri sıkça amfilere taşınmıyor, ama fuhuştan uyuşturuya kadar düzenin türlü yozlaşma sonuçları gençliği her geçen gün içine çekiyor. Bunun da ötesinde, esrar partisi resminde görülmesi gereken sadece uyuşturucu da değildir. Bu sonuçlardan sadece biridir. Duyarsızlık, bananecilik ondan daha mı kabul edilebilirdir? Ya da, apolitik gençlik, esrar içenden daha mı masumdur? Düzen böyle yansıtmak ister, çünkü öbür türlüsü, kendi sorumluluğunu gizlenemez hale getirecektir. Gençliğe yönelik 12 Eylül'den bugüne uygulanan politikalarla amfideki esrar partisi arasında kurulacak doğrudan bağı ve apolitikleştirmenin olduğu yerde her türlü dejenerasyonun boy vereceği bilimsel gerçeğini gizlemek içindir bu çaba.
12 Eylül cuntasının ilk hedefi gençlikti. Çünkü gençlik; en dinamik, örgütlü, politik kesimdi, geniş halk kitlelerinin bilinçlenmesinde de öncü bir rol oynuyordu. YÖK bu amaçla kuruldu ve bugüne kadar cuntası, sivil iktidarları ile yaşatıldı. Örgütlenmek, öcü gibi gösterildi. (Bu konuda örgüt fobisi yaratan kimi sol çevrelerde cuntanın apolitikleştirme politikasına destek verdiler.) Kitaplar, "suç aleti" olarak sergilendi masalarda. En küçük gençlik hareketi zorla bastırıldı, mücadeleci gençliği okullardan uzaklaştırmak için disiplin soruşturmaları acımasızca işletildi. Ve tüm bunlar, bugün de sürdürülmektedir.
Peki nasıl bir gençlik isteniyordu bunlar uygulanırken?
Bugünkü tablo işte bu sorunun cevabındadır. Gençlik apolitik olmalıydı. Bunun doğal sonucu ve buna ulaşmak için izlenecek yöntemlerin, uyuştucudan bencilliğe, köşe dönmecilikten umutsuzluğa kadar tam bir bataklık yaratacağını çok iyi biliyorlardı. Tek tipleştirmenin önemli bir yanını yozlaştırma oluşturmuştur hep bugüne kadar.
Depolitazasyon ve pasifikasyon politikalarının yanında, bu durumun emperyalizmin tüm dünyadaki politikaları ile de yakından bağı vardır. Küreselleşme dedikleri sürecin önemli bir ayağını ideolojik boyut oluşturmaktadır. Emperyalistler, kendi gençliği de dahil, gençliğin dinamizmini ve idealist olmaları yanıyla belli kanala akışını kontrol altında tutmak ister. Bunun en önemli araçlarından biri ideolojik olarak düzenlerine kazanmak iken, ötekisi buna bağlı olarak kültüreldir. Emperyalizm bu amaçla her türlü iletişim araçlarını kullandığı gibi, uyuşturucu gibi araçları da kullanır. Ülkemizde de böyle olmuştur. Emperyalizmin bu politikalarıyla, 12 Eylülün derin pasifikasyon ortamı bütünleşmiş ve sonuç almıştır kendi cephesinden.
Kapitalizmin ideolojisi hakim kılındıkça, gençliğin değerleri de değişmiş, her türlü yozlaşma sahte özgürlük kılıfına büründürülerek beyinlere işlenmiş ve yaşam tarzı haline getirilmiştir. Çıkarcılığın, bencilliğin, gemisini kurtaran kaptan anlayışı, ideallerin yerini almıştır.
Bu konuda, Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Prof. Dr. İbrahim Armağan'ın 1979 gençliği ile bugünü karşılaştıran 23 yıllık araştırması hatırlanacaktır. Prof. Dr. Armağan, gençliğin değerlerinin, son 20 yıl içinde alt üst olduğunu kaydederek, "Sosyolojik açıdan kaybolmuş bir gençlikle karşı karşıyayız" diye özetliyordu, ortaya çıkan tabloyu. Araştırmaya göre; düzenin "anarşi-terör" demagojisi ile sürekli karalandığı 12 Eylül gençliğinin idealleri vardı ve en önemli değerleri arasında en başta "özgürlük ve sevgi" geliyordu. Bugün ise, değerler sıralamasının başına "para, zenginlik" oturuyor.
Denilebilir ki, 1979'da sistem farklı mıydı, kapitalizm hayatın her alanında kendi ideolojisini ve yaşam tarzını dayatmıyor muydu? Evet böyleydi. Ama karşısında büyük bir güç vardı; kitlesel mücadele gerçeği vardı ve bu mücadelenin omurgasını gençlik oluşturuyordu. Bu nedenle mücadelenin içinde olan olmayan bütün gençlik kitlesi bu ortamdan şu veya bu oranda etkileniyor ve düzen kendi politikalarını yaşama geçirmekte büyük oranda zorlanıyordu.
İlerici gibi bir sorunu kalmayan, büyük oranda liberalleşen kimi aydınlar, bu gerçekleri görmezden gelmek için özel bir çaba içerisine giriyorlar ve bugünkü yozlaşma tablosuna "özgürlük" adını veriyorlar. Kuşkusuz, yukarıdaki araştırmada ortaya konulan "özgürlük" ile onların sözünü ettiği özgürlük arasında hiçbir benzerlik yoktur. Onların özgürlük dedikleri; sorumsuzluk, duyarsızlık, beyinlerin boş olması ve emperaylist kültürün dayattığı yaşam tarzının hakim kılınmasıdır.
Bu yüzden bir çok olguyu da açıklamakta çaresiz kalmakta ve palyatif çözümlerle kendilerini avutma yoluna sapmaktadırlar. Oysa sorun, bugün savundukları kapitalizmin kendisindedir. Ama o yıllar "kaybolan yıllardı" diyerek boş yere kendilerini avutmaya çalışıyor ve bu tür araştırmalarda bir paradoks arıyorlar. Öyle ya insanlar ölüyordu, işkencelerden geçiriliyor, çatışmalar yaşanıyordu, ama bu araştırmanın da ortaya koyduğu gibi, bugünle kıyaslanamayacak şekilde "mutluyuz" diyorlar, ve ideallerinden, değerlerinden söz ediyorlardı. Paradoks dedikleri buydu. Ama tam tersidir gerçek. O kaybolan yıllar dedikleri, mücadelenin gençliği sarıp sarmaladığı yıllardır ve gençliğin mutlu olması kadar doğal bir şey yoktur. Bunun kaynağı, ideolojileri, gelecek umutları ve ideallerinin olmasındadır.
Bugün geniş gençlik kitlesi herşeyden önce umutsuz, idealsiz bırakılmıştır. Yapılan bütün araştırmalar bu konuda çarpıcı veriler sunmaktadır. Gelecekten umudunu kesmiş, tek düşüncesi yurtdışına kaçmak olan, para kazanmak dışında herhangi bir ideal taşımayan bir gençlik vardır karşımızda. Sadece üniversite gençliğinden de söz etmiyoruz. Liseli gençliğin durumu da farklı değildir bu konuda. Örneğin, 2005 yılı başında İstanbul'da 14-19 yaş arası liseliler arasında yapılan araştırmada; gençlerin yüzde 60'ının içkiyle 15 yaşın altında tanıştığı tesbit ediliyor ve bu gençliğin yüzde 38'inin dönmemek üzere yurtdışına gitmek istediği belirtiliyordu. Çarpıcı olan bir başka nokta ise, yüzde 66 gibi büyük bir çoğunluğun, gelecekten umutsuz oluşuydu.
Bataklığı yaratanlar, sorunları çözemezler
Gençliğin bugün içinde bulunduğu bataklığı yaratanların "ne olacak bu gençliğin hali?" diye "çözüm" aramalarının hiçbir anlamı yoktur, aldatmacadır. Sorunun parçası olanlar, çözemezler. Kapitalizmi savunanlar, empreyalist kültürü özgürlük diye pazarlamak isteyenler çözemezler. Gençliğin mücadele etmesine, örgütlenmesine şu veya bu argümanla karşı çıkan, gençlik mücadelesini "anarşi-terör" diye yansıtan herkes, bugünkü gelinen tabloda sorumluluk sahibidirler. İster "sol"dan, ister sağ'dan olsun, onların da gençliğe verebilecekleri hiçbir şey yoktur.
Gençlerimizi düzene terk etmeyeceğiz. Onlar, kapitalizmin yarattığı bataklığın "kurbanı" durumundadırlar. Her kişi bu konuda sorumluluk almalı, en geniş gençlik kitlesine ulaşma araçlarını yaratarak, onlara nasıl bir düzende yaşadığımızı göstermeli, kendilerine özgürlük diye yutturulmak istenen yaşam tarzına ayna tutmalıdır. Onları bilgilendirmek, ideallerle donatmak, cinsellikle, giyim kuşamla "kişilik kazanma"nın olamayacağını, bunun tam da bir kişiliksizleştirme perdesi olduğunu kavratmak ilerici ve aydın gençliğin sorumluluğu olmalıdır.
Ülkesinin bağımsızlığı, halkının özgürlüğü idealleriyle yaşayan, mücadele eden bir gençlik, yozlaştırma, kişiliksizleştirme, apolitikleştirme, kısaca düzenin bütün politikalarına karşı mücadele eden gençliktir.
Onlar; düşünen, üreten, örgütlenen, ülke ve dünya sorunlarına duyarlı, hak arama bilinci gelişmiş, ülkelerinin bağımsızlığı için emperyalizmin her alandaki politikalarının karşısına dikilen, faşist politikalar karşısında demokrasi mücadelesinin ön saflarında yer alan, kapitalizmin yarattığı yoksulluğa ve yozlaşmaya karşı savunan gençliktir.
Bizim Gençlerimiz bu bataklıkta olmamalıdır.

izem
26.03.2006, 17:19
Atatürk'ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençlerin bugün boş ve anlamsız işler peşinde koştuğunu, halkını, vatanını düşünmediğini; Cumhuriyete ve Atatürk'e yaplan saldırılara seyirci kaldığını gördükçe çok çok büyük bir üzüntü duyuyorum...
Kendi adıma bilinçli davranmaya çalışsam da o grubun içerisinde bazen istemeden ben de yer alıyorum.
silkelenelim ve kendimize gelelim..
gülsem mi ağlasam mı bilemedim..

Balta
27.03.2006, 18:12
Atatürk'ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençlerin bugün boş ve anlamsız işler peşinde koştuğunu, halkını, vatanını düşünmediğini; Cumhuriyete ve Atatürk'e yaplan saldırılara seyirci kaldığını gördükçe çok çok büyük bir üzüntü duyuyorum...
Kendi adıma bilinçli davranmaya çalışsam da o grubun içerisinde bazen istemeden ben de yer alıyorum.
silkelenelim ve kendimize gelelim..
gülsem mi ağlasam mı bilemedim..

Gençliğinden korkan başka bir ülke varmıdır bizim kadar. Kafasında joplar kırılan gençliğin bugünkü hali ortadadır. Oysa Atatürkün Bursa Nutkunu okumalarını tavsiye ederim.

nusayri
28.03.2006, 04:14
12 Eylülden bu yana uygulanan depolitizasyon politikası anlaşılmadan, bugün, düzen güçlerinin dahi şikayet eder hale geldiği; duyarsızlaşma, yozlaşma ve çürüme anlaşılamaz.16 Mayıs tarihli Hürriyet, İstanbul Üniversitesi'nde iki gencin, ders yapılan amfide esrar kullanırken resmini yayınladı. Habere göre; 20 Nisan 2005 tarihinde çekilen resimdeki "öğrenciler", okulda uyuşturucu satışı da yapıyorlardı. Aynı gün, aynı gazetenin köşe yazarı Tufan Türenç ise, İstanbul'daki bir Üniversite'de, günlerce yapılan duyurular ve öğretim üyelerinin öğrencilere tavsiyelerine rağmen, "ünlü" bir ekonomi profesörünün konferansına sadece 11 öğrencinin katıldığını, aynı saatte büyük amfide ise bir kadın şarkıcının toplantısında salonun tıklım tıklım dolu olduğunu anlatıyordu.
Tufan Türenç yazısına, "Gençlikle ilgili bir gerçek öykü" başlığı koymuş. Yerinde bir başlık, ama eksik. Çünkü, bugün üniversitelerde iki gençlikten sözedilebilir. Birincisi, politik gençliktir. Diğeri ise, Türenç'lerin de savunduğu bu düzenin, kapitalizmin eseri olan, düzen politikaları önünde set oluşturamadığı için bu hale gelen gençliktir.
üniversitelerinizin, bu gençliğinizin gerçek öyküsüdür. Uzun bir öyküdür hem de. Temel noktalarına vurgu yapacağımız gibi; 12 Eylülden bu yana merkezi olarak uygulanan politikalarla ortaya çıkan bir öyküdür. Kapitalizmi savunanların, demokrat gençliğin mücadelesine karşı şu veya bu şekilde düşmanlık besleyenlerin; soruşturmalarla, okuldan atmalarla, baskı ve sindirme politikalarıyla yaratılan bu üniversitelerden ve onun gençliğinden şikayet etmeleri abesle iştigaldir.
Ama, adeta onların bu tabloda hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi şikayet ediyorlar. Örneğin, duyarlı, mücadeleci gençleri soruşturmalarla susturmak isteyen bir rektör, kendi organizasyonu olan bir mitinge öğrenciler katılmadı diye duyarsızlıktan şikayet edebiliyor. gençliğe düşmanlığı tescilli Emin Pazarcı gibi yazarlar, gençliğin ne hale geldiğini, nasıl dünyadan bihaber olduğunu anlatabiliyor.
Amfideki esrar partisi, düzenin yarattığı gençliğin en uç boyuttaki örneğidir. Ama, asla istisna değildir. Belki esrar partileri sıkça amfilere taşınmıyor, ama fuhuştan uyuşturuya kadar düzenin türlü yozlaşma sonuçları gençliği her geçen gün içine çekiyor. Bunun da ötesinde, esrar partisi resminde görülmesi gereken sadece uyuşturucu da değildir. Bu sonuçlardan sadece biridir. Duyarsızlık, bananecilik ondan daha mı kabul edilebilirdir? Ya da, apolitik gençlik, esrar içenden daha mı masumdur? Düzen böyle yansıtmak ister, çünkü öbür türlüsü, kendi sorumluluğunu gizlenemez hale getirecektir. Gençliğe yönelik 12 Eylül'den bugüne uygulanan politikalarla amfideki esrar partisi arasında kurulacak doğrudan bağı ve apolitikleştirmenin olduğu yerde her türlü dejenerasyonun boy vereceği bilimsel gerçeğini gizlemek içindir bu çaba.
12 Eylül cuntasının ilk hedefi gençlikti. Çünkü gençlik; en dinamik, örgütlü, politik kesimdi, geniş halk kitlelerinin bilinçlenmesinde de öncü bir rol oynuyordu. YÖK bu amaçla kuruldu ve bugüne kadar cuntası, sivil iktidarları ile yaşatıldı. Örgütlenmek, öcü gibi gösterildi. (Bu konuda örgüt fobisi yaratan kimi sol çevrelerde cuntanın apolitikleştirme politikasına destek verdiler.) Kitaplar, "suç aleti" olarak sergilendi masalarda. En küçük gençlik hareketi zorla bastırıldı, mücadeleci gençliği okullardan uzaklaştırmak için disiplin soruşturmaları acımasızca işletildi. Ve tüm bunlar, bugün de sürdürülmektedir.
Peki nasıl bir gençlik isteniyordu bunlar uygulanırken?
Bugünkü tablo işte bu sorunun cevabındadır. Gençlik apolitik olmalıydı. Bunun doğal sonucu ve buna ulaşmak için izlenecek yöntemlerin, uyuştucudan bencilliğe, köşe dönmecilikten umutsuzluğa kadar tam bir bataklık yaratacağını çok iyi biliyorlardı. Tek tipleştirmenin önemli bir yanını yozlaştırma oluşturmuştur hep bugüne kadar.
Depolitazasyon ve pasifikasyon politikalarının yanında, bu durumun emperyalizmin tüm dünyadaki politikaları ile de yakından bağı vardır. Küreselleşme dedikleri sürecin önemli bir ayağını ideolojik boyut oluşturmaktadır. Emperyalistler, kendi gençliği de dahil, gençliğin dinamizmini ve idealist olmaları yanıyla belli kanala akışını kontrol altında tutmak ister. Bunun en önemli araçlarından biri ideolojik olarak düzenlerine kazanmak iken, ötekisi buna bağlı olarak kültüreldir. Emperyalizm bu amaçla her türlü iletişim araçlarını kullandığı gibi, uyuşturucu gibi araçları da kullanır. Ülkemizde de böyle olmuştur. Emperyalizmin bu politikalarıyla, 12 Eylülün derin pasifikasyon ortamı bütünleşmiş ve sonuç almıştır kendi cephesinden.
Kapitalizmin ideolojisi hakim kılındıkça, gençliğin değerleri de değişmiş, her türlü yozlaşma sahte özgürlük kılıfına büründürülerek beyinlere işlenmiş ve yaşam tarzı haline getirilmiştir. Çıkarcılığın, bencilliğin, gemisini kurtaran kaptan anlayışı, ideallerin yerini almıştır.
Bu konuda, Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Prof. Dr. İbrahim Armağan'ın 1979 gençliği ile bugünü karşılaştıran 23 yıllık araştırması hatırlanacaktır. Prof. Dr. Armağan, gençliğin değerlerinin, son 20 yıl içinde alt üst olduğunu kaydederek, "Sosyolojik açıdan kaybolmuş bir gençlikle karşı karşıyayız" diye özetliyordu, ortaya çıkan tabloyu. Araştırmaya göre; düzenin "anarşi-terör" demagojisi ile sürekli karalandığı 12 Eylül gençliğinin idealleri vardı ve en önemli değerleri arasında en başta "özgürlük ve sevgi" geliyordu. Bugün ise, değerler sıralamasının başına "para, zenginlik" oturuyor.
Denilebilir ki, 1979'da sistem farklı mıydı, kapitalizm hayatın her alanında kendi ideolojisini ve yaşam tarzını dayatmıyor muydu? Evet böyleydi. Ama karşısında büyük bir güç vardı; kitlesel mücadele gerçeği vardı ve bu mücadelenin omurgasını gençlik oluşturuyordu. Bu nedenle mücadelenin içinde olan olmayan bütün gençlik kitlesi bu ortamdan şu veya bu oranda etkileniyor ve düzen kendi politikalarını yaşama geçirmekte büyük oranda zorlanıyordu.
İlerici gibi bir sorunu kalmayan, büyük oranda liberalleşen kimi aydınlar, bu gerçekleri görmezden gelmek için özel bir çaba içerisine giriyorlar ve bugünkü yozlaşma tablosuna "özgürlük" adını veriyorlar. Kuşkusuz, yukarıdaki araştırmada ortaya konulan "özgürlük" ile onların sözünü ettiği özgürlük arasında hiçbir benzerlik yoktur. Onların özgürlük dedikleri; sorumsuzluk, duyarsızlık, beyinlerin boş olması ve emperaylist kültürün dayattığı yaşam tarzının hakim kılınmasıdır.
Bu yüzden bir çok olguyu da açıklamakta çaresiz kalmakta ve palyatif çözümlerle kendilerini avutma yoluna sapmaktadırlar. Oysa sorun, bugün savundukları kapitalizmin kendisindedir. Ama o yıllar "kaybolan yıllardı" diyerek boş yere kendilerini avutmaya çalışıyor ve bu tür araştırmalarda bir paradoks arıyorlar. Öyle ya insanlar ölüyordu, işkencelerden geçiriliyor, çatışmalar yaşanıyordu, ama bu araştırmanın da ortaya koyduğu gibi, bugünle kıyaslanamayacak şekilde "mutluyuz" diyorlar, ve ideallerinden, değerlerinden söz ediyorlardı. Paradoks dedikleri buydu. Ama tam tersidir gerçek. O kaybolan yıllar dedikleri, mücadelenin gençliği sarıp sarmaladığı yıllardır ve gençliğin mutlu olması kadar doğal bir şey yoktur. Bunun kaynağı, ideolojileri, gelecek umutları ve ideallerinin olmasındadır.
Bugün geniş gençlik kitlesi herşeyden önce umutsuz, idealsiz bırakılmıştır. Yapılan bütün araştırmalar bu konuda çarpıcı veriler sunmaktadır. Gelecekten umudunu kesmiş, tek düşüncesi yurtdışına kaçmak olan, para kazanmak dışında herhangi bir ideal taşımayan bir gençlik vardır karşımızda. Sadece üniversite gençliğinden de söz etmiyoruz. Liseli gençliğin durumu da farklı değildir bu konuda. Örneğin, 2005 yılı başında İstanbul'da 14-19 yaş arası liseliler arasında yapılan araştırmada; gençlerin yüzde 60'ının içkiyle 15 yaşın altında tanıştığı tesbit ediliyor ve bu gençliğin yüzde 38'inin dönmemek üzere yurtdışına gitmek istediği belirtiliyordu. olumsuz koşullar içinde yaşıyan toplumun bir bireyi olarak gelecekten umutsuz şekilde yaşamaktan pek hoşnut olmak istemiyorum,bu yazıyı okudukca bu ulkeyi bu halkı ihanet edıp emperyelıst uşaklığı yapan 12 EYLÜLün mimarları,gencliyimizin sürüklendiyi bu çıkmaz yola pek sorumlu olmadıkları ne kadar anlatmaya çalışırsalar bu alıntı yazının sorumlu olduklarının kanıtıdır.ulkemizde 12 MART ve 12 EYLüL ara rejimlerin kaynağı ve yonlendiricisi diş emperyelist güçler ve işbirlikçileridir,12 eylülden önce ve günümüzde yozlaştırılmış ve teslimiyetçi bir gençlik oluşturmak için ülkeyi kanplara bölerek türlü oyunlarla halkın arasına nıfak sokarak her türlü ayrımcılığı kulanmaktan çekilmiyen bu zıhnıyet,çıkarları koruma adına bu ülkenin barış sımgesı konuna kendi kendilerini ilan etmişler,12 eylülden önce ve sonra ülkemizde olan olayların hepsinin altında gizemli bir pilanla yönlendirilyor,her yeni günde yeni işbirlikçilerle ihanetler sergileniyor,bu durumla nereye ve nezamana kadar davam edecek?bu toplumun her bireyi kendine düşen gorevin bilinciyle hareket etmek zorundadır,barış demokrasi ve bağımsızlık bilinçli halkların ürünüdür emek edilmeden elde edilmesı düşülenemez,her şey emekle ve emekçilerle var olmuştur bu ulkenin emekçi kitlesı ergeç sesini inletecektir.

kavakli
28.03.2006, 09:52
bu gencligin bu bale gelmesinin tek sebebi gene bizim toplumuuzdur genclerimizi hic bir sekilde yetistirmediler hic bir sekilde hic biryerin icine sokmadilar genclerimiz malesef hic birsey bilmeden yetisti bu beni uzen konulardan birisidir tek istegim genclerden en azindan etkinliklere katilmalari cem torenlerine gitmeleri mumkun oldugu kadar alevilik hakkinda birseyler okuyup ogrenmeliridir. Aslimiza sahip cikalim gencler zaten bizi asimile etmeye calisan insanlar cok bari kendinizi kurtarin

Roşna
28.03.2006, 15:15
bence suçu birazda kendisinde aramalı insan.popüler kültüre uymaya çalışıyoruz sanki yozlaşmış olan herşey bize çağdaş olmak anlamına geliyor.ben bu konuda avrupada yaşayan insanları daha çok olumlu karşılıyorum.çünkü biz burda sürekli birarada olduğumuz için değerlerin farkında değiliz ama onlar öyle değil.özlem olduğu için bizden daha çok bağlılar birçok şeye.ee bizede onları görünce bunlar hala yerinde sayıklıyor demekten başka birşey kalmıyor kendikkendimizi aldtıyoruz böyle söylemekle.

eskisi gibi değil ki artık çoğunluğun okuma yazması var araştırıp okusun.birçok imkanlarımız var bunları değerlendirebiliriz.ama biz kolayı seviyoruzz birileri çıkıp yapsın söylesin biz arkasından geliriz diyoruz.öyle olmama lı genç demek enerji demek riskleri göze alabilmek demek üretmek demek...

elimizdekiler gitmeden biran önce kendimize bakıp artılarımızı eksilerimizi değerlendirip bizim için ne yapmalıyız diye çözüm aramalıyız yoksa birilerini suçlamak kolay

EŞİTLİK PARTİSİ
29.03.2006, 11:29
UMUTSUZ OLMAK İÇİN BİR NEDEN YOK...

Bu adam da ne diyor ya...her halde ayda yaşıyor,amma hayalci diyeniniz elbette olur ama biz olaya öyle bakmıyoruz...
Neden derseniz,başta konuyu açan arkadaş balta ve izem,nusayri,Kavaklı,izozan06 nickli arkadaşlarımız konuyu değişik açılardan tahlil etmiş,umut ve umutsuzlukları,suç ve suçluları yine değişik bakış açılardan çok çok güzel şekilde dile getirmişler,herkese ayrı ayrı teşekür ederim...
Bilirsiniz ve izem arkadaşında ayrıca belirttiği üzere ATATÜRK bu gün olacakları derin öngörüsü ile görmüş ve bu hitabeyi yazmıştır,ayrıca yine bildiğiniz üzere BURSA nutkuda da diğer ayrıntıları belirtmiştir...
Biz sadece şunu belirtelim ki,bu gün değişik gençlik çevrelerinde konunun bu şekilde konuşulmaya başlanması bile başlı başına bir başarılı başlangıçtır,genel bir ifade ile sorunları düşünmek ve konuşmak sorunun % 50 sini çözer ve de tekrarlayalım ki kalan % 50 sini de zaten siz çözersiniz...peki sizler bir şey yapmayacakmıyız derseniz,sadece size destek olacağız deriz...saygılarımla.

Bektaş ÇELEBİ

Şahmati
29.03.2006, 11:46
Ataturku severim sayarim, yerini onemi de bilirim..

Efendim, genclige bu kadar da yuklenmeyin lutfen.. Ataturk genclere mi sadece emanet etmis Cumhuriyetimizi.. ya orta yaslilar ve yaslilar.. tepeden yonetenler, gucu elinde bulunduranlar bu kesim degilmiydi, balikta bastan kokmus iste.. derseniz ki degerli kardesim sen Ataturk'un genclige hitabesini, bursa nutkunu anlamamissin.. hadi canim sende :)

Roşna
29.03.2006, 11:49
UMUTSUZ OLMAK İÇİN BİR NEDEN YOK...

Bu adam da ne diyor ya...her halde ayda yaşıyor,amma hayalci diyeniniz elbette olur ama biz olaya öyle bakmıyoruz...
Neden derseniz,başta konuyu açan arkadaş balta ve izem,nusayri,Kavaklı,izozan06 nickli arkadaşlarımız konuyu değişik açılardan tahlil etmiş,umut ve umutsuzlukları,suç ve suçluları yine değişik bakış açılardan çok çok güzel şekilde dile getirmişler,herkese ayrı ayrı teşekür ederim...
Bilirsiniz ve izem arkadaşında ayrıca belirttiği üzere ATATÜRK bu gün olacakları derin öngörüsü ile görmüş ve bu hitabeyi yazmıştır,ayrıca yine bildiğiniz üzere BURSA nutkuda da diğer ayrıntıları belirtmiştir...
Biz sadece şunu belirtelim ki,bu gün değişik gençlik çevrelerinde konunun bu şekilde konuşulmaya başlanması bile başlı başına bir başarılı başlangıçtır,genel bir ifade ile sorunları düşünmek ev konuşmak sorunun % 50 sini çözer ve de tekrarlayalaım ki kalan % 50 sinide zaten siz çözersiniz...peki bizler hiç bir şey yapmayacakmıyız derseniz,sadece size destek olacağız deriz...saygılarımla.

Bektaş ÇELEBİ



evet umutsuz olmak için hiç bir neden yok çünkü gençlik umuttur.yarınları yeniden şekillendirecek tek olgu gençlerdir.bu nedenle bizim kendi benliğimizi kültürümüzü eğitimimizi ve sosyal yaşantımızı iyi yorumlayıp asimile olmadan yarınlara aktarmalıyız.bunlar için tek şart eğitimm bu da sadece okulla olmuyor bizim kendimizide eğitmemiz lazım

Balta
29.03.2006, 12:26
UMUTSUZ OLMAK İÇİN BİR NEDEN YOK...

Bu adam da ne diyor ya...her halde ayda yaşıyor,amma hayalci diyeniniz elbette olur ama biz olaya öyle bakmıyoruz...
Neden derseniz,başta konuyu açan arkadaş balta ve izem,nusayri,Kavaklı,izozan06 nickli arkadaşlarımız konuyu değişik açılardan tahlil etmiş,umut ve umutsuzlukları,suç ve suçluları yine değişik bakış açılardan çok çok güzel şekilde dile getirmişler,herkese ayrı ayrı teşekür ederim...
Bilirsiniz ve izem arkadaşında ayrıca belirttiği üzere ATATÜRK bu gün olacakları derin öngörüsü ile görmüş ve bu hitabeyi yazmıştır,ayrıca yine bildiğiniz üzere BURSA nutkuda da diğer ayrıntıları belirtmiştir...
Biz sadece şunu belirtelim ki,bu gün değişik gençlik çevrelerinde konunun bu şekilde konuşulmaya başlanması bile başlı başına bir başarılı başlangıçtır,genel bir ifade ile sorunları düşünmek ev konuşmak sorunun % 50 sini çözer ve de tekrarlayalaım ki kalan % 50 sinide zaten siz çözersiniz...peki bizler hiç bir şey yapmayacakmıyız derseniz,sadece size destek olacağız deriz...saygılarımla.

Bektaş ÇELEBİ

Yazıdada zaten gençliğe değil gençliği bu hale getirenlerin gerçek yüzü buna karşın gençlerin umutları ekteki son paragrafta yazmıştım. Bir arkadaşım demiş ki Yurtdışındakiler kendi değerlerimizi daha iyi anlıyor ve korumaya çalışıyor. Ben bu konuya sadece şöyle bir ekleme yapmak istiyorum evet yurtdışındayız ve ülkemizi ve bizim canlarımıza özlemlerimiz var. Ne burdaki ne ordaki düzen bizi bencilleştiremedi kendi tezgahlarında üğütemedi çünkü biz mayamızı sağlam kaynaklardan yoğurduk. Aslında yurtiçi ve yurtdışında hepimiz öyleyiz. Tek fark var. Oda siz odanın içindesiniz biz dışındayız. Aynı kültürden ve aynı yaşamdayız fakat bir yerde sürekli kalınca o odanın havasını yorumlamak bazen zor olabiliyor ama dışardan girince içerdeki ağır havayı hissetmeniz daha kolay oluyor. Şu anda da Alevi Canlarımıza oynanmak istenen bir sürü oyunlar var. Hemen hemen tüm yazılarımda defalarca bahsettim. Gerek alevi sünni evliliklerinde gerekse başka konularda. Unutmayın ki daha düne kadar bizim namuslarımıza kadar aşağılayan horlayan ve yok sayanlar şimdi bize "Hepimiz Müslümanız, Hepimiz Türküz" gibi bizim literatürümüzde olmayan. Yada daha düne kadar Maraşlarda, Sivaslarda,Çorumlarda vs vs katleden "İslam ve Türklük için Savaşa" diye maraş sokaklarına yazanlar, şimdi birden bizim Türklüğümüzü hatırladılar bizi milliyetlere göre parçalamak istiyorlar biz orta yaşlardaki insanların hafızası zorlansada gözleriyle yaşadıkları tazedir. Dejenarasyon, bananecilikle başlar, en masum olanıda dün dünde kalmıştır demekle, ama bize yakın tarihi dün unut diyenler kendileri 1453 yılının kutlamalarını yada 1091 yılı savaşlarını unutturmamak için asırlar öncenin kıvançlarını ve düşmanlarını anlatırlar hep,

Alevi gençlerimiz, insancıldır barışçıldır ama hiçbir zaman zalimin yanında olmamıştır olmamalıdır.

Ben Kavaklı kardeşimle msndede görüşüyorum onada anlatmıştım. Sydneyde Budist rahipleri, ki budizm insani değerler bakımından en insancıl topluluktur dinsel yargıları ne olursa olsun, ama Tamboolardaki eğitim gören belki TVlerde görmüştürsünüz Turuncu kıyafetli talebelerine Aleviliğin insan değerlerini örnekler vererek anlatıyorlar. Bunu ilk gördüğümde çok duygulandım ama bir o kadarda üzüldüm. Bizden binlerce km uzaktaki ve bizle hiçbir ideolojik yada dinsel dostluğuda düşmanlığıda olmayan bir grup bizim öğretilerimizi anlamaya ve yaşamaya çalışıyor ama bizler kendi ülkemizde hala şekillere sokulmaya çalışıyoruz sözde kabul edenlerin yazılarına bakın; Sözde kabul edip aslında bize sürekli şunları söylemeye çalışıyorlar aslında doğru şudur aslında doğru budur gibi bizi kendilerine endeksleme telaşındalar ki şu anda "Hepimiz insanız" diyerek evrenselliği ilke edinmiş alevi acnlarımız "hepimiz müslümanız" demogojisi ile ümmetci bir yaklaşıma sürüklenmektedir. Yada Topiclere bakın; Türk Alevi-Kürt Alevi-Zaza Alevi vs vs. Oysaki Pirsultanlarda, Hacı Bektaşlarda, Gelmiş geçmiş tüm Alevi erenlerde hiç bunlar varmıdır. Kimler soktu bu deyimleri içimize ve ister istemez bizlerde kullanır olduk.
Emperyalizmi uzakta aramayalım yanıbaşımızda Kültürel yozlaşmayı görev edinmişlere dikkat edelim. Bizim kimyamızın redettiklerini dilimizle onaylamayalım. "Eline,Beline,Diline sahip ol" diyen Ermişlerimiz kattettikleri sadece ahlaki değildir, kültürel ve bilimsel olanlar içinde geçerlidir. Tek bir birey olabilirsiniz ama bizlerin herbiri bir kültürü yansıtıyoruz yani o dünyayı aydınlatıyoruz. Kimse söyledikleri benim lafım dememeli temsil ettiği dünyayı iyi anlamalı ve anlatmalı. Saygılar Sunuyorum.

Son Parağrafı buraya tekrar alıyorum.


Gençliğin bugün içinde bulunduğu bataklığı yaratanların "ne olacak bu gençliğin hali?" diye "çözüm" aramalarının hiçbir anlamı yoktur, aldatmacadır. Sorunun parçası olanlar, çözemezler. Kapitalizmi savunanlar, empreyalist kültürü özgürlük diye pazarlamak isteyenler çözemezler. Gençliğin mücadele etmesine, örgütlenmesine şu veya bu argümanla karşı çıkan, gençlik mücadelesini "anarşi-terör" diye yansıtan herkes, bugünkü gelinen tabloda sorumluluk sahibidirler. İster "sol"dan, ister sağ'dan olsun, onların da gençliğe verebilecekleri hiçbir şey yoktur.
Gençlerimizi düzene terk etmeyeceğiz. Onlar, kapitalizmin yarattığı bataklığın "kurbanı" durumundadırlar. Her kişi bu konuda sorumluluk almalı, en geniş gençlik kitlesine ulaşma araçlarını yaratarak, onlara nasıl bir düzende yaşadığımızı göstermeli, kendilerine özgürlük diye yutturulmak istenen yaşam tarzına ayna tutmalıdır. Onları bilgilendirmek, ideallerle donatmak, cinsellikle, giyim kuşamla "kişilik kazanma"nın olamayacağını, bunun tam da bir kişiliksizleştirme perdesi olduğunu kavratmak ilerici ve aydın gençliğin sorumluluğu olmalıdır.
Ülkesinin bağımsızlığı, halkının özgürlüğü idealleriyle yaşayan, mücadele eden bir gençlik, yozlaştırma, kişiliksizleştirme, apolitikleştirme, kısaca düzenin bütün politikalarına karşı mücadele eden gençliktir.
Onlar; düşünen, üreten, örgütlenen, ülke ve dünya sorunlarına duyarlı, hak arama bilinci gelişmiş, ülkelerinin bağımsızlığı için emperyalizmin her alandaki politikalarının karşısına dikilen, faşist politikalar karşısında demokrasi mücadelesinin ön saflarında yer alan, kapitalizmin yarattığı yoksulluğa ve yozlaşmaya karşı savunan gençliktir.
Bizim Gençlerimiz bu bataklıkta olmamalıdır.

izem
29.03.2006, 12:33
Ey 12 Eylül Kuşağı Gençliğiii! Birinci vazifen, bol para kazanıp, hoşuna gidenlerle beraber olacağın ve bol para kazanacağın lüks bir hayat kurup, bozuk düzenden nasibini almaktır. Muhtaç olduğun örnekler, son 50 yıl seni kuşatanların kariyerlerinde mevcuttur... :sarkazm


gülsem mi ağlasam mı bilemedim..

EŞİTLİK PARTİSİ
29.03.2006, 18:36
Sevgili gençlerimiz...

Öncelikle hepinize tekrar merhaba...
Mutlak bilirsiniz ki,fiziksel görünüm işin şekli yanıdır mesele dimağların genç olmasıdır,gençliğe bakış açısıdır...tecrübe aktarımlarına ise dayatma ve yönlendirme olarak değil,denenmiş bir konu hakkında insanlık bir daha emek ve zaman harcayarak yeni deneylerle uğraşmasın anlayışı ile yaklaşılmalıdır diye düşünüyoruz...tabi bunun doğru aktarılması temel ilkedir.
Mesajımızdan evel ve sonra değerli açıklamalarda bulunan siz değerli gençlerden çok kıymetli şeyler öğrendik ve daha da öğrenmeye devam edeceğimize inanıyoruz...
Elbette mesele bunları öğrenmek değil,mesele gençlerimiz hangi gençlik katagorsinde,yani,öğrenci,işçi,işsiz,köylü,yurt dışında,kız ve erkek olursa olsun bunları dinlemek değil,bireysel tam bağımsızlık anlayışı ile,genel anlamda hiç bir art niyetli yönlendirme ile yaklaşmadan ve olabildiğince genel kabul görmüş evrensel standartlarda çok seçenekleri de sunarak onları yönetimlere katmaktır...
Yoksa efendim herşeyi ben biliyorum,siz merek etmeyin sizlerin adına biz herşeyi yaparız,siz yeterki buna uyun gerisine karışmayın mantığı ile gençlere yaklaşmak zaten kötü art niyetliliği ortaya koyar ki buda şahıslarınız da kurulacak gelecek bu günden farklı olmaz...
Tabi bunu temel şartı demokratik toplum yapısının eşitlikçi bir anlayışla kurulması ile mümkündür...buda bilgi donanımlarını sağlayacak,bunu elde etmelerini sağlayacak kanalların açık tutlmasıyla,daha doğrusu gençlerle HAKLARI olan ve hep birlikte İKTİDARI kurmaktan geçer diye düşünüyor hepinize tekrar saygılar sunuyorum.

Bektaş ÇELEBİ

manifesto
29.03.2006, 19:58
Gençleri ahlaksızlık bataklığına itenler bunun sorumlularıdırlar.
Bırakın okullarımızda eğitim vermeyi öğretim dahi yapılamaz durumda.
Gençler hiçbir ahlaki değer tanımadan hiçbir dini eğitim ve aile terbiyesi almadan gününü gün etmek gayesi ile yaşar ise olacağı budur.
Bu gençlere sahip çıkmak onlara milli ve manevi değerleri yeniden aşılamak herkezin vazifesi.

müttaki
29.03.2006, 20:01
evet yeni neslemiz çok kötü şartlarda yetişiyor

soda yok, baharat yok hayat çekilirmi yaw. hehe

Asli
29.03.2006, 20:03
evet yeni neslemiz çok kötü şartlarda yetişiyor

soda yok, baharat yok hayat çekilirmi yaw. hehe


bu ne böle sedatt yaaa
meşhur oldum vallaaa

offf offf soda yok sodaaaaaaa

sevilkipirti
11.04.2006, 15:11
1960 ların sonu 70'ler hep öğrenci hareketleriyle geçildi... bu yıllara iki darbe sığdırıldı, üniversite öğrencileri baskı altına alındı.

sonra bizi yönetenler dediler ki bu gençler başımıza fazla dert olmaya başladı buna bi çözüm bulmalıyız... onları siyasetten uzaklaştırmalı, düşünen, sorgulayan, eleştiren insanların yetiştirilmesine izin vermemeliyiz.

bu işe nerden başlayabilirlerdi, tabii ki eğitim sistemini değiştirmekle. bütün öğrencilerin "hayati mesele" haline getirdiği aslında çok önemli olmadığı (!) halde müthiş önemliymiş gibi hissettirilen sınavlar yaratıldı. öğrenci öyle bi hale geldi ki dersten kafasını kaldırıp başka hiçbir şeyle ilgilenemedi bile. ülkemizde dünya da neler oluyo bırakın eleştirip çözüm üretmeyi farkına bile varamadı.

üniversitede de durum hiç farklı değildi yoğun dersler ve ödevler yine uyumasına neden oldu öğrencinin. mesela 1960 larda 1970 lerde en fazla sesin yükseldiği İTÜ de öğrenciler sırf "düşünmesin" diye ağır kitapların altında ezildi.

sistem koktu öğrenciden, düşünen, eleştiren, sorgulayan, çözüm arayan gençlikten korktu. bi şekilde düşünme yetisi elinden alınmış nesiller yetiştirdi. bu çarkın içinde maalesef biz de vardık ve hepimiz uyuduk. uyanabilenlerimiz de anladık ki iş işten çoktan geçmiş...