Orijinalini görmek için tıklayınız : 1300-2005 Dersim -1-
Hüseyin69 27.03.2006, 02:10 “Dörtyüz seneden beri hükümet nüfuzu girmemiş, ilmi anlam ve kapsamı ile bir otorite kurulamamıştır.”
Genelkurmayın operasyon öncesi hazırladığı raporlardan birinde böyle tanıtılıyor Anadolu’nun yetmiş iki milletinden biri.
Tarih boyunca sürekli işgallere uğrayan Dersim, yine tarihin çesitli dönemlerinde işgalcilere karşı direnmiştir. Dersim bilinen tüm tarihi boyunca hep merkezi otoritelerle kavgalı olmuştur.
1300’lü yıllarda Akkoyunluların bölgeyi ele geçirme çabalarına Dersimliler direnerek karşılık verince bu çabaları sonuçsuz kalır. Erzincan Valisi’nin bölgede denetim kurma isteği Dersimliler tarafından 1328’de öldürülmesiyle son bulur.
Timur’un önderliğindeki Moğol ordularının Akkoyunlar ve Karakoyunlarla savaşlarında basarılı olması bu defa da Timur’un bu bölgeyi hakimiyeti altına alma isteğini ortaya çıkarır. Ancak Timur bu bölgeye doğru ilerlediğinde Dersim aşiretleri önemli geçitleri tutarlar. Timur Pertek ve Çemisgezek’i egemenligi altına alır fakat İç Dersim’e giremez.
Yıldırım Beyazıt döneminde Osmanlı orduları bu bölgeye doğru işgal operasyonlarını sürdürür. Ordular bu dönemde Erzincan ve Malatya taraflarına kadar ilerleyerek bu bölgeleri ele geçirirler ancak daha fazla ilerleyemezler, çünkü Dersimliler Osmanlı ordusuna karşı Erzincan ve Kemah taraflarında saldırılarda bulunurlar. Ve Osmanlının Dersim’e girmesini engellerler.
Fatih ise Rum Pontus üzerine giderken yolu üzerindeki Çemizgezek’i alir ancak o da İç Dersim’e giremez. Hatta Çemizgezek’e Türkleri yerleştirerek zorunlu iskana tabi tutar.
Pülümür Beyi I. Şah Hüseyin 1828-1830 yılları arasında Dersim’deki güçleri herhangi bir Osmanlı saldırısına karşı hazırlıklı tutar ve zaman zaman Osmanlı ordusu ile çarpışmalar yaşanır. Osmanlı Paşası elindeki güce karşın yine de bir türlü Dersim ile baş edemez, oldukça fazla kayıp vererek bölgeyi terk eder. Dersim’in geçit vermez dağlarına, balta girmemiş ormanlarına ve de Pülümür Beyi’nin Dersim’deki saygınlığına karşı otorite kurması mümkün olmamıştır. Ve Paşa Dersim’i kendi haline bırakır. Bu durum 1850’lerde Mareşal Derviş Paşa tarafından yapilan askeri harekata kadar sürer. Osmanlilar Kirim için Rusya ile savaştıkları dönemde Dersimliler fırsattan istifade edip Osmanlı Hükümeti’nden isteklerde bulununca, Osmanlılar bunu bahane ederek Dersim’e saldırmaya karar verirler. Erzincan Ordu Musiri Mehmet Derviş Paşa Dersim üzerine yürür. Çok çarpışmalı geçer. Çünkü saldırılar sırasında Dersim aşiretleri birlikte hareket ederler. Kış bastırınca da Osmanlı ordusu geri döner.
Osmanlı’nın yüzyıllar süren Dersim’e hakim olma mücadelesi, bütün rejim bunalımlarına, iç ve dış savaşlara ve Cumhuriyet’in ilanına rağmen bitmez tükenmez bir süreç olarak 1930’lara kadar geldi.
kaynak .
veremiycem nedenlerini sormayin bilenler bilir neden kaynak vermedigimi
Hüseyin69 27.03.2006, 02:14 Tüm cumhuriyet hükümetlerinin Dersim politikasi Dersimlileri yerinden sokup dağıtmak uzerine şekillenmiştir.İçişleri bakanlığının bir raporunda yer alan ifade Cumhuriyet rejiminin Osmanlı mirasını aynen devraldığının kanıtı idi:
“Dersim Cumhuriyet Hükümeti için bir çıbandır.”
Ve bu çıbanı kesmek için bir an önce tedipe başlamak gerektiği vurgulanmıştı. Dersim’e yapılacak harekatın içeriğini “tedip” yani cezalandırma tanımlaması çok net bir şekilde anlatıyordu zaten.
Anadolu topraklarında 72 kardeş milletin yaşadıkları sürgün, göç, soykırım, katliam sanki kader oldu onlara tarih boyunca. Kürtler, Türkler, Ermeniler, Çerkesler, Lazlar, Abhazlar, Zazalar ve daha nice halk bu kadere ortak oldu. İste 1938’de Dersim’de yaşanılanlar da bunlardan biriydi. O dönemde Dersim’de yaşanılanlar devletin planlı, bilinçli bir harekatıdır. Öncesinden planlanmış, raporlar hazırlanmış, haritaları çizilmiş bir harekattır. Dersim’in Osmanlı’dan beridir süregelen otorite tanımayan, vergi ödemeyen, asker vermeyen asi yapısına, etnik kültürel motiflerine askeri ama kültürel, sosyal ve de siyasi arka planı olan bir saldırıdır.
Osmanlı’nın bütün baskıcı rejimine karşın hiçbir ulusa atfedilen bir üstünlük yokken, Cumhuriyet aldığı baskıcı mirasa bir de bir ulus üstünlügü eklemiştir. Cumhuriyet, Anadolu’daki bütün halklara etnik-kültürel motiflerini yok eterek; yerine tek dil, tek kültür, tek ulus modeli oluşturmaya çalışmıştır. “Halklar Bahçesi” olarak tanımlanan Anadolu, Cumhuriyet ile birlikte bütün halkların “Türkleşme” çerçevesinde bir arada yaşamalarını zorunlu kılmıştır.
İşte Dersim Anadolu’nun yeni işgalcileri, yeni egemenleri için idari-askeri bir sorun olmakla birlikte baska önemlerde taşıyordu. 1938’de devlet Dersim’i hem kültürel hem sosyal hem de siyasi yönleriyle yok etmek ve yerine kendi siyasi-askeri ve kültürel otoritesini koymak üzere harekete geçmistir. Dersim Anadolu’nun etnik motiflerine karşı yok etme ve Türklestirme operasyonun bir parçası olmuştur. Çünkü Dersim çok dili, çok dini, çok tanrıyı, çok doğruyu yasatıyordu bünyesinde. Mutlak doğru, mutlak otorite tanımıyordu Dersim. Kirmançlar, Kırdaşlar, Ermeniler, Türkler hep bir arada kendi doğrularıyla, kendi tanrılarıyla yaşamayı başarmışlardı.
Çünkü Dersim’de “Zere Wesiye” yani bir iç rahatlığı vardı.
1937 ve ‘38’de yasanılanlar bir soykırımdır. 1938’de yasanılanlar söylendiğinin aksine bir “isyan” değil, saldırıya karşı direniştir. Dersim halkı devletin otoritesini tanımamıştır fakat bir saldırı olmadığı sürece de devlete karşı da ayaklanmamıştır.
Dersim 1938’de o tarihe kadar hiç görmedigi bir vahsetle karsilasti. Dersim halkı kadın, çocuk, yaşlı demeden katledildi, zorla yerlerinden göç ettirildi, direnenler, ileri gelenler idam edildi, hapse atıldı. Dersim havadan bombalandı. Köyler boşaltıldı, ormanlar yakıldı, hayvanlara ve eşyalara el konuldu ‘38’de.
Tarih 1997 ve ‘98…
60 yıl sonrası…Yer yine Dersim. Devlet yine Dersim’de. Yine ormanlar yakıldı, yine köyler boşaltıldı, yine halk zorla göç ettirildi. Köylüler yine öldürüldü, yine mallarına el koyuldu, ambargo yine uygulandı.
Failler yine aynı.
Tarih 2002 ve 03...
65 yil sonrasi... Yer yine Dersim. Devlet yine Dersim´de. Ve ambargonun ve OHAL´in kalkmasina ragmen baski ve zülum son bulmuyor!
Katliamın 65. yıl dönümünde Dersim Direniş önderlerinden Seyit Riza, Alişer ve Saan Ağa, Qamer Ağa ve tüm direnişçilerin hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz!
kaynak .
veremiycem nedenlerini sormayin bilenler bilir neden kaynak vermedigimi
Hüseyin69 28.03.2006, 03:43 YAKILAN INSANLARDAN KALAN KEMIKLER
Biz dagda kaçak gezerken, kaçmayan bazi köyler daha çok zarar görmüs. Biz can derdinde kaçak gezerken, Khêwic’ler bizim köye yaylaya gelmis, meselerden kendilerine holik (gögelik) yapmislar. Güzün sagugu baslayinca, birakip gitmisler. Biz artik tapulu malimizi düsünecek halde degildik. Bizim asiretin köylerinin çogu bombos kalmisti.
Bir gün belki yiyecek buluruz diye, Bilgeç köyüne indik. Köyün düz bir yerinde yaz sicaginda kurumus olan bu holiklerin odunlari alana yigilmis ve yakilmis. Yangin yeri insan iskeletleriyle dolu. Ama insan oldugu belli olan hiçbir iskelet düz durmuyordu. Her iskelet büzülmüs, kafa kemikleri bacak kemiklerinin arasina gelmisti. Yanimizdaki büyükler herhalde insan yaninca büzülüyor, dediler.
Bu feci manzaraya çok üzüldük. Halâ her yangin olayi duydugumda, bu büzülmüs gibi duran iskeletleri hatirlarim. Belkide atesin verdigi aciyla böyle büzülmüslerdir, diye düsünürüm. O günden beri her yangin çiktiginda yanan insanlarin geri kalan kemiklerinin o dagda gördügüm iskeletler gibi büzülecegini hayal ederim. O insan kemiklerinin niçin yanip kül olmadiginin, niçin büzülmüs insanlar gibi kaldiklarinin sebebini halâ beynimde çözmüs degilim.
Sonradan ögrendikki askerler Laçinan köyünden toplayip, ellerini baglayarak buraya getirdigi 25’e yakin insani elleri bagli olarak bu odunlarin üzerine yatirip, gaz döküp yakmislar. Laçin asiretinden birçok insan bu olayi biliyor. Askerlerin önünde milis olarak gezenler benim gözlerimle gördügüm bu iskeletlerin canli canli yakilislarini gözleriyle gördüklerini sürgünden sonra bana da anlattilar. Bunlar Laçinan köyünün erkekleriymis.
BIR ANNENIN ÇIKMAZI
Insanlarin çektigi acilari anlamaniz için size diger grubumuzda olan bir olayi anlatayim.
Kopo’nun gurubunda bulunan genç bir kadinin küçücük bebegi sürekli agliyor. Çocugun sesinden dolayi yeri tespit edilen bu insanlarin hepsi öldürülebilir. Bu insanlarin hayatini düsünen anne, bebegine yalvariyor: "Aglama yavrum, bagirma yavrum, bak üzerlerimizdeki tepeler askerle çevrili. Duyarlarsa sesini, yok ederler bütün yigitlerimizi." Ama bebek bu hiç sözden anlar mi? Etrafindaki kadinlar korku ve panik içindeler. Bebegin annesine bagiriyorlar. "Bir bebek yüzünden hepimiz ölecegiz, kursuna dizilecegiz. KIRKLAR askina sustur su bebegi." Anne çikmaz içinde. Ya bu bebek susacak, ya da tüm gurup, yüzlerce insan ölecek!
"YA KIRKLAR bagisla beni, ya MERDAN ALI affet güinahlarimi," diyor, kaldirip bebegini Munzur Suyu’na atiyor. Ama annenin cigeri parçalaniyor, içinden kanlar akiyor. Bu sahne unutulmuyor. Anne ölene kadar bu derdi içinde tasiyor. Sartlar ve acilar o kadar agir, o kadar dayanilmazdir ki, bir anneyi kendi küçücük yavrusunu suya atarak öldürecek duruma itmistir.
Bu kadar agir sartlara ragmen bu olayi sonradan duyan Kopo : "Bundan sonra çocugunu birakan veya suya atan kadini kursunlarim," demistir. Burada esas suçlu olanlar bu savasa karar veren ve yürütenlerdir. Bu anne günahsiz, yavrusu da masumdur. Bu masum yavrular için söylenmis Zazaca dertli halk türküleri vardir.
Çagimizda televizyonlarin basinda savasi oyuncak gibi seyredenler, savasin ortasinda kalan sivillerin, annelerin, çocuklarin ne acilar çektiklerini anliyamazlar. Ben savasin içinde yasayan biri olarak biliyorum, savasin mantigi olmaz. Acimasiz ve mantiksiz savasin agir sartlari anneyi öz bebegini bogdurtacak duruma itebilir.
ÜÇ YIGIT KARDES
Lolan Taneri’nde (Tanerê Lolu) askerler bütün köyü büyük ve küçüklerle birlikte toplayip yanyana duran iki evin içine dolduruyorlar.
Kuresu asiretinden Budala’nin adlari Sey Usên, Sey Momid ve Ali Ekber olan üç yigit oglu da bunlarin içindeymis. Evlerin kapilarinin karsisina makinali tüfek kurulmus, tüfegi kullanan asker de basinda bekliyor.
Evlerin etrafina gaz döküyorlar, açik olan kapidan askerler tarafindan serpilen gazi gören Ali Ekber, "bizi de diger köylüler gibi yakacaklar," diyor. Kendi dilleriyle fisildayarak, etrefindakilere anlatiyorlar. Onlar yakilacaklarina inanmiyorlar. Zaten kurtulus ta yok. Ama bu üç kardes sessizce anlasip kaçmaya karar veriyorlar. "Nasil olsa ölecegiz. Basaramasak bile böyle ölümü beklemektense, kaçarken yigitçe ölürüz," diye düsünüyorlar. "Orman çok yakin, belki vurulmadan ulasabiliriz ve kurtulabiliriz," diyorlar.
Genç ve bekâr olan Ali Ekber: "YA HIZIR!" diye gürlüyor, yaydan çikmis bir ok gibi firlayip, makinali tüfegi tutan askerin gögsüne bir yumruk vuruyor. Asker makinaliyla beraber devriliyor. Diger erler silahlarina davranana kadar üç kardes birden ormana dogru kaçiyor. Makinali tüfegi etkisiz hale getiren Ali Ekber, arkada kaldigi için kaçarken vuruluyor. Diger iki kardes kaçip, ormana daliyorlar ve kurtuluyorlar. Ister mucize, isterse HIZIR kurtardi deyin, ama bu olay olagan üstüdür...
Kaçip kurtulan bu iki kardesten baska, Lolan Taneri köyünün 150’ye yakin tüm sakinleri kursunlanmis ve 25 kisi de anlattigim yerde yakilmisti.
Duyduguma göre, insanlarin topluca yakildigi evde, bir gençte evin bacasinin orta yerine tutunarak saklanmis ve kurtulmus. Ama ben bu insani görmedigim için, bu söylentiye inanamiyorum. Bu üç cesur kardesten sag kalan ikisi baslarindan geçen o olayi, yüzlerce Dersimli gibi, bana da anlattilar. Bu iki kardesin çocuklari halâ hayattalar.
kaynak:radio .de
ALBAY_KAWA 04.04.2006, 03:18 bra nezamandir bende böyle bir yazi hazirlamak sitiyordum, yani buraya aktarmak ma kaynakalri bir araya toplayacak hic vakit bulamdim bu ara, bir fiil caistik, cok güzel bir yazi dizi ile dile getirmisisin, oalylari, bence devamina hic gerek yok...
Zaten hep dersimime özlem duyuoyrum, tatile gittigim aamn, bile özlem duyuyorum, cünkü kisa süreli oldugu icin... Hem özlemime özlem kattin, hemde hüzünüme birazdaha aci...
Eline saglik bremin...
Saygilar
Hüseyin69 04.04.2006, 03:24 albayim dikkat ettiysen 50 kisi görüntülemis
ama sadece ikisi benim yazilar biride senin yazin 3
ne garip dimi
Abim belki bölesi daha hayırlıdır..
Ne güzel gereksiz polemik yok..
SON DEVRIN DIN MAZLUMLARI
NECIP FAZIL KISAKÜREK
(Son Devrin Din Mazlumlari, Büyük Doğu Yayınlari 10. basim, adlı kitabının DOGU FACİASI bölümünden aynen alınmıştır.)
En aşağı 50.000 insanın kanını ve canını ihtiva etmesi bakımından, kalın hatlarıyle bir harita gibi çizdiğimiz ve şu anda yalnız ana prensip ve mânasıyle tesbit ettiğimiz bu facianın, tarihte bir benzeri gösterilemez.
Babalarını arayan ve yanına gitmek istediklerini söyleyen iki mâsum çocuğun Hozat Kaymakamı tarafından süngületilerek babalarının yanına gönderilmesi... Kendisinin öğretmen ve köy halkıyle alâkasız bir şahıs olduğunu iddia ederek alevler içinden fırlamak isteyen bir gencin, kalasla itilip alevler içine atılması ve karşı -sında sigara içilmesi... Buğday sapları üstünde yakılan, daha evvel kurşunlanmış bütün bir köy halkı... Annesinin karnından sivri uçlu âletle çıkartıldıktan sonra yaşamakta devam eden ve
hala topuğunda bu sivri uçlu âletin izini taşıyan çocuk... Bir dere içinde boğazlanan ve bu fiili yerine getiren cellâdın bulunması bir hayli zorluğa yol açan yirmi mâsum... Ve buna benzer daha neler, dalıa neler!..
Cesetleri değil, mânaları muhakeme ve idam eden tarih, bakalım bu 50.000, çocuk, genç, ihtiyar, kız, kadın, hasta, alil cesedine karşılık kaç ferdin mânası üzerinde ebedî idam karari verecektir?
Elâzığ Ortaokulunda okuyan iki çocuk... Tatili geçirmek üzere memleketleri olan Hozat'a geliyorlar ve facianın tam üstüne düşüyorlar. Hozat yakınlanndaki köylerine geldikleri zaman babaları Yusuf Cemil'in öldürtülmüş olduğunu öğreniyorlar ve ağlama ya başlıyorlar. Onlara şu karşılık veriliyor:
"- Sizi de onun yanına götüreceğiz!"
Çocuklar odadan sürükletilerek çıkartılıyor ve jandarma muhafazasında gittikleri yolda süngületiliyorlar. Böylece babalarnin yanına gönderilmişlerdir.
Her evi ayrı ayrı tutuşturulduktan sonra dört bir etrafı ayrıca çalı çırpı içine alınıp alev alev yakılan bir köyden, deli gibi bir adam çıkıp, çalı yığınları gerisinde manzarayı seyredenlere doğru ilerliyor ve haykırıyor:
"Durun, ben köy ahalisinden değilim! Muallimim! Müsaade edin, kendimi size isbat edeyim!"
Fakat sözüne mukabele, bir kalasla itilerek alevler içine atılması oluyor. Adam, evvelâ göğsünün kılları tutuşarak alev alev yanarken, çalı yığınlari gerisinde âmir, zevk ve istihza ile sigarasını içmektedir. (Bu vak'a, bana, 1944 yılında, Eğridir'de askerliğimi yaparken, resmî şahıslar huzurunda, yanan adama karşı sigarasını zevkle içtiğini söyleyen Amirden bizzat anlatmıştır.)
Yusuf Cemil'in köyünden 200 kadın ve çocuk öldürtülmüş ve bunların cesetleri buğday sapları üzerinde yakılmıştır. Öldürülenler arasında, Elâzığ'da askerliğini yapan ve o sırada izinli olarak köyünde bulunan Rüstem adında biri de vardır. Bu zavallı, mezun olduğunu ve isterlerse hüvviyet ve izin kâğıdını da gösterebileceğini söylediği halde derdini dinletemiyor ve dört çocuğu ile seksenlik anası arasında, onlarla berabır, kurşunlanıyor.
Hozat'ın Karaca köyünden Cafer oğlu Kasım... Bu adam, o tarihten 30 sene kadar evvel Amerika'ya gitmiş, orada 15 yıl kalmış, epeyce para kazanmış ve sonra köyüne dönmüştür. Kasım, Amerika dönüşünde, Birinci Dünya Harbinde Kafkas cephesi
Köprüköy muharebesinde şehit düşen kardeşi Yüzbaşı Şükrü'nün iki çocuklu karısı Şirin Hatun'la evlenmiş, Hozata gelip yerleşmiş, orada bir mağaza açmış ve ticarete başlamıştır. Hükûmetle de bazı taahhüt işlerine girişmektedir. Dersim hareketi esnasında, işbu Cafer oğlu Kasım, taahhüt bedelinden alacağı olan 6.000 lirayı tahsil etmek üzere Ovacık Kaymakamlığına müracaat ediyor. Muamelesini tekemmül ettirip parayı kendisine veriyorlar.
Muamele biter bitmez "Seni Hozat'tan çağırıyorlar!" diyerek,onu, mahfuzen yola çıkariyorlar. Cafer oğlu Kasım, kasabadan ayrıldıktan bir saat sonra jandarmalara öldürtülüyor. Koynundaki 6.000 lira da, iki alâkalı idare âmiri arasında taksim ediliyor.
Zavallının zevcesi Şirin Hatun, o esnada, dört çocuğuyla birlikte, komşularına oturmaya gitmiştir. Kadın, evine döndüğü zaman bir de görüyor ki, kapısı kırılmiş ve bütün eşyası etrafa dökülüp saçılmıştır. Haykırmaya başlıyor:
"- Yetişin, evimize eşkiya girdi!.."
Bu feryadına karşılık olarak kadın, kapısının önünde, çocuklarıyla beraber öldürülüyor ve dolgun miktarda altını, parası ve eşyası yağma ediliyor.
Bu arada Hozat'ın Zımbık köyünde (Şekspir)in hayaline bile taş çıkartacak, bir vak'a cereyan etmektedir. Erkekleri tamamıyle doğranmış olan köyün 100 kadar kadın ve çocuğu, sivri uçlu âletle (süngü) öldürülüyor.Oldurulen kadinlar arasinda biri doğurmak üzere bir gebedir. Bu kadının karnına giren sivri uçlu alet, barsaklarını yere döküyor, rahmini parçalıyor ve kendisini öldürüyor. Tehlike geçtikten sonra gizlendikleri yerden çıkan birkaç kadın, ölüleri gözden geçirirken, bu kadının rahminden düşen çocuğun sag olduğunu dehşetler içinde görüyorlar. Muazzam bir kader cilvesi olarak yaşamakta devam eden çocuğu alıyorlar,emzirtip büyütüyorlar ve ona "Besi" adını koyuyorlar. Bu kız bugün hâlâ aynı köyde ve hayattadır. Sivri uçlu alet annesinin karnına girip rahmini deldiği zaman da onun topukçuğunda bir yara açmıştır ve kız hâlâ bu yarayı topuğunda taşimaktadır.
(24 yil evvelki Büyük Doğu 'lardan)
Hozat'ın Dolantanır köyünden Veli isminde bir genç, Elâzığ Muallim Mektebinde okuduktan sonra öğretmen olarak Trakya'ya gönderilmiş, orada evlenmiş, 3 çocuk sahibi olmuş ve tam da Dersim hareketi başlamak üzereyken, karısı ve çocuklarıyle, yaz tatilini geçirmek üzere köyüne gitmiştir. Genç muallimin köyü, erkekli ve kadınlı, çocuklu ve ihtiyarlı doğranırken, kendisi, karısı ve çocukları da aynı âkıbete mahkûm edilmiş ve cesetleri yakılmıştır.
Mazgirt Tersemek nahiyesinin halkı doğranmakta... Merhamet sahiplerinden biri, birle on yaşı arasında 20 kadar çocuğu alıp bir derenin içine saklamıştır.Vazivet birden haber aliniyor.
Cocuklarin oldurulmeleri emriveriliyor. Fakat bu emri yerine getirebilecek kimse zuhur edemiyor. En katı yürekliler bile, böyle müdafaasız mâsumlara silâh kullanamayacaklarını söylemeye mecbur kalıyorlar. Tecrübe birkaç defa akamete uğruyor ve hayli sıkıntı mevzuu oluyor. Nihayet en kara yüzlü çingenelerden daha karanlık suratlı bir adam bulunuyor ve bir dere içinde titreşe titreşe bekleyen 20 mâsumun işi bitiriliyor.
Murat suyunun kandan kıpkızıl aktığını görenler olmustur.
Celâl Bayar'ın Başvekil ve Mareşal Fevzi Çakmak'in Genelkurmay Başkanı bulunduğu 1938 yılında cereyan eden Dersim faciası, bütünleştirilmesini okuyucularimizin hayaline ve istikbaldeki tarihçinin kalemine bıraktığımız birkaç teferruat çizgisi halinde budur! Dayandığı tek sebep de birtakım âsâyişsizlik ve itaatsizlik bahanesi altında, bütün Doğu Anadolu'yu kapsayıcı olarak, o mıntıkanın bir türlü sulandırılamayan koyu İslâmi rengidir.
Bir kıvılcım halinde gösterdiğimiz Dersim yangınının kömürleştirilmiş 50.000 cesedinde, kutup şahsiyetler dışı bir yığın olarak din mazlumluğuııun en çarpıcı levhasını seyredebilirsiniz
izmirksk 04.04.2006, 03:43 teşekkürler canerzincan
forumda daim kalman dileği ile
ALBAY_KAWA 04.04.2006, 04:24 albayim dikkat ettiysen 50 kisi görüntülemis
ama sadece ikisi benim yazilar biride senin yazin 3
ne garip dimi
bra bence kimsnein söyleye bilecek birseyi olmamasindandir, yoksa coktan tartismalra sahne olmustu, bende az evel konuyu gördüm...
Neyse biz derdimizi anlatamayiz genede...
huseyincem 05.04.2006, 01:37 abi ben bişi öğrenmek istiyorum.bir dersimli olarak bunları ilk defa okuyorum ve bu zaman kadar neden araştırmadığım için kendime çok kızdım.bu konuyu daha fazla araştırmak istiyorum buraya eklerseniz yeni blgileri sevinirim ayrıca bilgiler için teşekkür ederim.
acaba bu dönemde atatürk sağmı yaşıyormu durumu nedir.bi yazarsanız sevinirim.
dostça kalın.
Hüseyin69 05.04.2006, 01:48 abi ben bişi öğrenmek istiyorum.bir dersimli olarak bunları ilk defa okuyorum ve bu zaman kadar neden araştırmadığım için kendime çok kızdım.bu konuyu daha fazla araştırmak istiyorum buraya eklerseniz yeni blgileri sevinirim ayrıca bilgiler için teşekkür ederim.
acaba bu dönemde atatürk sağmı yaşıyormu durumu nedir.bi yazarsanız sevinirim.
dostça kalın.
sevgili hüseyincem kardes eger yazinin tamamini okuduysan bazi seyleri ögrenmis olursun senin bir dersimli olarak tarihini bilmemen gayet dogaldir
kesinlikle kizgin degilim bak internete giriyorsun günümüz cagi senin ayaklarina kadar bu firsati getirmis iyi degerlendir hatta hic korkmadan cekinmeden yakin cevrende yasayan yasli dersimli amcalari dedeleri bul ve konus aklina takilan ne sorular varsa sor cünki onlar canli taniktir dersim katliamlarinda
ben kimi zaman yaslilardan kimi zamanda kitaplardan ve bazende internette bu tür katliamlarada aklima takilan sorularin cevablarini bulurum
huseyincem 05.04.2006, 01:54 abi haklısın.aslında neye üzülüyorum biliyormusunuz.dedem 103 yaşında öldü.ve ben bunları ona soramamanın acısını yeni yeni yaşamaya başlıyorum.
araştıracağım merak etmeyin.dostça kalın.
merhaba canerzincan
1921-1938 yılları arasında dersimde yaşanan olayları araştırıyorum.konuyla ilgili bir kaç soru sormak istiyorum bilginiz varsa yanıtlarsanız sevinirim.amacım polemik veya başka bir niyetim yok sadece öğrenmeye çalışıyorum..
1-1930 yılındaki aşiretlerin yayla anlaşmazlığı yüzünden kendi aralarında çatışmaya girildimi..
2-ozamanlar isimleri sık duyulan Timur Ağa ve Necip ağa hakkında bilginiz varmı
3-Taşnak Partisi yayın organı Haraç ve Ramgavarpartisi yayın organı Arev gazeteleri hakkında bilginiz varmı
4-Dennan bölgesi hakkında bilginiz varsa alabilirmiyim..
5-Aliko ve sadyat çeteleri hakkında bilginiz varmı.
teşekkür ederim..
merhaba canerzincan
1921-1938 yılları arasında dersimde yaşanan olayları araştırıyorum.konuyla ilgili bir kaç soru sormak istiyorum bilginiz varsa yanıtlarsanız sevinirim.amacım polemik veya başka bir niyetim yok sadece öğrenmeye çalışıyorum..
1-1930 yılındaki aşiretlerin yayla anlaşmazlığı yüzünden kendi aralarında çatışmaya girildimi..
2-ozamanlar isimleri sık duyulan Timur Ağa ve Necip ağa hakkında bilginiz varmı
3-Taşnak Partisi yayın organı Haraç ve Ramgavarpartisi yayın organı Arev gazeteleri hakkında bilginiz varmı
4-Dennan bölgesi hakkında bilginiz varsa alabilirmiyim..
5-Aliko ve sadyat çeteleri hakkında bilginiz varmı.
teşekkür ederim..
cevaplarıma öyle yada böyle bir cevap alamadım.herzaman dersim olayları hakkında konuşan sizden bildikleriniz ve öğrendiklerinizden yararlanmak isterdim.ama uzun zaman olan bu sorularıma neden cevap vermediğinizi anlamış değilim..yoksa sizdemi tek taraflı okudunuz????
cevaplarıma öyle yada böyle bir cevap alamadım.herzaman dersim olayları hakkında konuşan sizden bildikleriniz ve öğrendiklerinizden yararlanmak isterdim.ama uzun zaman olan bu sorularıma neden cevap vermediğinizi anlamış değilim..yoksa sizdemi tek taraflı okudunuz????
soru sormuşsunuz ve cevap verilmemiş... aynı soruları sormak yerine neden açıklamıyorsunuz?
-aşiret kavgaları alışılmadık birşey değil
-timur ağa ve necip ağa neciydi bilmiyorum siz açıklayın
-taşnak partisi ve yayın organı ile dersimin ne bağlantısı var
-"dennan" diye bir yer bilmiyorum araştırmışsınız ama "demenan" ı "dennan" yapmışsınız:sas
-bölgede çetecilik eskilerde önemlidir. çerkezler ermeniler ve dersimlilerde de çetecilik vardı... yörüklerde esasında çetedir. o çeteciler necidir buyrun açıklayın...
abi ben bişi öğrenmek istiyorum.bir dersimli olarak bunları ilk defa okuyorum ve bu zaman kadar neden araştırmadığım için kendime çok kızdım.bu konuyu daha fazla araştırmak istiyorum buraya eklerseniz yeni blgileri sevinirim ayrıca bilgiler için teşekkür ederim.
acaba bu dönemde atatürk sağmı yaşıyormu durumu nedir.bi yazarsanız sevinirim.
dostça kalın.
Hüseyincim, bu konuda çok fazla belge bulabilirsin. Son yazına cevap olması açısından benim yazdığım pragrafın son bolümüne bakman yeterli.
Özellikle bu yazarın yazısını seçmiştim çünkü taraflı falan gibi polemiğe girilmemesi için;
Celâl Bayar'ın Başvekil ve Mareşal Fevzi Çakmak'in Genelkurmay Başkanı bulunduğu 1938 yılında cereyan eden Dersim faciası, bütünleştirilmesini okuyucularimizin hayaline ve istikbaldeki tarihçinin kalemine bıraktığımız birkaç teferruat çizgisi halinde budur! Dayandığı tek sebep de birtakım âsâyişsizlik ve itaatsizlik bahanesi altında, bütün Doğu Anadolu'yu kapsayıcı olarak, o mıntıkanın bir türlü sulandırılamayan koyu İslâmi rengidir.
Bir kıvılcım halinde gösterdiğimiz Dersim yangınının kömürleştirilmiş 50.000 cesedinde, kutup şahsiyetler dışı bir yığın olarak din mazlumluğuııun en çarpıcı levhasını seyredebilirsiniz
acaba bu dönemde atatürk sağmı yaşıyormu durumu nedir.bi yazarsanız sevinirim.
http://www.aleviforum.com/showthread.php?t=4509&page=14&highlight=sabiha
bu konuda bu soruya cevabı vermiştim bir alıntı ile...
sabiha gökçen atatürkten özel izinle bölgeye gidip bomba yağdıranlardandır...
ayrıca konunun hepsini okursan farklı bakışlarıda görebilirsin...
[/quote]-aşiret kavgaları alışılmadık birşey değil [/quote]
okuduğum yazılarda olayların bu aşiret kavgalarından başladığını yazıyor.bukadarda basit bir olay olmadığı en azından o dönmelerde olmadığı çıkıyor ortaya..
[/quote]-timur ağa ve necip ağa neciydi bilmiyorum siz açıklayın[/quote]
ozaman halkı devlete karşı kışkırtıkları ve kendi çıkarlarını öne çıkardıklarını yazıyor..
[/quote]taşnak partisi ve yayın organı ile dersimin ne bağlantısı var[/quote]
bende bunu merak ediyorum.onun için sordum..
[/quote]dennan" diye bir yer bilmiyorum araştırmışsınız ama "demenan" ı "dennan" yapmışsınız:sas [/quote]
ben yapmadım okuduğum yazılarda geçiyor..
bir önceki mesajdada dediğim gibi bu olayı araştırıyorum..benim bu sorularım zamanında yaşanmış olaylar.devlet arşivleri genel müdürlüğünde gördüm.bir gün fırsatım olursa gidip okuyacağım.ben bu soruları bilgisi varmı varsa açılarsa sevinirim demiştim.tek yanlışım kişiye indirgeyip sormam oldu.konuyla ilgili kitapları okumaya başladım.ben sadece soru cevap şeklindede bilgileri olanlarla daha güzel öğrenileceği kanısındayım..
-aşiret kavgaları alışılmadık birşey değil
okuduğum yazılarda olayların bu aşiret kavgalarından başladığını yazıyor.bukadarda basit bir olay olmadığı en azından o dönmelerde olmadığı çıkıyor ortaya..
-timur ağa ve necip ağa neciydi bilmiyorum siz açıklayın
ozaman halkı devlete karşı kışkırtıkları ve kendi çıkarlarını öne çıkardıklarını yazıyor..
taşnak partisi ve yayın organı ile dersimin ne bağlantısı var
bende bunu merak ediyorum.onun için sordum..
dennan" diye bir yer bilmiyorum araştırmışsınız ama "demenan" ı "dennan" yapmışsınız:sas
ben yapmadım okuduğum yazılarda geçiyor..
bir önceki mesajdada dediğim gibi bu olayı araştırıyorum..benim bu sorularım zamanında yaşanmış olaylar.devlet arşivleri genel müdürlüğünde gördüm.bir gün fırsatım olursa gidip okuyacağım.ben bu soruları bilgisi varmı varsa açılarsa sevinirim demiştim.tek yanlışım kişiye indirgeyip sormam oldu.konuyla ilgili kitapları okumaya başladım.ben sadece soru cevap şeklindede bilgileri olanlarla daha güzel öğrenileceği kanısındayım..
sayın saygılı!
ben okudum demekle olmuyor bende çok okudum mesela NECİF FAZILI okudum HULUSİ YAHYAGİLi (nurcudur dersim harekatında albaydı sanırım), Mağdurları okudum...
Okuduğunuz kaynaklarıda verin lütfen... belli ki yine dış güçlerle bir ilişki kanıtlanmış bizden habersiz...:p
sayın saygılı!
ben okudum demekle olmuyor bende çok okudum mesela NECİF FAZILI okudum HULUSİ YAHYAGİLi (nurcudur dersim harekatında albaydı sanırım), Mağdurları okudum...
Okuduğunuz kaynaklarıda verin lütfen... belli ki yine dış güçlerle bir ilişki kanıtlanmış bizden habersiz...:p
ben okudum demedim.bu kesin bir cevaba ulaştım anlamına geliyor.ama okuduğum yazılarda dedim yani hala okumaya öğrenmeye çalışıyorum.çok kitap ve yazılar var bu konuda.hepsini okumak zor ve zaman isteyen şeyler.ama bu işi hızlandırmak için aklıma takılan soruları sordum.her kitabı kaynak saymak ne kadar doğru buda tartışılır.yukarda sorduğum sorular www.devletarsivleri.gov.tr (http://www.devletarsivleri.gov.tr) bulabilirsin..
ben okudum demedim.bu kesin bir cevaba ulaştım anlamına geliyor.ama okuduğum yazılarda dedim yani hala okumaya öğrenmeye çalışıyorum.çok kitap ve yazılar var bu konuda.hepsini okumak zor ve zaman isteyen şeyler.ama bu işi hızlandırmak için aklıma takılan soruları sordum.her kitabı kaynak saymak ne kadar doğru buda tartışılır.yukarda sorduğum sorular www.devletarsivleri.gov.tr (http://www.devletarsivleri.gov.tr) bulabilirsin..
sorun zaten bu... devlet arşivinde gerçekçi bir bakış bulmayı umuyorsanız vay halinize..
-dış güçler Hatay meselesi için Dersimi kışkırttı diye kilitlenirsiniz.
ama sizde bahsetmişsiniz ki bu meselenin kökeni 38 den öncede vardı
hatta zamanlaması nın Hataya denk gelmesi belkide dünyayı Dersime odaklarken Hatayı kazanabilmektir. bu farklı bir görüş ve kesin ilk kez duydunuz ama şaşırmayın....
sorun zaten bu... devlet arşivinde gerçekçi bir bakış bulmayı umuyorsanız vay halinize..
-dış güçler Hatay meselesi için Dersimi kışkırttı diye kilitlenirsiniz.
ama sizde bahsetmişsiniz ki bu meselenin kökeni 38 den öncede vardı
hatta zamanlaması nın Hataya denk gelmesi belkide dünyayı Dersime odaklarken Hatayı kazanabilmektir. bu farklı bir görüş ve kesin ilk kez duydunuz ama şaşırmayın....
işte hangi belgeye güveneceğiz..önemli olan bu..herzaman tek taraflı düşünmedim hiç bir insanıda ilah yada vazgeçilmez bulmadım..önemli olan doğruya doğru yanlışa yanlış diyebilmek.onun için bazı sorular ve aklımda soru işaretlerini bilen arkadaşlarla paylaşmak en güzel şeydir diye düşünüyorum..
Dersim ırki anlamda oldukça karışık bir yapı arz etektedir. tarih boyunca pek çok kavim bölgeye gelmiş ve yerleşmiştir. akkoyunlulardan bizansa roma dan osmanlıya kadar. bu süreç içerisinde coğrafi şartları nedeniyle ele geçirilmesi zor bir yöre olmuş ve tam anlamıyla kontrol sağlanamamıştır. Bunun en önemli sebebi ise dağlardır. Bölgenin bu yapısı dersim'in tarih çağlarını atlamasını da önlemiştir. halen ''dede'lerin aşiret ağalarının bölgede etkin olması feodal aşamanın aşılamadığını göstermektedir. Dolayısıyla ünversiteli oranının yüksek olmasına karşın Dersim sosyo-ekonomik açıdan son derece geri kalmıştır diyebiliriz. Bunun diğer bir sonucu ise toplumun son derece kapalı olmasıdır.
Dersim'in ulusal devletle bütünleşmesi ve geri yapısından kurtulma süreci II. Meşrutiyetle birlikte başlamıştır. Ancak Osmanlının gerilemesiyle birliktte zaman zaman ruslarla ve ingilizlerle işbirliği yapan dersimli toprk ağaları bu konumlarının getirdiği haklardan daha uzun süre yararlanabilmek için 1901918 arası ve sonrasında cumhuriyet döneminde de pek çok isyan etmişlerdir. Bu isyanların baş körükleyicilerinden biri de kuşkusuz ABCFMdir. Yani Amerikan Protestan Misyonerleri örgütü. Dersimli liderlerin everine kadar konuk olup, onlara incil okutan, Osmanlı askeri yerleşimi hakkında istihbarat raporları düzenleyen bu ajanlar, Dersim halkını pek çok kereler türlü vaatlerle isyana teşvik etmiş ve bunda da başarılı olmuşlardır. Doğuda ermenilerle kürtleri birbirine kırdırtan bu misyonerlerin oyununa gelen Dersimliler, daha doğrusu bu misyonerleri kendi sosyo-ekonomik konumlarını kaybetmemek için destekleyen toprak ağalarının oyununa gelen dersim halkı, bölgesini, toprağını ulusdevletin avantajlarından mahrum etmiş uzun yıllar bölgeye köprü bile yapılamamıştır. Hiç şüphesiz bu vatanseverlik yiğitlik gibi kavramlarla açıklanamaz. Bu sadece emperyalist oyun ve onun iç destekçisi toprak ağalığı ile açıklanabilir. Bu geri kalmışlıktır. Öyle ki 1938 Dersim isyanının temel sebebi bölgeye hizmet götürülmesidir. Bölgeye yol yapılması köprü yapılması ve sağlık ocağı okul yapılması üzerine kendi konumlarının derdine düşen din bezirganı toprak ağası dersimli işbirlikçiler, erdemli dersim halkını kandırarak bu yolları köprüleri tahrip etmişler ve bölgeye medeniyet girmeini bölgenin kalkınmasını önlemişlerdir. Bunun üzerine aşiret ağalarıyla bir görüşme yapan ismet paşa, hepsinden böleye götürülen hizmetlere karışmıyıcakları yolunda söz almış. Ancak son derece kaypak olan bu dersimli aşiret ağaları verdikleri sözü tutmayarak, para kaynaklarının tükenmemesi, müritlerinin çoğalması için yine okulları yolları tahrip etmişlerdir. İşin ilginç yanı ise bütün bu olaylardan amerikan elçilerinin ilk haberdar olanlar olmasıdır. Türkiyeyi her koldan sıkıştırmak isteyen ABD, böylece dersim belasını Türk ulus devletininin başına sarmıştır. Emperyalist oyunlara gelmemek ve devletimize sahip çıkmak dileğiyle
ALBAY_KAWA 17.04.2006, 15:01 böyle sacma sapan aciklama dersim icin, ilk defa gördüm, biraz cesur olun, medeniyetsiz sehir diyorsun, dogrudur, medeniyetsiz ama sadece sehir medeniyetsiz insanlari degil, okul yapimina kimsenin karsisi olmamaistir, ayrica ozmanlar askerin yaptigi köprülerin nedenleri bilinkektedir, sen nerenin hikayesini anlatiyorsun. bizim dedelerimiz nenelerimiz yalan mi söylüyorlar, hangi kaynagimizda var böyle bir sey.Zaten senin dedigin su pasalarda, dersimi zamaninda bir ciban olarak nitelendirdiklerini icin, seninde bela demen gayet kibarca oldu simdi...
Dersim katliami
1934’te çikarilan Iskan Yasasi’ni Dersim’de uygulayamayan devlet, 1935’te Tunceli Kanunu çikardi. Bu kanunla birlikte vali ve komutan, belediye baskanini atama dahil sinirsiz yetkilerle donatildi. Özel Tunceli Mahkemeleri kuruldu. Agir bir vergi yasasi çikarildi.
Bu baski ve asimilasyonlara karsi Dersim halkinin isyani giderek büyümekteydi.
1936 yilinin Ocak ayinda yürürlüge giren 2884 sayili, Tunceli’nin Idaresi Hakkinda Kanun’la, bu seçilmis bölgeye diger illerden farkli bir statü getirildi.
Dersim, Bingöl, Elazig ve Erzincan illerini içine alan Dördüncü Umumi Müfettislik bölgesi olusturuldu ve basina Korgeneral Abdullah Alpdogan tayin edildi.
Dersim ilinde hizli bir insaat faaliyeti basladi. Yollar açildi, köprüler ve karakollar kuruldu.
Hasanan asiretinden Seyit Riza ve Koçgirili Aliser gibi bölge liderleri bu karakollarin insasina karsi çiktilar.
Seyit Riza, diger asiretleri toplantiya çagirdi.
Bölgede gerginligin tirmanmasi üzerine, 1936 kisinda, Tunceli askeri kusatma altina alindi, bölgeye giris çikis yasaklandi.
1937 yilinin 21 Marti’nda, Newroz gecesi, Harçik Çayi üzerindeki köprünün yikilmasiyla ayaklanma baslamis oldu.
Bu Dersim isyaninin baslangiç tarihiydi:
Dersim imha harekatinin baslangici (1936)
Alpdogan bir duyuru ile Dersim, Elazig ve Çapakçur illerinin sikiyönetim bölgesi oldugunu bildiriyor ve bütün halki birtakim korkunç sözlerle tehdit ediyordu.
Teftislerin sonunda Dersim adinin Tunç Eli adiyla degistirildigini bildiriyordu. Ikinci bir açiklama ile de Çemisgezek'in Amutka, Ovacik'm Burnak ve Pulur, Hozat'in Karaoglan ve Mazgirt ilçesinin Mamikan merkezlerinde birer askeri kisla ve bu kislalari birbirine baglayacak birçok askeri karakol yapilacagi ilan ediliyordu.
Dersimliler bu çalismalimin hedefini anlamis ve Dersim için idam sehpalari hazirlanmakta oldugunu sezmislerdi.
Ne yazik ki görevi üzerine alan Dersimli askeri kaymakam emeklisi Hidir ve Palulu Abdurrabman adli iki Dersimli olmus ve bunlar Ovacik'ta kisla binasinin yapimina baslamislardi. Müteahitlerin Dersimli olmasi nedeniyle yöredeki Dersim asiretleri kendilerine engel olmuyor ve binalardan amacin ne oldugunu anlamalarina karsin, Dersimlere özgü bir kendine güvenme Ile bu girisimleri ciddîye almiyorlardi.
Korkunç gelecek beliriyordu. Dersimli asiret reisleri toplantilar ve görüsmeler yapiyorlardi. Herkes durumun nezaketini anlamisti. Fakat ne yazik ki geceli-gündüzlü devam eden görüsmelere karsin, reisler arasinda tam bir fikir birligi, ortak bîr faaliyet plani üzerinde anlasma oliisamiyordu.
Asiretler arasindaki eski sürtüsmeler ve anlasmazliklar birligin olusmasina önemli bir engel yaratiyorlardi. Bu nedenle ancak birbiri ile dost olan asiretler kisim kisim, bölge bölge anlasmalar yapabiliyorlardi.
Basta Seid Riza oldugu halde Yukari Abbasan, Ferhadan, Kara-balyan asiretleriyle Bahtiyar, Yusufan, Demenan, Haydaran ve kismen de Kalan asiretleri kuvvetli ve siki bir birlik kurabilmislerdi.
Ovacik, Kocan, Semkan, Mazgirt, Pülümür ve Nazimiye bölgelerinin asiretleri tamamen tarafsiz ve sadece gözlemci durumda kalmaya, Hozat asiretleri ise hükümete teslim olmaya karar vermislerdi. Bu asiret reisleri Elazig'a gelmis, Alpdogan'a katilmis, hükümetin her türlü önerilerini kabul edeceklerini bildirmislerdi.
General da bu ikiyüzlülerin içlerini anlamis oldugundan basvurularina Önem vermemis ve onlara kendisi için önemli olan seyin Seid Riza'nin Elazig'a gelmesinin oldugunu bildirmisti.
Alpdogan emekli Hidir'i bir taraftan kislalarin yapiminda kullaniyor, diger taraftan da Seid Riza'yi kandirarak Elazig'a getirmekle görevlendiriyordu.
Sözü geçen Hidir, Seid Riza'ya vaadlerde bulunuyor, güvenceler veriyor ve kendi kisisel çikarlarini saglamak ve generalin yanindaki yerini saglamlastirmak için Seid Riza'yi Elazig'a getirmeye canla basla çalisiyordu.
Bir aralik Hidir'i gördüm. Dersim hattinda düsüncesini sordum. "Bizim için biricik çare kayitsiz-sartsiz silahi terkederek hemen Türk hükümetinin her türlü emirlerine boyun egmektir" dedi.
"Türk hükümetinin amaci bizi imha ve sürgün etmektir" dedigimde, "Sürgün hayirlidir, savunmanin ise hepimizin toptan mahvolmamiza neden olacagina kusku yoktur" demisti.
Hidir, General Alpdogan'dan aldigi güvence üzerine tekrar Dersim'e gitmis ve Seid Riza'yi kandirarak Elazig merkezine getirmeyi ve general ile görüstürmeyi basarmisti. Bir firsat bularak ben de Seid Riza ile görüsmeyi basarmistim. Seid Riza bana General Alp gan'in düsüncesinin çok kötü olduguna tam anlamiyla inandigi111 nedenle direnmekten baska hiçbir çare kalmadigim, Türk ordularinin Dersimlilerle basa çikamayacaklarini, fakat her olasiliga Karsibenim bir an Önce Türkiye disina çikarak durumumuzu büyük ve adil devletlere duyurmami Önerdi.
Seid Riza Elazig'a geldiginde general ile yalnizca görüsmüs ve bu görüsmelerde baska hiçbir Dersim önderi hazir bulundurulinamisti. Zaten o Elazig'da ancak yirmidört saat kalarak Dersim'e dönmüstü. Bu süre içinde Seid Riza'nin zekasi Alpdogan'm bütün ruhunu anlamaya yetmis ve edindigi izlenimi asiretlere duyurmustu.
Bir süre sonra Alpdogan, kurmay binbasi ve istihbarat reisi olan Sevket'i Dersim'e göndermisti. Bu kisi asiretlere konukluga gitmek bahanesiyle ilk Önce Hozat ve daha sonra da Ovacik merkezine giderek oradan yanina aldigi bir-iki asiret reisi ile birlikte Seid Riza'nin bölgesine gitmek istemisse de, Seid Riza buna razi olmamisti. Sevket almis oldugu bilgilere dayanarak, Seid Riza'nin Öteden beri hasmi ve arazi sorunundan aralarinda ciddi kavgalar olan kardesinin oglu Rehber'e konuk olmak üzere Haçili köyüne gidecegini bildirmis ve Rehber'in gönderdigi korumayla Haçili'ye giderken karsisinda arkadasini Aliser'i bulmustu. Aliser, Sevket'in Rehber'in yanma gidecegini daha önceden sezerek, acele Rehber'in yanina giderek Sevket'i kabul etmemesini söylemisti. Onun kendisiyle amcasi arasina ayrilik koyacagini bildigi için bu konuda Rehber'i uyarmaya çalismak aniaciyîa Seid Riza'nm yanindan Haçili'ye gelmisti. Sevket Rehber'in yaninda bir gün konuk olmus ve ertesi gün Rehber'i yanma alarak Elazig'a getirmis, general ile konusturmustu. General, Rehber'e birçok vaadde bulunmus, paralar vermis, kisacasi amcasi Seid Riza'ya karsi cephe almasini saglamayi basarmisti. Seid Riza bü'tün bu olaylardan haberdar olmustu.
Alpdogan yayinladigi genel bir duyuru Ile bütün Dersim asiretlerinden 200 bin martin tüfegi istiyordu. Bu sayiya her asiret nüfus yogunluguna göre katilacakti. Dersinililer yapilan duyuruyu anla-'nazliktan geliyor ve ellerinden geldigi kadar savunma hazirliklarinda bulunuyorlardi.
Kurmay Binbasi Sevket, Hozat asiretlerinin arasinda durmadan Basmakta, aynhk ve sürtüsmeler çikarmaya çalismaktaydi. Yapti Propagandalarda hükümetin bütün önlemlerinin Dersim'in yola getirilmesi için alindigini, basta yola getirileceklerin Seid Riza ve taraflari olan asiretler oldugunu, diger asiretler de silahsizlandirildiktan sonra yerlerinde serbest birakilacaklarini söylüyordu.
Hain Rehber de her konuda Sevket'le isbirligi yapiyor ve bir taraftan da amcasi Seid Riza'ya ve asiretlerin halkina sadik görünmeye çalisiyordu. Hükümeti aldatmakta oldugunu ileri sürüyor ve sonuçta amcasiyla isbirligi yaparak Türk ordulariyla çarpisacagini ve asiretlere karsi ihanette bulunmayacagini bildirerek ikiyüzlü bir politika izliyordu. Ayni zamanda da Elazig ve Hozat kahvelerinde Sevket'in her defasinda kendisine beser bin lira verdigini övünerek anlatiyor, bosbogazlik ederek foyasini meydana koyuyordu.
Bu sirada Demenan ve kismen de Nazimiye asiretleri sinirlarinda yapilmak istenilen askeri karakol binalarina hücum ederek, daha tamamlanmadan bu binalari tahrip ederek askerleri silahtan arindirmaya baslamislardi.
Seid Riza ise Gerenal Alpdogan'a Dersim hakkindaki kanunun ortadan kaldirilmasini ve Dersim için özel ve ulusal haklan saglayan saygideger bir idarenin olusturulmasini devamli istiyordu. Bu öneriye karsi General Alpdogan jandarma alayini ve dokuzuncu firkayi Dersim'in sinirlarina ayiriyor ve Diyarbakir'dan her sabah onar tane uçak gelerek Dersim'in üzerinde uçuyordu.
Ailik sessizlik bozulmus ve ortalik karismis oldugundan her tarafta çatismalar baslamisti.
Kis basmis oldugundan savas uzun sürmemis ve Dersim kapali kaldigi için çatismalara son vermek zorunlulugu ortaya çikmisti.
ALBAY_KAWA 17.04.2006, 15:02 Dersim Savasi (1937) 1937 yilinin ilk baharinda her tarafta Türk faaliyeti baslamisti. Merkezlere yakin bulunan DersimlIler toplanilarak kitalara sevkedi-liyorlardi. Kislalarin yaptirilmasina yeniden baslanmisti. Savas uçaklari silahsiz bölgeleri bombaliyordu.
Silah toplamak bahanesiyle Yusufan asiretinin üzerine askeri bir müfreze gönderilmisti. Bu müfrezenin askerlerinden bazilari fakir bir kiza tecavüz etmislerdi. Bunu haber alan asiret reisinin oglu Findik, askeri müfrezeye hücum ederek bölge disina püsDersimmeye zorunlu kalmisti. Bu nedenle Mazgirt bölgesinde çarpismalar baslamisti.
Seid Riza'nin oglu Bra Ibrahim, Hozat'a gelerek Abdullah Alpdogan idaresinin yöneticileriyle iliskiye geçmis ve yapilmakta olan askeri harekatin adil bir sekilde yapilmasini babasi adina dilemisti. Bra Ibrahim geri dönerken Kurmay Sevket'in hazirlamis oldugu bir plan geregince Kirgan asireti sinirlari içinde Dest köyünde konuk bulundugu evde gece uyurken feci bir sekilde öldürülmüstü. Genç evladinin kahpece öldürülmesine üzülen Seid Riza, Kirgan asiretinin merkezi olan Sin köyünü kusatarak katillerin teslimini dilemisti. Türk generali bu hakli istegi yerine getirmedigi gibi, Bra Ibrahim'in katilleri Kurmay Sevket'in korumasina alinarak ödüllendirilmislerdi.
Bu siralarda Suriye'ye siginan Dersim yurtseverlerinden ve Hasanan asireti reislerinden Mehmet Emin Bey'in oglu Fasih, bir Dersim fedai müfrezesiyle Diyarbakir'a oniki kilometre uzaklikta Kara köprü bölgesinde Türk karakollarina rastgele bir baskin yapmisti.
Ankara hükümeti bu olayi da Dersimle ilgili göstererek içisleri bakanini Diyarbakir'a göndermis ve Diyarbakir kolordusunu da Yusiifan asiretine hücum ettirmisti. Diger taraftan da Elazig'dan firka kumandani Ismail Hakki kuvvetleri Seid Riza'nin bölgesine hücuma baslamislardi. General Alpdogan Kirgan asiretini kandirmayi basarmis ve bu gafil asiret Türk kuvvetlerine rehberlik yapmisti.
Seid Riza ile birlikte Bahtiyar asireti de savasa girmek zorunda kaldigindan harp alani genislemisti. Çatismalar Hozat'in Bahtiyar, Yukari Abbas, Karabal ve Ferhat asiretleriyle Nazimiye ilçesinin Haydaran, Mazgirt ilçesinin Demenan ve Yusufan asiretlerinden olusan yedi asiret üzerinde siddetlenmisti. Geride kalan asiretler ise tarafsiz kalmislardi.
Dersimler saldiriya geçmis ve Ismail Hakki kuvvetlerini Hozat yönünde gerilemeye zorunlu birakmislardi. Bu durum nedeniyle Erzurum-Erzincan kolordulari da harekete geçmisti. Diyarbakir'dan yedinci kolorduya bagli uçak birligi de Elazig'a getirilmis, savas alaninda zehirli ve bogucu gaz bombardimanlarina baslanmis ve Dersimliler bir Türk tankim tahrip etmeyi basarmislardi.
Türk hükümeti Bati illerinde yerel seferberlik Ilan ederek 26, 27, 28 dogumlulari silah altina almis ve General Ismet Inönü, Dersimdeki kitalari teftise gelmisti.
Seid Riza, General Alpdogan'a yeniden basvurmus ve Dersim ulusal haklarina saygi gösterilmek ve oglunun katilleriyle ortaklarinin yasanin pençesine teslim olunmasi kosuluyla askeri kuvvetlerden alinan savas araç-gereçlerini ve esir edilen subaylarla, erleri geri göndermeye razi olacagini bildirmisti. Alpdogan ise bu öneriye karsi, Seid Riza ile mücadele ortaklarinin 80 bin mavzerle birlikte kayitsiz sartsiz teslim olmalarindan baska çareleri olmadigini bildirmisti.
Harp yeni bir siddet asamasina girmis, taraflar çok büyük kayiplar vermeye baslamislardi. Türkler teslim olan fakir ve silahsiz halki tamamen imha ediyorlardi.
Bu sirada Seid Riza'nin kardesinin oglu Rehber Hozat yöresinde penami köyünde tarafsizligim ilan ederek Türklerle iliskisini korumaya devam ediyordu.
Dersim kamuoyunu aldatmak için Türkler Rehber'in Hozat'tan kaçarak asi kuvvetlerle isbirligi yapmakta oldugunu resmi bir açiklama ile duyuruyorlardi. Rehber bir kisim adami ile ilk önce Bahtiyar asiretiyle birlesti. Rehber bir Türk casusu olarak Dersimler arasina girmisti ve Dersim kuvvetleri hakkinda elde ettigi bilgileri günü gününe Türklere ulastirdigi anlasiliyordu.
Rehber amcasi Seid Riza'ya haber göndererek elini öpüp af dilemekte oldugunu, Türk hükümetinin planlarini anladigindan nefret ettigini ve Türk ordulariyla çarpisacagini bildirdigi zaman Seid Riza bu sözlere inanmadigini belirtmisti. Diger asiret reisleri ise Seid Riza'nin bütün açiklama ve israrlarina karsin Rehber'e Inanmis ve bati cephesinde savasmak üzere Rehber'in gelmesine razi olmuslardi.
Rehber düzenledigi plan geregince Aliser'in idaresindeki bölgede amcaogullarindan olup, aldatmayi basardigi Misto Sure'nin torunu Vankli Efendi'yi yanina alarak Türklere karsi harbe baslamisti. Zaten Rehber'in savasçiligi, silahsorlugu, cesareti ve barbarligi Dersimler tarafindan biliniyordu.
Harbin agirlik merkezi Seid Riza'nin üzerinde olup, savas planlarini da Aliser düzenliyordu. Bu nedenle General Alpdogan'nin tek amaci Aliser'i imha ettirmekti. Bu amacin gerçeklesmesi için Rehber obes gün süreyle savasa katilmisti. Kahpe ve kurnaz Rehber Seid Riza'dan baska diger bütün reislerin, hatta Aliser'in bile güvenini kazanabilmisti.
Seid Riza'nin karargah merkezi Holvori, Vank, Aliser'in ise Agdat idi. Tujik dagi eteginde bir magarada ailevi bîr siginagi da vardi. Rehber her zaman Aliser ile iliski kurdugundan Seid Riza'nin bütün planlarini Ögrenmisti.
Daha fazla insan kaninin dökülmesini önlemek amaciyla Seid Riza Aliser'in Iran veya Irak'a siginarak Fransa ve Ingiltere hükümetlerinin yardimini dilemesini kararlastirmisti. Bu karari Ögrenen Rehber, Aliser'in savas alanindan uzaklasacagi günden bir gün önce sekiz silahli arkadasiyla birlikte Aliser'in ziyaretine gitmisti. Bu ani ziyaretin nedenini soran Aliser'e, aç ve yorgun oldugundan birkaç saat dinlenecegini söylemisti. Zavalli Aliser konuklarina yiyecek hazirlarken namert ve alçak Rehber onun üzerine ansizin ates etmis ve bu essiz Dersim kahramanini sehit etmisti. Sasiran esi kendisini kocasinin üzerine atarak "Aman kavala mi mekujin" (aman arkadasimi vurmayin) diye bagirmis ve ölmüs oldugunu görünce tabancasini çekerek hain Rehber'e ates etmis, mermi Vankli Efendi'nin tepesine isabet ederek cansiz düsürmüs, fakat alçakligin sonuna kadar gitmeye karar vermis olan Rehber silahini Aliser'in benzersiz esine, bu kahraman Dersim kizina da yönelterek onu da kocasinin cesedinin üzerine cansiz düsürmüstür.
Dersimlilerin ve Insanligin yüzkarasi olan ve Dersim kurtulus savaslari tarihinde adi sonsuza kadar lanetle anilacak olan alçak Rehber, beyinlerinde Dersim bagimsizlik ve kurtulus güneslerini tasiyan Aliser ve esinin baslarini kestirmis, torbalara koydurmus ve ayni günün gecesinde adi geçen bölgeden kaçarak gizli parolayi verip Türk bölgesine geçmistir. Sehitlerin baslari taniyanlar tarafindan iyice teshis edildikten sonra hain Rehber bunlari Elazig'a getirmis ve resmi dairesinde Alpdogan'a teslim etmistir. Elazig Türkleri bile bu olayi nefretle karsilamislardir.
Aliser'in ve esinin sehadeti, Seid Riza ile Dersim asiretleri üzerinde pek derin bir üzüntü ve tepkiye neden olmustur. Rehber haini ise artik yüzündeki maskeyi atarak açiktan açiga Türk istihbaratinin emrinde çalismaya baslamistir.
ALBAY_KAWA 17.04.2006, 15:02 Dersim Savasi (1937) Savas bütün siddetiyle devam ediyor ve agirlik merkezi Bahtiyar asiretinin üzerine yüklenmis bulunuyordu. Seid Riza bizzat savas alanindaydi. Türk askeri kuvvetleri Dersim ormanlarini atese vermis oldugu için yanginlar Dersim bölgesinin birçok yerini sarmis ve geceleri dehset verici yanardag manzarasi olusturuyordu.
Kureysan asireti de Seid Riza'nin yardimina kosarak savasa katilmisti. Bahtiyar asireti reisi Sahin harbi idare ediyordu. Hain Rehber, Bahtiyar asireti arasinda bulundugu zaman onun kandirislarina kapilmis olanlardan Pirço'nim oglu Hidir'in hakikaten hainlerin safina geçmis bulundugunu olaylar kanitlamakta gecikmedi.
Sahin Aga haftalarca uykusuz kaldigindan bir-iki saat uyumak zorunda oldugunu Hidir'a bildirmis ve uyanincaya kadar nöbet beklemesini önermisti. Sahin uykuya dalar dalmaz melun Hidir, Sahin'in basina bir kursun sikmis, onu yerli yerinde sehit etmisti. Ihanet ortagi Rehber'in yaptigi gibi, o da Sahin'in basini kesmis, gece karanligindan yararlanarak asiret bölgesinin disina çikmis, dogruca Hozat'a giderek Sahin'in basini kumandanina teslim etmis, kendisinin affedilmesini dilemisti. Ama düsman hesabina katilligi seçmis olan bu alçak ve arkadaslari Hozat'tan döndüklerinde önlerinde pusu kurmus olan sehit Sahin'in kardesi ve amca çocuklari tarafindan mitralyöz atesiyle imha edilmislerdi.
Kiymetli önderini kaybetmis olan Bahtiyar asireti, güçlü düsman kuvveti karsisinda bir süre dayandiktan sonra dayanma gücü kirilmis, kismen yenilmis ve kismen de imha edilmistir. Bu sekilde bu bölge düsman isgali altina geçmis ve sag kalan bir kisim kuvvet Seid Riza asiretine katilmistir.
Seid Riza'mn küçük oglu Hüseyin Resik savas sirasinda uçak sarapneliyle yaralanmisti. Bunu haber alan Türk Istihbarat reisi Sevket, Seid Riza'nin büyük esine haber göndererek kendisiyle görüsmek istedigini bildirmisti.
Seid Riza'nin küçük esine karsi olan büyük esi Elif Hatun, Sevket'in görüsme önerisini kabul etmis ve bu görüsme sonucunda zavalli yasli kadin aldatilarak, yarah oglu Hüseyin'i Elazig'a götürüp tedavi etmek üzere Sevket'e emanet etmisti. Sevket yarali çocugu Elazig merkez hastahanesine yatirmis ve tedavi ettirecek yerde babasinin planlan hakkinda bilgi vermesi için kendisine hayli iskence yaptirdiktan sonra, bu cesur aslan yavrusundan hiçbir sey alamayacagini kestirince kendisine bir annenin emanet biraktigi bu çocugu idam ettirmistir.
Elazig askerle dolmus, bir mahser manzarasi sergiliyordu. Her tarafta hummali hazirliklar, geceli-gündüzlü Dersim'e dogru akan asker, savas malzemesi ve tank atimi görülüyordu.
Seid Riza bölgesini terke mecbur olmus, tarafsiz kalan asiretler arasina geçerek bunlari da harekete katmaya ve savas alanini genisletmeye çalisiyordu.
Türkler Tujik dagi eteklerini tamamen isgal etmis ve buralarda ellerine geçen Dersim halkim merhametsizce Öldürmüslerdi. Tujik dagi eteklerinden Iksor vadisindeki büyük magaralara siginmis olan binlerce çocuk, kadin ve kiz; magaralarin agizlari genelkurmayin emir ve denetimi altinda çimento ile kapatilarak öldürülmüslerdi. Tiirk askeri tarihinin yüz kizartici bu olayinin belgeleri Genelkurmay dosyalarinda mevcut, planlarda bu magaralara 1,2,3, seklinde numaralar konularak isaret edilmis haritalardir. Birtakim magaralarin da agizlarinda ates yaktirilarak içeriye bogucu duman verilmis ve Içindeki zavallilardan birçogu dumandan bogularak ölmüs, bogulmamak için canlarim disari atanlar ise süngtilenerek Imha edilmislerdir.
Bahtiyar ve Kureysan asiretlerinin kadin ve kizlarindan büyük kismi da seref ve namus düsmani Türk'ün eline düsmemek için kendilerim uçurumlardan sarp taslar üzerine veya Munzur ve Parçik sularinin kurtarici derinliklerine atarak Dersim kadinina yakisir bir serefle ölmüslerdir.
Tarihin amansiz cilvelerinden birisi de ulusuna, ulusal davasina ihanet edenlerin bizzat hesabina hareket ettikleri kuvvetler tarafindan cezalandirilmis olmalaridir ki; bunun bir Örnegi de Kirgan asiretinin sonudur.
Kirgan asiretinin Türklerin kandirmalarina kapilarak Seid Riza'-um oglu Bra Ibrahim'i Türkler'in hesabina kahpece öldürmüs olduklari hatirlarda olsa gerektir. Iste, bu asiret de SeId Riza ve Bahtiyar asiretleri kuvvetlerinin çekilmesinden sonra da Türklere güvenerek yerlerinde kaldiklari için, Türk kuvvetleri tarafindan imha edilmis ve reisleri Sal oglu Salman ile esi Hatice de birçok iskencelerle karsilastiktan sonra Sin köyünde kursuna dizilmislerdir, Kir-gan asiretinden orduya siginanlar da birer birer toplatilarak; erkekler bulunduklari yerde kursuna dizilmis, kadin, kiz ve çocuklar samanliklara kapatilarak atesle yakilmislardir. Iste, Türke güvenen ve ulusuna ihanet eden bu asiretin feci sonu...
Türkler Kirganlilarm yerlerini askeri karargah yapmislar, meydanda kalan hayvanlarini orduya vermisler ve esyalari soygunculukta benzersiz olan Türk askerleri tarafindan yagmalanmistir.
Seid Riza'nin Koçan asireti bölgesi dahilinde Uzun Mese noktasinda bulundugunu sezen Türk kuvvetleri, bu nokta üzerine uçak bombardimani ve topçu hazirligindan sonra siddetli bir hücum yaparak bölgeyi sarmislardi. Durumun ciddiyetini gören Seid Riza bir yarma hareketiyle çemberi kirmayi ve Ovacik yönüne çekilmeyi basarmisti. Fakat bu basari çok pahaliya malolmustu. Çünkü Kozluca muharebesi adiyla anilan bu savasta Seid Riza ile birlikte savasa katilan küçük esi Besi ve büyük oglu Seyh Hasan, üç torunu ve bin kisiye yakin kuvveti sehit düsmüslerdi. Bu bölgelerde Türkler için kis mevsiminde savasmak olanaksizdi. Bu nedenle çarpismalara ara vermek zorunlulugu vardi. Sessizlik mevsiminde hile yoluyla çalismanin amaca daha çok uygun oldugunu kararlastiran ordu kumandani, Munzur daglarinda mevzilenmis olan Seyit Riza'ya Erzincan valisi araciligiyla haber göndererek Dersimlilerin isteklerinin kabul edilecegini, simdiden bütün orduya ateskes emri verilmis oldugunu, aslinda Dersim'in tek basina olan bazi asiretleri disinda diger asiretlerin üzerine henüz askeri hareket yapilmadigini, yapilmasina da gerek görülmedigini ve olusan zararlari ödemeye hazir olduklarim bildirerek Seid Riza'yi Erzincan merkezine getirmeyi basarmis ve orada yanindakilerle birlikte tutuklamisti (5 Eylül 1937).
Seid Riza tutuklu olarak vilayet konagindan çikarilirken etrafinda bulunan halka, "serefsiz ve yalanci hükümet" sözlerini söylemek ten baska hiçbir sey diyememistir. Erzincan'dan Elazig'a sevkedil-mis ve askeri harp divanina verilmistir. Yargilamasi yapilirken verdigi ifadede; ulusal amaç ugruna çalistigini, her yaptigi isle vicdaninin sesine uydugunu, milletinin ve vataninin yüksek çikarlarindan ve hürriyetlerinden baska amaç gütmedigini, yetmis yasini geçmis bir ömürden sonra da milli bir borç ugrunda ölümü pek degerli bir sonuç bildigini, üyesi oldugu ailenin hiçbir zaman yabanci islemlerine, dis propagandalarina kulak asmadigim ve asirlardan beri sadece vatani duygular ugrunda çalistigini, ama basarili olamadigini cesaret ve gururla söylemistir.
Harp divani baskani tarafindan yöneltilen sorular arasinda en çok dikkati çeken, güya Seid Riza'nin yaninda Rus kurmay subaylarinin bulundugu, Ruslarin ona cephane ve silah gönderdigi ve buna benzer birtakim hurafelerdi. Türkler tarafindan güya Koçan asiretleri içinde Ingiliz ve Fransiz kurmay subaylarinin bulunduguna iliskin çikarilan yalan haberlerin amaci ise silahsiz Dersim halkina karsi yapilan zulmü hakli göstermek ve bu sekilde dünya kamuoyuna Dersim ulusal harekelini bir yabanci tesvikinin ürünüymüs gibi göstererek aldatmakti.
Yargilama uzun sürmemisti. Seid Riza'ya idam kararini açiklamislardi. Seid Riza karari cesaretle dinlemis ve idamina iliskin son sözleri isitince yüzünde sevinç isaretleri görülmüstü. Seid Riza'nin küçük oglu Resik Hüseyin de ledavi edilmekte oldugu hastahane-den ayni gece alinarak babasi ve amcaogullari ile birlikte idam edilmisti. Bu vatan sehitlerinden baska ayni gece Yusufan asireti Reisi Kanber, Kureysan asireti reisi Seid Hüseyin ve Ali agalarla diger üç kisi idam edilmislerdir.
Dersim'in bagimsizligi ve Dersim ulusunun Özgürlügü davasi ugrunda sehit olan bu 11 Dersim kahramani hakkinda 10 Kasim 1937 tarihinde verilen idam karari, 18 Kasim 1937'de Elazig'in Bugday Meydani'nda safakla birlikte infaz edilmisti. Seyit Riza idam edilirken yüksek sesle, "75 yasindayim, sehit oluyorum. Dersim sehitlerine karisiyorum. Dersim yeniliyor, fakat Dersimlük ve Dersim yasayacaktir. Dersim genci intikam alacaktir. Kahrolsun zalimler! Kahrolsun kahpe ve yalancilar!" sözlerini Zaza diliyle söylemis ve bu essiz Dersim kahramani ölümü korkusuzca karsilamistir. Bu arslanin yavrusu Resik Hüseyin de babasina dönerek, "Baba Dersim ulusu sag olsun" demistir.
Bu 11 kutsal Dersim sehidinin cenazeleri daragaçlanndan indirilerek Elazig sokaklarinda halka gösterildikten sonra yakilmistir.
Evet sizin ''dedeleriniz ve neneleriniz'' yalan söylüyorlar. Tarihsel ve bilimsel anlamda hiçbir olay ''bizim dedelerimiz böyle söylüyordu'' gibi bilimdışı bir şekilde açıklanamaz. Bu gülünç ve gülünç olduğu kadar ironik ve acı birşeydir. Ülkemizdeki insanların kendi kendilerini nasıl kandırdığının bir göstergesidir. Hep aynı sözler, hep aynı maval. Katliam, faşist Türk devleti, bizi katlettiler biz ezildik vs. Bunlar sadece propaganda amaçlı yazılmış eserlerden yapılan alıntılardan başka birşey değil. Sosyo-ekonomik ayrıcalıklarını kaybetmiş aşiret liderlerinin saçma sapan uydurmaları ve Batının tüm ayrılıkçı unsurların zorla kafasına yerleştirdikleri ve ne yazıkki pek çok insanımızında inandığı, inandırıldığı yalanlar.
Tıpkı AB yetkilileri gibi konuşuyorsunuz. Onlarda bu sorunu tartışırken hep aynı gerçeğee dayanmayan suçlamaları yöneltiyorlar. Türk devletini, devletimizi ırkçılıkla suçluyorlar. Buna karşılık bölgeyi yüzyıllardır sömüren ağalardan, şeyhlerden bahseden hiçkimse yok. Neden çünkü ağalık dedelik onların işlerine geliyor. Bu tip insanlardan bir tanesinin kanına girince en az yüz yüzelli kişiyi de kendilerine bağlamış oluyorlar. Çünkü mürit kültürü var. Sorgulamadan, motamot, liderin ağanın arkasından gitme. Açıkça söyliyim sizin ağalarınız şeyhleriniz beni bağlamaz. Aynı şekilde onlara dayanarak burada söylediğiniz yalanlar da beni bağlamaz. Dersim zulüm görmüşmüş, Dersim i Türkleştirmeye çalışmışlarmış. Eğer isterseniz bir site haline gelin. Antik Yunandaki gibi şehir devletçikleri olsun. Dersim devletini kurun. Bakalım o zaman başınıza neler gelecek. Dağlarla çevrili o küçücük bölgede karnınızı doyurabilecek misiniz? Ya da daha güzel bir önerim var. İsterseniz siz en iyisi antik çağa geri dönün. Geri kalmışlığınızın simgesi olan (bu sözüm sadece ayrılıkçı dersimlileri bağlar) şehir devletler de beraberce yaşayın. Antik sparta ile atina gibi savaş açın zonguldak'A samsun'A hatta İstanbul'a. Sonradan anlatın bizim dedelerimiz böyle demişlerdi diye. Arkadaşlar benim dedelerimde o dönemlerle ilgili çok şey söylediler. Ama hepsinin özü şuydu: Bu devleti Türkü kürdü birlikte kurduk. Beraberce öldük. Yazıkki siz de bu birlik duygusu yok. O sizin çok kötülediğiniz kurtuluş savaşını vermeseydik, bugün büyük olasılıkla bir amerikan sömürgesi olarak kalacaktınız. Soykırım diyorsunuz. İddia ediyorum. Eğer Atatütk soykırım yapmak isteseydi, eğer Atatürk ırkçı olsaydı bugün hiçbiriniz olmazdınız. Bugün Türkiyede tek bir kürt veya zaza kalmazdı. Ama o bunu yapmadı. Çünkü o sizin gibi ırkçı faşit değildi. Siz kürt faşitleri veya zaza faşistlerisiniz. Benim için bir MHP den bir Alparslan Türkeşten hiçbir farkınız yok. Ve kaybetmeye mahkumsunuz. Çünkü tarihsel anlamda geri kalmışlığı temsil ediyorsunuz. Çünkü site devletlerini veya ağalığı savunuyorsunuz. Merak ediyorum birgün olsun o ağalarınızın, dedelerinizin söylediklerini sorgulamak aklınıza geldi mi acaba?? Gelmemiştir eminim. Çünkü sığınacak başka birşeyiniz yok. Yukarıda yazdığınız o Dersim katliamı yalanlarını gidin başkalarına uydurun. Batılı ajanlarca sözde kürdologlarca hazırlanmış raporlara, istihbarat birimlerinin kitaplarına dayanarak yazdığınız o bilgileri Batılılara anlatın. Onlar sizi kucaklarlar. Kucaklamaya da çok meraklılar zaten. Ama sizi ne için kucakladıklarını bir düşünün. Şunu da bilin ki Dersim ilelebet Türkiye Cumhuriyeti'nin kalacaktır. Bunu önlemeye hiçkimsenin gücü yetmez. ne emperyalist ABD ve AB bunu başarabilir ne de onun yerli işbirlikçiliğini yapanlar. Siz Dersim için savaştığınızı zannediyorsunuz. Ama size söyliyim kıbleniz Atlantik ve Yazdığınız her satır, kurduğunuz her cümle Bush UN KASASINA DOLAR OLARAK GİRİYOR. Bu nedenle siz Dersimli olamazsınız, siz olsa olsa Washingtonlusunuz.
huseyincem 18.04.2006, 13:01 allah alah bir cengaver çıktı yine.neymiş muhteşem kusursuz türk devleti dersimde katliam yapmamış.bizim dedelerimiz amerikan uşağıymış da yalan söylüyormuşta.biz amerikaya gitmeliymişiz de.
tibet sarsıl ve kendine gel.çünkü ancak bunu yapabilirsin.insanın faşist olması için mhp li olmasına gerek yok.ırki anlamdaki düşüncelerin bunu yapmaya yater.görüyorum ki sen bizim mhp lilerden daha da mhp lisin.
atatürkte bir insandı.kurduğu bir devletti ve bu devlette sorunlar olabilir.ama bu sorunlara yaklaşım tarzını her zaman kabulk etmememiz,doğru yapıyor diye kabul edemeyiz.orada bir katliam olmuştur.devletin ordusu bunu yapmıştır.tıpkı bu gün doğuda köyleri yakarak köylüleri kurşuna dizerek yaptığı gibi.hatta sivasta olayları seyrederek yaptığı gibi.maalesef bu türk devleti ve bunlara yapmaya alışıktır.
tibet kardeş bizler de bu ülkenin abd sömürgesi olmaması taraftarıyız.derssimlilerin %90 ı aleviyse %80 i devrimcidir.abd ye karşıdır.yani o konuda şüphen olmasın.ama sana hatırlatmak istediğim konu yavaş yavaş iş işden geçmiştir ve 1950 lerden beri satıla satıla bu ülkenin hiç bir şeyi kalmamıştır.
yani kısadan hisse kardeşim istersen kendini "oralar ilelebet ibimdir,dersim türkiyenindir" diyerek çırpınma çünkü ileride çok büyük hayal kırıklığına uğrayabilirsin.
Munzur62 18.04.2006, 13:39 teşekkür ederiz sana Canerzincan böyle bir konuyu bizimle paylaşıp bilgisi olan arkadaşların yorumlarına açık tutuğun için. açıkçası açmış olduğun bu formda bazı konularda bilinçledim. insanın kendi kökünü özünü bilmesi bu konuda bilinçlenmesi güzel . Ama bizim bu zaman gelişimiz hüzünlü. içinde bulunduğumuz şu zamanda artık eskisi gibi üzerimizde olan baskı birazda olsa hafiflendi. Toplumumuz yavaş yavaş aleviler hakkında bilinçleniyor. bu da bir alevi olarak beni sevindiriyor.
İleride Dersim bizim olmazsa ancak Amerikanın olur. Ben devlet kusursuzdu diye birşey asla söylemedim. Özel Harp Dairesine. 12 eylül cuntasına, MHP ye ,faşistlere ben de karşıyım. Ama bunlardan yola çıkarak ulusal Türk devletini suçlamak yanlış. Şunu açıkça ortaya koyalım bir defa. Osman Baydemiri DE aLPARSLAN tÜRKEŞ İ DE YÖNETEN AYNI MERKEZDİR. Ve ABD nin kullandığı birtakım kimselere dayanrak Devletimizi kemalizmi suçlamak yanlıştır. Sorun ırkli bir sorun değildir. Sorun sınıfsal bir sorundur. Bugün işçi Türk de İşçi kürt de aynı oranda eziliyor. Bugün malı götürülenler işbirlikçi Burjuvazidir. Bunların etnik kökeninin Türk veya Kürt olması önemli değildir. Abdülkadir Aksu da Bir Kürttür. Pek çok kürt içişleri bakanı, başbakan hatta cumhurbaşkanımız olmuştur. Dolayısıyla Türklerin kürtleri ezmesi diye bir durum söz konusu değildir. Aksine tüm alt sınıfları ezen bir üst sınıf mevcut. Ve Türkü de kürdü de birbirine karşı kışkırtan aynı merkez:Atlantik.
ALBAY_KAWA 19.04.2006, 00:49 tibet, sen bilmediign bir yer hakkinda yaptigin arastirmalarca, yda duydugun, seylerle konusuyorsun, yazikki yazzilanlarida anlamiyorsun, devleti hic kisme türkiyede suclamaz, biz yönetenlere karsiyiz, devlete degil, önce bunu iyice anla, sonra, bizim dersimimizde hic bir zaman agalik saltanati olmamistir, eger olsaydi, kültürel catismalr olurdu...
Ayrica, ne abdyi savunduk, nede mhp yi ve nede sol görüslü, icten milliyetci partileri... O sehirde bir katliam olmustur, cocuklar yaslilar, kadinlar, genler, ve eli silah tutanlar, katledilmistir, öyle yada böyle, sana göre agalik olsun, olmasin, mahsum insanlar gaddarca katledilmistir, senin gülünc olan kismi dedelerin anlatimi ise, olmayan kismina verdigin cevap, senin acikca, baloncu ksiilerin etkisinde kaldiigni gösterir, ne yazikki ayni baloncu yazarlar kendi icimizdede var...
Kürtcülügü bu konuya dayatman da cok yanistir...
Dersim herzaman ciban olarak görülmüstür, gerek kürtlerin gerekse, türklerin icinde öyle yada böyle, aydin keism tasviyeye ugramistir, köylerimiz bosaltilmis, sucsuz insanlar, vurulmus, ve iskencelere ugramistir, faili mechul cinayetlerin sayisi yoktur, is öyleki, festivalimizinb ile resmilesmeine engel koyulmustur, sehrin kalkinmasi yillardan beir enngellenmistir, hic biryerde olmayan asker dersimdedir, ve gnee hic bir yerde uygulanamyan en agir anborgaya ugramistir, kisacasi, ne kürdü ilgilendirir beni ne türkü, benim insnaim ezilmistir... Cünkü benim insanim herzaman haksizliga karsi boyun egmemistir..
Sen gec o miilliyetci politikalarini... Yazisacak baska konu bul, cünkü ne snein fikrin degisecektir, nede benim, oyüzden sen gözlügün ile dünyaya bakmaya devam et...
Saygilar...
Hiç görmediğim bir yer olduğunu nerden biliyorsun? bu birincisi. İkincisi dersimde hiçbir zaman ağalık olmamıştır demek tarihle tamamen ters düşmekten başka birşey değildir. Ve evet ben yaptığım araştırmalara dayanarak yazıyorum. Çünkü bu konudaki hem osmanlı belgelerini hem de amerikan belgelerini gördüm. Eğer istersen amerikan belgelerine sen de bakabilirsin. bilkent kütüphanesinde ankarada mevcut. Mikrofilmler halinde. O zaan ne demek istediğimi anlarsın. Ben hiçbir zaman dersimlilere ABD işbirlikçisi demedim. Eğer dersimli ayrılıkçılık yaparsanız ABD işbirlikçisi olursunuz dedim. Çünkü, yine belgelere dayanarak konuşuyorum onların istedikleri bu. Ve ciddi anlamda Dersimcilik yapanlar varsa onlara da işbirlikçi derim.Çünkü bilerek veya bilmeyerek işbirliği yapıyorlardır. Bu konuyu kürtçülükten ayrı düşünmek mümkün değil. Çünkü aynı merkezlerin işine yarıyor. At gözlüğü taktığımı ima etmişsin. eğer at gözlüğü taksaydım. sadece seni ve senin gibileri suçlardım. Ama sorunun kişilerden değil bizzat devlet politikalarından kaynaklandığını biliyorum. Batı merkezli politikacılar her yeri karıştırıyorlar.
Zuhal-44 02.05.2006, 15:07 50.000 katli nasil bir arastirma basligi altinda yapilabilir acaba."INSANLIK ADINA UTANC"olabilirmi?
Kusura bakmayin arkadaslar,canerzincan ve diger arkadaslar sizler e tesekkür ederim.
|
|