Orijinalini görmek için tıklayınız : konferans


yoyocemil
29.03.2006, 16:35
http://www.bugun.com.tr/bugunhaber/yazardetay.asp?id=2164 (http://www.bugun.com.tr/bugunhaber/yazardetay.asp?id=2164)

BUGÜN GAZETESİ

Gülay GÖKTÜRK
14.03.2006
KÜRT KONFERANSI
İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde yapılan Kürt Konferansı epeydir terk ettiğim kimi umutlarımın yeniden yeşermesine yol açtı..
Yine yanılmaktan, yeni bir hayal kırıklığı yaşamaktan korksam da, söylemeden duramayacağım: Bu konferans terörden bağımsızlaşmış demokratik bir Kürt hareketinin yaratılmasında önemli bir aşama olabilir.

Çünkü izleyebildiğim kadarıyla bu konferansta, uzun süredir ilk defa, Kürt hareketi içinde yer alan farklı unsurlar, kendi içlerinde tartıştılar, kendi farklılıklarını ortaya koydular. Özellikle bazı kadın konuşmacıların kadın kimliklerini Kürt kimliğinin önüne koyarak konuşmaları, hepimiz için çok yeni bir olaydı. Yine kimi konuşmacılar açıkça ve korkmadan federalizmi ve özerkliği savundular. Ve konferanstan yaka paça alıp götürülmediler.

Bu atmosferin yaratılmasında Türkiye'de demokrasi adına atılan adımların, Kürtler üzerindeki baskının azalmasının rolü büyük.

Baskı altında olan bütün topluluklar kendi iç çelişkilerini örtbas eder, dışarı karşı "yek vücut" görünmeye çalışırlar. Bu durum, o topluluktaki iç tartışmayı öldürür; değişim dinamiğini yok eder ve onları gerçekten de "yek vücut" yani bir örnek insanlar topluluğu haline getirir; bireyselleşmelerini, farklılaşmalarını engeller.

Baskı hafifleyip özgürlük geliştikçe topluluk içinde farklılıklar oluşur, mevcut farklılıklar su yüzüne çıkmaya ve birbiriyle tartışmaya başlar.

İşte, zincirleme reaksiyon da böyle başlar. Farklılaşma başladı mı, tartışma da başlar. Tartışmanın olduğu yerde fanatizm barınamaz. Tartışma fanatizmi kovar.

Zaten o yüzden, PKK'nın en fazla korktuğu şey de böyle platformlardır. Şimdiye kadar yaptığı ölüm listeleri hep bu tartışma ortamını engellemek içindi. Doğrusu şimdiye kadar sindirmeyi de başardı. Ama artık bunun da epey zor olduğu, kritik eşiğin aşıldığı görülüyor. Düşünün, dün Bilgi Üniversitesi'nde 50 kişinin katıldığı bu tartışmaya yarın başka platformlarda 500, 1000, 1500 kişi katılırsa, hangi birini öldürecekler?
***
Bugüne kadar Kürt halkının dili iki taraftan da bağlandı. Ne devlet, ne de PKK onların kendi iradelerini ortaya koymalarına, kendi geleceklerini tartışmalarına izin vermedi. İki yasakçı tutum birbirini besledi, birbirini kışkırttı.

Umalım ki artık bu kısır döngü kırılsın. Ve vakit çok geç olmadan kırılsın. Zira, bugün Kuzey Irak'taki Federe Kürt Devleti'nin oluşumundan sonra duyulan kaygıların da, İran'da olacaklar karşısında duyulan kaygıların da cevabı, çözümü, panzehiri, Kürtler'in kendi içlerinde yürütecekleri özgür tartışmadan çıkacaktır. Türkiyeli Kürtler'in kaderlerini Türkler'le birleştirmesi ancak böyle tartışma sayesinde gönüllü bir seçim halini alabilir ve ancak o zaman güvenilir olabilir.

Kürt sorununun çözümü dediğimizde kastettiğimiz şeyin aslı, devletin, iş adamlarının ya da ülke aydınlarının bir şeyler yapmaları değil, Kürtler'in kendileri için bir şeyler yapmalarıdır.

Yıllardır, devletle PKK arasında sıkışmış kalmış bu insanların, bu ikilemden kurtulup kendi gerçek taleplerini ortaya koymasıdır asıl önemli olan. Burada devletin tek görevi, Kürtler'in özgür iradesinin ortaya çıkabileceği zemini yaratmak ve güvence altına almaktır. Şimdiye kadar Kürtler adına PKK denen terör örgütü konuştu; Türk aydınları konuştu; devlet konuştu. Ama Kürtler henüz pek konuşmadı.

Artık onları dinlemek istiyoruz. Bütün çeşitlilikleri ve farklılıklarıyla kendilerini samimiyetle ortaya koymalarını bekliyoruz.

Böyle bir tartışmada ortaya çıkacak hiçbir fikirden korkmayalım.

Uzlaşma ve gönüllü birlik ancak herkes içindekini bütün açıklığıyla ortaya dökebildiği zaman doğar.

gokturkgulay@yahoo.com (gokturkgulay@yahoo.com)

yoyocemil
29.03.2006, 16:37
http://arsiv.hurriyetim.com.tr/tatilpazar/turk/99/12/12/eklhab/16ekl.htm
12 Aralık 1999 Hürriyet Gazetesi (pazar eki)'nde Cemal Kutay ile yapılan röportajdan alıntıdır.
Atatürk şamandı dedim Kuleli beni ayakta alkışladı
Cemal Kutay Atatürk'ün şamanlığına dair bir metni askeri öğrencilere okumuş.
Kuleli'de bir metin okuttum, Atatürk'ün şamanlığına dair. Kuleli Askeri Lisesi kurulalı, bu kadar alkışlanan kimse olmamış. Bana bunu kumandan söyledi.
90 YAŞINDA GELEN ŞÖHRET
Cemal Kutay'ı ahşap evinde, toplam 12 bin 400 sayfa olduğunu söylediği kitaplarının arasında ziyaret ettim. Verdiği randevuya titizlikle uydum, o kadar aranan bir kişi ki! Her gün ya bir konuşma yapmaya davet ediliyor, ya da televizyonlardaki açık oturumlara katılıyor. 90 yaşındaki bu yazara duyulan ilgi neden kaynaklanıyor? Atatürk'e medyun, İsmet Paşa'ya soğuk, kemalizm deyince köpüren, ‘‘izm’’in Atatürk'le bağdaşmadığını ve kemalistlere ‘‘Jaures'in artıkları, Stalin'in kusmukları’’ diye açık açık bağırdığını söyleyen ünlü yazardan bu sorunun cevabını öğrenmeye çalıştım.
Siz bir Atatürk yazarı mısınız? Hangi hadise sizi yakın tarihle ilgili kitaplar yazmaya itti?
- Atatürk'ün çok yakınında olduğuma inanıyorum. Benim özelliğim şu oldu. En uzun süre ben kaldım emrinde. 11 sene 6 ay 2 gün. Ölümünden 59 gün evvel eline aldığı son kitap benim emeğimdi. Bakın ben, Diyanet İşleri'ne başvurdum. Bunu şaka zannetmeyin, ciddi. Ben şamanım. İslamiyet'ten evvelki şamanım. Şamanlık da hala Türkler’de vardır. Üsküdar'dan gelin Harem'e doğru. Bir türbe görürsünüz. Bu türbe Genç Osman’ın Hotin seferinde bindiği atın türbesidir. Oraya gömmüş adam onu. Hala Orta Asyalı.
Siz de Orta Asya'daki bu şeylere bağlı mısınız?
- Tamamen bağlıyım. Mesela kadın erkekten 9 adım önde yürür. Üç kutsal sayıdır Türklerde, 3'ün katı. Bir obada üç çocuk ikisi erkek biri kız oldu mu, kız mirastan eşit pay alsın diye iki erkekten büyüğü atına biner gider.
SÖZ MİLLETİNDİR BANA AİT
Siz, Türkçe ibadetle ilgili bir tartışma başlattınız. Bu görüşlerinizi daha önce mi yazmıştınız?
- Çok önce yazmıştım. 1945-1950 arasında Millet Mecmuası'nı çıkarıyordum. Türkiye o zaman 15-16 milyondu. 22 bin 200 abonem vardı ve 60 bin baskı yapıyordum. Bugün Aktüel, Nokta, Tempo, hepsi birleşse olamaz. O meşhur ‘‘Yeter Söz Milletindir’’ sözü benimdir, Demokrat Parti'nin değil. Bunu Celal Bayar hatıralarında itiraf etti. ‘‘Biz bu Yeter Söz Milletindir'i Cemal Kutay'ın Millet Mecmuası'ndan aldık’’ dedi.
Siz son üç senedir büyük ilgi görüyorsunuz. Ne oldu son senelerde?
- Basında bir tekelleşme oldu. Bu tekelleşmeye bir de renkli cam katıldı. Bu değişim beni o renkli cama itti, kitaplarımı vitrine koymaya zorladı. Yani zaman değişti. Yoksa Cemal Kutay olduğu yerde duruyordu.
Türklerin Orta Asya'dan gelişinden bahsettik. Atatürk'ün devrinde böyle bir tarih tezi geliştirildi biliyorsunuz. Anadolu'nun eskiden beri Türk olduğu, Hititlerin de Sümerlerin de Türk olduğu tezi ortaya atıldı. Sonra bir Türk-İslam sentezi çıktı ortaya. Bu da bir tez. Siz ne düşünüyorsunuz?
- Bu Arap kültür emperyalizminin oyunudur. Hac ticaretinin oyunu. Gelsin Diyanet İşleri Başkanı, Türkiye'nin en büyük yazarları da gelsin bir şura kuralım. Mustafa Kemal'in Müslümanlarda Hazreti Muhammed'den sonra en büyük kafa olduğunu ben ispat edeyim, onlar cevap versinler. Eğer ben kazanırsam onlar evvela lütfen biz Müslüman değiliz desinler.
TEK BAŞIMA SAVAŞIYORUM
31 Mart gibi iki kere yazdığınız bir kitap var mı?
- 31 Mart'ın kapıda olduğunu göstermek için yazdım.
Bunu 1994'te Refah Partisi iktidardayken yazmışsınız.
- Tabii. Bugün isteseler bugün yaparlar 31 Mart'ı. Sakın beni hayalle itham etmeyin! Çelik gibi Türk ordusu. Dün Kuleli'ye (Askeri Lise) gittim ben. Hepsini yetiştiren kaynak orası. Bu Atatürk kızı (yardımcısı Kezban Hanım) yanımdaydı. Ona bir metin okuttum. Atatürk'ün şamanlığına dair.
Nedir bu metin?
- Atatürk'ün el yazısıyla! ‘‘Bu memleket, Dünyanın beklemediği, asla ümid etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahna oldu. Bu sahna 7 bin senelik, en aşağı bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarlarıle sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıle yıkandı, o çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları Tabiatın babası tanıdı. Onların oğlu oldu. Bir gün o Tabiat çocuğu Tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.’’ Haklı mıyım? Hangi cilde sığdırabilirsiniz şu birbuçuk kağıdı?
Evet, şimşek oluyor, yağmur oluyor. Peki nasıl karşıladılar bu metni oradaki askeri öğrenciler?
- Ben söylemeyeyim de bu Atatürk kızı söylesin. Hiçbir politikacı hayatında böyle alkışlanmaz. Gözleri dolu doluydu.
O tarih tezini devam ettiren tek kişi kaldınız siz herhalde?
- Tek başıma savaşıyorum. Lütfen inanın. Kimsem yok yanımda!!
Gençler ve çocuklardan size bir ilgi var mı?
- Tahmininizin üstünde. Dün şu genç kızla birlikte Kuleli Askeri Lisesi'ne gittim. Kuleli Askeri Lisesi kurulalı, bu kadar alkışlanan kimse olmamış. Bana bunu kumandan söyledi. Pırıl pırıl bir kumandan. Pırıl pırıl bir öğretmen kadrosu, sivil ve asker. Atatürk kızlarını gördüm, ağladım.
Atatürk'ün şamanlığından bahsettiğinizde alkışladı mı çocuklar?
- Ayağa kalktılar.
Atatürk Afet İnan’a yazmış
Cemal Kutay, Kuleli Askeri Lisesi'nde öğrencilere okuttuğu metni, bir poster olarak bastırmış. Bundan bir tane de bana ve fotoğrafçı arkadaşım Kutup Dalgakıran'a verdi.
Peki Atatürk, Türklerin tabiatla, yağmurla, kasırgayla içiçe olduğunu anlattığı, bu yüzden de Cemal Kutay'ın şamanlığın bir tür ifadesi olarak gördüğü bu metni ne zaman yazmış?
Cemal Kutay şöyle anlatıyor:
‘‘Afet İnan doktora tezini hazırlıyormuş. Hocası Profesör Pittard ona ‘‘Milletini anlat, Türkleri anlat’’ demiş. Bana kalırsa öğrencisinin Atatürk'e başvuracağını tahmin ediyordu. Afet İnan da tezi hazırladıktan sonra Atatürk'e götürmüş. 150 sayfalık bir tezmiş bu. Atatürk bakmış, gülmüş, bana bir kağıt ver demiş. Bir beyaz kağıt almış, el yazısıyla bu satırları yazmış, yer kalmadığı için de ikinci bir kağıt kullanmış. Bu yüzden metin birbuçuk sayfadır.’’
Cemal Kutay'a, bu belgeyi Hikmet Bayur vermiş. Uzun yıllar elinde kalmış. Ama şimdi yalnız fotokopisi var.
‘‘27 Mayıs'tan sonra sordular, ama ses çıkarmadılar. Korutürk döneminde de bir şey olmadı. Ama sonra Evren Paşa zamanında Atatürk'e ait bütün belgelerin özel kişilerden toplanması kararlaştırıldı. Böyle bir karar çıktı. Bir binbaşı geldi, makbuz karşılığı aldı. Ama ben fotokopisini almıştım. Sonra bu fotokopiden bastırdım.’’