Orijinalini görmek için tıklayınız : devrimci liderler
tuncerbio 30.03.2006, 21:24 arkadaşlar bugün 30 mart Mahir Çayan ve arkadaşlarının Kızılderede katdilişinin 34. yılı yakında Denizlerin idamının 34.yılınını ve 18 mayısta İbrahim Kaypakkaya nın katledilişinin 33. yılını geride bırakacağız alevi gençleri bu liderlere nasıl bakıyor ve bugün kendini siyasetin neresinde görüyor bunu tartışalım isterim!..
arkadaşlar bugün 30 mart Mahir Çayan ve arkadaşlarının Kızılderede katdilişinin 34. yılı yakında Denizlerin idamının 34.yılınını ve 18 mayısta İbrahim Kaypakkaya nın katledilişinin 33. yılını geride bırakacağız alevi gençleri bu liderlere nasıl bakıyor ve bugün kendini siyasetin neresinde görüyor bunu tartışalım isterim!.. güzel bir konu açmışsınız ama dilerseniz ilk olarak kendi düşünçelerinizi bize açın bizde sizle düşünçelerimizi paylaşalım olmazmı.....
güzel bir konu açmışsınız ama dilerseniz ilk olarak kendi düşünçelerinizi bize açın bizde sizle düşünçelerimizi paylaşalım olmazmı.....
dedeligini göstermissin helal olsun valla,.. yorum yapmak icin girmistim ama senin cümlelerinden sonra konuyu acan arkadasa biraktim ilk sözleri,....:komik
tuncerbio 16.04.2006, 21:22 merhaba,
arkadaşlar iki haftalık bir vize periyodundan kaynaklı olarak siteyi ziyareti aksatmıştım kusura bakmayın benim bu konudaki yorumuma gelince:
insanların tarih sahnesini yerini almasından günümüze kadar adı ne olursa olsun ortaya çıkmış tüm üretim ililşkilerinde(ilkel toplum,köleci toplum,feodal toplum,kapitalist üretim) ezenle ezilenlerin savaşına tanıklık etmiştir dünya .
tuncerbio 16.04.2006, 21:46 hatalı oldu yazının tamamını iletiyorum
merhaba,
arkadaşlar iki haftalık bir vize periyodundan kaynaklı olarak siteyi ziyareti aksatmıştım kusura bakmayın benim bu konudaki yorumuma gelince:
insanların tarih sahnesini yerini almasından günümüze kadar adı ne olursa olsun ortaya çıkmış tüm üretim ililşkilerinde(ilkel toplum,köleci toplum,feodal toplum,kapitalist üretim) ezenle ezilenlerin savaşına tanıklık etmiştir dünya .
Genelinde tüm dünyada özelinde türkiyede gelişen muhalefet akımları ve devrimci politikalar 1900 lerin ikinci yarısında şekillenmiş 68 kuşağının bu anlamda ön plana çıkmasını sağlamıştır işte bu kuşak bizlere Dnizleri,Mahirleri,İbrahimleri miras bırakmıştır.Evet bu üç liderin ülke tahlilleri ve devrime ulaşma metodları birbirinden farklıydı ama önlerindeki hedef tek ve ortaktı tam bağımsız Sosyalist Türkiye.
Düşman acımasızdı ve Kızıldere'de Mahir leri ,Diyarbakırda İbrahim'i katletti.Deniz leri idam etti.Geçmişten beri Türkiyede şekillenen sol-sosyalist-anti faşist hareketlerin içerisinde dinamo görevi görmüş alevi gençliği bugün bu oluşumlardan uzaklaşmaktadır neden?Bence bu liderlerin mirasına sahip çıkmak onların kavgasına omuz vermekten geçiyor...(burada alevi gençleri bu kavgadan uzaklaşmatır derken savaşın dışındalar anlamında değil ama eğilim açısından eskiye oranla zayıf olarak algılanmalıdır)
Türkiyede devrimciler keskin bir virajdan geçiyor özellikle kürt ulusal hareketinin demokratişkleşme sürecine girmesiyle kısmende olsa savaş alanlarını terk etmesidevletin direkt olarak devrimci hareketlere yönelteceği gücünü arttırmış ve devrimcilere karşı imha süreci başlamıştır.19 aralık cezaevleri operasyonu ,Mercanda devrimcilere karşı yapılan imha saldırısı,Türkiyenin çeşitli noktalarındaki linç girişimleri billinçli bir politikanın ürünü olarak karşımıza çıkıyor.Ben bu saldırılara karşı devrimci oluşumların desteklenmesi gerektiğini bunun gerek devrimci savaşın gereği gerekse de devrimci liderlere olan saygı ve sempatimden keynaklı olarak düşünüyorum ve forum içerisindeki alevi gençlerinin konuya nasıl baktığını merak ediyorum.
eeee hanı nerde fikirlerini acıklayacak olanlar:D
tuncerbio 06.05.2006, 23:21 Bugün 6 Mayıs Denizlerin idamının 34. yılı ve hala cevap veren ya da yorum yapan yok !
Bugün 6 Mayıs Denizlerin idamının 34. yılı ve hala cevap veren ya da yorum yapan yok !
ben bu konuyla ilgili bir mesaj atmistim.. sabahleyin saat09 siralarinda
ayrica 6 mayis sehitlerini anma toplantisinada katildim bir daha gündeme getirdigin icin tesekkürler
Herşeyden önce onlara saygım sonsuz.İlk defa lise yıllarında okumaya başlamıştım,ne mücadeleler vermişler ne zor koşullarda kısacık yaşamlarını sürdürmeye çalışmışlardı."Paran yoksa öl" sistemi o zamanlarda görüp devrim yaparak bu düzeni değiştireceklerdi,inançlıydılar,güçlüydüler,zeki idiler.Onlar hiç bebek-çocuk öldürmediler,onlar genç delikanlıları öldürmediler,onlar köy yakmadılar....onlar halkların kardeşliğini istediler ama acımasızca asıldılar...Ölüme giderken de aynı bilinçteydiler...
Sizleri bilmiyorum ama zaman zaman utanıyorum ben...Kim için öldü onlar...yapmak istediklerini kime vasiyet ettiler;bizlere..bizler ne yapıyoruz hiç..koca bir hiçç...şimdi burda bunları yazmak,6 mayıslarda anmak,lanet okumak neye yarıyor ki...ve ülke her geçen gün daha da gidiyor...umudum tükeniyor...tükeniyor...Belki biraz günah çıkartmak gibi oldu ama....siz gerçekten hiç kendinizi suçlu hissettinizmi?
6 mayis, 18 Mayis... ve niceleri... her baharda bir fidani kirdilar... her mevsim canlarimizdan aldilar... ama ben suna inaniyorumki her bahar biz bu fidanlarla cogalacagiz.. ve asla onlari ve onlara yapilanlari unutmayacagiz... en azindan ben asla unutmiycam...
hepsini saygiyla aniyorum...
herhalde deniz gezmiş ten kesin bi başbakan rahat olurdu.evt her zmn her baharda fidanlarımızı kırdılar açan çiçeklerimizi kopardılar onlar bize bunu yaptıkça bize daha da çoğaldık çoğalmayada devam ediyoruz.devrimci arkadaşlarımızı saygıyla anıyoruz ve onları çok seviyoruz.
zeynel_can 13.05.2006, 17:27 Dev-Genç Marşı'nın iki dizesinde açıklanmıştır durum: "Devrimciler Ölür/Devrimler Durmaz Sürer". Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan devraldıkları bir bayrağı en onurlu biçimde geleceğe devretmek için idam sehpasına yürürlerken bugün Türkiye'de halkın en çok ihtiyacı olan şeyi onlara vermiş oldular
Türkiye'nin bağımsızlığından
başka bir şey istemedim.
Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz.
Ve ben 24 yaşındayken kendimi
Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum.
deniz gezmiş
orhan ŞİMŞEK 14.05.2006, 19:46 ellerine saglık paylaşım için dostum
.
siyahlargiyerim 19.03.2007, 18:46 devrimciler temiz dürüst insanlardır
Demokrat 20.03.2007, 02:56 Devrimcilik fedakarlik ve ozveri gerektiriyor. Canlarini hice sayarak, sirf daha adaletli bir dunya ugruna elerinden gelen herseyi yapmislar. Biz alevilerin devrimcileri saygiyla anmasi ve sahip cikmasi gerekir.
"Devrim Sehitleri Onurumuzdur"
Saygilar
deniz gezmişe yakalandıktan sonra kime güvendinde eylem yaptın diyen yine bizim halkımızdı onlar için uğraşan bi insana bu söleri söyleyen.Ama onlar yılmadı biz de yılmayacağız ne olursa olsun KANLA YAZILAN TARİH SİLİNMEZ VE ASLA UNUTULMAZ....
barikatci 20.03.2007, 15:30 Devrim yolunda düşen binlerce ölümsüz canlardan,
niceleri vardır ki, kelimenin gerçek anlamında isimsiz kahramanlardır, tıpkı Ali İhsan Özkan gibi. Kahramanlık, yaşadığı ülke gerçeğine sırt çeviren okumuş cahil aydınların aksini iddia eden tüm yaklaşımla¬rına rağmen, faşizme, emperyalizme ve onun yerli gerici güçlerine karşı dövüşenle¬rin tarihlerinde kanlarıyla yazdıkları inkar edilemez bir gerçekliktir. Düşmanın zalim¬liğinin sınır tanımadığı her yerde, kahra¬manlıkta da sınırlar aşılır. Ama son kertede, tarihi zalimler değil, direnen ve şairin dedi¬ği gibi, "yarın adına dövüşenler" yazar... Bunlardan birisi de Ali İhsan Özkan'dır.
Politik yaşamının, 26 yıllık biyolojik yaşa¬mının sınırlarının çok ötesinde bir büyüklü¬ğe ulaştığı Ali İhsan Özkan yoldaşın, yaşamı, tam da Deniz Gezmiş'in bir keresinde söy¬lediği gibi, "insanların ne kadar yaşadığı de¬ğil, bu süre içinde nasıl yaşadığı" sorusuna cevap niteliğindedir. Evet, yaşamı anlamlan¬dıran, biyolojik süreç değil, kişinin o süreç¬te "nasıl yaşadığıyla" anlamını bulan etkinlik¬leridir. Tarih bu etkinlikleriyle kişileri anar, yüceltir, ölumsüzleştirir ya da yok sayar.
Ali İhsan Özkan 1974 yılında Çorum ili¬ne bağlı Alaca İlçesi'nin Değirmendere Köyü'nde doğdu. Her Türkiye-Kuzey Kürdistanlı yoksul emekçi aile çocuklarının yaşadı¬ğı acıları, trajedileri yaşayıp fadarak büyü¬dü. Böylesine anaforlu bir yaşam onu 15 yaşında el kapılarına itti, 15'inde Alman¬ya'daydı. Gerçeği sorgulayan, verilenle ye-tinmeyen, hiç bir durağan sürecin statüko¬cu konuğu olmayıp, yeniyi arayan niteliği o yıllarda başlamış olmalı ki, 15 yaşında, ger¬çeği sorgulayan, bilincini devrimcileştirerek, o andan itibaren başlayıp, kendini hızla örgütleyip, alışılagelenle kopuş niteliğini orada başlatıp, hızla devrimcileşti. İki yıllık pratik faaliyetin seyri içinde, onu tanıyanla¬rın daha sonraki yıllarda sürekli tanık oldu¬ğu, sıçramalı gelişim temposuyla, ülke dev¬riminin ihtiyaçlarını temel alan bir nitelikle '91 yılında ülkeye gitti.
Daha adımını ilk attığı andan itibaren, Ankara'nın Salih'i örgütlü ilişki arayıp, ör¬gütlü mücadelede yer almak için büyük bir aşkla göreve hazır olduğunu gösterdi. Onun çokça sözünü ettiği gibi, "örgüt onu değil, o örgütü, örgütlü ilişkiyi" bulmuştu. Ne var ki, devrimcilik yaşamı boyunca nef¬ret ettiği, hatta tiksindiği "gözlerimi kapar,' vazifemi yaparim" tarzındaki "memur" zih¬niyetine inat, yaratıcı devrimci bir duruşla, gençliğinin en direngen enerjisini, "örgüt yaratmaya" adadı. O gençliğin içinden, gençliğin direngenliğiyle geliyor, ama kafa¬sında keskinleştirdiği sınıf bilinciyle, görün¬tüde "legal dergi muhabiri" olarak gezer¬ken, aslında yeraltında gençliğin komsomol örgütünün inşasının, bu inşanın sevda dolu işçiliğini yapıyordu. Kısa zamanda, Okan ve Berna ile yolları kesişti. Komsomol'un An¬kara il Komitesi'nde yoldaş oldular. Okan ve Berna, Ali ihsan yoldaşdaki o sınırsız ve sabırsız enerjinin, ilk bakışta görülen Sverdlovcu örgütçü yeteneğinin, kendini pratik-leştireceği alanı, liseli gençlik alanı olarak belirlediler. Üç yürekte aynı heyacan, üç bi¬linçte aynı düşünce kıvılcımı, gençliğin sağ-lam örgütünün yaratılması için alevleniyordu.
Kısa zamanda, faşizmin dikatini çeke¬rek, kapsamlı bir operasyonla üzerlerine gelmesini sağlayacak" adam gibi bir örgüt yaratmışlardı". Gençliğin önderliğinde hızla, yüksek bir tempoyla yükselen Ali İhsan yoldaş, gerçekleştirilen bir operas¬yonla ele geçirilip, işkenceli sorgulardan sonra tutuklandığında, Okan'a ve Berna'ya, yani gençliğin önderliği¬ne zarar vermeden sorgudan çıkma¬nın onurunu yaşıyordu. Ancak ara¬dan bir yıl geçmeden, Ulucanlar'da yolları yeniden kesişti, üçü de tu¬tukluydu ve Ankara'nın Salih'i Ulucanlar'ın parti temsilcisi olarak, on¬ları hapishanede "kapı altı" denilen gi¬rişte karşıladığında, zaaflı süreçlerini törpüleyerek eskittiği, yoldaşlık sıcaklığının onların şah¬sında tazeliğini koruduğunu gösteriyorlardı, Hapishane sürecinin öğrenmesi¬ni bilenlere iyi bir okul işlevi gördüğü yılların en iyi öğrencile¬rinden ve öğret¬menlerinden biri olan Ali İhsan yoldaş, "örgütler¬de yaşanan yabancilaşma ve kir¬lenmeleri biz gençlik olarak hiçbir zaman ya-şamadık, temizdik, safdık ve hep öyle kaldık" diyerek özetleyecek, bunu ideolojik eğiti¬min bir parçası haline getirecekti.
Onun en iyi yanlarından biri, kelimenin gerçek anlamıyla hızlı öğrenme, bilgiye susa¬ma ve gençliğin bitip tükenmeyen enerjisiy¬le araştırıcı ve sorgulayıcılığıydı. Her sürecin sorgulayıcısı, ders çıkarıcısı ve çıkan sonuç-ları yoldaşlarıyla paylaşmadaki ustalığıyla, gençlik okulunda yetişmiş bir militan olarak devrimin, sosyal pratiğin kızgın tavında dö¬vülerek çelikleşen adayı durumundaydı. Hiçbir "apoletimin", örgüt "elitinin" kaça¬mayacağı bu sorgulayıcılık, sınıf bilinciyle bu¬luştuğu noktada onda, mücadelenin ihtiyaç duyduğu militan tipi nasıl olmalıdır sorusuna cevap arayan yanıyla, eskimiş "önderleri", ayak bağı olan tarihi dolmuş "devrimcileri" eleştirinin ateşinden geçirerek yeniden kalı¬ba dökmeye zorluyor ve değişim ve dönü¬şümün içimizde lafta değil, gerçekte olması gerektiği noktada tavizsiz duruşuyla ideolo¬jik derinleşmenin sembolü oluyordu.
Yurtdışının demokratik mücadele akti-vistinin, Ankara'nın komsomol önderinin, hapishane okulunda, eskiyle kopuş noktası, ideolojik temeldeki zaaflarla mücadeledeki yöntem noktası oluyordu. "Kaba yaklaşım" olarak gördüğü yüzeyselliği, derinleşmeme-yi, statükoculuğu, eskiyenle barışık yaşama¬yı, asla affetmiyor ve en sevdiği yoldaşları da olsa aman vermiyordu. Ama bu aman vermemezliği, yıkıcı bir sekterlik biçiminde değil, yoldaşça sıcaklık içinde, salt eleştirici¬likle sınırlı olmayan, yaşamın içinde onu göstererek, yardım ederek, siyaset dilinin geçmediği nokta da, sanatın dilini devreye sokarak, eğitici bir önderlik perspektifiyle yapıyordu.
Ve gün 19 Araliktir artik. Düsman Burdurda, Bergamada, Ulucanlarda degil, saldiriya hazirligin tamamlandigi,
Ve harekete gecilmesine saniyeler kaldigi, devrimci tutsaklarin oldugu her hapishanededir. Bunlardan biri de
Bursa özel tip hapishanesidir. Komutanin yani Ali Ihsan Özkan in görevlendirdigi nöbetci, bir saldırı durumunda belirlenen parolo olan sloganı atmaktadır. Bu bir tatbi¬kat değildir, evet parolo olarak atılan slo¬gan saldırının başladığı anın işaretidir. Kısa sürede slogan, kurşun sesleri, çatıiardaki timlerin ayak sesleri, tüfek bombalarının sesi arasında kaybolur. Bir anda onlarca bombanın çıkarttığı gazların ve kurşunların arasında bir kuşatmayı yaşayan devrimci tutsaklar "Devrimci tutsaklar teslim alına¬maz" sloganlarının teker teker atarak, ormanlaşan bir haykırışa dönüştürüp, "komutan'ın "barikat başına" talimatıyla, önceden belirlenen çerçevede anında barikatlarını kurarlar. Ali İhsan Özkan I5'inde değil, 26'sın da, el kapılarında değil, özgürlüğü için tutsak düştüğü ülkesinde, zebanilerin ku¬şatması altında Komsomol'dan partiye gi¬den yolu kat eden olgun bir partili olarak, alnı kızıl bantlı görev başındadır. Sonradan "yanlış olduğu" anlaşılıp özeleştirisi yapılan "parti kararı da" gelmiştir, keyfî yerindedir komutanın, "saldırı durumunda ölüm oru¬cu birinci ekibindeki yoldaşlar, teker teker kendilerini yakarak cevap verceklerdir düş¬mana." Kuşatma daralır, normal koşullarda, 4 kişinin kaldığı "koğuş"ta, 60-70 kişi sıkış¬mak zorunda kalmıştır. İlk saldırı hamlesine Murat Özdemir bedenini ateşleyerek cevap vermiş ve ölümsüzleşmiştir. İkincisi 60-70 kişinin sıkıştığı bu "koğuş"ta birazdan yapı¬lacaktır. Ölüm Orucu birinci ekibindekiler, kimin kendini feda edeceğini dillerine var¬madan gözleryle sorup, birinciliği kapmaya çalışırken, "komutan", öteden beri hazırlığı¬nın olduğunu ve bu ilk feda eylemcisinin kendisi olacağı, noktasında ısrarcı davranır. Başta alnı kızıl bantlılar olmak üzere, tüm yoldaşlarıyla, kendine has o içten kucaklaş¬ma ile vedalaşır. Göz yaşartıcı bombaların etkisiyle, her şeyin bulanık görüldüğü o an¬da, nefes almanın, hareket etmenin zorlaş tığı o sıkışıklıkta, bir tiyatro sahnesindeki rahatlıkta vedalaşma töreni tamamlanır. Koğuş kapısına, koridorunda binlerce sal¬dırgan timin beklediği kapıya yaklaşır. Ko¬lonyayı üzerine döker. Kesin, kararlı ve net bir sesle "Asker!" diye bağırır. "Asker, komutanını çağır bir şey söyleyeceğim" di¬ye tekrar eder. Çok geçmeden iki komutan karşı karşıyadır. Biri egemen sömürücü sınıfların, paralı ve zavallı, zavallı olduğu için¬de gözü dönmüş katliam sürüsüne öncülük edecek bir komutandır. Diğeri, tarihten ge¬len halkın ve haklının mücadelesinden yana, insanlığın nihai kurtuluşuna baş koyan, alnı kızıl bantlı devrim komutanıdır. Karşı karşı¬ya gelinir ve soluklar tutulur, öncesini, bir benzerini kimse yaşamamıştır o ana dek. Solukların tutulduğu o en sessiz anda Ali İhsan Özkan'ın sesi bir bomba gibi patlar, "Devrimci tutsaklar teslim alınamaz". Ar¬dından çakmağı çakar, alev topuna dönü¬şürken, düşmanın komutanı ve akerler geri çekilerek koridoru boşaltırlar. Böyle bir iradeleşme ve kararlaşma karşısında aptallaşmışslar, ne yapacaklarını şaşırmışlardır. Kaçarlar. Ancak, alevlerin arasından ikinci defa daha gür haykıran komutanın sesi, ger¬çek korkakları, kaçanları kovalar; "Canımız Halk Savaşı'na Feda Olsun!", son nefesini verene kadar, bu şiarı haykıran komutan, son nefesini verdiğinde yoldaşlarının sesin¬de "Ali İhsan yoldaş ölümsüzdür" şiarıyla soluk alır.
Tarih 19 Aralık'tır, 28 canla birlikte, Ölümsüzleşmiştir "komutan".
Gençliğin devrimci demokratik müca¬dele cephesinden, devrimin açık mücadele cephesine, dövüşüp, bilinçlenerek, bilinç-lendikçe daha fazla dövüşerek yürüyen Ali İhsan yoldaş, bir partili kimliğiyle, açlığı di¬reniş kılıp, onun yetmediği yerde, "parti ta-limatina" dönüşen bir karara canıyla selam durarak, alevlerin arasında bayraklaşmıştır. Gençlik mücadelesinin, devrimin zirveleri¬ne çektiği bir bayrak olarak dalgalanan bu yüreğe bin selam!.. Bin Selam olsun!..
Devrimci Demokrasi`den
Avrupadan Bir Okur
Devrimci Demokrasi okuyalim okutalim
http://img403.imageshack.us/img403/7741/kizildereoa5.jpg
THKP/C BÜYÜK YAŞAYANLARIN BÜYÜK BİRİKİMİDİR!
MAHİR ÇAYAN KAVGAMIZDA YAŞIYOR!
Fikirlerinin hiçbirisine katılmasam da insanların gencecik yaşta kapıldıkları akımlar nedeniyle hayatlarını kaybetmesi üzücü bir şey. Belki yaşasalar hem Türkiye'ye hem inandıkları ideallere hem de çevrelerine daha faydalı olurlardı.
Bu arada bugünkü Milliyet Gazetesinde sözü edilen devrimcilerle ilgili ilginç bir anı yer alıyor. Okumaa değer:
http://www.milliyet.com.tr/2007/03/24/yazar/dundar.html
Deniz Gezmiş'in son mektupu
http://img129.imageshack.us/img129/88/zaferekadarzaferekadarkme7.jpg
Bizim Denizlerde Emperyalizme Geçit Yok!
|
|