munzur_hozat
08.07.2005, 15:38
I- 1970’lerin başları.. Kapı komşumuz Hüseyin amca, ?stanbul’a gitmiş. Toplu namaz kılacaklarmış. “Namaz kılmak için taa istanbullara gitmeye ne gerek var” dedi babaannem. Babam, ‘anne dinsiz komünistler azmış. Dua edeceklermiş memleket elden gitmesin diye’ Boynueğrilerin sokaktaki terzi komünistmiş, komünist partisi kurmuş. O zamanlar Türkiye ?şçi Partisine komünist partisi derlerdi büyüklerimiz. Büyükçe bir kasabada yaşıyorduk. Hititler, Romalılar, Persler, Selçuklular, Danişmentliler, Eratnalılar ve Osmanlıların izlerini taşıyan bir kasaba.
Yaz akşamları Romalılardan kalma kalenin burçlarında oturup, ışıl ışıl yanan kasabayı seyretmekten büyük bir zevk duyuyoruz. Gündüzleri burçlarda uçurtma yarıştırıyoruz.
Kalenin giriş kapısının yan tarafında, kulenin dibinde bir mezar başında dua ediyoruz.
Söylencelere göre mezarda, kale küffardan alınırken şehit düşen bir ulu kişi yatıyor.
II- 1970’in sıcak bir günü. Babam , ‘Falancaların oğlunu anarşistler öldürmüşler yarın cenazesi geliyormuş’ dedi. Babaannem kafasını sallayıp duruyordu. Ertesi gün kalabalıklar, kollarında pazubentler, ayakları botlu, kafaları kalpaklı, ellerinde bozkurt bayrakları. Uzun bir kortej halinde yürüyorlar, biz çocuklar onları takip ediyoruz, tabut omuzlarda. Bir film gibi seyrediyoruz. Otobüslerle gelen tanımadığımız yüzlerce adam. Eski Türkleri andıran bir adam konuşuyor megafonla. Ölen üniversiteli delikanlının babası, başında kasketiyle kalabalığa hitap ediyor, “Oğlum vatan için şehit oldu. Sizler sağolun” diyor. Akşam üstü bir avukat bürosu önünde toplanan kalabalıklar camları indiriyor. Avukat karı koca T?P’lilermiş, komünistmişler. Karı-koca avukat, o günden sonra şehri terketmişler.
III- Birkaç kıvrımı olan bir sokakta oturuyoruz. Her kıvrım L çizerek devam ediyor. Bütün kıvrımları gören iki katlı bir evdeyiz. Hemen yanıbaşımızda Gürcü bir aile, onun yanında bir yörük ailesi, daha ötede Arnavutlar. Diğer kıvrımda iki çerkez aile, akrabalar. Yanı başında Azeri kökenli bir aile. Onlar da bizim gibi, yörükler gibi, çok çocuklu bir aile. Diğer kıvrımda kasabanın yerlisi bir aile, yaşlı karı koca oturuyorlar. Hemen yandaki kıvrımda yine bir yörük aile, diğer yörük ailesiyle hem kardeşler hem bacanaklar. Sağdaki kıvrımda üç dört kürt aile var, yeni gelmişler, önce kavga ediyor, sonra arkadaş oluyoruz. Bizim evin aşağısında bir aile, çocukları arkadaşımız. Aynı evde Ahmet Taner Kışlalı’nın doğduğunu öğreniyorum aradan 30 yıl geçtikten sonra. Ilk kez bir narağacını o evde görüyorum. Bahçedeki kuyunun yanıbaşında. Narın kıpkırmızı çekirdekleri, patlamış kabuğundan gülümsüyor. Narin bir çiçek gibi okşadığımı hatırlıyorum. Belleğimde izleri kalmış.
Diğer bir kıvrım alevilerin çokluk olduğu bir mahalleye açılıyor. Dört sokağın birleştiği bir meydan, 1300’lerin başında yapılmış, küçük bir cami. Meydan bir kare şeklinde, etrafı evler. Iki üç kadar Çerkez aile, bir iki muhacir ailesi, kıvrımlardan biri yine Alevi mahallesine açılıyor. Diğer sokakta iki alevi aile var, çocukları en candan arkadaşlarımız, biri Galatasaraylı. Biz bütün çocuklar Fenerliyiz. Diğer mahallelere karşı gerçekleştirdiğimiz akınları meydanda organize ediyoruz. Kürt, Arnavut, Çerkes, Gürcü, Muhacir, Alevi, Yörük sanki birer aile adları gibi geliyor bize. 19 Mayıslarda, 29 Ekimlerde çocuklar aynı marşları okuyoruz.
IV- 1971.. Babam akşamları erken gelmemizi, istiyor bizden. Sokağa çıkma yasağı mı varmış ne, anarşistler bu taraflarda görülmüşler, bir rivayete göre motosikletle geçmişler bir sabah vakti kasabadan. Erzurum kahvesinde mola verip çay içmişler. Ne olup bittiğini anlamıyoruz. Babamım dayısının oğlu Ankara hukukta okuyormuş, anarşistlere karışmış, uçak kaçırmış, arkadaşları serbest bırakılsın diye. Gidiş o gidiş. Bulgaristana indirmişler uçağı. Babam, dayısının oğlunun uçak kaçırırken çekilmiş resimleri olan bir Günaydın gazetesi getirdi. Uzun boylu, kalın bıyıkları, elinde tabanca olan akrabamı hayal meyal hatırlıyorum. Her bayramda annesi, iki gözü iki çeşme. Ölene kadar oğlunu bekledi.
V- Ortalık yatıştı, sabah akşam meydandayız. Abimin en yakın arkadaşı bir alevi çocuğu. Babası gurbette inşaat işçisi, sık sık onlara gidiyoruz. Daha alevi sünni nedir bilmiyoruz. Sokağımızdaki kürt çocuklarından kürtçe küfür etmeyi öğreniyoruz. Türküleri, sazı, onlarla seviyoruz. En yakın arkadaşlarım çerkes, arnavut, kürt ve alevi çocukları. Kavgayı, paylaşmayı, delikanlılığı birlikte öğreniyoruz. Bıçaklarımızla bileklerimizi kesip kankardeşler oluyoruz. Yağmur yağdığında bütün çocuklar toplanıyoruz, “Yağmur yağıyor seller akıyor, arap kızı camdan bakıyor “manileriyle dolaşıyor, bulgur, ekmek, yağ topluyoruz. Her aile nöbetleşe pilav yapıyor, çocuklar güle oynaya, şen şakrak, yiyip içiyor, eğleniyoruz.
VI- 1975’de Ülkü Ocakları ve Halkevleri etkinlikleri artıyor. Bazı sokaklarda sloganlar. ‘Ey Türk titre ve kendine dön’, ‘Milliyetçi Türkiye’. Bazı duvarlarda da ‘Umudumuz Ecevit’.
Aylar geçtikçe alevi arkadaşlarımızda da bir değişiklik, eskisi gibi gelip gitmiyorlar.
Üniversitede okuyan abilerimiz, oralarda edindikleri ideolojileri ve örgüt taktiklerini kasabaya getiriyorlar.
Artık biz Ülkü Ocakları’na, alevi arkadaşlarımız da Halkevlerine gidip gelmeye başlıyorlar.
En yakın alevi arkadaşımın abisi, kardeşinin bizimle arkadaşlık yapmaması için, yanımızda, sopayla eşek sudan gelinceye kadar dövüyor. Sopa kırılıyor, kalan parçayla devam ediyor. Yine de geliyor bize, evimize. Zaman zaman bir araya gelip uzun yürüyüşler yapıyoruz. Arkadaşlıklarımızın nihayet bulacağını sezmiş gibiyiz yine de.
VII- Aleviler CHP’yi destekliyor, alevi dedeleri milletvekili seçiliyorlar. Kasabanın etrafındaki tarlalara alevi aileler yerleşmeye başlıyor. Yıllar sonra kasabanın üç tarafı alevi mahalleleriyle çevriliyor. Dördüncü tarafa alevilerin yerleşmesine izin verilmiyor. Alevilere toprak satanlar tehdit ediliyor. 197O’li yılların sonlarına doğru bunun artık bilinçli yapıldığını düşünüyoruz. Kırlarda kentlere doğru bir kuşatma, ele geçirme planı olarak yorumluyoruz. Babam yıllarca tarlalarımızı ekip biçen alevi ortakçılarımızla ilişkiyi bitiriyor. Harmanlarda birlikte düğen sürdüğümüz, aynı kaba kaşık salladığımız alevi ailelerden kopuyoruz. Okullarda da çocuklar ikiye bölünüyoruz. Kavga ediyoruz. Artık solcu ve ülkücüyüz. Solcu çocuklar Atatürk portreli rozetler, biz de Atatürk ve Bozkurt yanyana olan rozetler taşıyoruz. Bir iki yıl içinde rozetler değişiyor, sloganlar değişiyor; ‘Kahrolsun komünistler’, ‘Komünistler Moskovaya’, ‘Türkiye Komünist Partisine özgürlük’, ‘Kahrolsun faşizm’, ‘Halklara özgürlük’.
Yaz akşamları Romalılardan kalma kalenin burçlarında oturup, ışıl ışıl yanan kasabayı seyretmekten büyük bir zevk duyuyoruz. Gündüzleri burçlarda uçurtma yarıştırıyoruz.
Kalenin giriş kapısının yan tarafında, kulenin dibinde bir mezar başında dua ediyoruz.
Söylencelere göre mezarda, kale küffardan alınırken şehit düşen bir ulu kişi yatıyor.
II- 1970’in sıcak bir günü. Babam , ‘Falancaların oğlunu anarşistler öldürmüşler yarın cenazesi geliyormuş’ dedi. Babaannem kafasını sallayıp duruyordu. Ertesi gün kalabalıklar, kollarında pazubentler, ayakları botlu, kafaları kalpaklı, ellerinde bozkurt bayrakları. Uzun bir kortej halinde yürüyorlar, biz çocuklar onları takip ediyoruz, tabut omuzlarda. Bir film gibi seyrediyoruz. Otobüslerle gelen tanımadığımız yüzlerce adam. Eski Türkleri andıran bir adam konuşuyor megafonla. Ölen üniversiteli delikanlının babası, başında kasketiyle kalabalığa hitap ediyor, “Oğlum vatan için şehit oldu. Sizler sağolun” diyor. Akşam üstü bir avukat bürosu önünde toplanan kalabalıklar camları indiriyor. Avukat karı koca T?P’lilermiş, komünistmişler. Karı-koca avukat, o günden sonra şehri terketmişler.
III- Birkaç kıvrımı olan bir sokakta oturuyoruz. Her kıvrım L çizerek devam ediyor. Bütün kıvrımları gören iki katlı bir evdeyiz. Hemen yanıbaşımızda Gürcü bir aile, onun yanında bir yörük ailesi, daha ötede Arnavutlar. Diğer kıvrımda iki çerkez aile, akrabalar. Yanı başında Azeri kökenli bir aile. Onlar da bizim gibi, yörükler gibi, çok çocuklu bir aile. Diğer kıvrımda kasabanın yerlisi bir aile, yaşlı karı koca oturuyorlar. Hemen yandaki kıvrımda yine bir yörük aile, diğer yörük ailesiyle hem kardeşler hem bacanaklar. Sağdaki kıvrımda üç dört kürt aile var, yeni gelmişler, önce kavga ediyor, sonra arkadaş oluyoruz. Bizim evin aşağısında bir aile, çocukları arkadaşımız. Aynı evde Ahmet Taner Kışlalı’nın doğduğunu öğreniyorum aradan 30 yıl geçtikten sonra. Ilk kez bir narağacını o evde görüyorum. Bahçedeki kuyunun yanıbaşında. Narın kıpkırmızı çekirdekleri, patlamış kabuğundan gülümsüyor. Narin bir çiçek gibi okşadığımı hatırlıyorum. Belleğimde izleri kalmış.
Diğer bir kıvrım alevilerin çokluk olduğu bir mahalleye açılıyor. Dört sokağın birleştiği bir meydan, 1300’lerin başında yapılmış, küçük bir cami. Meydan bir kare şeklinde, etrafı evler. Iki üç kadar Çerkez aile, bir iki muhacir ailesi, kıvrımlardan biri yine Alevi mahallesine açılıyor. Diğer sokakta iki alevi aile var, çocukları en candan arkadaşlarımız, biri Galatasaraylı. Biz bütün çocuklar Fenerliyiz. Diğer mahallelere karşı gerçekleştirdiğimiz akınları meydanda organize ediyoruz. Kürt, Arnavut, Çerkes, Gürcü, Muhacir, Alevi, Yörük sanki birer aile adları gibi geliyor bize. 19 Mayıslarda, 29 Ekimlerde çocuklar aynı marşları okuyoruz.
IV- 1971.. Babam akşamları erken gelmemizi, istiyor bizden. Sokağa çıkma yasağı mı varmış ne, anarşistler bu taraflarda görülmüşler, bir rivayete göre motosikletle geçmişler bir sabah vakti kasabadan. Erzurum kahvesinde mola verip çay içmişler. Ne olup bittiğini anlamıyoruz. Babamım dayısının oğlu Ankara hukukta okuyormuş, anarşistlere karışmış, uçak kaçırmış, arkadaşları serbest bırakılsın diye. Gidiş o gidiş. Bulgaristana indirmişler uçağı. Babam, dayısının oğlunun uçak kaçırırken çekilmiş resimleri olan bir Günaydın gazetesi getirdi. Uzun boylu, kalın bıyıkları, elinde tabanca olan akrabamı hayal meyal hatırlıyorum. Her bayramda annesi, iki gözü iki çeşme. Ölene kadar oğlunu bekledi.
V- Ortalık yatıştı, sabah akşam meydandayız. Abimin en yakın arkadaşı bir alevi çocuğu. Babası gurbette inşaat işçisi, sık sık onlara gidiyoruz. Daha alevi sünni nedir bilmiyoruz. Sokağımızdaki kürt çocuklarından kürtçe küfür etmeyi öğreniyoruz. Türküleri, sazı, onlarla seviyoruz. En yakın arkadaşlarım çerkes, arnavut, kürt ve alevi çocukları. Kavgayı, paylaşmayı, delikanlılığı birlikte öğreniyoruz. Bıçaklarımızla bileklerimizi kesip kankardeşler oluyoruz. Yağmur yağdığında bütün çocuklar toplanıyoruz, “Yağmur yağıyor seller akıyor, arap kızı camdan bakıyor “manileriyle dolaşıyor, bulgur, ekmek, yağ topluyoruz. Her aile nöbetleşe pilav yapıyor, çocuklar güle oynaya, şen şakrak, yiyip içiyor, eğleniyoruz.
VI- 1975’de Ülkü Ocakları ve Halkevleri etkinlikleri artıyor. Bazı sokaklarda sloganlar. ‘Ey Türk titre ve kendine dön’, ‘Milliyetçi Türkiye’. Bazı duvarlarda da ‘Umudumuz Ecevit’.
Aylar geçtikçe alevi arkadaşlarımızda da bir değişiklik, eskisi gibi gelip gitmiyorlar.
Üniversitede okuyan abilerimiz, oralarda edindikleri ideolojileri ve örgüt taktiklerini kasabaya getiriyorlar.
Artık biz Ülkü Ocakları’na, alevi arkadaşlarımız da Halkevlerine gidip gelmeye başlıyorlar.
En yakın alevi arkadaşımın abisi, kardeşinin bizimle arkadaşlık yapmaması için, yanımızda, sopayla eşek sudan gelinceye kadar dövüyor. Sopa kırılıyor, kalan parçayla devam ediyor. Yine de geliyor bize, evimize. Zaman zaman bir araya gelip uzun yürüyüşler yapıyoruz. Arkadaşlıklarımızın nihayet bulacağını sezmiş gibiyiz yine de.
VII- Aleviler CHP’yi destekliyor, alevi dedeleri milletvekili seçiliyorlar. Kasabanın etrafındaki tarlalara alevi aileler yerleşmeye başlıyor. Yıllar sonra kasabanın üç tarafı alevi mahalleleriyle çevriliyor. Dördüncü tarafa alevilerin yerleşmesine izin verilmiyor. Alevilere toprak satanlar tehdit ediliyor. 197O’li yılların sonlarına doğru bunun artık bilinçli yapıldığını düşünüyoruz. Kırlarda kentlere doğru bir kuşatma, ele geçirme planı olarak yorumluyoruz. Babam yıllarca tarlalarımızı ekip biçen alevi ortakçılarımızla ilişkiyi bitiriyor. Harmanlarda birlikte düğen sürdüğümüz, aynı kaba kaşık salladığımız alevi ailelerden kopuyoruz. Okullarda da çocuklar ikiye bölünüyoruz. Kavga ediyoruz. Artık solcu ve ülkücüyüz. Solcu çocuklar Atatürk portreli rozetler, biz de Atatürk ve Bozkurt yanyana olan rozetler taşıyoruz. Bir iki yıl içinde rozetler değişiyor, sloganlar değişiyor; ‘Kahrolsun komünistler’, ‘Komünistler Moskovaya’, ‘Türkiye Komünist Partisine özgürlük’, ‘Kahrolsun faşizm’, ‘Halklara özgürlük’.