yoyocemil
04.04.2006, 17:58
ZAMAN GAZETESİ
ŞAHİN ALPAY
04.04.2006 SALI
Kürt sorunu ve AKP ("")
Son günlerde Kürt sorunu konusunda dikkatimi çeken bir analiz, Hakan Yavuz ile Nihat Ali Özcan’ın “Kürt Sorunu ve Türkiye’nin Adalet ve Kalkınma Partisi” başlıklı makaleleri (Middle East Policy, Spring 2006, s. 102 - 119).
Makalenin ana tezi, AKP’nin Kürt sorunu konusunda tutarlı bir politika geliştirememesi nedeniyle Türkiye’de Türk - Kürt kutuplaşmasının 5 yıl öncesine nazaran daha da büyüdüğü. Öteki başlıca tezler şunlar: AKP, Türk - Kürt bölünmesinden laiklik uygulamalarını sorumlu tutuyor ve Kürt sorununu laikliğe karşı bir silah olarak kullanmak istiyor. Sorunu AB’yle bütünleşme çerçevesinde çözmeye çalıştı, fakat şimdi AB yolunun engellerle dolu olduğunu gördü. “Üst-kimlik, alt kimlik” söylemiyle MGK’yı huzursuz etti. Gerçekte AKP ne tutarlı bir politika geliştirebilecek, ne de uygulayabilecek durumda. Çünkü sorunun tanımında ne devlet kurumlarıyla, ne de PKK tarafından yönlendirilen Kürt partileriyle anlaşıyor. Üstelik Kürt sorununun partiyi bölmesinden ve askerlerle ciddi bir çatışmaya yol açmasından da kaygılı. Makalede varılan sonuç, önümüzdeki dönemde kutuplaşmanın daha da artmasının ve küçük çaplı toplumlararası çatışmalara yol açmasının beklenebileceği.
Yazarların AKP iktidarının Kürt sorunu konusunda tutarlı bir politika geliştiremediğine, bunun parti içi ve dışı nedenleri olduğuna dair saptamalarına katılmamak mümkün değil. Ama makalenin akla getirdiği pek çok soru var: AKP tutarlı bir Kürt politikası geliştirememiştir de, acaba kim geliştirmiştir? AB bağlamında da olsa Türkiye’nin Kürt kimliğini resmen tanıması anlamına gelen, Kürtçe eğitim, yayın, isim yasaklarını kaldıran anayasa ve yasa değişiklikleri AKP iktidarı öncülüğünde gerçekleşmedi mi? Kürt sorunu acaba bugün olduğu kadar özgürce hangi dönemde tartışılabildi? Geçen hafta sonu Bilgi Üniversitesi’nde yapılan “Türkiye’nin Kürt Meselesi Konferansı” ve oradaki konuşmalar acaba üç yıl önce yapılabilir miydi? AKP iktidarı altında Güneydoğu’da asker - polis baskısının görece azaldığını kim inkar edebilir? AKP önderliğinin, tıpkı “laik” çevreler gibi, sık sık Türklerle Kürtler arasındaki din birliğine atıfta bulunduğu doğrudur da, AKP’nin “Kürt sorununu laikliğe karşı bir silah olarak kullanmak istediği” iddiası AKP’yi “İslamofaşist” ilan eden çevrelerin söyleminden ödünç alınmış izlenimi uyandırmıyor mu? AKP’nin eleştirdiği laiklik uygulamalarından Türkiye’de yalnızca AKP mi şikayetçidir?
Makalede ileri sürülen Türkiye’nin bugün beş yıl öncesine nazaran daha büyük bir Türk - Kürt kutuplaşması içine girdiği iddiası ise büsbütün sorgulanmaya muhtaç. Aksine Türkiye’nin Kürt meselesini, kanayan bir yara olmaktan çıkarmaya bugün beş yıl öncesine göre daha yakın olduğunu düşünmek için birçok neden var. Bu nedenlerin başta gelenlerini şöyle sıralayabilirim: Araştırmaların gösterdiği üzere, Türklerin büyük çoğunluğu Kürtlerin varlığının inkarına yönelik politikaları reddetmektedir. En Türk milliyetçisi ve en militarist çevreler dahi, Kürt kimliğinin kan ve ateşle, zorla bastırılmasının mümkün olmadığını anlamıştır. Kimliğine en bağlı Kürtler arasında dahi şiddetin, yasadışı yöntemlerin çıkar yol olmadığı bilinci, beş yıl öncesiyle mukayese edilemeyecek kadar güçlenmiştir. Kürt çoğunluklu siyasi partilerin giderek PKK’nın gölgesinden çıktıklarına ve bağımsız kişilik geliştirdiklerine dair işaretler çoğalmaktadır. (Bu partilere parlamentoda temsil yolunun açılmasının bağımsızlıklarını daha da güçlendireceğine en küçük bir kuşku yoktur.) Kuzey Irak’taki Kürt liderleri, Türkiye Kürtlerine şiddetten ve yasadışı yollardan uzak durmalarını telkin etmektedir. Ankara, Kuzey Irak’taki Kürt bölgesiyle iyi ilişkilerin Türkiye’de siyasi ve iktisadi istikrar bakımından taşıdığı önemi düne nazaran bugün çok daha müdrik gözükmektedir. Türkiye’de Kürt ayrılıkçılığı ve bunu şiddetle gerçekleştirmek isteyenler tümüyle ortadan kalkmayabilir; ama demokratikleşme ilerledikçe bunların tamamen marjinal hale gelmeleri olasılığı artmaktadır.
18.03.2006
e-posta adresi:s.alpay@zaman.com.tr (s.alpay@zaman.com.tr)
ŞAHİN ALPAY
04.04.2006 SALI
Kürt sorunu ve AKP ("")
Son günlerde Kürt sorunu konusunda dikkatimi çeken bir analiz, Hakan Yavuz ile Nihat Ali Özcan’ın “Kürt Sorunu ve Türkiye’nin Adalet ve Kalkınma Partisi” başlıklı makaleleri (Middle East Policy, Spring 2006, s. 102 - 119).
Makalenin ana tezi, AKP’nin Kürt sorunu konusunda tutarlı bir politika geliştirememesi nedeniyle Türkiye’de Türk - Kürt kutuplaşmasının 5 yıl öncesine nazaran daha da büyüdüğü. Öteki başlıca tezler şunlar: AKP, Türk - Kürt bölünmesinden laiklik uygulamalarını sorumlu tutuyor ve Kürt sorununu laikliğe karşı bir silah olarak kullanmak istiyor. Sorunu AB’yle bütünleşme çerçevesinde çözmeye çalıştı, fakat şimdi AB yolunun engellerle dolu olduğunu gördü. “Üst-kimlik, alt kimlik” söylemiyle MGK’yı huzursuz etti. Gerçekte AKP ne tutarlı bir politika geliştirebilecek, ne de uygulayabilecek durumda. Çünkü sorunun tanımında ne devlet kurumlarıyla, ne de PKK tarafından yönlendirilen Kürt partileriyle anlaşıyor. Üstelik Kürt sorununun partiyi bölmesinden ve askerlerle ciddi bir çatışmaya yol açmasından da kaygılı. Makalede varılan sonuç, önümüzdeki dönemde kutuplaşmanın daha da artmasının ve küçük çaplı toplumlararası çatışmalara yol açmasının beklenebileceği.
Yazarların AKP iktidarının Kürt sorunu konusunda tutarlı bir politika geliştiremediğine, bunun parti içi ve dışı nedenleri olduğuna dair saptamalarına katılmamak mümkün değil. Ama makalenin akla getirdiği pek çok soru var: AKP tutarlı bir Kürt politikası geliştirememiştir de, acaba kim geliştirmiştir? AB bağlamında da olsa Türkiye’nin Kürt kimliğini resmen tanıması anlamına gelen, Kürtçe eğitim, yayın, isim yasaklarını kaldıran anayasa ve yasa değişiklikleri AKP iktidarı öncülüğünde gerçekleşmedi mi? Kürt sorunu acaba bugün olduğu kadar özgürce hangi dönemde tartışılabildi? Geçen hafta sonu Bilgi Üniversitesi’nde yapılan “Türkiye’nin Kürt Meselesi Konferansı” ve oradaki konuşmalar acaba üç yıl önce yapılabilir miydi? AKP iktidarı altında Güneydoğu’da asker - polis baskısının görece azaldığını kim inkar edebilir? AKP önderliğinin, tıpkı “laik” çevreler gibi, sık sık Türklerle Kürtler arasındaki din birliğine atıfta bulunduğu doğrudur da, AKP’nin “Kürt sorununu laikliğe karşı bir silah olarak kullanmak istediği” iddiası AKP’yi “İslamofaşist” ilan eden çevrelerin söyleminden ödünç alınmış izlenimi uyandırmıyor mu? AKP’nin eleştirdiği laiklik uygulamalarından Türkiye’de yalnızca AKP mi şikayetçidir?
Makalede ileri sürülen Türkiye’nin bugün beş yıl öncesine nazaran daha büyük bir Türk - Kürt kutuplaşması içine girdiği iddiası ise büsbütün sorgulanmaya muhtaç. Aksine Türkiye’nin Kürt meselesini, kanayan bir yara olmaktan çıkarmaya bugün beş yıl öncesine göre daha yakın olduğunu düşünmek için birçok neden var. Bu nedenlerin başta gelenlerini şöyle sıralayabilirim: Araştırmaların gösterdiği üzere, Türklerin büyük çoğunluğu Kürtlerin varlığının inkarına yönelik politikaları reddetmektedir. En Türk milliyetçisi ve en militarist çevreler dahi, Kürt kimliğinin kan ve ateşle, zorla bastırılmasının mümkün olmadığını anlamıştır. Kimliğine en bağlı Kürtler arasında dahi şiddetin, yasadışı yöntemlerin çıkar yol olmadığı bilinci, beş yıl öncesiyle mukayese edilemeyecek kadar güçlenmiştir. Kürt çoğunluklu siyasi partilerin giderek PKK’nın gölgesinden çıktıklarına ve bağımsız kişilik geliştirdiklerine dair işaretler çoğalmaktadır. (Bu partilere parlamentoda temsil yolunun açılmasının bağımsızlıklarını daha da güçlendireceğine en küçük bir kuşku yoktur.) Kuzey Irak’taki Kürt liderleri, Türkiye Kürtlerine şiddetten ve yasadışı yollardan uzak durmalarını telkin etmektedir. Ankara, Kuzey Irak’taki Kürt bölgesiyle iyi ilişkilerin Türkiye’de siyasi ve iktisadi istikrar bakımından taşıdığı önemi düne nazaran bugün çok daha müdrik gözükmektedir. Türkiye’de Kürt ayrılıkçılığı ve bunu şiddetle gerçekleştirmek isteyenler tümüyle ortadan kalkmayabilir; ama demokratikleşme ilerledikçe bunların tamamen marjinal hale gelmeleri olasılığı artmaktadır.
18.03.2006
e-posta adresi:s.alpay@zaman.com.tr (s.alpay@zaman.com.tr)