Orijinalini görmek için tıklayınız : ?merin Halifeli?i!!!....


A-L-E-V-İ
10.07.2005, 23:12
ÖMERIN HALIFELIGI:


Âise bint Ebibekir anlatiyor:

Ebû Bekir, ölüm âni yaklasinca (muhtazar olunca), Ömer bin hattab’i çagirtti ve:

Ey Ömer, ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'in ashabi üzerine seni halife seçiyorum. Mizani agir olan, hakka uymasi sebebiyle kiyamet günü mizani agir basacak ve agirlik kendine olacak kimsedir. Sadece hakkin girdigi mizanin agir olmasi da hak olmustur.

Ey Ömer! Mizani hafif olan da, batila uymasi sebebiyle, kiyamet günü sevabi az ve hafif olan ve bu hafiflikle teraziye girecek olandir. Içerisine sadece batil giren mizanin hafif olmasi da haktir.

Ayrica, askerlerin komutanlarina da sunu yazdi: Basiniza Ömer'i seçtim. Kendim için de, Müslümanlar için de hayri seçtim. Sonra Ebû Bekir vefat etti ve geceleyin defnedildi. Bilahere Ömer , ayaga kalkip hamd ü sena ettikten sonra sunlari söyledi:

Ey insanlar, ben size, hiç bilmediginiz bir seyi kendimden uydurup ögretecek degilim. Ben Ömer'im. Size emîr olma hususunda hirsim yok. Ancak vefat eden Ebû Bekir bunu bana vasiyet etti. Bu isi ona Allah'in ilham ettigine inaniyorum. Imamligimi, ona ehil olmayan kimseye birakmam. Fakat onu, Müslümanlara saygi göstermeye gayret edenlere birakirim. Iste böyleleri, Müslümanlara emîr olamya baskalarindan daha çok layiktir.



.....................




Ibnu Abbâs (radiyallâhu anhümâ) anlatiyor;

Ömer der ki: Vallahi biz, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in defni sirasinda, Ebû Bekir'in seçiminden daha ehemmiyetli bir sey düsünemedik. Biat gerçeklesmeden halki terketmemiz halinde, oradan ayrilinca, arkamizdan kendilerinden birini halife seçiverecekler diye korktuk. Böyle bir durumda ya bize de râzi olmaya olmaya biat edecek veya muhalefet edecek ikisi de fesad olacakti.

Bilesiniz, Müslümanlarla istisâre etmeden kim bir baskasina biat ederse, ne biat edene, ne de kendisine biat edilene itibar edilmez, ikisinin de öldürülmesinden korkulur.

Buhârî, Muhâribin 30, 31, I'tisâm 16, Mezâlim 19, Menâkibu'l-Ensâr 46, Megâzî 11; Müslim, Hudud 15, (1691) Müslim'de hadis muhtasar olarak kaydedilmistir.




YORUM:
ELE VERİR TALKIMI KENDİ YUTAR SALKIMI....:3D_NG (9)

munzur_hozat
10.07.2005, 23:31
?slâm dünyasında Hz. Peygamber (s.a.s.)’in vefatından hemen sonra ortaya çıkan halifelik, asırlarca ?slâm toplumunun fikrî, idarî, sosyal ve siyasî gelişmesinde rol oynayan önemli bir müessese olmuş, 3 Mart 1924’de TBMM tarafından ilga edilinceye kadar bütün bir ?slâm toplumunun gündeminde kalmaya devam etmiştir.

?lk olarak Hz. Ebu Bekir’in halife seçilmesiyle başlayan halifelik müessesesi, hem dünya hem de âhiret işlerinin halk tarafından düzene sokulmasını sağlayan bir uygulamadır. Halife ise, bu uygulama işinin başındaki idarecidir. ?lk halife Hz. Ebu Bekir’in unvanı, Halife–i Resûlullah’tı (Arnold 1964: 148).

Hz. Ebu Bekir’i, illerin kendilerine temsilci olarak kabul ettiği Medine halkı seçmiş, onun vefat etmesinden sonra, sırayla Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali halife olmuşlardır. Bu dört halifeye ?slâm tarihinde “Hülefâ–î Râşidin” denmektedir. Hz. Ömer’i, Hz. Ebu Bekir tayin, halk kabul etmiş; Hz. Ömer ise kendi yerine geçecek halifeyi tayin işini, halkın da kabulü olan, son tahlilde 6 kişilik bir hey’ete havale etmiş, halk, bu heyetin seçtiğini benimsemiştir. Bu şekilde halife olan Hz. Osman’ın şehid edilmesiyle Hz. Ali, bütün Medinelilerin ve illerden gelen isyancıların tartışmasız reyini alarak hilafet makamına gelmiştir. Hz. Ali’nin halifeliği, 661 tarihinde şehid edilmesiyle sona ermiş, aynı zamanda “Hülefâ–i Râşidin” dönemi de kapanmıştır.

Hz. Ali’den sonra oğlu Hasan’a biat edildi, Hz. Hasan, yaptığı antlaşmayla Hilafeti Hz. Muaviye’ye devretti. Hz. Muaviye, “Mü’minlerin Emiri “ unvanını almış olmakla birlikte, artık o, gerek başa geliş şekli, gerek bir takım uygulamaları, gerekse oğlu Yezid’i istihlafı gibi sebeplerle, Raşid Halifeler içine dahil edilmemiştir. Hz. Resûlullah (s.a.s.), “Benden sonra halifelik otuz senedir, sonra mülk ve saltanat olur” diye buyurmuş, zaman ve gidişat bu hadîsin anlamına uygun düşmüştür (Ahmet Cevdet Paşa, 1981:478).

yorum yapmıyorum

A-L-E-V-İ
08.05.2006, 22:54
KIRTAS OLAYI..

"Kırtasiye " kelimesininde kökeni olan bu kelime İslam Tarihinde özel bir önem oluşturur..

Gadr-i Hum da ...Muhammed Mustafanın ..Şah-ı Velayet İmam Ali'yi..
"Ben Kimin Mevlasıysam (Efendisiysem) ...Alide onun Mevlasıdır"
sözleriyle Topluluğa işaret göstermesi bir gerçektir..
Ömer bin Hattabın..
"Ya Ali sen bizim Mevlamız oldun"...
diye onu tebrik etmesi gibi..

Kabile zihniyetinin ve Ümeyye-Haşimi çekişmesinin Sadece Kabenin Anahtarıyla kalmayacağı belliydi aslında..
İslam döneminde...
"Halifelik" Etrafında bir Erke sahip olmak isteği başlamıştı..

Hz.Peygamberin...İslamda başıboşluğun ve kabile çekişmesinin önünü almak için :
"Bana bir kağıt kalem getirin ki bende sonra sapmayasınız"..

ifadeleri...
Kimi işaret ettiği açıktı aslında..
Gadr-i Hum da .."ilan edilen " İmametin tayininin İNKAR EDİLECEĞİNİ DE biliyordu Allah Resulü....

ömer bin Hattab NİYETİ SEZMİŞTİ..aslında...

"hasta sayıklaması bunlar " demiştir.. (sahihi buhari cihad bölümü cenaze ve vefat bahisleri mısır 1327 H.C.11 s,122),

Vasiyete karşı çıkan ömer bin hattab...
Ne çelişkidir ki...
Daha sonra EBUBEKİRİN VASİYETİYLE İşbaşına geçecekti..:sasirdi:

delikanlı
08.05.2006, 23:38
Peygamberimiz hastalığının iyice ağırlaştığı birgün, “bana kalem kağıt getirin de size benden sonra hiçbir zaman yolunuzu şaşırtmayacak bir yazı yazayım” buyurdu.

Hz. Ömer de oradaydı “Resulullahım hastalığ ağır bastı. Yanımızda Allah’ın kitabı var, o bize yeter” diyerek kalem kağıt getirilmesine karşı çıktı.

Ashaptan bazıları Hz. Ömer’in görüşünü yerinde buluyor; bazılarıda Resulullahın emrinin yerine getirilmesini istiyorlardı. Bunun üzerine Peygamberimiz, “Yanımdan kalkınız! Benim yanımda tartışma olmaz. Beni kendi halime bırakınız” buyurdu.[1] İslam tarihinde bu hadiseye “Kırtas hadisesi” denildi.

Şii kaynaklarında bu hadisenin devamı şöyle anlatılır:

“Bundan sonra Resulullahın yanında bulunan Sahabiler birer birer evi terk ettiler. Resulullahın yanında sadece amcası Abbas, oğlu fazl, Hz. Ali ve diğer Ehli Beyt kaldı. Sonra Abbas Allah’ın Resulüne seslenerek, ‘Ya Resulullah, eğer hilafet biz Haşimilerde olacaksa, bunu açıkça bildirin biz kendimiz halledelim.’ Resulullah buyurdu: ‘Hayır, benden sonra siz çok ayıf düşeceksiniz onlar size galip gelecekler ve hilafeti sizden gasp edecekler.”[2]

Oysa bu fikir bir çok noktadan doğru değildir. Her şeyden önce, madem Şiilere göre bu konuda ayet indi, Peygamberimiz Gadir Hum’da Hz. Ali’yi Allah’ın emri ile halife tayin etti ise daha niçin “Bana kalem kağıt getirinde size benden sonra hiçbir zaman yolunuzu şaşırtmayacak bir yazı yazayım” sözünden yine Hz. Ali’nin hilafetini yazacak olsun? Onların inancına göre Gadir Hum’da Peygamberimiz kendisinden sonra halifenin kim olacağını açıkça bildirdiğine göre, burada başka bir şey yazması gerekirdi. Demek Şia, çok kuvvetli gördükleri Gadir Hum hadisesinden tereddütleri varki vaşka deliller araştırıyorlar.

Ancak şunu ifade edelim ki ne Gadir Hum, ne de Kırtas hadisesi, Şiilere delil olabilir. Bu çeşit hadiseleri kesin olarak iddia etmek, aslında insanın haddini aşmasıdır. Çünkü, yazılmamış bir şey için “Şayet kalem kağıt getirilse idi Ali’nin halifeliğini yazacaktı” diye kesin konuşmak, Allah’ın indinde olan ve her şeyin yazılı olduğu Levh-i Mahfuzu görmeyi okumayı gerektirir. Ancak o zaman “Levh-i Mahfuz’da böyle yazıyor” denilerek, kesin konuşulabilir. Aksi takdirde yazılmamış ve hakkında hiçbir ip ucu olmayan bir konunun yazılacağını kesin olarak söylemek, gerçekten insanın haddini aşması, kendinde İlahi sıfatların varlığını iddia etmesidir. Kaldı ki zaten Şianın inancına göre Hz. Ali kırtas hadisesinden önce Gadir Hum’da halife olarak tayin edilmiştir. Böyle olunca “Eğer kalem kağıt getirilse Hz. Ali’yi halife tayin edecekti” demenin mantığını anlamak mümkün değildir.

Diğer taraftan Şiilere göre imamet meselesi dinin aslındandır. Yani inanç esaslarındandır. Bu inanca göre Peygamberimiz denin aslından olan bir şeyi yapmaktan Hz. Ömer’in muhalefetiyle vazgeçer miydi? Peygamberimiz Hz. Ömer’den korktu da mı Allah’ın emrini yazmaktan çekindi, isteğinden vazgeçti? Şiilere göre dinin aslından olan imameti halletmeden vefat eden bir Peygamber vazifesini yapmış yapmış sayılabilinir mi? Dinin aslından olan bir meselede kesin olarak belirtmeden Allah’ın “Bu gün sizin dininizi tamamladım” buyurması nasıl izah edilebilir? Dinin aslından olan bir şey yazılmadan din nasıl tamamlanmış olabilir? Kaldı ki, bu hadiseden sonra Peygamberimiz daha birkaç gün dünyamızı nurlandırmıştır. Eğer yazacağı şey Allah’ın emrettiği kesin bir şey olsaydı, bu müddet zarfında bunu yapardı.

Diğer bir husus, şayet kalem getirilse ve Peygamberimiz de bir isim yazacak olsaydı, hz. Ali’yi yazacağı kesin miydi? Başka birisini yazma ihtimali de vardı. Nitekim buhari ve Müslim’in Aişeden rivayet ettikleri bir hadisi şerif şöyledir:

“Resulullah hastalandığında, ‘Bana baban Ebu Bekir’i ve kardeşin Abdurrahman’ı çağır da bir yazı yazayım. Ben bir heveslinin çıkıp, “bu işe ben hekesten daha layıkım” demesinden korkuyorum’ buyurdu. Fakat sonrada, Allah da, müminlerde Ebu Bekir’den başkasına razı olmaz. Halkın Ebu Bekir’e muhalefet etmesinden Allah’a sığınırım’ buyurarak bundan vaz geçti.”[3]

Bu hadise göre Peygamberimiz her ne kadar Allah’ın ve müminlerin Hz. Ebu Bekir’den başkasına razı olmayacakları düşüncesiyle onun ismini yazmaktan vaz geçmişse de, halife olarak onu tercih ettiğine işaret olarak namaz gibi çok mühim bir meselede imamlığa ısrarla Hz. Ebu Bekir geçirmiştir. Bu kendisinden sonra halifeliğe Hz. Ebu Bekir’in layık olduğu şeklinde yorumlanabilirdi. Nitekim halife seçimi tartışmasında bu gündeme gelmiş ve ümmet “Allah’ın Resulünün dinimiz için razı olduğu zata biz de dünyamız için razıyız” demişlerdir. Bunu diyenlerden birisi de Hz. Ali idi.[4]


[1] Tabakat 2:242 – 244; müsned, 1:325; İnsanül Uyun 3:456

[2] Hakiki İslam Tarihi ve Ehli Beyt, s.166

[3] Muslim, Fezaül Sahabe:11 İnsanül Uyun 3:456; Fethür Rabbani 23:58

[4] Suyuti, Tarihul Hulefa, s.9

A-L-E-V-İ
08.05.2006, 23:42
Peygamberimiz hastalığının iyice ağırlaştığı birgün, “bana kalem kağıt getirin de size benden sonra hiçbir zaman yolunuzu şaşırtmayacak bir yazı yazayım” buyurdu.

Hz. Ömer de oradaydı “Resulullahım hastalığ ağır bastı. Yanımızda Allah’ın kitabı var, o bize yeter” diyerek kalem kağıt getirilmesine karşı çıktı.

Ashaptan bazıları Hz. Ömer’in görüşünü yerinde buluyor; bazılarıda Resulullahın emrinin yerine getirilmesini istiyorlardı. Bunun üzerine Peygamberimiz, “Yanımdan kalkınız! Benim yanımda tartışma olmaz. Beni kendi halime bırakınız” buyurdu.[1]

Sayın "Delikanlı"...
Hadisin TAMAMINI yazsaydınız daha iyi olurdu?...
hani ibn'ul Abbasın KİME KIZIP DIŞARI ÇIKTIĞINI...
falan..

-Ömer bin hattab "vasiyete" karşı idiyse neden VASİYETLE İŞ BAŞINA GELDİ?...

delikanlı
10.05.2006, 16:39
ben sizin yazdıklarınıza cevap verdim ister sizde benim yazdıklarıma cevap verin mademki gadiri humda imamet halloldu o zaman bu vasiyetle ne yazılmak istenebilirki
ALLAH(CC) dinini tamamladığını bildirmişken

canugur
22.05.2006, 09:41
Peygamberimiz hastalığının iyice ağırlaştığı birgün, “bana kalem kağıt getirin de size benden sonra hiçbir zaman yolunuzu şaşırtmayacak bir yazı yazayım” buyurdu.

Hz. Ömer de oradaydı “Resulullahım hastalığ ağır bastı. Yanımızda Allah’ın kitabı var, o bize yeter” diyerek kalem kağıt getirilmesine karşı çıktı.

Ashaptan bazıları Hz. Ömer’in görüşünü yerinde buluyor; bazılarıda Resulullahın emrinin yerine getirilmesini istiyorlardı. Bunun üzerine Peygamberimiz, “Yanımdan kalkınız! Benim yanımda tartışma olmaz. Beni kendi halime bırakınız” buyurdu.[1] İslam tarihinde bu hadiseye “Kırtas hadisesi” denildi.

Şii kaynaklarında bu hadisenin devamı şöyle anlatılır:

“Bundan sonra Resulullahın yanında bulunan Sahabiler birer birer evi terk ettiler. Resulullahın yanında sadece amcası Abbas, oğlu fazl, Hz. Ali ve diğer Ehli Beyt kaldı. Sonra Abbas Allah’ın Resulüne seslenerek, ‘Ya Resulullah, eğer hilafet biz Haşimilerde olacaksa, bunu açıkça bildirin biz kendimiz halledelim.’ Resulullah buyurdu: ‘Hayır, benden sonra siz çok ayıf düşeceksiniz onlar size galip gelecekler ve hilafeti sizden gasp edecekler.”[2]

Oysa bu fikir bir çok noktadan doğru değildir. Her şeyden önce, madem Şiilere göre bu konuda ayet indi, Peygamberimiz Gadir Hum’da Hz. Ali’yi Allah’ın emri ile halife tayin etti ise daha niçin “Bana kalem kağıt getirinde size benden sonra hiçbir zaman yolunuzu şaşırtmayacak bir yazı yazayım” sözünden yine Hz. Ali’nin hilafetini yazacak olsun? Onların inancına göre Gadir Hum’da Peygamberimiz kendisinden sonra halifenin kim olacağını açıkça bildirdiğine göre, burada başka bir şey yazması gerekirdi. Demek Şia, çok kuvvetli gördükleri Gadir Hum hadisesinden tereddütleri varki vaşka deliller araştırıyorlar.

Ancak şunu ifade edelim ki ne Gadir Hum, ne de Kırtas hadisesi, Şiilere delil olabilir. Bu çeşit hadiseleri kesin olarak iddia etmek, aslında insanın haddini aşmasıdır. Çünkü, yazılmamış bir şey için “Şayet kalem kağıt getirilse idi Ali’nin halifeliğini yazacaktı” diye kesin konuşmak, Allah’ın indinde olan ve her şeyin yazılı olduğu Levh-i Mahfuzu görmeyi okumayı gerektirir. Ancak o zaman “Levh-i Mahfuz’da böyle yazıyor” denilerek, kesin konuşulabilir. Aksi takdirde yazılmamış ve hakkında hiçbir ip ucu olmayan bir konunun yazılacağını kesin olarak söylemek, gerçekten insanın haddini aşması, kendinde İlahi sıfatların varlığını iddia etmesidir. Kaldı ki zaten Şianın inancına göre Hz. Ali kırtas hadisesinden önce Gadir Hum’da halife olarak tayin edilmiştir. Böyle olunca “Eğer kalem kağıt getirilse Hz. Ali’yi halife tayin edecekti” demenin mantığını anlamak mümkün değildir.

Diğer taraftan Şiilere göre imamet meselesi dinin aslındandır. Yani inanç esaslarındandır. Bu inanca göre Peygamberimiz denin aslından olan bir şeyi yapmaktan Hz. Ömer’in muhalefetiyle vazgeçer miydi? Peygamberimiz Hz. Ömer’den korktu da mı Allah’ın emrini yazmaktan çekindi, isteğinden vazgeçti? Şiilere göre dinin aslından olan imameti halletmeden vefat eden bir Peygamber vazifesini yapmış yapmış sayılabilinir mi? Dinin aslından olan bir meselede kesin olarak belirtmeden Allah’ın “Bu gün sizin dininizi tamamladım” buyurması nasıl izah edilebilir? Dinin aslından olan bir şey yazılmadan din nasıl tamamlanmış olabilir? Kaldı ki, bu hadiseden sonra Peygamberimiz daha birkaç gün dünyamızı nurlandırmıştır. Eğer yazacağı şey Allah’ın emrettiği kesin bir şey olsaydı, bu müddet zarfında bunu yapardı.

Diğer bir husus, şayet kalem getirilse ve Peygamberimiz de bir isim yazacak olsaydı, hz. Ali’yi yazacağı kesin miydi? Başka birisini yazma ihtimali de vardı. Nitekim buhari ve Müslim’in Aişeden rivayet ettikleri bir hadisi şerif şöyledir:

“Resulullah hastalandığında, ‘Bana baban Ebu Bekir’i ve kardeşin Abdurrahman’ı çağır da bir yazı yazayım. Ben bir heveslinin çıkıp, “bu işe ben hekesten daha layıkım” demesinden korkuyorum’ buyurdu. Fakat sonrada, Allah da, müminlerde Ebu Bekir’den başkasına razı olmaz. Halkın Ebu Bekir’e muhalefet etmesinden Allah’a sığınırım’ buyurarak bundan vaz geçti.”[3]

Bu hadise göre Peygamberimiz her ne kadar Allah’ın ve müminlerin Hz. Ebu Bekir’den başkasına razı olmayacakları düşüncesiyle onun ismini yazmaktan vaz geçmişse de, halife olarak onu tercih ettiğine işaret olarak namaz gibi çok mühim bir meselede imamlığa ısrarla Hz. Ebu Bekir geçirmiştir. Bu kendisinden sonra halifeliğe Hz. Ebu Bekir’in layık olduğu şeklinde yorumlanabilirdi. Nitekim halife seçimi tartışmasında bu gündeme gelmiş ve ümmet “Allah’ın Resulünün dinimiz için razı olduğu zata biz de dünyamız için razıyız” demişlerdir. Bunu diyenlerden birisi de Hz. Ali idi.[4]


[1] Tabakat 2:242 – 244; müsned, 1:325; İnsanül Uyun 3:456

[2] Hakiki İslam Tarihi ve Ehli Beyt, s.166

[3] Muslim, Fezaül Sahabe:11 İnsanül Uyun 3:456; Fethür Rabbani 23:58

[4] Suyuti, Tarihul Hulefa, s.9
yüz yillar icinde dönem dönem cok iyi tasniflenmis efsanevi tarih dizini bunlar.
Kaldi ki, aralarinda bir kisim dogrular olsa bile, dogru olani yanlistan ve tahrif edilmislerden kimse ayiramaz.

Kendi hesabima hic birine asla inanmadigimi söylüyorum.

Bu gün dahi islenen bir cinayet, bir olay ve usülsüzlük icin, onlarca yalan, asilsiz haber ve ifadeler ortaya cikmaktadirki, gercek kesinlikl kolay kolay ortaya cikmamaktadir.

Hele ki günümüzde; 14 asir önce yazilanlara göre davranmak, düsünce üretmek bence büyük bir cahil cüreti ister diyorum.
saygilar

A-L-E-V-İ
22.05.2006, 21:17
ben sizin yazdıklarınıza cevap verdim ister sizde benim yazdıklarıma cevap verin mademki gadiri humda imamet halloldu o zaman bu vasiyetle ne yazılmak istenebilirki
ALLAH(CC) dinini tamamladığını bildirmişken


Sayın"delikanlı"...
Yazınızın NERESİNDE cevap verdiniz bilmiyorum ama..Ben sizin yazdıklarınıza cevap vereyim...

Ayrıca cevap diye yazdıklarınız KENDİNİZE AİT OLMAYIP muhtemelen bir siteden ALINTIDIR..

Gerçi..Cevabı benim üstteki yazılarımda verilmiş..


Peygamberimiz hastalığının iyice ağırlaştığı birgün, “bana kalem kağıt getirin de size benden sonra hiçbir zaman yolunuzu şaşırtmayacak bir yazı yazayım” buyurdu.

Hz. Ömer de oradaydı “Resulullahım hastalığ ağır bastı. Yanımızda Allah’ın kitabı var, o bize yeter” diyerek kalem kağıt getirilmesine karşı çıktı.

Ashaptan bazıları Hz. Ömer’in görüşünü yerinde buluyor; bazılarıda Resulullahın emrinin yerine getirilmesini istiyorlardı. Bunun üzerine Peygamberimiz, “Yanımdan kalkınız! Benim yanımda tartışma olmaz. Beni kendi halime bırakınız” buyurdu.

Sayın "Delikanlı"...
ilk olarak bu KIRTAS HADİSİ...Sünnilerin "Sahih!!!" diye bildikleri kaynaklarda da GEÇMEKTEDİR...

Ömer bin hattab ..
"Peygamberin hastalığı ilerledi" değil...PEYGAMBER SAYIKLIYOR...hatta başka aktarımlarda SAÇMALIYOR..manasında konuşmuştur..
Bilmezmi ki..
"O HEVASINDAN konuşmaz..."
Hem ömer bin hattab'a göre MANTIKSIZ ne demiştir ki Muhammed Mustafa..
SAYIKLAMA SAYILSIN...
Buna verecek bir cevabınız varmıdır?...

Hangi Cümlesinden anlamıştır SAYIKLADIĞINI...
ömer bin hattab...

O değil midir ?...

-"Her kim Muhammed öldü derse boynunu vururum " diyen?

-O değil midir?...Müşriklerle barışta "Muhammedin peygamberliğinden hiç bu kadar şüphe etmedim " diyen...

-Cahiliyye döneminde Kendi kızını bile DİRİ DİRİ toprağa gömen


O değil midir?..

"Recm ayeti Muhammedle birlikte inen ayetler arasında vardı biz bunu ezberledik ama şimdi bu ayet KAYBOLDU (bazı maktarımlara göre de KEÇİ YEMİŞTİR)..Eğer ömer kur'ana bir şey ekledi diyeceklerini bilmesem bu ayeti kur'ana eklerdim"
diyen...

Ömer Bin hattab...
Hangi RUH HALİYLE ...Hevasından "konuşmayan/konuşmayacak" Hz.Muhammed Mustafanın SAYIKLADIĞI teşhisini koyabilmiştir...

Oysa bu fikir bir çok noktadan doğru değildir. Her şeyden önce, madem Şiilere göre bu konuda ayet indi, Peygamberimiz Gadir Hum’da Hz. Ali’yi Allah’ın emri ile halife tayin etti ise daha niçin “Bana kalem kağıt getirinde size benden sonra hiçbir zaman yolunuzu şaşırtmayacak bir yazı yazayım” sözünden yine Hz. Ali’nin hilafetini yazacak olsun? Onların inancına göre Gadir Hum’da Peygamberimiz kendisinden sonra halifenin kim olacağını açıkça bildirdiğine göre, burada başka bir şey yazması gerekirdi. Demek Şia, çok kuvvetli gördükleri Gadir Hum hadisesinden tereddütleri varki vaşka deliller araştırıyorlar.

Ancak şunu ifade edelim ki ne Gadir Hum, ne de Kırtas hadisesi, Şiilere delil olabilir. Bu çeşit hadiseleri kesin olarak iddia etmek, aslında insanın haddini aşmasıdır. Çünkü, yazılmamış bir şey için “Şayet kalem kağıt getirilse idi Ali’nin halifeliğini yazacaktı” diye kesin konuşmak, Allah’ın indinde olan ve her şeyin yazılı olduğu Levh-i Mahfuzu görmeyi okumayı gerektirir. Ancak o zaman “Levh-i Mahfuz’da böyle yazıyor” denilerek, kesin konuşulabilir. Aksi takdirde yazılmamış ve hakkında hiçbir ip ucu olmayan bir konunun yazılacağını kesin olarak söylemek, gerçekten insanın haddini aşması, kendinde İlahi sıfatların varlığını iddia etmesidir. Kaldı ki zaten Şianın inancına göre Hz. Ali kırtas hadisesinden önce Gadir Hum’da halife olarak tayin edilmiştir. Böyle olunca “Eğer kalem kağıt getirilse Hz. Ali’yi halife tayin edecekti” demenin mantığını anlamak mümkün değildir.

Sayın"Delikanlı"...
öncelikle ...BİLMENİZ GEREKİR Kİ..
Gadr-i Hum hadisini Bir çok sünni alimde kabul etmiştir...hatta bu hadisin bir kısmı "Sahihlerde " bile kısmen yer bulur...

Hadis usulünde karşı çıktığınız bir nokta varsa (yada Alıntıladığınız yazarların)RİCAL ve SENEDEN Gadr-i Hum 'u irdelemeliydiniz...
Ya da...
Mana itibarıyle...

Kırtas olayında kağıt-kalem istemek ..Gadr-i hum'u inkar etmek anlamına gelmez..DESTEKLEMEK manasına gelir...
Eğer , KRİTERİNİZ OLAN "YAZARLARA" GÖRE..KRONOLOJİK olarak bir sonraki olayın varlığı öncekini ETKİSİZ kılıyorsa ...

Sünni fıkıhçıların çokça başvurduğu
TEFSİR İLMİ DİYE BİR ŞEY KALMAZDI...
Çünkü...Ayetlerin NUZÜL SEBEBİ (iniş sebebi) diye adlandırılan olguda her olay öncesi bir ayetle ilişkilendirilir..bazen de bu hadistir..
Merak ettiniz mi?..Neden her ayet İLLAKİ BİR HADİSLE yada OLAYLA Açıklanmaya çalışılıyor...NE GEREK VAR?..
Hatta bırakın Hadisin Ayeti açıklamaya çalışmasını İmam Şafi ...Ayeti HADİSLE ..TASHİH ETME (D Ü Z E L T M E)metoduna bile başvurmuş
Bu da Size bir Anektod olsun...

-Ayrıca...Hz.Peygamberin önceki uygulamalarını DESTEKLEYEN kronolojik olarak sonra gelen sonraki uygulamaları yokmudur?...

Diğer taraftan Şiilere göre imamet meselesi dinin aslındandır. Yani inanç esaslarındandır. Bu inanca göre Peygamberimiz denin aslından olan bir şeyi yapmaktan Hz. Ömer’in muhalefetiyle vazgeçer miydi? Peygamberimiz Hz. Ömer’den korktu da mı Allah’ın emrini yazmaktan çekindi, isteğinden vazgeçti? Şiilere göre dinin aslından olan imameti halletmeden vefat eden bir Peygamber vazifesini yapmış yapmış sayılabilinir mi? Dinin aslından olan bir meselede kesin olarak belirtmeden Allah’ın “Bu gün sizin dininizi tamamladım” buyurması nasıl izah edilebilir? Dinin aslından olan bir şey yazılmadan din nasıl tamamlanmış olabilir? Kaldı ki, bu hadiseden sonra Peygamberimiz daha birkaç gün dünyamızı nurlandırmıştır. Eğer yazacağı şey Allah’ın emrettiği kesin bir şey olsaydı, bu müddet zarfında bunu yapardı.

Yukarıdaki paragrafın yazarı ya hadisi OKUMADI yada kişileri KURTARMAK adına Tarihi inkar etmeyi bir yol seçiyor..şaşırmadım daha önceleri de Melun Yezidi KURTARMAYA çalışanları gördüğümden ....

Hadiste ..

-"YANIMDA TARTIŞMAYINIZ" İbarelerini GÖRMÜYORMUSUNUZ...
Burada ÇEKİNCE ne olabilir.?..

-KORKU MU?
- K A Y G I MI?...

....

İslam öncesinden beri KABİLECİLİĞİN ne kadar yaygın olduğu bir gerçektir..
Abdimenafoğullarının aralarındaki çekişme(kabenin anahtarı konusu) ...daha sonra ihtilafları artıracaktır....
Ümeyyeoğulları ile Haşimoğulları her zaman birbiriyle ihtilaf içinde olmuştur...Kabile bağı inançları bile etkileyecek kadar güçlüdür..
Zira ..Kabilelere özgü PUTLAR vardır..

Hz.peygamberin hakka yürümesinden sonra da bu kabile ihtilaflarını görmek mümkündür....

işte...Kırtas olayına gelinceye kadar ki süreçte islamın KABİLELER üzerinden yayılmaya başlaması (Evs..Hazrec gibi) ve bunların Liderlerinin İslam içindeki pozisyonları incelenirse Etkinliklerinde pek bir şey değişmedikleri ve kabile yönetiminde ki kararlarının belirleyiciliği de aşikardır..
Mesela...
"Rıdde" denen 18 kabilenin Zekatı vermeyi istememesi (başka kaynaklarda islamdan dönmesi yazar)Kabile Reislerinin kararı gereğidir...

İçinde bulunduğu toplumu iyi tahlil eden Fahr-ı kainat Muhammed mustafa
Kırtas olayının "Rıdde" ye kadar varabileceğini ve İslamın doğuş yıllarında iç çekişmlerle başbaşa kalacağını da farketmiştir...
Ömer bin hattab'ın ısrarını görünce...

Zaten bundan sonra ki süreçte Emevilerin (ümeyyeoğullarının) peygamber soyuna(Haşimilere ) olan KAN DAVASI iyice ortaya çıkmıştır...
-Savaş meydanlarında Kur'an mızraklara geçirilmiş...
-Hile üstüne hile kurulmuştur..
Bunları da yapanlar "SAHABE"...EMİR'ÜL MÜMİNİN diye sahiplenilmiştir..ve hala da sahiplenilmektedir...

Yezid melunu bile Toplum üzerinde baskı kurabiliyor ve Resulun ciğerparesi Hüseyini katlettirebilecek kadar taraftar bulabiliyorsa...

Sayın "delikanlı"...
ömer bin hattab'ın Gücü yada Etkisi ne haddeye varır?....
Fatıma'tül zehranın evini yakmaya kadar değilmi?...