Orijinalini görmek için tıklayınız : Hozat'ta Seslerle Üsümek


ALBAY_KAWA
06.04.2006, 03:48
Merhaba arkadaslar, asagidaki yaziyi sizlerle paylasmak istedim, size hozatimi tarif etmek istedim...

Hozat'ta seslerle üşümek

Köyüme, Hozat'a girişim, zaman adlı dere yatağından çıkmayı başarmakla mümkün oldu. Soluduğumuz hayatın bize nefes yerine tıkanıklık verdiği, anıları dam üstünde kurutmaya devam ettiğimiz ve 'kıymetli' sözcüklerden 'müjdeli' tümceler yaratmak adına şu zamanlardaydı o terk edilene yapılan yolculuk. Terk ettiğimiz köyler, kentler ve kasabalar ağlamazdı ardımızdan... Ağlarmış meğer!

Çocukluğumda, yaylaya çıkan anneannemlerin büyük kıl çadırlarına konukluğa giderdik. Dağlar özgürdü. Sırıtan suratlara bürünmemiş, bu kadar alaysı olmamışlardı henüz. Dokunduğumuz tüm anıların canlandığı; büyüdükçe biz, ete kemiğe büründüğü o kinsiz gökyüzüne dönüktü başları. Koyunların beyazlığını lekeleyen keçi karasına, çobanın yalnızlık şarkılarına ve kıl heybesindeki çökelekli katığına deniyordu rutin. Her gün ve her gece birbirine benzeyen bereketin kollarında sallanıyordu durmadan. En yüksekte olduğumuza inandığımız çadırımızla tüm dağları, tüm köyleri dolaştırıyorduk gözlerimize. İşte Hozat da o dağlardan birinin ardında, gece hafif ışık saçan varlığıyla yazılmıştı belleğime. Girişindeki askeri binadan başka da aklımda izini bırakmamış kasabanın varlığına dokunuyoruz kuzenimle.

17 yıl önce kuzenim de çocukluğunu terk etmiş. İlkokul, orta ve lise yıllarını geçirdiği o sokakları Avrupa sokaklarıyla değiştirmiş. Onun mihmandarlığında gezdiğim Hozat'ın Arnavut kaldırımlarını, şehirleşmeye yatkın havasını, gülümseyen insan yüzlerini öğretiyorum belleğime. İnsanlığın üzerinden geçen 'silici' silindir, belli ki uğramamış daha buralara. Sabah minübüsünü kaçırmışız, ama otostop yapma hakkımızı kullanmışız. Tam Hozat'a girecekken, küçük bir kanyon görüp, fotoğrafını çekiyorum. Adı nedir buranın diye soruyorum. Şoför, 'Kayışoğlu yarması' diyor. Hozat'ın tüm öyküsü bu yarma ile başlayıp, bu yarmayla bitecek, öğreneceğiz bunu.

Yağmur çıkıyor her taraftan karşımıza. Hozat'ı bir baştan bir başa dolaşmak hep Yağmur'a, o küçük bedeninde yaydığı ışığa, bize eşlik eden temiz soluğuna dokunmak demek aynı zamanda. Bir yokuşun başında ağırdan açılan bir mavi demir kapı, mavi adlı umudun ötesinde bize gülümseyen Yağmur... 'Bahçemizi gezin' diyor. Heyecanımızla doluşuyoruz meyve bahçelerine. Miraçtan iner gibi iniyoruz tüm yemişlerdeki kirlenmemişlik tadına...

Sokaklar dik ve eski yapılarla süslü... Kiminde sapsarı bir ev, kiminde renkli bir kapı; üstünde boyum kadar kartal asılı... Tümden ağaca kesmiş küçük ve umutlu bir kasaba... Dersim tarihi içinde kendisine çok anlamlı elbiseler diken, şarkıların en susuz yerinden çeşmeler yaptıran ve yoksulluğun koluna aşktan, umuttan bilezikler taktıran...

Boynunda muhtelif işlerde kullanılan bidonları asmış, sahte davulcu çocuklar... Onların heyecanını kalbine gömen günün ilk sabırlı ve sese dayanıklı ışıkları...

Uzaktan görülemeyen ama yakınlaştıkça bir çınar ağacına benzeyen neneler ve dedeler... Dedeler; bir şalvar bir cepkenle arz-ı endam ediyorlar park aile çay bahçesinde... Hele neneler. Geleneksel kıyafetleri, puşileri ile ellerinde kirmanileri kapı önünde, damın tepesinde bir ürünü adam etmekteler...

Huri Yıldız'mış adı... 1929 doğumlu. Yani o felakette, daha 9 yaşında bir çocukmuş. 'Bizimkiler gidip, fakir fukaranın davarını getiriyordu, onlar da şik‰yet ettiler ve o felaket oldu...' diye bahsediyor 1938'den. Karşı tepeyi eliyle göstererek, 'Oranın arkası dereymiş, herkesi o dereye attılar, babam kurtulmadı ama anam kurtulabildi. O zaman çocuktuk, gidikler gibi olmuştuk...'

Gidik, oğlak demek. Deyim bu ya, 'seni gidik gibi keserim!' Hörü ana buna işaret ediyor.

Hozat'ın tek parkında oturuyoruz. Nasıl da keyifli... Hep yaşlılar var; keyifli oyunlarla aralarında tatlı bir dil kavgası... Caddeden bordo takım elbiseli bir amca geçiyor. İlgiyle bakıyor bize. Yanımıza davet ediyor, bir oralet ikam ediyoruz. Divane Yalçınoğlu. Kureşan aşiretinden bir dede... O da o yılları anlatırken 6 yaşına dönüyor: 'Ermeniler burada çok öldürüldü. Hozat'ın girişinde Kayışlı yarması (uçurumu)na dolduruldular. Ama onları ihbar eden adam, o yarmanın başında süpürge otu toplarken düşüp ölmüş. Akibeti o yarmada olmuş yani...'

Başka bir ihbarcının hik‰yesi: Babası oğlunun işbirlikçiliğinden öylesine acı çekiyor ki, 'bugüne kadar varlığından kimseye hayır gelmedi, bundan sonra da gelmesin' diyor ve öz oğlunu kendisi öldürüyor.

Sonra 1937-38. Bu kez Hozatlılar birbirlerine bağlanarak o uçurumun tepesine götürülüyor ve en baştaki aşağı atılınca arkadakileri de çekiyor... Dere aldığı canlara doymuyor...

Hozat'ın tüm caddelerinden öykü akıyor ve bizim bunları dolduracak kadar torbamız yok! Eski ama eskimeyen evlerinde yenilenen filizlerle aynı sofraya diz kırıyorlar. Belediyenin ciddi ciddi umursadığı bir kasabada, benim ilk görüşüm, kuzenimin ise ilk gençliğine, yalnızlığına, büyümelerine hüzünle döndüğü bir gezideyiz. Her kapıdan bir selam ve ısrarlı yemek önerileri... Üstelik yalnızca iki yabancı olarak geçerken kapı önlerinden... Efraim ısrarla, bu insani güzelliğin birçok yerde ortadan kalkmış olduğunu söylüyor. Haklı da.

Belediye başkanını tanımak istiyoruz. Konuklarını kapıda karşılayan ve kapıya dek yolcu eden, oldukça kibar bir bey çıkıyor karşımıza. Babacan ve kendinden emin. Hiçbir şey söylemeden geçiyoruz odaya, hemen çaylarımız geliyor. Başka konukları da var. Hem onlarla hem bizimle konuşuyor. Derken Yağmur, bir izin peşinden sürüklenircesine çıkıyor karşımıza. Yağmur, mavi kapılı evin ardındaki bahçenin sahibi. Gittiğimiz her yerde, gezdiğimiz her sokakta bir tesadüfün yarattığı genç bir kımıldama... Kim olduğumuzu, neci olduğumuzu unutuyor, Hozat'ı yalnızca gezmek ve damarlarına dokunmak isteyişimizi anlatıyoruz Cevdet Konak'a ve çıkıyoruz yanından.

Mutluyuz. Çünkü gezerken o kadar çok 'iyi'yle karşılaştık ki... Bunların altında dinamik bir zihnin olması sevindiriciydi. Başkan Hozat'a bakıyor, buna inanıyoruz.

Mirazı (maya) suya çalmışlar ve tutmuş bu maya, burada, Hozat'ta.

Dost yüzler, dost sokaklar ve peşimden koşturan o davulcu çocuklar...

Hozat aklımda bir Atlantik gibiydi. Oysa şimdi kayıp kıtayı bulmuşçasına mutlu ve sevinçliyiz.

Yeniden köyümüze döndüğümüzde, nasıl bir zaman tüneline girdiğimizi anlatıyorum, fotoğrafları gösteriyorum aileme. Her evin odasında bir acı şarkı ve Hozat'ın tam göbeğine düşmüş bir Mikail Aslan sesi geliyor kulaklarıma: 'Elqajiye elqajiye/ wıy lemıne elqajiye...'


Saygilar

http://img117.imageshack.us/img117/4829/98fo.jpg

Hüseyin69
06.04.2006, 03:57
hic birsey yazmak gelmiyor icimden kawa beni anlamaya calis
sadece tesekürlerimi sunuyorum
sagol var ol brayemi

Dogan24
06.04.2006, 04:01
eline sağlık can çok güzel bir anlatım sagol varol
....

ALBAY_KAWA
06.04.2006, 04:18
Bu yaziyi defalarca okusam her defasinda sanki ilk defa okumus gibi ilk defa, hozat gitmis gibi, ilk defa orda yasamis gibi olurum ve bu duygular oraya olan özlemem, ordan uzak kalisim, yeniliklerinin bensiz olusu beni herzaman üzmüs ve bir tebessüme dogru itmistir, orda oldugumda, bile orayi özleyen biriyim.

Lamekan
06.04.2006, 05:11
Kawa bende gittiydim hozata 1 hafta 10 gün kaldıydım. Gerçekden güzel bir yer. Resimde görünen cep telefonu verisicisini kurmuştuk. Eski günleri hatırladım şimdi sağolasın..

Sağolasın bu güzel anlatımı paylaştığın için. Girişte yükselen binalar askeriye kamu binaları, hozat ise kabuğuna çekilmiş görünüyor bu resimde.

MetinK
06.04.2006, 13:23
Elimizden geldigi kadar cok gitmeliyiz dogup büyüdügümüz,bizi biz yapan topraklarimiza...
Bizi annemizle beraber o topraklarin dogurdugunu,mayasini (Miraz) o topraklarin verdigini unutmadan...
Bizi onlar dogurdu.Bizde onlara sahip cikarak onlara evlatligimizi gösterelim...
dostlukla...

ALBAY_KAWA
06.04.2006, 18:33
keske burdan oturup yazilar gönderecegime, orda olup, mektuplar gönderseydim buraya, daha cok anlatilacak görülecek yeri var, özlem duyulacak, ama yasanacak cok seyi var...

dersimkizi
08.04.2006, 09:07
kawa bu kadar güzel bir anlatım ve hozatın güzellikleri birleşince insanı duygulandırıyo ağlamaktan alamadım kendimi ve gerçekten ne söyleyeceğimi bile bilmiyorum harika kelimesi bile az gelir ellerine yüreğine sağlık yoldaş

ALBAY_KAWA
08.04.2006, 10:09
o sizin yüreginiziin ve duygulariniziin, güzelligi ben tsk ederim...

DersimVatan
10.04.2006, 17:04
çok süper bi yazı olmuş eline yüreğine sağlık...

eylüleren
10.04.2006, 17:24
paylaşımın için sağol bende gidip görmek isterim.ne zaman olur bilmem.....

seheryeli
10.04.2006, 17:38
yüreğine sağlık...
ben de çok özlüyorum dersim i..
aşına sevgi katılmış hoş sohbetlerini...

ALBAY_KAWA
11.04.2006, 00:32
valla dersimin her yeri ayri bir güzel, atmosveri suyu tasi, insani, agaci hayvani ile, gezilip görülmesi gereken bir yerdir, gitmek isteyenler düsünerek vakit kaybetmesinler... bence...

Saygilar